1 Ekim 2018 Pazartesi

Leyla İle Mecnun - Burak Aksak | Ardına Bakma Mecnun!


Kitap Adı: Leyla İle Mecnun
Yazar: Burak Aksak
Yayınevi: Küsurat Yayınları
 Sayfa Sayısı: 272
Basım: Nisan 2018


"Yine hevesimi ağzıma sokup kursağıma kadar ittirdiler.Yine senden vazgeçmem için ellerinden geleni yaptılar. (...) Yine yıldızlar kaydı ve benim hiçbir dileğim gerçek olmadı."

Ben geldim yine. :) Hep bu son bu son dedikten sonra yine biraz mecburi ara verdim. Bilgisayarımın klavyesinin bozuk olması, taşınma ve yerleşme telaşı, iş durumu derken blogdan epey uzak kaldığımın farkındayım. Ve hiçbir sosyal medya hesabını burası kadar benimseyemiyorum. 
O yüzden söz verip baskı altında kalmadan dilediğimce yazmaya aynı şekilde devam edeceğim. 
Arada taslaklarımın tozunu alıp fi tarihinden kalma yazılar paylaşabilirim, anlayışınıza sığınıyorum :p 
Sararmış çeyiz sandığından mı çıkardın bunları, miras mı kaldı gibi incitici şeyler söylemeyeceğinizi umuyorum. :) Gereksiz kamu spotundan sonra yorumuma geçebilirim. 

"Varsın kürek kürek atsınlar üstüme toprağı. Sonuçta bu mezarı Leyla kazmıştı."

Leyla ile Mecnun dizisi 2011 - 2013 dönemini ve en çok da sonrasını sallayan bir dizi oldu. Vay be yayından kaldırılalı dahi 5 seneyi geçmiş... Zaman ne kadar hızlı geçiyor. Ama bu kadar zamana rağmen dizi popülerliğinden bir şey kaybetmiş değil. 
Klişelere çok girmek istemiyorum hani eski dizilerin tadı, o mahalle kültürü, sıradan insanların sıradan ama samimi hayatları vs... Bunları zaten biliyorsunuz. Zaten diziyi sevdiren temel şeylerden biri bu biri de bol göndermeli kaliteli mizahıydı. 

Diziyi pek çok sevenlerden biri de benim. Hatta arşivime kattım belli aralıklarla baştan sona tekrar izliyorum. :) Arada O Geminin Gelmesi, Mecnunun Bedduasının Tutması gibi o duyguları tazeleyen şeyler oluyor işte. Bu döngüye alışmışken bir de dizinin senaristi Burak Aksak'tan bu efsanenin kitaba dönüşeceği haberi geldi. Harika bir haberdi. Bize de alıp okumak düştü. 
Kitabı zaten çıkar çıkmaz almıştım, ŞURADAN alışveriş yazısına gidebilirsiniz. 

"Kabayım ya evet, kaba olan ben oliyim. Sen bi' çiçek uğruna unut beni ama kaba olan ben olıyım. İnan senin için her şeyi yaparım. Ama arada kalan adam olamam. Sadece o zengin züppesiyle diyil kimseyle yarışamam ben. Kaybetmekten korktuğumdan diyil. Yarışmaktan anlamam. Hem sevgi dediğin nasıl yarıştırılır ki? İlla bağıra çağıra haykırmak mı gerekir sevdiğini? Gösterişli hediyelerle ya da şaşalı cümlelerle süslemek mi gerekir sevgiyi?Ne gözlerine bakıp söyleyebilirim ne de pazarlayabilirim sevgimi."

Şimdi sırada kitabın yorumu. 850 satır geyik yaptıktan sonra -_-
Kitabın kapağını çok beğendim. Hem bu kadar sade, hem güzel, hem de her şeyi bu kadar iyi özetleyen bir kapak olması bende bu düşünceyi uyandıran. Gerçekten başarılı
Burak Aksak'ın bir yayıneviyle anlaşmak yerine kendi yayınevini kurmasını ise gerçekten olumlu karşılıyor, hatta destekliyorum. 
Kitabın kendisine gelirsek diziyi izleyenler birçok yeri hatırlayacaktır. Diziden birebir alınan sahneler mevcut. Ama kitap elbette birebir dizinin kopyası değil, öyle olması mantıksız olurdu zaten. 
Burak Aksak her şeyi en baştan anlatmış. Leyla ile Mecnun'un tanışmasından. Bu kez tanışmaları çok daha farklı gerçekleşiyor ama nasıl tanışırlarsa tanışsınlar bu bizi yine nihai sonuca götürüyor. Leyla ile Mecnun'un aşkına...


