17 Eylül 2014 Çarşamba

Çirkin Güzel - Aslıhan Akagöz (Çirkin Güzel #1)


Kitap Adı:  Çirkin Güzel
Yazar: Aslıhan Akagöz
Yayınevi: Optimum Kitap
 Sayfa Sayısı: 464
Basım: 2014


İnsan sevdiğine kıyamazken , nasıl bile bile onun canını yakabilir ki?


Çirkin Güzel Konulu Kitaplara bayılırım demiştim değil mi? :)

Kilolu bir bayan olan, iyilik ve saflık meleği Melike babasının şirketinde çalışan, insan kaynakları müdürü Çağrı'ya daha ilk görüşte aşık olmuştur. Çağrı'dan da hamle görünce ikili kısa zamanda evlenirler ve Çağrı da şirkette daha iyi bir konuma gelir.  Melike hayatını o kadar Çağrı'ya odaklamıştır ki eğitimine bile devam etmez, evinin hanımı olur. 
Ancak birkaç yıl sonra Çağrı'nın kendini aldattığını öğrenir, hatta şahit olur. Ve çok acı bir şekilde bu evliliğin bir oyun olduğunu, kocasının ondan ve kilolarından iğrendiğini öğrenir.  Dünya sanki başına yıkılmıştır!

Ancak Melike bu yıkıntının altında kalmaktansa intikam almayı seçer! 
1 yıllık bir nekahet döneminden sonra okulunu bitirmiş, fit ve çekici bir şekilde geri döner. 
Ve artık Çağrı'nın patronudur. 
İntikam vakti gelmiştir!

---

Konuyu sürekli tekrarladığım gibi çok sevdim. 
Kapak inanılmaz başarılı. Çok beğendim. Kırmızı atkı, mektuplar... Harika. 
Bu şartlar altında kitaptan bazı beklentilerim vardı. 
Melike'nin kitabın başındaki kocasına ölen aşırı Polyanna hallerini yadırgadım :( Ve aldatıldıktan sonra çok çabuk değişti. Aldatılmak insanı tabi ki çok değiştirir ama o kadar pasif bir insanın sonrasındaki sert ve ani hamleleri sanki uymadı gibi geldi bana. 
Çağrı'yı hiç sevemedim. Baştan nefret ettirilen ama yine de tutunacak bir yer bulup hak verip sevdiğimiz karakterlerin anlatıldığı kitaplar hoşuma gider. Ama ben Çağrı'dan fazla nefret ettim sanırım. Tutunacak bir dal bulamadım :( 
Onun yerine Mehmet'e tutundum. Ancak sevgisini fazla canım, cicim, kaderim, arım balım peteğim olarak göstermeye başlayınca beni kaybetti.
Gökhan'a tutundum galiba sonra :p

Melike'nin değişim süreci inanılmaz kısa geçilmişti. Okumak isterdim, hayal kırıklığına uğradım... 100 kilonun üzerindeki birinin sadece spor ve diyetle zayıflaması aklımda soru işaretleri bıraktı. Sarkıklar, çatlaklar, psikolojik destek??
171 cm boyundaki birinin ideal kilosu 55 midir? 
3 yıldan fazladır okulu bırakmış biri nasıl tak diye okula dönebilir? Belki günümüzde mümkündür bilemiyorum. 

Yazarın akıcı sade bir dili var. Ama yer yer çok fazla tekrara ve uzatmaya düşmüş. Örneğin, Melike'nin aldatılma hikayesini 5 kere dinledik. Bazı sohbetler o kadar uzun ve kitabın akışı açısından olmasa da olurdu ki :(

Çok karakterli kitapları severim, epik fantastiklerin de en sevdiğim yanlarından biridir bu. Ama bir yandan da bu kitap daha sade tek bir kitapta yazılıp, Mehmet&Sinem'in, Gökhan'ın, Vedat'ın hikayelerini okuyacağımız 4 kitaplık bir seri mi olsaydı dedim kendi kendime. Kendi hikayesini hak eden karakterlerdi çünkü bana göre. 
Yine de bu haliyle de kötü değildi tabi ki, hatta fazla karakter bana iyi geldi. Kitabın bittiği yer devamı için feci merak uyandırıyor. 

Yazarın basılan ilk kitabı olduğu için bazı eksikliklerin olması çok normal (Ki bana göre böyle, size göre dört dörtlük bir hikaye olabilir) Kitabın özünü sevdim.  Aslıhan Akagöz'ün kendini çok daha fazla yetiştirip, çok daha iyi eserlere imza atacağına inanıyorum. Başarılar diliyorum. 

