7 Eylül 2015 Pazartesi

Yedi Gece - Anna Campbell (Sons of Sin #1)


Kitap Adı: Yedi Gece
Yazar: Anna Campbell
Çevirmen: Zeynep Okan
Yayınevi: Epsilon Yayınları
 Sayfa Sayısı: 462
Basım: Mayıs 2014
Seri: Sons of Sin #1

Seri Sıralaması:
#1 Yedi Gece / Seven Nights in a Rogue's Bed (Jonas&Sidonie)
#1,5 Days of Rakes and Roses (Lydia&Simon)
#2 Serserinin Öpücüğü / A Rake's Midnight Kiss (Richard&Genevieve)
#3 What a Duke Dares (Cam&Penelope)
#4 A Scoundrel by Moonlight (James&Nell)
#4,5 Three Proposals and A Scandal (Elias&Marianne)



Anna Campbell'ın okuduğum ilk tarihi aşk romanı yazarı olduğunu ve bendeki yerinin apayrılığını blogda her seferinde söyledim, yine söyleyeceğim. 
Yazarın Mahrem ve Günahın Esiri adlı kitaplarının yorumu için TIKTIK.
Kendisiyle yaptığım röportaj için TIKTIK.

"Seni öpmeme izin vermeyeceğinden emin misin?"
"Akıllı olmalıyım."
"Akıllılık fazla abartılmış bir erdemdir, amore mio."
"Erdem konusunda pek de uzman sayılmazsın."
"Erdem benim düşmanımdır. Onunla yeteri kadar uğraştım."


Yedi Gece'yi okuyalı bir süre geçti ancak yorumu ancak şimdi yazabiliyorum. Bu kitabı okuduğumda uzun süredir Anna Campbell okumamıştım. Kitabın bir yerinde durup sesli bir şekilde "Çok iyi geldi," dedim. Bu hissi nadiren hissederim ve en son ne zaman hissettiğimi hatırlamıyorum. Anna'nın kalemini ne kadar özlediğimi ve yazarın bana ne kadar iyi geldiğini tekrar hatırlamış oldum. 

Her ne kadar ben sevsem de herkese kolayca öneremediğim oluyor çünkü kendisi genel historical romance kitaplarından biraz daha farklı bir tarza sahip. Özellikle ilk dönem kitaplarında bu durum daha belirgin. Bana sorarsanız tarihi aşk romanı sevenlerin en azından denemesi gereken bir yazar. 

"Ben kıyafetlerimi hiç de uygunsuz bulmuyorum."
"Masumiyetin bir başka üzücü işareti. Bir gün sana zincirlerini gösterdiğim için minnettar olacaksın."
"Bu bir hayır hizmeti mi?"
"Bir erkeğin hemcinslerine karşı görevleri vardır."
"Muhtemelen sana madalya verirler."
"En azından bir şovalyelik verirler."
"Kadınlığa hizmetin için."
"Benim niyetim sana hizmet etmek, bella."

Gelelim Yedi Gece'ye. 
En kısa haliyle özetlersek Sidonie kız kardeşi Roberta'nın kumar borcunu ödemek için Jonas Merrick'le yedi gece geçirmek zorundadır.
Açarsak, Jonas, Roberta'nın kocası William'ın gayrımeşru kuzenidir. Jonas'ın babasıyla İspanyol annesinin evliliği asla kanıtlanamadığı için vikontluk William'a geçmiştir. William, oldum olası kuzeninden o kadar nefret eder ki hiçbir alanda ondan aşağı kalmamak için sınırları zorlar, ancak maddi olarak zor durumdadır. 
Roberta'nın ise kumar bağımlılığı vardır. Bir oyunda Jonas'a yüklü bir miktar kaybeder. Bu parayı kocasının haberi olmadan ödemesi mümkün değildir, zaten paraları da yoktur. Jonas ona borçları karşılığı yedi gece geçirmeyi teklif eder. Roberta'nın iki çocuğu vardır ve kocası onun can düşmanıyla birlikte olduğunu öğrenirse zaten şiddet uyguladığı karısını öldürmesi işten bile değildir. Sidonie bu koşullar altında ablasının yerine kurban olmayı kabul eder. Hem annesinin, hem de ablasının evliliklerine şahit olduktan sonra asla evlenmemeyi kafasına koymuştur. Hiçbir erkeğin boyundurğu altına girmeyecektir. Bu utanç dolu yedi geceyi geçirdikten sonra tamamen unutup yalnız hayatına devam edecektir. 

"Tutkularının onları yanlış yola çekmesine izin veren insanları hep küçümsemişimdir."
"Şimdiyse tutkunun acımasız bir efendi olduğunu öğrendin."
"Kendimi ayrıcalıklı zannettiğim için uygun bir ceza."

Jonas herkes tarafından adeta bir canavar olarak tanınmaktadır. Yüzünün bir yanı boydan boya yaralıdır ve gayrımeşru bir çocuktur. Oldukça sert ve acımasız bir mizacı vardır. Roberta ile yaptığı anlaşmanın onun için tek amacı William'dan ve kendisinden nefret eden Roberta'dan intikam almaktır. 
Jonas yılın belli zamanlarını yapayalnız bir kalede geçirmektedir. (Ben şato olarak canlandırdım ^^)
Yaralı yüzünün ve gayrımeşru olmasının acısıyla Roberta'yı beklerken karşısında masum bir kız bulur. 
Bu kız diğer insanların aksine yaralı yüzüne korkmadan veya tiksinmeden bakabilmektedir. Ayrıca tüm masum görüntüsünün altında yatan ateşli mizacı ikiliyi dayanılmaz bir yakınlaşmaya sürükler. Sidonie, Jonas ile birlikte olursa kaybedeceği şeylerin büyüklüğünü anlayınca dehşete düşer. Jonas ise seçimi ona bırakmıştır.

Hem içten içe yaralı ama dışı sert bir kabul bağlamış bir adamın yaşadığı ıssız bir kale, hem kış vakti, dışarıda delicesine bir fırtına, hem de bir Anna Campbell kitabı.  İnsan bir kitaptan başka ne ister ki? 
Bu serinin çevrilmesini çok uzun bir süre bekledim. Sons of Sin serisi adından da anlaşılabileceği gibi bir günah sonucu meydana gelmiş asilzadelerimizi anlatıyor. Yani tüm karakterlerimiz gayrımeşru. İkinci kitabı da aldım ama henüz okumadım. 

Kitap duygusal olarak yoğun bir kitaptı. Sidonie'nin ikilemleri ve derin istekleri arasında kalmışlığının çaresizliğini, Jonas'ın sert ve küstah görüntüsünün altında aştığını düşünse de bir türlü üstesinden gelemediği içine işlemiş acılarını, Sidonie'ye olan arzusunu, sevgisini, şefkatini hissediyorsunuz. Zor bir ilişki, zor bir kitap ve çok güzel. 

Unutmadan, Jonas hayatının bir dönemini İtalya'da geçirdiği için kızımıza bol bol italyanca hitaplarda bulunuyordu, hoştu ama çok fazlaydı. Bella, Cara, Carrissima, Tesoro, Amore Mia... 

Bu alıntıyı sadece kitabı okuyanlar anlayacaktır ama paylaşmazsam ölürüm. :D
"Bu oldukça tuhaf bir durum, Cam, eski dostum," dedi Sör Richard kuşkulu bir şekilde. "Sen ne düşünüyorsun?"
Dük'ün dudakları neredeyse bir gülümsemeye dönüşecek kadar rahatladı ve bakışlarını Sidonie'nin üzerinden çekmeden konuştu. "Fareleri."

Yeni kitaba hemen başlamaya çekiniyorum çünkü yayınevi yazarı senede bir kez belki çıkarıyor. Yorumunu girmediğim Uykusuz Geceler ve Sana Teslim Oldum'un yorumlarını girmek istiyorum. 
Bu kitapta Anna Campbell'a neden can yazarlarımdan biri dediğimi (Blog ikizim Kitap Tutkusu'nın lafıdır can yazarım:) bir kez daha görmüş oldum. Dediğim gibi çok iyi geldi. 



Yazarın orijinal kitap kapaklarına ise ölüyorum. Şunlara bakar mısınız? *_* Bir tanesi mi kötü olmaz?
Türk kapakları da fena değil ^_^

Bu arada yazarın Türk halısı takıntısını bu kitapta tekrar hatırlamış oldum. 
Bu kitapta tanıyıp sevdiğimiz diğer gayrimeşru çocuklarımız Richard ve Cam'in hikayelerini merak etmemek elde değil. 

Sevgiler :* 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

22 Temmuz 2014 Salı

Anna Campbell İmzalı Kitap Çekilişi Sonucu


Merhabalar,
ANNA CAMPBELL'LA RÖPORTAJ VE İMZALI KİTAP ÇEKİLİŞİ  yazımda belirttiğim çekiliş sona erdi. Çekilişi aslında dün sonlandırdım, ama kazanan kişi şartlardan birini yerine getirmemişti. Yine de emin olamadığım için bu eksiklikten teyit etmek için mail attım ancak kendisi bana dönmedi. Bu nedenle çekilişi yeniledim. Yazar en kısa zamanda adres dönüşü rica ettiği için kendisine dönüş payı olarak 1 gün vermiştim. Sonradan üzücü bir durum yaşansın istemem. 

Derdimi döktükten sonra kazananı açıklayayım.

Kazanan "Küçük Sırlar" olmuştur. Tebrikler :)
Kendisinden en kısa zamanda benherneysemo@hotmail.com mailime,  adres ve telefon bilgisi bekliyorum; kargo yurt dışından kendisine ulaşacağı için detaylı olursa daha iyi olur. 

Katılan herkese yorumları için teşekkür ederim. Hepsini çevirip yazara ileteceğim :) 

Sevgiler :*

Devamını Oku »

17 Temmuz 2014 Perşembe

ANNA CAMPBELL'LA RÖPORTAJ VE İMZALI KİTAP ÇEKİLİŞİ


Merhabalar,
Kendisinden ilk defa İLK HISTORICAL ROMANCE'LARIM yazımda bahsettiğim yazar Anna Campbell, benim ilk historical romance yazarım ve en sevdiklerimden de biri. Bu nedenle yeri bende apayrı.

Blog açmadan uzuuuunca bir süre önce okuduğum yazarı böylece bloguma da taşımış oldum. 
Kendisiyle hem röportaj boyunca, hem de kişisel yazışmalarımızda konuştuklarımız beni çok mutlu etti :)

Röportajın sonunda bir de çekilişimiz olacak. Hediye ise imzalı Uykusuz Geceler kitabı. 
Detayları röportaj sonunda bulabilirsiniz. ^^

-----

Öncelikle nezaketin için teşekkür ederim Anna. Sen benim okuduğum ilk historical romance yazarısın, dolayısıyla bu röportaj benim için çok önemli ve anlamlı. Ve de gerçekten çok güzel bir anı. :)
Beni blogunda ağırladığın için çok teşekkür ederim, Hülya. Türk okuyucularıma senin aracılığınla ulaşma şansı yakaladığım için çok heyecanlıyım. Uzun zamandır etkileyici bir tarihe ve kültüre sahip, harika ülkenizi ziyaret etmek istiyordum, belki gelecek yıl gelme şansım olabilir!

1-    Kitaplarını nasıl ortamlarda yazarsın? Yazarken müzik dinler misin, dinlersen neler dinlersin? Yazarken olmazsa olmazım dediğin şeyler var mı? 
Müziğe fanatik derecesinde bağlıyımdır, dolayısıyla çalışırken kesinlikle radyo veya CD’den müzik dinlerim. Genellikle klasik müzik ya da film soundtrack’leri dinlerim, -sözlü müzikler dikkatimi hikayeme vermemi zorlaştırıyor-. Neredeyse her zaman yanı başımda sıcak bir bardak çayım bulunur. Bir kitap üzerinde çalışırken galonlarca çay içerim, zihnimi açık tutuyor. Evimde bahçemi gören sevimli bir ofisim var, bahçemde lorikeet,  rosella, galah ve willy wagtail gibi Avusturalya’ya özgü kuşlar var. Böyle bir ortamda çalışıyorum.

2-    Şu an üzerinde çalıştığın kitap hakkında biraz ipucu verir misin? 
Sons of Sin serisi 4. Kitabı “A Scoundrel By Moonlight”’ı yeni teslim ettim. Umarım Epsilon aracılığıyla Türk okurlarımla da buluşur. Kahramanımız “A Rake’s Midnight”’tan tanıdığımız ve “What a Duke Dares”’te uzun bölümler boyunca karşımıza çıkan Leath Markisi. “What a Duke Dares”, Sons of Sin serisinin en uzun romanlarından biriydi ve diğer tüm karakterler boy göstermişti.

-Yazarın ülkemizde çıkan tüm kitapları-

3- Kitaplarından bir karakter olsaydın, hangisi olmak isterdin? Neden?
Aslında başta bayan karakterlerimden biri olmak isteyecektim ama düşündüm de mutlu sona ulaşmadan once epeyce dram yaşıyorlar. Onun yerine “A Rake’s Midnight Kiss’teki Sirius adlı köpek olmak isterdim. Hikayedeki tartışmasız en zeki ve en tatlı karakterdi! Onu yazarken çok eğlendim!

4- Kitaplarındaki favori çiftin hangisi? ^_^
Ah, hayır! Bu sanki favori çocuğumu sormak gibi! Hepsini seviyorum ama Uykusuz Geceler (Midnight’s Wild Passion)’daki Antonia ve Nicholas’ın benim için yeri ayrı. Antonia çok güçlüydü ve çok yaralıydı; ve Nicholas çapkın ve haylaz tavırlarının altındaki iyi adamı umutsuzca saklamaya çalışıyordu. Onların bu hali gerçekten kalbimi acıtmıştı.

Şimdilerde ise “What a Duke Dares”’ten Cam ve Pen, bu yönden onlarla biraz yarış içerisinde gibi. Cam, ne kadar hatalar yapsa da içinde iyi bir adam; ve Pen onu kararlı kalbi ve şaşmaz cesaretiyle seviyor. 

5- Erkek karakterlerin her zaman trajik bir geçmişi, bir yarası ve travması olan adamlar. Tam güçsüz ve umutsuz oldukları anda, bayan karakterle tanışıyorlar. Onu korumak için mücadele ediyor ve eski güçlerini tekrar kazanıyorlar. En azından benim okuduklarımda bu şekildeydi. Kitaplarındaki bu durumu çok seviyorum. :) Bu konudan biraz bahseder misin?
Açıkçası çok ilginç, Hülya. Bu kesinlikle başta erken dönem kitaplarımın temel dinamiği. Bir de Yedi Gece’deki (Seven Nights in a Rogue’s Bed) Jonas kesinlikle travma yaşamış, işkence görmüş kahramanlarımdan sayılır.  Ama What a Duke Dares’ten Cam, A Rake’s Midnight Kiss’ten Richard, geçmişlerinde zorluklar yaşamış olsalar da diğer erkek kahramanlarım kadar trajik bir durumda değiller. Bu A Scoundrel By Moonlight’taki Leath için de geçerli. Asıl problemi ulaşmak için tüm hayatını adadığı şeyleri tehdit eden bir kadına aşık olduğunda başlıyor. Karakterlerimin, ateşe yürümesi ve ordan saf altın olarak yeniden çıkması fikrinden çok hoşlanıyorum. Benim kahramanlarım kendi mutlu sonları için çabalamalı! (Bu lafa gerçekten bayıldım!) Karakterlerimin aşık olmayı öğrenmesi ve aşık olarak gelişmesini seviyorum, - aşık olmamak için sürekli çabalasalar da! Ve böylece her zaman kitabın sonunda, başlangıcından daha iyi insanlar oluyorlar.  
(Bu sorunun cevabından gerçekten inanılmaz etkilendim, çünkü aslında bu durum beni Anna Campbell kitaplarına çeken başlıca neden.)

6- Kitaplarının Türkçe edisyon kapakları hakkında ne düşünüyorsun? Favori yurtdışı kapakların hangileri?
Türk kapaklarını seviyorum. Çok zengin ve romantik. Favorim çok güzel ve şehvetli görünen Mahrem (Untouched). Harika kapakları var kitaplarımın.
Birkaçını söylemek gerekirse Mahrem’in İspanyol edisyonu, Günahın Esiri’nin Japon edisyonu ve Mahrem’in Fransız edisyonu (ki buna ben de bayıldım *_* ) Bu üç kitabın özel bir şeyler yakaladığını düşünüyorum.
-Kapaklar sırasıyla bu şekilde-

7- Türkokurlarına ve Türk yayıncına söylemek istediğin bir şey var mı? Ya da eklemek istediğin herhangibir şey?
Hem Epsilon’a, hem de Türk okuyucularıma kitaplarıma gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür etmek isterim.  Her yabancı edisyon, benim için yeni bir heyecan.

Benimle ve kitaplarımla ilgili daha fazla bilgi için:
Twitter: @AnnaCampbellOz

---------------

Gelelim çekilişe:
Yazarımızdan bir kişiye imzalı Uykusuz Geceler kitabı (Türkçe Baskı) hediye edilecek!
Şartları ise blogumu takip etmeniz ve çekilişi sosyal medya kanallarından herhangi birinde duyurmanız.
Anna'nın ise sizden bir ricası var, mail adresi ve paylaşım linkinizi yorum olarak bırakırken, röportajla ilgili bir yorum bırakmanız veya Türkiye'ye geldiğinde görmesi gerektiğini düşündüğünüz bir yeri söylemeniz.
Anna'nın da belirttiği gibi Türkçe yazabilirsiniz, nasılsa ben kendisine çevireceğim :)

Hepinizi beklerim :*

EDİT: Çekiliş sona ermiştir. ^^ 



Devamını Oku »

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Gözümü Kitap Bürüdü Konulu Alışveriş

Bugün dışarıda işlerim vardı. Onları hallederken her zaman uğradığım kitapçıya da uğrayayım bir, ne var ne yok dedim ki aklımda hiç kitap almak yok. Tabi, tabi der gibisiniz -_-

Oradan önce başka bir yere girdim ve şu an okuduğum serilerin devam kitapları ve başlamak istediğim seriler 5 TL'ydi. Can mı dayanır ? :'(

Sonuç 12 Kitap :(

Sonra asıl uğramak istediğim kitapçıya da gittim.
10tlydi kitaplar, ancak müdavimi olduğum bir mekan olduğu için bana 7tl oldu ^^
Can mı dayanır? :'(
Sonuç: 5 kitap 

Her şey bittikten sonra ne yaptım ben? dedim. Ama sonra düşündüm ki, her halükarda alacağım kitaplardı, pişman değilim.

İşin sağlamasını yapayım dedim, üşenmeden tüm kitapları  Okuoku da sepete ekledim ve 232tl gibi bir rakam çıktı :O
İçim rahat :p

Gevezeliği bırakıp gelelim aldıklarıma. 


İlk olarak bunları ikizime aldım. Anna Campbell'ı çok severim, kitaplarını yorumlamıştım, ikizim de Mahrem'i okudu ve çok beğendi, ben de ona Anna Campbell'in diğer kitabını aldım. Not tutmayı çok severiz ikimiz de, son zamanlarda not deftersiz kaldığını duydum :p Bunlar ikizimin ^_^


Bunlardan da bahsedeyim miii, nüüüdfeen ^_^
Okuduğum makalelerle ilgili konusuna göre not tutmak için aldım bu defterleri, renklerine bayıldım *_*



Fantastiklerle başlayalım. Düşüş serisine yıllardır başlamak istiyordum, bugüne kısmetmiş, keza  Kara Prens de öyle. Mezar serisine de devam... 


Sevilen serileri dizmeye devam ^_^



Julie Garwood da bu listeye dahil. Aldığıma en sevindiğim kitap Hayallere Kapılma idi. Bu kitap pek beğenilmedi diye okumak için 3.kitabın çıkmasını bekliyordum ve Asla Pişman Olma çıktı, bize de Hayallere Kapılma okumak düşer. İlk kitap Gönlünü Kimseye Kaptırma yorumum için TIKTIK!


Nora Roberts'ın Gelin serisinin son kitabını, almadığım 2 Judith kitabından birini de almış bulunuyorum. 
Gizemli Aşık çok beğenilmedi ama seri devamı olduğu için aldım, hem de kendim karar vereyim dedim.

Hovarda'yı hiç duymamıştım. o.O
Yazarım Kapıldım Sana'sı elimde mevcut ama bu kitabını hiç görmemiştim ve konusuna bayıldım!
Önde yakışıklı zengin lord, arka planda Robin Hood kıvamında bir korsan.Off!!


Fuarda alırım diye düşünüyordum ama indirimde bulduğum için aldım. Rock serilerini seviyorum! Günahkarların yeri bambaşka olsa da!

Ve klasik toplu görüntü!!!


Sevgiler :*


Devamını Oku »

15 Ocak 2014 Çarşamba

İLK HISTORICAL ROMANCE'LARIM: Anna Campbell & Judith McNaught


Tarihi kurguları ve tarihi romanları severek okusam da henüz Historical Romance yani Tarihi Aşk Romanlarından habersiz olduğum zamanlardı. Kitapçıya gitmiş ortalığı talan ederken Anna Campbell'ın Mahrem kitabını gördüm. Zaten fark ettiyseniz, göz alıcı bir kapağı var. Arka kapağını okudum, ilgimi çekti ve aldım. Zaten türe yabancıyım, nesi ilgimi çekti emin değilim:)

Sonra bir iki gün içinde hemen okuyuverdim. Tür ilgimi çekti, Anna Campbell'ın kalemini çok ama çok beğendim. Sonra kendisinin kitaplarını araştırmaya başladım. Halbuki kadının daha Mahrem çıkmış daha yeni, başka kitabı yok ki :( Sonra karşıma Judith McNaught çıktı. Nereden çıktı ben nasıl başladım Düşler Krallığı'na bilmiyorum. Ama bayıldım... Uzun bir süre Royce Westmoreland <3 _ <3 diye gezdim ortalarda. Bir süre sonra Anna Campbell'ın Günahın Esiri çıktı. Başlarda bulamamıştım. Sonra onu da okudum... Ve Historical dünyasına adım atmış oldum... Hem de Anne Campbell'ın harika kalemiyle...

Zamanla okuyup türü ve yazarları ayırt etmeye başladıkça, kalıpları da fark ediyorsunuz.  Esasoğlan hep dük,kont vs., içerden bir yarası olsa da güçlü, buz gibi soğuk, sahiplenmeci ve katı gibi. Bir de daha farklı yazmaya çalışanlar var. Klişeleri kırmaya çalışanlar. Ki türdeki kalıpları sevenlerin sevmediği yenilik arayanların şans verdiği yazarlar. Bence Anna Campbell da onlardan biri. Seveni de var, sevmeyeni de. Nedenine kitapları yorumladıktan sonra gireceğim, böylece yazarın size göre olup olmadığına karar verebilirsiniz.



MAHREM


Grace kaçırılıp ıssız bir malikaneye  getirildi. Üstelik kaçıran adamları onu fahişe sanıyorlardı. Malikanedeki adamın tüm arzularını karşılaması bekleniyordu. 
Matthew ıssız bir malikanede hapis gibi yaşıyordu. Üstelik onu buraya kapatan amcasıydı. Kendisine "deli" damgası vurmuş ve mirasına konmuştu. Evine gönderdiği fahişeye sahip olmak demek amcasına karşı kaybetmek demekti o yüzden Grace'e el süremezdi. Ne var ki bu çok zor olacaktı... Ayrıca oradan kurtulması gerekiyordu, Grace'i de kurtarması... Grace bu sessiz ve tuhaf adamı oradan kurtarmak isteyecekti, ancak bu pek kolay görünmüyordu.
Bu kitabı hala tüm ayrıntılarıyla hatırlarım ve çok severim. Karakterlere ve kurguya bayılmıştım. Belki bu kitabı bu kadar sevmesem şu an bu türü                                                             okumuyor olabilirdim. 
                                                           PUANIM: 



GÜNAHIN ESİRİ


Çıktığını öğrendiğimde her yerde aramıştım. Bulur bulmaz da okumuştum. Yine klasik bir Anna Campbell kurgusu. Yazarın izleri birebir belli. Hindistan'da tutsak edilen ve bir yıl boyunca tarifsiz  işkenceler gören (okurken kanım dondu ) Gideon, döndüğünde kimseyle iletişim kuramıyordu ve hala o olayların etkisi altındaydı. 


Daha sonra bir ahırda zor durumdaki Charis'le karşılaştı. Charis kaçıyordu. Gideon ona yardım etmek zorundaydı, kendi ne kadar zor durumda olursa olsun... Onu istese de kendini Charis'e layık görmüyordu. Ama onu kurtarmak için onunla evlenmeliydi! 
Anna Campbell'ın tarzını bozmadığı bir kitap, hikayeyi sevdim ama bir Mahrem kadar değil. Ondan daha geri planda kalıyor... 
PUANIM: 






Yazarın elimde Sana Teslim Oldum kitabı da var, ancak henüz okuyamadım. Yazarın ayrıca Uykusuz Geceler adlı bir kitabı daha çıktı. 


Yazardan bahsetmeye devam edersek Anna Campbell'ın karakterleri historical romance kalıbındaki gibi değildir. Evet, diğer esasoğlanlar da geçmişe dair bir yara taşır, ancak bu yarayı, acı hatırayı sert ve güçlü kişiliklerinin arkasına saklarlar. Anna Campbell'da ise esasoğlanlar gözle görülür bir biçimde yaralı olurlar. Genelde kız zor duruma düşer ve erkek yardım eder, sonra kız erkeğin kabuğunu kırarken, Anna'nın kitaplarında asıl zayıf karakterler erkektir. Hayattan bazı sebeplerle kendilerini soyutlamış olurlar. Ve kendilerine ihtiyaç duyan esaskızı kurtarmak için güçlü olmak zorundadırlar. Kendi çaplarında şartları zorlarlar ve açılıyorlar. 
Belki başka biri yazsa bu tarzı sevmeyebilirdim, bilmiyorum; ama Anna'nın tarzını çok seviyorum. Kendisi benim ilk Historical yazarım ve en sevdiklerimden de biri...

Gelelim Judith'e...

DÜŞLER KRALLIĞI (Westmoreland #1)
Judith'in ilk okuduğum ve hala en sevdiğim kitabı... Bu kitaptan sonra benim için Sonsuza Kadar geliyor.
Kıran kırana, temponun hiç düşmediği, deli dolu ve aşk dolu bir kitap benim için. Karakterleri de çok  sevmiş uzun bir süre Royce *_* diye gezmiştim. 
Jennifer ve kız kardeşi Brenna babası tarafından gönderildiği manastırdan Royce'un kardeşi Stefan tarafından kaçırılır. Ancak Jennifer kolay lokma değildir. Hayatı zindan eder herkese :) Çok eğlenceli kısımlar tabi bunlar. Tüm duygular ve olaylar yoğun bir şekilde anlatılmış. O nedenle bu kitabı çok seviyorum ^^
Beni benden alan kısım:
Nihayet başını eğip yumuşak bir sesle; "Sen nasıl istersen." dedi. Royce onun göreni sarhoş eden gözlerine bakıp mırıldandı; "Neden sen şimdi olduğu gibi kendi rızanla teslim olduğunda ben kendimi galip gelmiş bir kral gibi hissediyorum da, kendi rızan olmadan teslim olduğunda mağlup olmuş bir dilenciye dönüyorum?"
PUANIM: 
Westmoreland Serisi
#1 Düşler Krallığı (Royce Westmoreland)

Sevgiler ^^ 


Devamını Oku »

15 Aralık 2012 Cumartesi

Yeni Aldıklarım ve Almak İstediklerim

Genelde kendimi kaptırdım mı bir kere koca kitapları hızlıca bitiririm. Ama kitap alma hızım kitap  okuma hızımdan da fazla demiştim sanırım. Aklımdaki bir kaç kitaptan sonra uzun bir süre kitap almamayı planlıyorum. Planlıyorum çünkü dayanabileceğimi pek sanmıyorum. :) 
Çoğu serim de bitmişken şuan için çıktıklarında Fatih Hoca'nın Yalnız Gözlerin İçin ve Erin Lurus'un Bataklık hariç uzun bir süre kitap almamaya çalışacağım... (Başarılı olacakmış gibi... :)


Neyse efenim... Bugün bir kargom daha geldi ve NİHAYET bana uzun zamandır alamadığım İçinde Aşk Saklı'mı getiriverdi... Yine hepsiburada'nın indirim kampanyasından 2 kitap daha sipariş ettim. Onlar yarın gelecek ama ben şimdiden yazayım tek başlık altında toplayım istedim... :)


Yarın gelecek iki kitabın ilki ilk Rita Hunter kitabım: Tatlı Tuzak. Yazarı net hikayesi olarak yayınlanan Yağmurla Gelen'le tanımıştım. Bu arada yazarımız Türk. Rita Hunter onun takma ismi. Kendisi historical romance'de kendi tarzını oluşturabilmiş bir yazar. Dönem aşklarını esprili de bir dille anlatıyor... 


Diğeri ise benim daha okuma yazmayı ilk söktüğüm zamanlarda, abimin ise ilkokul zamanlarında birlikte defalarca okuduğumuz bir yerel efsaneler kitabı: Ali Püsküllüoğlu - Efsaneler... O kadar çok okumuştuk ki kitap inanılmaz yıpranmıştı. Favorimiz de Yunus Balığı Sırtındaki Çocuk'tu... Yıllar sonra kitabı görünce abimle kendim için sipariş ediverdim... 





Kitapsihirbazında iptal edilen kitabım yerine kesilen hediye çekiyle alınacak kitaplar da bunlar. Şu an sepetimde, henüz sipariş vermedim. Lux serisi çok merak ettiğim bir seri, hemencecik edinmem lazım :) Bu sözü yazdıktan sonra dayanamadım, siparişi verdim :)

Almak istediklerim ise... 


Benim için ayrı bir yeri olan yazar Anna Campbell... Şuan yayınlanmış olan 3 kitabı da bende mevcut, henüz iki tanesini okudum. Anna Campbell erkekleri hep aşırı yaralı olur... Klasik historical romance'lerden daha farklı bir çizgisi olan ve kalemini çok sevdiğim bir yazar...  Kapağını da çok beğendim bu arada, renk ambiyansı harika!

Ve çocukluğumdan beri hayranı olduğum sanatçı Türkan Şoray... Hem oyunculuğuna, hem havasına, hem kişiliğine hayran olunası insanın, sanat hayatını anlattığı kitabı çıktı. Kapakta da benim en sevdiğim resimlerinden biri. İsim rengi harika... 
İstiyorum... İstiyorum.. 


Bu gidişle ilk paragrafta bahsettiği kararını uygulamakta çok ama çok zorlanacağı şimdiden belli olan benherneysemo, kaçıyor... Sevgilerle... 
Devamını Oku »