Mecnun yine aynı Mecnun... Diğer karakterler de keza öyle. Dizidekilerle aynı şekilde gözünüzün önüne gelmesi işten bile değil. İsmail abinin sülalesine bile birebir yer verilmiş. :) Dizide sevilen bir detaydı, kitapta heba olup gitmemiş olmasına sevindim. 
Bir karakter var ki dizideki Leylaların hiçbirine benzemiyor... 
Dizideki Leylalar içinde ne olursa olsun favorim her zaman 1. Leyla idi. Bu, dizi bitene kadar da şimdi de değişmedi. Bence Mecnun'u o Leyla gibi kimse sevemedi, Mecnun da hiçbir Leyla'yı öyle sevmedi... 
Sanırım en antipati duyduğum Leyla da son Leylamız olan Melis Birkan'ın canlandırdığıydı...
Kitaba dönersek bu Leyla dizi tarihi boyunca karşımıza çıkan hiçbir Leyla'yı hatırlatmıyor. Ben favorim olduğu için ilk Leyla'yı canlandırmak istedim zihnimde ama farklı fiziksel özellikleri olan, farklı konuşan, farklı karakterde bir Leyla oldu çıktı. 
Bu Leyla yeri geldiğinde daha argo konuşabilen, zengin kızından çok daha bir mahalle kızı olmaya yatkın, çevre sorunlarına ve toplumsal sorunlara daha duyarlı bir Leyla. 
Mesleği de hepsinden farklı olarak; Arkeolog.

"İşlerin ters gitme ihtimali varsa, mutlaka ters gider. Kaan buna 'Murphy Kanunları' diyor. Annemse 'Besmelesiz çıkıyon evden ondan oluyo, sağ ayağınla çık şu evden' diyor. Babam da 'Genze kadar çekceğin suyu, geniz önemli' şeklinde yaklaşıyor meseleye. (...) İsmail Abi de 'İş mi? Ne işi? Yol-yemek-sigorta varsa çalışırım hacı' diye baştan aşağı yanlış anlıyor meseleyi. Bense kısaca 'İşte hayatım' diyorum."

Okurken bozuk bir Türkçe kullanılmış, hatta Burak Aksak editörün bunları düzeltmeye yeltendiğinden bahsetmişti. :) Günlük, kuralsız bir Türkçe demek daha doğru belki de. 
Ufak bir ayrıntı daha, kitap Nisan 2018 baskısı ve kitapta doların 3,80 TL olduğu yazılmış. :)
Arda - Mecnun diyaloglarını dizide de severdim, kitapta da es geçilmemiş :) 
Okurken dizinin senaryosunun yanı sıra oyuncuların da o başarıda ne kadar büyük payı olduğunu daha iyi görebiliyorsunuz. 

Gelelim esas merak ettiğim noktaya.
Dizi final yapılmasına izin verilmeden yayından kaldırılmıştı.
Daha sonra Ben de Özledim dizisinin ilk bölümünde finali yapılmıştı. Ama sonra o finalin Ali Atay'a ait final olduğu, Burak Aksak'ın zihnindeki asıl final olmadığını öğrenmiştik. 
O yüzden bu kitabın finalini, Burak Aksak'ın finalini daha çok merak ediyordum. 
Onu da görmüş oldum. :)


Levyeli abinin önerisine uyarak ben de sizi etkilemek için şu alıntıyı koyuyorum.
Gökdelenler, şehrin mezar taşıdır... 
:)






Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

16 Nisan 2018 Pazartesi

D&R Kitap Alışverişi - Nisan 2018


Aylar sonra ufak da olsa bir kitap alışverişi yaptım. Bu kez D&R'ı tercih ettim. 
Kitaplar siparişimin ertesi günü yani yaklaşık bir hafta önce elime ulaştı.
Genelde D&R siparişlerim elime diğer kitap alışveriş sitelerine göre geç geldiği için bu sefer beni şaşırttılar. :)

Aldığım kitaplardan kısaca bahsetmem gerekirse;