PUANIM: 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

14 Eylül 2014 Pazar

OKK 36.Blog Turu: Çirkin Güzel - Aslıhan Akagöz -Tanıtım-


Herkese merhaba!!
OKK’nın 36. blog turunun konuğu Optimum Yayınları’ndan çıkan Aslıhan Akagöz’ün yazmış olduğu Çirkin Güzel kitabı. Bu kez Türk bir yazarı turumuzda konuk ediyoruz. :)

Kitabımızı Tanıyalım;

Melike Çetinoğlu kilolu bir kadındır ve aynı zamanda kocasına delice aşıktır.Kocası tarafından da büyük bir aşkla sevildiğine inanmaktadır.

Ta ki bir iş adamının verdiği davette, aklının ucundan bile geçmeyecek bir gerçekle yüz yüze gelene dek...

Hayatının koca bir yalandan ibaret olduğunu öğrenmesi sonucu pembe gözlüklerinin arkasından baktığı dünyası bir anda kararmıştır.

Çareyi hem kocasından hem de alışık olduğu ortamdan tümüyle uzaklaşmakta bulur.

Bir yıl sonra tüm planlarını hayata geçirmiş bir şekilde geri döndüğünde ise artık kendine güveni tamdır.

Tek arzusu ise canını yakanın canını yakmaktır.

Çağrı Çetinoğlu ile görülecek son bir hesabı vardır.


Takvimimiz^^

14.09.2014
Tanıtım-Çekiliş

15.09.2014
Pudra Tozu- Çirkin Ördekten Beyaz Kuğuya
Kitap Tutkusu-Önokuma ve Yazarın Yazım Hayatı.
Kütüphanemden Kitap Manzaraları- Çirkin Güzel Konulu Kitaplar.
Fighting!!-Aslıhan Akagöz ile Tatlı Bir Söyleşi.

16.09.2014
Yorum

ÇEKİLİŞ
  2 Şanslı kişinin kitabı kazanacağı yarışmamız Okuyan Kızlar Kulübü Facebook Sayfasında!!


 Katkılarından Dolayı Optimum Kitap'a Teşekkürler^^



Devamını Oku »

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Kötü Çocuklar #1 - Soluk Soluğa - M. Leighton


Kitap Adı:  Kötü Çocuklar - Soluk Soluğa
Yazar: M. Leighton
Orijinal Adı: Down to You
Çeviri:  Banu Belgi
Yayınevi: Optimum Kitap
 Sayfa Sayısı:  299
Basım: 2014
Seri:  The Bad Boys #1 / Kötü Çocuklar #1

Serinin Diğer Kitapları: 
#1 Down to You / Soluk Soluğa
 #2 Up to Me / Tutkudan Sırlara
#3 Everything for Us  


"Birdenbire hayatımın bir tren kazasına uğramış gibi paramparça olduğunu hissediyorum. 
Ve çarpmanın büyük kısmı, iki erkeğin etrafında oluşuyor. Tamamen farklı sebeplerle beni parçalara ayıran iki erkek. İstediğim iki erkek. Sahip olamayacağım iki erkek. Düşünmekten kendimi alıkoyamadığım iki erkek. "

Bir senedir çıkmasını beklediğimiz bir kitaptı. Nihayet okuyucuyla buluştu.
Kitabı kısa sürede edindim, ancak sıra az biraz daha geç geldi çünkü ilk çıktığı dönem okuyasım gelmedi pek. 

Sonra kitabı okumayı düşünen tüm arkadaşlarım bir şekilde istemeden spoiler yiyince artık ben de mağdur olmadan okuyayım dedim. Ancak o süreci de çok yarasız atlatamadım, kitabın tamamen üstüne kurulu olduğu büyük sırrı emin olmamakla birlikte tahmin ediyordum. 

Gelelim kitaba!

