1 Ekim 2018 Pazartesi

Leyla İle Mecnun - Burak Aksak | Ardına Bakma Mecnun!


Kitap Adı: Leyla İle Mecnun
Yazar: Burak Aksak
Yayınevi: Küsurat Yayınları
 Sayfa Sayısı: 272
Basım: Nisan 2018


"Yine hevesimi ağzıma sokup kursağıma kadar ittirdiler.Yine senden vazgeçmem için ellerinden geleni yaptılar. (...) Yine yıldızlar kaydı ve benim hiçbir dileğim gerçek olmadı."

Ben geldim yine. :) Hep bu son bu son dedikten sonra yine biraz mecburi ara verdim. Bilgisayarımın klavyesinin bozuk olması, taşınma ve yerleşme telaşı, iş durumu derken blogdan epey uzak kaldığımın farkındayım. Ve hiçbir sosyal medya hesabını burası kadar benimseyemiyorum. 
O yüzden söz verip baskı altında kalmadan dilediğimce yazmaya aynı şekilde devam edeceğim. 
Arada taslaklarımın tozunu alıp fi tarihinden kalma yazılar paylaşabilirim, anlayışınıza sığınıyorum :p 
Sararmış çeyiz sandığından mı çıkardın bunları, miras mı kaldı gibi incitici şeyler söylemeyeceğinizi umuyorum. :) Gereksiz kamu spotundan sonra yorumuma geçebilirim. 

"Varsın kürek kürek atsınlar üstüme toprağı. Sonuçta bu mezarı Leyla kazmıştı."

Leyla ile Mecnun dizisi 2011 - 2013 dönemini ve en çok da sonrasını sallayan bir dizi oldu. Vay be yayından kaldırılalı dahi 5 seneyi geçmiş... Zaman ne kadar hızlı geçiyor. Ama bu kadar zamana rağmen dizi popülerliğinden bir şey kaybetmiş değil. 
Klişelere çok girmek istemiyorum hani eski dizilerin tadı, o mahalle kültürü, sıradan insanların sıradan ama samimi hayatları vs... Bunları zaten biliyorsunuz. Zaten diziyi sevdiren temel şeylerden biri bu biri de bol göndermeli kaliteli mizahıydı. 

Diziyi pek çok sevenlerden biri de benim. Hatta arşivime kattım belli aralıklarla baştan sona tekrar izliyorum. :) Arada O Geminin Gelmesi, Mecnunun Bedduasının Tutması gibi o duyguları tazeleyen şeyler oluyor işte. Bu döngüye alışmışken bir de dizinin senaristi Burak Aksak'tan bu efsanenin kitaba dönüşeceği haberi geldi. Harika bir haberdi. Bize de alıp okumak düştü. 
Kitabı zaten çıkar çıkmaz almıştım, ŞURADAN alışveriş yazısına gidebilirsiniz. 

"Kabayım ya evet, kaba olan ben oliyim. Sen bi' çiçek uğruna unut beni ama kaba olan ben olıyım. İnan senin için her şeyi yaparım. Ama arada kalan adam olamam. Sadece o zengin züppesiyle diyil kimseyle yarışamam ben. Kaybetmekten korktuğumdan diyil. Yarışmaktan anlamam. Hem sevgi dediğin nasıl yarıştırılır ki? İlla bağıra çağıra haykırmak mı gerekir sevdiğini? Gösterişli hediyelerle ya da şaşalı cümlelerle süslemek mi gerekir sevgiyi?Ne gözlerine bakıp söyleyebilirim ne de pazarlayabilirim sevgimi."

Şimdi sırada kitabın yorumu. 850 satır geyik yaptıktan sonra -_-
Kitabın kapağını çok beğendim. Hem bu kadar sade, hem güzel, hem de her şeyi bu kadar iyi özetleyen bir kapak olması bende bu düşünceyi uyandıran. Gerçekten başarılı
Burak Aksak'ın bir yayıneviyle anlaşmak yerine kendi yayınevini kurmasını ise gerçekten olumlu karşılıyor, hatta destekliyorum. 
Kitabın kendisine gelirsek diziyi izleyenler birçok yeri hatırlayacaktır. Diziden birebir alınan sahneler mevcut. Ama kitap elbette birebir dizinin kopyası değil, öyle olması mantıksız olurdu zaten. 
Burak Aksak her şeyi en baştan anlatmış. Leyla ile Mecnun'un tanışmasından. Bu kez tanışmaları çok daha farklı gerçekleşiyor ama nasıl tanışırlarsa tanışsınlar bu bizi yine nihai sonuca götürüyor. Leyla ile Mecnun'un aşkına...


Mecnun yine aynı Mecnun... Diğer karakterler de keza öyle. Dizidekilerle aynı şekilde gözünüzün önüne gelmesi işten bile değil. İsmail abinin sülalesine bile birebir yer verilmiş. :) Dizide sevilen bir detaydı, kitapta heba olup gitmemiş olmasına sevindim. 
Bir karakter var ki dizideki Leylaların hiçbirine benzemiyor... 
Dizideki Leylalar içinde ne olursa olsun favorim her zaman 1. Leyla idi. Bu, dizi bitene kadar da şimdi de değişmedi. Bence Mecnun'u o Leyla gibi kimse sevemedi, Mecnun da hiçbir Leyla'yı öyle sevmedi... 
Sanırım en antipati duyduğum Leyla da son Leylamız olan Melis Birkan'ın canlandırdığıydı...
Kitaba dönersek bu Leyla dizi tarihi boyunca karşımıza çıkan hiçbir Leyla'yı hatırlatmıyor. Ben favorim olduğu için ilk Leyla'yı canlandırmak istedim zihnimde ama farklı fiziksel özellikleri olan, farklı konuşan, farklı karakterde bir Leyla oldu çıktı. 
Bu Leyla yeri geldiğinde daha argo konuşabilen, zengin kızından çok daha bir mahalle kızı olmaya yatkın, çevre sorunlarına ve toplumsal sorunlara daha duyarlı bir Leyla. 
Mesleği de hepsinden farklı olarak; Arkeolog.

"İşlerin ters gitme ihtimali varsa, mutlaka ters gider. Kaan buna 'Murphy Kanunları' diyor. Annemse 'Besmelesiz çıkıyon evden ondan oluyo, sağ ayağınla çık şu evden' diyor. Babam da 'Genze kadar çekceğin suyu, geniz önemli' şeklinde yaklaşıyor meseleye. (...) İsmail Abi de 'İş mi? Ne işi? Yol-yemek-sigorta varsa çalışırım hacı' diye baştan aşağı yanlış anlıyor meseleyi. Bense kısaca 'İşte hayatım' diyorum."

Okurken bozuk bir Türkçe kullanılmış, hatta Burak Aksak editörün bunları düzeltmeye yeltendiğinden bahsetmişti. :) Günlük, kuralsız bir Türkçe demek daha doğru belki de. 
Ufak bir ayrıntı daha, kitap Nisan 2018 baskısı ve kitapta doların 3,80 TL olduğu yazılmış. :)
Arda - Mecnun diyaloglarını dizide de severdim, kitapta da es geçilmemiş :) 
Okurken dizinin senaryosunun yanı sıra oyuncuların da o başarıda ne kadar büyük payı olduğunu daha iyi görebiliyorsunuz. 

Gelelim esas merak ettiğim noktaya.
Dizi final yapılmasına izin verilmeden yayından kaldırılmıştı.
Daha sonra Ben de Özledim dizisinin ilk bölümünde finali yapılmıştı. Ama sonra o finalin Ali Atay'a ait final olduğu, Burak Aksak'ın zihnindeki asıl final olmadığını öğrenmiştik. 
O yüzden bu kitabın finalini, Burak Aksak'ın finalini daha çok merak ediyordum. 
Onu da görmüş oldum. :)


Levyeli abinin önerisine uyarak ben de sizi etkilemek için şu alıntıyı koyuyorum.
Gökdelenler, şehrin mezar taşıdır... 
:)






Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

26 Aralık 2012 Çarşamba

Yeni Aldıklarım

Ben her yerde alacak kitap buluyorum :) Hastaneye gidip geliyorum 2 gündür, yol arasında bir antikacı keşfettim kapısında da 1tl ye ve 2 tanesi 5 tl ye kitaplar var... Bugün hastane dönüşü annemi de sürükleyerek kitapların içinde kendimi kaybederek yepisyeni kitaplar aldım :)


Alttaki 5 kitap tanesi 1 Tl ye aldıklarım... Okul zamanı içinde iki hikayecik olduğu için 2 tl ye alıyordum Harlequinleri... Aziz Nesin koleksiyonuma 2 kitap daha katmış bulunmaktayım... Bu kitapların ikisini de 5 tl ye almış bulunmaktayım... 

Velhasılı kelam toplam 10 Tl'ye yeni bebişlerime kavuşmuş bulunmaktayım... Herkese mutlu okumalar... :)
Devamını Oku »

23 Aralık 2012 Pazar

Sıdıka ♥ Atilla Atalay










İlkokul yıllarımdaki idolümdür Sıdıka benim... Sabahları tekrarının verildiği zamanlar televizyon başında hipnotize olmuşcasına izler, tüm dış uyaranlara kapatırdım kendimi.

O yıllardan beri, hala hayalini kurarım; biri kapıyı çalıyor, posta gelmiş. İçinde Sıdıka'nın tüm bölümleri olan DVDler... Ah, ahhh... Çünkü ne kadar arasam da 1-2 bölüm ve birkaç video dışında bulamadım Sıdıka'nın 97 yılı bölümlerini... 


Sıdıka ilk söylediği kelime "viyadük" olacak kadar enteresan, inanılmaz bir zeka ve potansiyel saklayan bir kız. Ama okuması engellenmiş, çılgın annesi, doğu sporlarıyla kafayı bozmuş yarım akıllı ağabeyi, içkici+baskıcı babası ve ev dolusu evcil hayvanla aynı eve kapanmış kalmıştır. Ailesi onu tam bir ev kızı olarak yetiştirmeyi, hayattan izole etmeyi görev saymışlardı kendilerine... Hayırlı bir kısmetle baş göz etmek gerekliydi onu, Sıdıka'nın neyin hayalini kurduğu pek de önemli değildi. 
İşte tüm bu harcanmasına inat Sıdıka hafif çatlaklığa vurup işi, yine de tüm entellektüelliğiyle konuşurdu. İzlerken de okurken de hep kara mizah olarak gördüm ben Sıdıka'yı... Çok da sevdim... Hatta günlük tutmaya bile ondan özenip başladım, hala da karalama da olsa devam ederim... :)

,


Kitap Adı: Sıdıka: Öpücük Balığı - Fabrıga
Yazar: Atilla Atalay
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı: 224
Tür: Mizah

Bu kitap aslında 3 ayrı bölümden oluşuyordu. İlk kısım benim kitabı okuma amacımı da içeren Sıdıka'ydı tabi ki. Yine onla güldüm, yine üzüldüm... Sıdıka çok sevgi dolu bir kız bence... Her şeye rağmen hayata olumlu bakabilen, elindekileri kabullenmiş ve onlarla olumlu bir şeyler yapmaya, bir şeyler üzerinde etkili olmaya çalışan biri...  Küçükken hep kendimi onunla özdeşleştirmeye çalışır, bundan zevk alırdım... 


Diğer bölümde ise yazar geçmişinde kalan bir kadını anlatıyordu, onu küçük küçük öpücüklerle öptüğü için öpücük balığı sıfatı kullandığı ama kıymetini bilemediği kadını. Sıdıka'dan sonra bu kısım biraz insanın içine oturuyor tabi... 

Fabrıga ise yazarın dedesinin hikayesi. Çelik-demir Fabrıgası!nın dedesi ve ailesine etkileri. Bir şehre Fabrıga geldiğinde toplumdaki tepkiler. Bu kısım da kara mizah denecek türdendi. Bazen köylülerin şaşkınlıklarına gülseniz de bazen de anlatılanlar üzüyor. Özellikle sonu oldukça dokunaklıydı. 


Genel olarak beğendiğim bir eserdi. Geceleri e-booktan kitap okumayı tercih ediyorum. Bu kitabı da bir gecede bitirmiştim... 

Puanım:  

Alıntılar

- Anne kız, bak bu Afika Menekşesi'nin dibinden tuhaf tuhaf bi otlar çıkıyo,  
yolıyim mi?

- Sakın ha yolıyim deme! Ot diil onlar, menekşenin dibine ceza olsun diye arnavut biberi ektim... Kapris yapıp açmıyodu... O biberler büyüsün de, arasında kaybolup gitsin, görsün gününü... Salak menekşe... Yüz verme hasbaya, gel 
yanından bu tarafa...




- Ay hihi... ilahi, gülünçsün kız anne... Menekşeye ceza olsun diye dibine biber ekmiş... Kezzap dökseydin köküne, idam etseydik... K.lt.k menekşe, sen nasıl açmazsın, ha! Vurıyim mi kız anne iki tane, yaprağına yaprağına girişiyim mi? 
Biz en iyisi şafakta çamaşır ipine mandallayalım bunu, hem diğer çiçeklere de 

ibret olur, çatır çatır açarlar... Mel'un menekşe! iblis! Hihohaha...



- Dalga geçme anneyle! Terbiye etmezsen açmaz bu çiçekler... Şu küpe çiçeğini on dakka buzdolabına kitledim, çıkışta dört tane açtı... Uslu dururlarsa su da
var gübre de... Ama ööle naza kaprise gelemem... Sen şööle kenara çekil, 


baariyim de duysunlar... Ayağıma üşenmem, gider keçi getiririm, hepinizi yediririm alimallah! Sizi bana sayıyla mı verdiler layn! 

- Kız yavaş anne! Vallahi korkudan benim bile ödüm patladı... Az kaldı fotosentez yapıyodum...

- Çakmakla kukunuzu yakarım!

- Giyotiin... Giyotiiin... Giyotiin... Ihihohi...

- Gülme kız, senden yüz bulucaklar... Arka çıkma şu çiçeklere... ibret olsun diye hepsinin gözü önünde seni de döverim bak...

- E ama anne, abarttın artık... Bu kadar sadistsen niye çiçek büyütüyosun?.. Akvaryum alalım, piranha filan besle... Vampir yarasa yetiştir, konu komşunun üstüne salarsın... 


- Vampirle felan alakası yok... Terbiye diye bişey var hayatta... Vaktinde seni  de dövmeseydik .r.spu olurdun şimdiye... Kabahat işledin mi alırsın cezasını, bu kadar... Bak şimdi hanım hanımcık kızsın maaşallah...




...


Ve Sıdıka'yla ufak bir röportaj, burada söyledikleri çok hoşuma gitmişti: 

 Hobileri: Relativite, Kozmik Evren, Taocu s.ks (genel kültür olsun diye yani), 
Örümcek motifli lizöz örmek, gazozlu kek yapmak, Dünya Politikası, Bonjovi


Fobileri: Klostrofobi (evde kapalı kalma korkusu), selülit, 7 şiddetinde deprem

- Sevgili Sıdıka, bir mizah kahramanı olmak sizce nasıl bir duygu? 
- Çok tuhaf bişiy kız... Resmen kendimi Şempanze B gibi hissediyorum bazen... 
Niye diyceksin... Siz daha iyi biliyosunuz, kitabı bile var, "Kahramanlar Hep 
Erkek"... Mizah dünyası için de aynı şey geçerli... Kız mizah kahramanı yok 
denicek kadar az... ikinci dereceden roller var tabi... Temel 
Reis'in Safinaz'ı; Basri'nin Fatoş'u; Mithat'la Mirsat'ın Nükhet'i gibi... 
Bir diğer tuhaflık da, yazarımın erkek olması... Belki de o yüzden öykülerimin 
sonunda hep dayak yiyorumdur... Ara sıra düşünmedim diil... Yazarları erkek 
olmasaydı, belki Asiye finalde kurtulurdu; Çalıkuşu Feride, bugün Milli Eğitim 
Bakanı filan olurdu... Yalan mı konuşuyorum anacım, nerden bilicez? Kalem o 

çocuğun elinde, istemese beni dövdürtmez, ben abimle babamı döverim... 
Yazarımın Eray diye bi tipi daha var başka köşede yazıyo... Dikkat et bak, o 
herif de hep birilerini döver... Yazar diil, Erol Taş'ın, eline şişe kırığı 
yerine kalem geçirmiş hali...



- Peki siz kendi maceralarınıza gülüyor musunuz Sıdıka? 
- Belli ölçüde... Ifrahata kaçmadan... Kahkaha falan atamam yani... Şööle ağız 
dolusu bi gülsem, demedik laf komazlar... En başta annem, "Ne kız o ööle fingir 
fingir, votka içmiş pavyon karıları gibi höykürüyosun zilli" diyip basar 
terliği... işin tuhaf tarafı, abim gülünce de aynı şey oluyo, "Karı gibi 
kıkırdama lan, ağır ol biraz" diyolar... Gülmek sakat iş annecim bizim 
toplumumuzda... Direkman namusla ilgili... Gülüceksen de "adam gibi" gülücen... 
Ağlamak konusu da biraz karışık esasen... Geçenlerde Başbakan Tansu Çiller'in 
siniri bozulup ağladığında, babam "Koca başbakana bak, karı gibi ağlıyo" dedi... 



- Sahi Sıdıka, siz, iç ve dış politik sorunlarla oldukça ilgili bir insansınız,
bunun özel bir nedeni var mı?

- Evet, ev kızı düzeyinde dünya barışıyla ilgili bazı girişimlerim oluyo...
Bosna Hersek'tekilere yün çorap örüp yolladım mesela... Ailem buna pek ses 
etmedi... Ancak Bill Klinton'a frigofrik kargoyla aşure göndermiş olmama 
şiddetle tepki gösterdiler... Oysa ben iyi komşuluk ilişkilerinde böyle şeylerin önemli olduğuna inanıyorum... Nitekim sonradan Çiller de 
Klinton'a gravat götürdü...  
Bi keresinde de Boğaz'daki kirliliğe karşı evden kaçıp çevre dostlarıyla 2000 
kişilik bir "çevre-dostluk zincirine" katılmıştım... 2000 kişi kol kola 
girmişti, ben de aralarına karıştım yani... Ertesi gün abimden "Boğaz'da 2000 
kişiyle kol kola sürtüp mahallede adımı çıkartıcağım" gerekçesiyle dayak 
yedim... Abim, "Kimdi ulan o kolundaki 1999 it" deyip, nereme gelirse vurdu... 
Anlıycağınız, dünya meseleleriyle uğraşma da bi "ev kızına" göre diil...



- Peki, hakikaten "mahallede adınız çıktı" mı?... Yakın çevreniz tarafından 
anlaşılamamak sizi üzüyor mu?

- Valla annemin demesine göre mahallede benim için "Safiyamm'ın kızı entel 
olmuş" diye dedikodu yapıyolarmış... Annem bu işe çok hayıflanıyo... Bana 
"Bizim sülalede de hiç entel yok, babangilinkinde de... Sen kime çektin bilmem 
ki" dedi... işin doğrusu, mahallede diil, dünyada adım çıksın isterdim... Ne 
biliim, bir Madam Küri olmak isterdim örneğin... Ya da "Sıdıka Doktrini" adıyla 
anılacak yeni bir sosyo-politik sistem bulup, tüm dünyadaki şiddeti, 
adaletsizliği durdurabilmek isterdim... Anneme göre bu söylediklerimi ancak 
"Birleşmiş Milletler'de çalışan bi koca bulursam" yapabilirmişim...



- Evet, dönüp dolaşıp "hayırlı kısmet" işine geldik... Sizin "hayırlı 
kısmetleriniz" oluyor mu?

- Ihihi... Beni kim alır kız... Annemin dediği gibi "mal ortada"... Hangi ev 
kızının çeyizinde teleskop vardır?... (Bi ara uzaya merak salmıştım.) Ayrıyetten 
biraz "tuhaf bi ev kızı" olduğumu herkes biliyo... Hem, evden dışarı çıkmam bile 
yasak, telefonları bile bana açtırmıyolar. (...)



Devamını Oku »

3 Aralık 2012 Pazartesi

Zeki Kayahan Coşkun - KISA KISA


Tarih 2003 yazı olmalı... Bayılırdım gece radyo dinlemeye... Ama o saatlerde bilirsiniz radyolarda mayışık sesli adamlar: "Sesimiz bu yıldızlı gecede yankılanıp, ulaşırken siz gecenin eşsiz dinleyicilerine..." falan diye bol tasvirli şiirsel sandıkları bir şeyler saçmalarlar... 

İşte öyle yıldızlı ve şiirsel saçmalıklarla dolu bir gece içim daralmış, kanalları zaplarken uyudum uyuyacağım, bir haykırışla kendime geldim: 
"Abi, abi yapma düşcez, abi.." Arka planda çın çın öten bir şeyler... 
Çılgın bir radyocu 2 tane genci pencere önündeki yemek masasına çıkartmış, ellerinde tencere kapakları bir yandan onları birbirine vurdurtup, diğer yandan bir şeyler bağırttırıyor. (Yanlış hatırlamıyorsam böyle bir sahneydi.)

Şaşkınlıkla karışık bir şekilde ayılıverdim, başladım dinlemeye. Ama ne dinleme... Gecenin bir vakti kahkahalarımı saklamak için elimi ağzıma kapatırdım. Ve sen ne kadar beddua etsen de Zekicim, ben uzun zaman yorganın altında dinlemek zorunda kaldım seni... 

Evet efendim, bu hikayecikten sonra o harika insan Zeki'nin bendeki kitaplarından KISA KISA bahsedeyim... 
Zekinin kitapları Türk insanını anlatır... Mizahi tarzda... 
Türkleri Anlama Kılavuzu 1 ve 2 de maddeler halinde Türk insanının alışkanlıkları anlatılır ve siz okurken "Hakkaten he!" dersiniz. Ben kitap boyunca demiştim bu lafı :) Zaten kitap kapakları da böyle dantelli, kapanmış fala yüzük konmalı falan bizdendir yani... "Yuh bu da mı var? Bunu bile düşünmüş, yazmış adam kitaba" dersiniz bir de... 


Arka kapağında bu maddelerden örneklere de yer verilir. Fikir olsun diye alıntı yapalım: 
Madde 60- Düğün salonunda halay ekibi, önce pistte çember oluşturarak coşar. Ardından masaların arasından geçerken halaya yeni kişiler alınır. En sonunda düğün salonunun duvarları boyunca halay çekilir. Ve nihayet halaydan kopmalar başlar... Halay ekibi dağılsa da, 2-3 kişi şuurunu kaybetmiş şekilde halay çekmeye devam eder... Çok sonra anlaşılır ekibin dağıldığı...

Madde 75- Sokak ortasında aşka gelip sevişen, kedi, köpek, at gibi hayvanlar öncelikle "hoşt, kışt, pişt, aloooo" denilerek uyarılır... Sevişme halinin devam etmesi durumunda hayvanlar sopa ve benzeri bir cisim kullanılarak ayırılır...

Madde 39- "Misafirlere hoş geldin dedin mi?.." çocuğa yaşatılacak en büyük kabuslardan biridir... Gelen misafire, ebeveyne göstere göstere "hoş geldin" deyip, kabustan kurtulmak gerekir...

Madde 8- Pazartesi sabahı ve cuma okul çıkışı, bayrak töreni öncesinde, okul müdürü "evladım konuşmayı kes, arkadaki oğlum önüne dön, öndeki arkana dön, sırayı bozma, bak hala konuşuyor, kime diyorum vs..." bağrışlarıyla müdür olduğunu hisseder, hissettirir...

Madde 72- Belediyenin yaptığı kazı çalışmalarında kullanılan iş makineleri, etrafında kalabalığın toplanmasını sağlar... İş makinelerinin temposuna hayran olan fertler, saatlerce kazı çalışmalarını seyredebilirler... Bazılarının çalışmaya katılıp "topla gel, indir, kaldır, hopppp dur..." demesine az kalmıştır... "

Bu kısım da ikinci kitaptan: (Resim olarak koyuyorum ilgilenenler üstüne tıklamak suretiyle büyük olarak okuyabilirler... )

                                                 

'Durun Siz Evlenemezsiniz' ise sanki milletin ilişkisinin ortasına lök! diye girmiş de onları izliyormuşuz gibi bir his verir size. Erkek nasıldır, kadın nasıldır, bu ikisi bir araya gelince ne olur ? Ama öyle yok 'Erkekler Marstan Kadınlar Venüsten' tarzında değildir, gayet bizden diyaloglardır! Yine mizahi bir dille, hoş bir anlatımla, severek okuduklarımdan...

Ve Uyku Kaçıran Masallar serisinin ilk kitabı Fareli Köyün Kavalcısı ve Saz Arkadaşları... Benim hiç kalkmadan kısacık sürede bitirdiğim, okurken kahkahalar attığım, abartmıyorum gözümden yaş gelen kitap. Bildiğimiz bol prensli, bol prensesli masallar biraz Türk çeşnisiyle karıştırılıp, az da absürdleştirilirse ne olur efendim, işte bu kitap olur. Benim favorimdir, dibine kadar güldüğümdür... Arka kapağına bakın, anlayacaksınız:

"
Nankör Gepetto ve Anlaşılamayan Genç Pinokyo; Gepetto kardeşi Tayyar ve kaynı Çetin'den nasıl kazık yedi?



Pinokyo'nun kasıklarını zımparalayarak intihar etmesinin sebebi neydi? Karısı Kiraz'ın Gepetto'ya attığı en büyük kazık neydi?


Bahtsız William Tell ve Hırslı Oğlu Faruk; William Tell'in ailesi, William'ın karısı Saliha'dan boşanmasını neden ısrarla istiyordu? İsviçreli bilim adamlarıyla William Tell'i hangi gizli proje üzerinde çalışıp, sonrasında birbirine düştü? William Tell'in oğlu Faruk, niçin kaçırıldı?

Dudu Yüzlü, Mor Fistanlı, Sırma Saçlı Rapunzel; Neslihan ve Ayvaz çiftinin bebek beklediği dönemde, Neslihan'ın aşermesi sonucunda Rapunzel için kaderin kötü oyunu mu başlıyordu?

Rapunzel'i kapatıldığı kuleden hangi belediye başkanı vinçle kurtardı? Belediye başkanının bağlı olduğu siyasi parti, başkanın Rapunzel ile ilişkisine nasıl tavır aldı?

Ne Oldum Delisi Ali Baba ve Kırk Haramiler; Köylüler neden Ali Babayı hunharca dövdüler? Ali Baba, karısı Işılay ve oğlu Tankut sefil hayattan nasıl kurtuldu? Ali Baba, Kırk Haramilerin ganimetine konunca, elde ettiği sermayeyi borsada hangi kâğıtlara yatırdı? İnterpol'den kaçan Ali Baba hangi ülkeye sığındı?

Hepsi ve daha fazlası, Fareli Köyün Kavalcısı ve Saz Arkadaşları'nda..."

Bu kitabın son sayfasındaydı sanırım, bir de çizim vardır kitapla ilgili fikirlerin, kapakla ilgili fikirlerin karalandığı; kitabı bitirince bir süre de onu incelemiş çözmeye çalışmıştım, çok güzeldi. 

Kısaca Zeki'nin hem radyo programı, hem de kitapları bir başkadır... O bitanedir :)

Puanım: 

Devamını Oku »