8 Mayıs 2020 Cuma

Biz Evleniyoruz - Julia Quinn (Bridgertons #8)


 Adı: Biz Evleniyoruz
Yazar: Julia Quinn
Orijinal Adı: On The Way To The Wedding
Çeviri: Tuğba Şabanoğlu
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 453
Basım: Mart 2013
Seri: Bridgertons Serisi #8




"Gördüğüm en mutsuz gelinsin."
"Mutsuz değilim. Ben sadece şey hissediyorum..."
Ama ne hissettiğini bilmiyordu. Ne hissetmesi gerekiyordu ki? Kimse bunun için eğitmemişti onu. Bütün eğitimi boyunca; dadısı, mürebbiyesi ve Bayan Moss'un Okulu'nda geçirdiği üç yıl boyunca kimse ona bunun dersini vermemişti.
Neden kimse bunun dikiş nakıştan ve yerel danslardan daha önemli olduğunu fark etmemişti?
"Ben..." Artık anlamıştı. "Ben veda ediyormuş gibi hissediyorum."
Hermione hayretle gözlerini kırpıştırdı. "Kime?"
Kendime.
Öyleydi de. Kendine ve olabileceği her şeye veda ediyordu. 


Merhabalar :)
Yine okuduğum ama yorumunu henüz yazmadığım bir kitapla geldim. Alıntıların fotoğrafını çektiğim tarihten baktığım kadarıyla bu kitabı 04.01.2019'da okuyup bitirmişim. Burada bir taslak oluşturmuşum ama yazmamışım. Şimdi yarım bıraktığımız işleri tamamlayalım. ^^

Biz Evleniyoruz, Bridgerton Serisi'nin 8. ve son kitabı. 8. kardeşle seriye veda ediyoruz. Bu kitabın kapak tasarımını Epsilon'un ilk yayınladığı günü dün gibi hatırlıyorum. Bu kapaktaki çizimin suratını hiç beğenmemiştim. Bana çok gudubet gelmişti. :) Ama genel olarak bu serinin kapak tasarımlarını çok beğeniyorum ve serinin ruhuna uygun buluyorum. Maalesef ki Epsilon bu serinin kapaklarını değiştirme gaflet ve delaletinde bulundu. 


Yeni kapaklar bunlar. Epsilon'un hesabından aldım.:)
Kapaklar kendi başlarına kötü olmasalar da Bridgertons'a uygun olmadığını düşünüyorum. Martı bir dönem klasikler için bu tarz kapaklar kullanmıştı, onlar da hoşuma gitmemişti. Bu kapaklarla ilgili yorum sizin. Ama ben elimde eski kapakların olmasından mutluyum. 

"Ben bir hiçim.(...) Sensiz bir hiçim."
(...)
"Mübalağa ediyorum belki, ama hepsi bu. Beni daha iyi kılıyorsun. Bana dilekler diletiyor, umut ettiriyor ve ilham veriyorsun. Bir şeyler yapmayı istememi sağlıyorsun. Tanıdığım en iyi insansın sen, tanıdığım en onurlu insan. Beni güldürüyorsun. Ve düşündürüyorsun. Ve ben... Seni seviyorum."

Gregory ailenin en küçük erkeği. İçlerinde de en az tanıdığımız ayrıca. Zaten diğer kardeşlerin kitaplarında küçük bir çocuktu. Seride en çok 7. kitaptı tanıma fırsatı bulmuştuk. 
Yazar bu kitapta farklı bir şey denemiş. Bu kez erkek karakter Gregory, Hermione'a aşık oluyor ve onun için mücadele ediyor. Ancak Hermione başka birine aşıktır ve arkadaşı & refakatçisi Lucy bunun bir felaket olduğunu düşünüyordur. Hermione'u bu durumdan kurtarmak için Gregory'e Hermione'un kalbini çalma konusunda yardım etmeye karar verir.
Lucy gerçekten güçlü bir kadındı. Sevdiğim kadın karakterlerden biri oldu ama ailesine karşı boynu eğriydi :/ Amcası ona daha önceden ayarlanmış bir evliliği dayatmaktadır. Lucy ise yardımcı olduğu Gregory'e meyletmeye başlamıştır bile. 

Gregory, serideki erkek karakterler içinde en normal olandı. Bu hoşuma gitti. Gerçek aşka inanan, onu arayan, onun için mücadele eden zeki, ilgili, sevecen bir adam. Aşktan korkmuyordu; geçmişten gelen yaralar/ travmalar, karşı tarafı bir itip çekmeler yoktu. :)

Buna rağmen duygu geçişleri çok keskindi. Ve konu epey sallanmıştı. Diyaloglar bildiğimiz Quinn diyaloglarıydı ama bu konunun gereksiz uzayıp sallanması kitabı birazcık da olsa sönük kılıyordu. 

Sonu ise gerçekten çok güzeldi. Çok beğendim. Gregory'nin aşkı için savaşması ve abilerinin göze alamayacağı bir şekilde aşkına sahip çıkması çok hoşuma gitti. Bir seri de böylece bitmiş oldu. İlerleyen zamanlarda genel bir seri yorumu da yazacağım. :)
Mutlu sonlarınız daim olsun efenim. ^^




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

2 Mayıs 2020 Cumartesi

AMANVERMEZ AVNİ / Tiyatro (Bir Osmanlı Polisiyesi)


Yazan: Ebusüreyya Sami
Çeviren: Erol Üyepazarcı
Oyunlaştıran ve Yöneten: Selçuk Yüksel
Dramaturg: Dilek Tekintaş
Sahne Tasarımı: Kerem Çetinel
Kostüm Tasarımı: Beren Janset Kaplan
Müzik: Orhan Enes Kuzu
Oyuncular: Burak Davutoğlu (Amanvermez Avni), Can Alibeyoğlu (Arif), Defne Gürmen (Karolin), Burhan Yeşilyurt, Cihan Kurtaran, Defne Gürmen, Emre Şen, Gülce Çakır, Murat Üzen, Neslihan Ayşe Öztürk, Ozan Gözel, Özgür Atkın, Pınar Aygün, Volkan Ayhan

DİPNOT: 5 aydır temize çekilmeyi bekleyen bir yazı :) Şu günlerde iyi gelebilir.


Merhaba;
Tiyatro sever misiniz? Zamanında okullara gelen amatör tiyatro gruplarını bile severdim ben. :) Aslında bu yazıyı yazmaya niyetlendiğimde böyle başlamayı düşünmemiştim. Ama epey şey hatırladım ve hissettim okuldaki tiyatrolara dair. İlkokuldaki eski ve tozlu tiyatro salonumuza kadar hem de... Apayrı bir yazı olabilecek kadar. Geçelim efendim.
Belki klişe olacak ama o anlık etkileşim oldum olası hoş gelir bana. Bir defalık... Tekrarlanamaz. Oyuncularla, oyunla aranızda bir cam yoktur. Sanki hikayenin içindeymişçesine bir his... 

Kendime vakit ayırmayalı epey uzun zaman olduğunu fark ettiğim bir günde Şehir Tiyatrolarının önünden geçerken gördüm oyunun afişini: Amanvermez Avni.
Aklımdan ilk geçen; "Bunu kaçıramam, kesinlikle gitmeliyim." idi. İlk işim araştırmak oldu. Gösterimde olduğu sahneyi buldum. Programıma uygun tek bir seans vardı. Ve tek bir bilet kalmıştı. Şaka maka son bileti almıştım o seanstaki. Ve yerim gerçekten isteyeceğim, seçeceğim yerdi. Ortanın ortası :) Bana kalsa 2 kişilik bilet alırdım, tek gitmezdim muhtemelen. Ama yalnız gitmemin de benim için hiçbir mahzuru yoktu. Tek başıma etkinliklerden pek sıkılmam. 




Bileti aldıktan sonra ben gösterim gününü beklerken size bu oyuna gitmeyi neden bu kadar istediğimi anlatayım: Sherlock Holmes. Bu blogda resmen her yol ona çıkıyor. Bazen ben bile yazmaktan sıkılıyorum. Umarım siz okumaktan sıkılmıyorsunuzdur. Sherlock külliyatını tamamladıktan sonra insan benzer kitaplar arayışına giriyor. Zamanında böyle bir arayışa girmiştim. E herkesler bu adamın hikayelerini ya da ona benzer kişilerin benzer hikayelerini yazmış da bizden hiç mi kimse yazmamış diye araştırmaya başlamıştım. Yazmış efendim yazmış. Ebusüreyya Sami'nin Amanvermez Avni karakteri de bizlerin Sherlock Holmes'u. Ama bunu onun yanında dile getirmeyin, pek celalleniyor. :) 
Osmanlı döneminde yazılmış Amanvermez Avni karakteri aynı zamanda bir polis memuru. Kendi deyimiyle Sherlock gibi polise yardım eden bir acemi değil. İşinin ehli. :) Zamanında epey araştırıp kitabını alıp bu karakteri yakından tanımak istemiştim. BURADAN o yazımı okuyabilirsiniz. Kitaplarla ilgili pürüz çıkınca öylece kalmıştı. Tiyatroda izlemek ise apayrı bir zevk olacaktı. Epeydir de tiyatroya gitmemiştim. (Şu an sokağa dahi çıkamıyoruz o başka:)



Kameralarımızı gösterim gününe çeviriyoruz. Bir başıma tiyatronun yolunu tuttum ve yolda trafiğe takılmama rağmen yetişmeyi başardım ve yerimi aldım. 
Oyunla ilgili ilk bahsetmek istediğim şey: DEKOR! İzlerken kim düşündü ve uyguladıysa helal olsun diyordum. Evet içimdeki bıçkın mahalle delikanlısı da aramızda. :) Dekor gerçekten çok başarılıydı. Oyunda verilmek istenen gizemli hava, akış o kadar iyi verilebildi ki bu sayede. Çok iyi bir iskelet üzerine oturtulmuştu oyun kısaca. Sesler de çok iyi kullanılmıştı
Ve kostümler :) Bayılıyorum, hele de dönem kostümü olunca. Genelde sade günlük kostümler varken Karolin karakterinin kıyafetleri çok şık ve gösterişliydi.
Oyunculuklar ise fevkaladeydi. Favorim Amanvermez Avni'nin yaveri Arif olmakla birlikte Amanvermez Avni'den yan karakterlere kadar harika bir iş çıkardılar.
Elinde yağ, un, şeker olan her bireyin helva yapması gibi elimizde başarılı bir dekor, iyi oyuncular, güzel bir konu varsa sonu da tatmin edici bir oyuna çıkıyor. 
Bu oyunda Amanvermez Avni'nin  Körebe ve Yanmış Adam hikayelerindeki maceraları ele alınmıştı. Gözü bağlı bir şekilde gizemli bir doğuma götürülen bir ebe ve deniz kenarında bulunan yanmış bir ceset... Ve iç içe gizemli, ürpertici, komik maceralar. Özellikle A. Avni, Sherlock ile karşılaştırıldığındaki o tatlı öfkesi :)


Gelin bir karşılaştırma da biz yapalım:
*Amanvermez Avni'nin de ciddi bir gözlem ve muhakeme yeteneği var. 
*O da bir kılık değiştirme ustası. 
*Ve bir sağ kolu var; yaveri Arif.  Ee, eninde sonunda her Sherlock'un da bir John'a ihtiyacı vardır. 
*Tabii Avni'yi ayıran temel özelliği bir polis memuru olması. Yani bir "profesyonel".
*Ayrıca kadınlarla arası da gayet iyi. Ki sol kolu da sevgilisi Karolin. Bu sevgili; neşeli, zeki, becerikli, eli maşalı bir karakter. Ve tekrar edeyim kıyafetleri de çok şık.

Bizim coğrafyamızda, bizim tarihimizde vuku bulması da ayrı bir sevimli geldi. 
II. Abdulhamit'in Sherlock hayranlığından bahsetmiştim. Kendisini oyunda da görmek beni çok şaşırtmadı ama güzel bir ayrıntıydı.



Bu başarılı oyun bende pek çok duygu uyandırdı. Eğleniyordum, özlemiştim. Ama bir ara yerimden kalkıp sahneye fırlamayı istetecek bir heyecan duydum. Bu sahnenin bir yerinde olmak istiyordum. Zihnimden düşünceler hızlıca kayıp gidiyordu. Ben oyuncu mu olmak istiyordum? Hayır. Hiç öyle bir hayal kurmamıştım ciddi olarak. Bir süre daha düşüncelerimi ve hislerimi yokladıktan sonra fark ettim ki ben yazmak istiyorum. Okuma yazmayı öğrendiğim günden beri okuyan ve yazan biri olarak: Ben Yazmak İstiyorum. Zihnimdeki karakterler, olaylar, düşünceler, hayaller önce bir kağıtta sonra başkalarının zihninde hayat bulsun istedim hep. Ve böyle hayat bulmalarını da. O an bunu o kadar çok istemiş olmalıyım ki bir telaş sahneye koşmak bile istemiştim. Oradan çıktığımda ise 2. kez izlemek istedim bu oyunu. 
Bir daha gidemedim ama bazı şeyleri de düşünmeden edemedim. Ben bazen yalnız kalmaya ihtiyaç duyuyorum. Yanımda kimse yokken bazı şeyler daha net gibi. Bazense tam tersi. Bu oyundan bu kadar zevk almamı biraz da yalnız olmama bağlıyorum. Yanımdaki kişinin zihin alanına o kadar giriyorum ki bazen onun gözüyle izleyip hiç zevk almayabiliyorum. Ama bu sefer sadece ben ve oyun vardık. Ve çok güzeldi. 

Yakın zamanda bir de müzikale gitmek istiyorum diye bitirmişim bu yazıyı :) Ne kadar normal ve iyimser zamanlarmış diyorum şu an. 

Sevgiler <3 





Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

30 Kasım 2019 Cumartesi

Cebimde Katlı Duran İntihar Mektupları, Comic Sans'la Yazılmış Ciddiye Almamalı (BŞAY #4)

Merhaba,
Taslaklarımın tozunu almak demişken... 2 sene öncesinden bir taslağa çeviriyoruz kameralarımızı. 
Yıl 2017. Yazma ve okuma merakım aşikar. Dolma kalemleri ayrı seviyorum. Dolma kalemime mürekkep almayı düşünüyordum.Ve Youtube'da bu tarz bazı videolar da izliyordum. O zamanlar denk geldim aşağıdaki videoya:




Mürekkeplerle ilgili videoyu izlerken aklım sürekli arka plandaki şarkıya takılıyordu. Daha önce duymadığım ama nahif tarzıyla kulağımı sarıp sarmalıyordu sanki. Kimin söylediği aklıma takıldı. Sonra bir açıklama gördüm diye hatırlıyorum. Meğer kırtasiye videosunu çeken Serhat Albamya'nın kendi şarkısıymış bu. Kanalı biraz gezindikten sonra şarkının videosuna da ulaştım. Çizimli videosu bile bulunuyordu. Serhat Bey hem çizim hem müzikle yakından ilgili. Kanalda başka parçaları da vardı. Playlist yapıp epey dinledim.



Parça ise bu.Yukarıda belirttiğim gibi nahif bir müzik ve ses. Samimi ve şirin bir isyan şeklindeki sözleri çok hoşuma gitti. Çevremde de epey kişiye dinlettim.
Ve bu parçayla ilgili bir yazı yazmayı o zaman kafaya koymuştum. Ara ara hoşuma giden parçaları paylaşıyorum. Artık yazıyı yazmalıyım dediğim dönemde ise kanalda parçayı bulamadım. Çok üzüldüm. Telefonumda bulunduğuna tekrar memnun oldum bir yandan...

Parçalarda kullanılan kapak fotoğraflarında çizimlerini kullanması ayrı hoşuma gidiyor. Çizimlerinde de kelimelere tam dökemediğim şarkılarındaki gibi bir nahiflik seziyorum. Bence güzel bir tarz. Bu parçalara özel çizim kapak fotoğrafı kullanma işini yine sevdiğim bir kanal olan Anatolian Rock Revival Project 'te de görüyorum. Çok hoşuma gidiyor bu durum.

Kısacası içimi çocuksu, saf bir sitemle dolduran bir parça. ^_^
Bunu daha iyi görebileceğiniz sözlerini de paylaşıyorum: 

Elimde bir sulu tabanca, bir kaç haftaya ölürüm anca
Eğer şimdiden başlarsam, tam kalbime sıkmaya.
Cebimde katlı duran intihar mektupları
Comic sansla yazılmış ciddiye almamalı

Bir kızla tanışmıştım, sevdim sevildim sandım
Derken, içi buz dolu bir küvette uyandım.
Hiç karşılık bulmadı S.O.S. mesajlarım
Spamlere mi gidiyor ettiğim dualarım?

Mutluluğu bu dünyada aramam hataydı baştan,
bana ayrılan sürenin sonuna geldim kaçayım yavaştan.

İçimdeki pişmanlıklar ah kaç defter doldurur?
Bir başlasam anlatmaya buradan köye yol olur.
Cebimde var bir nokta, hazırım kullanmaya
Veda vakti geldiğinde bu hüzünlü şarkıya.

söz - müzik - çizim : Serhat Albamya

Ben bu yazıyı yazarken kanalda bir parça daha paylaşıldı. :)
İki sene sonra da olsa bunu paylaşabildiğim için mutluyum.
Sevgiler.


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

20 Kasım 2019 Çarşamba

Eskiden Kitapları Yarım Bırakmazdım...


Merhabalar,
Eskiden asla kitap yarım bırakamayan biriydim. Seri belki ama kitap asla... 
Bunun altında yatan sebebi tam olarak bilemiyorum. Önceden bu kadar geniş bir kütüphanemiz yoktu, sevdiğimiz kitaplara ulaşmak daha zordu ve sevdiğimiz kitapları tekrar tekrar okurduk. Belki sebep buydu, belki de karakterlerin kitapta kaldığım yerde öylece donup kaldığı hissiydi. :) Onları da onları bekleyen sona ulaştırmak gerekiyordu. Bir okurun karakterlere karşı son görevi bir nevi... 

Elde bir sürü okunacak kitap birikince, okumak için eskisinden daha kısıtlı bir zamana sahip olunca ve eldeki fiziksel kitapları koyacak mekan daralınca eleme yapmak şart oldu. Çünkü bunların yanı sıra okumak istenen kitapları bu kalabalıkta bulamama durumu vardı. Seçeneğin çok olması seçme ve karar davranışını olumsuz etkiliyor, bu ortaya konmuş bilimsel bir durum. Bundan da hoşlanmıyordum. 

Okuduğum, tekrar okumayacağım, sevmediğim kitaplarımın kütüphanemde yük olması bana çok anlamsız gelmeye başladı. Binlerce kitap... Ama bana huzur, mutluluk vermiyorlar. Onlara verilen bakım, temizlik artı bir vakit kaybı. 


Bir dönem okuyacak kitap bulmakta ciddi zorluk yaşadığımdan olsa gerek, eskiden çocukça bir kitap açlığı çekerdim. Sanırım biraz büyüdüm. Ve kitaplığımda gördüğümde bana mutluluk veren, arada karıştırmayı sevdiğim az ve öz kitap olmasını istiyorum. 

Hal böyle olunca okurken bana hiç hitap etmeyen kitapları kendime işkence ederek okumaya çalışmaktan vazgeçtim. Bana mutluluk vermeyen kitaplar başkasına mutluluk verecekse 'Ya benimsin, ya kara toprağın' manyaklığıyla onları evde hapsetmenin bir anlamı yoktu. Ben de başkalarını mutlu edeceklere yere yani kütüphaneye bağışlıyorum onları.

Onlar mutlu, ben mutlu. :) Üzerimden öyle bir yük kalktı ki bu şekilde.
Fark etmeden kendimize ne kadar yükleniyoruz bazen. Tabi bu bilinç biraz da zamanla geliyor. Bu bir giriş yazısı olsun. Yarım bıraktığım bazı kitaplarla ilgili ufak notlar almıştım. Bir sonraki yazıda biraz da onlardan bahsedeyim. 

Son olarak; bazen özgür bırakmak, özgür kalmaktır... 
Sevgiler ^^


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

15 Kasım 2019 Cuma

Kütüphaneci - Logan Belle ve Yarım Bırakılan Kitap: Kütüphaneci - Judith Kuckart




Kitap Adı: Kütüphaneci
Yazar: Logan Belle
Çevirmen: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Yayınevi: Artemis Yayınları
Orijinal Adı: The Librarian
Basım: Mart 2013
Sayfa Sayısı:325

"Regina kendini bildi bileli içinde taşığı o hissi düşündü: Korku. Doğru şeyi yapmazsa olacaklardan duyduğu korku. Oyunu güvenli oynamazsa. Ve sonra başka bir korkuya kapıldı. Bunu özellikle son zamanlarda sıkça hissediyordu. Hayat onun yanından akıp geçiyordu. O hep dışarıdan bakan oluyordu."

Geçtiğimiz yıllarda okuduğum bir kitabın geç yorumuyla geldim. Bilgisayarımın klavyesinin bozuk olması, taşınma ve yerleşme telaşı, iş durumu derken blogdan epey uzak kaldığımın farkındayım. Ve hiçbir sosyal medya hesabını burası kadar benimseyemiyorum. 
O yüzden söz verip baskı altında kalmadan dilediğimce yazmaya aynı şekilde devam edeceğim. 
Arada taslaklarımın tozunu alıp fî tarihinden kalma yazılar paylaşabilirim, anlayışınıza sığınıyorum :p 
Sararmış çeyiz sandığından mı çıkardın bunları, miras mı kaldı gibi incitici şeyler söylemeyeceğinizi umuyorum. :) Gereksiz kamu spotundan sonra yorumuma geçebilirim. 
(Not: Yukarıdaki girişi taslaktaki bu yazıyı düzenlemeye karar vermişken yazmıştım. İki seneye yakın bir zaman olmuş. :p )


Kütüphaneci kitabı kötü bir tesadüfe uğramış kitaplardan biri. 
Aynı dönemde (2013) hem Artemis Yayınları hem Epsilon, Kütüphaneci adında bir kitap çıkarmıştı. Talihsiz bir olay bu, hem kitap açısından hem yayın evleri açısından.

Ben de bu yazıda sonuna kadar okumuş olduğum için ağırlık Artemis'te olmak üzere bu iki Kütüphaneci kitabından bahsedeceğim. Hayır, Kütüphaneciler haftasına özel bir yazı falan değil. :)



Öncelikle kısaca Epsilon'dan çıkan Kütüphaneci - Judith Kuckart'tan bahsedeyim. Kitabı yarım bırakmış olduğum için epey kısa olacak zaten. :p
Yazarı sanırım 2016'da Tüyap'a davet edilmiş, adından söz ettiren Alman bir yazarmış. Benim pek bilgi sahibi olduğum bir yazar değil. Maalesef, kendisi konusunda cahilim. İki kitap arka arkaya çıkınca karşılaştırılabilir diye almıştım merak ederek. Seneler oluyor. 
Kitapları da arka arkaya okumaya karar vermiştim. 


Artemis'in korkunç kapağının yanında Epsilon'un kapağı çok daha hoş. Kesinlikle!
Ben ayrıca kitabın yabancı kapakları olan resimdeki ilk ve üçüncü kapağı da çok beğendim. 

Ne yazık ki Epsilon'dan çıkan kitap -yor diliyle yani şimdiki zamana göre çevrilmişti. Yabancı dilde bu çok sorun olmasa da Türkçe kitaplarda ciddi bir göz tırmalanmasına yol açıyor. Nadir kitaplar hariç ben hiç odaklanamıyorum bu şekilde çevrilmiş kitaplara. 
Ama pes etmedim, adapte olarak okumaya devam ediyordum ki Thomas Mann isimli karakterin zihni beni o kadar çok rahatsız etti ki kitabı yarım bırakmaya karar verdim. Ve ait olduğu yere göndererek bir kütüphaneye bağışladım. Umarım orada mutlu olursun Thomas.

Ve Artemis'ten çıkan Kütüphaneci - Logan Belle 


"Zihin kendine özgü bir yerdedir ve orada bir cenneti cehenneme, bir cehennemi cennete dönüştürebilir." Milton - Paradise Lost

Bu kitap da beklentilerimi karşılamadı maalesef.
Ama en azından bitirebileceğim bir kitaptı. Kısaca konusundan bahsettikten sonra yukarıdaki cümlemin nedenini açıklayacağım.

Regina Finch, baskıcı annesi nedeniyle gözü pek açılmamış masum bir kızdır. Çabaları sonucu annesinden uzaklaşıp New York Halk Kütüphanesi'ne Kütüphaneci olarak girmeyi başarır. Bu en büyük hayallerinden biridir. New York Halk Kütüphanesi de bu tarz kitap ve filmlerde çok fazla kullanılan bir mekan. Ve çok güzel bir yer değil mi gerçekten? 
Yeni hayatına kavuşan Regina dünyanın en saçma yoluyla milyarder Sebastian Barnes ile tanışır. 2. karşılaşmaları ilkinden de felakettir. 
Bir şekilde Sebastian'ın radarına takılan Regina kendisini onun çekimine kapılmış bulur. 

Bu kitabı okurken fark ettiğim ilk şey karakterlere ısınamadığım oldu. Sanki uzaktan baktım onlara. Beni hiçbir şekilde içine çekmedi.  Sebastian'ın Regina'ya kıyafet almak istediği kısımlar beni irrite etti çünkü Sebastian bunu sanki Regina'nın başına kakarak yapıyordu. Oldukça da düşüncesiz bir karakterdi.

Bettie Page ve fotoğraf detayı güzeldi. Ama kitabın tepesinde kocaman Bettie Page Sunar! diye yazılmış olmasına rağmen iş Sebastian'ın Regina'ya Pin-up Kraliçesi Bettie Page'in fotoğraflarını içeren bir kitap hediye etmesinden ve Regina'nın onu rol model olarak görmesinden ibaretti. 

Kısaca etkisiz bir kitaptı.

Üzgünüm ama Regina Finch, bir Regina George değilsin.
Sevgiler. ^^


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

1 Mayıs 2019 Çarşamba

Pamuk Prenses ve Avcı



Bir süredir kitaplarımı eliyorum. Bu sırada da zamanında "belki severim" diyerek aldığım kitaplar ya da zamanında hevesle aldığım ama bir türlü sıra gelmeyen kitaplar da ortaya çıkıyor. 
Onlardan biri de Pamuk Prenses ve Avcı. Seneler önce filmi çıkmıştı bu kitabın. Kitap daha sonra çıktı, filmden uyarlama zaten. Kapak olarak da film afişi kullanılmış haliyle. Neden aldığımı pek hatırlamamakla birlikte 2 sebebi olabilir bunun.
1. Tasarımı çok güzel. Hem iç hem dış olarak güzel bir kitap. Minik bir tur atmak gerekirse: 








2. Masallara olan düşkünlüğüm.

Kendi masallarımı kendim okuyarak büyüdüm. Disney'dir falan oldu bitti sevmemişimdir. Onun yerine etnik,bizden masalları daha çok sevmişimdir. Liseye giderken bin sayfalık Binbir Gece Masalları'nı neden alayım yoksa :) 



Kitabı gidiş dönüş 2 metrobüs yolculuğunda bitiriverdim. Film izler gibi bir hava uyandırıyor. Filmini izleme gereği duymuyorum mesela şu an. 

Onun dışında bende herhangi bir etki bırakmadan, biraz da yarım kalmış gibi bitiverdi. 
Şimdi olsa alır mıydım? Hiç sanmıyorum. 
Bağışlayacağım kütüphanede mutlu olmasını umuyorum. :) 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

4 Şubat 2019 Pazartesi

Siz Hiç Kokulu Sherlock Holmes Kitabı Okudunuz Mu? / Yakamoz Yayınları Okuma Sırası


Başlıkta yazdığım soru hâlâ geçerli. Siz hiç kokulu Sherlock Holmes kitabı okudunuz mu? Bu yazıda hem bu soruya değineceğiz, hem de Yakamoz Yayınları'ndan çıkan Sherlock Holmes kitaplarının sıralamasından bahsedeceğiz.


Arada bazı yayınevlerine özel okuma sıraları yazdığımı biliyorsunuz. Bu kez sıra Yakamoz Yayınları'nda. Bir markette rastladım Yakamoz'un Holmes'larına. İnceledim, üşenmeden tek tek resimledim. :p 

Yakamoz Yayınları seriyi kendinden ayraçlı ve kokulu basmış. Ayraçlar kitapların kapak rengine göre renklendirilmiş ortasında Sherlock'un siyah silueti olan madalyonlar gibi. Fena bir düşünce değil. Ayrıca kapağın altındaki  ara sayfa da dış kapakta kullanılan renge göre ayarlanmış. Bu da hoş, baskı da güzel. 
Ve bu kitaplar kokulu! Yakamoz Yayınları kokulu kitaplar basmayı seviyor. Bazı hikayelerde, masallarda bu güzel bir düşünce olabilir. Ama klasik polisiye bir seri neden kokulu olur ve bu seri ne kokar? Bir arkadaşımın fikri pipo kokusuydu :) Ama epey koklasam da ayırt edici bir koku alamadım. Hatta biraz köhne bir koku geliyordu. 221B'deki dairenin kokusu olmasın bu :) Bekar evi kokusu :p 

Ya sizce?

Bu konuyu geçip gelelim sıralamaya. Kitapların içindekiler kısmına baktıkça şaşkınlığım iyice arttı.

Genel bir bilgiyle başlarsak Sherlock Holmes Serisi 4 Roman ve 56 Hikaye'den oluşur. İlk okunacak kitap ise Sherlock Holmes ve John Watson'ın tanışmalarını ve ilk maceralarını anlatan Kızıl Dosya (Kızıl Soruşturma) isimli romandır. Ardından Dörtlerin İmzası (Dörtlerin İşareti - Dörtlerin Esrarı) isimli roman gelir.


Kızıl Soruşturma romanı bu seride kırmızı renkli "Gizemli Suçların Peşinde" isimli kitapta bulunuyor. Yani bunu ilk kitap olarak kabul edebiliriz. İçindekiler kısmında Kızıl Soruşturmadan hemen sonra gelen hikayeler ise romanları da sayarsak 10- 13 ve 11. sıraya denk geliyor.



2. sırada okunması gereken Dörtlerin Esrarı isimli roman, mavi renkli olan "Görünmez Gerçeklerin Ötesinde" isimli kitapta. Sonrasında gelen 4 hikaye ise okuma sırasında 3-7-5 ve 6. sıraya denk geliyor. Evet iş gittikçe karmaşıklaşıyor. 



Sıralamada 12. ve 14. olarak okuması gereken hikayeler yeşil renkli "Saklı Gerçeklerin Gölgesinde" isimli kitapta. Buradaki roman ise Baskerville'lerin Tazısı (Baskerville'lerin Köpeği)  3. roman, okuma sırasında ise 25. sırada okunması gereken macera. 


Turuncu renkli "Esrarengiz Suçluların Ardında" isimli kitapta ise roman bulunmuyor. Oradaki hikayeler ise okuma sırasında 24, 30, 9, 20, 28, 8, 27, 38 ve 39. sırada bulunuyor. Kafanız yeterince karışmadı mı? O zaman devam edelim.


Son roman "Korku Vadisi" ise mor renkli "Şüpheli Tavırların İzinde" isimli kitapta. Korku Vadisi okuma sırasında 40. sırada okunmalı. Ardından gelen hikayeler ise 52 ve 4. sırada. 

Sonuç olarak gördüğünüz gibi Yakamoz Yayınları'nın 5 kitaplık Sherlock Holmes serisi tüm romanları içeriyor ve BAZI hikayeleri içeriyor. 
Ayrıca yaptıkları sıralama gördüğünüz gibi okuma sırasına hiç uymuyor, oldukça karmaşık. 

Seriyi aldıysanız buradaki numaralara uyarak okuyabilirsiniz. 
Sürç-ü lisan ettiysem affolmaya, lütfen uyarınız :) 
Sevgiler. ^^



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

3 Şubat 2019 Pazar

Kidega.com'dan İlk Kez Alışveriş Yaptım / Ocak 2019


Merhabalar :) 
Kidega.com'dan ilk kez alışveriş yaptım. İzlenimlerimden bahsetmek istedim. 
Pek çok konuda defter tutan biriyim. Ajanda benzeri, günümü düzenlemek için kullandığım defterim de her zaman olur. Hazır ajandalar uzun zamandır kullanmıyordum. Kendime göre düzenlediğim defterler kullanıyordum ve ihtiyacıma göre düzenlediğim için epey kullanışlı oluyordu. 
Bu yıl kafamda pek çok şey var. O yüzden bir defter düzenlemeye açıkçası üşendim. Hazır bir defter kullanmaya karar verdim. Biraz araştırdıktan sonra Fabooks'un Girl Boss ajandasında karar kıldım. Bazı sitelerde tükenmişti, bazı sitelerde ise indirim yoktu. Bakınırken Kidega'da epey uygun fiyata olduğunu görünce sevindim. Oradan sipariş vermeye karar verdim. 30TL ve üzerine kargo ücretsizdi. 
Marie Kondo'yu takip ediyorum. Kitaplarını almaya karar vermiştim. İlk kitabı sipariş etmiştim, o yazı da yakında gelir. İkinci kitabı ise Kidega'dan aldım.
Normalde siparişi verdiğimiz gün ya da ertesi gün kargoya verilir. Ancak Kidega'da kargoya verilmesi birkaç gün sürebiliyor. Çevremden sipariş veren arkadaşlarımda da aynı durum söz konusuydu. 
Kargo paketi gerçekten çok hoştu. Güzelce paketlenmişti ve gördüğünüz gibi üzerinde kitaplarla ilgili hoş bir söz vardı. Bu artı bir puan. 


Kargoyla birlikte bir adet mektup, bir adet ayraç, bir de minik masa takvimi geldi. Kuzgunlar ve kargaları severim o yüzden simgesine bayıldım :)


Kondo'nun kitabı çok şirin. Boyutu, tasarımı, iç görselleri vs. çok hoşuma gitti. Düşündüğüm pratik bilgilerin olduğunu umuyorum. Ama dış özelliklerini çok beğendim. 


Ajandayı iç tasarımı için aldım. Dış kısmının bana pek hitap ettiğini söyleyemem.


İç kısmı ise bu şekilde.



Aralarda motive edici sözler, yine gün gün geniş not alma alanları da mevcut.
Not yerleri de var. Bu yılki ihtiyacıma yetecek şekilde. Şu an kullanıyorum ve memnunum. 


Kargonun birkaç gün geç gelmesi dışında olumsuz bir yanı olmayan, aksine düşündükleri ufak ayrıntılar sayesinde memnun kaldığım bir alışveriş oldu. 
Siz hiç Kidega'dan alışveriş yaptınız mı? 




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »