25 Temmuz 2013 Perşembe

OKK 6. Blog Tur - Kış Sarayı - Eva Stachniak * Yorum *




Merhabalar,
 Aslında biliyorum yorumumu dün yazmış olmalıydım ama 2 haftaya yakındır, diş ağrısı çekiyordum ve dün dişçiye gittim. Akşam da aşırı diş ağrım oldu ki doktorum zaten bunun olabileceğini söylemişti. Bu nedenle bir ağrı kesici alıp yatmak zorunda kaldım bu nedenle öncelikle üzgünüm... 

Gelelim kitaba...Aslında yorum yapacak değinmediğim bir nokta kaldı mı emin değilim çünkü yazarın anlatımını ne kadar beğendiğimden bahsetmiştim. Öyle çarpıcı bir anlatımı var ki, kalemine bayıldım... 

Konu deseniz tarihi romanları severim ve buna üstüne Rus Sarayı'ndan bakıyor olmak oldukça hoşuma gitti. Ve kızımız... Her şeye evet der, yapar görünürken o nasıl bir güçtür... Konuya çok girip işi sulandırmak istemiyorum ama tabi ki kısaca bahsedeceğim... Kızımız aslen Polonyalı ama ciltçi olan babasının daha iyi para kazanabilmek için Rusya'ya gelmesiyle sarayın kitaplarını ciltlemeye başlıyor. Kraliçenin gözüne giriyor. Ancak kısa bir süre sonra baba ve anne ölünce kızımız Varvara yapayalnız kalıyor. Kraliçenin babasına verdiği söz üzerine de saraya alınıyor. Başlarda çok zor şartlarda yaşıyor ve kraliçenin kendini fark etmesi için öyle çaresiz ki... Kraliçenin aşığı onu fark edip kraliçenin huzuruna çıkıyor ve Varvara kraliçenin casusu oluyor. Öyle taktikler öğreniyor ki Saray Entrikaları ve Casusluk Üzerine yazımı okuyabilirsiniz bunun için. 

Hikayenin öyle iç burkan bir yanı da var ki. Heyecanlanmamak ve o dünyadan korkmamak mümkün değil. İktidar ve güç takıntısının insana neler yapabileceği... Tabi bir de casusluk yaptığın kişiye duyduğun sadakat ve başkasına duyduğun dostluk hissinin karşı karşıya gelmesi...

Benim bu kitap için kullanabileceğim yegane sözcük "Çarpıcı/Vurucu" olabilir ancak. Çarpıcı bir konu, çarpıcı karakterler, çarpıcı bir mekan, çarpıcı olaylar ve çarpıcı bir anlatım...  Sanırım paranoyak oldum! :)

PUANIM: 

*Optimum Kitap' a katkılarından dolayı teşekkürler. *
Devamını Oku »

23 Temmuz 2013 Salı

Saray Entrikaları ve Casusluk Üzerine





Beni dinle. 
Ben biliyorum. 
En tehlikeli casus şüphelenmediğindir.
Diyor kitabın ilk bölümünde... Aslında tüm kitap da bu cümleler üzerine kurulu...  Herhalde asla ama asla bir sarayda yaşamak da istemezdim. Ama tarihi romanları okumayı severim. Tarihi romanlardaki, dönem yaşamı, dönem kıyafetleri, dönem gelenekleri, hatta yemekleri ve işkence yöntemlerine kadar... Bu konuda nasıl dolmuşsam, böyle bir yazı yazmaya karar vermiştim. Belki bıraksanız sabaha kadar boş boş konuşabilirim... Aslında içimden geldiği gibi yazacaktım ama bilgisayar başına oturduğum şu anda kitabın ayak izlerini takip ederek gitmeye karar verdim, haydi siz de peşimden gelin... :) 

Sarayda lüks, ihtişam ve mevki geçerlidir gibi görünür ilk bakışta. Aslında yüzeysel bakıldığında bu doğrudur da. İnsanlar size mevkinize göre davranırlar ama esasında bir sarayda asıl sözü geçen şey 'güç'tür. Güç ise ancak karşı taraftakine karşı avantaj elde etmekle olur. Açığını, sırrını bildiğiniz kişiye karşı da bir nevi avantaj elde etmiş olursunuz.  Eğer ki alt bir seviyedeyseniz gerektiğinde olumluya veya olumsuza çekilebilecek ortalama yorumlar her daim faydanıza olacaktır. 

Saray öyle bir zemin ki sanki buzdan bir zirve. Kaygan ve zirvede durması zor... Bu sadece en tepedeki kişi için değil herkes için geçerli. Öyle bir hiyerarşi ve herkesin mevkisi tehlike altında. Üsttekiler sizi kendi mevkileri ya da kendi çıkarına olan birinin mevkisini tehdit ediyorsanız aşağı itmeye, aşağıdakiler ise yükselmek için aşağı çekmeye çalışacaklardır. Bunu üstü kapalı davranışlar ya da arkanızdan çevrilen dolaplarla fark edebilirsiniz. Ama muhtemelen yaşlanıp ölene kadar o buzun üzerinde düşmeden kalmanız asla mümkün olmayacaktır... 

Sadece sevmediklerinizden kurtulmak için değil, yerinizi sağlamlaştırmak ve taraftar/dayanak elde etmek için de güce ihtiyacınız var. Arkanızdan oynananlar ve ortada dönenleri bilmek ayrıca yerinizi sağlam tutmak için, hamlelerinizi düzgün ve zamanında yapmak için doğal olarak ihtiyaç duyacağınız temel şey bir casus olacaktır... 

Bir casusun en önemli özelliği dikkat çekmeyen, fark edilmeyen, silik biri olmasıdır.  Böylece şüphe uyandırmayacaktır. "En tehlikeli casus şüphelenmediğindir." Ama senin casusundan her daim şüphelenmen gerekmektedir. Ya casusun sandığın kişi aslında başka birinin casusuysa? İşte böyle kaygan bir zemin dostlar. Hala saray hayatı düşleyen var mı? :p

Peki bir casus ne gibi özelliklere sahip olmalıdır?
Hadi kitaptan öğrenelim bu kısmı da... 

"Haklarında bir şeyler bildiğiniz casuslar ya açığa çıkarılanlardır, ya da kendilerini ifşa edenlerdir. Bunlardan ilki, arkalarında sözcüklerden bir yol bırakacak kadar aptaldır, ikincilerinse kendilerine ait sebepleri vardır. Belki de kendi önemlerine dair cansız bir anıdan başka bir şeyleri kalmadığından istiyorlardır itiraf etmek... 
Ya da belki de, diğerlerini uyarmak için. 
Ben bir ajandım, bir muhbir. Fısıltıların gerçeğinin taşıyıcısı. İçi boşaltılmış kitapları, sahte dipli sandıkları ve gizli koridorların kıvrımlarını bilirdim. Yazı masanızdaki kilitli çekmeceyi açabilir, mektupların mührünü kırıp yine de kimse okumamış gibi gösterebilirdim. Eğer odanızda bulunan ben isem, kilidin çevresindeki saçınızı sizin bağladığınız şekilde bırakırdım. Eğer gecenin sessizliğine güvenirseniz, tüm sırlarınıza kulak misafiri olurdum.  



Kızarmış kulakları ve pembeleşmiş yanakları fark ederdim - müzik aletlerinin içine atılan mesajları. Ceplere sokulmaya fazla hevesli elleri. Bir kuyumcu veya terzinin sık sık yaptığı alelacele ziyaretleri. Süslü elbiselerin altında, damlayan idrarı tutan deri çamaşırları, hizmetçilerin kanlı paçavraları bahçeye gömüşünü, ölümü korkutup kaçıramayacak olan soluk alma çabalarını.

Ölümün kokusunu alamazdım, ama yolladığı sinyalleri görebilirdim. Kalplerin çarpması, gözlerin büyümesi, ellerin titremesi, yanakların kül rengine bürünmesi. Kısa kesilmiş cevaplar, uzamış sessizlikler. Bunları her fısıltının bir şüpheli, yapılan ya da yapılmayan her hareketin , gelecekte kullanılmak üzere not alınıp saklandığı odalarda görmüştüm. Korkunun kalbe neler yapabildiğini görmüştüm. "

"Zerbsten yeni gelen bu tatlı kızı uyarabilirdim; burada, Rus Sarayı'nda hayat bir oyun ve her oyuncusu hile yapıyor. Herkes herkesi izliyor. Gerçekten tek başına olabileceğin hiçbir oda yok. Duvarların ardındaki koridorlar, labirentler oluşturuyor. Bilenler için, kimsenin şüphelenmeyeceği yerlere açılan dehlizler var. Boy aynaları açılır, kitaplıklar hareket eder, sesler gizlenmiş borularla iletilir. Söylediğin her sözcük tekrarlanabilir ve aleyhine kullanılabilir. Güvendiğin her arkadaş  sana ihanet edebilir. 



Sandıkların aranacak. Çift diplile ve içi boşaltılmış kitaplar gizlerini uzun süre koruyamayacak. Mektupların daha gönderilmeden kopyalanacak. Hizmetkarların, senin bir iç giysinin kaybolmasından yakındıklarında, bu, bir şişede kokunu saklamak için yapılmış olabilir ki, gerektiğinde av köpekleri seni bulmaya gönderilebilsin. "

"Sadakate inanmayanları, arzuları devasa ve dengesiz olanları, amaçları daima şüpheli olan insanları kullanma sanatıdır. Bizim için çalışan herkes daha yüksek bir teklife satın alınabilir. En iyi casuslar para için veya korktuklarından  hizmet edenler değildir. En iyi casuslar, en derin arzuları efendileri tarafından tatmin edilenlerdir." -Aklınızda casus tutma fikri varsa bunu kesinlikle dikkate almalısınız :) -

"Çok fazla konuşma. Çok soru soranlara dikkat et. Gergin bakışları, terli avuçları izle. Hiçbir yerin güvenli olmadığını ve hiçbir odanın tamamen mühürlenemeyeceğini unutma. İyilikseverlik gösterilerine inanma: her hediye, her gülümseme rüşvettir." - Bu kısm da casus olmak isteyen arkadaşların kulağına küpe olsun :) - 

Yazar entrikalar ve casusluk olayının içeriğini işte böylesine ustaca anlatmış ki kendi cümlelerimden utanacağımdan, kitabın peşinden gitmeye karar vermiştim, umarım doğru karardır. Sevgiler... :)


Devamını Oku »

22 Temmuz 2013 Pazartesi

OKK 6. Blog Tur - Kış Sarayı - Eva Stachniak





 Merhabaaalar, yine biz!  :)
-Öncelikle bu görsel için Fighting blogunun sahibelerinden Kübra'yı tebrik ediyorum, çok beğendim de... - 
Türkiye'de bir ilk olan kitaba özel blog turlarımıza devam ediyoruz.! 
(Valla dünyada ilk mi bilmiyorum:p )
Sıradanlıktan uzak, eğlenceli ve daha yararlı paylaşımlar yapmak görevimizdir efenim :) 
Kitabımız benim anlatımını özellikle beğendiğim 18.Yüzyıl  Rusya'sında geçen bir casusluk hikayesi...
Paranoyak edecek cinsten! Uppss!
Konumuza bakalım... 
Beni dinle.
 Ben biliyorum. 
En tehlikeli casus, şüphelenmediğindir. 

18. yüzyılda, Rusya'da, İmparatoriçenin casusu olarak görevlendirilen genç bir kızın gözlerinden anlatılan bir yükseliş hikâyesi. Polonyalı genç kız Varvara, İmparatoriçe Elizaveta'nın ihtişamlı ve tehlikeli sarayına getirilir. Kilit açmak, sevişmek ve en önemlisi sessiz kalıp dinlemek konularında eğitilir. İmparatoriçenin varisine, genç ve kırılgan Prusya Prensesi Sophie, gelin olarak getirilir. Varvaranın görevi onu gözetlemek iken, onun arkadaşı ve sırdaşı olur. Saraydaki gizli ilişkileri ve güvenilmez işbirliklerini öğrenmesine yardım eder. Fakat Sophie'nin kaderi, kötü şöhretli Büyük Katerina olmaktır. Peki, onun hırsları herkesinkinden daha yüce ve etkili mi? Gücünün son noktasına ulaşmadan duracak mı?


Tur Takvimimiz;

21 Temmuz 2013 
Kitap ve yazar Tanıtımı:

22 Temmuz 2013
Kış Sarayı Yapımı ve Kraliyet Aile Etkisi: Pudra Tozu
Dönem kıyafetleri: Kitap Tutkusu

23 Temmuz 2013 
Saray Entrikaları ve Casusluk: Kütüphanemden Kitap Manzaraları
 Döneme Yön Veren Karakterler: Fighting!!

24 Temmuz 2013
Yorum:

Çekilişimize Katılmayı Unutmayın! Üstelik şartlar çok kolay! :)



Optimum Kitaba Katkılarından Dolayı Teşekkürler :)
Bizden ayrılmayın e mi? :)
Devamını Oku »

27 Haziran 2013 Perşembe

Akşam Okuması - Kış Sarayı - Eva Stachniak ve Yine Ramen


Yepisyeni bir kitaba başladım. Merak ederdim bu kitabı... Kapağı çok güzel ama kitabın anlatımındaki vuruculuk ve iddia kapakta malesef yok. Henüz çok az okumama rağmen  şimdiden beğendim, özellikle çarpıcı anlatımını, umarım devamında da bu şekilde gider...

"Beni dinle. 
Ben biliyorum. 
En tehlikeli casus, şüphelenmediğindir."



Ve yine ramen :) 
ŞU yazımda ramen faciamı anlatmıştım... İlk deneyimimdi ve cidden çok kötüydü. Ancak piyasadaki ramenle alakası olmayan, en kötü marka olarak lanse ediliyor Kung Fu ve ben de katılıyorum. Leader bulamadım ancak İndo Mie diye bir marka keşfettim, o da leader kadar iyi denmişti. 2. deneyimim onun tavuklusuylaydı, abimle deneyip çok beğendik. Ve bu benim 3. ve en iyi ramen deneyimim. Fırsat bulmuşken anlatıyorum. 2. şansa deneyimimle rameni sevince -ki abim elimden alıp hepsini yemişti:( - hemen atladım marketlere... En çok dikkatimi bu domatesli-tavuklu çekmişti. Bunu, sebzelisini, körilisini ve bilimum çeşitlerini aldım. Bu sefer chopstick yani hashi sorun oldu. Satan bir yer bulamadım, internetten sipariş edeyim dedim bir sürü sorun çıktı. En son elimi yüzüme aldım, bana yakın olan sushico adlı uzak doğu lokantasına gittim, rica ettim. Tabi ben mahcup mahcup 'ücretini öderim' falan diyorum, görevli bir yardımcı bir yardımcı oldu, boynuna atlayacaktım o derece - hayır canım, çocuğun çok tatlı olmasıyla falan alakası yok, Spartacus'daki Crixus'a benzemesiyle alakası da yok tamamen sevinçten- :p neyse bir sevindim bir sevindim. Ve ramene bayıldım, sade tavuklu bunun yanında yavan kalır o derece. Çok lezzetliydi, doyamadım, suyunu içecektim annem bana aşağılayıcı bir şekilde bakmasaydı, bunlar hep sosyal baskı işte... Chopstickleri elime alır almaz, 40 yıllık dizilerde tencere kapağında ramen yiyenler gibiydim, öyle rahat kullandım ve inanılmaz zevkli. Çatalla hiç tadı olmuyordu. Kısaca çok güzel bir deneyimdi a dostlar, aldığım diğer türleri de yakında yazarım... Ama domatesli tavuklu şu anki favorimdir... 
Yeni hedefim kimbap ve kimchi yapmaktır, duyrulur. Deneyen ve başarılı olanlar tarif yazarsa veri hepi olurum... :)

EDİT: Unutmuşum, bu ramenden alırsanız kesinlikle içindeki tüm sos ve bilimum katkıları koyun, tam oluyor o zaman tadı, az koymuştum başta tatsız olmuştu, hepsini dayayınca harika oluyor :)

Görüşmek üzere, beni özleyin anacım :)

Devamını Oku »