Olivia arkadaşının bekarlığa veda partisindedir ve çılgınca partide beklenen şey striptizcinin gelin tarafından soyulmasıdır. Bu geleneği bizde hayal ettim de :p 
Gelin nazlanınca, en yakın arkadaşı Olivia kurban seçilir ve afet-i devran striptizciyi soymaya başlar, başta ters gelen olay heyecanlı bir hal alır. 
Olivia tam kendini kaptırmışken kapıdan gerçek striptizci girer.Yer yarılsa da içine girsem dedirtir bu durum Olivia'ya.
Eee, peki Olivia'nın soyduğu adam da kimdir?
Bayanlar, baylar; tanıştırmama izin verin: Cash Davenport!
Gece kulübünün sahibi. Kitabın kötü çocuğu...
Motorsiklet kullanan, siyahlar giyen, kötü çocuklara zaafı olan Olivia'yı ilk görüşte cezbeden şahıs.
Ancak bir sorun var. Olivia'nın kötü çocuklarla olan hiçbir ilişkisi iyi sonlanmamış.
Tam Olivia'nın tarzı, mıknatıs gibi ona çekiliyor kızımız ama cıss! Tehlikeli!
---

Utanç verici gecenin sabahında yataktan darmadağınık çıkan Olivia'nın ihtiyacı olan şey ayıltıcı bir kahvedir. Kuzeniyle aynı evde yaşamaktadır ve içeride kuzeniyle Cash'i görür!
Hem de pek samimi bir halde. 
İpler kopar Olivia'da, dün geceyi hatırlatır bir şekilde sayar döker adama.
Ama yine ofsayta düşmüştür bile!
Çünkü karşısındaki Nash Davenport'tur.
Cash'in avukat ve efendi ikiz kardeşi.
"Ey yer! Beni dibine çekmen için daha kaç rezillik lazım!" diye seslenir Olivia. 
Bayanlar baylar, tanıştırayım: Nash Davenport...
Nash, kötü çocuklarla bir türlü işlerin iyi gitmediği Olivia'nın tam da ihtiyacı olan kişidir. Düzgün giyimli, über yakışıklı, nazik, centilmen ve koskoca avukat!
Ancak bir sorun var. Nash, Olivia'nın nefret ettiği kuzeniyle sevgili!
---

Olivia napayım, kafamı bu taş gibi oğlanlardan hangi birine vurayım diye düşünmeye başlar.
Çünkü aynı anda ikisinden birden hoşlanıyordur!
İş bunla kalsa yine iyi, üstelik ikizler çok ama çok karanlık da bir sır saklıyorlardır.

Olivia için üzülme vakti!
---
Kitap tamamen bu sır üzerine kurulu. Bu yüzden kitabı okumadan bu sırrı öğrenmek demek kitabın %80'inin sizin için bitmiş olması demek. Ancak devam kitapları için umut vaadeden şeyler var birazdan değineceğim bu kısma. İş sırla bitmiyor, seri bazında bakarsak. 

Kitap, bölüm bölüm; Olivia, Cash ve Nash'in ağzından anlatılıyor. Bunu sevdim. 
Yazarın inanılmaz basit bir dili var. Fazla basit geldi bana yer yer. Bu yönden eksiydi biraz.
Oldukça da detaysız bir anlatımı var.
 Ancak basitlik neticesinde bir oturuşta okunuyor. Örnek: ben.
Akıcı demek istemiyorum, akıcı kitaplara haksızlık olur. 
Dil seviyesi basitliğinden ötürü kolay okunuyor. 
-yor dili kullanımı insanın gözünü tırmalıyor malesef biraz.

Açıkçası 2. kitaptan beklentilerim daha yüksek.
Çünkü ilk kitabın üzerine kurulduğu sırrın ortaya çıkması hiçbir şeyi bitirmiyor, aksine asıl meseleyi başlatan şey. 
Ve olaylar 2. kitapta ayyuka çıkacak tahmin edeceğim üzerine. 

Kitaptaki sırrı tahmin etmemiş olsam kitap beni ters köşe yapabilirdi. 
Bu da yarım ya da bir puan fazla vermeme neden olabilirdi. Ancak vereceğim maksimum puan zaten 3,5

İkinci kitabı gerçekten merak ediyorum!

PUANIM : 2,5'tan ♡♡♡

P.S: Kapağa aldanmayın, günümüz aşk seviyesinde bir kitap, o kadar yetişkin romans değil.

Devamını Oku »

3 Temmuz 2014 Perşembe

Babil.com'dan İlk Kitap Alışverişim ^^



Merhabalar,
Eminim bir yerlerde reklamını görmüşsünüzdür, Babil.com diye yeni bir alışveriş sitemiz oldu. Birçok internet sitesinde ve bilboardlarda reklamını gördüğüm bu siteyi, kargo da 1 Temmuz'a kadar ücretsiz olunca denemeye karar verdim. İzlenimlerimi de iyisiyle kötüsüyle paylaşmak istedim... 

Öncelikle kitaplar karton bir klasör içinde geliyor. Çok enteresan. Fazla yer kaplamadığı gibi, kitaplar da zarar görmüyor, hoş bir düşünce bence. 

Neler aldım yine?


Lara Adrian'ın Midnight Breed serisini çok severim. 
Serinin 6. kitabı Gece Yarısı Külleri'ni görünce hemen sipariş etmek istedim. Hazır kargo da ücretsiz. 

Sonra 1 seneden fazladır beklediğimiz Down to You / Kötü Çocuklar - Soluk Soluğa takıldı gözüme. Onu da ekledim kargoya, Laram Adrian'ım yalnız gelmesin dedim.

İlk kargom buydu ve ödeme yaptığım gün kargoya verildi, ertesi gün elime ulaştı. Wuhuu dedim şaşırdım bu hıza açıkçası. Tarihler 16 Haziranı gösteriyordu :p


Ardından iş yeri için kitap sipariş etmem gerekti, tekrar sipariş verdim. Tam da Ahlaksız Ritim'in ön siparişe çıktığı gündü, dayanamadım onu da ekledim. Ahlaksız Ritim ya, 4. kitap, deli bateristimiz Eric'in kitabı, kaçar mı??
Serinin ilk 3 kitabına dair yorumlarım:

En kısa zamanda okumam lazım *_*


Sonra baktım Kötü Çocuklar 2. kitap Tutkudan Sırlara da arz-ı endam etmiş eklemek lazım dedim. 
Bakalım bu seri nasılmış?


Deli olduğum ancak uzun zamandır beklettiğim bir seri olan Ölümcül Oyuncakların da ilk kitabını yıllar sonra nihayet aldım. Allah affetsin, Blog Günü etkinliğimizde Fighting!! ikizlerime gönderirken elim titremiş, ben de istiyorum diye ağlamak istemiştim :p 

Cadılığın Tarihi de hakkında okuma yapmayı çok sevdiğim bir konu, bunu de ekledim ^_^


İkinci kargo malesef çok gecikti. Bunun nedeni ise Ahlaksız Ritim'in piyasa süresinin uzamasıydı. Geç çıktı malesef. Diğer kitaplara ihtiyacım vardı, Babil'i arasam tedarik edilenleri gönderir mi diye düşünürken kargo geldi o.O 
Babil akıl okuyor la o.O
Tedarik edilenleri göndermişlerdi, şok. 
Diğer kitaplar da bugün itibariyle gelince, yazayım dedim. 

Genel olarak alışverişten memnun kaldım ancak benim için olumsuz noktalara gelecek olursak:
Birincisi piyasanın azıcık üzerinde ya da hemen hemen aynı fiyatlar; yani kargo işi olmasa alır mıyım bilmiyorum. 
Diğeri ise Papersense'in şu şirin kitapçığından elimde 4 tane oldu :O
Birini CNR Kitap Fuarında almıştım. Yolda ucu ıslandı. Pudra'da fazladan varmış, temiz bir tane oldu bende. 
2 alışverişime de bu kitapçıktan konmuştu, etti 4. 
Bir daha alışveriş yapsam yine gelir diye korkuyorum, ehe :)
Bir de 2 cilt halindeki bir kitap normal boy, biri ara boy geldi. Bu baskıdan mı yoksa onlar mı öyle yolladı sormayı düşünüyordum. Neyse geçti artık, aldığım kişi de pek umursamayınca, sorun olmadı. 

E-babil adındaki isim esprili mini dergilerine ve şekil şekil baykuşlu ayraçlarına bayıldım bu arada. 

Her alışveriş yazımın sonunda adet olduğu üzere, kitaplara toplu bakak mı?


Devamını Oku »

27 Mart 2014 Perşembe

Necdet Akkan ile Söyleşi :)



Tekrar merhaba :) Bu kez röportajla karşınızdayım. 

Geçelim röportaja ^^ 
-Merhaba,  öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkürler.
Sizi biraz yakından tanımak isteriz. Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?
 -Merhabalar.
 İki çocuklu bir aile babasıyım. Ve mutluyuz. Herkesin mutlu olması dileğimdir. Edebiyat iç dünyamda hiçbir zaman sönmeyen bir meşaledir. 

-Nasıl bir ortamda yazarsınız? Yazarken olmazsa olmazlarınız var mıdır?
 - Geceleyin sessiz bir ortam yazabilmemdeki en büyük faktörlerden birisidir. Eğer tam tersi olsa farklı duygular üretebilme şansına sahip olamam. Bu konuda yalnızlık ve sessizlik benim en büyük dostlarımdır. İç dünyalara hitap edebilme şansımı başka türlü kullanamam. Bu olgu zaman ve sabır işidir. Süreç ancak böyle devam edebilir.


-Kitabın değişik ve ilgi çekici bir adı var. Ne ifade ediyor, sizin için anlamı nedir?
 -Ruh önemli bir kavramdır. Hayal kurmak (hayalperest olmamak kaydıyla) insanı umutlarından vazgeçiremeyen en önemli unsurlardan biridir. İşte ''Hayallerim Ruhumu Öpüyordu'' adlı kitabım öpme duygusuyla özdeşleştiği için zaman ortaya bir bütün çıkar. Çünkü öpme duygusu çok duyarlı bir güdüdür. Ve insanın doğasında her zaman olması gereken hoş bir eylem şeklidir. Kitabın adının bu şekilde çıktığını çok rahatlıkla söyleyebiliriz.  Hatta güzel bir düşünüz gerçekleştiğinde hayallerinizin ruhunuza çiçek verdiği bile hissedebilirsiniz.


-Bu kitabın bir ilham kaynağı var mı? Varsa nedir?
 -İlham kaynağıyla beslenemeyen bir yazar, farklı duygulara ve iç dünyalara kolay kolay seslenemez. ''Hayallerim Ruhumu Öpüyordu'' adlı kitabım,  ikili ilişkilerde yaşanan yozlaşmaya karşı adeta bir tepkidir.  Yani şöyle ki; İkili ilişkilerin temelinde duygusallık ve romantizm eğer unutulduysa sorun başlamış demektir. Gayet tabii ki cinsellik ilişkilerin olmazsa olmazıdır. Fakat periyodik bir sürecin işlemesiyle buraya geliş daha anlamlıdır. Ve bireylerin karşılıklı mutluluğu buna bağlıdır.  Temeline cinsellik oturtulan ilişkilerde aşkın ne kadar önemli bir duygu olduğu unutulmaya mahkumdur. Eğer gerçek AŞK yoksa aldatma, sadakatsizlik, yalan mutlaka bu ilişkilerin içinde tartışmasız bir şekilde yerini alır. Sonuç mutsuzluktur. (Yalnız seks için yaşıyorum diyenler için bu sözüm geçersizdir.)  Benim bu kitabı yazmamdaki en büyük ilham kaynağım aşka duyduğum saygıdır. Onun içindir ki ''Aşk ebediyen yok oluşa inanmayan insanlara ait kutsal bir duygudur.'' cümlesini kullandım. Tersini düşünenler aşk var diyebilir mi?

-3. baskının haberini aldık ve çok sevindik. Tebrik ediyorum sizi. Peki, sizin bu konudaki duygularınız neler?
 -İnsanlara bir şeyler verebilme duygusu (iyi anlamda) benim için tarif edilemez bir mutluluktur.



-Her bir maddeyi tek kelimeyle ifade edecek olursanız;
Okumak: Kaçınılmaz
Yazmak: Mutluluk
Yazar: Hissettiriş
Okur: Sırdaş
İsabel: Aşk
Kerem: Aşk
Hayallerim Ruhumu Öpüyordu: Sonsuzluk
Optimum Kitap: Saygı

-Hayallerim Ruhumu Öpüyordu’dan sonra yeni bir çalışmanız var mı? Varsa biraz bahsedebilir misiniz?
- Evet var. Yaz ayları için çok ilginç ve çok farklı bir romanla siz sevgili okurlarımın karşısına tekrar çıkacağım.
En azından kurgunun çok farklı ve okurlar için çok anlamlı olacağını hissediyorum. İnsan ruhunun inişli çıkışlı halleri, derinlikleri ve arayışları romanın içinde yer alıyor. Daha fazla ipucu verip okurların hayal gücüne saygısızlık yapmayayım. 

- Yazmaya yeni başlayanlar için önerileriniz neler olur?
 - Çok kitap okusunlar ve nitelikli olanları araştırıp sorsunlar.

-Son olarak okurlarınıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?
 -Tüm kitap okurlarına en içten sevgilerimi yolluyor ve onlara sonsuz mutluluklar diliyorum.
Optimum Kitap'a bana bu fırsatı verdiğinden dolayı sonsuz şükranlarımı yolluyorum. 

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim. ^^   
Devamını Oku »

Hayallerim Ruhumu Öpüyordu - Necdet Akkan



Kitap Adı: Hayallerim Ruhumu Öpüyordu
Yazar: Necdet Akkan 
Yayınevi: Optimum Kitap
 Sayfa Sayısı:  477
Basım:  2012

---

Aşk düşünülür mü? Sadece yaşanılır... Hatta tek taraflı olsa bile... Yeter ki yaşa ve duy...

---

Bir romandan çok, birinin çok özel günlüğünü okumuşum gibi bir hisle okudum bu kitabı. Büyük aksiyonlar yok... Hissiyat ve düşüncelere daha fazla yer verilmiş.
Kerem bir gün "İnsanlara faydalı olacaksa, hikayem bana ait değil." diyerek tüm yaşadıklarını yazmış ve Cahit ağabeyine emanet etmiş. Ve ufak bir kaç süreçten sonra hikaye bize ulaşıyor. Kerem 40'lı yaşlara yeni adım atmış, giysi dükkanı işleten bir adam. 
Yaşamının tüm monotonluğunu kıracak biri giriyor bir gün dükkanından içeri. Isabel. 

Isabel, Gürcistan'dan çalışmak için Türkiye'ye gelmiş, herkesin ilgisini çekecek kadar güzel bir kız. İkilinin tanışmalarından sonra Isabel,izin günlerinde Kerem'in dükkanına gelmeye başlıyor ve gün hep şu cümleyle başlıyor: "Isabel; çay mı, kahve mi?"

Kitaptaki en naif ve hoş, her şeyi anlatmaya yeten cümle bu bence... ^^



Kerem ilk zamanlardan itibaren vurulmuş Isabel'e, Isabel'ın her sözünden bir anlam çıkarıyor. Kimi zaman olumlu, kimi zaman olumsuz. Kısaca biz de Kerem'in düşüncelerinde yaşıyoruz bu aşkı. 

Çok naif bir hikaye var. Adım adım, hatta parmak uçlarıyla yürüyen; seviyeli bir aşk bu. 
20.30'da yayınlanacak söyleşide bunun açıklamasını yapıyor yazar bize :) 
Kerem'İn zihnindeki tüm yankıları, bize de ulaşıyor. O nedenle onun düşüncelerinin izinde zaman zaman geçmişe de yolculuk yapıyoruz. 

Yazarın dili edebi, fakat çok sade değil. 
Hoşlanmadığım tek ayrıntı ise Kerem'in düşüncelerinde çok fazla tekrara düşülmesi. Kerem'in zihninden çoğu zaman aynı düşünceler geçiyor, bu da okuyucuların tekrar okuması demek... 

Naif, seviyeli, biraz gelgitli bir hikaye... 
Peki ya sonu?

YAZARLA SÖYLEŞİM 20:30 da sizlerle!!! ^^ 

PUANIM: 

ALINTILAR
Hayat eşittir mücadele... 
---
Değişiklik durdurulamayan zamanın bir parçasıdır.
---
Isabel artık tartışmasız bir şekilde benim dünyama girmişti. Ben onun dünyasında yer almayacaksam niçin bana geliyor ve her hafta da bir gün olan izin gününü benimle geçiriyordu?


Devamını Oku »

25 Temmuz 2013 Perşembe

OKK 6. Blog Tur - Kış Sarayı - Eva Stachniak * Yorum *




Merhabalar,
 Aslında biliyorum yorumumu dün yazmış olmalıydım ama 2 haftaya yakındır, diş ağrısı çekiyordum ve dün dişçiye gittim. Akşam da aşırı diş ağrım oldu ki doktorum zaten bunun olabileceğini söylemişti. Bu nedenle bir ağrı kesici alıp yatmak zorunda kaldım bu nedenle öncelikle üzgünüm... 

Gelelim kitaba...Aslında yorum yapacak değinmediğim bir nokta kaldı mı emin değilim çünkü yazarın anlatımını ne kadar beğendiğimden bahsetmiştim. Öyle çarpıcı bir anlatımı var ki, kalemine bayıldım... 

Konu deseniz tarihi romanları severim ve buna üstüne Rus Sarayı'ndan bakıyor olmak oldukça hoşuma gitti. Ve kızımız... Her şeye evet der, yapar görünürken o nasıl bir güçtür... Konuya çok girip işi sulandırmak istemiyorum ama tabi ki kısaca bahsedeceğim... Kızımız aslen Polonyalı ama ciltçi olan babasının daha iyi para kazanabilmek için Rusya'ya gelmesiyle sarayın kitaplarını ciltlemeye başlıyor. Kraliçenin gözüne giriyor. Ancak kısa bir süre sonra baba ve anne ölünce kızımız Varvara yapayalnız kalıyor. Kraliçenin babasına verdiği söz üzerine de saraya alınıyor. Başlarda çok zor şartlarda yaşıyor ve kraliçenin kendini fark etmesi için öyle çaresiz ki... Kraliçenin aşığı onu fark edip kraliçenin huzuruna çıkıyor ve Varvara kraliçenin casusu oluyor. Öyle taktikler öğreniyor ki Saray Entrikaları ve Casusluk Üzerine yazımı okuyabilirsiniz bunun için. 

Hikayenin öyle iç burkan bir yanı da var ki. Heyecanlanmamak ve o dünyadan korkmamak mümkün değil. İktidar ve güç takıntısının insana neler yapabileceği... Tabi bir de casusluk yaptığın kişiye duyduğun sadakat ve başkasına duyduğun dostluk hissinin karşı karşıya gelmesi...

Benim bu kitap için kullanabileceğim yegane sözcük "Çarpıcı/Vurucu" olabilir ancak. Çarpıcı bir konu, çarpıcı karakterler, çarpıcı bir mekan, çarpıcı olaylar ve çarpıcı bir anlatım...  Sanırım paranoyak oldum! :)

PUANIM: 

*Optimum Kitap' a katkılarından dolayı teşekkürler. *
Devamını Oku »

23 Temmuz 2013 Salı

Saray Entrikaları ve Casusluk Üzerine





Beni dinle. 
Ben biliyorum. 
En tehlikeli casus şüphelenmediğindir.
Diyor kitabın ilk bölümünde... Aslında tüm kitap da bu cümleler üzerine kurulu...  Herhalde asla ama asla bir sarayda yaşamak da istemezdim. Ama tarihi romanları okumayı severim. Tarihi romanlardaki, dönem yaşamı, dönem kıyafetleri, dönem gelenekleri, hatta yemekleri ve işkence yöntemlerine kadar... Bu konuda nasıl dolmuşsam, böyle bir yazı yazmaya karar vermiştim. Belki bıraksanız sabaha kadar boş boş konuşabilirim... Aslında içimden geldiği gibi yazacaktım ama bilgisayar başına oturduğum şu anda kitabın ayak izlerini takip ederek gitmeye karar verdim, haydi siz de peşimden gelin... :) 

Sarayda lüks, ihtişam ve mevki geçerlidir gibi görünür ilk bakışta. Aslında yüzeysel bakıldığında bu doğrudur da. İnsanlar size mevkinize göre davranırlar ama esasında bir sarayda asıl sözü geçen şey 'güç'tür. Güç ise ancak karşı taraftakine karşı avantaj elde etmekle olur. Açığını, sırrını bildiğiniz kişiye karşı da bir nevi avantaj elde etmiş olursunuz.  Eğer ki alt bir seviyedeyseniz gerektiğinde olumluya veya olumsuza çekilebilecek ortalama yorumlar her daim faydanıza olacaktır. 

Saray öyle bir zemin ki sanki buzdan bir zirve. Kaygan ve zirvede durması zor... Bu sadece en tepedeki kişi için değil herkes için geçerli. Öyle bir hiyerarşi ve herkesin mevkisi tehlike altında. Üsttekiler sizi kendi mevkileri ya da kendi çıkarına olan birinin mevkisini tehdit ediyorsanız aşağı itmeye, aşağıdakiler ise yükselmek için aşağı çekmeye çalışacaklardır. Bunu üstü kapalı davranışlar ya da arkanızdan çevrilen dolaplarla fark edebilirsiniz. Ama muhtemelen yaşlanıp ölene kadar o buzun üzerinde düşmeden kalmanız asla mümkün olmayacaktır... 

Sadece sevmediklerinizden kurtulmak için değil, yerinizi sağlamlaştırmak ve taraftar/dayanak elde etmek için de güce ihtiyacınız var. Arkanızdan oynananlar ve ortada dönenleri bilmek ayrıca yerinizi sağlam tutmak için, hamlelerinizi düzgün ve zamanında yapmak için doğal olarak ihtiyaç duyacağınız temel şey bir casus olacaktır... 

Bir casusun en önemli özelliği dikkat çekmeyen, fark edilmeyen, silik biri olmasıdır.  Böylece şüphe uyandırmayacaktır. "En tehlikeli casus şüphelenmediğindir." Ama senin casusundan her daim şüphelenmen gerekmektedir. Ya casusun sandığın kişi aslında başka birinin casusuysa? İşte böyle kaygan bir zemin dostlar. Hala saray hayatı düşleyen var mı? :p

Peki bir casus ne gibi özelliklere sahip olmalıdır?
Hadi kitaptan öğrenelim bu kısmı da... 

"Haklarında bir şeyler bildiğiniz casuslar ya açığa çıkarılanlardır, ya da kendilerini ifşa edenlerdir. Bunlardan ilki, arkalarında sözcüklerden bir yol bırakacak kadar aptaldır, ikincilerinse kendilerine ait sebepleri vardır. Belki de kendi önemlerine dair cansız bir anıdan başka bir şeyleri kalmadığından istiyorlardır itiraf etmek... 
Ya da belki de, diğerlerini uyarmak için. 
Ben bir ajandım, bir muhbir. Fısıltıların gerçeğinin taşıyıcısı. İçi boşaltılmış kitapları, sahte dipli sandıkları ve gizli koridorların kıvrımlarını bilirdim. Yazı masanızdaki kilitli çekmeceyi açabilir, mektupların mührünü kırıp yine de kimse okumamış gibi gösterebilirdim. Eğer odanızda bulunan ben isem, kilidin çevresindeki saçınızı sizin bağladığınız şekilde bırakırdım. Eğer gecenin sessizliğine güvenirseniz, tüm sırlarınıza kulak misafiri olurdum.  



Kızarmış kulakları ve pembeleşmiş yanakları fark ederdim - müzik aletlerinin içine atılan mesajları. Ceplere sokulmaya fazla hevesli elleri. Bir kuyumcu veya terzinin sık sık yaptığı alelacele ziyaretleri. Süslü elbiselerin altında, damlayan idrarı tutan deri çamaşırları, hizmetçilerin kanlı paçavraları bahçeye gömüşünü, ölümü korkutup kaçıramayacak olan soluk alma çabalarını.

Ölümün kokusunu alamazdım, ama yolladığı sinyalleri görebilirdim. Kalplerin çarpması, gözlerin büyümesi, ellerin titremesi, yanakların kül rengine bürünmesi. Kısa kesilmiş cevaplar, uzamış sessizlikler. Bunları her fısıltının bir şüpheli, yapılan ya da yapılmayan her hareketin , gelecekte kullanılmak üzere not alınıp saklandığı odalarda görmüştüm. Korkunun kalbe neler yapabildiğini görmüştüm. "

"Zerbsten yeni gelen bu tatlı kızı uyarabilirdim; burada, Rus Sarayı'nda hayat bir oyun ve her oyuncusu hile yapıyor. Herkes herkesi izliyor. Gerçekten tek başına olabileceğin hiçbir oda yok. Duvarların ardındaki koridorlar, labirentler oluşturuyor. Bilenler için, kimsenin şüphelenmeyeceği yerlere açılan dehlizler var. Boy aynaları açılır, kitaplıklar hareket eder, sesler gizlenmiş borularla iletilir. Söylediğin her sözcük tekrarlanabilir ve aleyhine kullanılabilir. Güvendiğin her arkadaş  sana ihanet edebilir. 



Sandıkların aranacak. Çift diplile ve içi boşaltılmış kitaplar gizlerini uzun süre koruyamayacak. Mektupların daha gönderilmeden kopyalanacak. Hizmetkarların, senin bir iç giysinin kaybolmasından yakındıklarında, bu, bir şişede kokunu saklamak için yapılmış olabilir ki, gerektiğinde av köpekleri seni bulmaya gönderilebilsin. "

"Sadakate inanmayanları, arzuları devasa ve dengesiz olanları, amaçları daima şüpheli olan insanları kullanma sanatıdır. Bizim için çalışan herkes daha yüksek bir teklife satın alınabilir. En iyi casuslar para için veya korktuklarından  hizmet edenler değildir. En iyi casuslar, en derin arzuları efendileri tarafından tatmin edilenlerdir." -Aklınızda casus tutma fikri varsa bunu kesinlikle dikkate almalısınız :) -

"Çok fazla konuşma. Çok soru soranlara dikkat et. Gergin bakışları, terli avuçları izle. Hiçbir yerin güvenli olmadığını ve hiçbir odanın tamamen mühürlenemeyeceğini unutma. İyilikseverlik gösterilerine inanma: her hediye, her gülümseme rüşvettir." - Bu kısm da casus olmak isteyen arkadaşların kulağına küpe olsun :) - 

Yazar entrikalar ve casusluk olayının içeriğini işte böylesine ustaca anlatmış ki kendi cümlelerimden utanacağımdan, kitabın peşinden gitmeye karar vermiştim, umarım doğru karardır. Sevgiler... :)


Devamını Oku »