17 Mart 2021 Çarşamba

Stardust - Yıldız Tozu / FİLM YORUMU


Merhabalar, 
Abimle ne zamandır birlikte film izlemiyorduk. Onun izinli olduğu bir zamana denk geldi ve film izlemeye karar verdik. Önceden planlamadığımız için rastgele bir seçim yapmamız gerekti. Abimin aklına yıllar önce izlediği ama pek hatırlamadığı, tekrar izlemek istediği bir film geldi ve onu izlemeye karar verdik: Yıldız Tozu (Stardust)
Ben ise filmin varlığından bile haberdar değildim. Konusunu dahi bilmiyordum. Film Netflix'te var bu arada, ek bilgi. 


Filmin Künyesi
Film Adı: Yıldız Tozu (Stardust)
Süre: 2sa 8dk
Yıl & Ülke: 2007 ABD
Tür: Romantik, Fantastik, Macera
Yönetmen: Matthew Vaughn
Oyuncular: Claire Danes, Charlie Cox, Michelle Pfeiffer, Mark Strong, Robert De Niro

Bir zamanlar bir filozof "Yıldızlara baktığımız için mi insanız yoksa sadece insan olduğumuz için mi onlara bakıyoruz?" diye sormuştu. En önemlisi, "Yıldızlar da bize bakıyor mu?"


Filmin konusundan bahsetmek gerekirse 1800'ler İngiltere'sinde geçiyor.  Duvar Köyü ile büyülü Stormhold Kasabası'nı ayıran bir duvar vardı. Bu duvarın başka bir dünyaya açılan geçişini hep bir bekçi korumuştu. Ta ki meraklı bir genç bu duvardan geçene kadar. 
Sevdiği kız Victoria için kayan yıldızdan bir parça getirmek isteyen Tristan Thorne da babası gibi bu duvarı geçmek istemişti. Duvarı geçtiği an ise sonu gelmeyecek bir maceranın kapıları da aralanıvermişti. 


Yıldızın düşüşünden haberi olan sadece Tristan değildi. Yıldızın peşinde olan cadılar ve düşmesine sebep olan kolyenin peşinde olan prensler bunlardan bazılarıydı sadece. Yıldızın düştüğü yerde bir taş parçası olmasını bekleyen Tristan genç ve güzel Yvaine ile karşılaşınca epey şaşırmıştı. 

Tristan saf ve sevimli bir çocuk. Maceraya aç biri. Yaşadığı köyün sınırları dışında bambaşka şeyler hayal ediyor. 

"Kalabalığa uymuyorsan bu iyi bir kehanettir."


Tristan'ın peşinde olduğu şey dışında bir yanda tüm varisler ölüp sona kalanın kral olduğu Stormhold Krallığı'nın prenslerinin kolye peşinde kıyasıya mücadelesi, diğer yanda yaşam enerjilerini yıldıza borçlu olan cadılar.


Filmde açık ara en sevdiğim karakter uçan gemisiyle Kaptan Shakespeare oldu. Robert De Niro için farklı bir oyunculuk deneyimi olduğundan bahsediliyor. Kesinlikle karakterinin hakkını sonuna kadar vermiş, efsane bir karakterdi :)
Tristan'a verdiği imaj bile yeter.


Çok da tatlı ayrıntılar vardı. Mesela, ölen/öldürülen prenslerin hayaletleri :) Çok güldüm Allah affetsin. 


Şu karakteri de paylaşamadan geçemeyeceğim. Köyünden keçi satmaya diye çıkmak isterken habersizce türlü maceralar yaşayan kişi. Bizdeki çarşıya tuz almaya giderken gidip saraydan kız alan Keloğlan'ı hatırlattı bana :p 


Film bittikten sonra öğrendiğim ve beni şaşırtan bir detay. Tristan'ın aşık olduğu kızın diğer talibi baston yutmuş Humprey karakterini meğer Henry Cavill canlandırmış :)

Filmin bitiş jeneriğinden filmin bir Neil Gaiman kitabından uyarlama olduğunu gördüm ve daha çok şaşırdım. Gerçekten, nerede yaşıyormuşum da habersizmişim :p

Böyle enerjik, romantik, fantastik ve aynı zamanda eğlenceli bir film izlemeyeli epey zaman geçmiş. Bu anlattıklarım çerçevesinde filmi çok beğendim. Sınırların dışını düşleyen biri ve bir sürü fantastik karakter. 
Size Kaptan Shakespeare ile veda ediyorum. Başka film yorumlarında görüşmek üzere. Kıpps ;)





Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

11 Mart 2021 Perşembe

Blogları Canlandırma Projesi Şubat Ayı Raporu


Merhabalar, 

Blogları Canlandırma Projesi'nde 2. ayı da geride bıraktık. Mutluyuz, gururluyuz :)

Nedir bu BCP derseniz ve önceki ayla ilgili bilgi almak isterseniz: 

Blogları Canlandırma Projesi Nedir? 

Blogları Canlandırma Projesi Ocak Ayı Raporu 

Şubat ayı temamız Uzak Doğu idi. Arkadaşlarımız yine bu temaya göre dizi, film, kitap vb yorumu yaptılar. 

BCP Şubat Ayı Yazılar

  1. Fulden Ufacık - Japon Masalları (Kitap)
  2. Beautyandlifetr - Aşka Susamış (Kitap) - The Liar & His Lover (Dizi) 
  3. Cahil Okur - Sputnik Sevgilim (Kitap)  ve Pokémon: Mewtwo İntikam Peşinde (Animasyon) 
  4. Film Yabancı Dizi Anime ve Kitap - Yin Yang Ustası: Ölümsüzlük Rüyası (Film) 
  5. Kitap Tutkusu - Alice in Borderland (Dizi) 
  6. Fighting Blog - Start Up (Dizi)  ve Büyük Dalgalar (Anime)
  7. Okurix - Flower of Evil (Dizi) ve Günden Kalanlar (Kitap) 
  8. Mor Düşler Kitaplığı - Seondal: The Man Who Sells the River (Film)
  9. Küçük Evren'im - Sihirli Kedi (Animasyon) 
  10. Şemsiyenin altındaki Kız - Akela - Running Man (Kshow - Varyete Programı) 
  11. Deeptone - Guilty Crown (Anime) - Dal-Sez (Manga) - Shim Chung (Animasyon) - Ayat ayat Cinta (Film) - Assalamualaikum Calon İmam (Film)
  12. Kavanozdaki Beyin - Sessizgemi - Wa Pei 2 (Film)  - Love in Time (Dizi) - BLAME! (Manga) - Mübarek Toprak (Kitap) 
  13. Delidumrul - Uyku (Kitap)
  14. Beş Senede Devrialem  -  Hataraku Saibu - Hücreler Çalışıyor (Anime)  
  15. Hayalci - The Light in Your Eyes - Mystic Pop-up Bar - It's Okay to Not Be Okay - Hi Bye, Mama! (Dizi)
  16. Bez Cadıları - Along with the Gods: The Last 49 Days (Film) 
  17. Vintage İnci - Kumandanı Öldürmek (Kitap)
  18. Buffiy - Save Me 2 ( Dizi ) 
  19. Şule Uzundere - Koşmasaydım Yazamazdım (Kitap) - Rüzgâr Yükseliyor (Film) 
  20. Tefrika - Your Name (Anime) - Ruhların Kaçışı (Anime) - Yürüyen Şato (Anime) - Rurouni Kenshin (Film) - Kingdom (Film) - Gintamav (Film) 
  21. Rüzgarla Birlikte - Clean With Passion For Now (Dizi) 
  22. Minihanok - Street Food: Asia (Belgesel) 
  23. Sade Soda - The Uncanny Counter (Dizi) 
  24. Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Cindrella and Four Knight (Dizi) - The Legend of the Blue Sea (Dizi) - Suspicious Partner (Dizi) 
P.S. :Linkleri Okurix'ten aldım, teşekkür ediyorum ^^


Gelelim Mart ayı temamıza. Malumunuz bu ay 8 mart Dünya Kadınlar Günü'nü de bünyesinde barındırıyor. Bu sebeple mart ayı temamız Kadın.  O yüzden okuyacağımız ve izleyeceğimiz içerikler kadınları temel alıyor olacak. Konusu kadınlar üzerine olan ya da kadınlar tarafından hayata geçirilmiş içerikler bu temaya dahildir. Özellikle son zamanlarda yaşananlarla da bu tema daha da işlenmesi, konuşulması gereken bir hâl alıyor. Biraz geç kaldım ama Dünya Kadınlar Gününüzü kutlarım. ♥

Görüşmek üzere. 



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

10 Mart 2021 Çarşamba

Bir Takım KDramalar - BCP Şubat

Korkunç kapak fotoğrafım için özür dilerim :p 

-
Merhabalar,
Malumunuz Blogları Canlandırma Projemizin Şubat ayı konusu "Uzak Doğu" idi. Bu yazı da bu konuda olacak. BCP hakkında bilgi almak isterseniz yazının sonuna link bırakacağım. 
Ne yazayım diye çok düşündüm. 
Anime de yazabilirdim, Uzak Doğulu bir yazara ait kitap da, manga da, webtoon da. Hepsi için epeydir niyetliyim aslında. Ama aklıma en temel konu geldi. Yıllardır Güney Kore, Japon, Tayvan, Tayland, Çin dramaları izliyorum. Bu sene buna deneme amaçlı Vietnam ve Filipinler de ekledim. Ama blogda bu konuda yazılmış yalnızca iki yazım var. Tee 2013'te yazmışım aslında bu konuda bir yazı.
Nasıl izlemeye başladım, ne izledim, klişeler nelerdir? Bunu temel alan bir yazıydı. Tabii seneler geçti, Kore dizisi izleyen büyük bir çoğunluk var artık. Ne yazsam modası geçmiş gelecek çoğunuza :p  

Bu süreçte bir şey daha keşfettim. Eski bir defter. Onlarca Uzak Doğu dizisi izledim, büyük çoğunluğu Güney Kore. Büyük bir kısmını da annemle izledik. :) Sıkı izleyicilerdendir. Ve ilk günlerden beri tam bir Lee Min Ho hayranıdır, yıllardır vazgeçmedi. İzlediğim dizileri neden yazmadım diye kendime çok kızdığım zamanlar oldu. Sonuçta burası bir nevi benim kişisel arşivim de. 

Eski bir defter demiştim. Müsvedde bir defter buldum. Ben bu deftere izlediğim dizilerle ilgili ufak ufak notlar almışım. O kadar mutlu oldum ki. Defter tutma alışkanlığının faydaları. Birkaç diziyi bir yazıda olmak üzere ufak ufak yazarım diyordum. Ama bir yandan da çok eski dizilerden bahsetmek biraz saçma mı olur diye düşünmeden edemiyorum. Neyse çok uzattım yine :p Onlarca dizi izledim ama 2017 - 2019 dönemi birkaç taneden fazla dizi izlemedim, bloga ara verdiğim gibi bir nevi her şeye ara vermişim.

Pandemiden hemen önce dizi izlemeye az çok dönmüştüm. Pandemiyle birlikte tekrar izlemeye başladım. Biraz daha hızlandım. Bu yazıda çok gerilere gitmeden son izlediğim 3 diziyi yorumlayacağım. Ancak bu diziler de maalesef çok güncel sayılmaz. Sadece ben yeni izledim. Şimdi geçelim dizilere.



1- CINDERELLA AND FOUR KNIGHTS (2016 - 16 Bölüm)

Bu diziyi çıktığı dönemlerde izlenecek listeme almışım ancak sonra ara verdiğimde unutup gitmişim. One Better Day ve Kitap Tutkusu sağ olsun tekrar hatırladım ve izledim.  Çok kısa konusundan bahsedip hemen fikirlerimi söyleyeceğim. 
Eun Ha Won (Park So Dam) yani esas kız ilgisiz babası, gaddar üvey annesi ve üvey kardeşiyle yaşayan evde hor görülen ama özünde neşeli, çalışkan bir genç kız.

Paraya ihtiyacı olduğu bir zaman yaşlı ve zengin bir adamla tanışır. Adam Haneul / Sky House / Gökyüzü Malikanesi artık ne derseniz adlı eve taşınıp üç haylaz torununu eğitmesi karşılığında ona para teklif eder. Bu üç torunun arası çok kötüdür. Bir tanesi şirketlerin varisi şımarık Kang Hyun Min (Ahn Jae Hyeon), bir tanesi gayrı meşru ve asi torun Kang Ji Woon (Jung Il Woo), diğeri ise müzisyen ve diğerlerine göre daha yumuşak başlı olan Kang Seo Woo (Lee Jung Shin)'dir. Kızımızı burada bolca sürpriz beklemektedir.  

Dizinin adından fazlası var, eksiği yok. Tam bir Sindirella hikayesi. Dizide de masala bolca gönderme var. Uzakta baba, kötü üvey anne ve üvey kardeş, onu prens gibi çocukların arasına gönderen "peri büyükbaba:p" Kang Ji Woon karakterini canlandıran Jung Il Woo'yu severim. Buradaki huysuz oyunculuğu çok iyiydi. Tam bir zampara olan Hyun Min'e çocukluğundan beri aşık olan Hye Ji'ye bir türlü ısınamadım. Çok yapmacık geldi bana. İyi biriydi ama itti beni. Sempatik şarkıcı Seo Woo için diyeceğim tek şey de dizinin kendi kadar klişe bir söz: "Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir." 

Benim bu dizide favorim kimdi derseniz: Bay Lee. Kore dizlerindeki 2. adamlara karşı zaafım var, çok severim. Ama Bay Lee bu dizideki 2. adam bile değil, 4. adam. Ciddi, sadık, çalışkan, anlayışlı, koruyucu bir karakter. Mimiksiz suratı, yemek yapışı ve giydiği takımlarla dizide 1 numaram o oldu. Peri büyükbaba ve gudubet karısına karşı nötr kaldım diyeyim. Klasik Kore dizisi yaşlısıydı. Geçmişten ders almamış, hırslarının kurbanı. Aradaki sempatik hareketleri olmasa hiç çekilmezmiş. 

Kısaca, Kore dizilerinin tüm klişelerini görebileceğiniz eğlenceli, yer yer duygusal bir romantik komediydi. 


2- LEGEND OF THE BLUE SEA (2016 - 20 Bölüm)

Annemin favori Koreli oyuncusu olması nedeniyle Lee Min Ho'nun bir dizisi çıkarsa bizde izlenmeden olmaz. Annemin favorisi olanları pandemide tekrar izledik ve izlemediğimiz bu diziye geçtik. Son izlediğimiz Lee Min Ho dizisi The Heirs'ti ve orada LMH'ya ne olmuştu bilmiyorum. Ama yüzüne dolgu mu yaptırmıştı, hiçbir fikrim yok ama epey değişik gelmişti bize. Min Ho'suna laf söyletmeyen annem bile yadırgamıştı. Bu dizide yüzü biraz daha oturmuştu. Anormallik hissetmedik. Saç modelini ve giyimini de çok beğendik. Oynadığı üç kağıtçı karakteri ve bu tarzıyla Sıkıysa Yakala filminden fırlamış gibiydi. 

Heo Joon Jae (Lee Min Ho) bir dolandırıcı. Ekibiyle birlikte illüzyondan kılık değiştirmeye, hatta hipnotik transa kadar her şeyi kullanıyorlar. Sim Chung (Jun Ji Hyun) ise karada yaşamayı bilmeyen saf bir deniz kızı. Bu dizi de çoğu dizide karşılaştığımız şekilde reenkarnasyon içeren, geçmişle günümüzü birbirine bağlayan bir dizi. Kuşaklar ötesinden karakterleri bağlayan bir şey var; bir bileklik. 

Ne kadar klişe olsalar da geçmiş - günümüz şeklinde ilerleyen dizileri seviyorum. Geçmişin günümüze yansımaları ve birbirlerini etkilemeleri. Deniz kızını oynayan Jun Ji Hyun beğendiğim bir oyuncu. İlk Man From Stars'ta izlemiştim. Oradaki güçlü kadından sonra daha saf ve aşık bir kadın olarak görmek de güzeldi onu. Ama insanların dilini biraz çabuk öğrenmesi soru işaretiydi. Joon Jae'nin evi asma kat şeklinde bir evdi, çok güzeldi. Havuzu bile vardı :p Joon Jae'nin ekibinde bilgisayar işleriyle ilgilenen çocuk favorimdi. Klasik bir tip olsa da çok şirindi. 

Su altı görüntüleri çoğu insanı rahatsız etmiş ama benim çok hoşuma gitmişti. Belki talassofobileri tetiklenmiştir :( 

Dizide geçmişle günümüzü bağlayan bir olay var. Yani romantik komedi hissi verse de gizemler ve olaylarla sizi epey geriyor. Bu başta çok güzeldi. Hem duygusal, hem gerilim olarak zirveyi görüyorsunuz. Ama 20 bölüm olması büyük talihsizlik.  16. bölümden sonra gözünün içine baktım bitsin artık diye. 16 veya en fazla 17. bölümde bitse çok iyi olacakmış. Sonrasında sizi çok yoruyor ve bunaltıyor. Bu da yüksek beğeniyle başladığım dizinin sabrımı tüketirken beğeni seviyemi de aşağılara çekmesine neden oldu. 


3- SUSPICIOUS PARTNER (2017 - 20. Bölüm)

Pandemi döneminde izlediğim en iyi Kore dizisi buydu yanılmıyorsam. One Better Day sağolsun :) Komedi, aşk, gerilim, polisiye, adli olaylar; hepsini bünyesinde çok güzel bir şekilde taşıyan bir diziydi. 
Adli stajyer olan Eun Bong Hae (Nam Ji Hyun) çok çalışkan biridir. Üzerine bir cinayet suçu kalınca kendini aklamaya çalışırken yolu eski savcı, yeni avukat No Ji Wuk (Ji Chang Wook) ile kesişir. İkili, bir yumak gibi çözdükçe gelmeye devam eden olaylar zincirinin içinde bulurlar kendilerini. 

Öyle bir dizi ki azıcık bir şey bile anlatsam spoiler'a girer gibi geliyor bana. Ama yukarıda bahsettiğim türlerin hepsine öyle dengeli bir şekilde yer veriyor ve duyguları hissettiriyor ki kendinizi kaptırıyorsunuz. Gerilimin dozu hiç düşmüyor. Siz de her saniye ne olacak diye tetikte bekliyorsunuz. Esas kızı oynayan Nam Ji Hyun'u çok beğendim. Aslında iki başrolü de aşırı beğendim :p Nam Ji Hyun bana her zaman izlediğim Koreli aktristlerden çok farklı geldi ve hoşuma gitti. İki oyuncunun da başka dizilerini kesinlikle takip edip izleyeceğim. Yan karakterler de gerçekten harikaydılar, diziyi bu kadar eğlenceli hale getirenler onlardı.

Kısaca, uzunluğunu göz ardı edebilirseniz başarılı bir dizi. Ve üç parça takım elbiseler aşkına :p 

***
Muhtemelen izlemişsinizdir bu dizileri. Sizler nasıl buldunuz? 
Sevgiler :*



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

28 Şubat 2021 Pazar

YILDIZ TEPE YEŞİLÇAM FİLMİ YORUMU (Fatma Girik & Ekrem Bora & Salih Güney)

Merhabalar;
Epeydir film incelemesi yapmıyordum blogda. Yıllardır niyetim olmasına rağmen Yeşilçam yorumu ise hiç yapmamıştım. ŞU YAZIMDA biraz bahsetmiştim gerçi bunları yazmak istediğimden, önceki bazı yazılarımda da. Ama devasa taslaklarımda ya da bloga yazacaklarım için kullandığım blog defterimde kaldı çoğu yazı taslağı ve fikir. Yeşilçam'la ilgili giriş yazımı elbet bir gün düzenleyip yayınlayacağım ama ona gelmeden bu filmin yorumunu paylaşmak istedim. 

Yeşilçam filmlerini severim. Ara ara izlemediklerimi keşfeder izler, ara ara ise sevdiğim filmleri tekrar tekrar izlerim. Bu film benim daha önce izlemediğim bir filmdi. Duymamıştım bile adını. TÜRK BEYAZ DİZİLERİ yazımda esas kız bir türlü kavuşamadıkları ilk aşkıyla ilişkisini bu filme çok benzetiyordu. Daha önce duymadığım bir yeşilçam filmine rastlamak beni heyecanlandırdı ve hemen izledim. :p 


Film Adı: Yıldıztepe 
Yıl: 1965
Oyuncular: Fatma Girik, Ekrem Bora, Salih Güney, Aliye Rona, Atıf Kaplan, Ayla Algan
Senaryo: Sefa Önal
Yönetmen: Memduh Ün

Konu: Okulu biten Sevgi, akrabalarının yanında kalacaktır. Yıldıztepe adında bir yerde ıssız bir evdir burası. Sevgi evin büyük ve yabani oğlu Murat'tan hoşlanırken; evin küçük oğlu Ali de Sevgi'den hoşlanmaktadır. Ayrıca evde konuşulmayan pek çok sır vardır. 


Yıldıztepe siyah beyaz bir film. İyi çekilmiş siyah beyaz filmlere ayrı zaafım vardır. Yeşilçam filmlerindeki mekanlar, evler, arabalar ve giyisilerle ayrıca ilgiliyimdir. Karakterler ne giyer, nereye gider, ne yer, ne içer, hangi kitapları okur, hangi müzikleri dinler... Konudan bağımsız bunlara çok dikkat ederim. Bazen filmi sevmesem bile sırf geçtiği mekanı beğendiğim için tekrar izleyebilirim. 

Filmde hoşuma giden ilk şey ev oldu. Böyle tepede büyük, eski evlerde geçen hikayeleri seviyorum. Hele de o evin bir sırrı da varsa. Yıldıztepeli ailenin de birbirlerine  mutsuzlukla bağlı kalmalarına sebep olan sırları var. Sanki o sırla çürümek için bu evde inzivaya çekilmiş gibiler. Sevgi ise gençliğinin tüm neşesi, merakı ve iyimserliğiyle geliyor bu eve. Ama gerçekler, duygular, sırlar soğuk bir duvar gibi karşılıyor onu. 
Şahit olup anlam veremediği bazı olayların yanı sıra kendi duyguları ve karşılık vermek istemediği ısrarcı başka duygular arasına sıkışıyor. Evin büyükannesi ise ailenin bu girdaptan kurtuluşunu Sevgi olarak görüyor ve koca ailenin altından kalkamadığı bu yükü Sevgi'nin omuzlarına yüklüyor. Sevgi'nin böyle bir yükü omuzlaması ise çok zor.

Mekanını, ortamını çok sevdim. Konu ve işlenişi ise benim için zayıf-orta arasıydı. Salih Güney'in kendi sesi mi bu filmdeki bilmiyorum ama kulağımı çok tırmaladı sesi. Ekrem Bora'yı ise diğer filmlerinden çok daha farklı bir oyunculuk stilinde gördüm. Hoşlandım mı emin değilim. Murat'ın sürekli yanında gezdirdiği köpeği ve filmdeki bazı hareketlerinden ötürü birazcık yorumlar yapıp eğlenmiş olabilirim. ^^ 


Ek olarak çoğu yeşilçam filminde olduğu gibi çok abartı olmadıkça görmezden gelmeyi tercih ettiğim bazı aksaklıklar ve kopukluklar da vardı.

Sonuç olarak izlemekten pişman olmadığım ama tekrar izleyeceğimden ise emin olmadığım bir film izlemiş oldum. Mekan için tekrar izler miyim? Olabilir... 

Aşağıda ise filmden kendi aldığım bazı ekran görüntülerini paylaşıyorum. 







Sevgiler... :)



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

27 Şubat 2021 Cumartesi

Türk Beyaz Diziler #1 / İlk Aşkım - Yosun Yeşilmen


Merhabalar, hoş geldiniz :)

Başlık belki biraz şaşırtıcı olabilir. Ama açıklayacağım. Blogda beyaz dizilere dair pek çok yazı yazdım. Bazılarını yorumladım da. Beyaz Dizileri/Harlequinleri araştırdığım dönemde Artemis Hafta Sonu ile birlikle verilen Türk işi beyaz dizileri keşfettim bir sahafta. Türk bir yazar tarafından yazılmışlardı: Yosun Yeşilmen

Ben böyle şeyleri çok merak ederim. Bazı şeyleri salt sosyolojik olarak incelemek hoşuma gider. Türkiye'de bu tarz kitapların popüler olduğu dönemde bu türü denememiş olmamız şaşırtıcı olurdu sanırım. Beyaz dizilerin yurt dışında yazılma amacının 70lerden sonra gelen hippi dalgasının etkisini yumuşatmak olduğunu okumuştum bir yerlerde. Bizdeki amacı ne olabilirdi acaba?

Sahafta karşılaştığım bu kitapları çok cüzi bir rakama aldım. Üç taneydiler zaten, üçünü de aynı yazar yazmış. Yerli Dizi'nin 1,2 ve 4 nolu kitapları var elimde. Bir numarayı alır almaz okumuştum. Ve blogumda bununla ilgili bir yazı olmasını istedim. O yüzden tekrar okudum. Siz de benim gibi merak ediyorsanız, lütfen alt satırlara doğru beni takip edin. :)

Öncelikle yazardan başlamak istiyorum. Yosun Yeşilmen benim ilk kez bu kitaplarda gördüğüm bir yazar oldu. Kitaplardan ilkinde yok ama sonrakilerde yazardan bahseden şöyle bir paragraf var: "Yosun Yeşilmen, 1970 yılında İstanbul'da doğdu. Kadıköy Anadolu Lisesi ve İstanbul Üniversitesi - İngiliz Edebiyatı'nda okudu. Aynı üniversitede Edebiyat Psikolojisi üzerine bir master tezi hazırladı. BBC televizyonu için çekilen dizilerde editör olarak çalışıyor. Londra'da eşi ve kızıyla birlikte yaşıyor." Bu paragrafı kitabı okumadan önce fark etmemiş, sonradan okumuştum. Şimdilik bu bilgiler de cepte. Bazen eserler yazardan çok da bağımsız olmuyor. 



Yerli Dizi #1 İLK AŞKIM - YOSUN YEŞİLMEN
Basım: Ağustos, 2006
Sayfa: 113
Konu: İlk bakışta aşk mümkündür derler. Biliyor musunuz? Gerçekten de mümkündür. Ama işte yine de aşkı sürdürmek, aşkı doyasıya yaşamak için sabretmek gerekir bazen.
Naz ve Nejat'ın hikayesinde de böyle oldu...
Bir kadın, bir erkek ve onların arasındaki bağı asla koparmak niyetinde olmayan kaderin başlıca rollerini paylaştığı İlk Aşkım ile masumiyetin sivri dişlerini ve tutkunun vazgeçilmezliğini yaşayacaksınız.

Bu kitapla ilgili ilk okumamdan, yani yıllar öncesinden aklımda kalan "iki" şey vardı. Birincisi kitabın bana hissettirdiği duygu. Alacakaranlık serisi 2. kitabı Yeni Ay'da Bella evin penceresinden bakarken mevsimler geçiyordu ya. Hayat başkaları için devam ederken onun için durmuştu ya, esas kız Naz da odasının penceresinden Nejat'ı keserken ve bitmek bilmeyen Nejat anılarıyla, hayalleriyle doluyken hayat Nejat dahil herkes için devam ediyordu.
İkincisi ise kitabın beni çok boğduğu ve sıktığıydı. Sırf bu yüzden diğer kitapları okumadan Türk Beyaz Dizi defterini kapatmıştım.

Tekrar okuduğumda da pek bir şey değişmedi. Yine kitap beni aşırı derecede yordu ve boğdu. Ve bu sefer bolca öfkelendirdi de. Çünkü bu okuyuşumda kitabın ne kadar cinsiyetçi bir dille yazıldığını da hatırlamış oldum. Ciddi bir kadınlık, erkeklik kalıplarına mahkumiyet vardı. Gözümüze gözümüze sokarcasına. Kadın şöyle zayıftır, duygularına yenik düşer. Erkek böyle güçlüdür, sevse bile unutup başkasıyla olabilir.

Dürüst olacağım. Niyetim üç kitabı da arka arkaya okuyup tek bir yazıda hepsinden bahsetmekti. Ama bu kitap beni o kadar oyaladı ve her satırına o kadar çok takıldım ki birkaç cümleyle geçmek istemiyorum. Madem dönemin ruhunu inceleyeceğiz tam inceleyelim. Okurken notlar da aldım. Biraz uzun olursa affola. :* (Kim okuyacak bu kadar uzun yazıyı diye de düşündüm ama okursanız çok mutlu olurum.)

Naz'ın başarısız randevusuyla başlıyor kitap. Naz, Utku adında bir adamla sevgili ama aynı zamanda çenesinden salata suyu akıtarak yemek yiyen bu adamdan iğreniyor. İlk sayfalar boyunca adamın barzoluğundan yakındığını okuyoruz. Hepimizin sorduğu "Peki, neden bu adama katlanıyorsun?" sorusunu o da kendine soruyor ve cevabı bu adamla asla mutlu olmasa da iyi bir ailesi ve iyi bir işi olduğu için kendini güvende hissedebileceği düşüncesi. Ondan ideal bir koca yapmaya çalışıyor. Oyun hamuru çünkü bu. Kitap ilk sayfadan midede hafiften bir çalkalanma hissi oluşturmuşken Naz dışardan şirin gözükmeye çalıştığı adama içinden hakaretler yağdırırken, öpüşmesini Sivas kangalına, kendisini ise en son buldoğa benzettiği bu adam tarafından terk ediliyor. Bu kısmı Naz'la ilgili fikriniz olsun diye anlattım.

Naz, 33 yaşında ve bir bankada çalışıyor. Orada da mutlu değil ve bunalmış durumdayken izin alarak Datça'daki yazlıklarına ailesinin yanına gidiyor. Komşuları Alp&Leyla çiftinin kızı Şeyma'yla okuldan arkadaşlar ve oğulları Nejat da Naz'ın gençlik aşkı. 
Ve normalde hiçbir yaz Datça'ya gelmeyen Nejat'ın da o yaz geleceği tutuyor. 

Kitap geriye dönüşler şeklinde ilerliyor. Nejat'la Naz'ın yıllar boyunca başından geçenleri ara ara o günlere dönüp okuyor, her defasında daha çok sinir krizi geçiriyoruz. Nejat'la, Şeyma sayesinde tanışıyor Naz. 

Nejat henüz evrimini tamamlamamış bir karakter. O yüzden duygu ve düşüncelerini konuşarak değil bazı ilkel motor hareketlerle ortaya koyuyor. Henüz konuşarak kendini ifade etme güncellemesi gelmediği için kitap boyunca duygu ve düşüncelerini hiçbir şekilde duymuyoruz. Aşırı dengesiz, kötü çocuk özentisi, itme-çekme yaparak ilişki kurmaya çalışan bir canlı. Asla açık davranmıyor. Bir anda sarılabiliyor ya da bir anda gidip başkasıyla evlenebiliyor. 

Naz'la yazlıkta karşılaştıklarında Nejat 2. evliliğini birkaç yıl önce yapmış bir adam. 
Naz'ın hatırladığı anılarda ilişkilerinin Naz'a bir anda sarılmasıyla başlaması. Ama annesi de Nejat da zengin bir eş istiyorlar. O yüzden Naz'ı kendine layık görmüyor ve zengin bir kadınla evleniyor. Naz'ı ısrarla arayarak en güven verdiği anda da ona bunu açıklaması çok çok mide bulandırıcıydı. Altındaki lüks araba, yeni eşinin babasının parasıyla Amerika'da 2 yıl yüksek lisans yapacaklarını ve sonra Avustralya'ya taşınacaklarını falan anlatıyor. Ve buna rağmen Naz'ın hayatına devam etmesine asla izin vermiyor. Geliyor, umut veriyor ve yok oluyor. Sen burada böylece kal, ben zenginliği kazandıktan sonra gelip seninle evleneyim kafasında. Gerçekten çok korkunç. 

Peki Naz ne mi yapıyor? "Tamam ya, bana uyar. Nejat'ın ne olursa olsun 'yırtması' gerekiyor. Bunlar da duyduğum en mantıklı ve anlamlı cümleler o yüzden ben günübirlik belki adam edeceğimi düşündüğüm kişilerle takılayım ama hiçbirinin Nejat olamayacağını kendime kanıtlayarak ömür boyu Nejat'ı bekleyeyim." diye düşünüyor. Bir insan kendinden bu kadar nefret etmemeli bence. Bir insanın kendine bunu reva görmesi çok üzücü.  Çünkü bu Neandertal "Sen benim 'evleneceğim' diyerek eve götürebileceğim biri değilsin. Benim evlenmek için çok başka birine ihtiyacım var." diyebiliyor rahatça. Ailesi biricik, çok kıymetli oğullarının sınıf atlamasını dört gözle bekliyor. Ve kızın karşısına sürekli başka kızlarla çıkıp Naz'ı aşağılıyor, karşıma çıkma evlenmem lazım diye. Evlenmeden bir gün önce gördüğü Naz'a verdiği züğürt tesellisi de şu: Ömür boyu birbirimizi kapsayacağız. Aramızdaki bağ tüm evliliklerden daha ileri vs. Bunlar arabada yakınlaşmışken düğünden bir gün önce trafik kazası geçiriyorlar. Ee, ne demişler: Kötüye bir şey olmaz. Nejat yarasız kurtulurken Naz'ın bacağı arabaya sıkışıyor, ailelerin haberi oluyor ve Nejat ne yapıyor dersiniz? Hiçbir şey. Evet, hiçbir şey yapmıyor. Herkesin Naz için Nejat'ı evlenmeden bir gün önce ayartan kadın olduğunu düşünmesine izin veriyor. Hiçbir şeyden haberi olmayan Şeyma da her cinsiyetçi gibi abisinde zerre kusur bulmuyor. "Abisini baştan çıkaran" Naz'a küsüyor ve bir daha hiç konuşmuyorlar. Hayırdır ya, hani erkekler duygularına teslim olmuyordu? Ah be Naz, keşke bacağın yerine kafan sıkışsaydı da belki aklın başına gelirdi. 

İlk karısından boşandıktan sonra tekrar Naz'ın kapısında bitip onu birilerinden kıskanabiliyor. Kısıtlayabiliyor. Ama yine de Naz'la olmuyor. Sahiplenme, kıskanma krizleri. Ay canım, ne kadar da masum. Biz de yedik. 

Bu geçmiş olaylar sürerken günümüzde ise Nejat, arkadaş grubuyla geldiği Datça'da Naz'ı da buluşmalara dahil ediyor. Ancak bu arkadaş grubundan Can, Naz'a ilgi duymaya başlayınca pençelerini hemen Naz'ın üzerine koyuyor, bir nevi "sahibi" olduğunu belli ediyor. Neyse oturdukları masanın etrafına idrarını yaparak yerini işaretlemediğine şükretmeliyiz. Ve bu durum Naz'ın hoşuna gidiyor! Malum köpek benzetmesine devam ederek: "Can, önünden yemeği alınmış bir köpek gibiydi. Ama cins bir köpek, mesela bir golden retriever. Şirin, masum, evcil. Oysa benim Nejat'ım sahibine aşık bir pitbull gibidir. Kafasına koydu mu parçalar."
Ne kadar hastalıklı bir düşünce bu, açıklama yapmama bile gerek yok sanırım. Ve oradaki kadınların kendisini kıskandığını düşünüyor. Öğk!
Yukarıdaki öğürmeyi erken yapmış olabilirim çünkü Naz'ın zihnindeki düşünceler devam ediyor. Erkeklerin dürtüsel davranışlarının bir hayvanın kakasını tutmadan olduğu yere yapmasına benzeterek kabul edilmesi gerektiğini, kadınların ise dırdırcı ve yakınmacı olduklarını, bundan kurtulmaları gerektiğini düşünüyor. Varsayalım ki öyle, kadınların bu yönünü neden olduğu gibi kabul etmiyoruz? 

Ve daha ne kadar saçmalayıp iğrençleşebilir ki dediğim yerde yine bir geçmişe dönüş yaşıyoruz ve günümüzde tekrar soracağı soruyu Nejat, Naz'a yine bir kıskançlık krizinin ardından soruyor. Bırakıp gittiği Naz'ın yanında bir adam görünce: O adamla yattın mı? Sen zaten bakire de değilsindir, diye kendi kendine hezeyanlar geçiriyor. Kitabı fırlatıp atmak istediğim yer burasıydı. İki kere evlenmiş, hâlâ evli olan mahlukun, Naz'a defalarca umut verdikten sonra ortadan kaybolan mahlukun sorduğu sorulara gel. İkisine de üzülesim gelmedi kitap boyunca, tam birbirlerini bulmuşlar dedim. 

Daha saçma ve iğrenç ne olabilir dedikçe olaylar üzerime yağıyordu. Nejat'ın güncel eşinin Naz'ın en yakın arkadaşının kuzeni olması ve Naz'ın o kadınla sabahlara kadar dertleşmiş olması gerçeği ortaya çıkıyor. Ve Naz yine nato kafa, nato mermer. Anlatacak gerçekten gücüm kalmadı. Yazıyı buraya kadar okuyan kaldı mı? Hiç sanmıyorum. :)

Finali anlatamıyorum madem, kitabı okurken aldığım notlardan birini filtresiz, olduğu haliyle aktarıyorum: 
"Nejat; dengesiz, sağı solu belli olmayan, hesap vermeyen, bir iyi bir kötü, emredici, seri evlenme alışkanlığına sahip, birinin gözlerinin içine bakarken başkasıyla evlenen ve hâlâ o gözlere bakmayı uman, ders çalışcam ben yaa diye evden misafir kovan itin teki." :) Bu da benim hezeyanım. 

Kitapla ilgili bir sürü yorum ve analiz yapabilirim ama anlatmak istediğimi anlattığımı sanıyorum. Böyle bir çiftin ilişkisinden ise bana kalan tek şey şu oldu. Naz, ilişkilerini bir Yeşilçam filmine benzetiyor. Benim daha önce izlemediğim bir filmdi bu. O yüzden mutlu oldum. Yeşilçam izlemeyi çok seviyorum. Bu kitabı okurken o filmi de izledim fırsattan istifade ve hayır ilişkileriyle alakası bile yok. Yine de o filmi izlediğim için mutluyum. Bu yazıdan sonra o filmin yorumu gelecek. Filmin yorumunun linkini TAM BURAYA bırakacağım :) 

Yazımı buraya kadar kimsenin okuduğunu sanmıyorum. Eğer okuduysanız lütfen yorum olarak hayatta olduğunuzu belirtin, ayrıca düşüncelerinizi de çok merak ediyorum. :( Yazdığım en uzun yorumlardan biri sanırım. İkinci ve üçüncü kitapları da kendime işkence etme pahasına okumayı düşünüyorum ama biraz araya ihtiyacım var. Bana katlandığınız için teşekkürler.

Sevgiler :* 


BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ:






Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

26 Şubat 2021 Cuma

Kendime Doğum Günü Hediyesi: Bir Takım Defterler


Merhabalar,
Doğum günümün üzerinden epey geçti aslında, yine de yazmak istedim. Biliyorsunuz, pandemiden ötürü hepimiz zor zamanlar geçirdik/geçiriyoruz. Ben de hem kendimi motive etmek, hem de eskisi gibi çok yazabilmek için bir hediye almaya karar verdim. Daha önce kendime hediye almak konusunda KAR KÜRESİ adında bir yazı yazmıştım, o yazıdaki kar küresini hâlâ bulamadım bu arada :') 

İnsanın kendine hediye alması, kendini mutlu etmesi gerçekten güzel bir şey. Bazen karmaşalarda ilk unuttuğumuz, ödün verdiğimiz kişi kendimiz oluyoruz. 

Bu sene kendime lise yıllarından beri istediğim o büyük deri defterlerden almaya karar verdim. Aslında tam gönlüme göre bulamadım. Notopelle defterleri bir parça aklıma yatınca en azından ondan alayım diye düşündüm. Bir tane 14x18, bir tane de 17x23 olmak üzere 2 boy aldım.  Sayfalarının düz olmasını isterdim ama maalesef çizgiliydiler. Yine de aldım. :) Bu şekilde de kullanabilirim. 
Yine de bir tane 17x23 boyunda ya da azıcık daha büyük ve epeyce kalın bir defter istiyorum. Kalın defter bulmak neden bu kadar zor? :/ 500-1000 yaprak arası bir defter istiyorum ama bir türlü bulamadım. Aslında geçen sene Nezih Kitapevi'nde istediğime yakın bir defter görmüş, alıp almamak konusunda kararsız kalmıştım. O ara pandemi başlamış, ben bir daha Nezih'e gidecek fırsat bulamamıştım. İnternet satışlarında da o defterlerden göremedim. 
Bu iki defteri severek kullanacağımı biliyorum ama bolca sayfası olan o tarz bir defteri de elbet bir gün bulup alacağım :p

Bu tarz yazılarda ben alınan defterlerin iç kısımlarını da çok merak ederim, o yüzden defterlerin iç dış resimlerini de çektim. Defterleri zaten yazının başında gördünüz. Hemen başlayayım. 


Boyutu 17x23 olan defter bu kelebekli olan. Bu 300 küsur sayfa olarak geçiyor. Kilitli. 
Anlamadığım tek şey siyah defterin kilidinin kahverengi olması oldu. 


İç kapağı ise bu şekilde. Kapak tarzıyla uyumlu motifler bulunuyor. Bu kısım da hoşuma gitti. 


Ben sayfalarını dediğim gibi boş tercih etsem de çizgili bir defter. Bu şekilde de kullanabilirim diye düşündüm. İç tasarımı da yine nispeten sade ve benzer motiflerin devamı gibi. Bütünlük sağlanmış.  


14x18 olan defter de bana bir parça tasarım olarak minyatür bir Grimm defterini anımsattı. Grimm dizi yorumunu yazdım, birkaç düzeltme kaldı. Yazıları sırayla yayınlıyorum. Orada daha detaylı bahsedeceğim ama o defterlerden bir tane yapmayı kafaya koydum. Bu defter de kilitli. 



Defterin iç kapağı benim kendi defterlerimde süslemeyi sevdiğim şekilde. (onunla ilgili de taslaklarda bir yazı var -_-) Ağaç figürünü çok sevdim. Sonbahar teması da ayrıca hoşuma gidiyor. 


Ek olarak sayfa düzeni de kurumuş yaprakla sonbahar temasını, ağaç budağı şeklindeki sayfa yapısıyla ağaç temasını devam ettiriyor. Bu tarzı da hoş buldum. Bu defter de 512 sayfa civarı. Ama umduğum kadar kalın değil. 

Umarım düşündüğüm gibi güzel şeyler yazmak için kullanırım. Kar küremi bulamasam da, defterler yüzde yüz hayalimdeki gibi olmasa da, hâlâ mutluyum. 

Sevgiler. :*





Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »