15 Ocak 2014 Çarşamba

İLK HISTORICAL ROMANCE'LARIM: Anna Campbell & Judith McNaught


Tarihi kurguları ve tarihi romanları severek okusam da henüz Historical Romance yani Tarihi Aşk Romanlarından habersiz olduğum zamanlardı. Kitapçıya gitmiş ortalığı talan ederken Anna Campbell'ın Mahrem kitabını gördüm. Zaten fark ettiyseniz, göz alıcı bir kapağı var. Arka kapağını okudum, ilgimi çekti ve aldım. Zaten türe yabancıyım, nesi ilgimi çekti emin değilim:)

Sonra bir iki gün içinde hemen okuyuverdim. Tür ilgimi çekti, Anna Campbell'ın kalemini çok ama çok beğendim. Sonra kendisinin kitaplarını araştırmaya başladım. Halbuki kadının daha Mahrem çıkmış daha yeni, başka kitabı yok ki :( Sonra karşıma Judith McNaught çıktı. Nereden çıktı ben nasıl başladım Düşler Krallığı'na bilmiyorum. Ama bayıldım... Uzun bir süre Royce Westmoreland <3 _ <3 diye gezdim ortalarda. Bir süre sonra Anna Campbell'ın Günahın Esiri çıktı. Başlarda bulamamıştım. Sonra onu da okudum... Ve Historical dünyasına adım atmış oldum... Hem de Anne Campbell'ın harika kalemiyle...

Zamanla okuyup türü ve yazarları ayırt etmeye başladıkça, kalıpları da fark ediyorsunuz.  Esasoğlan hep dük,kont vs., içerden bir yarası olsa da güçlü, buz gibi soğuk, sahiplenmeci ve katı gibi. Bir de daha farklı yazmaya çalışanlar var. Klişeleri kırmaya çalışanlar. Ki türdeki kalıpları sevenlerin sevmediği yenilik arayanların şans verdiği yazarlar. Bence Anna Campbell da onlardan biri. Seveni de var, sevmeyeni de. Nedenine kitapları yorumladıktan sonra gireceğim, böylece yazarın size göre olup olmadığına karar verebilirsiniz.



MAHREM


Grace kaçırılıp ıssız bir malikaneye  getirildi. Üstelik kaçıran adamları onu fahişe sanıyorlardı. Malikanedeki adamın tüm arzularını karşılaması bekleniyordu. 
Matthew ıssız bir malikanede hapis gibi yaşıyordu. Üstelik onu buraya kapatan amcasıydı. Kendisine "deli" damgası vurmuş ve mirasına konmuştu. Evine gönderdiği fahişeye sahip olmak demek amcasına karşı kaybetmek demekti o yüzden Grace'e el süremezdi. Ne var ki bu çok zor olacaktı... Ayrıca oradan kurtulması gerekiyordu, Grace'i de kurtarması... Grace bu sessiz ve tuhaf adamı oradan kurtarmak isteyecekti, ancak bu pek kolay görünmüyordu.
Bu kitabı hala tüm ayrıntılarıyla hatırlarım ve çok severim. Karakterlere ve kurguya bayılmıştım. Belki bu kitabı bu kadar sevmesem şu an bu türü                                                             okumuyor olabilirdim. 
                                                           PUANIM: 



GÜNAHIN ESİRİ


Çıktığını öğrendiğimde her yerde aramıştım. Bulur bulmaz da okumuştum. Yine klasik bir Anna Campbell kurgusu. Yazarın izleri birebir belli. Hindistan'da tutsak edilen ve bir yıl boyunca tarifsiz  işkenceler gören (okurken kanım dondu ) Gideon, döndüğünde kimseyle iletişim kuramıyordu ve hala o olayların etkisi altındaydı. 


Daha sonra bir ahırda zor durumdaki Charis'le karşılaştı. Charis kaçıyordu. Gideon ona yardım etmek zorundaydı, kendi ne kadar zor durumda olursa olsun... Onu istese de kendini Charis'e layık görmüyordu. Ama onu kurtarmak için onunla evlenmeliydi! 
Anna Campbell'ın tarzını bozmadığı bir kitap, hikayeyi sevdim ama bir Mahrem kadar değil. Ondan daha geri planda kalıyor... 
PUANIM: 






Yazarın elimde Sana Teslim Oldum kitabı da var, ancak henüz okuyamadım. Yazarın ayrıca Uykusuz Geceler adlı bir kitabı daha çıktı. 


Yazardan bahsetmeye devam edersek Anna Campbell'ın karakterleri historical romance kalıbındaki gibi değildir. Evet, diğer esasoğlanlar da geçmişe dair bir yara taşır, ancak bu yarayı, acı hatırayı sert ve güçlü kişiliklerinin arkasına saklarlar. Anna Campbell'da ise esasoğlanlar gözle görülür bir biçimde yaralı olurlar. Genelde kız zor duruma düşer ve erkek yardım eder, sonra kız erkeğin kabuğunu kırarken, Anna'nın kitaplarında asıl zayıf karakterler erkektir. Hayattan bazı sebeplerle kendilerini soyutlamış olurlar. Ve kendilerine ihtiyaç duyan esaskızı kurtarmak için güçlü olmak zorundadırlar. Kendi çaplarında şartları zorlarlar ve açılıyorlar. 
Belki başka biri yazsa bu tarzı sevmeyebilirdim, bilmiyorum; ama Anna'nın tarzını çok seviyorum. Kendisi benim ilk Historical yazarım ve en sevdiklerimden de biri...

Gelelim Judith'e...

DÜŞLER KRALLIĞI (Westmoreland #1)
Judith'in ilk okuduğum ve hala en sevdiğim kitabı... Bu kitaptan sonra benim için Sonsuza Kadar geliyor.
Kıran kırana, temponun hiç düşmediği, deli dolu ve aşk dolu bir kitap benim için. Karakterleri de çok  sevmiş uzun bir süre Royce *_* diye gezmiştim. 
Jennifer ve kız kardeşi Brenna babası tarafından gönderildiği manastırdan Royce'un kardeşi Stefan tarafından kaçırılır. Ancak Jennifer kolay lokma değildir. Hayatı zindan eder herkese :) Çok eğlenceli kısımlar tabi bunlar. Tüm duygular ve olaylar yoğun bir şekilde anlatılmış. O nedenle bu kitabı çok seviyorum ^^
Beni benden alan kısım:
Nihayet başını eğip yumuşak bir sesle; "Sen nasıl istersen." dedi. Royce onun göreni sarhoş eden gözlerine bakıp mırıldandı; "Neden sen şimdi olduğu gibi kendi rızanla teslim olduğunda ben kendimi galip gelmiş bir kral gibi hissediyorum da, kendi rızan olmadan teslim olduğunda mağlup olmuş bir dilenciye dönüyorum?"
PUANIM: 
Westmoreland Serisi
#1 Düşler Krallığı (Royce Westmoreland)

Sevgiler ^^ 


Devamını Oku »

1 Temmuz 2013 Pazartesi

İçinde Aşk Saklı - Judith McNaught - Westmoreland #2



Kitap Adı: İçinde Aşk Saklı 
Yazar: Judith McNaught
Orijinal Adı: Whitney, My Love
Çeviri: Melek Aslı Öztürk
Yayınevi: Epsilon
 Sayfa Sayısı: 679
Basım: 2009
Seri: Westmoreland Serisi #2


Westmoreland Serisi

----

Uzun ve huzurlu bir sessizlikten sonra, "Evin nerede?" diye sordu Whitney. 
"Senin olduğun yerde..."


Bu kitabı okumamış bir ben kalmıştım sanırsam :) Ben de okudum ve buradayım, gerçi okuyalı çok oldu ama yorum yazamadım bir türlü. Yorumum kapak arkası yazısından fazla spoiler içermeyecektir. 

Judith teyzemin okuduklarım içindeki favori kitaplarım Sonsuza Kadar ve Düşler Krallığı'ydı. Westmoreland erkekleri forever yani ergen diliyle anlatmak gerekirse. Tabi Kitap Tutkusu ikizim beni historicallar da seri sırasına göre okunmalıdır düsturuyla aydınlatmadan önce ben bu seriyi de alakasız bir sırayla 1-3 şeklinde okumuştum. 2. yi de okuyarak seriyi tamamladım. Bu kitap en en en beğendiklerimden olmasa da çok beğendiklerim arasına girdi.

 Konudan bahsedersek kızımız Whitney  komşusu Paul'e çocukluğundan beri sırılsıklam aşık ve Paul'ün onu keşfetmesi için ergen aklıyla türlü şaklabanlıklar yapıyor. Dönemin Lady'leri hanımhanımcık davranıp, göz alıcı kıyafetleri ve ellerinde yelpazeleriyle kirpiklerini kırpıştırıp göz altından erkekleri süzerken; kızımız  Paul'ü her yerde takip etmek, çıplak ata erkek binici kıyafetleriyle ayakta binmek gibi dönemde bir genç kızı ve ailesini yerin dibine sokacak şeyler yapıyor. Bu şekilde Paul'ün ilgisini çekebileceğini düşünüyor, ne trajikomik :)   Paul ise kızımızdan inanılmaz rahatsız ve tüm kasabanın da diline düşmüş haldeler doğal olarak... Gayet tabii olarak babası da kızının bu hareketlerine karşı utanç ve öfke içinde. Aklı başına gelsin ve dedikodular durulsun diye teyzesiyle Fransa'ya yolluyor kızımızı. Ve beklenenin aksine Whitney Fransa'da şaşılacak derecede seviliyor ve çevre yapıyor. Ama hayali hep bu yetenekleriyle yaşadığı kasabaya dönüp Paul'ün gönlünü kazanmak... Fransa'da katıldığı bir maskeli baloda onu izleyen ve birkaç cümle konuştuğu gizemli bir adam var, kızımız fark etmese de oğlumuz Clayton ondan çok etkileniyor ve onu elde etmeye karar veriyor, adam zengin sonuçta, koskoca dük... Bu şekilde bir çekişme başlıyor. Clayton kendini Whitney'e kabul ettirmeye çalışırken Whitney de Paul'ün gönlünü kazanmaya çalışıyor. OLaylar, olaylar...  Kitabın eksik yönü ise, -bir Judith klasiği olarak çok güzel olsa da - kitabın 3 ciltlik bir seri olması gerektiği tabi ki. Kitabı okurken Pudra Tozu'yla konuşmuştum ve şöyle bir ifade kullanmıştı: "Kitap iyi hoş da sanki bir dizinin birkaç sezonunu izlemek gibi, fazla uzatılmış." demişti. Öyle katılıyorum ki bu lafa... Normalde kitaplarda bir ana olay varken bu kitapta 3 ana olay var  ve uzun uzun anlatılmış. Kitap 571. sayfada kalsa daha güzel olurmuş, devamı sanki gereksiz uzatılmıştı, tadı kaçmıştı. Bu Judith'in yazdığı ilk kitap olduğu için hoş görülmeli. Dilinde ve anlatımında hiçbir sorun yok tabi ki, tek olumsuz eleştirim bu olabilir ancak... 



Kızımız delişmen. Dönemin kadınları gibi davranmıyor, nakış işlemek yerine birkaç dil öğrenmiş. Daha çok  bir erkek gibi davranıyor. Oğlumuz Clayton ise genç yaşına rağmen bir dük, esmer, uzun boylu , yakışıklı... Zamanında çok çapkınlıklar yapmış, metresten metrese atlamış. Ama kızımızı görüp vurulunca onu elde etmek için her şeyi yapıyor bir klasik Westmoreland <3 erkeği olarak.  Bu kitapta ben Sen Gelmeden Önce'yi daha önce okuduğum için - Kitap Tutkusu duymasın :p- Clayton'ın kardeşi Stephen'ı ve bela çapkınımız Du Ville'i yeniden görmek de güzeldi... Stephen'ın kendi hikayesinin yazılması da çok güzel olmuş. Yazıldı mı bilmiyorum ama Du Ville'in hikayesinin yazılmasını da çok isterim ben. İki kardeşin de sevgilisine de göz diken bir adamın nasıl birini seveceğini okumak güzel olur bence... 


Son olarak 'Küçüğüm' lafı hiçbir erkeğin ağzına Clayton'ınki kadar yakışmaz herhalde... <3 Ah, ah, Clayton'ın da en büyük kusuru aşk dolu olsa da anlamadan dinlemeden olaylara atılması sanırım. Sadece yanlış anlama değil, yanlış hareketlerde de bulunuyor, kendisini kınıyorum huzurunuzda...  Kendisine bir şey duyunca ona kadar sayıp derin nefes alarak sakinleşmesini ve karşıdakini dinlemesini öneriyorum. Doctors orders bebeğim... 


P.S: Kitabı okurken kızımızın asıl aşkı Paul olsa, Clayton adlı bir karakter hiç olmasa nasıl olurdu diye düşündüm ve aynı Whitney'in Paul'ün peşinde koştuğu gibi esas oğlanın peşinden koşan kız + o kızdan başlarda rahatsız olan bir esas oğlanlı bir kitap okusam süper olur diye düşündüm. Var mı böyle konusu olan bir historical?

Beni özleyin anacım, öpüldünüz... :)

PUANIM: 

Alıntılar:

(Nicki başta zarifçe hakaret ediyor Whitney'e) 
Nicki birkaç nazik söz sarf etmes gerektiğini düşünüyor olmalıydı. Koltuğa doğru eğilip (...) görgü kuralları kitabını eline aldı. Önce başlığa, ardından da Whitney'e bakarak, 
"Görgü kurallarını mı öğreniyorsunuz Matmazel?" diye sordu.
 "Evet," diye yanıtladı Bayan Stone (whitney). (...) "Kitabımı ödünç almak ister misiniz?" 

----

(Clayton'ın aklı başka yerlerde, davette çaktırmadan kızımızı kesiyor.)
Şampanyasından bir yudum alarak, "Güzel anneciğin nasıllar?" diye sordu Lord Anthony.
Clayton, Whitney'in yemek salonuna girdiğini gördü; genç kadın onun yanına belli ki gelmeyecekti. "İyi, iyi." dedi genç adam dalgın bir tavırla. "Sizinki ?"
"Herhalde iyidir." diye yanıtladı Lord Anthony. "Kendisi otuz yıl önce vefat etti."

---

(Whitney'in dönem kadınlarının alışkanlıklarıyla alakasının olmamasını kanıtlayan diyalog)
"Piyano çalar mısınız Whitney?" diye sordu düşes. 
"Yalnızca birilerinin keyfini kaçırmak istediğim zaman."
"Peki şarkı söyler misiniz?"
"Evet, fakat malesef ses ahengime en ufak dikkat harcamadan. "
"Bayan Stone..." diye lafa karıştı Vanessa. "İyi yetiştirilmiş fakat şan ya da çalgı eğitimi almamış bir İngiliz hanımefendisine rastlamak hakikaten ilginç doğrusu. Tam olarak ne gibi hünerleriniz var acaba?"
Clayton:" Whitney çok iyi kur yapar. Pek çok dil bilir ve bildiği tüm dillerde hakaret edebilme yeteneğine sahip oluşu kesinlikle takdir edilmektedir. Satrançta adil, yalnızlık oyununda acemi ve binicilik konusunda usta bir kadındır. Sapan fırlatmada rakip tanımadığını iddia eder ki ben bu yeteneğine şahit olmadım. Tanık olabildiğim bir diğer yeteneği de oyunculukta usta oluşudur. Yeteneklerinizi layığıyla sıralayabildim mi hanımefendi?"

----
Devamını Oku »

22 Nisan 2013 Pazartesi

Yeni Aldıklarım ve Yine Bir Şeyler :)

Geçenlerde okuduğumuz kitaplarla ilgili e-mailleşmekten çok zevk aldığım ve sevdiğim bir blogdaşımla buluştukkk :) 
Edit: Kendisinin bana verdiği yetkiye dayanarak bu kişi 
Pudra Tozu'dur :)



Bayağı sahaf dolaştık hatta Ephesus Yayınları'na bile gittik. Ama İzmir Fuar'ı dolayısıyla malesef kimseyi bulamadık gibi oldu... İlk kez bu kadar FMArsal kitabını bir arada görmüş oldum bu arada, çok güzeldi, diğer kitaplar da :p Kısaca elimiz böğrümüzde (!) kaldı :)

Ve ben bu süreçte yeni cicişler aldım, sizleri onlarla tanıştırmak istiyorum :)


İlk tayfammm aşk romanlarım tabi ki... Judith McNaught favori Historical Romance yazarlarımdan biridir. Ki Şu an da Westmoreland ♥  erkeklerimden Clayton'ı okuyorum yani İçinde Aşk Saklı'yı :) Elimde eksik bir kaç tane JM'tan biri de Mutluluk'tu. Ve çok temiz bir ikinci eldi kendisi. Aldım hemencecik :)

Diğeri benim okumayı çok istediğim Nora Roberts'ın Gelin Serisinin bildiğim kadarıyla 2. kitabı Bu Güller Senin :) Onu da 2. el olarak bir sahaftan çok uyguna aldım. Kitaplar çok da temiz ve düzgündü bu arada... 

Ve son kitap benim ilk Danielle Steel kitabım... The Mentalist'te bile okunduğunu gördüğüm bu ünlü yazarın bende hiçbir kitabı olmamasının utancından kurtulmuş bulunuyorum. :p Şaka bir yana, bu kitabı blogdaşımın tavsiyesi üzerine aldım...  



Yine dayanamadım ve Beyaz Dizi  Gelişim koleksiyonuma yeni cicişler kattım:) Çoook güzeller değil mi? Çok da uyguna aldım. Beyaz dizilerle ilgili diğer yazılarımı okumak için: 

Beyaz dizi kitap yorumlarını da okumak için sağda "Harlequin-Beyaz Dizi" etiketine tıklayabilirsiniz... 






Uğur Ziya Şimşek benim çok sempati duyduğum bir yazar. Okumak istediğim bu kitapları inanılmaz bir indirimdeydi ben de alıverdim! :) 



Son kitabımın ise bu geziyle alakası yok... Bugün annemle Carrefour'a gittik, kitaplar 7.90 ve 5.90 şeklinde indirimdeydi. Monica McCarty'nin Asi ve Maskesiz'inden, Pamela Clare'in Teslimiyet'ine kadar historicallar vardı, klasikler ve daha bir çok kitap da indirimdeydi, bunlar aklımda kalmış. Benim de ne zamandır istediğim -benim istemediğim kitap mı var ki?- Dionis Yayınları'nın aşk romanlarından aldım ki :) 
Arkalarını hızlıca okuyup en sevdiğim konulardan biri olan Kiralık Koca konulu Aşkın Büyüsü'nü aldım 5.90'a. Yolda biraz baktım da hemen sardı beni :) Hem rengi de mor, en sevdiğim... 


Gelelim yeni denediğim içeceklere... 
Blogdaşım-böyle dememin nedeni kendisine sormadım, belki adı geçsin istemez :p-  sürekli övdüğü ve nispet yaptığı ama benim bir türlü bulamadığım kahveli sodadan getirmişti bana ♥ Ve ben onu hemencecik denedim :) Ve Bayıldım!.. İçine buz da atınca daha bir hoş oluyor. Kahvelerin yanında bile su yerine getirilecek cinsten...



O zaman ne diyoruz; Sevgili Sarıkız şu sodayı yaygınlaştır nütfeeen!



Ayrıca ben küçük yaşımdan beri bitki çayı içmeyi çok severim... Yeşilçayın da her türlüsünü içmişimdir; sade, limonlu, melisalı,yaseminli vs... Ama güllü yeşilçayı duyunca çok şaşırdım. Nasıl bir şeydir acaba diye? Nihayet aldım ve denedim!... 


Sonuç: Sanki kokusu hala burnumda :) Çok yumuşak içimli ve mis gibi kokan bir çay oldu ben çok sevdim... Ayrıca paketlenişi de çok hoşuma gitti... 



 Havaların bir iyi bir kötü olmasına istinaden "Yalancı bahara kanan bahçedeki kiraz ağacının dramı..." konulu resmimle yazımı bitiriyorum...


Sevgiler... :)
   

Devamını Oku »

15 Aralık 2012 Cumartesi

Yeni Aldıklarım ve Almak İstediklerim

Genelde kendimi kaptırdım mı bir kere koca kitapları hızlıca bitiririm. Ama kitap alma hızım kitap  okuma hızımdan da fazla demiştim sanırım. Aklımdaki bir kaç kitaptan sonra uzun bir süre kitap almamayı planlıyorum. Planlıyorum çünkü dayanabileceğimi pek sanmıyorum. :) 
Çoğu serim de bitmişken şuan için çıktıklarında Fatih Hoca'nın Yalnız Gözlerin İçin ve Erin Lurus'un Bataklık hariç uzun bir süre kitap almamaya çalışacağım... (Başarılı olacakmış gibi... :)


Neyse efenim... Bugün bir kargom daha geldi ve NİHAYET bana uzun zamandır alamadığım İçinde Aşk Saklı'mı getiriverdi... Yine hepsiburada'nın indirim kampanyasından 2 kitap daha sipariş ettim. Onlar yarın gelecek ama ben şimdiden yazayım tek başlık altında toplayım istedim... :)


Yarın gelecek iki kitabın ilki ilk Rita Hunter kitabım: Tatlı Tuzak. Yazarı net hikayesi olarak yayınlanan Yağmurla Gelen'le tanımıştım. Bu arada yazarımız Türk. Rita Hunter onun takma ismi. Kendisi historical romance'de kendi tarzını oluşturabilmiş bir yazar. Dönem aşklarını esprili de bir dille anlatıyor... 


Diğeri ise benim daha okuma yazmayı ilk söktüğüm zamanlarda, abimin ise ilkokul zamanlarında birlikte defalarca okuduğumuz bir yerel efsaneler kitabı: Ali Püsküllüoğlu - Efsaneler... O kadar çok okumuştuk ki kitap inanılmaz yıpranmıştı. Favorimiz de Yunus Balığı Sırtındaki Çocuk'tu... Yıllar sonra kitabı görünce abimle kendim için sipariş ediverdim... 





Kitapsihirbazında iptal edilen kitabım yerine kesilen hediye çekiyle alınacak kitaplar da bunlar. Şu an sepetimde, henüz sipariş vermedim. Lux serisi çok merak ettiğim bir seri, hemencecik edinmem lazım :) Bu sözü yazdıktan sonra dayanamadım, siparişi verdim :)

Almak istediklerim ise... 


Benim için ayrı bir yeri olan yazar Anna Campbell... Şuan yayınlanmış olan 3 kitabı da bende mevcut, henüz iki tanesini okudum. Anna Campbell erkekleri hep aşırı yaralı olur... Klasik historical romance'lerden daha farklı bir çizgisi olan ve kalemini çok sevdiğim bir yazar...  Kapağını da çok beğendim bu arada, renk ambiyansı harika!

Ve çocukluğumdan beri hayranı olduğum sanatçı Türkan Şoray... Hem oyunculuğuna, hem havasına, hem kişiliğine hayran olunası insanın, sanat hayatını anlattığı kitabı çıktı. Kapakta da benim en sevdiğim resimlerinden biri. İsim rengi harika... 
İstiyorum... İstiyorum.. 


Bu gidişle ilk paragrafta bahsettiği kararını uygulamakta çok ama çok zorlanacağı şimdiden belli olan benherneysemo, kaçıyor... Sevgilerle... 
Devamını Oku »

12 Ağustos 2012 Pazar

Sonsuza Kadar - Judith McNaught (Sequel #1)



Kitabın Adı: Sonsuza Kadar

Yazar: Judith McNaught

Orjinal Adı: Once and Always

Çeviren: Nihal Gökçe

Yayınevi: Epsilon Yayınları

Tür: Aşk / Romance

Sayfa Sayısı:  445

Yayın Yılı: 2007

Seri: Sequel
#1 Sonsuza Kadar
#2 Seni Beklerken
#3 Mutluluk




Bu kadar beklettiğim için kendime o kadar kızıyorum ki anlatamam. Okuduklarım içinde Westmorelandlar favorimdi, özellikle de Royce (Düşler Krallığı) ama Jason bambaşka ya. Herhalde onun yaşadıklarını yaşayan hiç kimse hayatta kalamazdı... 


Kadınlardan (anne veya eş) hiçbir zaman sevgi görememiştir. Babası soylu annesi ise basit bir kadındır ve babası onu amcasına emanet etmiştir. Diğer yaşadıklarını ise dinlerken bile insanı aşırı üzecek derecede. Kaptanın da dediği gibi ( ben onu çok sevmiştim) bırakın bunu size Jason kendi anlatsın... 



Victoria kızımızsa Amerika'da yetişmiş annesi İngiliz, babası İrlandalı bir doktor olan asi, uçarı ama sevgi dolu bir kızdır. Victoria da türlü acılar çekmiştir. Annesi ve babası ölmüştür, Victoria da kız kardeşiyle birlikte İngiltere'deki akrabalarının yanına gelmek zorunda kalmıştır. Amerika'daki sevgilisinden haber gelmemektedir.



Jason'ın sürekli hediye alması ve sürekli her güzel şeyden, her mutlu edici olaydan sonra mücevher alması çok içime dokunmuştu. Hiçbir zaman karşılıksız sevilemeyecek küçük bir çocuk gibiydi. 



Çok güzel bir hikayeydi ve benim favorilerim arasına yerleşti. Judith McNaught aşk romanlarını salt cinsellik ve birkaç güzel sözden ibaret kılan yazarlar gibi değil. Kitap boyunca her türlü duyguyu hissettirebilecek kadar güzel bir olay örgüsü sunuyor size. 



Sanırım alıntılar bile kitabın güzelliğini anlatabilir... 



Charles: "Birinci isim, genç Lord Crowley. Benden Victoria'ya kur yapmak için izin istedi."

Jason heyecansız bir sesle :"Olmaz," dedi. "Acele kararlar veren bir çocuk."

(...)

"Crowley'in arkadaşı Lord Wiltshire."
"Çok genç, sonraki?"
"Arthur Landcaster."
"Çok kısa boylu. Sonraki?"
Charles meydan okurcasına sert bir sesle, "William Rogers." dedi. (...)
"Hayır."
"Hayır mı?" Charles'ın sabrı taşmıştı. "Neden?"
"Rogers'ın ata binişini sevmiyorum."
"Ata-" Charles kulaklarına inanamıyordu, ne diyeceğini şaşırmıştı. "Pekala. Listemdeki son isim Lord Terrance." (...)
Jason'ın çenesi tehditkar bir şekilde kasıldı. "Ondan da hoşlanmıyorum..."
---



Victoria: "Birbirimizi sevmeye ve onurlandırmaya yemin ederken kilisenin çatısına yıldırım düşerse hiç şaşırmam."

Jason: "Düğünümüz kilisede olacak. Eğer yıldırım düşecek olursa da çatının onarım masraflarını ben karşılarım"

(...)



Güven dolu bir sesle konuşmaya çalışarak yemini tekrarlamaya başladı ama tam onu hep seveceğine yemin ettiği anda Jason bakışlarını birdenbire kilisenin kubbesine doğru kaldırdı, dudakları dalgacı bir gülümsemeyle hafifçe kıvrıldı. Jason çatıya yıldırım düşüp düşmeyeceğine bakıyordu... ---



Victoria: " Her şey için teşekkür ederim. Birçok açıdan bana karşı çok iyi çok cömert davrandın. (...) Kalmama izin verdin, bana güzel giyisiler aldın, partilere götürdün, benim için düello bile ettin. (...)

Hiç istemediğin halde benimle kilisede evlendin. (...) Bütün bunlar için teşekkür ederim"

Jason uzanıp elinin sırtıyla kızın solgun yanağını okşadı. Yumuşak bir sesle: "Rica ederim" dedi

Victoria : "Şimdi boşanmak istiyorum..."
---
"Elini boğazına götürerek titrek bir sesle : "Jason!" dedi. "Çok şükür sensin. Ben seni hırsız sanmıştım, tam bakmaya geliyordum."
Jason kızın hala yukarıda tutmakta olduğu muma bakarak, "Çok cesurca," dedi. " Ya gerçekten hırsız olsam ne yapacaktın, beni kirpiklerimi tutuşturmakla mı tehdit edecektin."




-----



"Çok iyi biliyorsun ki tek kelime bile okuman yok." (...)

"Sana okuyabilirim dedim" 

"Haydi, oku da görelim."

Victoria bilhassa ağırdan alarak adama yan yan baktı.
"Bunu yüksek sesle okumamı istediğinden emin misin?"
Jason sert sert "Evet, sesli sesli oku." diye yanıtladı.
Victoria en masum tavrını takınarak "Miss Kirby'nin önünde mi?" diye sordu.
"Ya oku ya da okuma bilmediğini kabul et." diye çıkıştı Jason.
"İyi o zaman." dedi Victoria. Boğazından yükselen kahkahayı bastırmaya çalışarak dramatik bir ifadeyle okumaya başladı. 

"Sevgili Jason, seni çok özledim, saatleri sayarak sabırsızlıkla gelişini bekliyorum. Sana bu güzel şiirleri, okurken beni ve birbirimizin kollarında geçirdiğimiz o tatlı geceleri düşünmen ümidiyle gön-"
Jason notu kızın elinden çekip aldı.
Victoria kaşlarını kaldırarak adamın gözlerinin içine baktı ve sakin sakin : "Not Fransızca yazılmıştı, ben okurken çevirdim." diye hatırlattı :)".




PUANLAMA: 

Not: Epsilon'a bu güzel yazarı bize kazandırdığı için teşekkürler ancak kitap kapaklarını daha özenli yapmalarını tercih ederdim açıkçası...
Devamını Oku »

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Sen Gelmeden Önce - Judith McNaught (Westmoreland #3)


Kitabın Adı: Sen Gelmeden Önce

Yazar: Judith McNaught

Orijinal Adı: Until You

Yayınevi: Epsilon Yayınları

Tür: Aşk / Romance

Sayfa Sayısı: 408

Westmoreland Serisi
#3 Sen Gelmeden Önce 


Bu benim okuduğum 2. Judith McNaught romanı ve kendisinin tarzını çok severim... 
Ve bu kitap tam bir romantik yanlışlıklar komedyasıydı… Okurken ya “Bu kadar da olmaz artık.” Dedim ya da “Ee, şimdi ne olacak?” dedim. Stephen soylu ve “bekar” bir gençtir ve İngiliz sosyetesinin gözdesidir. Sheridan ise kızıl saçları gibi asi ruhlu, babası tarafından bir erkek çocuk gibi yetiştirilmiş daha sonra teyzesinin himayesine verilmiş bir refakatçidir. İngiltere’ye evlenmek amacıyla gelen soylu  ve de şımarık bir genç kıza refakatçilik yapmaktadır ama bu genç kız kaçtığı için kızın nişanlısıyla konuşması gerekmektedir. Bir önceki gece kızın nişanlandığı soyluya arabayla çarparak ölmesine sebep olduğu için vicdan azabı içinde olan Stephen ise karşısındaki bayanı Baronet’in nişanlısı sanmakta ve durumu açıklamak istemektedir. Ancak Sheridan kaza geçirir ve hafızasını kaybeder. Stephen’ı nişanlısı zannetmektedir. Herkesin karşısındakini bir başkası sandığı eğlenceli bir hikayeydi.

 Stephen’ın Sheridan’a koca seçtiği, listelere bakıp hepsine bir kusur bulduğu kısımda çok gülmekle beraber en çok güldüğüm Nicki ve Stephen’ın kavga ettiği kısmı da alıntı olarak paylaşıyorum. Tavsiye edebileceğim bir Judith klasiği…


“ ‘Anlatacak bir şey yok.’ Dedi Nicki sakin bir tavırla. Ortadaki kart destesini alarak karıştırmaya başladı. ‘Bir evlilik tartışması yaptık.’ (…)

Nicki’nin hırpalanmış gömlek yakasına bakarak, ‘Ne! Evlilik mi!’ diye bağırdı. ‘İki erkek nasıl bir evliliği konuşabilir ki!’

Nicki kayıtsızca: ‘Damadın kim olacağını tartışabilir.’ Dedi. Cesur olanı sordu, ‘Karar verildi mi bayım?’ (…)

Nicki ortaya parayı sürerken ‘Evet’ dedi. ‘Ben sağdıç oluyorum…’ ”


Düşler Krallığı kitabına da zamanında okuyup bayılmış, bir süre Ah Royce ah diye gezmiştim. Bunda da insanın Stepheeeeen diyesi geliyor :) Sıradaki Judith kitabım Sonsuza Kadar. O kitabın karakterleri Victoria ve Jason bu kitapta da geçmekteydiler. Kısacası seriyi biraz tersten okudum sanırım :) Neyse bakalım, eminim ki çok sevilen bir kitap olduğunu bildiğim Sonsuza Kadar'da da Jasoon ahh diyeceğim... :) Görüşmek dileğiyle... 

PUANIM: 

Devamını Oku »