14 Eylül 2020 Pazartesi

Cüneyt Arkın - Fakir Gencin Hikayesi


Merhaba,
Zaman zaman bende Nostalji hastalığı olduğunu düşünürüm. Belki zaman yolculuğu fikrinden bu kadar hoşlanmamın sebebi de budur. Çünkü böyle bir imkanım olsaydı bunun %80'ini geçmişe gitmek için kullanacağımı adım gibi biliyorum. Bugünü yaşayamayan insanların geçmişi veya geleceği idealize ettiği sık sık görülür. Ben de onlardan biriydim belki de uzunca bir zaman.

Mesela Yeşilçam'ı pek bir severim. 80'ler dönemi ya da arabesk filmlerin tepe noktasına çıktığı dönemler değil de genelde 70'ler filmlerini. Yeşilçam'a teşhis koysaydım Histeri teşhisi koyardım büyük ihtimalle. :) Tüm histerisine, arada doğallıktan ve inandırıcılıktan uzaklaşmasına rağmen beni epey çeker. Hâlâ ara ara açıp izlememin, sevdiğim filmlerin arşivini tutuyor olmamın sebebi de budur. Yormayan bir ev rahatlığı. Hani eve gelip pijamalarını giyip koltuğa uzanmışsın gibi bir his.

Aslında seneler önce Yeşilçam'la ilgili kişisel düşüncelerimden oluşan bir giriş yazısı hazırlamıştım blog için ama hiç yayınlamadım. Onu yayınladıktan sonra bazı sevdiğim filmlerin yorumlarını yazarım diye düşünmüştüm. Son yıllarda kendimden uzaklaştığımı fark ettiğim gibi blogumu da kaybedip yeniden bulmuş gibi hissediyorum. Belki cesaret verirseniz bir gün o yazıyı da yayınlarım. 

Sadece sevdiğim filmleri izleyip, arşiv tutup, müziklerini dinleyip, sevdiğim fotoğrafların koleksiyonunu tutmakla bitmiyor aslında bu sevgim. Ben Yeşilçam emektarlarının kitaplarını, ropörtajlarını okumayı da seviyorum. Zamanında Türkan Şoray'ın kitabını alıp okuyarak başlamıştım. Bazı kitaplar hatta defterler bile edindim. Zamanla onların da yorumunu umuyorum ki gireceğim. 

Bugün yazmak istediğim kitap ise okuyalı bir seneyi çoktan geçmiş olan: Cüneyt Arkın - Fakir Gencin Romanı. Değerli birinin tavsiyesiyle almıştım bu kitabı, benim hiç gözüme çarpmamıştı. Okuyalı geçen zamana rağmen bazı şeyler o kadar net ki aklımda; kendimi ifade edebileceğimi düşünüyorum. 

Not: Beni şok eden bir detay ise kitabın tükenmiş olması ve şu an ciddi olamayacak fiyatlara satılması oldu. 



 Adı: Fakir Gencin Hikayesi
Yazar: Cüneyt Arkın
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 189
Basım: Nisan 2014

"İşte bu yüzden ben hep dargın bakan bir çocuktum..."

Filmlerimde zalimin karşısında ezilen yoksulun,hakkı yenenin yanındaydım hep...
Güçlü, yiğit, cesurdum.
Emeğin, alın terinin yanındaydım.
Başıma gelecek belaları umursamadan, durmadan horlanan, hakkını arayamayan halkımın acılarını paylaşıyor, yenilmez görünen büyük, acımasız güçlerle ölümü göze alarak savaşıyordum.
Cömerttim, insan aşığıydım...
Yılmaz, cesur bir savaşçıydım.
Ordular bozuyor, kaleler fethediyordum.
Peki filmlerimde böyleydim de, özel hayatımda aynı doğrucu, halkını, yurdunu seven insan mıydım?
Halkıma ne kadar dürüst davrandım?
Hayatım boyunca, kendime bunları sordum, kendimle hesaplaşıp durdum.


Bu kitabı okumadan önce Cüneyt Arkın hakkında ne biliyordum? Ne düşünüyordum? Ve okuduktan sonra bunlarda değişiklik oldu mu? Bu soruları yanıtlamam daha doğru olacak sanırım. 
Filmlerini severek izlediğim biriydi, oyunculuğunu seviyordum. Özellikle romantik olanları. Diğer filmlerinde dublör kullanmamasına ciddi bir saygı duyuyordum. Herkesin bildiği esas adının Fahrettin Cüreklibatur olması, esas mesleğinin doktorluk olması gibi yüzeysel bilgilere de sahiptim. Hepsi bu... 

Bu kitapta bilmediğim epey şey olduğunu fark ettim. Hem Cüneyt Arkın'ın hayatına hem döneme ait pek çok şey öğrendim. Gazinoda sahne aldığını hiç bilmezdim mesela. Orada geçen "Bir mumdur, iki mumdur..." kısmı gibi kara mizah yerleri de vardı, içim yanarak güldüğüm; ciddi anlamda içime işleyen yerleri de vardı.

Bir dilim ekmeğin onun hayatındaki yeri gibi. Çocukken çektiği ciddi açlık nedeniyle yanından ve baş ucundan bir dilim ekmeği eksik etmemesi ve o ekmeği öpüp yatması gibi. Ekmekle ilgili anıları en çok içimi acıtan oldu. 

Bunun yanı sıra yaralanıp yatağa mahkum kaldığında geçirdiği o kötü gece ve içindeki gücün onu tekrar ayağa kaldırması... Asla kendinden ödün vermeyen bir insan olması öyle dikkat çekici ki. 

Başka hayatlarda etkilenecek, ders çıkarılacak ne çok şey var... 
Hiçbir şey dışarıda göründüğünden ibaret değil... 

Sevgiler.




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

8 Mayıs 2020 Cuma

Biz Evleniyoruz - Julia Quinn (Bridgertons #8)


 Adı: Biz Evleniyoruz
Yazar: Julia Quinn
Orijinal Adı: On The Way To The Wedding
Çeviri: Tuğba Şabanoğlu
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 453
Basım: Mart 2013
Seri: Bridgertons Serisi #8




"Gördüğüm en mutsuz gelinsin."
"Mutsuz değilim. Ben sadece şey hissediyorum..."
Ama ne hissettiğini bilmiyordu. Ne hissetmesi gerekiyordu ki? Kimse bunun için eğitmemişti onu. Bütün eğitimi boyunca; dadısı, mürebbiyesi ve Bayan Moss'un Okulu'nda geçirdiği üç yıl boyunca kimse ona bunun dersini vermemişti.
Neden kimse bunun dikiş nakıştan ve yerel danslardan daha önemli olduğunu fark etmemişti?
"Ben..." Artık anlamıştı. "Ben veda ediyormuş gibi hissediyorum."
Hermione hayretle gözlerini kırpıştırdı. "Kime?"
Kendime.
Öyleydi de. Kendine ve olabileceği her şeye veda ediyordu. 


Merhabalar :)
Yine okuduğum ama yorumunu henüz yazmadığım bir kitapla geldim. Alıntıların fotoğrafını çektiğim tarihten baktığım kadarıyla bu kitabı 04.01.2019'da okuyup bitirmişim. Burada bir taslak oluşturmuşum ama yazmamışım. Şimdi yarım bıraktığımız işleri tamamlayalım. ^^

Biz Evleniyoruz, Bridgerton Serisi'nin 8. ve son kitabı. 8. kardeşle seriye veda ediyoruz. Bu kitabın kapak tasarımını Epsilon'un ilk yayınladığı günü dün gibi hatırlıyorum. Bu kapaktaki çizimin suratını hiç beğenmemiştim. Bana çok gudubet gelmişti. :) Ama genel olarak bu serinin kapak tasarımlarını çok beğeniyorum ve serinin ruhuna uygun buluyorum. Maalesef ki Epsilon bu serinin kapaklarını değiştirme gaflet ve delaletinde bulundu. 


Yeni kapaklar bunlar. Epsilon'un hesabından aldım.:)
Kapaklar kendi başlarına kötü olmasalar da Bridgertons'a uygun olmadığını düşünüyorum. Martı bir dönem klasikler için bu tarz kapaklar kullanmıştı, onlar da hoşuma gitmemişti. Bu kapaklarla ilgili yorum sizin. Ama ben elimde eski kapakların olmasından mutluyum. 

"Ben bir hiçim.(...) Sensiz bir hiçim."
(...)
"Mübalağa ediyorum belki, ama hepsi bu. Beni daha iyi kılıyorsun. Bana dilekler diletiyor, umut ettiriyor ve ilham veriyorsun. Bir şeyler yapmayı istememi sağlıyorsun. Tanıdığım en iyi insansın sen, tanıdığım en onurlu insan. Beni güldürüyorsun. Ve düşündürüyorsun. Ve ben... Seni seviyorum."

Gregory ailenin en küçük erkeği. İçlerinde de en az tanıdığımız ayrıca. Zaten diğer kardeşlerin kitaplarında küçük bir çocuktu. Seride en çok 7. kitaptı tanıma fırsatı bulmuştuk. 
Yazar bu kitapta farklı bir şey denemiş. Bu kez erkek karakter Gregory, Hermione'a aşık oluyor ve onun için mücadele ediyor. Ancak Hermione başka birine aşıktır ve arkadaşı & refakatçisi Lucy bunun bir felaket olduğunu düşünüyordur. Hermione'u bu durumdan kurtarmak için Gregory'e Hermione'un kalbini çalma konusunda yardım etmeye karar verir.
Lucy gerçekten güçlü bir kadındı. Sevdiğim kadın karakterlerden biri oldu ama ailesine karşı boynu eğriydi :/ Amcası ona daha önceden ayarlanmış bir evliliği dayatmaktadır. Lucy ise yardımcı olduğu Gregory'e meyletmeye başlamıştır bile. 

Gregory, serideki erkek karakterler içinde en normal olandı. Bu hoşuma gitti. Gerçek aşka inanan, onu arayan, onun için mücadele eden zeki, ilgili, sevecen bir adam. Aşktan korkmuyordu; geçmişten gelen yaralar/ travmalar, karşı tarafı bir itip çekmeler yoktu. :)

Buna rağmen duygu geçişleri çok keskindi. Ve konu epey sallanmıştı. Diyaloglar bildiğimiz Quinn diyaloglarıydı ama bu konunun gereksiz uzayıp sallanması kitabı birazcık da olsa sönük kılıyordu. 

Sonu ise gerçekten çok güzeldi. Çok beğendim. Gregory'nin aşkı için savaşması ve abilerinin göze alamayacağı bir şekilde aşkına sahip çıkması çok hoşuma gitti. Bir seri de böylece bitmiş oldu. İlerleyen zamanlarda genel bir seri yorumu da yazacağım. :)
Mutlu sonlarınız daim olsun efenim. ^^




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

17 Ocak 2019 Perşembe

Öpüşünde Saklı - Julia Quinn (Bridgertons #7)



Adı: Öpüşünde Saklı
Yazar: Julia Quinn
Orijinal Adı: It's in His Kiss
Çeviri: Banu Belgi
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 383
Basım: Mayıs 2014
Seri: Bridgertons Serisi #7



"Eğer bir erkeğin seni sevip sevmediğini bilmek istiyorsan, emin olmanın tek bir yolu vardır. Öpüşünde saklıdır... Tüm hissettikleri, öpüşünde saklıdır."

Serinin sonuna yaklaştıkça Bridgerton ailesinin küçüklerine, diğer bir deyişle 'elimizde büyümüş' üyelerine  geliyoruz. Hyacinth de onlardan biri, hatta en küçüğü. Seri boyunca sivri ve bir o kadar kıvrak diliyle ağabeylerini, ablalarını çileden çıkarmasıyla ünlü, erkeklere atfedilen işleri yapmaya hevesli, nakış konusunda berbat, bir parça sinir bozucu karakterimizde sıra. 
Hyacinth sosyeteye takdim edileli uzun zaman olmuştur, tam 3 yıl. Ve bir kaç gereksiz kişi hariç doğru dürüst bir evlilik teklifi alamamıştır. 
Gününü biraz üstte anlattıklarımızla, diğer yandan 'yakın arkadaşı' haline geldiği ve bir nevi gençliğini temsil ettiği Lady Danbury ile geçirmektedir. Ona kitap okumaktadır. 
Bir müzikalde Lady Danbury'nin torunu Gareth St. Clair ile tanışır. Gareth'ın büyükannesine ait olan İtalyanca günlüğün çevirisi için yardıma ihtiyacı vardır. Ama alelade bir çevirmen tutamayacağı kadar hassas bir durum vardır ortada. O yüzden Hyacinth'e güvenir, ondan yardım ister. Hyacinth içinse gökte ararken yerde bulduğu bir maceradır bu. 
Gareth'ın babasıyla ciddi sorunları vardır. O kısımlar gerçekten etkileyici ve güzeldi. Gareth'ın başlarda Hyacinth'in yanında yer alması bir nevi babasına meydan okumak içindir.
Anthony ile konuştuğu kısım ise en çok güldüğüm kısımlardan biriydi. Serinin ilk kitabı ailenin en büyük kızı Daphne ile Anthony'nin arkadaşı Simon'ın kitabıydı. Anthony'nin Simon'a tavrını ŞU YAZIMDA paylaşmıştım. Geçen uzun yıllar Antony'yi epey yormuş olmalı ki Gareth'a tavrı bambaşkaydı: 
Anthony kendi kendine, "Bu harika bir gün," diye mırıldandı. "Harika bir gün." Keskin bakışlarını Gareth'a çevirdi. "Hiç kız kardeşin yoktu değil mi?"
Gareth, "Hayır," diyerek onayladı. 
Anthony kadehinin üçte birini tek dikişte içerek, "Benim tam dört tane var," dedi. "Dört. Ve artık hiçbiri benim sorumluluğumda değil. İşim bitti. Artık özgürüm."
Gareth dayanamayıp, "Ama kızlarınız var, öyle değil mi?" diye hatırlattı. 
"Sadece bir tane ve o da henüz üç yaşında. Bütün bunları tekrar yaşamama yıllar var daha. Şanslıysam Katolik olur ve kilisedeki rahibelere katılır.

Anthony'nin bu tepkilerine çok gülüyorum.:)

Julia Quinn'in zaten bolca kinayeli, esprili bir dili var. Bu, zaten sivri dilli olan bir karakterle (hatta Lady Danbury'i sayarsak iki karakterle) birleşince epey eğlenceli bir hal alıyor. 
Sevdim. :)



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

1 Ekim 2018 Pazartesi

Leyla İle Mecnun - Burak Aksak | Ardına Bakma Mecnun!


Kitap Adı: Leyla İle Mecnun
Yazar: Burak Aksak
Yayınevi: Küsurat Yayınları
 Sayfa Sayısı: 272
Basım: Nisan 2018


"Yine hevesimi ağzıma sokup kursağıma kadar ittirdiler.Yine senden vazgeçmem için ellerinden geleni yaptılar. (...) Yine yıldızlar kaydı ve benim hiçbir dileğim gerçek olmadı."

Ben geldim yine. :) Hep bu son bu son dedikten sonra yine biraz mecburi ara verdim. Bilgisayarımın klavyesinin bozuk olması, taşınma ve yerleşme telaşı, iş durumu derken blogdan epey uzak kaldığımın farkındayım. Ve hiçbir sosyal medya hesabını burası kadar benimseyemiyorum. 
O yüzden söz verip baskı altında kalmadan dilediğimce yazmaya aynı şekilde devam edeceğim. 
Arada taslaklarımın tozunu alıp fi tarihinden kalma yazılar paylaşabilirim, anlayışınıza sığınıyorum :p 
Sararmış çeyiz sandığından mı çıkardın bunları, miras mı kaldı gibi incitici şeyler söylemeyeceğinizi umuyorum. :) Gereksiz kamu spotundan sonra yorumuma geçebilirim. 

"Varsın kürek kürek atsınlar üstüme toprağı. Sonuçta bu mezarı Leyla kazmıştı."

Leyla ile Mecnun dizisi 2011 - 2013 dönemini ve en çok da sonrasını sallayan bir dizi oldu. Vay be yayından kaldırılalı dahi 5 seneyi geçmiş... Zaman ne kadar hızlı geçiyor. Ama bu kadar zamana rağmen dizi popülerliğinden bir şey kaybetmiş değil. 
Klişelere çok girmek istemiyorum hani eski dizilerin tadı, o mahalle kültürü, sıradan insanların sıradan ama samimi hayatları vs... Bunları zaten biliyorsunuz. Zaten diziyi sevdiren temel şeylerden biri bu biri de bol göndermeli kaliteli mizahıydı. 