Teoman'ın anı kitabı Fasa Fiso...
Daha önce Teoman'ın tüm şarkı sözlerini içeren İnsanlık Halleri kitabını  şurada yorumlamıştım. Ve yazıyı bitirirken şöyle bir cümle kullanmıştım: "Ama nedense ben hâlâ Teoman'dan kalemini düz yazıda da konuşturduğu bir kitap bekliyorum. Kim bilir belki bir gün onu da görürüz."
Bu kitap sanki o temennimin cevabı olarak çıkıverdi.Tam olarak biyografi de saymamış kendisi bu kitabı. Daha çok bolca anı, röportajlarından derlemeler, şarkı sözleriyle ilgili kesitler, onun arşivinden eski resimler...
Kapağa ise özellikle bayıldım, çok iyi bir seçim olmuş. İç kapaktaki çocuksu neşeyle iç kapaktaki melankoli dengelemiş sanki birbirini. 



Kitabı gelir gelmez kurcalamaya, okumaya başladım ve kendimi epey kaptırdığımı fark ettim. 
Aramızda kalsın ama ben zamanında Teoman'la ilgili kişisel bir arşiv oluşturmuştum. Bilgiler, resimler, röportajlar. Hala da saklarım o defteri. *Utangaç Surat* 
O yüzden bu kitaptaki bazı bilgilere aşina olacağımı da biliyorum. 

Kısaca bu gelişme beni oldukça memnun etti. :)

Konusu ise şöyle;
"Şarkılarıyla rock müziğe damgasını vuran Teoman bu defa kendi hayatına dair hikâyelerini anlatıyor. Çocuk Teoman’dan rock yıldızı Teoman’a uzanan yolculuğunu anlatırken, zaman zaman şarkı sözleriyle röportajlardan alıntılar da anılara eşlik ediyor. 
Teoman şarkılarını yazarken kendi karanlığının sesine kulak veren, inişli çıkışlı ilişkilerimize, ayrılıklarımıza, yaralarımıza, özlemlerimize dokunan bir rock yıldızı... Bugüne dek hikâyelerini hep şarkılarıyla anlatan Teoman, şimdiyse yaşamından küçük izleri, küçük anı parçalarını Fasa Fiso adlı kitabında bir araya getiriyor.
Fasa Fiso’da tanıdığınızı sandığınız Teoman’dan çok daha fazlasını bulacaksınız, hatta aydınlık yanlarını bile... 50 yaşının olgunluğunda, geçmişe duyduğu özlemin her zerresini yaşayarak, eğlenceli yanlarını da ortaya koyarak hayatını ve hayatımızı özetleyen Teoman, kulağımıza eğilip “O peşinden koştuklarımız var ya, o yaşadıklarımız, onlar hep” diyor o içimize işleyen sesiyle, “hep Fasa Fiso.”"


Yine beni mutlu eden kitaplardan biri; Leyla ile Mecnun. 
Malumunuz dizi bir dönemi alt üst etti ve bence asla eskimeyecek diziler arasına çoktan girdi. 
Burak Aksak'ın bu efsaneyi kitaplaştırması güzel bir karar diye düşünüyorum. 
Kendisi Küsurat isimli bir de yayınevi kurdu.
Kitap çıktığından almadan edemeyeceğimi biliyordum ama aklımda bir soru işareti de yok değildi. Eminim birçoğunuzun da aklına gelmiş/gelecek bir şey bu. 
Acaba Burak Aksak dizideki akışı, samimiyeti kitaba da yansıtabildi mi?
Tereddütlerim yok değildi. Ancak bu kitabı da epey karıştırdım, okudum.
Şimdilik böyle bir aksaklık görmedim. :)



Bu kitabın kapağının da çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Sade, derin, etkileyici...

Arka kapaktaki cümleyi harika bir şekilde karşılıyor. “Bir yanımız çöl bir yanımız deniz…”

Konusu;

 “Zaman döngüseldir ve farklı seçimler yapsan da aynı hayatı yaşarsın. Sana verilmiş bir ömür vardır. Bu dünyadaki zamanın bellidir. Ve her şey bir denge içindedir. Biz... Daha doğrusu ben, o dengeyi bozdum…”
Aynı gün aynı hastanede doğmalarıyla başladı her şey. Bir hayatın birden fazla kez yaşanabileceğinin ve yarım kalmış her hikâyenin tamamlanmaya muhtaç olduğunun bir kanıtıydı onlar. Peki Mecnun bu sefer Leylasına kavuşabilecek mi?  Yoksa yine çölde mi açacak gözlerini? Çünkü o çöl çaresiz âşıkların son durağıdır. Kavuşamayan âşıklar o çölde aralar sevdiğini, kavuşanlarsa emlakçı emlakçı dolanır dururlar, 2+1 kombili.
Yayınlandığı dönemde izleyicisini ekrana kilitleyen Leyla ile Mecnun, bu kez bambaşka bir hikâye ile sevenleriyle yeniden buluşuyor. Mecnun, İsmail Abi, Erdal Bakkal, Baba İskender, Yavuz Hırsız, Yedek Kamil, Gözlüklü Çocuk Kaan ve Aksakallı Dede bu kez bambaşka bir maceranın peşine düşüyor. O geminin geleceğine ilk günkü gibi inananların, sevdiği kızın gözlerinin içine bakarak ‘seni seviyorum’ diyemeyenlerin, kendi çölünde kaybolanların hikâyesi Leyla ile Mecnun Burak Aksak’ın kalemiyle yeni başlangıçlar için geri dönüyor.

****
Uzunca bir süre sonra gerçekten okumak istediğim kitapları almak moralimi düzeltmedi değil. 
İkisine de öncelik verip kısa sürede okuyacağım sanırım.
Sevgiler:*




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

4 Mart 2018 Pazar

Sinema ve Ben // MİM


Merhabalar,
Bu mimi yapmayan bir tek ben kalmış olabilirim belki ama Gezegenin Sihri blogundan İrem sağolsun sıra bende. :) Gölgelerin gücü adına! 
1) Sinemada izlediğin ilk film? 
Henüz 10 yaşındayken ilkokul öğretmenimiz sağolsun bizi Atatürk'ün hayatını anlatan bir filme götürmüştü. Sinema salonu epey büyülü görünmüştü bana. :) Filmden aklımda kalan en çarpıcı sahne Kubilay'ın şehit edildiği sahneydi, nasıl içime işlediyse hala hatırlarım. :(
2) Film en güzel ......'de/a izlenir.
Evde film izlemeyi daha çok seviyorum. Pijama, koltuk, atıştırmalık üçlüsüyle çok keyifli oluyor. Atıştırmalık şart değil, her zaman aramam. Bu devirde maazallah mısır patlatırken ev yakanlar var. :) Kısaca rahatlık ararım. %70 ev, %30 sinema diyelim.  
3)Film izlerken olmazsa olmazların var mı? Varsa nelerdir?
Yukarıda biraz bahsettim aslında. Rahatlığı seviyorum. Kışın yorgan altında kışa uygun atıştırmalıklarla mısır, kakaolu süt gibi; yazın sereserpe bir şekilde dondurma veya buzlu kahveyle... İlla atıştıracak bir şey olması şart değil, güzel bir film olsun yeter. :) 
4) Tek başına mı, kalabalık mı? 
Kalabalıktan kasıt kafa dengi insanlar ise %50 - %50 diyebiliriz. Tek başıma izlemeyi de severim, kalabalıkla goygoy yaparak izlemeyi de severim. :) 
5) Mısır mı, cips mi?
MISIR! 
6) İki boyutlu mu, üç boyutlu mu? 
Benim hiç üç boyutum olmadı. :( 

7) AVM sineması mı, sokak sineması mı?

Avm'lere arada mecburen gitsem de onları pek sevdiğim söylenemez. Ama sinema konusunda ikisi arasında çok bir fark görmedim. Aslında ben eski usul yazlık sinemayı denemek isterim. ♡ 

8) Filmden önce filmin fragmanını izlemek mi, yorumlarını okumak mı?

Fragmanı izlemeyi tercih ederim. Çok muallakta kalırsam yorumlara bakarım ama spoiler yeme korkusundan pek de yaklaşılmıyor.

~~☆~~

Mim yapmayı özlemişim. Şu an bu yazıyı okuyan herkes davetlimdir. 
Sevgiler :* 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

30 Ocak 2018 Salı

Ben Mi Geldim? :/


Tekrardan merhabalar;
Ne zaman yayınlayacağımı dahi bilmediğim bir yazıya başladım az önce. :)
Bir süredir bloga yazı yazamadığımı fark eden oldu mu bilmiyorum ama ben bunun farkında ve ihtiyacındayım.
Öncelikle mazeretlerimi sayayım da bu faslı geçelim isterseniz. Öncelikle 3 ay kadar önce taşındık. Temmuz, Ağustos aylarında ev arama ile başlayan süreç Ekim sonu taşınmamızla son buldu. Doğduğumdan beri yaşadığım evden ayrıldım yani. Ev bulunması, işlemler, eski evi toplamak, yeni evi temizleyip yerleştirmek dahil tüm süreçlerde faal olarak bulunduğum için olduğum yerde uyuduğum çok zamanlar oldu. Hayatımda ilk kez taşındığım pek belliydi yani. :)
Üstüne taşındığımız yeni bir evdi ve henüz internet altyapısı yoktu gibi skandal olaylar sonucu taşınalı 3 ay geçmesine rağmen hala internetimiz yok. 2 ay önce kadar da işe girdim. Ve şu an bu postu iş arasında telefonumdan yazıyorum. Ağlama kısmı bu kadardı; teşekkür ediyorum henüz okumayı bırakmamış olanlara :*
Blog yazmayı gerçekten seviyorum. Yazdıklarımı twitter'da, instagram'da paylaşsam dahi oralarda misafirmiş gibi hissediyorum, sonuna kadar özgür değilmişim gibi. Ama bloga yazdığım zaman evime dönmüş gibi bir his kaplıyor içimi. Yine evimdeyim yani :)
Kimseye özel olmadığını belirterek youtube'dan hunharca kırtasiye, journal vs videoları izlesem de kitap vlogu izlemeye hiç tahammülüm olmadığını uzunca bir süre önce fark ettim. Burda kişileri tenzih ediyorum çünkü birçok kişi izledim ama bana göre olmadığını anladım sadece. Bullet Journal'lar bir yere kadar da Planner'ları da sevmiyormuşum ben mesela. Gönlümce defter tutmayı, kendi düzenimi kendi ihtiyaçlarıma göre oluşturmak daha cazip geliyor ondan belki de.
Çoğu blogger başta itiraz etse de instagrama, youtube'a adapte oldu bile. Ben ise kendimi mülteciden öte görmüyorum diğer sosyal medya hesaplarında. Hele bazı şeyler o kadar çığrından çıkmış durumda ki. Tamamen uzaklaşmak istiyorum her şeyden.
Yayınevleri de kendini bozdu mu desem? Nasıl tabir etsem bilmiyorum. Uzun uzadıya bu konuları konuşasım da yok pek aslına bakarsanız. Ama şu an beni en çok irrite eden şeylerden biri yayınevlerinin birbirlerinin yazarlarına musallat olması. Yazarın bir kitabı ya da serisi bir yayınevinden çıkıyor, bir bakıyoruz hop başka bir yayınevi başka bir serisini, kitabını basıvermiş. Önceden biraz daha saygı ve mesafe vardı. Yayınevi yazarı yarım bırakmıştır, çıkarmıyordur, devretmiştir amenna. Ama böyle yangından mal kaçırır gibi işi kapış kapışa vurdukça gözümde iticileşiyorlar. Bu furyayı da hangi yayınevi başlattıysa tez vakitte tüm yazarları çalınsın diye ummaktan öte gidemiyor insan. :)
Yani ortam boğucu olmaya başladıkça insan içine kapanmak istiyor. Benim de hem içime kapanma ortamım hem de kendimi en çok ifade ettiğim yer burası. Zaten kimse okumasa bile kişisel arşiv tutarım ne güzel diye başlamıştım bu işe. Öyle de devam ederim gibi. İş ki şartlarım beni böyle zorlamasın.
Bu aralar neler okuyorum diye sorarsanız; okumaya vakit bulamadığımda ya da  biraz uzaklaşmışsam romans, tarihi romans ya da yetişkin romanslar daha kolay hatta epey kolay okunduklarından onları tercih ediyorum. Bu süreçte bu türden epey kitap okudum. Bazı serilerin devam kitaplarındaysam baştan başladım çünkü 2014-2016 dönemi bende yok gibi. O dönem okuduğum çoğu kitabı hatırlamakta zorlanıyorum. Baştan okumak da bana iyi geldi, serileri genelde arka arkaya okumayı seviyorum. Kafamda topluca bir yere oturuyorlar çünkü.
Artık bir güncelleme yapmanın zamanı gelmiş gibi hissettim.
Telefondan yazdığım sanırım ilk postumdan  sevgiler :*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

23 Ekim 2017 Pazartesi

Güney Kore Dizilerinden Uyarlama Kitaplar

Merhabalar,
Güney Kore kültürüyle ilgili insanlar için -ki ben de bu gruptanım- dizi/filmler, müzik, yemek kültürü vs. gibi başlıklar dışında Güney Kore edebiyatı da ilgi çekici durumda. Daha önce Koreli yazarların kitapları ülkemizde yayınlandı. Bunların bir ayağı da sevdiğimiz dizilerin sayfalar şeklinde karşımıza çıkmış hali; Güney Kore dizilerinden uyarlama kitaplar. 

Ve bu ayağı da Olimpos Yayınları temsil ediyor. Yayınevinin çıkardığı bu kitapları kısaca tanıtayım. 


Gizli Bahçe / Secret Garden

Birçok kişinin ilk Kore dizisidir bu dizi. :) İlk cilt şeklinde bizlerle buluştu. 

Konusu ise şöyle: 

Diziyi sevdiyseniz, kitaba bayılacaksınız!
Önceden fark edemedikleri benliklerini, ancak ruhları yer değiştirdikten sonra fark eden iki kişinin kendi vücutlarını geri almak için girdikleri aşk kokan yarış.
“Parasız, tipsiz bir erkeği affetsem bile yumruğu yavaş bir erkeği affetmem.”
İstese de gizleyemeyeceği, ucuz makyaj yapsa bile göz alıcı bir güzelliğe sahip,
“Neden aksiyon dublörlüğü yapıyorsun?” diye sorulduğunda “Kaderim.” diye yanıtlayıp gülümsemesiyle ışıldayan, Yemek yedikten sonra kendi hesabını kendi ödeyen, Kaba ve kötü biriyle karşılaştığında ona sert bir uçan tekme atan kız. Gururum incinse de, bu garip kızı sürekli özlüyorum. 
“Tanrı kesinlikle kadın olmalı. Bu yüzden beni yarattı.”
Zaman ve duygu israfı yapmak istemeyen, anlaşmalı evliliğin en iyi romantizm olduğuna inanan; düşüncesiz, olgunlaşmamış ve şeytani fikirlerine bakılırsa, Tanrı’nın bu insanı yaratırken bir an uyukladığı kesin. Başkasının acısını umursamayan, başkasının duygularını hiç umursamayan bu adam, tatlı ama bir o kadar da tehlikeli. Secret Garden, Onediocom’un “İzlemeniz Gereken 15 Kore Dizisi” listesinde 1. sırada yer alıyor.
Güney Kore'nin en fazla bilinen ve sevilen dizisi. Karakterleri Gil Ra Im (Ha Ji won) ve Kim Joo Won (Hyun Bin)’un canlandırdığı; zaman zaman güldürecek, zaman zaman ağlatacak mükemmel bir dizi. İtinayla Tavsiye Edilir!
–onediocom





Kız Arkadaşım 9 Kuyruklu Bir Tilki / My Girlfriend is a Gumiho

Yine klasikleşmiş dizilerden birinin kitabı. Gumiho, Güney Korelilerin dizilerinde bolca yer alan fantastik bir yaratık, diğer adıyla dokuz kuyruklu tilki. 

Konusu ise şöyle:

Dünyaca ünlü Kore draması My Girlfriend is a Gumiho’nun romanı şimdi Türkiye’de

500 yıl sonra hapis hayatından kurtulan inanılmaz güzellikteki Dokuz Kuyruklu Tilki ile
sorumluluk sahibi olmaktan yoksun dublör adayı Cha Dae Woong'un romantik-komedi tadındaki hikâyesi... Samsingak Tapınağı'ndaki resme hapsedilmiş olan Dokuz Kuyruklu Tilki'nin mührünü farkında olmadan kıran Cha Dae Woong, dağın derinliklerindeki bir uçurumdan yuvarlanıp ciddi bir şekilde yaralanır. Hapsedildiği resimden kurtulan Gumiho, değerli tilki boncuğunu Dae Woong'a vererek onun hayatını kurtarır. Fakat efsaneye göre insanların ciğerini yiyen Dokuz Kuyruklu Tilki'nin kendisini öldüreceğine inanan Dae Woong ondan kurtulmanın yollarını ararken ikisi için de efsanedeki gibi gerçekleşmesi mümkün olmayan bir aşk başlar.



Prensesim / My Princess

Ve son olarak turunu yaptığımız Prensesim romanı. Konusu ise şöyle: 

İmparatorluk hanedanında tatlı, eşsiz bir aşk! Seol hiçbir zaman Kore Krallığı'nın bir prensesi olmayı dilememişti. Aslında birçok part-time işte çalışan bir öğrenciden başka bir şey değildi. Kaderin cilvesiyle Seol, kendisini sarayda bulur ve prenses olma etiği üzerine ders almaya başlar. Sürpriz bir şekilde bu dersleri kendisine veren kişi de daha önce Seol'un başını derde sokan diplomat Hae Young olur. Görünüşe göre, Hae Young da Seol'a ders verme konusunda çok masum değildir. Kraliyet hazinesine  ulaşabilmek adına, Seol'u saraydan atmak için elinden geleni ardına koymayacaktır. Fakat farkında olmadan gün geçtikçe birbirine daha yakınlaşır ve bağlanırlar. Acaba Hae Young kraliyet hazinesinin peşinden koşmayı bırakıp Seol'u tercih edecek midir? Prensesim, hem Güney Kore hem de uluslararası boyutta izleyicileri tarafından çok sevilen tatlı ve unutulmaz bir romantik komedi dizisidir. 


İzledikten sonra kitap olarak elde tutmak ise apayrı bir mutluluk. :)


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!

Devamını Oku »

21 Ekim 2017 Cumartesi

OKK 51.Blog Tur: Prensesim - Hyun Kyung Sohn / Kitap Tanıtımı


 Herkese merhaba!
OKK'nın 51. blog turunun konuğu Olimpos Yayınları'ndan çıkan Hyun Kyung Sohn'un Prensesim romanı!



Kitabımızı Tanıyalım^^




İmparatorluk hanedanında tatlı, eşsiz bir aşk! Seol hiçbir zaman Kore Krallığı'nın bir prensesi olmayı dilememişti. Aslında birçok part-time işte çalışan bir öğrenciden başka bir şey değildi. Kaderin cilvesiyle Seol, kendisini sarayda bulur ve prenses olma etiği üzerine ders almaya başlar. Sürpriz bir şekilde bu dersleri kendisine veren kişi de daha önce Seol'un başını derde sokan diplomat Hae Young olur. Görünüşe göre, Hae Young da Seol'a ders verme konusunda çok masum değildir. Kraliyet hazinesine  ulaşabilmek adına, Seol'u saraydan atmak için elinden geleni ardına koymayacaktır. Fakat farkında olmadan gün geçtikçe birbirine daha yakınlaşır ve bağlanırlar. Acaba Hae Young kraliyet hazinesinin peşinden koşmayı bırakıp Seol'u tercih edecek midir? Prensesim, hem Güney Kore hem de uluslararası boyutta izleyicileri tarafından çok sevilen tatlı ve unutulmaz bir romantik komedi dizisidir. 




Tur Takvimimiz^^


21.10.2017
Duyuru – Takvim – Çekiliş

22.10.2017
Fighting!!- Prenses ve Yaverleri.
Evil'in Dünyası - Ön Okuma.

23.10.2017
Kütüphanemden Kitap Manzaraları- Güney Kore Dizilerinden Uyarlama Kitaplar


24.10.2017
Yorum



ÇEKİLİŞ!!!

1 kişiye hediye ettiğimiz kitabımızı kazanmak isteyenleri Okuyan Kızlar Kulübü Instagram sayfasına bekliyoruz ;) 





Katkılarından dolayı Olimpos Yayınlarına teşekkür ederiz.




Takipte kalın^^
Devamını Oku »

19 Eylül 2017 Salı

Shakespeare'i Öpmek - Pamela Mingle


Kitap Adı: Shakespeare'i Öpmek
Yazar: Pamela Mingle
Orijinal Adı: Kissing Shakespeare
Çeviri: Burcu Bingül
Yayınevi: Altın Kitaplar
 Sayfa Sayısı: 336
Basım: 2014

Beni çok kolay tavlayan kitaplar vardır. Belli konuları gördüğümde hemen atlarım. 
Zaman yolculuğu teması da bunlardan biridir. 
Zaman yolculuğuna Shakespeare, onu baştan çıkarmak gibi bir misyon da eklenince ve de kitap 9,90 indirimine girmiş olunca tarafımca hemen alınmıştır, arz  ederim. 

Miranda, Hırçın Kız adlı Shakespeare oyununda başrol oynamaktadır. Ancak oynadığı rol yıllarca annesi tarafından oynanmış, resmen onunla özdeşleşmiştir. Mesleki açmazlar içinde olan Miranda, zamanda yolculuk yapan Stephen tarafından 1581 yılına götürülür. 
Genç William Shakespeare bir rahibin etkisi altına girmek üzeredir. Eğer rahip olursa günümüze miras kalmış tüm eserleri de yok olacaktır. Geçmiş değişmek üzeredir ve Miranda'nın görevi genç Shakespeare'i baştan çıkararak rahip olmasını engellemektir. 
Ancak bu görev göründüğünden daha büyük tehlikeler içermektedir. 


Böyle bir konusu olan bir kitaba karşı koymak mümkün müdür? 
Konusu bu kadar ilgi çekici kitap maalesef inanılmaz acemi bir giriş yaptı. Kitabı okumadan önce yazarın emekli öğretmen olduğunu okumamış olsam kendisini 18-25 yaşları arasında zannederdim. 
Bu yaşlar arasındaki birinin ilk kitabını andıran bir dili vardı. Bu dil şükür ki sayfalar ilerledikçe gelişti. 

Yazar başlarda pek tasvir kullanmamayı tercih ettiği için doldurulamayan olaylar hızlıca geçiyormuş izlenimi veriyordu. 
Karakterler de bu acemilikten nasibini almıştı. Özellikle başlarda Flash TV oyuncusu gibi bir halleri vardı, inandırıcılıktan uzaktılar. Sonrasında ya yazar kalemi daha düzgün tutmaya başladı ya da ben bu duruma alıştım. Çünkü düzeliverdi her şey. Sadece Stephen'a başlarda verilen görevler üzerine o kadar oturmuştu ki, sonraki değişiklikler üzerinde eğreti durdu ne yazık ki. 

Yarıdan sonra kitap daha hoş bir hal aldı. 
Bazı kısımlarda ise kalbimi kırdı. :/

Döneme özgü güzel ayrıntılar verdiği, çarpıcı olaylar ele aldığı ise yadsınamaz.

Tüm eksiklerine rağmen okumaktan pişman olmadığım bir kitap oldu. 


Yazarın kitapları ise bu şekilde. Gurur ve Önyargı'ya da el attığı bir kitabı mevcut. Son iki kitapsa bir tarihi romans serisi. Yazarın diğer kitaplarını da denemek isterim. 

Bu kitabın kapağı da fena değildi, ben beğendim. 

PUANIM:


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

6 Eylül 2017 Çarşamba

Olur Böyle B*ktan Şeyler - Rick Springfield


Kitap Adı: Olur Böyle B.ktan Şeyler
Yazar: Rick Springfield
Orijinal Adı: Magnificent Vibration
Çeviri: Özlem Özarpacı
Yayınevi: Parodi Yayınları
 Sayfa Sayısı: 325
Basım: Mart 2015

Bilirsiniz dönem dönem Tanrıyla mesajlaşma, mailleşme ve hatta msn'de yazışma konulu kitaplar moda olur. Bu kitap da o furyadan sayılabilir. Bu kez mesajlaşmak kesmemiş olacak ki olay telefon konuşmasına evrilmiş. 

İnsanoğlunun bu arayışını bir nebze anlamakla birlikte bu tarz kitaplar bana hiç ama hiç sevimli gelmiyor. Zihnimdeki Tanrı imajıyla hiç uyuşmamasının ötesinde hem de. Bu kitabı da birkaç sayfadan fazla okuyamadım. 

Bölüm bölüm Tanrıyla telefon görüşmeleri, bölüm bölüm çocukluk anıları anlatılıyor. Ama nasıl bir sonuca bağlanıyor bilmiyorum. Merak da etmiyorum maalesef. 

Merak ediyorsanız deneyebilirsiniz. Bana hitap etmedi. 

Fikir olması açısından aşağıdaki sayfayı ekliyorum. 



Sevgiler :*


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »