23 Mart 2025 Pazar

Emanet Çocuk - Claire Keegan (Kitap Yorumu)


Adı: Emanet Çocuk
Yazar: Claire Keegan
Yayınevi: Jaguar Kitap
Çevirmen: Behlül Dündar
  Sayfa Sayısı: 80
Basım: 2010
Türkçe Basım: Mayıs 2021

1980’lerin başında, İrlanda kırsalındayız. Küçük, isimsiz bir kız çocuğu, kendi ailesi tarafından daha önce hiç tanışmadığı çocuksuz Kinsella çiftine bırakılır. “Emanet çocuk”, yeni ve geçici evindeki ilk günlerinden itibaren kendi iç dünyası ve duygularını tanımanın yanı sıra, “aile” ve “ev” denilen şeylerin daha önce hiç tecrübe etmediği olanaklarını, özellikle de dalgalı yaşam denizindeki yol göstericiliğini ve iyileştirici yanlarını da keşfetmeye başlar.
Çağdaş İrlanda edebiyatının en parlak isimlerinden Claire Keegan Emanet Çocuk’ta, bir kız çocuğunun gözünden İrlanda’nın yemyeşil vadileri ve parlak gökyüzüyle bezeli pastoral yaşamını, hırçın rüzgâr ve dalgalarla falezler misali yontulmuş taşra insanlarını son derece dokunaklı ve yalın bir dille anlatıyor.
“Emanet Çocuk’ta görkemli bir dizi biçimsel güzellik, derin ve verimli bir yetenek tarafından resmediliyor. Claire Keegan, okuyucuya basit hikâye diye bir şey olmadığını ve sanatın insan yaşamı için ne kadar elzem olduğunu hiç unutturmuyor. Keegan doğru kelimeleri seçme konusunda heyecan verici bir içgüdüye sahip; yaşamın sonsuz ihtimallerine ve kesinliğine karşı sabırlı bir özen göstermekte ise son derece mahir.” Richard
Ford

Tası suya daldırıp dudaklarıma götürüyorum. Su daha önce hiç içmediğim kadar soğuk ve temiz: Babamın bırakıp gidişinin tadı var suda; hiç orada olmayışının, gittikten sonra bana ait hiçbir şeyin olmayışının tadı. Tası yeniden daldırıp güneşin suda yansıdığı yere kadar kaldırıyorum. Altı yudum içip, utancın ve sırların barınmadığı bu yerin, şimdilik, yuvam olmasını diliyorum.

    Tesadüfen görüp aniden okumaya karar verip bir oturuşta okuyup bitirdiğim bir kitap oldu. Uzun zaman sonra bir oturuşta kısa da olsa bir kitabı okumak eski günlerin hazzını verdi sanki. 

    Kitap; İrlanda kırsalında pazar günü kiliseden çıktıktan sonra babasıyla bir araba yolculuğuna çıkan bir kız çocuğuyla başlıyor. Olaylar ismini bilmediğimiz, kitap boyunda da bize söylenmeyen o kız çocuğunun bakış açısıyla anlatılıyor. Onun zihnindeyiz, onun gözüyle görüyor, onun eliyle kavrıyor, onunla hissediyoruz. Sanki biz o'yuz. Yazar bize aslında o kızın hikayesini anlatmıyor da yaşatıyor. Bu hoş bir bakış açısıydı. Her şeyi onunla birlikte öğreniyoruz ve onun çocuksu bakış açısıyla, algısıyla deneyimliyoruz. 

    Konuyu uzun uzun anlatmak istemiyorum, arka kapakta yeterince bahsedilmiş. Eğer okumaya karar verirseniz siz de o çocukla birlikte öğrenin isterim. Ama yine arka kapakta bahsedildiği gibi ev ve yuva kavramlarının farkını sorgulatan bir kitap. Bir çocuğun zihninde onun korkuları, kaygıları, sevinçleri, hayattaki en ufak şeyi bile yeni deneyimlediği andaki o hissiyatı, hiçbir yere tam olarak ait hissedememek... İnsan gelişen, değişen bir varlık. Bir yerden gittiğimizdeki biz ile döndüğümüzdeki biz aynı kişi olmuyoruz. Öğrenen, bilen insan bir daha asla eski bilmediği haline dönemiyor. Dönmemeli de belki de. 

"Bir yerde sır varsa, orada utanç vardır. Utançsa ihtiyacımız olan bir şey değil."

    Beni en çok etkileyen anlardan biri çocuğun Kinsella' nın kucağında otururken çok oturduğundan, bacağını ağrıttığından endişe duyduğu o andı. İçine doğduğumuz ailenin kuralları, hayata bakışı içimize o kadar işliyor ki, başka bir ihtimalin varlığı bile bazen bizi şaşırtabiliyor. 

    Kitabın içeriğinden çok bahsetmek istemiyorum. Ama olaydan çok bir durum öyküsü gibi. Okurken İrlanda kırsalını yaşıyorsunuz. Bir çiftlik evinin kokusu, günlük işleri, kuyudan su çekerken çocuk sesinin duvarda yaptığı yankı... Yazarın kendisi de 1968' de çiftçi bir ailenin kızı olarak İrlanda' da doğmuş, kitap da 1980lerde tam da onun çocukluğunda geçiyor. Yazarın tarzını sevdim ve diğer kitaplarını da araştırdım. Türkçeye çevrilmiş iki kitabını daha buldum.


                                                  

    İlk çevrilen kitabı Yüz Kitap'tan Mavi Tarlalardan Yürü isimli öykü derlemesi. Çevirisi çok beğenilmemiş. Ama Emanet Çocuk' un çevirisi Jaguar Kitap'tan Behlül Dündar' ın çevirisini ben beğendim. Diğer kitap Böyle Küçük Şeyler de Jaguar Kitap'tan. Bunları da okuma listeme aldım. Jaguar Kitap' ı biraz araştırdığımda kapak tasarımlarını beğendim. Minimalist ama vurucu kapakları var. Hoşuma gitti.

Şimdilik bu kadar. Sevgiler :*



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

1 Eylül 2021 Çarşamba

Kendine Yalan Söyleme - Jane Feather (Blackwater Brides #1) [BCP MAYIS]


Adı: Kendine Yalan Söyleme
Yazar: Jane Feather
Orijinal Adı: Rushed to the Altar
Çeviri: Tuğçe Ağca
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 392
Basım: Temmuz 2013
Seri: Blackwater Brides #1

Blackwater Serisi
#1 Kendine Yalan Söyleme / Rushed to the Altar - Jasper & Clarissa
#2 Evlilik Bahsi / A Wedding Wager - Serena & Sebastian
#3 An Unsuitable Bride - Alexandra & Peregrine


Merhabalar, :)
Bu kitabı yıllar önce yanlış hatırlamıyorsam fuarda sahaftan almıştım. Hemen kontrol ettim 2015'te Tüyap'tan almışım (Yazı için TIKLAYIN). O dönem hakkında gördüğüm tüm yorumlar olumsuz olduğu için okumayı epey ertelemiştim. Daha sonraları birkaç kez başlasam da bir türlü devam edememiştim. Kışın ıhlamur eşliğinde son kez başlamışım. Son zamanlarda bu tarz yarım kitaplarımı tamamladığım için BCP Mayıs ayına bu kitabı seçtim ve nihayet bitirdim. :p Mutluyum, gururluyum.

Kitabın konusundan bahsedeyim hemen. Clarissa Astley ailesini kaybettikten sonra kendisinin ve 10 yaşındaki kardeşi Francis'in velayeti amcaları Luke'a kalmıştır. Kötü biri olan amcanın tek niyeti Francis'ten kurtulmak ve abisinin mirasını ele geçirmektedir. Taşrada yaşayan Clarissa'nın yanından Francis'i alıp Londra'ya götüren amca çocuğu birinin yanına vermiş, şüphe çekmeyecek yollarla ölümünü sağlamaya çalışmaktadır. 

Clarissa ise kardeşini bu sondan kurtarmak için genç bir kız olarak tek başına Londra'ya gelmek üzere yola koyulur. Clarissa yolculuğunu yapadursun biz bir de diğer karakterimizi tanıyalım.

Seriye de adını veren Blackwater kontu Jasper Sullivan. Jasper ve ikiz olan kardeşleri Sebastian ve Peregrine'nin amcaları ölüm döşeğindedir. Çok hovarda ve günah dolu bir hayat süren bu amca bir yandan bu maceralarını bir pedere anlatarak günah çıkarmakta, diğer yandan ise mirasını alabilmeleri için yeğenlerine evlilik şartı koşmaktadır. 

Buraya kadar kitabın gerçekten çok güzel bir konusu var. Pek çok seride rastlayabileceğimiz miras veya başka getiriler için evliliğin şart koşulması ve buna uygun bir aday bulunması temalı kitaplar özgün yazıldığında gerçekten çok eğlenceli oluyor. Bu kitap da güzel başlamıştı. 

Ancak tam bu kısımdan sonra ütopik diyebileceğimiz tuhaf olaylar cereyan etmeye başladı. Clarissa, Londra'ya geldikten sonra kalacak hiçbir yer yokmuş gibi bir randevu evinde oda kiraladı. Soylu bir genç kız olarak bu seçimi gerçekten büyük bir skandal aslında ama enteresan bir şekilde evdeki hiç kimseden de ters bir hareket görmedi. Otelden konforlu bir hayat sürdü. Oda servisi ise kusursuz işliyordu. O kısma ilerleyen kısımlarda tekrar geleceğim.

Jasper'ın amcasının şartı ise sadece yeğenlerinin evliliği değildi. Günahkar bir adam olarak yeğenlerinden düşmüş(!) bir kadınla evlenmelerini istiyorlardı. Yeğenlerinin buldukları kadınları kurtarıp birer erdemli hanımefendi olarak cemiyete kazandırmaları gerekiyordu. Jasper, yeri geldiğinde metresleri olan bir adam olsa da halihazırda elinin altındaki kişilerden çok sıfırdan hiç tanımadığı birini bulmaya çalışıyor. VE BUNUN İÇİN SOKAKTA GEZİYOR? Kısmetin bir anda gelip koluna düşmesini bekliyor bir nevi. Ve o kadar enteresan ki KISMET DE DÜŞÜYOR KOLUNA. 

Jasper, kendisine çarpan Clarissa'nın alnında "plana uygundur" yazısı görmüş gibi peşine düşüyor ve o an amcasını gördüğü için telaş içinde olan Clarissa'nın hızla randevu evine girdiğini görünce de "plana uygundur" yazısı mühürlenmiş, tasdiklenmiş oluyor. 

Clarissa'nın amcasına yakalanmadan kardeşini kurtarmak için bir dayanağa, Jasper'ın ise günahkâr amcasının mirasını alabilmek için kendisiyle evlenecek böyle birine ihtiyacı vardır. İki tarafın da kaderini amcaları çizmektedir kısaca. 


Kitapta Jasper'ın amcasını şu şekilde özetliyor bize: 

“Vikont Bradley’in fevri, yaşlı bir adam oluşu konusunda seni uyarmalıyım. Ama gençliğinde hovardaymış. Daha doğrusu, biraz daha ileri yaşlarında. Ve hâlâ kadınların zarafeti hakkında zevkli bir göze sahiptir. Senden ciddi anlamda bir utanmazlık bekleyecektir. Onun masumiyete hiç zamanı olmamıştır. Rol kes, o da olmazsa… her neyse sakın ihmal etme. Biraz müstehcen ve oynak, olabildiğin ve bildiğin kadar baştan çıkarıcı ol. Cazibeni göster. Bir bakışta neden benim seni cazip bulduğumu anlayacaktır. Bazı söylemlerini, rahatsız edecek kadar net bulabilirsin. O, farklı bir çağdan geliyor; erkeklerin söylemek istediklerini kibarlaşmadan söyledikleri bir çağdan. Eğer buna ayak uydurabilirsen, senden memnun kalacaktır.”


Sonrasında olaylar öyle bir gelişiyor ki Clarissa, kırk yıldır bu evde çalışıyormuş gibi bir anda olayların içinde buluyor kendini.
Ve olaylar bir kurgudan bile beklenmeyecek olağandışılıkta ilerliyor...

Peki, sen bu kitabı nasıl buldun diye sorarsanız; öncelikle ben bu kitaba çok düşük beklentilerle başladım. O yüzden kitabı evet çok beğenmedim ama nefret de etmedim kitaptan. Bunda uzun zamandır bu türde bir kitap okumadığım için biraz tarihi aşk romanı özlemi çekmemin de payı olabilir. 

Bu türü çok az okumuş ya da hiç okumamış biri belki daha çok beğenir ama çok daha kaliteli tarihi aşk romanı okumuş insanlar için maalesef epey vasat kalıyor. 

Kitapta hoşuma giden şeylerden biri rahatsız edici seviyede de olsa gerçekçi anlatımdı. Kıyafetler, yemekler, olaylar... Jasper'ın acılı ve baharatlı böbrek yediği kahvaltısından, Clarissa'nın hovarda amcaya kendisini bir f*hişe olarak tanıtabilmek için kıyafetinde uygulanan detaylara kadar. Bunlar kitapla ilgili en çok hoşuma giden şeydi sanırım. 

Ve kitabın en en en mide bulandırıcı ve can sıkıcı kısmına geliyorum. Randevu evi çalışanı zannedilen ama aslında tecrübesiz olan Clarissa'nın Jasper'dan bunu saklamak için bir araçla... Ve bu aracı bir nevi oda servisi gibi orada çalışan diğer kadınların getirmiş olması? Gerçekten kitaba dair okuma isteğini en çok öldüren kısım buydu. 

“Jasper, ondan vermeye hazır hissettiğinden daha fazlasını istemişti ve sonunda Clarissa, Jasper’dan vazgeçmişti.”


Bu arada artık son sayfalardayken ve düğümler çözülürken başıma yine bir şey geldi. Arkadaş ne kitapmış, dediğinizi duyar gibiyim. 350 sayfadan fazla kitaba tahammül et, olayların en çok tırmandığı yerde basım hatası olsun ve iki sayfa boş olsun. Sabah kahvaltısında ev halkına tatsız dakikalar yaşatmış olabilirim. :p 

Neyse, deyip kaderime razı olduktan sonra iki sayfa daha okudum ve yine arkasından gelen iki sayfa boştu. Bakın bu bir dramdır. Bu kadar emekten ve çabadan sonra bunu hak etmediğimi düşünüyorum. O yüzden, elinde bu kitap olan ve beni buraya kadar okumuş olan saygıdeğer insanlardan bana mümkünse instagramdan (@benherneysemo) bu kitabın 354 - 355- 358- 359. sayfalarını atmalarını rica ediyorum.

Kitabın söylemeden geçemeyeceğim etkisiz bir sonu vardı. Olaylar güzel tırmandı ama sonrasında tepe noktayı göremedik gibi geldi bana. Belki farklı düşünen olabilir. 

İyi veya kötü bu kitapla olan maceramız bu şekilde sona erdi. 
Buraya kadar tahammül edebilmiş olanlara sevgiler :* 



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

15 Temmuz 2021 Perşembe

Freud'un Kız Kardeşi - Goce Smilevski (BCP Mart)


Merhabalar, 
Blogları Canlandırma Projesi kapsamında her ay  o ayın konusuyla ilgili yazı yazıyordum ve bu beni mutlu ediyordu. Ancak araya bir yakınımın hastalığı ve vefatı girdi, zor zamanlardı; biraz geri kaldım. Önceki aylara dair yazılarımı seri bir şekilde girip günceli yakalamak istiyorum. Çünkü bu projeye devam etme niyetindeyim. Başlayalım. 

BCP Mart ayı için bir süre önce başladığım ancak yarım kalan bir kitabımı seçtim. Bu sayede kitabımı da tamamlamış bulunuyorum. Mart ayı temamız "Kadın" idi. 
"Malumunuz bu ay 8 mart Dünya Kadınlar Günü'nü de bünyesinde barındırıyor. Bu sebeple mart ayı temamız Kadın.  O yüzden okuyacağımız ve izleyeceğimiz içerikler kadınları temel alıyor olacak. Konusu kadınlar üzerine olan ya da kadınlar tarafından hayata geçirilmiş içerikler bu temaya dahildir. Özellikle son zamanlarda yaşananlarla da bu tema daha da işlenmesi, konuşulması gereken bir hâl alıyor." diye özetlemiştim 
BCP ile ilgili bilgi almak için buraya TIKLAYABİLİRSİNİZ.




Kitap Adı: Freud'un Kız Kardeşi
Yazar: Goce Smilevski
Çevirmen: Levent Ademov
Yayınevi: Nemesis Kitap
Orijinal Adı: Sestrata na Zigmund Frojd
Basım: 1. Baskı - Ekim 2013 / 2-5. Baskı - Aralık 2013
Sayfa Sayısı: 243

"Herkes burada ama sen kendine çok fazla baktığından diğerlerini göremiyorsun."

Bir dönem psikolojiye 'sözde' de olsa kıyısından köşesinden dokunan kitapları toplama huyum vardı. Henüz çok seçici değildim bu konuda. Bu kitabı da öyle bir zamanda almıştım. Hata etmişim. Sonda söylemem gerekeni başta söyledim sanırım. Ups.

Kadın teması altında seçme nedenim ise kitap adından da anlaşılabileceği gibi bir kadını konu alıyor ve o kadının bakış açısıyla, onun maceralarını anlatıyor. Nedenim buydu.
Kitabın enteresan bir olay anlatma sırası var. Daha doğrusu pek sırası yok. 

Kitap Freud'un dört kız kardeşinden biri olan Adolfina'nın ağzından anlatılıyor. Hikaye öyle bir başlıyor ki hepsinin yaşlılık yılları ve 2. Dünya Savaşı zamanları. Yahudilere uygulanan zulümden onlar da zarar görüyorlar. Bazı nüfuzlu Yahudiler diğer Avrupa ülkelerine çıkarılabiliyorlar. Freud'a da bu ayrıcalık tanınıyor ve arka kapakta da yazdığı gibi yanında götürmek istediği kişiler listesine eşi, çocukları dışında eşinin ailesi, doktoru, doktorunun ailesi, hizmetçileri hatta köpeğini bile eklemesine rağmen kız kardeşlerini eklemez. Kız kardeşleri ne kadar yalvarsalar da onlara, bir tehlike olmadığını söyler. 

Minik bir not: Burada Adolfina kardeşi Freud'la rüyasında bir nevi hesaplaşır. Freud pişmandır ve Adolfina ona "Affedilecek bir şey yok. Yaptığın hiçbir şey yok. İyi bir şey yapma imkanını kaçırdın o kadar." diyor. Enteresan ve insanı bir anlığına düşündüren bir bakış açısı. Ama çok düşününce insanı yaptığı kötülüğün sorumluluğundan uzaklaştıracak bir parça da sıkıntılı bir bakış açısı bana göre. 

Hikayeye dönersek, kardeşler Freud Londra'ya gittikten kısa bir süre sonra toplama kampına gönderilirler. Adolfina kız kardeşlerinden de ayrı düşer bu süreçte. Bu kısma kadar Adolfina'nın çocukluk ve gençlik yıllarına, kardeşi Freud'la ilgili anılarına dair geçmişe dönüşlere yer veriliyor.

Tam kitap kendi ritmine oturdu, 2. Dünya Savaşı zamanları ve Freud ailesinin erken yıllarını konu alıyor ve bu şekilde devam edecek diye düşündüğünüz anda ise komple çocukluk ve gençlik yıllarına döndü. Geçmişte devam ettik, gelecek tamamen silindi. Adolfina'nın Freud'la çocukluktan beri olan yakın ilişkisi, annesi ve babasıyla ilişkisi, arkadaşları... Bunları okumaya başladık. Ve bir daha baştaki kısım haricinde 2. Dünya Savaşı zamanlarına dönmedik. Arka kapak yazısı bir parça yanıltıcı yani. 

Kitap bir anda çocukluk, gençlik, yaşlılık olarak devam etti Adolfina'nın bakış açısından. Çocukluk yıllarında kardeşi Sigmund'la herkesten ayrı bir ilişkisi var Adolfina'nın ki bu ilişki de bir parça analize muhtaç bence. Ama annesinin gölgesi var hep üzerlerinde. Oğlunu çok seven ve onun "bir şey" olacağına inanan annesi kendine daha kolay bir hedef olarak hep Adolfina'yı alıyor ve zehrini sürekli ona akıtıyor. Bu kısımları okumak benim için çok zor oldu çünkü insanı etkiliyor.  Bir annenin çocuğuna asla söylememesi gereken çok şey söyleniyor ve yapmaması gereken çok şey yapılıyor. Ve Adolfina'yla çok daha yakın olduğu halde Freud hiçbir şey yapmıyor... 

Adolfina çok anaç bir karakter. Çocuk sahibi olmak istemesi, emzirmeyle ilgili gördüğü psikanalitik rüyalar, biriktirdiği bebek kıyafetleri... Ve annesinin sadece keşke seni hiç doğurmasaydım dediği Adolfina'yla ilgili değil kadınlıkla da ilgili korkunç fikirleri var. 
Çok ufak bir parça vermek istiyorum: "Artık borcunu bilmek zorundasın. Her kadının temel borcu; kendi hayatın için yeni hayatlar doğurarak ödeyeceğin borç."

Kardeşinin okulu, işi ve daha sonra evliliği nedeniyle ondan kopan Adolfina ne kadar uzaklaşmak istese de hep annesinin yanında buluyor kendini. Kız kardeşleriyle ilişkilerinin yanı sıra edindiği arkadaşlardan da bahsediliyor. 

Sara'nın hikayesi üzücü olsa da ben en çok Klara karakterini sevdim kitapta. Klara'nın , Gustav Klimt adında sürekli birileriyle düşüp kalkan ve sonra bunları kardeşi ve arkadaşlarının olduğu sosyal etkinliklerde anlatan bir ağabeyi var, bir de bahsetmekten hiç hoşlanmadığı kendisine şiddet gösteren bir annesi. Gustav'ın ünlü bir ressam olması, Klara'ya bir faydasının dokunmaması ve anne figürü Adolfina'nın yaşadıklarıyla paralel aslında. 

Klara o dönem kadın hakları için çok çabalıyor. Çabası bana çok anlamlı ve güzel gelmişti. 
Klara diyor ki; "Belli ki biz kadınlar, bu zamanın ve dünyanın bize vermek istemediği şeyi, kendimiz almak zorundayız." Çok zorluklar çekiyor, hatta bir yerde Freud'la da bu konuyu tartışıyorlar. Şu an bu konuları araştıran kişilerin adını kesinlikle duyduğu Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi - Mary Wallstonecraft kitabından da bahsediliyor. Bu detayları çok sevmiştim. 
Ufak bir not olarak şunu da ekleyeyim; Klara da bu kitabın adının Freud'un kız kardeşi değil de Adolfina olması gerektiği konusunda benimle hem fikir olurdu sanırım. Kadınların birinin bir şeyi olarak konumlandırılıp isimsiz bırakılmasından hoşlanmazdı. 

"Bütün normal insanlar aynı şekilde normaldir; ama her deli insan kendine özgü bir şekilde delidir."

Dönemle ilgili de epey bilgi sahibi oluyoruz. Mesela Klara sayesinde o dönemde bir kadının akıl hastanesine yatırılması için eşinin beyanının ya da miras istediği için erkek kardeşlerinin beyanının yeterli olduğu ve akıl hastanelerinin sağlıklı kadınlarla dolu olduğu bilgisini öğrenmemiz gibi. 

İlerleyen kısımlarda Klara ve onu takip edecek şekilde Adolfina kendilerini akıl hastanesinde buluyorlar. Aslında orada bir nevi hayattan ve gerçeklerden kaçmak için kendi istekleriyle bulunuyorlar. Bu sefer Freud'dan çok daha farklı bir hasta yaklaşımı olan Dr. Goethe ve oradaki hastaların günlük hayatlarını okumaya başlıyoruz.

Kitabın bir amacı yok gibi ilerliyor. Düzgün bir giriş gelişme sonuç da yok.  Evet bazı olaylar güzeldi, evet bu kısmı heyecanlıydı dediğiniz yerler oluyor ama neden okuduğunuz konusunda size bir şey vermiyor kitap. Adolfina'nın yıllar geçtikten sonra unutmamak için oturup yazdığı günlüğünü okumuş gibi bir his bırakıyor. 


Okuduğum süre boyunca ben bu kitabı sevmedim diye tekrarlasam da kendime, sırf nereye bağlanacağını merak ettiğim için devam ettiğim bir kitaptı. Ve bir yere bağlanmadı. (çekirge sesleri) 
Ama okuduğuma pişman mıyım? Enteresan bir şekilde hayır. 
Kitapla ilgili karmaşık duygular içindeyim kısaca.
Tekrar okur muyum? Hiç sanmıyorum.

Sevgiler. :* 




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

5 Aralık 2020 Cumartesi

Kasım 2020 Kitap Alışverişi / Kitap Sepeti


Merhabalar,
Uzun süredir kitap alışverişlerimi en aza indirdim. Çok istediğim veya emin olduğum serilerin devamı olan kitapları tercih ediyorum. Elimden geldiğince yeni seriye başlamıyorum. Elimde okunmamış pek çok kitap var ve üstüne yer sıkıntım da var. Yer sıkıntısını bir yana koyarsak kitaplığımda sadece görmekten mutlu olduğum kitaplar olsun istiyorum. Bu nedenle sadece elimdekileri okuyup tekrar okumayacağımı düşündüğüm kitapları elden çıkararak devam ediyorum. Bir süre daha böyle devam etmeyi düşünüyorum.

Yine de uzun zaman sonra kitap alışverişi yapınca çok enteresan bir sipariş olmasa da yazmak istedim. Alacağım kitaplar Martı Yayınları ağırlıklı olduğundan Kitap Sepeti'ni tercih ettim. Çok daha uygun oluyor. 



Okuoku, Kitap Sepeti olduktan sonra ilk kez alışveriş yaptım. Öncelikle siteyle ilgili görüşümden bahsedeyim. Kargo çok düzgün bir şekilde geldi. Paketlenmesi, kutulanması çok iyiydi. Kutuya koymadan önce kutuda zarar görmemeleri için özel bir şekilde paketlenmişlerdi. Kitap Sepeti'nin kendine has ayraçlarından vardı. Kısaca memnun kaldım. Kitap alışverişlerinde tüm siteler için genel bir olumsuzluk belirtirsem kargo fiyatları bel büküyor. 




Anne Rice, benim ilk okuduğum fantastik yazarlarından biri. Vampirler denince genelde onun tarzına aşinayım. Vampirliğin doğasını yansıtan vampirler... 
Serinin devam kitapları -Martı sağ olsun- arka arkaya çıkınca ve ben alışverişlere ara verince, bu şekilde bir nevi toplu almış oldum.








 Vampire Chronicles (Vampir Günlükleri) serisinin ilk 3 kitabını Turkuvaz Yayınları basmıştı. Şu an o kitaplar piyasada bulunmuyor ya da ikinci elde fahiş fiyatlara bulunuyor. Bana da çok soran oluyor bu kitapları. 
Bir dönem Martı seriyi bitirdikten sonra başa dönüp bu 3 kitabı da basacak diye bir duyum almıştım. Hâlâ bu fikirdeler mi bilmiyorum ama okurlar açısından pek iyi olur. Ben de sonradan bulmak sorun olmasın diye kalan kitapları aldım. 






Sırayla Kan ve Altın, Blackwood Çiftliği ve Kanlı İlah. Kan ve Altın'ı bir dönem başka bir yayınevi basmıştı, ancak Martı basacak diye beklemiştim. Basması çok da güzel oldu. Serinin tamamlanmasına ise az kaldı sayılır ^_^ 






Alacakaranlık serisini blogu açmadan çok önce okuyup bitirmiştim. Birçok insan için okumaya başlama sebebi oldu bu seri. Beni de 'light' vampirlerle tanıştıran seri olmuştu. Bu seriden önce romantik, yemeğine aşık olan, insanlarla sosyalleşmek için doğasına karşı koyan vampirleri okumamıştım. Anne Rice terktim yani :p
Aşağıda linkini vereceğim yazımda da bahsettiğim gibi döneminde çok sevildi, sonra nefret edildi. Seriyi okuduğum dönemde Bella'nın zihni yoruyordu. O yüzden bu kitabın ilk 12 bölümü sızdığında Edward'ın zihninde olmak bana çok iyi gelmişti. 


Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi'ni alma nedenim ise hem kitaplığında bulunmasını istemem hem de kargo ücretini kurtarmaktı. Aslında eskiden kargo ücreti ödememek için belki okurum diye aldığım alakasız kitaplardan sonra bu huyumdan vazgeçtim. Kitaplığımda biriken, okumak istemediğim kitaplardansa kargo ücreti ödemeyi tercih ediyorum artık. Bu seferki gerçekten istediğim bir kitap olduğu için saymıyorum. :) Gotik ortamlar bana neden bu kadar iyi hissettiriyor bilmiyorum. Ama iyi ki varlar. 




Aslında başta yazmasam mı bu yazıyı derken, hem sizlerle tekrar görüşmüş oldum hem kitap alışverişlerinde değişen bazı alışkanlıklarımdan ve görüşlerimden bahsetmiş oldum hem de biraz nostalji yaptık beraber. 

Sizlerin kitap alışverişi alışkanlıklarınızda yaşadığınız değişimler var mı? Benimle paylaşır mısınız? :) 

Sevgiler.


Unutmadan;




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

26 Eylül 2020 Cumartesi

(Tarafını Seç #1) Edward Mı? Jacob Mı? (Tarihin Tozlu Raflarından Bir Tartışma)


Merhabalar.
Aman aman, nerelere geldik; diyebilirsiniz. :)
Madem ben taslaklarımı düzenleyip yayınlıyorum. Madem Gece Yarısı Güneşi kitabının çıkmasıyla bu konu tekrar gündeme geldi. Madem ben okuduğum diğer serilerle ilgili de bu tarz yazılar yazmayı uzun yıllardır istiyorum. Neden olmasın? :)

Yukarıdaki anlamsız paragrafı görmezden gelirsek eğer, malumunuz Alacakaranlık serisinin çok uzun zamandır beklenen üyesi Gece Yarısı Güneşi çıktı. Bu seri pek çok kişiye okuma alışkanlığı kazandırmasının yanı sıra benim gibi o güne kadar dark, gotik, acımasız vampirler okumuş bir okuyucuyu da light vampirlerle tanıştırdı. :p
Ve çoğu popüler seri gibi döneminde çok sevildi, ardından nefret edildi.
Bu seriyle yatıp kalktığını bildiğim insanlardan dahi daha sonra olumsuz şeyler duydum. :)

Ben bu seriyi yanlış hatırlamıyorsam 2008 sonlarında almıştım. Henüz ortada bir çılgınlığı yokken okumak insanın bakış açısını etkiliyor. O yüzden hiçbir bilgim yokken okuduğum için ben bu seriyi sevmiştim. Hala da severim. Blogu açmadan çok önce yaşandığı için bunlar blogumda maalesef yorumları yok. 4. kitabı heyecanla beklediğim zamanları hatırlıyorum mesela :) Ardından yazarın Edward'ın da ağzından bir kitap yazdığını duyduğumda sevinmiştim. Seri acayip tutmuştu ve bırakın kaymağını yemeyi dibini ekmekle sıyırmak bile normal bir davranıştı.


Gelin görün ki Gece Yarısı Güneşi'nin 12 Bölümü Stephanie Meyer'in bilgisayarından sızdırıldı ve yayıldı. O zaman ne yalan söyleyeyim ben de okumuştum bu 12 bölümü ve Bella'nın sıkıcı zihnindense Edward'ınkini yeğlemiştim. :) Aslında devamını da okumak istemiştim ama yazar kitap unutulana kadar ara vereceğini, bu ruh haliyle yazarsa tüm Cullenları öldürebileceğini söylemişti. Ve böylece kitap pek çok okurca unutulup gitti. 
Daha önce Bree Tanner'ın İkinci Hayatı adında ek bir kitap yayımlayan yazar 10. yıla özel Yaşam ve Ölüm adında bir ek kitap daha çıkarttı. Bunun nedeni Alacakaranlık'tan sonraki kitaplarının bu kadar ilgili görmemesi olarak düşünülebilir mi, kararı size bırakıyorum. Yaşam ve Ölüm'de Edward ve Bella bir nevi yer değiştirmişti. Ve kitap Alacakaranlık kitabıyla birlikte bir yüzünde Alacakaranlık, diğer yüzünde Yaşam ve Ölüm olacak şekilde basılmıştı. Hoş bir düşünceydi. Ben de bu kitabı almıştım ama hâlâ okumadım. Okuyanlardan da genel olarak geçer bir not almadı. Ama ben okuyup kendim karar vermek istiyorum. :)
Alışveriş yazımda da bu kitaptan bahsetmiştim. Okumak için TIKLAYIN!

Yine Epsilon sayfasından aldım resmi. :)


Ve günümüz. Tam unutuldu dendiği anda Gece Yarısı Güneşi çıkıverdi. Kapağını pek sevmedim. Bana iyi duygular vermiyor. Ama alıp okumayı düşünüyor muyum, evet düşünüyorum. 
Blogda bu kitaplarla ilgili yazdığım alışveriş yazısı dışındaki tek yazı olduğu için biraz çenem düşmüş olabilir. Affedin. :)

Tarafını seç kısmına gelelim.
Bu tarz aşk üçgeni bulunan kitaplarda ve serilerde okuyucular genelde ikiye bölünürler. Edward'ı çok seven ve Bella'yla onun olması gerektiğini düşünenler. Jacob'ı çok seven ve aslında Bella'yla onun olması gerektiğini düşünenler. 
Bir de benim gibi ikisinin de kaçıp kendini Bella'dan kurtarması gerektiğini düşünenler. :p 
Gördüğünüz gibi "Kızım Bellam sen ne düşünüyorsun? Bu hayat senin," diyen yok. 

Kitapları baz alacak olursam ben Team Edward'ım. Jacob'ı iyi bir arkadaştan öteye göremiyorum maalesef. Ve Bella'nın seçimine de saygı duyuyorum. :p 

Filmleri düşünecek olursam çok büyük Edward antisiyim ama Jacob'a da yakın hissetmiyorum. Filmler için hepsi kaçıp birbirinden kurtulsun düşüncesindeyim. :p 

Bir de pek Kurtadam düşkünü olmadığım ve Vampirleri daha çok sevdiğim için biraz taraflı bakıyor olabilirim. Edward'ın aşırı sahiplenici tutumları kitap çerçevesinde hoşuma gitmiş olsa da gerçek hayatta asla tahammül edemiyorum.
Aklıma sürekli Biri Beni Isırdı filminin (Alacakaranlık parodisi) finali geliyor. Mantıklı buluyorum :p

Siz kimin tarafındasınız? Lütfen düşüncelerinizi yorum olarak belirtin. Biraz nostaljinin kimseye zararı olmaz. :)  

Bu yazıyı sonuna kadar okuyan olduysa ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. ^_^
Kendimi daha genç ve ergen günlerime dönmüş gibi hissediyorum. :p

Sevgiler.




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

17 Eylül 2020 Perşembe

Ağustos 2020 Kitap Alışverişi (Amazon.com.tr)


Merhabalar,
Eskiden blogda çok sık kitap alışverişi yazıları olurdu, hey gidi. :) 
Birkaç senedir kitap alışverişlerimi en aza indirdim. Buraya yazmadığım bazı ufak alışverişlerim oldu tabii ama eskisi kadar da almıyorum. Bunun nedeni elimde hâlâ hem okumam hem de elemem gereken epey kitap bulunması. 

Güncel tüm kitapları okumak zorunda değilim. Son yıllarda kitap okuma öyle bir moda haline geldi ki birkaç sene önce çıkmış kitaplar/seriler bir nevi demode oldular. Bu bakış açısı beni çok ama çok rahatsız ediyor. Kitapların eskidiğine inanmadığımdan olsa gerek... Ama benzer rahatsızlıkları birkaç sene önce ben de yaşadım. Günceli yakalayacağım derken kitap okumaktan uzaklaşmak istemiyorum. O yüzden kitap alışverişlerimi en aza indirme durumum bazı istisnalar haricinde devam edecek. 

Geçtiğimiz ay Amazon.com.tr den kitap alışverişi yaptım. Epeydir aklımda olan bazı Psikoloji kitapları vardı. Ve 3'ü birlikte çok iyi bir fiyata denk geliyordu. Böylece hem Amazon'dan kitap alma konusunu da konuşmuş oluruz. Öncelikle hem daha önceki kitap veya farklı ürünler içeren alışverişlerimde hem bu alışverişimde Amazon'un kargosundan çok memnun kaldım. Hızlı, bilgilendirici, iletişim kurulması çok kolay.

Önceki alışverişlerimde bir sıkıntı yaşamasam da bu alışverişimde kitaplarımdan birinin ön kapağı biraz yıpranmış geldi. Üzüldüm. Bunun dışında bir sorunum olmadı.

Geleyim aldığım kitaplara. 


"Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin Çocukları" kitabını daha ilk çıktığında alınacaklar listem için ekran görüntüsü alarak kaydetmiştim. Yazarı Dr. Lindsay C. Gibson. Epey zamandır istiyordum ama zamanı şimdiymiş diyorum. Arka kapak yazısını okuduğumda dahi okumak istediğimden emindim. Umarım beklentilerimi karşılayan bir kitap olur.

 

"Boşluk Hissi" kitabını nispeten daha yakın zamanda gördüm. Yazarı Dr. Jonice Webb. Konuyla ilgili olmasıyla da diğer kitapla birbirlerinin üzerine iyi gideceklerini düşünüyorum.


"Çözümler" kitabının yazarı da bir önceki kitabın yazarıyla aynı; Dr. Jonice Webb. Bu kitaptan hiç haberim yoktu. Diğer kitapları araştırıp sepetime atarken fark ettim. Anladığım kadarıyla Boşluk Hissi'nin bir nevi tamamlayıcı kitabı. 

Bir parça mesleki okumalara odaklanmak istediğim şu dönemde iyi bir giriş olurlar gibi geliyor. Bir de uzun zamandır kitap alışverişi yazısı yazmayınca heves ettim ^_^

Beni özleyin anacım.
Sevgiler.



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

15 Eylül 2020 Salı

Supernatural Efsanesi Kitapları


Merhabalar, 
Bu bir 19 Eylül 2015 taslağı. İhmalimin boyutunu gözler önüne sermek için bu tarihleri eklemeye karar verdim. 
Supernatural kitaplarını ki bu yazıyı yazdığım dönem sadece 6 tanesi çıkmıştı, hevesle almış okumaya başlamıştım. Bir seri sıralaması yazısı yazmayı da çok istiyordum. Ama ne oldu ne bitti bilmiyorum bu yazı da taslaklara mahkum olmuş.
Biliyorsunuz Supernatural final yaptı. Dile kolay 15 sezon, 15 sene... 
Bu yazıyı tamamlamak için güzel bir sebep.
Yerini doldurmaz belki ama hasret gidermeye yardımcı olur diye bu vesileyle kitaplarından bahsetmiş olayım. Bakalım ne yazmışım? 



5. Sezonu hepiniz hatırlarsınız, Dean'le Sam'in maceraları kitap serisi olmuştu.  Her bir bölüm bir kitap olacak şekilde yayınlanmıştı illüstrasyon kapaklarla. O bölümleri çok sevmiştim çünkü ben de izlerken Supernatural'ın basılı kitapları olsun, aynı o şekilde kitaplığıma dizeyim çok istemiştim.
Aslında bu gerçekleşebilecek bir hayaldi. Önce yurt dışında farklı yazarlarca kaleme alınan Supernatural maceraları Artemis Yayınları tarafından Türkçe'ye kazandırılmıştı. Ve ben de alıp bağrıma bastım hepsini *_* Bu yazıyı yazmak uzun süredir aklımdaydı, uzun bir süredir de taslaklarda (Gelecekten not: 2015'te bile uzun süredir taslaklarda olan bir yazı.). En sonunda tozlu raflardan çıkarıp yayınlıyorum :p Taslaklarda o kadar çok tozlu yazı var ki ne ara yayınlarım bilmiyorum o.O (İşte bu bir gerçek.)
Bu yazıda ülkemizde yayınlananlardan başlayıp henüz çevrilmemiş olanlara Supernatural kitaplarından ufak ufak bahsedeceğim.
 "Şu gün itibariyle ülkemizde 6 adet SPN kitabı basıldı. Asıl Supernatural serisi şimdilik 12 kitaptan oluşuyor." demişim ama şu an bu bilgi güncelliğini korumuyor. Günümüz itibariyle seri 16 kitaptan oluşuyor ve ülkemizde 12 kitabı çevrildi.  Tanımaya  başlayalım. 


#1  Bir Daha Asla / Nevermore
 Keith R.A. Decandido

Dean ve Sam Bronx'ta bazı esrarengiz ölümleri araştırmaya gelirler. Aslında onlar için esrarengiz ölümler yoktur çünkü bu tarz ölümlere doğaüstü yaratıkların sebep olduğunu bilirler. Bu sefer ölümler Edgar Allan Poe'nın hikayelerinden sahneler içermektedir. Dean ve Sam bu gizemi çözmeye çalışırken Ash telefon eder ve arkadaşının bir hayaletle başı dertte olduğunu söyler. Hazır orada bulunan Winchester'lar buna da el atarlar. 

İki ayrı olay üzerinde çalışan Dean ve Sam'in atışmaları ve oradan oraya göçebe bir hayat sürerken motellerde yaşadıkları sefillikleri okumak ise ayrı bir zevkti. :)

Bu kitabın yorumunu blogda bulabilirsiniz. Yorum için TIKLAYIN!




#2  Cadı Kanyonu / Witch's Canyon 
Jeff Mariotte

Sam ve Dean Büyük Kanyon'a gitmişti ancak avcılara maaş ödenmediği gibi izne de çıkamazlar bilirsiniz. Bu turistik bir gezi değil, bir avdı. Yıllardır 40 yılda bir Büyük Kanyon'da cinayetler işlenmekteydi. O zamanda kadar fark edilemeyen bu döngü, ortama bir de Alışveriş Merkezi yapılmasıyla bu durum bir sürü ölüme neden olabilirdi. Dean ve Sam varken bu pek mümkün görünmüyordu.



#3  Kemik Anahtar / Bone Key
 Keith R.A. Decandido

Sam ve Dean, Hemingway'in, fırtınaların ve sayısız şeytanın evi olan Key West'e doğru yol alıyor. Bu tropikal kasabada öyle fazla başı boş ruh
var ki, hayalet turları uzun zamandır kasaba yerlisinin en önemli geçim kaynakları arasında. Ancak tur rehberlerinden biri kalp krizi geçirmiş bir halde ve yüzünde dehşet bir çığlık ifadesiyle ölü olarak bulununca işin rengi değişiyor. Kimse rehberin nasıl korkunç bir şeyle karşılaştığını bilmiyor ama Winchester kardeşler bu gizemi çözmek üzere.
Sam ve Dean çok geçmeden adanın en kötü ruhlu sakinlerinin hayaletleriyle yüz yüze gelecek: Gizli planları ve gizemli güçleri olan, intikam peşindeki hayaletler. Key West sakinlerini Sam ve Dean'den başkası kurtaramaz.
Ne var ki, bu güzel ada bir kemik yığınına dönüşmeden önce ellerini çabuk tutmak zorundalar!



#4 Supernatural: Heart Of The Dragon - Ejder Yürek (Keith R.A. Decandido)

Asi melek Castiel, Sam ve Dean'i San Francisco'daki Çin mahallesinde işlenen vahşi cinayetler konusunda uyardığında, efsanevi Ejder Yürek'in geri geldiği anlaşıldı. Campbell ailesi o korkunç ruhla 40 yıl önce, John Winchester'sa 20 yıl önce savaşmıştı. İki kardeş, babalarının ve büyükbabalarının başaramadığını yıllar sonra başarabilecek miydi?



#5 Supernatural: Unholy Cause - Lanetli Emanet (Joe Schreiber)

Uzun yıllar önce, 1862'de, Konfederasyon askerlerinden Jubal Beauchamp, Georgia'daki savaş alanında bir saldırıyı komuta ediyordu. Günümüzdeyse, aynı topraklarda yapılan bir içsavaş canlandırmasında işler gittikçe fazla gerçekçi bir hal almaya başlamıştı. Sam ve Dean kardeşler, güneye doğru yola çıktığında, geçmişin aslında hiç de zannettikleri kadar mazide kalmadığını keşfedeceklerdi.


#6 Supernatural: War Of The Sons - Oğullar Savaşı (Rebecca Dessertine)

Lucifer'ın peşine düşen iki kardeş, Güney Dakota'daki ufak bir kasabada, kendine Don diyen bir melekle karşılaşıyor. Bu meleğin onlara ilginç bir teklifi var...
Meleğin teklifini kabul eden iki kardeş, evlerinden çok uzaklara, Şeytan'ın herkesten gizlediği bir sırrı öğrenmeye gönderiliyor.
Popüler televizyon dizisindeki karakterlerin önceden yayınlanmamış maceralarını konu alan yepyeni bir Supernatural kitabı.



#7 Supernatural: One Year Gone - Bir Yıl Sonra  (Rebecca Dessertine)

Dean, kardeşi Sam’in Lucifer ile birlikte cehennemin derinliklerine çekildiğine inanıyordu.
Bu nedenle Sam’e verdiği sözü tutarak Lisa ve Ben’le normal bir yaşam kurmaya karar verdi.
Ancak asırlar öncesinden gelen büyü kitabı Necronomicon’un Lucifer’ı, dolayısıyla Sam’i geri getireceğini fark ettiğinde harekete geçmekten başka çaresi yoktu.
Fakat Dean’in bilmediği bir şey vardı; Sam sandığı kadar uzakta değildi. Dean ve Sam Winchester kardeşlerin maceraları kaldığı yerden tüm hızıyla devam ederken ailenin tarihi de gün yüzüne çıkıyor.
 Supernatural: Bir Yıl Sonra, dizinin beşinci ve altıncı sezonu arasındaki kayıp yılları aydınlatıyor.



#8 Supernatural: Cayote's Kiss - Çakalın Öpücüğü (Christa Faust)

Bir kamyon dolusu Meksikalı kaçak göçmen, doğaüstü bir güç tarafından vahşice katledildiğinde Sam ve Dean neler olduğunu anlamak için Amerika-Meksika sınırında araştırma yapmaya başlar. Ancak burada yolları başka bir avcı ile kesişir. Meksikalı avcı Xochi Cazadora, Winchester kardeşleri daha önce bilmedikleri canavarların olduğu yabancı bir dünyaya çeker.  

Supernatural Çakalın Öpücüğü, dizinin hayranlarının tanık olmadığı, altıncı sezonun bilinmeyen yönlerine ışık tutuyor. 



#9 Supernatural: Night Terror - Gece Dehşeti (John Passarella)

Sam ve Dean Winchester kardeşler, Colorado’nun Clayton Falls bölgesinde art arda gerçekleşen sıra dışı olayların haberini alınca hemen harekete geçerler. Sürücüsüz, katil bir otomobil, Gila canavarı tarafından kovalanan evsiz bir adam ve ağaçların saldırısına uğrayan ufak bir çocuk... Bu küçük kasabada olanlar eşi benzeri görülmemiş türden. Sam ve Dean, tüm bu kaosun ardındaki sebebi öğrenmek için geceler boyunca uğraşmak zorundalar çünkü yaşananlar kâbustan farksızdır.

Supernatural: Gece Dehşeti, dizinin altıncı sezonunun perde arkasında gerçekleşen gizemli olaylara odaklanıyor.



#10 Supernatural: Rite of Passage - Geçiş Ayini (John Passarella)

Laurel Hill kasabası, dünyanın en talihsiz kasabası olmak konusunda nam kazanmak üzere çünkü kötü olayların ardı arkası kesilmiyor.

Zincirleme trafik kazaları, evlerinde ölü bulunan insanlar ve acı dolu tesadüfler kasabanın dört bir yanına yayılmış durumda. Fakat Sam ve Dean Winchester kardeşlere göre durum “kötü talih” ile açıklanamayacak kadar ciddi. Sam ve Dean, Bobby’nin yardımıyla, kasabayı etkisi altına alan şeytanı etkisiz hale getirmek zorunda. 

Supernatural serisinin onuncu kitabı olan Geçiş Ayini, televizyon dizisinde yer almayan gizemli olaylara odaklanıyor.



#11 Supernatural: Fresh Meat - Taze Kan (Alice Henderson)

Tahoe Ulusal Ormanı'nda kana susamış bir canavar dolaşıyor. Sam ve Dean Winchester kardeşler, sadık dostları Bobby'yle birlikte dağlarda ve ormanlarda gezinip insanları avlayan bu yaratığın peşine düşüyorlar. Fakat her şeyin yoluna girdiğini sandıkları anda, geçmişe gömüldüğünü sandıkları bir düşmanla karşılaşıyorlar. Bu düşman diğer yaratıklardan farklı çünkü istediği her kılığa girebiliyor. Sam, Dean ve Bobby karlarla örtülü karanlıktan kurtulup yaratığın sonunu getirebilecekler mi?
Supernatural efsanesinin on birinci kitabı Taze Kan, serinin hayranlarının daha önce tanıklık etmedikleri maceralarla devam ediyor.


#12 Supernatural: Carved in Flesh - Etten Heykeller (Tim Waggoner)

Gypsy çok geç olmadan sihirli güçlerini kullanmayi öğrenebilecek mi?

Kendi halinde bir kasabada bulunan tuhaf cesetlerin haberini alan Dean ve Sam'in yolu Ohio'daki Brennan'a düşüyor. Sırrını çözemedikleri iki başlı ya da çok uzuvlu tuhaf yaratıklar, kuruyup kalmış cesetler, Dean'in aklını kurcalayan başka hesaplaşmalar ve Sam'in henüz yolun başındalarken yaralanması Winchester kardeşlerin işlerini epey zorlaştırıyor.
Yarası giderek kötüleşen Sam kâbuslar ve halüsinasyonlarla baş etmeye çalışırken Dean'in kardeşine dair endişeleri artıyor. Bütün bunların üstüne, geçmişte yaşadıkları ağır bir vakanın hatırası da kardeşlerin zihnini rahat bırakmıyor.

Supernatural efsanesinin on ikinci kitabı Etten Heykeller'de, serinin bundan sonraki kitapları için de kritik önem taşıyan gelişmeler yaşanıyor.


Ülkemizde henüz bu kadarı çevrildi. Türkçe'ye çevrildikçe yazıyı güncelleyeceğim. 


#13 Supernatural: Cold Fire  (John Passarella)


#14 Supernatural: Mythmaker (Tim Waggoner)



#15 Supernatural: The Usual Sacrifices (Yvonne Navarro)



#16 Supernatural: Joy Ride (John Passarella)

 Artemis Yayınları'nın seriyi orijinal kapaklarla basıyor olması muhteşem bir şey.  
Sevgiler.

*Benherneysemo*
Devamını Oku »