Diziyi pek çok sevenlerden biri de benim. Hatta arşivime kattım belli aralıklarla baştan sona tekrar izliyorum. :) Arada O Geminin Gelmesi, Mecnunun Bedduasının Tutması gibi o duyguları tazeleyen şeyler oluyor işte. Bu döngüye alışmışken bir de dizinin senaristi Burak Aksak'tan bu efsanenin kitaba dönüşeceği haberi geldi. Harika bir haberdi. Bize de alıp okumak düştü. 
Kitabı zaten çıkar çıkmaz almıştım, ŞURADAN alışveriş yazısına gidebilirsiniz. 

"Kabayım ya evet, kaba olan ben oliyim. Sen bi' çiçek uğruna unut beni ama kaba olan ben olıyım. İnan senin için her şeyi yaparım. Ama arada kalan adam olamam. Sadece o zengin züppesiyle diyil kimseyle yarışamam ben. Kaybetmekten korktuğumdan diyil. Yarışmaktan anlamam. Hem sevgi dediğin nasıl yarıştırılır ki? İlla bağıra çağıra haykırmak mı gerekir sevdiğini? Gösterişli hediyelerle ya da şaşalı cümlelerle süslemek mi gerekir sevgiyi?Ne gözlerine bakıp söyleyebilirim ne de pazarlayabilirim sevgimi."

Şimdi sırada kitabın yorumu. 850 satır geyik yaptıktan sonra -_-
Kitabın kapağını çok beğendim. Hem bu kadar sade, hem güzel, hem de her şeyi bu kadar iyi özetleyen bir kapak olması bende bu düşünceyi uyandıran. Gerçekten başarılı
Burak Aksak'ın bir yayıneviyle anlaşmak yerine kendi yayınevini kurmasını ise gerçekten olumlu karşılıyor, hatta destekliyorum. 
Kitabın kendisine gelirsek diziyi izleyenler birçok yeri hatırlayacaktır. Diziden birebir alınan sahneler mevcut. Ama kitap elbette birebir dizinin kopyası değil, öyle olması mantıksız olurdu zaten. 
Burak Aksak her şeyi en baştan anlatmış. Leyla ile Mecnun'un tanışmasından. Bu kez tanışmaları çok daha farklı gerçekleşiyor ama nasıl tanışırlarsa tanışsınlar bu bizi yine nihai sonuca götürüyor. Leyla ile Mecnun'un aşkına...


Mecnun yine aynı Mecnun... Diğer karakterler de keza öyle. Dizidekilerle aynı şekilde gözünüzün önüne gelmesi işten bile değil. İsmail abinin sülalesine bile birebir yer verilmiş. :) Dizide sevilen bir detaydı, kitapta heba olup gitmemiş olmasına sevindim. 
Bir karakter var ki dizideki Leylaların hiçbirine benzemiyor... 
Dizideki Leylalar içinde ne olursa olsun favorim her zaman 1. Leyla idi. Bu, dizi bitene kadar da şimdi de değişmedi. Bence Mecnun'u o Leyla gibi kimse sevemedi, Mecnun da hiçbir Leyla'yı öyle sevmedi... 
Sanırım en antipati duyduğum Leyla da son Leylamız olan Melis Birkan'ın canlandırdığıydı...
Kitaba dönersek bu Leyla dizi tarihi boyunca karşımıza çıkan hiçbir Leyla'yı hatırlatmıyor. Ben favorim olduğu için ilk Leyla'yı canlandırmak istedim zihnimde ama farklı fiziksel özellikleri olan, farklı konuşan, farklı karakterde bir Leyla oldu çıktı. 
Bu Leyla yeri geldiğinde daha argo konuşabilen, zengin kızından çok daha bir mahalle kızı olmaya yatkın, çevre sorunlarına ve toplumsal sorunlara daha duyarlı bir Leyla. 
Mesleği de hepsinden farklı olarak; Arkeolog.

"İşlerin ters gitme ihtimali varsa, mutlaka ters gider. Kaan buna 'Murphy Kanunları' diyor. Annemse 'Besmelesiz çıkıyon evden ondan oluyo, sağ ayağınla çık şu evden' diyor. Babam da 'Genze kadar çekceğin suyu, geniz önemli' şeklinde yaklaşıyor meseleye. (...) İsmail Abi de 'İş mi? Ne işi? Yol-yemek-sigorta varsa çalışırım hacı' diye baştan aşağı yanlış anlıyor meseleyi. Bense kısaca 'İşte hayatım' diyorum."

Okurken bozuk bir Türkçe kullanılmış, hatta Burak Aksak editörün bunları düzeltmeye yeltendiğinden bahsetmişti. :) Günlük, kuralsız bir Türkçe demek daha doğru belki de. 
Ufak bir ayrıntı daha, kitap Nisan 2018 baskısı ve kitapta doların 3,80 TL olduğu yazılmış. :)
Arda - Mecnun diyaloglarını dizide de severdim, kitapta da es geçilmemiş :) 
Okurken dizinin senaryosunun yanı sıra oyuncuların da o başarıda ne kadar büyük payı olduğunu daha iyi görebiliyorsunuz. 

Gelelim esas merak ettiğim noktaya.
Dizi final yapılmasına izin verilmeden yayından kaldırılmıştı.
Daha sonra Ben de Özledim dizisinin ilk bölümünde finali yapılmıştı. Ama sonra o finalin Ali Atay'a ait final olduğu, Burak Aksak'ın zihnindeki asıl final olmadığını öğrenmiştik. 
O yüzden bu kitabın finalini, Burak Aksak'ın finalini daha çok merak ediyordum. 
Onu da görmüş oldum. :)


Levyeli abinin önerisine uyarak ben de sizi etkilemek için şu alıntıyı koyuyorum.
Gökdelenler, şehrin mezar taşıdır... 
:)






Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

17 Şubat 2017 Cuma

Ocak - Audrey Carlan (Takvim Kızı - Calendar Girl #1)



Kitap Adı: Ocak
Yazar: Audrey Carlan
Orjinal Adı: January
Çeviri: Esra Çetin
Yayınevi: Arkadya Bitter
Basım Yılı: Aralık 2016
Sayfa Sayısı: 136
Seri: Takvim Kızı / Calendar Girl #1

Seri Sıralaması
#1 Ocak / January
#2 Şubat / February
#3 Mart / March
#4 Nisan / April
#5 Mayıs / May
#6 Haziran / June
#7 Temmuz / July
#8 Ağustos / Agust
#9 Eylül / September
#10 Ekim / October
#11 Kasım / November
#12 Aralık / December


"Emin ol, küçük kız. Bu bir şaka değil. Babanla eski sevgilinin yaptıkları kaderini çoktan belirledi."

Mia Saunders'ın babası bir mafya babasından (ki Mia'nın eski sevgilisi) aldığı yüklü miktardaki parayı geri ödemezse öldürülecektir. Hayali oyuncu olmak olan Mia, bu durumda bu parayı bulmak için iyi gelir elde edeceği bir iş bulmak zorundadır. Bulur da! 
Her ay farklı bir erkeğe eşlik edecek, bir yılın sonunda da gerekli parayı elde edecektir. Bağlanmadan, aşık olmadan... 

Yani o cemiyetin yeni takvim kızıdır. 

İlk taliplisi ise III. Weston Charles Channing. Evet, üçüncü :)
Harika sörf yapıyor ama tek iyi yanı bu değil elbette. Buradan ötesini anlatmasam da olur gibi.



Arkadya Bitter yetişkin romans türünde kitaplar yayınlayan bir yayınevi. 
Bu seri genelde çıkardıkları kitaplardan bir parça daha farklı. Bir günümüz aşk romanında olacak seviyede, tam olarak yetişkin kategorisine girmiyor bence. 

Onun dışında kısacık. Kitap okumaya yeni yeni döndüğüm şu günlerde bana ilaç gibi geldi. Uykusuz olduğum bir gecede bir kerede bitirdim. Rahat bir dili var. 

Ve oldukça esprili. Mia çok fazla duygusal dehlizlerde dolaşan bir karakter değil, bakış açısı insanı sık sık güldürüyor. Mia'nın maceralarını anlatış şeklini sevdim. 

Günümüz aşk romanıyla, beyaz dizi arasında eğlenceli bir hikaye diyebiliyorum şimdilik.


Açıkçası seriye dair esas hislerimin ikinci kitabı okuduktan sonra netleşeceğini düşünüyorum. Çünkü Mia, arka kapak yazısından da anladığımız üzere her ay farklı birine eşlik edecek. Yazarın bunu nasıl ele alacağını ve nasıl bağlayacağını merak ediyorum. Şubat kitabında bu biraz daha anlaşılacak gibi. 


O zamana kadar, kitabı sevdim. 

Sevgiler:* 

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »