7 Aralık 2016 Çarşamba

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama
Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.
haydar-colakoglu
YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
haydar-colakoglu-yolo-turkiye
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

15 Kasım 2016 Salı

Eylül 2016 OkuOku Alışverişi ve Fuara Gitmeme Kararım




Merhabalar, 
Bloga uzun zamandır yazı giremedim maalesef. Yani başlıktaki Eylül ayında bir yanlış yok, o alışverişi yazacak bile fırsat bulamadım. 
Uzun süre aylık minik  Kitap Yurdu alışverişlerim dışında alışveriş yapmamıştım. Eylül ayında Okuoku'da 9.90 TL kampanyasından yüklü bir alışveriş yaptım. 
Siparişimi bayramdan hemen önce vermiştim, sipariş bayramdan sonra geldi. Yoğunluktan çoğu kişinin siparişi geç gelmiş, ancak ben böyle bir sorun yaşamadım. 
Alışverişi sıcağı sıcağına snapchatte minik videolar şeklinde paylaşmıştım (snapchat: benherneysemo) Ama bloga taşımak bir türlü nasip olmadı. 

Bu arada yine fuar başlamadan önce bahsetmek istediğim bir konu vardı ama fuar başladıktan sonraya kaldı yazmak. Bu sene fuara gitmemeye karar verdim. 
İki yazıyı bu şekilde birleştirdim çünkü Okuoku alışverişinden 17 tane kitap almıştım, benim için bir nevi erken fuar alışverişi olmuştu. 

Önce kısaca neden bu sene fuara gitmeme kararı aldığımdan bahsedeyim.
 2005 fuarından beri hemen hemen her yıl aksatmadan fuara gitmeye çalışıyorum. Eskiden internet alışverişi yaygın değilken (ya da ben internetten alışveriş yapamazken), kitaplarla ilgili paylaşım yapacak kimsem yokken fuarlar paylaşım ve kitaplarla bir arada olmak açısından senede bir gelen bir nimetti resmen. Blog açtıktan sonra fuarlar da daha eğlenceli bir hal almaya başladı elbette. Özellikle arkadaşlarımla vakit geçirmek açısından. 

Bu sene kendimde o hevesi bulamadım. Aslında başlıca neden bu.
Fuar vakti yaklaştıkça içimde büyüyen heyecan da yerinde yoktu. 
İlk olarak fuar bana ciddi anlamda uzak. O İstanbul'un bir ucunda ben bir ucundayım, sadece yol bile insanın gözünde büyüyor. 
Üstüne aldıklarını nasıl getireceğini düşünmek bile kafada birkaç teli beyazlatıyor :)
Çok kalabalık ve curcunalı bir ortam olduğunu zaten biliyorsunuz. 
Yani kısaca fuarlar eğlenceli olduğu kadar da yorucu oluyor. Ve ben bu sene bu yorgunluğu, kalabalığı göze alamıyorum. 

Bunun yanı sıra evde ciddi anlamda çok kitabım var, okunacak da sayısız kitap. Burada birkaç yüz kitaptan bahsetmiyorum maalesef, çok daha fazlası. Ve bir süredir eski tempomdaki kadar çok kitap okuyamıyorum. Böyle olunca elimde tutmak istemediğim kitapları eleyemiyorum ve evde gittikçe artan koliler ve yığınlar oluşuyor. Çünkü ufak ufak da olsa kitap alıyorum hala.
Ve o yığınlar sanki üstüme üstüme geliyor. 

Bu nedenle bir süre elimdeki kitapları okuyup eritmek istiyorum. 
Evde yaşayabileceğimiz kadar yer açıldığında okumak istediğim kitapları da daha rahatça alacağımı düşünüyorum.

Bunlar sadece fuar değil genel anlamda aklımdan geçen şeyler aslında. 
Kitap okumak, kendinize ait kütüphaneniz olması harika bir şey. 
Ama bu elinizde olmayan nedenlerle size sıkıntı veriyorsa, hobiler işkenceye dönüşebiliyor maalesef. 
Benim gibi yer sorunu yaşayan, elinde olan kitapların ucunu kaçıran insanlar eminim ki beni anlıyorlardır. 

Yukarıda saydığım nedenler, bahaneler bir yana, dediğim gibi bu sene fuara gitmek istememin başlıca nedeni içimde o hevesi hissetmemem. 
Ve "bu aralar" sıcacık evimde pijamalarımla oturduğum yerde keyif yaparken gereken durumlarda kitaplarımın bana gelmesi, yani internet alışverişi çok daha cazip geliyor açıkçası. 
Sonrası, CNR'da ya da bir sonraki Tüyap'ta ne olur bilmiyorum ama bu sene fuara gitmiyorum. 
Gidenlere iyi eğlenceler diliyorum. :) 

Ve geliyorum alışverişime. 


Önce elimdeki serileri tamamlama çabasıyla işe koyuldum. Alev'i bir önceki indirimde almıştım ama Buz indirimde yoktu, onu bu kezki indirimde aldım. Ateş serisinin yan serisi ^^


Bu alışverişte bolca da Go Kitap aldım. Yine bir seri devamı. Yabancı , İşgalci'den sonra Savaşçı.


Benim Uzak Yıldızım adlı kitabın devamı Parçalanmış Dünyam. 


The Originals ikinci kitap. Kesinlikle benim favorim Elijah!


Karmakarışık'ın devamı Darmadağınık. 


Aspendos kitapları çok daha uygundu, yanlış hatırlamıyorsam 6,90'dı. Yine seri devamı.


Tarryn Fisher ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biri olageldi. İlik elimde eksik olan tek kitabıydı. 


Haberiniz vardır büyük ihtimalle, Fatih Murat Arsal kitaplarının 500. kez kapağı değişti ve ciltli olarak yeniden çıktı. Başta almam diye düşünüyordum ama indirimde buldukça toplamaya karar verdim. 9.90 kampanyasında yalnızca bu ikisi vardı. 


Gelelim seri devamı olmayan kitaplara. 
BBC dizilerini sever, elimden geldiğince takip etmeye çalışırım, BBC'nin youtube kanalında Poldark'ın teaser'larını görmüş izlemeye başlamıştım, çok severim böyle dizileri. Nitekim diziyi beğenmiştim de, kitaplarının çıkacağını duyunca çok sevinmiştim. Kitap Yurdu listemde sıra gelmesini bekliyordum ki 9.90'a düştü, hemencecik aldım. Seviyoruz kendisini ^^


Go'nun merak ettiğim kitaplarından biri de buydu. 
Alıverdim. 


Bu kitap da bir süredir Kitap Yurdu listemdeki kitaplardan biriydi. Bu kitabı özellikle merak ediyorum, çok ama çok ilgi çekici bir konusu var. 


Bu serinin ilk kitabının indirime girmesini bekliyordum, uzun zamandır girmemişti. Bu kez indirime girdiğini görünce aldım, umarım beklediğim kadar iyidir. 


Bu kitabı ilk çıktığında okumak istiyordum aslında. Tam benlik bir konusu vardı çünkü. Ancak o kadar abartıldı ki, acaba boş yere şişirilen kitaplardan mı diye bir durakladım. Filmi de çıkınca beklemeye karar verdim. Üzerinden bayağı zaman geçmişken alıp okuyayım dedim. Film kapağıyla gelmemesi de en büyük artısı!


Yeni historical yazarları denemeyi seviyorum. Özellikle Türk yazarların denemelerini merak ediyorum. Daha önce Rita Hunter okumuştum. Jennifer Royce çok övülen yazarlardan biri. Hazır fırsat ayağıma gelmişken bir şans vermek istedim. Kitabı birkaç bölüm okuduğumda bayağı araştırma yapmış sanırım yazar dedim. Bakalım :) 


James Patterson iyidir. Bu da Artemis'ten çıkan kitaplarından biri. Bayağı janjanlı bir kapağı var, filmi de var. 5.90 TL idi bu kitap da. 


İtiraf ediyorum bu kitabı sırf kapağı yüzünden merak ettim. Çünkü bana çok cazip gelen bir kapağı var. O nedenle yeni sekmede açıp inceledim kitabı, konusunu da çok sevince almış buldum kendimi. Bu da 5.90 TL idi. 


Seyyah ise üzerindeki bir türlü çıkmak bilmeyen çıksa da yapışkan izi bırakan etiketten anlaşılacağı üzere okuoku'nun hediyesi. Bende zaten vardı bu kitap, 2. si yoktu. İkincisini yollasaydınız keşke dedim kendi kendime :D Ama düşünmüş yollamışlar, teşekkür ederiz efenim.

Not: Ekim Ayı Kitap Yurdu alışverişimi instagramda paylaşmıştım. Sabah Yıldızı'nı aldım kendim için ve Kızıl Yükseliş serisini tamamladım. Yanı sıra bir arkadaşıma hediye kitap aldım ^^  

İşte böyle. Bu alışverişle fuara gitmiş kadar oldum zaten. 
Siz fuara gittiniz mi? Gidecek misiniz?

 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

24 Eylül 2016 Cumartesi

Sonsuz Sevgilerimle - Julia Quinn (Bridgertons #5)



Kitap Adı: Sonsuz Sevgilerimle
Yazar: Julia Quinn
Orijinal Adı: To Sir Phillip With Love 
Çeviri: Murat Sarlıcalı
Yayınevi: Epsilon Yayınları
 Sayfa Sayısı: 356
Basım: Mayıs 2014
Seri: Bridgertons Serisi

#7 Öpüşünde Saklı // It's In His Kiss (Hyacinth&Gareth)
#8 Biz Evleniyoruz  // On The Way To The Wedding (Gregory&Lucy)


Eğer insan aşkı bulmamışsa, yalnız kalmak daha mı iyiydi?

Okunup yorumlanmayan kitaplarda bugün. :)
Okuyalı uzunca bir süre geçmişti ve taslaklarda bekliyordu bu kitap; okunup yorumlanmamışlara da bir el atayım dedim. 

Eloise Bridgerton 28 yaşına gelmiş, sayısız evlilik teklifi reddetmiştir. Artık ona sosyetenin kriterlerine göre evde kalmış denebilir. Aslında Eloise bundan çok da şikayetçi değildir. Elbette seveceği bir eşi, güzel bir yuvası olmasını o da ister ama daha önce buna yaklaşan bile biriyle karşılaşmamıştır. O sürekli yazdığı mektuplarıyla ve daima mürekkepli elleriyle bekar hayatından memnundur. 

Ömrünü birlikte geçirmeyi düşündüğü, kendisi de evde kalmış en yakın arkadaşı Penelope evlenince Eloise bir anda boşluğa düşmüş hisseder ve bir yıla yakındır mektuplaştığı Sör Phillip'in tanışma ve birbirlerine uygun olup olmadıklarını öğrenme teklifini kabul ederek ailesine haber vermeden kaçar ve soluğu taşradaki Ramsey Malikanesi'nde alır. 

Sör Phillip mektuplarındakine hiç benzemiyordur, üstelik Eloise'e mektuplarında bahsetmediği bazı durumlar içerisindedir. 

***
Bir kadına kur yapmayı istemek, bunu nasıl yapacağını bilmek anlamına gelmiyordu.

***


Eloise  geveze, aceleci, tuttuğunu koparan, inatçı bir kişilik. Bir önceki kitapta ona sinir olduğum kısımlar  olsa da bu kitapta kendisini pek bir sevdim. Özellikle çocuklara yaklaşımı şefkati, buna rağmen göze göz, dişe diş halleri çok hoşuma gitti, bazı yerleri içime dokundu. 

Phillip'in kendi çocuklarına yaklaşamaması, onlarla arasına mesafe koyuşu, bocalamaları etkileyiciydi. Güçlü, iri, akıllı, becerikli bir erkeğin söz konusu geveze bir kadınla, yaramaz iki çocuk olunca yaşadığı çaresizlik okunmaya değerdi.

Mutlu bir ailenin ne kadar önemli olduğunu hem Bridgertonlara her bakışında hem de Phillip'in yaşadıklarını okuyunca görüyor insan. 
Bu kitapta da Bridgerton erkeklerinin toplandıkları sahneyi çok sevdim, çok güldüm. :) 
Bridgertonlar bambaşka ve harika bir aile gerçekten. 

***
Soru soran bir kadından kork, çünkü asla doğru cevap veremezsin.

***

Bridgertons serisi kitaplarında sevdiğim ayrıntılardan biri bu kitapta da vardı. Bölüm başlarındaki eklentiler. Sonsuz Sevgilerimle'de de mektup yazmayı seven Eloise'in daha önce yazdığı mektuplardan konuyla alakalı alıntılar vardı ve hoşuma gitti. ^^

Bridgertons serisi sevdiğim ve hala okumamış olan varsa türü sevenlere okumasını önerebileceğim tarihi aşk romanı serilerinden biri. :)
Sevgiler :*


 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

23 Eylül 2016 Cuma

Bridget Jones'un Bebeği (Film Yorumu)


Bridget Jones serisine olan sevgimden ŞU yazımda bahsetmiş, kitaplarına ve filmlerime dair düşüncelerimi anlatmıştım.

Ben o yazıyı yazdıktan sonra sihirli bir değnek değmiş gibi bazı şeyler değişti. Önce Bridget Jones serisinin haklarını Pegasus Yayınları aldı ve 3 kitabı set olarak tekrar bastı. Bende tek eksik 3. Kitap olduğu için "Deliriyorum Bu Çocuğa" ismiyle çevrilen 3. kitabı satın aldım sadece. Seri yan yana uyumsuz göründü ama yapabileceğim bir şey yok maalesef.

Bridget Jones'un Bebeği isimli üçüncü filmden de haber yok demiştim o yazıda ve film birkaç gün önce vizyona girdi. Ben de ilk fırsatta senelerdir beklediğim bu filme gittim. Sıcağı sıcağına filmle ilgili düşüncelerimden bahsedeyim dedim. 

Seans saatinin gelmesini beklerken ben ^^
Öncelikle sinema salonu gerçekten çok enteresandı. Filmi biz de dahil 4 kişi izledik desem? Resmen sinema salonunu kapatmış gibiydik ve hal böyle olunca rahatça gülüp şakalaşabildik.  

Filmle ilgili hem çok büyük beklentilerim hem de çok büyük şüphelerim vardı. Seneler sonra film nihayet geliyor  heyecanı bambaşkaydı, diğer yandan oyuncuların yaşı başı aldı gitti, inandırıcı olacaklar mı; araya uzun yıllar girdi, eski rollerini tekrar tutturabilecekler mi şüphesi vardı. 


Film beklediğimden çok daha iyiydi. 

Bridget artık 43 yaşındadır ve hala bekardır.
Seneler süren kuraklıktan sonra hiç beklemediği bir şekilde hamile kaldığında ise kendini yine iki erkeğin arasında bulur. 
Ve babanın kim olduğunu bilmiyordur. 

Söz konusu Bridget'se kaos her zaman vardır zaten. :)

Filmde bu kez Daniel rolünü oynayan Hugh Grant bulunmuyordu, kendisinin akıbeti filmde verilmişti. :) Onun yerine Patrick Dempsey rol almıştı filmde. Kendisini Grey's Anatomy dizisinden tanıyorduk zaten. Nasıl olur diyordum, ki eleştiriler de görmüştüm izleyicilerden kendisinin oynaması konusunda. Ama ben filme çok yakıştırdım, Hugh Grant'in eksikliğini çok fazla hissetmedim. 
Çok hoştu. ^^

Ama benim adamım her daim Mark Darcy olagelmiştir. :)


Bu filmde de bolca güldüm, hatta bazı kısımlarda kendimi kaybettiğim oldu. Bu sahne de kendimi kaybettiğim kısımlardan biriydi örneğin. Eski filmlerden görüntülerin aktığı bir sahne vardı onu da çok sevdim. 

Filme dair ilk başta yadırgadığım tek şey oyuncuların yaşının artık kemale ermesi oldu. Ben daha önce bahsettiğim gibi önceki filmleri sık sık izlediğim için bir anda seneler ileri akmış gibi hissettim. 
Dile kolay ilk filmden bu yana 15, ikinci filmden bu yana 12 yıl geçmiş. 

Ama bu yadırgamayı bir süre sonra atlattım. 
Kendimi Bridget'in trajikomik hayat hikayesine yeniden kaptırdım. 

En sevdiğim şeylerden biri de önceki filmlerin karakterleri olan Bridget'in patronu, annesi, babası, çetesi gibi oyuncuların aynı şekilde muhafaza edilmiş olmasıydı. Hepsini yeniden görmek beni çok mutlu etti. 

Velhasıl-ı kelam, tekrar tekrar izleyeceğim bir film daha oldu. 
Ben seriyi ayrı bir  şekilde seven biri olduğum için beğenim yüksek olmuş olabilir ancak yanımda önceki iki filmi izlememiş bu seriden bihaber bir arkadaşım vardı ve o da filmi çok beğendi, bolca güldü. 

Bu tür filmleri seviyorsanız seveceğinizi düşünüyorum. Bridget Jones hayranıysanız da film sizi hayal kırıklığına uğratmayacaktır diye var sayıyorum. 
Sizin fikirleriniz nedir?
Sevgiler:*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

18 Eylül 2016 Pazar

Taştan Kalp - Jill Marie Landis (Irish Angel #1)



Kitap Adı: Taştan Kalp
Yazar: Jill Marie Landis
Orijinal Adı: Heart of Stone
Çeviri: Pervin Erdem
Yayınevi: Pegasus Yayınları
 Sayfa Sayısı: 334
Basım: Temmuz 2016
Seri: Irish Angel #1

Seri Sıralaması
#1 Taştan Kalp / Heart of Stone (Laura Foster & Brand McCormick)
#2 Heart of Lies (Maddie Grande & Tom Abbott)
#3 Heart of Glass (Kate Keene & Colin Delany)



"Böyle bir gece her kadına kısmet olmaz. Önce bir rahip tarafından öpüldüm, sonra da neredeyse bir adamı vuruyordum."


Merhabalar;
Bu kitabı Ağustos 2016 Kitap Yurdu alışverişimde almıştım ve orada kitaptan bahsetmiştim. Satın aldıktan hemen sonra kitabı okumuştum ancak yorum kısmına ancak şimdi vakit geldi. 

Kitap ilk olarak ismiyle ilgimi çekmişti. Sonrasında konusunu okuyup çok beğenmiştim. Manastırda geçen, rahipler vs. üzerine olan kitapları seviyorum. Hatta şu an Keşişler ve Kadınlar isminde eski bir kitap okuyorum. 3 ciltlik seri tek kitapta basıldığı için oldukça da kalın bir kitap. 

Şu an konumuz o değil, Taştan Kalp. 
Kitabın kapağını da özellikle renkleriyle birlikte beğenmiştim. Okuyunca konuya olan uygunluğu da gözüme çarptı ve daha bir anlam kazandı. Ama ben serinin orijinal kapaklarını da gerçekten çok sevdim. 



1853 yılında ailesi İrlanda'dan New Orleans'a göçen Lovie, 4 kız kardeşin en büyüğüdür. New Orleans'taki amcalarının yanlarına taşınmalarından kısa süre sonra anne babaları ölür ve hayat kardeşleri farklı yönlere savurur. 

1874 yılına gelindiğinde Lovie Lane artık Laura Foster olmuştur. Ve kendini dul bir kadın olarak tanıtarak Glory, Teksas'ta bir aile pansiyonu işletmeye başlamıştır. 

Tüm sırlarını dul kimliğinin arkasına ve pansiyonunun salonundaki ailesi olarak tanıttığı yabancı insanlara ait fotoğraflara gömmüştür. Ömrünü bu şekilde geçirmeye, kendini her şeye kapatmaya kararlıyken, kasabanın rahibi Brand McCormick bu kapıları zorlamaya başlar. 

Laura bir yandan, Brand'e karşı hislerini ketlemeye çalışırken, diğer yandan geçmişinin bu temiz adamı lekelemesini hiç istememektedir. 

*** 
"Derin bir nefes aldı. 
Nasıl, diye düşündü. Nasıl dua edilir ki? 
Tanrı, taştan bir kalbe girebilir miydi?"

***

Kitap beklediğim kadar güzeldi gerçekten. 
O kadar doğaldı ki. 
Laura'nın hayatının ayrıntıları gerçekten zordu ve Tanrı'ya olan inancını yitirmişliği çok güzel verilmişti kitapta. 
Yaşadıklarının onu katılaştırmasına, sürekli temkinli hallerine, taktığı dul maskesine rağmen içindeki kardeşlerine ablalık yapmaya çalışan çocuğu hâlâ görebiliyorsunuz. 

Olaylar tabii ki sadece bu aşk ve Laura'nın geçmişi üzerinde dönmüyor. Birçok toplumsal olaya da değinilmişti. Ayrıca Brand'in de tüm hayatı rahiplikle geçmemiş, onun da hayatının karanlık köşeleri var. 

Standart tarihi aşk romanlarının aksine kitabın Teksas'ın küçük bir kasabasında geçiyor olması ve o  kasabanın havasını solumak hoşuma gitti. Olayların geçtiği mekanlara önem veriyorum nedense. 

Tarihi aşk romanı okumak isteyen ancak cinsellik bulunmasından rahatsızlık duyanlar için biçilmiş kaftandı, zira kitapta hiçbir cinsel sahne yoktu. Bu anlatımla o kadar uyumluydu ki okurken benim gözüm de cinsellik aramadı. 

Rahip Brand McCormick karakteri çok sevecen, esir edici değil de koruyucu bir şekilde sahiplenici, insanın kolayca güvenebileceği bir erkek. Aşkı o kadar yapıcı ve fedakar ki saygı uyandırıyor. 
Bu tarz kitaplarda aşkı ve tutkusu bas bas bağıran, vuran, kıran, yaralayan, acıtan ama sevdiğini iddia eden erkek karakterlere o kadar alışkınız ki arada böyle es'ler vermek güzel oluyor. Zaten o tip erkekler sadece romanlarda çekiliyor. :)

"Bakışlarını Laura'nın yüzünden ayırmadı. Yüzünde dile getirilmemiş pek çok anlam yüklüydü. 
Tecrübesiz bir kadın bunları göremeyebilirdi. 
Onursuz bir adamsa bunları ortaya dökerdi. "

Kitabın tek eksiği ortalara doğru biraz yavaşlamasıydı, sonrasında tekrar ivme kazandı ve bu eksik gözüme çok fazla batmadı. Günlük hayatın, kasaba hayatının sıradan doğallığını okumak bana haz verdi. 

Olumsuz yanlardan biri de kitapta çok fazla yazım hatası bulunmasıydı. Normalde Pegasus Yayınları kitaplarında böyle hatalar görmezdim ve zihnimde bu konuda minimum hata yapan yayınevlerinden biri olarak kazınmıştı. Ama son dönem kitaplarında çok fazla yazım hatası yaptıklarını üzülerek fark ediyorum. :/

Taştan Kalp bahsettiğim çerçeve içerisinde ve özellikle uzun zamandır çok fazla kitap okuyamadığım bir durumda bana iyi gelen, severek okuduğum bir kitap oldu. 

Sevgiler :* 


 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

8 Eylül 2016 Perşembe

MİM: Bu Yazın En'leri


Merhabalar, 
Canım blog ikizim Kitap Tutkusu ve tatlı kıs Büyülü Ayraç beni bu mime davet etmişler. Sağolsunlar, varolsunlar :* 
Mim resmini benim için çeken One Better Day'e öpücükler :*

Son zamanlarda çok fazla kitap okuyamadığımın farkındayım, aksilikler, olaylar, yoğunluklar yakamı bırakmıyor. Ama son haftalarda güzel kitaplar okuyabildim en azından teselli olarak. 

O yüzden bu mime kısıtlı bir çerçeveden yanıt verebileceğim maalesef. 

1) Bu yaz okuduğun en güzel kitap: Taştan Kalp - Jill Marie Landis. Atmosferini sevdiğim kitaplardan biri oldu. İlk fırsatta  bloga yorumunu da gireceğim. 

2) Bu yaz keşfedip okuduğun en güzel kitap: Tam olarak yazın mı keşfettim emin değilim ama Hayatta Kalma Rehberi - Hugh McManners. Survivor olaylarını çok sevdiğim için bu kitabı da çok zevk alarak okudum. 

3) Bu yaz okuduğun ve sana en büyük hayal kırıklığını yaşatan kitap: Bu yaz çok büyük hayal kırıklığına uğratan bir kitap okumadım ama Harika Sürtük - Christina Lauren kitabını çok hevesle beklediğim için sanırım beklediğim kadar sevmedim. Yine güzeldi ama beklentimin aşağısında kaldı. 

4) Bu yaz izlediğin en güzel film: Film sorularına cevap verme konusunda hiç iyi değilim. Ama bu yaz uzun zamandan sonra Kore dizilerime döndüm. W Two Worlds izlemeye başladım ve çok beğendim izlediğim kadarını. 

5) Bu yaz dinlediğin en güzel şarkı: Son zamanlarda takıldığım ve günde 500 kez dinlediğim şarkıyı buraya yazsam blogdan toplu ayrılmalar olacağını düşünüyorum. :) Verecek havalı bir cevabım yok şimdilik. :)

6) Bu yazı bir kelime ile tarif et:  İşkence. :/ Bu yaz bana işkence gibi geldi, moralim hep düşüktü. :/ Olaylar olaylar.

Bir mimin daha sonuna geldik. Mim yazıları yazmayı seviyorum ^_^
Umarım siz de okurken keyif almışsınızdır. 
Ben de One Better Day'i, biriciğim Fighting! Blogundan Esramı ve Evil'in Dünyası'nı mimliyorum. Ayrıca ne güzel bir mimmiş bu, keşke benim de olsa diyen herkesi de. 
Sevgiler :* 

 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

28 Ağustos 2016 Pazar

İhtiyaç - Carrie Jones (Need #1)


Kitap Adı: İhtiyaç
Yazar: Carrie Jones
Orijinal Adı: Need
Çeviri: Bige Turan
Yayınevi: Go Kitap
 Sayfa Sayısı: 388
Basım: Ağustos 2016
Seri: Need #1



Seri Sıralaması
#1 İhtiyaç / Need
#2 Captivate
#3 Entice
#4 Endure



İnsanlar her zaman karanlığa bakar, Zara. Ne görebileceğimizden korkarız. Dışarısı karanlık olabilir, bu kendi ruhumuzun karanlığı da olabilir, ama bence hiç bilmemektense, bakarken yakalanmak daha iyidir. 

Çok sevdiği üvey babasını kaybeden Zara, hayata küsmüş gibidir. Onun sanki ruhunu kaybetmiş, içinde bir şeyler ölmüş gibi göründüğünden korkan annesi Zara'yı babaannesinin yanına Maine'e gönderir. Zara'nın yaşadığı yerden sonra kasaba hem oldukça küçük, hem de  soğuktur.  Ayrıca Zara evden uzaklaştırılmış, sürgün yemiş gibi hissetmektedir ve annesine içten içe öfkelenmektedir. 

Kasaba hayatına alışmaya çalışırken takip edildiğini fark eden Zara, kendini takip eden adamın geride altın rengi simler bıraktığını da fark etmiştir. Yeni arkadaşlarıyla birlikte bu olayı araştırmaya kararlıdır. 

***

Herkesin korkuları vardır, değil mi? Millet pul koleksiyonu yapar, ben korku biriktiririm... 

Eskiden perili kitaplara çok da bayılmazdım. Benim için sanki fantastik dünyanın üvey evlatları gibiydiler. Meleklerin güzelliğini, şeytanın zekasını alan bu yaratıklar oldukça kurnaz olabiliyorlar. Önce Sookie Stackhouse serisiyle ve True Blood dizisiyle perileri kabullenmeye başlamıştım, ardından Fevkalade Tuhaf serisiyle onları sevmeye başladım. Artık severek perili kitap okuyabiliyorum. 

Kitabın geçtiği ortam benim okumayı çok sevdiğim atmosferlerden biriydi. Şehir hayatından uzak, kasvetli, soğuk, ufak bir kasaba. Ormanla iç içe, bu yüzden her türlü olağanüstülüğe müsait. Kitap yeni kızın mistik kasabaya gelmesi klasik temasını işliyordu. Alacakaranlık serisi gibi serilerle başlangıç anlamında örtüşüyordu. Ama sonradan kendine has bir yol çiziverdi. (Bir kasabaya gelen yeni kızlarla ilgili bir yazı yazmıştım: Merhaba, Ben Bambaşka Bir Şehirde Yeni Bir Okula Başlayan Kız!. )

Friedrich Nietzsche der ki, "Canavarlarla savaşan kişi, kendisi de canavara dönüşmemek için dikkatli olmalıdır."

Zara başlarda sevdiğim bir karakterdi. Korkularıyla başa çıkmak için fobi isimlerini ezberleyip sayarak rahatlayan karakterin düşünce süreçleri de hoşuma gidiyordu. Zaten kitabın sevdiğim yanlarından biri de fobilere çekilen dikkat ve her bölümün bir fobi isminden oluşmasıydı. Bu konuda Korku Biriktirmek isimli yazımı okuyabilirsiniz. Ayrıca yazarın kendinden esinlenerek Zara'ya verdiği bir özellik vardı. Zara Uluslararası Af Öfgütü'ne üyeydi ve bu alanda çalışmalar yapıyordu. Yazar da sosyal sorumluluk işleriyle oldukça haşır neşir. 

Nefret işe yaramayan bir duygudur. 

Zara'nın babaannesi de farklı, uçuk ve sevilesi bir karakter. Onu hep oduncu gömlek ve kotla hayal ettim nedense. :)
Ayrıca Zara'nın arkadaşları Issie ve Devyn'e de bayıldım, kitapta en çok sevdiğim karakterlerdi. Nick de iyiydi diyelim.
Ancak kitabın ortalarından sonra Zara'ya sinirlenmeye başladım. İnkarcılığı artık aptallık seviyesine gelmişti. Gözünün önünde gerçekleşen her şeyi reddetme aşamasındaydı ve ben bunu sevmedim. 

İşin periler kısmı da güzeldi, yer yer beni şaşırttığı oldu. 

Genel anlamda kitabı sevdim. 
Küçük, soğuk, kasvetli kasabaya gelip fantastik olaylara dalan yeni kız klişesi ve Zara'nın saçma inkarcılığı dışında ütopik beklentiler oluşturulmadan okunabilecek hoş, kolay okunan bir kitaptı. 
Seriye devam edeceğim. ^^ 
Sevgiler :*
 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!