17 Haziran 2015 Çarşamba

★ Lisa Renee Jones ile Röportaj ★


Arkadya Bitter, Arkadya Yayınları'nın yan dalı demiştik. Yayınevinin ve Inside Out Serisinin ilk kitabı Senin Yerinde Olsam'ın yazarı Lisa Renee Jones'la sohbet ettik. 
Seri hakkındaki yazımı okumak için TIKTIK!

Ve gelelim röportaja.

1- “Senin Yerinde Olsaydım” Türkiye'de yayınlanan ilk kitabın. seni daha yakından tanımak isteriz. Bize biraz kendinden bahseder misin? 

Tabii ki! Aslen Austin, Texas'lıyım. Birkaç yıl önce eşim ve oriental shorthair kedim Julie'yle Colorado'ya taşındık. Kendini tamamen işine adamış biriyim. Açıkçası bu yıl aşırı yoğun ve biraz çılgın işlere giriştiğimi kabul ediyorum. Ama ben bir işkoliğim bu yüzden yeni projelere atılmayı çok seviyorum. Eminim Inside Out serisinin  Team Todd'dan (Alica Harikalar Diyarı, Aşkla Randevu, Ajanlar Kralı) Suzanne Todd ile bir Tv programına uyarlandığını biliyorsundur. Fırtına gibi ama heyecanlı zamanlardı. Kitabımın ekranda hayat bulmasını görmek için sabırsızlanıyorum. Ve bununla ilgili haberleri paylaşmak için ölüyorum, umarım çok yakında yapabileceğim. 


2- Inside Out Serisini (Kayıp Günlükler Serisi) henüz okumamış birine nasıl tarif edersin? 

Tipik olarak "Kayıp Kız" ile "Grinin Elli Tonu"'nun birleşmesi olarak tarif edebilirim. Çok karanlık ve çekici. Kesinlikle çok fazla merak unsuru var.


3- Kitabın gerçekten çekici bir konusu var. Özellikle günlükle ilgili kısımlar oldukça gizemli ve ilginç. İlhamın neydi? 

Bir şekilde daha çok gerçek  hayattaki olaylardan ilham aldım. Eşimle ben de aynı Storage Wars (Depo Savaları) programındaki gibi bu depo avlarına çok katılırdık. Eşim bir gün depolardan birinde bir günlük bulmuştu ve okumaya başlamıştı. Tabii ki o günlükte Sara'nın bulduğu Rebecca'nın günlüğündeki gibi skandallar yoktu. Ama kesinlikle bu hikayenin kıvılcımını o başlattı.   


4- Yazma rutinin nasıldır? 

Kedim Julie ile devasa bir koltuğa oturup yazıyorum. Ama kendimi bir programa uymaya zorluyorum. Sabahları kalkıp duş alıyorum ve herhangi bir sabah 9, akşam 5 çalışanı gibi hazırlanıyorum. Sonra oturup sosyal medyayla da ilgileniyorum. Ama yapabildiğim kadar çok zamanı yazmaya ayırmaya çalışıyorum. Akşamları dışarı çıkıyorum. Sonra yeniden yazmaya dönüyorum. Bu yüzden kafamı rahat tutabilmek için kesinlikle program yapmam gerekiyor.


5- Kitaptaki iki erkek karakter de çekici. Ama ben Team Mark'ım. *_* Senin için Chris mi, Mark mı?

Bu bana en sevdiğim çocuğumu sormak gibi! Chris için çok tatlı bir zaafım olduğunu söylemek zorundayım çünkü eşim Diego'yla çok fazla benzer özelliği var. Mark'ı da seviyorum, onun da kalbimde çok özel bir yeri var!


6- Senin Yerinde Olsaydım, daha e-kitap iken çok büyük ilgi gördü ve birçok kişi tarafından sevildi. Sence bunun sırrı nedir? 

Bilseydim bunu yayınladığım tüm kitaplara uygulardım. :) Ama şaka bir yana, bence sırrı içindeki gizemde. Sar'nın daha önce hiç tanışmadığı halde Rebecca'nın hayatının bir parçası olması gibi. Diego da günlüğü bulduğunda aynısı olmuştu, bir türlü elinden düşürememişti. Ateşli erkeklerin olması da inkar edilemez bu arada. Nedeni ne olursa olsun, bu serinin kendine böylesine harika okurlar bulmasından çok mutluyum. 


7- Inside Out serisinin (Kayıp Günlükler Serisi) Tv programı olacağını biliyoruz. Ne tür bir program olacak, biraz anlatır mısın? 

Umuyorum ki harika bir program olacak! Şu an için tek söyleyebileceğim ise yapımcı Suzanne Todd'la harika bir ilişkimiz olduğu! Senarist Nina Colman ile de tanıştım, inanılmaz biri. En iyisini yapacaklarından ve okuyucularının istediğini vereceklerinden zerre şüphem yok. 


8-  Okurlar Chris Hemsworth'ü Chris, Odette Annable'i ise Sara olarak düşünüyorlar. Mark'tan ise henüz emin değiller. :) Senin karakterlerinle özdeşleştirdiğin biri var mı? 

Açıkçası ben yazarken Mark'ı Alexander Skarsgard (True Blood'daki Eric Northman) olarak düşünmüştüm. Yapımcıların karakterler üzerinde düşündüğünü duydum ve kesinlikle benim üzerinden gittiğim karateristikleri araştırıyorlar, o yüzden eminim ki cast mükemmel olacak. Ama Mark'ı yazarken zihnimde canlandırdığım kişi Alex'ti ama okurlar da bana HARİKA önerilerle dönüş yapıyorlar!


9- Ayrıca bir de YouTube  kanalın var. Videoların oldukça keyifli. Video çekmeye nasıl başladın? 

Teşekkür ederim! Tamamen bir anlık fikirle, daha fazla okuyucumla iletişime geçebilmek için başladım. Diego'yla benim için cidden çok güzel bir yan çalışma oldu. Yakında yeni videolar gelecek!


10- Bana vakit ayırdığın için teşekkürler. Eklemek istediğin bir şey ya da Türk okurlarına bir mesajın var mı?

Türk okuyucularıma Inside Out serisine ilgileri için şimdiden teşekkür ediyorum. Çevirilmesine çok sevindim, umarım beğenirsiniz. Hepinize teşekkür ederim!!


Gerçekten çok aktif ve şirin bir bayan. 
Kendisine ulaşabileceğiniz sosyal medya hesapları:

Website
YouTube
Facebook
Twitter



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!! 
Devamını Oku »

15 Mart 2015 Pazar

Kimberley Freeman'la Röportaj


Kır Çiçeği Tepesi'yle tanınıp sevilen, ardından Deniz Feneri Koyu'yla okurlarını hayal kırıklığına uğratmayıp yine harika bir hikayeye imza atan Kimberley Freeman'la röportaj yaptım.
Kendisini biraz daha yakından tanımak için sizleri de davet ediyorum.

Bu arada yazarın bizim için çektiği resmine bayıldım! Henüz Deniz Feneri Koyu ona ulaşmadığı için Kır Çiçeği Tepesi'yle çekinmiş, oyy! ^_^

---

-Merhaba Kim, seni ilk Kır Çiçeği Tepesi'yle tanıdık. Şimdi ise Deniz Feneri Koyu'yla yeniden bizimlesin. Kendinden biraz bahseder misin?  

 

Brisbane, Avusturalya'da yaşıyorum. Kitapları her daim sevdim. Hayatımı kitapları düşünerek, kitaplar hakkında konuşarak ve kitap yazarak geçirdiğim için çok mutluyum. İki küçük çocuğum ve bir sürü evcil hayvanım var.


 

-Deniz Feneri Koyu'nun geçtiği mekânı gerçekten çok sevdik. İlhamın neydi?

Yaşadığım yere iki saat uzaklıkta, kuzeydeki Sunshine Sahili'nde yaşayan birine zamanında duygusal bir ilgim vardı. Orası dünyanın en güzel yeriydi. Sahiller ıssız ve el değmemişti. Bunu görünce, hikayeyi Sunshine Sahili üzerine kurmak zorunda olduğumu biliyordum.


-Avusturalya'yla olan bağını biliyoruz ve kitaplarında çoğunlukla Avustralya'yı kullanıyorsun. Gerçek hayat hikayenden bir şeylerin de kendini kitaplarında gösterdiğini söyleyebilir miyiz? Bize biraz bu durumdan bahseder misin?

Benim hayatım çok ama çok sıkıcı! Özellikle heyecan verici hiçbir şey yapmamışımdır. Yokluk içinde büyüdüm. Yirmili yaşlarımda okula geri döndüm. Doktora derecesi aldım ve kitap yazmaya başladım. Maceralarımı kitaplarım üzerinden yaşadığımı düşünüyorum. Gerçek hayatımda macera yaşamak istemiyorum. Sessiz sakin bir hayatı tercih ediyorum.


-Kitapların iki farklı zaman dilimi üzerine kurulu. Geçmiş ve günümüz. Okurların da bu durumu çok seviyor. Hangi yılı, hangi olayı yazacağına karar vermeden önce araştırma yapıyor musun?

Genellikle kitaplarımı ilgimi en çok çeken zaman dilimleriyle ilgili yazıyorum. Zaman aralığına, hangi zamanda geçeceğine karar vermeden önce bir sürü araştırma yapıyorum. Genellikle geçmişte kadınların ne tür hayatlar yaşadığı üzerine düşünüyorum, bazen iş sadece kıyafetlerle ilgili oluyor!   - Ah şu dönem kıyafetleri aşkı. :) -

-Kitaplarında iki farklı bakış açısı var. Kitabın sonunda bir kişinin bakış açısını göremiyoruz. Sanki ucu açık bırakılmış gibi. Nedenini gerçekten merak ediyorum.

Kitap sonunun ucu açık olmasını seviyorum. İnsanların devamında ne olabileceği üzerine düşünmeleri çok hoşuma gidiyor.



-Kır Çiçeği Tepesi Türk okurların tarafından okundu, sevildi ve bol bol ağlattı. Türk okurlarından dönüşler alıyor musun?

Türk okurlarım harika! Kitaplarımın orada sevilmesinden çok mutluyum. Her zaman ziyaret etmek istediğim bir yer.


-Türkçe kapak hakkında ne düşünüyorsun? Arkadya Yayınları, bu kitaba özel bir jest yaptı ve kitabın yanında Deniz Feneri Koyu hatırası olarak lavanta keseleri hediye etti. İnanılmaz şirin.
Ben daha görmedim! Türkçe kopyalar henüz elime ulaşmadı o yüzden kapağın nasıl olduğunu bilmiyorum. Kır Çiçeği Tepesi'nin kapağı çok güzeldi, diğerini de görmek için ölüyorum.
-Bunu duyunca tabi ki kendisine kitap kapağının, lavanta kesesinin fotoğraflarını gönderdim. Kendisi de hemen cevap verdi. "Ama çok güzeeel!" :) -

-Vakit ayırdığın için teşekkür ederim. Eklemek istediğin bir şey var mı?
Kitaplarımı okuduğunuz için teşekkür ederim! Onları gerçekten tutkuyla yazıyorum ve Türkiye gibi egzotik bir yerde okunuyor olduğunu bilmek çok güzel.

Kimberley Freeman'a ulaşabileceğiniz sosyal medya adresleri:

Sevgiler :*
 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

19 Şubat 2015 Perşembe

Chris Greenhalgh İle Ingrid Bergman Ve Robert Capa Üzerine Röportaj


Ingrid Bergman'ı Baştan Çıkarmak kitabının yazarı Chris Greenhalgh'a kitap hakkında merak ettiklerimizi sordum. 
Hem yazarımızı tanıyalım, hem de kitabın yazım sürecine daha yakından şahit olalım. 

Merhaba Chris, seni daha yakından tanımak isteriz. Bize biraz kendinden bahseder misin?

1963 yılında Manchester’da doğdum. Üniversitede İngiliz Edebiyatı bölümü okudum ve Amerikan şair  Frank O’Hara üzerine doktora yaptım. Öğretmenlik yaptım ve şu an Londra’da buna devam ediyorum. İki romanım, bir senaryom (Coco Chanel ve Igor Stravinsky) ve üç şiir kitabım yayınlandı. Eşim Ruth’la iki oğlumuz var.



İnsanlar genelde Ingrid Bergman & Roberto Rossellini ilişkisini bilir, bunun hakkında konuşur. Bizim bu durumdan bir şikayetimiz yok aksine çok sevdik ama sen neden Ingrid Bergman & Robert Capa aşkını yazdın? İlhamın neydi?

Herkes Rossellini hikayesini bilirken bana göre daha ilginç olan Capa hikayesini bilmediklerini fark ettim. İlk romanım duyular üzerineydi ses (müzik) ve koku (parfüm); ikincisi ise görme (Fotoğrafçılık/Sinema) ve dokunma (aşıklar) duyularına hitap etsin istedim. Capa ve Bergman bunun tam karşılığıydılar, hikayelerini savaş sonrası önemli bir tarihi arka planda ve iki ilginç şehirde –Paris ve Hollywood- tekrar anlatmak istedim. 






Araştırma yaparken ne tür kaynaklar kullandın?

Ingrid Bergman’ın filmlerinnden; başlıca olarak Casablanca, Notorious, Spellbound, The Arch of Triumph yararlandım. Capa ve Bergman’ın biyografilerini kullandım; hatta Hitchcock’unkini de.



Kitap yayınlandığında ne tür geri dönüşler aldın?  

Olumlu dönüşler aldım, özellikle de kadınlardan. Hollywood tarafından film yapılma ihtimali var ama göreceğiz.
-İşte bu habere Woww derim! *_* 




Kitap seni değiştirdi mi? Üzerinde ne tür etkileri oldu? Ingrid'e ve onun hayatına başka bir gözle bakmanı sağladı mı?

Beni değiştirmedi ama sanırım olgunlaştırdı ve bir yazar olarak kendimi daha fazla geliştirmeme yardımcı oldu. Ingrid’e farklı bir gözle bakmamı sağladı – onu bir azize gibi saflığın temsili olarak görüyorduk.  Aslında o tutkulu bir kadındı. Bu iki şeyi bir arada uyum içinde tutmak oldukça zor olmuş.





 Ingrid Bergman & Robert Capa gibi başka bir ünlü çift hakkında tekrar yazmayı düşünüyor musun?

Hayır. Şimdiye kadar bunu iki kez yaptığım için bir ihtimal daha az satılsa bile başka bir şeyler yazmayı düşünüyorum.



Türkçe edisyon kapağını nasıl buldun? Yayınlanan kapaklar içerisinde favorin hangisi? 

Kapağı çok sevdim. İngiltere ve ABD kapaklarından daha iyi olmuş. Sanırım en çok renkleri ve resmi sevdim. Bir yandan tarihi görünürken diğer yandan oyunbaz ve eğlenceli görünüyor.






Bize vakit ayırdığın için teşekkürler. Eklemek istediğin bir şey var mı?

İlginiz için gerçekten çok teşekkür ederim. Umarım kitabı sevmişsinizdir.

İnternet sitemde daha fazlasını bulabilirsiniz: chris-greenhalgh.com. Kitap hakkında yapılan 45 dakikalık röportajı da izleyebilirsiniz. Bir sorunuz olduğunda sormaktan çekinmeyin. Sevgiler!  

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!! 

Devamını Oku »

15 Kasım 2014 Cumartesi

Gerilimin Kraliçesi Türkiye'de! (Bu da Benim Tess Gerritsen Maceram :p )



Tess Gerritsen Türkiye'ye geldi gelecek derken ortam pek bir hareketlendi. Ve harika bir ziyaret oldu bana göre.
Kendisi henüz Türkiye'ye gelmeden basında da hareketlenmeler başladı. Ben de bu bağlamda kendisi hakkında iki kitap ekinde yazı yazdım. Yazılar vesilesiyle de kendisiyle iletişime geçme, daha yakından tanıma fırsatı buldum. Hayatımda görüp görebileceğim en mütevazı insanlardan biriydi sanırım. Yardımseverliği, güler yüzü, iyi niyeti de cabası. 

Sonra yüz yüze görüşme fırsatı buldum. El sıkışırız demiştim ama bana sarılıvermesin mi? o.O 
Şaşırdım ama gülerek bağrına basması çok hoşuma gitti. Çok tatlı bir andı bana göre. O günün anısı çok özel bende ^_^ 
Fazla anlatmak istemiyorum. 



Geldiği günden beri birçok yerde imza verdi, binlerce hayranıyla buluştu. Çok yoruldu ama asla şikayet etmedi. Kalbimi bir kez daha kazandı. 

İmzalı kitabım, gazete yazılarım ve güzel anılar kaldı geriye ^_^



İlk yazım Star Gazetesi kitap eki içindi.




İkincisi ise Aydınlık Gazetesi kitap Eki için. 

Kendisi hakkında yazdığım ayrıntılı yazıyı okumak için aşağı davet ediyorum sizi. Ama önce, kendisini görememiş, kitap imzalatamamış okuyucuları Okuyan Kızlar Kulübü Facebook Sayfasındaki yarışmaya davet edeyim. Şimdi yazıya geçebiliriz: 

"Tıbbi Gerilimin Kraliçesi" olarak adlandırılan Tess Gerritsen dünyaca ünlü bir tıbbi gerilim yazarı. Yazar 33. İstanbul Tüyap Kitap Fuarı kapsamında sevenleriyle buluşacak  ve birçok etkinliğe katılacak.  Bunlardan bahsetmeden önce kendisini biraz tanıyalım.  Çocukluğundan beri en büyük tutkusu yazmak olan Tess Gerritsen, hayalinde yazar olmak varken  önce antropoloji eğitimi ardından babasının zorlamasıyla tıp eğitimi almış. Böylece doktorluğa adım atan Tess, dahiliye uzmanı olarak  çalışma hayatını başarıyla sürdürmüş. Ancak eksik bir şeyler olduğu hissi yakasını bırakmamış. Yazmak içinde bir yerlerde ukde kalan yazarın yoğun hastane günlerinde kaçış noktası ise yine "kitaplar" olmuş. Kitap okumak onu dinlendiriyormuş ve özellikle romantik gerilim kitaplarından çok hoşlanıyormuş. En sonunda denemeye karar vermiş ve yazım hayatına sevdiği türden bir kitap yazarak, romantik gerilimle adım atmış. Ardından içlerinde Ruhundaki Zehirle Yüzleş, Aşk Ölümden Uyanıştır, Gece Yarısından Sonra'nın da bulunduğu sekizden fazla romantik gerilim kitabı yazan yazarın yazım dışındaki en büyük hobilerinden biri ise seyahat etmek diyebiliriz. Rusya'ya seyahat ettiği dönemde organ mafyası tarafından kaçırılan çocuklar hakkında bazı haberler duymuş. Dehşete düşen yazar bu olayı araştırmaya başlamış ve bu süreçte bir cinayet masası dedektifiyle de konuşma imkanı  bulmuş. Olaylardan çok etkilenen Tess, bundan yola çıkarak Hasat adlı kitabını kaleme almış. Hasat kitabının önemi ise hem yazarı ilk kez listelere taşıyan kitap, hem de kendisinin ilk tıbbi gerilim kitabı olması. Bu kitaptan sonra tıbbi gerilim türünde kitaplar yazmaya devam etmiş. Ayrıca artık yapmak istediği işin yazarlık olduğundan emin olan Tess, radikal bir karar vererek doktorluk hayatını bırakmış. Doktorluk kariyerinin kendisine sağladığı en büyük yarar ise kitaplarını yazarken kendi anılarından faydalanıyor olması. Doktor Maura Isles karakterinin çıkış noktası ise yine kendisi. Karakterin yazarla aynı okuldan mezun olmaları, hayata aynı bakış açısıyla bakmaları ve hatta aynı model araba kullanmaları gibi birçok ortak yönü var. Isles karakteri, yazarın adını en çok duyurduğu tıbbi gerilim serisi  Rizzoli&Isles'tan.  Martı Yayınları tarafından Türkçe'ye kazandırılan serinin yine seriden adını alan oldukça popüler de bir dizisi var. Serinin on kitabı hem yurtdışında, hem ülkemizde yayınlanmıştır.  Acar Polis Dedektifi Jane Rizzoli ve işinde usta adli tıp uzmanı Maura Isles etrafında dönen, Boston'da geçen serinin on birinci kitabı, Afrika'da safari yaparken kaybolan bir turist grubunu konu alan "Die Again" in Amerika'da Aralık ayında çıkması bekleniyor. Rizzoli, tek kadın dedektif olarak mücadeleci ve erkeksi bir kadın. Aksi takdirde o ortamda var olabilmesi imkansız. Yanında doğal olabildiği tek kişi Isles. Isles ise dışarıdan iyi giyimli, kadınsı bir imaj çizse de erkeklerle arası o kadar iyi değil. Hatta bir adli tıp uzmanı olarak ölülerle arası dirilerle olduğundan daha iyi. İki kadının arasında hem partner ilişkisi, hem de bir dostluk kuruluyor. Dizi ayrıca polisiyelerde ve gerilimlerdeki erkek temelli yapım klişesini kırdığı için de ayrıca seviliyor. Yazar da kitaplarının merak edilmesini sağladığı ve karakterleri daha fazla insan tarafından tanındığı için diziden memnun.  Bu işe girerken bu kadar tanınacağını ve okunacağını bilmeyen Tess; dünya genelindeki başarısına hala inanamıyor.
Tess Gerritsen, başarısını; ilhamını gerçek hayattan aldığı, uzun uzun araştırdığı, kendi deneyimleri ve hayal gücüyle yoğurduğu kitaplar yazmasına borçlu. Sıkı bir gündem takipçisi olan yazar, gerçek hayatta işlenen suçların, kurgu suçlardan daha acımasız olduğunun farkında. Meraklı yapısının yanı sıra oldukça araştırmacı bir insan. Konusuna karar verdiğinde aylarca bu konuda araştırma yapmaktan çekinmeyen yazar, Yörünge kitabında Uluslararası Uzay İstasyonu hakkında bir şeyler yazabilmek için için aylarca Florida, Texas'taki NASA tesislerine ziyarette bulunmuş ve araştırma yapmış. İlgisini çeken her konu hakkında yazabilen yazar, karakterlerini yazmaya başlamadan önce uzun uzun düşünmez, yazdıkça tanışırmış onlarla. Ona kalırsa bu süreçten oldukça memnun.
Kitapları 40 dile çevrilen ve dünya genelinde 25 milyondan fazla okura ulaşan yazarın ülkemizde de binlerce hayranı var. Hayranlarıyla bir kez daha buluşmak için 33. İstanbul Tüyap Kitap Fuarı'nda olacak. Bir kez daha; çünkü yazarın ülkemize ilk gelişi değil bu. Daha önce defalarca turist olarak geldiği ülkemize 2011 yılında da fuar dolayısıyla gelmişti kendisi. Eşiyle seyahat etmekten hoşlanan yazar turist olarak geldiği dönemde ülkemizin batı kıyılarını boydan boya gezdikten sonra  iç kesimleri de ziyaret etmiş. Dostane tutum ve misafirperverliğe hayran olan yazarı en çok da fuarda kendisiyle tanışmaya ve imza almaya gelen okurlarının çokluğu şaşırtmış. Türkiye ziyaretinden memnun kalan yazar, bu yolculuğuyla ilgili bir de yazı kaleme almış.
Bu seneki programı kapsamında önce İzmir'i ziyaret edip hayranlarıyla buluşacak olan yazar; sonraki günlerde İstanbul'da hem imza günlerine katılacak, hem de Üsküdar Üniversitesi'nde Sevil Atasoy'la Söyleşi yapacak, öğrencilerle de tanışacak. Stephen King tarafından korku ve gerilim edebiyatın ustası olarak gösterilen; dünyada ve ülkemizde bu kadar çok sevilen bir yazarı ağırlamak oldukça sevindirici bir durum. Kendisiyle ve yeni kitabıyla Martı Yayınları standında buluşabilirsiniz.

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

15 Ekim 2014 Çarşamba

Jennifer E. Smith ile Röportaj ^_^



İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı adlı  kitabıyla konuğumuz olan Jennifer E. Smith'le röportaj yaptım. :)

Öncelikle kendisine nezaketi ve bizim için çektiği bu şirin fotoğraf için teşekkür ederiz. 

    -İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı, Türkiye'de basılan ilk kitabın. Seni daha iyi tanımak isteriz. Bize biraz kendinden bahsedebilir misin?

Kitabımın Türkiye'de basılması beni çok heyecanlandırdı. İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı aslında benim 3. kitabım, ondan sonra da birkaç kitap yazdım. Ama bu kitabın benim için gerçekten anlamı büyük. Umarım beğenirsiniz!

 

-Kitabın gerçekten alışılmadık ve enteresan bir konusu var. İlhamın neydi?

İlhamın bir kısmı benim bir zamanlar Chicago'dan Dublin'e yaptığım yolculukta uçakta  yanımda oturan İrlandalı adamdan geliyor. Neredeyse tüm gün kitaplar ve edebiyat hakkında sohbet ettik ve vardığımızda o yerli yolcular için olan kısma geçti ve ayrılmak zorunda kaldık çünkü o İrlandalıydı, bense Amerikalıyım.


Daha sonra ona hoşça kal demek için bekledim ama onu bir daha göremedim. Biriyle yedi saat birlikte oturup, sohbet edip onun adını bile bilmiyor olmanın kendi içinde aslında harika bir yan taşıdığı düşüncesi beni vurdu. Kitap fikri de böyle çıktı ortaya.

-Peki, böyle anısı olan bir kitabı yazmak senin için kolay oldu mu?
Bazı kitapları yazmak diğerlerinden daha kolaydır. Neden bilmiyorum, bu kitap tamamen içimi döktüğüm bir kitap oldu, ki her zaman böyle olmaz.  Belki kısa bir zaman diliminde geçiyor olduğu için bunun acelesindendir bilmiyorum ama yazarken sanki her şey kolayca aktı gitti . Benim için armağan gibiydi.

İlk bakışta aşka inanır mısın? ^_^
İnanırım! Daha önce başıma hiç gelmedi ama iyimser ve romantiğim. Ve kesinlikle çabucak gelişen o bağlanmalara inanıyorum...

-Hadley'nin yerinde olsan babanın düğününe katılır mıydın?
Katılacağımı düşünüyorum ama ne kadar zor olacağını hayal bile edemiyorum. Bu kitabı yazdığımdan beri, birçok genç okuyucumdan kendilerinin de aynı durumda olduklarına ve hikayenin onlara da bu konuda ilham verdiğine dair dönüşler aldım. Bunun ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini sadece hayal edebilirim, bu yüzden onların cesaretine hayran kaldım.

-Kitapta Hadley'nin bakış açısını biliyoruz ama Oliver'ın bakış açısını malesef ki bilmiyoruz. Neden?
Aslında daha önceki kitaplarımda alternatif bakış açılarını sunmuş, kitabı iki karakterin birden bakış açısına göre yazmıştım. Ama bir nedenden olayı, bu kitap için ikinci bakış açısını hiç düşünmedim. Çünkü bu kitap başlangıçtan beri Hadley'nin hikayesiydi bana göre.

-Kitabın ilham kaynağıyla ilgili sorudan sonra aslında çok iyi anladım bu cevabı. - ^^

-Bu senin Türkiye'de basılan ilk kitabın. Sıradakinin hangisi olmasını istersin?
Hangisi olduğu hiç fark etmez! Bundan sonra yazdığım kitabın adı "This Is What Happy Looks Like" eğer sıralamaya göre gidilirse, sıradaki o olur. Ayrıca Amerika'da önümüzdeki sonbahar çıkacak olan kitabımın adı  "Hello, Goodbye, and Everything in Between" ve  onun için de çok heyecanlıyım.
-Jennifer'ın kitap adlarına bayıldığımı söylemiş miydim?- :)

-Türkçe edisyon kapağı hakkında ne düşünüyorsun? Favori uluslararası kapağın hangisi?  
Bayıldım! Sen gönderene kadar kapağı görmemiştim. Tüm kapakların içinde sanırım bu gördüğüm tek havaalanı temalı kapak ve harika! Bence muhteşem görünüyor. Bir sürü harika kapak yapıldı ve seçmesi çok zor. Bir de tüm versiyonlarda ne kadar uzun olursa olsun orijinal ismin ve fontun muhafaza edilmesine bayıldım. Kısaca, çok mutluyum!
-Türk okurlarına ve yayıncına söylemek istediğin bir şey var mı?
Kitabımın Türkiye'de basılması ve Türk okuyucuların Hadley ve Oliver'ın hikayesini keşfedecek olmaları beni inanılmaz heyecanlandırdı. Türkiye günün birinde ziyaret etmek istediğim bir ülke ve eğer bir gün gelirsem sizle tanışmayı çok isterim. O zamana kadar keyifli okumalar dilerim. Teşekkürler!  
Biz de kendisine cana yakın tavırları ve şirin cevapları için teşekkür ediyoruz. 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

1 Ekim 2014 Çarşamba

Kitabın İçinden Christina Baker Kline Röportajı


Roxana Robinson, Washington Post tarafından 2008'in en iyi beş romanından biri olarak adlandırılan Cost'un yazarıdır. Birçok kitap yazmıştır. Şimdi kendisinin Christina Baker Kline ile yaptığı röportajı okuyacaksınız. ^_^

Roxana Robinson: Bu kitaba nasıl başladığınızdan bahsedebilir misiniz? Size bu fikri ne verdi?
Yaklaşık on yıl önce eşimin Kuzey Dakota'daki anne ve babasını ziyaret ederken Fort Seward Tarih Kurumu tarafından basılmış, Century of Stories: Jamestown and Stutsman Country, 1883-1983 adında bir kitaba rastladım. Kitapta "Ona 'Öksüzler Treni' diyorlar -pek çok çocuğun bir evi olmasını sağladı," başlıklı bir makale vardı. Hikayede eşimin büyük babası Frank Robertson'a ve onun kardeşlerine oldukça yer verilmişti. Bundan haberim yoktu, daha önce öksüzler trenini hiç duymamıştım. Araştırmalarım sırasında öksüzler treninin Jamestown, Kuzey Dakota'da durmuş ve o trendeki çocukların burada evlat edinilmiş olmasına rağmen, Robertson ailesinin Missouri'den geldiğini öğrendim. Bu konu merakımı uyandırdı ve Amerikan tarihinin pek bilinmeyen bir dönemi hakkında daha fazlasını öğrenmek istedim.

-Öksüzler treninin sizin için en ilgi çekici tarafı neydi?
Sanırım beni öksüzler treninin hikayesine çeken şey, gençlik yıllarına dair çok az şey anlatan büyükanne ve büyükbabamın da birer öksüz olmasıydı. Bir yazar olarak insanların hayat hikayelerini anlatışı ve bu hikayelerin -isteyerek ya da değil- onların kim olduğunu ortaya çıkarışı daima ilgimi çekmiştir. Kelimelerin arasındaki boşluklara, uzun zamandır sırları örtbas eden suskunluklara ve dış görünüşü maskeleyen hikayelere hep ilgi duymuşumdur. 
Kendi kökenim de kısmen İrlandalı olduğundan, onu öksüzler trenine götüren koşullar hakkında sessiz kalan İrlandalı bir kız hakkında yazmak istediğime karar verdim. Kontrolümüz dışında gerçekleşen travmatik olayların hayatımızı nasıl şekillendirdiği hakkında yazmak istedim. "Bilinen dünya ile imkansızlıklar dünyası arasındaki eşikten geçen insanlar, yaşadıklarını aktarmanın ne kadar güç olduğunu keşfederler. " diye yazar Kathryn Harrison. Roman boyunca ana karakterim olan Vivian, geçmişinden duyduğu utançtan uzaklaşıp, nihayet onu kabullenme yoluna gidiyor. Ve bu süreçte kendi hayat hikayesini hatırlayıp anlatmanın yenileyici gücünü öğreniyor. 
Önceki dört romanım gibi Öksüzler Treni de kültürel kimlik ve aile geçmişi gibi sorularla boğuşuyor. Fakat bunun çok daha büyük bir hikaye olduğunu ve geniş çaplı bir araştırma gerektireceğini en başından beri biliyor ve araştırmalarımı genişletmek için büyük bir istek duyuyordum. 



-Romanınızda tarif ettiğiniz yerleri görmek için Orta Batı'ya gittiniz mi?
Uzun zamandır Minnesota ve Kuzey Dakota'ya gidip geliyordum. Minneapolis'i oldukça iyi biliyorum ve o bölgeye büyük bir yakınlık duyuyorum. Eşimin ailesinin Minnesota, Park Rapids yakınlarında bir göl evi var ve orada oldukça vakit geçiriyorum. Romanda adı geçen ve günümüzde hikayenin geçtiği yer olarak görülen Maine, Spruce Harbor gibi pek çok küçük kasaba ise benim hayal ürünüm. (Spruce Harbor, The Way Life Should Be adlı bir diğer romanımda da geçen bir yer. ) Gerçek bir bölgeye hayali bir kasaba yerleştirmek, bana yazar olarak hayal gücümü dilediğimce kullanma özgürlüğü veriyor. 

-Kitabınız için ne tür araştırmalar yaptığınız? Trenle bir bağlantısı olan insanlarla görüştünüz mü? Bu nasıl bir histi?
İnternette New York Times ve diğer gazetelere ait makaleler bulduktan sonra öksüzler treni yolcuları tarafından anlatılan ve tarihi arşivlerde yer alan yüzlerce hikaye okudum. Bu araştırmalar doğrultusunda gittiğim New York Halk Kütüphanesi'nde ise adeta çağdaş bir materyal hazinesi buldum. Konuyla ilgili öyküler, çocukluk romanları, resimli kitaplar okudum. New  York Tenement Müzesi'nde ve Ellis Adası'nda araştırmalar yaptım. Aynı zamanda roman karakterimin İrlanda kökeni hakkında araştırma yapmak için İrlanda'daki Galway şehrine gittim.
Romanımı yazdığım süre boyunca New York ve Minnesota'daki tren yolcularının toplantılarına katıldım. Onlarla ve onların çocuklarıyla, torunlarıyla görüştüm. Hala hayatta olan az sayıda tren yolcusu vardı, onlar da doksan yaşının üzerindeydi. Her birinin bana ve diğerlerine hikayelerini anlatmaya ne kadar hevesli olduğunu görmek beni şaşırtmıştı. Onlarla konuşup hikayelerini dinlerken yaşadıkları zorlukların üzerinde durmadıklarını, onun yerine çocukları ve torunlarıyla birlikte oldukları için - o trenlere binmemiş olsalardı asla sahip olamayacakları hayatları için şükrettiklerini gördüm. Ve romanımda gerçek hayatta zor olan bir şeyi yapabileceğimi fark ettim: Bir kurtuluş hikayesi yaratma gereği duymaksızın, bu deneyimlerin sert detayları üzerinde durabilirdim. 



-Araştırmalarınız esnasında sizi en çok şaşırtan, hiç ummadığınız şey neydi?
On yıllar boyunca insanlar bindikleri trenden başka bir tren olmadığına inanmışlar. Yetmiş beş yıllık büyük bir sosyal deneyin parçası olduklarından haberleri yokmuş. Çocukları ve torunları (ki bazı tahminlere göre iki milyondan fazla kişiler) bu konuyla ilgilenip sorular sormaya başlayan ve diğer tren yolcularıyla tanışıp hikayelerini paylaşana dek gerçeği bilmiyorlarmış.
-Ana karakterleriniz olan iki genç kız, zaman ve koşullar bakımından birbirlerinden oldukça ayrı olsalar da bazı ortak noktaları var. Biraz bundan bahseder misiniz?
Roman yazarken çoğu zaman içgüdülerinizle hareket edersiniz. On yedi yaşında bir Penobscot Kızılderilisi olan Molly hakkında yazmaya başladığımda, ister inanın ister inanmayın, doksan bir yaşındaki varlıklı dul bir kadın olan Vivian  ile aralarında benzerlikler olduğunu hemen fark edememiştim. Fakat yazmaya devam ettikçe, bazı biyografik benzerliklere ek olarak psikolojik bakımdan da benzer olduklarını gördüm. İki karakterin de babası ölmüş, anneleri hastaneye kaldırılmıştı. İkisi de evden eve dolaşmış ve kültürel kalıpları dolayısıyla önyargıyla karşılaşmıştı. İkisinin de aile yadigarı birer tılsımlı eşyası vardı. İkisi için de değişim tanımlayıcı bir ilkeydi. İkisi de genç yaştan itibaren uyum sağlamayı, yeni kimlikler edinmeyi öğrenmişti. Yaşamlarının çoğunu riski azaltarak, karışıklıklardan kaçınarak geçirmiş ve geçmişleri hakkında sessiz kalmışlardı. Vivian - Molly'nin sorularına cevaben- uzun zaman önce yaşadıklarıyla yüzleşmeye başlayana dek, ikisi de yaşamlarında değişiklik yapacak cesareti bulamamıştı.


-Eserinizde bol bol adı geçen Maine ile olan bağınızdan ve hislerinizden bahseder misiniz?
Annem ve babamın Güneyli olmalarına rağmen, ben altı yaşındayken Maine'e taşındık ve bir daha arkamıza bakmadık. Kendime bir Maine'li demesem de iki kız kardeşim orada doğdukları için öyle oldukları söylenebilir. Fakat gençlik yıllarımı Penobscot Nehri'nin yakınlarındaki otuz beş bin nüfuslu bir Maine kasabası olan Bangor'da geçirdim. Yaklaşık on yıl önce annem ve babam Mount Desert Adası'ndaki küçük bir kıyı köyü olan Bass Harbor'a taşındılar. Üç kız kardeşimin de anne ve babamın evine üç kilometre uzaklıkta evleri var ve biri, ailesiyle birlikte tüm yıl boyunca orada yaşıyor. Bense yazları ve diğer tatilleri adada geçirecek kadar şanslıyım. Oğullarım orayı memleketi olarak görüyor. Benim içinse anlamı oldukça basit: Maine benim kişiliğimin bir parçası.

-Kitabınızda zamanı nasıl kullandığınızdan biraz bahseder misiniz?
Öksüzler Treni'nin günümüzü anlatan hikayesi birkaç aylık, geçmişi anlatan bölümleriyse 1829 yılından 1943 yılına kadar yirmi üç yıllık bir süreyi kapsıyor. Bu iki bölümün birbirlerini tamamlaması için aralarında nasıl bir denge kuracağımı bulmak biraz zaman aldı.
Genellikle iki ayrı zamanda geçen hikayeler okurken, bir zamanı diğerine tercih ettiğimi ve onun anlatıldığı bölüme gelmek için sabırsızlandığımı fark ederim. Öksüzler Treni'nde bu durumdan kaçınmak için iki hikayeyi birlikte örerek birbiriyle bağlantılar ve yansımalar taşımalarını sağlamaya çalıştım. Örneğin bir bölümde Vivian'ın büyükannesi ona bir kolye veriyor, sayfalar sonra Molly bu kolyeyle ilgili yorumda bulunuyordu. Ama bu referansların fazla yalın ve açık olmalarını değil, karmaşık olmalarını istedim. Ayrıca geçmişte geçen hikayenin şaşırtıcı bir olayla aniden sonra ermesini ve günümüzde geçen hikayenin, onu kaldığı yerden devam ettirmesini istedim. Böylece hikayenin anlatımı da ortaya çıkmış oluyordu: Vivian, Molly'ye hikayesini günümüzde anlatıyordu. Bazen bütün taşları nasıl yerlerine oturtacağımı düşünmekten başıma ağrılar girdi desem yeridir. Neyse ki editörüm pek çok kez çıkagelip beni bu durumdan kurtardı. 


Röportaj burada sona eriyor. Umarım zevk almışsınızdır ^_^
Sevgiler :*
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

31 Temmuz 2014 Perşembe

Susan Elizabeth Phillips'le Röportaj

 



Kitaplarını sevdiğim yazarlarla röportaj yapmayı, onlara merak ettiğim bir kaç tane de olsa soru sormayı çok seviyorum. Genelde ısrarla sorduğum sabit sorularım var, cidden merak ediyorum. Bir de yazara özel, ilgimi çeken şeylerle ilgili sorular hazırlamaya çalışıyorum. Susan Elizabeth Phillips de bu yazarlar arasına girmeyi hemen başardı. Umarım siz de benim kadar zevk alırsınız. 
---
Susan, öncelikle nezaketin için teşekkür ederim. :)

1- Kitaplarını nasıl ortamlarda yazarsın? Yazarken müzik dinler misin, dinlersen neler dinlersin? Yazarken olmazsa olmazım dediğin şeyler var mı?

Evimde güzel bir ofisim olduğu için şanslıyım. Ama laptopu veranda ile üst kattaki misafir odasındaki rahat koltuğum arasında sık sık taşımak beni bitiriyor. (Laptop’ım internete bağlı değil.) Haftanın altı günü düzenli bir şekilde yazmaya çalışırım, birkaç saat bile olsa. Bu da demektir ki yazmaya kulağımdaki kulaklıklardan gelen doğa sesleriyle konsantre oluyorum. Ve telefon görüşmesi yok, e-mail (Ah, bu benim için çok zor.) yok!



2- Şu an üzerinde çalıştığın kitap hakkında biraz ipucu verir misin?

Yeni kitabım “HEROES ARE MY WEAKNESS”, Amerika’da 26 Ağustos 2014’te satışa sunulacak. Kış mevsiminde, Maine sahili açıklarındaki ıssız bir adada geçiyor. Deniz kıyısına kurulmuş gizemli bir ev var. Bahtsız bir kadın kahraman ve Theo Harp adında esrarengiz bir erkek kahraman (belki de kötü adam). “HEROES ARE MY WEAKNESS”, gurur duyduğum harika gothic romanım. Gothic ögelerin yanı sıra yine modern döngüler ve biraz daha fazla mizah içeriyor, biraz daha…  Aşağıdaki linkte 1. Bölümün ön okumasını bulabilirsiniz. http://susanelizabethphillips.com/members-only-lounge/heroes-are-my-weakness/
-Gothic dedin, ıssız bir yerde gizemli bir ev dedin ve beni bitirdin bile SEP *_* Okumalıyım!!! -

3- Kitaplarındaki karakterlerle benzer yönlerin var mı? Hangi açılardan?

Söylemesi zor. Erkek karakterlerim kadar kendimden emin biri değilim. (ya da işkence çekmiş, ya da dürüst olmak gerekirse yarısı kadar seksi de.)  Kadın karakterlerimle daha benzerim, özellikle LADY BE GOOD’dan Lady Emma’yla ve BREATHING ROOM’dan Dr. Isabel’le.. Lady Emma liderlikten hoşlanıyor Dr.Isabel kaostan nefret ediyor.  Annie’ye gelince farelerden korkmuyor ve benden bir parça (çokça!) daha cesur.

4- Kitaplarındaki favori çiftin hangisi? ^_^

Favori kitabım her daim en son hangi kitabı bitirmişsem, odur. Favori çifte gelince, cevaplaması çok zor, çok fazla çünkü.



5- Kitaplarında tüm hikayenin 2 esas karakter etrafında dönmemesini özellikle seviyorum. Tüm yan karakterler özenli ve ayrıntılı bir şekilde yazılmış ve dikkate değer. Esas karakterlerin aşkı dışında arka planda bir de yetişkin aşk hikayesi oluyor, harika bir durum. Gerçekten içinde birçok ders saklı. Bu konuda ne söylemek istersin?

Teşekkür ederim! Aile ve ilişkiler hakkında olumlu hikayeleri daha çok seviyorum. İç karartıcı kitaplardan nefret ediyorum! Harika karakterler ve geleceğe dair umut, tek istediğim bu! Her zaman kullandığım sloganım şudur: “Hayat depresif kitaplar okumak için çok kısa!”
-Ah, nasıl yürekten katılıyorum!-


Hello Daphne! ^_^


6- Balayı (HoneyMoon) kitabının sonunda eskiden oyuncu olmak istediğine dair bir bilgi var. Bu isteğin neden gerçekleşmedi?

Üniversitede drama dersleri almıştım ama o zamanlar roman yazmanın çok daha harika bir şey olduğunu hayal bile edemezdim. Bu karakterlerle ilgili her şeyi bildiğim anlamına gelmiyor tabi ki. Motivasyonumu ve karakteristikleri çalışırken kademe kademe geliştirmeliyim.


7- Okurlarına söylemek istediğin bir şey var mı? Ya da eklemek istediğin herhangi bir şey?

Okurlarımla birincil ve doğrudan iletişim aracım FACEBOOK, Twitter ve websitem.
Okuyucularım bana ilham oluyor ve onların kendi fikirlerini benimle paylaşmalarını seviyorum. Okuyucularımla bu şekilde iletişim kurmayı seviyorum ancak maalesef umduğum kadar sık olması mümkün değil. Bazen bu kadar şanslı olduğuma inanmak için kendime çimdik atmak zorunda kalıyorum. Keşke her birinize tek tek teşekkür edebilsem. Biliyorum ki dünyanın her yerindeki okuyucularım, hikayelerimin ve kariyerimin tek ve en inanılmaz parçası olduklarını biliyorlardır...

Röportaj için teşekkür ederim. Lütfen; Facebook, Twitter adreslerimi ve websitemi ziyaret etmeyi unutmayın.



Devamını Oku »