20 Temmuz 2017 Perşembe

Okuyan Kızlar Kulübü Distopya Okuma Etkinliği



Herkese merhaba!!
OKK ve can dostlarımız ile beraber bir okuma etkinliği düzenleyelim dedik. Hepimizin sevdiği bir tür olan "distopyayı" seçtik.  4 gün sürecek olan etkinliğimizde hem distopya üzerine yazılar yazacağız hem de her birimiz seçtiğimiz kitapları okuyup, yorumlayacağız. 


Benim seçtiğim kitap yıllar önce okuduğum, tekrar okumak istediğim ve bu türde akla ilk gelen kitaplardan biri olan: Fahrenheit 451 - Ray Bradbury

Kitabın konusu ise şöyle: 


Guy Montag işini seven bir itfaiyeciydi. On yıldır kitap yakıyordu. Gecenin bir yarısında yola çıkışlarını, alevlerin kitapları yutuşunu hiç sorgulamamıştı... Hiç sorgulamamıştı, insanların korkusuzca yaşadıkları bir geçmişi anlatan o 17 yaşındaki genç kızla karşılaşana dek... Montag'ın hayatındaki bütün yanlışlar doğrularla yer değiştirir o andan sonra... İşini, eşini, yaşayışını yeni bir gözle değerlendirir. Önünü alamadığı duyguları onu, asla tahmin edemeyeceği şeyler yapmaya iter. Sansüre, totaliter yönetimlere, kültür endüstrisine ve uzunca bir süredir sürdürdüğümüz yaşam tarzına yönelik en keskin eleştirilerden biri. Okuyun ve kendinizi yeni baştan kurun.



Etkinlik Takvimi


20.07.2017
Duyuru - Tanıtım


21.07.2017
Kitap Tutkusu - Sevdiğim ve Sevmediğim Distopya Karakterleri
Fighting!! -  Distopya Türünden Uyarlanan Filmler ve Okuyucu Tepkileri


22.07.2017
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Distopik Kitaplarda Diktatör Rejim Olgusu ve Bu Konuyu Ele Alan Kitaplar
Fighting!! - OKK'nin Distopya Kitap Önerileri


23.07.2017
Kitap Tutkusu - Kızıl Yükseliş/Pierce Brown
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Fahrenheit 451/Ray Bradbury
Fighting!! - Labirent:Ölümcül Kaçış/James Dashner
One Better Day - Kül/Darci Manley
Evil'in Dünyası - The 100/Kass Morgan




Etkinliğimize katıldıkları için One Better Day ve Evil'in Dünyası'na çok teşekkür ederiz. 

Etkinliğimize herkesi bekleriz.^^





13 Haziran 2017 Salı

Aromalı Türk Kahveleri (Dağ Çilekli, Gül Lokumlu, Karamelli)


Merhabalar, 
Artık rahatça ve bolca yazarım diye düşünürken eski kabuslarımdan biri tekrar hortladı ve klavyemin bazı tuşları menfi bir olay sonucu çalışmaz oldu. Yakın zamanda tamire gidecek. 
Ve taslaklar üzerinden gideceğim sanırım bir süre. 

Sade Türk kahvesini pek bir severim. Aromalı kahveleri de. 
One Better Day sağolsun bana bazı aromalı Türk kahveleri göndermişti. 

Onlarla ilgili fikirlerimden bahşedeyim dedim. Daha önce damla sakızlı Türk kahvessevgimden ŞURADA bahsetmiştim. 

Gelelim denediklerime;


Karamelli Türk Kahvesi
Tam bir karamelseverim. Ama böyle alttan yanık gibi bir tat&acılık gelenlerden hiç hoşlanmam.
Bu kahveyi ilk denediğimde vasatla ortalama arası gibi gelmişti. O acılığı sanki hissetmiştim. Ancak ikinci denememde tadı oldukça iyi geldi ve o gün bu gündür içiyorum. Hayatımın kahvesi, onun için ölür ve öldürürüm diyemem ama iyiymiş. Severek içiyorum.



Dağ Çilekli Türk Kahvesi
İşte burada bahsedeceğim kahveler içindeki favorim. Buram buram, mi gibi bir çilek kokuşu. 
İlk biten de buydu, ailecek çok beğendik. 



Gül Lokumlu Türk Kahvesi
Ağzınızda ikram edilmiş lokumla kahvenizi yudumlamış gibi bir tat. Pek nostaljik, pek tatlı. 
Vazgeçilmez bir tat değildi ama bunu da severek içtim. 

* * * *

Sonuç olarak ben bu aroma işini pek bir sevdim. Türk kahvesine çikolata kreması, çikolatanın kendisi, soda gibi şeyler katmayı tercih etmem ama aromalar sevilesi. 
Bir de dikkatimi çeken minik bir detay eklemem gerekiyor. Bu tarz aromalı kahveleri uzun süre bekletmeden tüketmek lazım. Bekledikçe aromasını kaybediyor. 

Sevgiler :* 

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

25 Mayıs 2017 Perşembe

Minik Alışveriş, Minik Kitaplar


Bir önceki yazımda blog ikizim Kitap Tutkusu ile buluşmamızdan ve yeni denediğimiz Kore restoranından bahsetmiştim. (Okumak için TIKTIK!)
Ki bu buluşma 8 Nisan'da olmuştu. O gün ayrıldığımızda neden hiç bilmiyorum şu İstanbul ürünleri satan klasik dükkanlardan birine girdim. Metro girişindekine. (Aslında daha önce denediğim sabunlara bakıyordum.)
Derken yukarıda resmini gördüğünüz standa denk geldim. Minicik basılmış Türk ve Dünya klasikleri vardı. Çok şirinlerdi. 

Biraz içimi dökmem gerekirse bu konuda; ben zamanında Türk ve Dünya klasiklerini neredeyse hatmettim. O yüzden şu sıralar yayınevlerinin sürekli ve karton/cilt/bez gibi şekillerde klasikleri yeniden yeniden basmaları şimdilik beni heyecanlandırmıyor. İleride ne olur bilmiyorum tabii ki. Bu yarışın klasik sevmeyen okura klasikleri gerçekten sevdireceğini umuyorum sadece. ^_^



Standın önünden hiçbir şey almadan geçemedim bir türlü. O yüzden tercihimi Stefan Zweig'den yana kullandım. 2 kitapla çıktım dükkandan.
Kitapların baskısını, sayfa yapısını beğendim. Rahat okunacağını düşünüyorum. 


İlki klasik basmaya başlayan yayınevlerinin ilk tercihini, basmayanı dövüyorlar kategorisinden Satranç. :)


Resmin üzerine tıklayarak konuyu okuyabilirsiniz. 


Diğer kitap ise Bir Kadının Yaşamından 24 Saat. 



Aynı şekilde bu resme de tıklayarak konuyu okuyabilirsiniz. 

Üzerinden zaman geçmesine rağmen bu minik alışverişten bahsetmeden edemedim.
Sevgiler :*

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

7 Mayıs 2017 Pazar

Tebek Korean Restaurant


Merhabalar,
Ne zamandır buluşma yazısı yazmıyordum. Aslında atladığım birçok buluşma oldu. 
Bunu yazma nedenim ise bu kez farklı bir Kore restoranı denemiş olmamız. :)
Bu buluşma 8 Nisan 2017'de gerçekleşti ancak bir ay sonra yazabiliyorum -_-

Şimdi biraz geriye dönüş yanisi flashback -_- yapacağız. 

Daha önceki Kore restoranı yazılarımı okuduysanız genelde Taksim Korean restorana gittiğimizi biliyorsunuzdur. Ancak bir, hatta uzunca bir süre önce orası kapandı. 

Kapanış nedenine dair bilgim şu şekildeydi. Dükkan sahibinin kiraya zam yapması, karşılığında restoran sahiplerinin yemeklere zam yapması ki son gidişlerimizde bunu hissetmiştik Kitap Tutkusu ile. Sonuç olarak müşteri kaybı ve kapanış.

Bu kez nereye gidelim diye düşünürken aklıma adını duyduğum ama daha önce gitmediğimiz Tebek geldi. Daha önce Gaya'ya, Sultanahmet'teki Seoul restorana gitmiştik. Eğer bulamazsak ya da bu da kapanmışsa Gaya'ya gideriz diye düşünüyorduk. Ama kapanan restoranın azıcık ilerisinde bulduk. Kendisi Taksim Lion otelin tam karşısında. 


Genelde burayla ilgili gördüğüm yorumlar yemeklerinin güzel mekan dekorasyonunun kötü olduğu yönündeydi. 
Mekan hayallerimin dekorasyonuna sahip diyemem ama beni rahatsız edecek bir şey yoktu. Bir evin salonundaymışız gibi hissettiğim oldu arada ama olumsuz hiçbir duygu yaşamadım. Hani vardır ya, İstanbul'un turistik yerlerinde bambaşka bir İstanbul vardır. Tüm dükkanlarda. Normalde her restoranın öyle olmadığını bilirsiniz, turistleri eğliyorlar dersin. Sonuçta işin raconu bu. 
Gaya ve Taksim Korean'da bir Kore restoranındaymış havasını yakalıyordunuz. 
Sultanahmet Seoul'de biraz pideci tarzı vardı. 
Burası ise normal bir restoran havasında. Amanın da  hanboklu garsonlar hizmet etsin bize gibi bir beklentim olmadığı için dekorasyon da benim için normaldi. 


Bu kez yeni bir şey söylemedik. Özlediğimiz standart menümüzü söyledik. Tabii önce mezeler geldi. Sağdan sola sıralarsam, 
Kimchi: diğer yerlere göre daha acıydı, ama bana uyar, sadece ikisim fazla acı sevmez. 
Kabak mezesi: Her zamanki gibi güzeldi. Sadece azıcık tuzluydu. Bak, bu konuya değineceğim. 
Ispanak mezesi: Oldukça lezzetliydi. 
Salatalık Kimchisi: Bu da çok güzeldi. 
White Kimchi de denen acısız kimchi: Bu tam ikizimlikti. Baharatsız acısız. Oldukça güzeldi. 
Yumurta Rulosu: Bu bizi şaşırttı. Çünkü sıcacıktı. Diğer yerlerde buz gibi gelmişti. Bayıldık. 
Patates Mezesi: Bu da diğer denediklerimize göre daha güzeldi. 

Kısacası mezeleri genel olarak beğendik. Bir kısmı daha önce gittiğimiz yerlerde denediklerimize göre güzeldi. Servis takımını da beğendik bu arada. 




Standart menümüze gelince, ilk olarak Kimchi Jjigae. Bu genelde menümüzün vazgeçilmezlerinden biri. Çok beğendik. Yine ister istemez daha önce denediklerimizle karşılaştırdık. Bu biraz daha güzeldi diyebilirim. 


Vazgeçilmez 2, Kimbap. Bunu da çok beğendik, buz gibi olmaması da güzeldi. Ama biraz tuzluydu. İşte bu bize biraz enterasan geldi. Türk damak tadına uyum sağlaması için biraz tuz atıyor olabilirler. İlk kez deniyor olsak belki gözümüze batmazdı ama biz tuzsuz bir beklentiyle yediğimiz için bize tuzlu geldi. 




Ve son olarak Japchae. Bunu da beğendik. Diğer yediklerimizden farkı içinde farklı malzemeler de olmasıydı. Güzeldi. 


Sonuç da bu şekildeydi. 

Bir ara blog ikizimle sohbet ederken konu diğer restoranın kapanma muhabbetine denk gelmişti, ben de yukarıda bahsettiğim kısmı ona naklettim derken tanıdık bir yüz gördük. Diğer restorandan tanıdığımız garson abi burada çalışmaya başlamış. Diğer restoranın kapanış nedenini kendisi de doğruladı. Tamamen kapandığını söyledi. Kimbilir belki bir gün başka bir yerlerde açılır yine. 
Kaldı ki burası abinin eski patronunun yeriymiş. 

Kapıdan girdiğimde fark ettiğim şeylerden biriydi bu. Diğer yeri de bir ajumma işletiyordu, burada da bir ajumma vardı. Bunun esprisini yapmıştık, hoşumuza gitti yani. 




Tuz meselesini geri bildirim olarak söyledik bu arada. Çok skandal bir şey değildi, hafif bir tuzdu zaten. 

Bir de diğer yerde büyük boy su isteyip birlikte içiyorduk. bu gez iki ayrı minik su geldi ki cam şişe olanlardan. Büyük boy su sanırım yoktu. Bize yetmedi pek. :)

video


Bunu çekmeyi sevdiğim için çektim sadece :p 

Oradan kahve içmeye gittik. İkizim ısmarladı. :) 
Esprisini yaptığımız bir durum vardı. Yatırım amaçlı ısmarladı; bir ısmarlayıp bin almak için :D 

Genel olarak; 
Restoranı, yemekleri, fiyatları beğendik. Fiyatlar genele oranla normal/uygun gibiydi. 
Biraz tuz ve su olayı ufak olumsuzluklardı. 
Mezelerin sıcak gelmesi çok hoşumuza gitti. 

İkizimin eklemek istediği kısım ise WC'nin çok temiz olduğu ve midesi hassas bir insan olarak yemeklerin ona dokunmadığıydı. 

Kısacası bu deneyimden memnun kaldık. Düzenli gittiğimiz Kore restoranımız artık burası olabilir dedik. 

Sevgiler :*


 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

30 Nisan 2017 Pazar

Bryan Lee O'Malley - Scott Pilgrim ve Onun Değerli Basit Yaşamı (Scott Pilgrim #1)


Kitap Adı: Scott Pilgrim ve Onun Değerli Basit Yaşamı
Yazar: Bryan Lee O'Malley
Çevirmen: Zuhal Kumruluoğlu
Orijinal Adı: Scott Pilgrim's Precious Little Life
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Basım: Nisan 2011
Tür: Çizgi Roman
Seri: Scott Pilgrim

Seri Sıralaması
#1 Scott Pilgrim ve Onun Değerli Basit Yaşamı / Scott Pilgrim's Precious Little Life
#2 Scott Pilgrim Vs. The World
#3 Scott Pilgrim & The Infinite Sadness
#4 Scott Pilgrim Gets it Together
#5 Scott Pilgrim Vs. The Universe
#6 Scott Pilgrim's Finest Hour 


Selamlar,
Bu kitap bana Kitap Yurdu alışverişlerimden birinde hediye olarak gelmişti. Okumak hiç aklımda yoktu. Şu sıralar hedefim elimdeki kitapları elemek olduğu için böyle emin olmadığım kitapları okuyup duruma göre "sahafa gidecekler kutusu"na koymak istiyorum. 
Genelde elimden çıkarmak istediğim kitapları okumak isteyen tanıdıklarıma dağıtıyorum. Bu kutu da onun için. Kalanlar sahafa gidecek.

Bu çizgi roman Pegasus'un ilk çıkardığı çizgi romanmış ve gördüğüm kadarıyla devamını çıkarmamışlar. 
13 yaş ve üzerine hitap eden seri Scott Pilgrim isimli 20'li yaşlarında rock grubunda "işsiz" bir genci anlatıyor. 
Scott liseli bir kızla çıkarken rüyalarına giren gizemli ve de patenli bir kızla tanışıyor ve olaylar gelişiyor. 


Hiç ama hiç benlik bir çizgi roman değildi. 13 yaşında olsaydım da sevmezdim sanırım. 
Adı Scott Pilgrim ve Boş, Sıkıcı Hayatı olabilirmiş. 
Devamının gelmemesine şaşırmadım. 
Gelseydi de önermezdim ama devamı gelmemiş bir seriye başlamanızı hiç önermem. 
Söylenecek pek bir şey yok açıkçası.
Sevgiler :* 

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

22 Nisan 2017 Cumartesi

Mart 2017 Kitap Alışverişlerim ^_^

Merhaba :)
Bolca gecikmeyle Mart ayı boyunca yaptığım alışverişleri paylaşayım dedim.

Mart ayında Kitap Yurdu'ndan ve D&R'ın internet sitesinden alışveriş yaptım. Bir kitap da kitapçıdan aldım.



İlk olarak hastaneye gittiğimiz günlerden birinde Kadıköy sahildeki Hemen Kitap'tan Charlotte Betts'in Ressamın Çırağı isimli kitabını aldım. Yazarın kitapları bir süredir ilgimi çekiyordu, hem konusuyla hem göz alıcı kapaklarıyla. Bu tarz tarihi ve herhangi bir dalda usta/çırak kitaplarını severim. 9.90 TL'ye aldım.




Onu alınca yazarın dilimize çevrilmiş diğer iki kitabını da almayı kafama koymuştum. Aslında seri kitaplar değil ama nedense çıkış sırasına göre okuma isteği oluştu içimde. Bu yüzden Eczacının Kızı ve Baharat Tüccarının Karısı isimli kitapları Kitap Yurdu alışverişimde aldım.


Sonuç olarak böyle bir görüntü çıktı ortaya. Kapaklar gerçekten çok güzel, keşke Feniks Eczacının Kızı'nı da orijinal kapakla bassaydı. Yine de kötü bir kapak değil. 


Maria Konnikova'nın Sherlock Gibi Düşünmek-Mastermind kitabını çook uzun bir süre beklemiştim ve Domingo'dan çıkmıştı. Bu kitabını ise İndigo basmış, İndigo Kitap'ın instagramında görünce almak istedim ve aldım da. 



Kapaklar gerçekten güzel bir uyum yakalamış. Farklı yayınevleri olsa da bu bütünlüğün olmasına sevindim. Ama arada büyük bir boyut farkı var. Artemis'in bir ara çıkardığı devasa Historical gibi bu kitap da ders kitabı boyutunda. İndigo'nun amacı neydi, gerçekten anlamadım. 



Tarihi kitapları da anıları da romanları da severim. Seyahatname konusuna gelince herkesinkini okuyamam. Ama bu kitabı merak ettim. Rahat okunan keyifli bir kitap olacağını düşünüyorum. İçinde kuşe kağıt, hoş resimler var. 


Cevat Fehmi Başkut'un Buzlar Çözülmeden adlı eseri Kemal Sunal'ın oynadığı Deli Deli Küpeli isimli filme uyarlanmış. Ailecek o filmi pek bir severiz, özellikle annem defalarca izlese sıkılmaz. Kitabının da elimde bulunmasını istedim. 


Bu kitabı hem tanıtımını gördüğümde hem de D&R mağazasında karıştırdığımda beğenmiştim. Bu siparişimde satın aldım. Güzel bir konusu var. 


Bazen bazı kitapları alma nedenim sadece daha sonra o kitapları bulamayacağımı düşünmek oluyor. Ki Dex'in İthaki'nin bile bazı kitaplarını bulamıyoruz şu an. Bundan sadece birkaç sene önce aldığımız kitapları hem de. Öyle olunca serilerimi tamamlama içgüdüm oluşuyor. Laurelin Paige'in Fixed serisi ilk kitabı Sana Kapıldım'ı daha önce blogda yorumlamıştım. Okumak için TIKTIK!
Ki elimde 2. kitap da vardı. 3'ü nedense almamışım. Elf yayınları ortadan kayboluverdi. Hal böyle olunca seriyi tamamlayayım dedim. Aslında serinin Hudson ve Chandler isimli 4. ve 5. kitapları var. Hudson'da olaylar (artık moda oldu) erkek karakterin ağzından anlatılıp boşluklar dolduruluyor. Chandler ise isminden anlaşılacağı gibi farklı bir karaktere ait bir kitap ve bunlar ülkemizde basılmadı. Ama esas seri 3 ile biteceği için seriyi tamamlamak istedim. 

Sonuç bu. 
Elf yayınları ilk kitabı o zamana göre büyük bir cesaretle orijinal kapakla basmıştı ve korkusuzca orijinal kapak basarak bu şekilde devam edeceklerini  açıklamıştı. Ama serinin devam kitapları farklı kapaklarla basıldı.

Kitap Yurdu siparişimde aldığım kitaplar bu şekildeydi. 

Gelelim D&R siparişime. 



Bu siparişi sadece Doctor Who kitapları için vermiştim aslında. 
Son 2 kitabı hâlâ almamıştım. Sağolsun instagramdan Elif bana D&R'da  Ölüm Şehri'nin 9.90 TL olduğunu haber verince alayım dedim, Savaş Doktoru'nda da iyi indirim vardı. İkisini birden sipariş ettim.  


Gezinirken dayanamadım 9.90 indiriminden 3 de tarihi aşk romanı aldım. 


Evet, ben aldım. Bunları aldım. -_-



D&R siparişlerim de bu şekildeydi. 

Mart ayında bu kitapları aldım. Nisan ayında aldığım kitapları da yakın zamanda paylaşırım diye umuyorum. 

Sevgiler :*


9 Nisan 2017 Pazar

Kapağı Değişengillerden Takvim Kızı



Selamlar,
Biliyorsunuz geçenlerde Arkadya Bitter, Audrey Carlan'ın Takvim Kızı serisini değiştirme kararı aldı ve Ocak ile Şubat aylarını basmış olduğu seriyi sıfırdan kapak değiştirerek yeni bir konseptle bastı. 

Serinin konusu esas kız Mia'nın babasının borcunu ödemek için her ay farklı bir erkeğe eşlik eden bir eskort oluşu ve bu adamlarla maceraları. 
Her kitap bir ayı anlatıyor. 
Mia cemiyetin yeni takvim kızı. 

Arkadya Bitter, Arkadya Yayınları'nın yetişkin romans kitapları basan kolu olunca kitaplarda erotizm olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. 

Ancak yayınevi bu seriyle kapak konusundaki tarzından ödün verdi, hatta klasik tarzını tamamen yıktı.
Sade kapaklarla ve benzer renklerle seri algısı yaratarak çıkardığı kitapların çerçevesinden çıkıp pop-art tarzında bastı bu kitapları. 


Ve hatta resimde görebileceğiniz gibi serinin adına uygun olacak şekilde bir de takvim yapıldı. Gerçekten güzel bir düşünce. (İlk kitabı yorumladığım yazıyı okumak için TIKTIK!)



İlk iki ay bu şekilde devam ettikten sonra yayınevi sürpriz bir şekilde serinin kapaklarını değiştireceğini açıkladı ve önceki iki kitabı da yeni tasarımla yeniden bastı. 
Kapaklar Arkadya Bitter'in alışılmış tarzında ve kitapları birbirinden ayıran tek şey kapaklardaki ay ibaresi. 


Hal böyle olunca okurlar da 2 ana gruba ayrıldılar. 
Yeni kapakları beğenenler ve yeni kapaklardan nefret edip eski kapaklardan devam edilmesi gerektiğini düşünenler. 

Ne oldu da Arkadya Bitter bir anda kapak değiştirmeye karar verdi net bir bilgimiz yok. 
Ancak öne sürülen fikir şöyle ki kitaplarda erotizm olmasına rağmen kitaplar kapaklarından ötürü yaşı küçük okurları da kendine çekmiş. Fuarlarda satın almak istemişler. Bu yüzden kapak değişikliğini canı gönülden destekleyenler var.

Diğer taraf ise haklı olarak seri bütünlüğü konusunda kaygılı. Yani ellerinde bu kapaklar varken yeni kapaklarla devam etmek malumunuz seriyi uyumsuz hale getirecek. Bu da bir sorun. Onlar da kapaklara +18 ibaresi konularak bu sorunun önüne geçilebileceği kanaatindeler. 

Benim fikrime gelirsek; ben eski kapakları beğeniyordum ve onlarla devam edilmesini tercih ederdim. Ama diğer tarafın öne sürdüğü şey de gerçekten bir sorun olduğu için +18 ibaresinin bulunmasını da talep ederdim. 
Yeni kapakları görsellerde hiç beğenmemiştim. Ancak kitapları elime alınca bir nebze daha çok sevdim çünkü benim sevdiğim gibi şömizsiz, kapak direkt cilt üzerine basılı. Ve malzemesini tam olarak bilmediğim dokuma gibi çok hoş bir cildi var. Basılı hali bir tık daha güzel yani. 

Kapaklar konusunda fanatik değilim ama yine de gönlümden geçen ilk kapaklarla devam edilmesiydi.
Hem bırakalım bunları, sonuçta mühim olan muhteviyatı, ki seriyi devam kitaplarında sevip sevmeyeceğimi gerçekten merak ediyorum. Ama işin vitrin kısmının da biz okurlar için önemi olduğu yadsınamaz.

Sizin kapaklar hakkındaki düşünceniz nedir? 

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!