2 Haziran 2016 Perşembe

Adada Geçen Okunası Aşk Kitapları



Aşk romanlarını okumak zaten güzelken bir de belli başlı yerlerde geçen ya da belli başlı konuları içeren kitapları okumak ayrı bir güzel oluyor.

Ben adada geçen kitaplara bayılırım. Bu ister bir ıssız ada olsun, ister tehlikeli, ister gizemli, ister neşeli insanların yaşadığı cıvıl cıvıl bir ada olsun. Son kategoriye giren aşk romanlarından ayrı bir hoşlanırım.

Bir adada büyümenin güzel yanlarından, yaşanan sorunlardan, dostluk ve komşuluk ilişkilerinden, doğallıktan, kısılmışlık hissinden, yani iyi ve kötü yanlarından bahseden kitapları okumak bana iyi hissettiriyor.

Bazı kitaplar belli bir ada, oradaki insanlar, hayatlar üzerine kurulmuş hikayelerdir, bazılarında ise karakterlerin oraya yolu düşüvermiştir. Ben ada hayatı, orada doğup büyümüş ya da oradan ayrı düşüp geri dönmüş insanlar üzerine olan serileri ayrı bir seviyorum. Bu yazıda iki tür kitaplardan da örnekler vereceğim.

Önceliği tur kitabımızın da çıkmış olduğu Nemesis Kitap'a vereyim.


İlk olarak bu yazıyı yazmama vesile olan tur kitabımız bir adada geçiyor. Anchor Adaları denen cep telefonunun bile çekmediği doğal bir mahremiyet bölgesinde yaşanan aşkları konu olan kitap, aynı şekilde devam edecek dört kitaplık bir seri aslında... Aynı zamanda "Adam, köpeğim ve teknem bana yeter," diyen bir esas oğlanın yaşadığı da bir ada. Kitaba dair genel yorumumuz için yarını bekleyin. ^_^


Rachel Gibson sevilen yazarlardan birisi. Tesadüfler Adası adlı kitap adaya yolu düşenler dediğim kategoriye giren kitaplardan. Bir ada, eski bir süpermodel, hükümet adına gizli işler yapan bir adam ve okyanus ortasında mahrum kaldıkları bir tekne... Hem oldukça eğlenceli, hem oldukça uç konusu olan bir kitap :) 


Deniz fobisi olmasına rağmen dayısının vasiyeti üzerine onun küllerini savurmak için Virginia Adaları'na giden Juli, kiraladığı tekne yerine yanlış tekneye binince olaylar  gelişir.
Bu kitap benim de okuma listemde ^_^

Kız kardeş gibi büyümüş iki arkadaş: Charlotte ve Nicole.
Yıllar onları ayırıp, hayatlarını birbirinden son derece farklı denizlere sürüklemeden önce, birçok şey paylaşmışlardır. Charlotte gezgin bir yazar olarak yaşamına devam eder. Nicole ise evlenmiş ve yemek tariflerini paylaştığı bir blog kurarak popüler hale gelmiştir. Tariflerini kitap haline getirme hevesinde olan Nicole, eski dostu Charlotte'tan yardım ister ve yıllar sonra, birlikte bir yaz tatili geçirmeleri için onu yanına davet eder.
Gençlik günlerini geçirdikleri doğa harikası adada bir araya gelirler. Nicole'ün ada mutfağıyla ilgili yazacağı kitap için çalışırken aldıkları beklenmedik bir haber ve karşılaştıkları eski bir tanıdık, onlar için geçmişin kapılarını yeniden açar. İki seçenek vardır önlerinde. Yüzleşmek ya da kaçmak.
Yıllar önce aralarına giren sır, yıllar sonra bir yaz günü onları bir araya getirebilecek midir?



Bana tek bir ada kitabı seç deseniz bu seriyi seçerim. Yazarın dili, karakterler, hikayeler, Gansett Adası... Her şeyiyle sevdiğim bir seri. 
Blogda yazarla röportajimi ve yorumlarimi okuyabilirsiniz.


                             Marie Force Röportajı


Aile dram okumayı sevmeyen benim bile favorilerim arasına girmiş kitaplardan biri. Savaş dönemi Bora Bora Adası'na göreve giden bir hemşire ve askerin günümüze uzanan aşkları. Bu tarz kitapları sevenler kesinlikle bir şans vermeli. 


Sherryl Woods'un Chesapeake kıyıları serisi bazı yönleriyle sevdiğim bazı yönleriyle ortalama bulduğum bir seri. Eleştirilerim olsa da devamını okumak istiyordum ancak 3 yıldan fazladır serinin 3. Kitabı çıkmadı :( 
Hem aşkın, hem ailevi ilişkilerin, hem ada yaşantısının bolca bulunduğu bir seri.
Denemeye değer.
Serinin ilk iki kitabına yorumum için:



Göz ardı ettiğiniz gerçekler er ya da geç çıkar karşınıza tamamlanmak için. Yüzleşin ki ruhunuz arınsın.
1891 yılının İngiltere'sinde Tilly Kirkland, rüya gibi bir evlilik yaptığını düşünürken kendini bir kâbusun tam ortasında bulur. Yaşadığı talihsizlikler onu Avustralya'ya, Kor Adası'nda bir malikâneye getirir. Burada bir yerel cezaevi müdürünün kızına mürebbiyelik yapacaktır. Aslında her günbatımında adeta bir kora dönüşen bu adaya hayatının cezasını çekmek için geldiğini anlayacaktır…
2012 yılında ünlü yazar Nina Jones, kafasını toparlamak ve yazmakta sıkıntı çektiği yeni hikâyesine odaklanmak için Avustralya'ya büyük büyükannesinden kalma malikâneye gelir. Ancak Starwater Malikânesi'nin duvarları, onun yıllardır sakladığı büyük sırrının kanıtlarıyla doludur. Keşfettiği her kanıt ise Nina'nın büyük bir gizemi çözmesini sağlayacaktır.

Kır Çiçeği Tepesi kitabıyla sevilen yazar Kimberley Freeman'ın Avustralya'da Kor Adası'nda geçen aile dram türündeki kitabı.
Bu kitaba dair Fighting Blogundan detaylı Bir yorum okumak için Tık Tık!

♡♡♡♡

Bunlar dışında Lisa Kleypas'ın San Juan adasındaki Friday Harbor’da geçen Yalnızlar Adası kitabıyla, Corina Bomann'ın Sri Lanka'da geçen ilgi çekici kitabı Kelebek Adası kitabı da sayılabilir.

Elbette bu konuda çok fazla kitap var. Ben sadece bazılarından bahsettim.
Siz adada geçen hikayeleri sever misiniz? 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

27 Şubat 2015 Cuma

Deniz Feneri Koyu - Kimberley Freeman


Kitap Adı: Deniz Feneri Koyu
Yazar: Kimberley Freeman
Orijinal Adı: Lighthouse Bay
Çeviri: Duygu Parsadan
Yayınevi: Arkadya Yayınları
 Sayfa Sayısı: 2015
Basım: 488


"Sevdiğiniz birini kaybetmek korkunç bir şey, fakat güneş yeniden doğacaktır."
"Doğmayacak."
"Böyle bir keder insanı sadece yaralayıp sonra da yavaş yavaş unutulup gitmez. Harap eder. Eskiye dönmenin tek yoluysa, taşları tek tek yerine koyarak yeniden inşa etmektir. Bazen insanın bunu yapacak takati ya da isteği yoktur ve kalıntıların ortasında öylece oturup bir şeylerin değişmesini bekler. Oysa tekrar ayağa kalkıp taşları toplamaya başlamadığımız sürece hiçbir şey değişmez."


Yıl 2011
Libby, evli sevgilisi Mark'ı 12 yıllık birlikteliklerinden sonra kaybettiğinde artık 40 yaşındadır. Çok sevdiği kasabasındaki deniz fenerinin yanındaki evi ona aldığında, ikilinin bir sürü hayalleri vardı. Libby resim yaparken Mark onu izleyecekti, birlikte Mark'ın ailesi Winterbourne'ların sırrını keşfedeceklerdi. Bunların hiçbiri olmamış, Libby Deniz Feneri Koyu'na 20 yıl sonra tek başına dönmüştü. Üstelik kızkardeşiyle Juliet'le aralarındaki meseleyi halletmek zorundaydı. Hiçbir şey kolay olmayacaktı. 

Yıl 1901
Biricik oğlu Daniel'ı 15 günlükken kaybeden Isabel, kocasıyla bir gemi yolculuğuna çıkmışlardı. Geminin kaptanı kocasının arkadaşı, kaptanın eşiyse kendi arkadaşıydı. Aslında bu yolculuğun amacı İngiltere Kraliçesinin kuyumcu Arthur Winterbourne'a yaptırdığı asayı Avustralya hükümetine hediye etmektir. Oğlunun ölümünü bir türlü atlatamayan, tüm özlemini hasretini kız kardeşiyle çocukken yaptıkları ve kimin çocuğu olursa ona takılacak olan o minik bilekliğe sığdırmıştı. İlk kendi Daniel'ı doğduğu için bileklik onun olmuştu, şimdi ise kocası oğlundan geriye kalan tek eşyayı da denize atacaktı. Isabel buna izin veremezdi. Bilekliği alıp kaçıp, Avustralya'daki kız kardeşine sığınacaktı. Ama olaylar çok daha farklı gelişti. Isabel kendini batan gemiden geriye kalan asanın bulunduğu sandıkla Avustralya kıyılarında yapayalnız buldu... Günlerce aç bilaç yürüdüğünde yeni umut ışığı bir deniz fenerinin ışığıydı... Ne olursa olsun o fenere ulaşmalıydı. 

---
İki farklı kadın, iki farklı dönem, aynı mücadele... 
---

Aile-dram türüyle pek aram olmadığını ara ara söylerim. Ama bazı kitaplar beni gerçekten bir yerlerden yakalıyor. Sarah Jio'yu geride bıraktığı o umut dolu hüzün için severim mesela. Bu hikaye ise beni bambaşka bir yerden yakaladı. Isabel'e bağlandım. Onunla birlikte yolculuk yapıp oğlunun bilekliğini onun için saklamak istedim. Yorulduğunda sandığı biraz da ben taşımak istedim. Arthur'u boğmak istememe hiç girmeyeyim. 
Günümüz hikayesindense geçmiş hikayesini çok daha fazla sevdim. Isabel'in başına geleceklerin merakıyla kitabı okudum. 
Sanırım günümüz geçmiş köprüsü kurması da benim için artı yönlerinden biriydi. 
Ayrıca Kimberley Freeman'ın çok güzel bir kalemi var, kendini okutuyor. Elimden bırakamamın, beni boğmamasının bir nedeni de bu sanırım.
Aile dram sevenlerin bayılacağını düşünüyorum. 

Sevgiler. :*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!! 

Devamını Oku »

20 Şubat 2015 Cuma

OKK 43.Blog Tur Deniz Feneri Koyu//Kimberley Freeman - TANITIM VE ÇEKİLİŞ



Herkese merhaba!
OKK’nın 43.blog turunun konuğu Arkadya Yayınları’ndan çıkan Kimberley Freeman’ın yazmış olduğu Deniz Feneri Koyu romanı!

Kitabımızı Tanıyalım^^


"Belki de kırılmıştır kalbim. Bildiğimiz anlamda kırık bir kalp değil, sadece ortadan ikiye çatlamış bir kalp de değil. Şömine rafından alınıp, sert bir el tarafından sökülerek parçalarına ayrılan, sonra da paramparça bir halde yere bırakılan bir saat gibi. Bir daha çalışamayacak kadar parçalanmış bir saat…"

Ünlü bir kuyumcu ailesinin gelini olan Isabella Winterbourne, kalbi acıdan kavrulsa da, 1901 yılında eşiyle birlikte o çok kıymetli hediyeyi Avustralya parlamentosuna teslim etmek üzere bir gemi yolculuğuna çıkmak zorundadır. Ancak gemi Queensland sahilinde batar ve bu kazadan sağ kurtulan tek kişi Isabella'dır. Ve ne talihtir ki eşinin gözü gibi sakındığı hediye de kıyıya vurmuştur. Isabella bir karar vermek zorundadır. Ya kocasının zengin ve baskıcı ailesine geri dönecektir ya da elindeki bu hediyeyle yıllardır özlemini çektiği saklı rüyasını gerçekleştirecektir. İşte o an uçsuz bucaksız karanlık sahilde bir ışık dikkatini çeker. Ve Isabella deniz fenerinin sığınağına bırakır kendini…
Bir asır sonra Libby Slater, hiç karşılık beklemeden sevdiği adamı kaybedince, artık ona anlamsız gelen Paris şehrini ardında bırakmaya karar verir. Yaşamını çocukluğunun geçtiği Deniz Feneri Koyu'nda devam ettirecektir. Ancak yirmi senedir hiç görüşmediği kız kardeşinin düşüncesi onu endişelendirse de geçmişte yapılan hataların telafisi yoktur. Dahası fener evinde kalmaya başladığı günler ona bu koyun her zaman sürprizlerle dolu olduğunu gösterecektir…
Kır Çiçeği Tepesi ile gönülleri fetheden Kimberley Freeman, farklı yüzyıllarda yaşamış iki kadının geçmişi geride bırakıp geleceklerine yön verişlerini ustalıkla anlatıyor. Ve bu kadınların aradıkları cevaplar ise Deniz Feneri Koyu'nda saklı.
"Freeman, bir asır arayla yaşayan ama geçmişin zorluklarıyla bir şekilde başa çıkan ve aynı deniz fenerinin huzuruna sığınan iki kadının hikâyesini ustalıkla kaleme alıyor." 
-Publishers Weekly-


TAKVİM

20.02.2015
Tanıtım
21.02.2015
Pudra Tozu - İkinci Kadın Olmaz
Kitap Tutkusu - Deniz Feneri Koyu’ndan Alıntılar.
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Kimberley Freeman ile Röportaj.
Fighting!! - Ön Okuma.
Fighting!! - Ya Bir Gün Issız Adaya Düşerseniz?







Katkılarından Dolayı Arkadya Yayınları'na Teşekkürler.


Bizi izlemeye devam edin :3
Devamını Oku »

21 Kasım 2014 Cuma

Mart Menekşeleri - Sarah Jio



Kitap Adı: Mart Menekşeleri
Yazar: Sarah Jio
Çeviri: Nihan Giray
Orijinal Adı: Violets of March
Basım Tarihi: 2012
Sayfa Sayısı: 336
Satın Almak İçin: Kitapyurdu

Yağmur Sonrası Yorumu İçin TIKTIK!
Sarah Jio'yla Türkiye'deki Başarısı Üzerine Bir Sohbet İçin TIKTIK!


 Hayat, birine seni seviyorum demenin kararsızlığını yaşamak için çok kısadır. 

Joel'un onu başka bir kadın için terk edeceği, evliliklerini bitireceği hiç aklına gelmezdi Emily'nin. Bu yıkıcı anılardan sonra kendini mutlu eden diğer anılara tutundu. Yengesi Bee'nin yanında geçen çocukluğuna. Güzel anıların, gizemli bir tablonun, eski günlere dönme umudunun peşinde Bee Yengesinin yanına döndü.

Aklında onlarca soru varken kaldığı odada bulduğu günlük her şeyi daha da karıştırdı. Üstelik çocukluk aşkı Greg ve gizemli ressam Jack'in arasında kalmıştı. Em'in düşünecek ve sorgulayacak o kadar çok şeyi vardı ki...

-------------------

Bu kitabı ilk gördüğümde mor tutkunu olarak kapağına vurulmuştum. Sarah Jio benim aile-dram türünde okuduğum çok ender yazarlardan biri. 
Anlatım, dil yine harikaydı. Sarah Jio kitaplarında en sevdiğim şeylerden biri de geçmişe yapılan yolculuklar.

Bir de günlük ve mektup ayrıntısını çok severim kitaplarda ama gün gün okunmasına sinir olurum. Benim elime geçse bir solukta okurum çünkü:p Günlükte anlatılan hikayeyi çok daha fazla sevdim çünkü beni gerçekten çok etkiledi. 


Yürekten yakalayan bir Sarah Jio kitabı daha... 

PUANIM: 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

1 Ekim 2014 Çarşamba

Kitabın İçinden Christina Baker Kline Röportajı


Roxana Robinson, Washington Post tarafından 2008'in en iyi beş romanından biri olarak adlandırılan Cost'un yazarıdır. Birçok kitap yazmıştır. Şimdi kendisinin Christina Baker Kline ile yaptığı röportajı okuyacaksınız. ^_^

Roxana Robinson: Bu kitaba nasıl başladığınızdan bahsedebilir misiniz? Size bu fikri ne verdi?
Yaklaşık on yıl önce eşimin Kuzey Dakota'daki anne ve babasını ziyaret ederken Fort Seward Tarih Kurumu tarafından basılmış, Century of Stories: Jamestown and Stutsman Country, 1883-1983 adında bir kitaba rastladım. Kitapta "Ona 'Öksüzler Treni' diyorlar -pek çok çocuğun bir evi olmasını sağladı," başlıklı bir makale vardı. Hikayede eşimin büyük babası Frank Robertson'a ve onun kardeşlerine oldukça yer verilmişti. Bundan haberim yoktu, daha önce öksüzler trenini hiç duymamıştım. Araştırmalarım sırasında öksüzler treninin Jamestown, Kuzey Dakota'da durmuş ve o trendeki çocukların burada evlat edinilmiş olmasına rağmen, Robertson ailesinin Missouri'den geldiğini öğrendim. Bu konu merakımı uyandırdı ve Amerikan tarihinin pek bilinmeyen bir dönemi hakkında daha fazlasını öğrenmek istedim.

-Öksüzler treninin sizin için en ilgi çekici tarafı neydi?
Sanırım beni öksüzler treninin hikayesine çeken şey, gençlik yıllarına dair çok az şey anlatan büyükanne ve büyükbabamın da birer öksüz olmasıydı. Bir yazar olarak insanların hayat hikayelerini anlatışı ve bu hikayelerin -isteyerek ya da değil- onların kim olduğunu ortaya çıkarışı daima ilgimi çekmiştir. Kelimelerin arasındaki boşluklara, uzun zamandır sırları örtbas eden suskunluklara ve dış görünüşü maskeleyen hikayelere hep ilgi duymuşumdur. 
Kendi kökenim de kısmen İrlandalı olduğundan, onu öksüzler trenine götüren koşullar hakkında sessiz kalan İrlandalı bir kız hakkında yazmak istediğime karar verdim. Kontrolümüz dışında gerçekleşen travmatik olayların hayatımızı nasıl şekillendirdiği hakkında yazmak istedim. "Bilinen dünya ile imkansızlıklar dünyası arasındaki eşikten geçen insanlar, yaşadıklarını aktarmanın ne kadar güç olduğunu keşfederler. " diye yazar Kathryn Harrison. Roman boyunca ana karakterim olan Vivian, geçmişinden duyduğu utançtan uzaklaşıp, nihayet onu kabullenme yoluna gidiyor. Ve bu süreçte kendi hayat hikayesini hatırlayıp anlatmanın yenileyici gücünü öğreniyor. 
Önceki dört romanım gibi Öksüzler Treni de kültürel kimlik ve aile geçmişi gibi sorularla boğuşuyor. Fakat bunun çok daha büyük bir hikaye olduğunu ve geniş çaplı bir araştırma gerektireceğini en başından beri biliyor ve araştırmalarımı genişletmek için büyük bir istek duyuyordum. 



-Romanınızda tarif ettiğiniz yerleri görmek için Orta Batı'ya gittiniz mi?
Uzun zamandır Minnesota ve Kuzey Dakota'ya gidip geliyordum. Minneapolis'i oldukça iyi biliyorum ve o bölgeye büyük bir yakınlık duyuyorum. Eşimin ailesinin Minnesota, Park Rapids yakınlarında bir göl evi var ve orada oldukça vakit geçiriyorum. Romanda adı geçen ve günümüzde hikayenin geçtiği yer olarak görülen Maine, Spruce Harbor gibi pek çok küçük kasaba ise benim hayal ürünüm. (Spruce Harbor, The Way Life Should Be adlı bir diğer romanımda da geçen bir yer. ) Gerçek bir bölgeye hayali bir kasaba yerleştirmek, bana yazar olarak hayal gücümü dilediğimce kullanma özgürlüğü veriyor. 

-Kitabınız için ne tür araştırmalar yaptığınız? Trenle bir bağlantısı olan insanlarla görüştünüz mü? Bu nasıl bir histi?
İnternette New York Times ve diğer gazetelere ait makaleler bulduktan sonra öksüzler treni yolcuları tarafından anlatılan ve tarihi arşivlerde yer alan yüzlerce hikaye okudum. Bu araştırmalar doğrultusunda gittiğim New York Halk Kütüphanesi'nde ise adeta çağdaş bir materyal hazinesi buldum. Konuyla ilgili öyküler, çocukluk romanları, resimli kitaplar okudum. New  York Tenement Müzesi'nde ve Ellis Adası'nda araştırmalar yaptım. Aynı zamanda roman karakterimin İrlanda kökeni hakkında araştırma yapmak için İrlanda'daki Galway şehrine gittim.
Romanımı yazdığım süre boyunca New York ve Minnesota'daki tren yolcularının toplantılarına katıldım. Onlarla ve onların çocuklarıyla, torunlarıyla görüştüm. Hala hayatta olan az sayıda tren yolcusu vardı, onlar da doksan yaşının üzerindeydi. Her birinin bana ve diğerlerine hikayelerini anlatmaya ne kadar hevesli olduğunu görmek beni şaşırtmıştı. Onlarla konuşup hikayelerini dinlerken yaşadıkları zorlukların üzerinde durmadıklarını, onun yerine çocukları ve torunlarıyla birlikte oldukları için - o trenlere binmemiş olsalardı asla sahip olamayacakları hayatları için şükrettiklerini gördüm. Ve romanımda gerçek hayatta zor olan bir şeyi yapabileceğimi fark ettim: Bir kurtuluş hikayesi yaratma gereği duymaksızın, bu deneyimlerin sert detayları üzerinde durabilirdim. 



-Araştırmalarınız esnasında sizi en çok şaşırtan, hiç ummadığınız şey neydi?
On yıllar boyunca insanlar bindikleri trenden başka bir tren olmadığına inanmışlar. Yetmiş beş yıllık büyük bir sosyal deneyin parçası olduklarından haberleri yokmuş. Çocukları ve torunları (ki bazı tahminlere göre iki milyondan fazla kişiler) bu konuyla ilgilenip sorular sormaya başlayan ve diğer tren yolcularıyla tanışıp hikayelerini paylaşana dek gerçeği bilmiyorlarmış.
-Ana karakterleriniz olan iki genç kız, zaman ve koşullar bakımından birbirlerinden oldukça ayrı olsalar da bazı ortak noktaları var. Biraz bundan bahseder misiniz?
Roman yazarken çoğu zaman içgüdülerinizle hareket edersiniz. On yedi yaşında bir Penobscot Kızılderilisi olan Molly hakkında yazmaya başladığımda, ister inanın ister inanmayın, doksan bir yaşındaki varlıklı dul bir kadın olan Vivian  ile aralarında benzerlikler olduğunu hemen fark edememiştim. Fakat yazmaya devam ettikçe, bazı biyografik benzerliklere ek olarak psikolojik bakımdan da benzer olduklarını gördüm. İki karakterin de babası ölmüş, anneleri hastaneye kaldırılmıştı. İkisi de evden eve dolaşmış ve kültürel kalıpları dolayısıyla önyargıyla karşılaşmıştı. İkisinin de aile yadigarı birer tılsımlı eşyası vardı. İkisi için de değişim tanımlayıcı bir ilkeydi. İkisi de genç yaştan itibaren uyum sağlamayı, yeni kimlikler edinmeyi öğrenmişti. Yaşamlarının çoğunu riski azaltarak, karışıklıklardan kaçınarak geçirmiş ve geçmişleri hakkında sessiz kalmışlardı. Vivian - Molly'nin sorularına cevaben- uzun zaman önce yaşadıklarıyla yüzleşmeye başlayana dek, ikisi de yaşamlarında değişiklik yapacak cesareti bulamamıştı.


-Eserinizde bol bol adı geçen Maine ile olan bağınızdan ve hislerinizden bahseder misiniz?
Annem ve babamın Güneyli olmalarına rağmen, ben altı yaşındayken Maine'e taşındık ve bir daha arkamıza bakmadık. Kendime bir Maine'li demesem de iki kız kardeşim orada doğdukları için öyle oldukları söylenebilir. Fakat gençlik yıllarımı Penobscot Nehri'nin yakınlarındaki otuz beş bin nüfuslu bir Maine kasabası olan Bangor'da geçirdim. Yaklaşık on yıl önce annem ve babam Mount Desert Adası'ndaki küçük bir kıyı köyü olan Bass Harbor'a taşındılar. Üç kız kardeşimin de anne ve babamın evine üç kilometre uzaklıkta evleri var ve biri, ailesiyle birlikte tüm yıl boyunca orada yaşıyor. Bense yazları ve diğer tatilleri adada geçirecek kadar şanslıyım. Oğullarım orayı memleketi olarak görüyor. Benim içinse anlamı oldukça basit: Maine benim kişiliğimin bir parçası.

-Kitabınızda zamanı nasıl kullandığınızdan biraz bahseder misiniz?
Öksüzler Treni'nin günümüzü anlatan hikayesi birkaç aylık, geçmişi anlatan bölümleriyse 1829 yılından 1943 yılına kadar yirmi üç yıllık bir süreyi kapsıyor. Bu iki bölümün birbirlerini tamamlaması için aralarında nasıl bir denge kuracağımı bulmak biraz zaman aldı.
Genellikle iki ayrı zamanda geçen hikayeler okurken, bir zamanı diğerine tercih ettiğimi ve onun anlatıldığı bölüme gelmek için sabırsızlandığımı fark ederim. Öksüzler Treni'nde bu durumdan kaçınmak için iki hikayeyi birlikte örerek birbiriyle bağlantılar ve yansımalar taşımalarını sağlamaya çalıştım. Örneğin bir bölümde Vivian'ın büyükannesi ona bir kolye veriyor, sayfalar sonra Molly bu kolyeyle ilgili yorumda bulunuyordu. Ama bu referansların fazla yalın ve açık olmalarını değil, karmaşık olmalarını istedim. Ayrıca geçmişte geçen hikayenin şaşırtıcı bir olayla aniden sonra ermesini ve günümüzde geçen hikayenin, onu kaldığı yerden devam ettirmesini istedim. Böylece hikayenin anlatımı da ortaya çıkmış oluyordu: Vivian, Molly'ye hikayesini günümüzde anlatıyordu. Bazen bütün taşları nasıl yerlerine oturtacağımı düşünmekten başıma ağrılar girdi desem yeridir. Neyse ki editörüm pek çok kez çıkagelip beni bu durumdan kurtardı. 


Röportaj burada sona eriyor. Umarım zevk almışsınızdır ^_^
Sevgiler :*
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

25 Mayıs 2014 Pazar

Sır Muhafızı - Kate Morton


Kitap Adı: Sır Muhafızı
Yazar: Kate Morton
Çeviri: Zeynep Arıkan
Yayınevi: Artemis Yayınları
 Sayfa Sayısı:  591
Basım: Nisan 2014

Hayatta çok daha fazlası vardı ve onu bekliyordu!

Yıl 1961! Laurel hayalperest  bir kız. En büyük hayali oyuncu olmak. Ve aşık olduğu Bill'e evlenip, Londra'ya taşınmak.  
O gün de kalabalıktan uzaklaşmış, Bill'i beklerken hayallere dalmıştı. 
Beklenmedik bir şey oldu Laurel bir cinayete tanık oldu o gün!
Sonrası ise hiçbir şey bir daha aynı olmadı.

Yıl 2011! Laurel ünlü bir oyuncu olmuştu. Ama geçmiş onu bir türlü onu rahat bırakmıyordu. Ve Laurel harekete geçti.

YAŞADIĞINIZ HAYATIN ZATEN YAŞAYACAĞINIZ HAYAT OLDUĞUNA EMİN MİSİNİZ?

Kitap günümüzden geçmişe uzanıyor. Geçmişteki bir sırrın günümüzden hareketle çözüldüğü kitapları seviyorum. Bu tarz yazan yazarlar var ama Kate Morton kendi tarzını oturtmuş bana göre. 

Yazar geçmiş günümüz gidişatını aktarabilmeyi güzelce başarmış, şaşırtıcı ve dolu dolu bir kitap sunmuş. Ayrıca olaylar sadece Laurel üzerinden gitmiyor, bu da bana göre artı bir puan. Çok beğendim. Ancak kitapla ilgili bana göre olumsuz olan şey ise yazarın özellikle ilk bölümlerde fazlaca ayrıntıya girmesi ve kitabın bir türlü akmaması. İlerleyen kısımlarda bu ağır kanlılık ortadan kalkıyor. Keşke baştan itibaren hikayeyi serbest bıraksaymış yazar dedim.  

Bir de itiraf: Ben bir türlü Laurel'e ısınamadım:(
Belki ona da ısınmış olsam, daha da severek okurdum. 

Her şeye rağmen başarılı bir kitap!
PUANIM: 

 
Devamını Oku »

29 Nisan 2014 Salı

Sarah Jio - Son Kamelya // Yorum


Kitap Adı: Son Kamelya
Yazar: Sarah Jio
Çeviri: Ayhan Ece Şirin
Orijinal Adı: The Last Camellia
Yayınevi: Arkadya Yayınları
Basım Tarihi: Mayıs 2014
Sayfa Sayısı: 345




Kaderim senin ellerinde...
Victoria çiçek diline göre, kamelya çiçeğinin anlamı
  

Şu naif söz bile kitabın güzelliğini açıklamaya yeter herhalde. 

Sarah Jio bana hitap etmeyen aile-dram türünü bile bana zevkle okutan isim. Olayların uzun zaman dilimini kapsaması, günümüz-tarih şeridinde gidip gelmesi, iki paralel hikayenin en ters köşe, en yürekten yakalayan yerde kesişivermesi beni SJ kitaplarına çeken şeylerin başında geliyor. Dönemi harika bir şekilde anlatır Sarah. 
Sarah Jio'yu benim için farklı kılan, diğer aile dram kitaplarından ayıran şey kitabı ağlayarak ya da kalbi kırık bir şekilde değil,  yüzümde buruk bir tebessümle kapatıyor olmam. 

Gelelim Son Kamelya'ya...
1800 lerde sarayın bahçesinden çalınmış nadide bir kamelya türü,  Livingston Malikanesi'nin bahçesine getirilmiştir. Önce kraliyet aramaya başlamıştı Middlebury Kamelyasını, ardından 1940'larda kamelyanın peşinde başka birileri vardı, o kamelya hala malikanede miydi? 
Flora ailesini kurtarabilmek için malikaneye dadı kisvesi altında geldiğinde, malikanede bir sürü sır ve çokça kasvetle karşılaşmıştı. 
Gizli görevini yapabilecek miydi?

Yıl 2000. Addison geçmişini tamamen silmiş, tüm sırlarını evliliğine gömmüş, zengin bir ailenin oğluyla evlenmişti.
Kocasından bile sakladığı sırların ortaya çıkma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında kendini kocasının ailesinin satın aldığı eski Livingston malikanesinde bulduğunda, bambaşka sırlarla karşılaşmıştı.

Flora'nın sırları, Addison'ın sırlarına karıştığında iki kadını neler bekleyecekti? 

Tarih, sırlar, iki kadının hayatı...
İç içe, yürekten yakalayan, merakın hiç dinmediği bir kitap yazmış yine Sarah...

Ve yine yüzümde buruk bir tebessüm...



Devamını Oku »