28 Şubat 2022 Pazartesi

Aşk ve Canavarlar - Film Yorumu (BCP - EKİM)

Merhabalar, :)
Aşk ve Canavarlar filmini bir akşam abim ve annemle izlemiştik abimin önerisi üzerine. Yorumunu yazmak aklımdan tamamen çıkmış. BCP Ekim ayı konusunun Ütopya - Distopya - Bilim Kurgu olduğunu görünce aklıma geliverdi.


Film Adı: Aşk ve Canavarlar
Orijinal Adı: Love and Monsters
Yönetmen: Michael Matthews
Senaryo: Matthew Robinson, Brian Duffield
Oyuncular: Dylan O'Brien, Jessica Henwick, Michael Rooker
Yıl ve Süre: 2020 (DVD-2021) & 1sa 49dk.


Türü distopya olan filmde dünyaya çarpmak üzere olan bir astreoit dünyadan gönderilen füzelerle durdurulur. Ancak füzelerden kaynaklanan kimyasal birikme dünyadaki haşeratları bir tür mutasyona uğratır -dev böceklerden vs. bahsediyorum- ve bunlar dünya nüfusunun %95'ini yok eder. Kalan bir avuç insan artık yer altlarında, güvenli sığınaklarında ufak gruplar halinde yaşamaktadırlar. Bunlardan biri de ailesini bu yaratıklar nedeniyle kaybetmiş olan Joel'dur. Joel, bildiğimiz dünyanın sonu karakterlerinin aksine biraz beceriksiz ve korkak bir karakterdir. Ki bence filmi eğlenceli kılan faktörlerden biri buydu. Dylan O'Brien da rolün cidden hakkını vermiş, bu roller nerdeyse üstüne yapıştı gerçi. :)

Joel'un dışarı görevlerine çıkmasına izin yoktur, o sığınaktaki işleri halletmektedir. Bir gün kurcaladığı telsiz aracılığı ile en son 7 yıl önce gördüğü aşkı Aimee ile iletişim kurar ve günlük telsiz konuşmaları yapmaya başlarlar. Ve bir yolculuğa çıkıp Aimee'in yanına gitmeye karar verir. Ancak doğru dürüst silah bile kullanmayı bilmeyen Joel için bu yolculuk DEV tehlikelerle doludur. 


Joel'un macerasında heyecan ve eğlence hiç düşmüyor. Önce terk edilmiş bir karavanda yalnız bir köpek buluyor. Ve bu köpek çok akıllı. Joel'a bir nevi yoldaşlık yapmış oluyor. İkisinin etkileşimleri aşırı eğlenceliydi.
Filmde beni hayal kırıklığına uğratan ilk şey de bize izlerini gösterdikleri köpeğin esas sahibi kızın hiç ortaya çıkmaması oldu. Nedense verdikleri sahnelerden sonra o kızın bir şekilde ortaya çıkacağını düşünmüştüm. Muhtemelen tamamen benim hayal gücümle alakalı bir durum. Düşündüğümde Joel bu yolculuğu tek mi yapsa köpekle mi yapsa daha eğlenceli olurdu diyorum ve kesinlikle ikinci seçeneği seçiyorum. 


Daha sonra Joel kendi gibi yolculuk yapan bir dede ve torunla tanışıyor. O zamana kadar bu yaratıklarla ilgili pek bilgisi olmayan Joel, bu adamdan onlara dair epey şey öğreniyor. Ve bunları bir deftere çok tatlı çizimlerle birlikte not ediyor. Filmde en çok beğendiğim şeylerden biri de bu defterdi. Ben ve böyle tutulan defterlere olan zaafım... 


Neyse filmde yaratıkların dışında artık nesli tükenmiş sevimli robotlar bile var. :p 

Tüm filmi kısaca değerlendirecek olursam eğlenceli vakit geçirecek, hafif bir film olarak görmekte fayda var. Bazı güzel mesajlar vermiyor değil ama görselleri ve eğlenceli yanlarıyla çok da derine inmiyor elbette. İzlerken bu filmi sinemada izlemek çok daha keyifli olurdu diye düşündüm bir yandan da. 
Çok büyük beklentilere girmeyeceğinize söz verirseniz (: filmi tavsiye edebilirim. <3
Netflix'te izlenecek bir şey aradığınızda şans verebileceğiniz eğlenceli bir yapım.  

Sevgiler.



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

27 Temmuz 2017 Perşembe

Fahrenheit 451 - Ray Bradbury


Kitap Adı: Fahrenheit 451
Yazar: Ray Bradbury
Çevirmen: Selim Yeniçeri
Yayınevi: İthaki Yayınları
 Sayfa Sayısı: 238
Basım: 2. Baskı: Haziran 2007



İlk olarak lisede okuduğum bu kitap ikinci okumamda da beni aynı şekilde etkilemeyi, düşündürmeyi başardı.
Klasik distopyaları ve klasik bilim kurguları apayrı severim. Yıllar önce yazılmasına rağmen günümüze o kadar güzel ışık tutup mesajlar yolluyorlar ki. 
Kitaptaki birçok şeyin yaşanabileceğini, bir kısmının da kısmen yaşanmaya başladığını rahatça görebilirsiniz. 

Bir devir düşünün ki itfaiyecilerin görevi yangın söndürmek değil, çıkarmak. Daha doğrusu kitap yakmak! Kitap adını zaten kağıdın yanma derecesi olan Fahrenheit 451'den alıyor. 




İnsanları televizyon izlemeye, her geçen gün daha geniş ekranlı televizyonlar almak için borca girmeye teşvik eden bir yaşantı. Kitap okumanın gereksiz görüldüğü, hatta yasak olduğu; yaya gezmenin, insanlarla sohbet etmenin, yüzünü yağmura dönmenin garip kaçtığı bir dünya. Hayatın içindeki ayrıntıları yakalayamadan; hızlı, acele, yüzeysel yaşanan, koşturma içinde bir yere yetişmeli. 
Hazır bilgilerle doldurulan, düşünülmeden geçen mutsuz ömürler. Kaldı ki mutluluk bile sorgulanan bir şey değil. 

O zamanlar distopya olarak yazılmış bu eserin bazı kısımları günümüzde artık geçerli. İnsanı dehşete düşüren bir durum. 

****

Kitabın konusundan bahsetmemişim. 
İtfaiyeci Guy Montag otuzlu yaşların başındaydı. Evliydi ve kitap yakıyordu. 
Bu yaşamı sorgulamak Clarisse ile tanışana kadar aklına bile gelmemişti. 17 yaşındaki olgun kişilik, Clarisse Montag'a daha önce hayalini dahi kurmadığı gerçeklerin kapısını açacaktı. 

Kitapların yakılmadığı, okunduğu; itfaiyecilerin yangın çıkarmak yerine söndürdüğü bir devir hiç olmuş muydu?


Sizi sorgulamaya iten bir distopya okumak isterseniz tavsiye ederim. 
Ayrıca kitabın başında yazarın bu kitabın konusunu nereden ilham aldığı, yazmaya nasıl karar verdiğiyle ilgili kendi ağzından bir de ön söz bulunuyor. O kısmı da ilgiyle okudum. 

Sevgiler :* 

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Distopik Kitaplarda Diktatör Rejim Olgusu ve Bu Konuyu Ele Alan Kitaplar




Distopyaları severim. Zaten bu etkinliği yapmamızın nedeni grupça bu türü sıkça okumamız. 

Ütopyadansa distopya tarzı kitapları okumak, bu konuda film/dizi izlemek bana daha cazip gelir. Okuduğum tüm ütopyalarda kendimce bir kusur, aksaklık bulmuşken; her şey bir türlü mükemmel olamazken distopyalardaki baştan aşağı bozuk düzen insanı kendine çekiyor. 

Gerçek hayatta bir ütopyada yaşamayı tercih edecekken kitaplarda okumak nedense beni esnetir, sıkıcı gelir. Distopyalarda insanın hem yıkıcı, hem de buna karşı çıkanlar sayesinde yapıcı gücünü bir arada görmek değişik bir his uyandırıyor. Bu tür 
çelik bir bıçağın yüzeyi kadar soğuk ve keskin, heyecan vericidir. İnsanoğlu işte hepimiz bir parça dram ve kaos olmadan yapamıyoruz. Oğuz Atay'ın da dediği gibi "Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor." 
İşte bunu en iyi hissettiren şeylerden biri de kitaplar. 

Bildiğiniz gibi distopyalar geleceğe dair olası, kötü bir senaryodur. 
Bu senaryoyu da oluşturmanın bir çok yolu olabiliyor. 
salgın hastalıklar, totaliter rejimler, zombi saldırıları, uzaylı istilaları, suyun/havanın tükenmesi, insanların dünyayı terketmek zorunda kalması, göktaşları, çevre kirliliği, iklim değişiklikleri, teknolojinin insanları ele geçirmesi... 

En çok rastladıklarımızdan biri ise totaliter rejimdir, diktatör rejim de diyebiliriz.

Burada sınıf ayrımını ve bu sınıfların hiyerarşik bir şekilde sıralanmasını; yani kast sistemini de açıkça görürüz. Fakir daha fakir, zengin daha zengindir. Ve alt sınıfta olanlar rahatça sömürülüp gözden çıkarılabilir. Yani toplumun yükünü çekenler en çok kazananlardır. 

Baskıyla ya da alt tabakayı türlü vaadlerle kandırmak suretiyle yönetilirler. Ve genelde okuduğumuz bu rejime karşı çıkanların mücadelesidir. seçilmiş kişi/kişilerdir bunlar. Her ne kadar filmler/diziler, kitaplar bu durumun seçilmiş kişiler aracılığıyla değiştirilebileceğini pompalasalar da bazen gerekli olan sadece toplumun bunu istemesidir.

Bu konuyu temel alan kitaplardan bahsetmek gerekirse;


#1 Açlık Oyunları

Bu seriyi bilmeyen yoktur sanırım. Bir dönem hem kitaplarıyla, hem de filmleriyle epey popülerdi. Ve güzel de bir seriydi.

 Eskiden Kuzey Amerika'nın olduğu yerde Panem diye bir devlet var. Devletin merkezi bir nevi asillerden oluşan Capitol. Buradaki herkes her türlü hakka sahip bir tür üst sınıf... 

Bir de mıntıkalar var. Toplamda 12 mıntıka var. Her mıntıkanın uzmanlaştığı bir alan var. Balıkçılık, tarım gibi... Eskiden 13. mıntıka da varmış, ancak daha önce mıntıkalarda oluşan ayaklanmada 13. mıntıka tamamen yok edilmiş. Ve her yıl bunu anmak için her mıntıkadan bir kız, bir erkek Açlık Oyunları'na katılıyor. Ölümüne bir oyuna...    

                                                               
seriye dair yorumum için TIKTIK!



#2 Kızıl Yükseliş - Pierce Brown

Bu kitap benim okuduğum son zamanlarda okuduğum en iyi distopyalardan biriydi. 
İçinde bir parça bilimkurgu da olan heyecanı yüksek bir seri. 




#3 Fahrenheit: 451 - Ray Bradbury

Bu kitap benim Okuma Etkinliği'miz için tekrar okumaya karar verdiğim kitap. Ayrıntılı yorumum gelecek. Kitapların yakıldığı bir gelecekte geçiyor. 



#4 George Orwell 

George Orwell politik eleştiri konusunda güçlü bir isim. 1984 ve Hayvan Çiftliği isimli kitapları zaten kültleşmiş durumda. Okunması gerekenlerden. 



#5 Kül - Shani Petroff & Darci Manley

Yine aynı temayı alan bu kitabın yorumunu One Better Day'den okumak için TIKTIK!

---

Bu konuda bahsedilebilecek hem klasik, hem güncel birçok kitap var. Birkaç örnek vermekle yetiniyorum bu kez. 

Sevgiler :*
 



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
x

Devamını Oku »

20 Temmuz 2017 Perşembe

Okuyan Kızlar Kulübü Distopya Okuma Etkinliği



Herkese merhaba!!
OKK ve can dostlarımız ile beraber bir okuma etkinliği düzenleyelim dedik. Hepimizin sevdiği bir tür olan "distopyayı" seçtik.  4 gün sürecek olan etkinliğimizde hem distopya üzerine yazılar yazacağız hem de her birimiz seçtiğimiz kitapları okuyup, yorumlayacağız. 


Benim seçtiğim kitap yıllar önce okuduğum, tekrar okumak istediğim ve bu türde akla ilk gelen kitaplardan biri olan: Fahrenheit 451 - Ray Bradbury

Kitabın konusu ise şöyle: 


Guy Montag işini seven bir itfaiyeciydi. On yıldır kitap yakıyordu. Gecenin bir yarısında yola çıkışlarını, alevlerin kitapları yutuşunu hiç sorgulamamıştı... Hiç sorgulamamıştı, insanların korkusuzca yaşadıkları bir geçmişi anlatan o 17 yaşındaki genç kızla karşılaşana dek... Montag'ın hayatındaki bütün yanlışlar doğrularla yer değiştirir o andan sonra... İşini, eşini, yaşayışını yeni bir gözle değerlendirir. Önünü alamadığı duyguları onu, asla tahmin edemeyeceği şeyler yapmaya iter. Sansüre, totaliter yönetimlere, kültür endüstrisine ve uzunca bir süredir sürdürdüğümüz yaşam tarzına yönelik en keskin eleştirilerden biri. Okuyun ve kendinizi yeni baştan kurun.



Etkinlik Takvimi


20.07.2017
Duyuru - Tanıtım


21.07.2017
Kitap Tutkusu - Sevdiğim ve Sevmediğim Distopya Karakterleri
Fighting!! -  Distopya Türünden Uyarlanan Filmler ve Okuyucu Tepkileri


22.07.2017
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Distopik Kitaplarda Diktatör Rejim Olgusu ve Bu Konuyu Ele Alan Kitaplar
Fighting!! - OKK'nin Distopya Kitap Önerileri


23.07.2017
Kitap Tutkusu - Kızıl Yükseliş/Pierce Brown
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Fahrenheit 451/Ray Bradbury
Fighting!! - Labirent:Ölümcül Kaçış/James Dashner
One Better Day - Kül/Darci Manley
Evil'in Dünyası - The 100/Kass Morgan




Etkinliğimize katıldıkları için One Better Day ve Evil'in Dünyası'na çok teşekkür ederiz. 

Etkinliğimize herkesi bekleriz.^^





Devamını Oku »

29 Mayıs 2015 Cuma

21. Gün/The 100 - Kass Morgan (The Hundred #2)


Kitap Adı: The 100
Yazar: Kass Morgan
Çevirmen: Arın Zengin
Yayınevi: Go! Kitap
 Sayfa Sayısı: 312
Basım: 2015
Seri: The Hundred #2

Seri Sıralaması:
#3 Eve Dönüş / Homecoming


Dın dın dın Yasal Uyarı: Öncelikle ilk kitabı okumayanların yorumumu okumasını, tavsiye etmem, özellikle konudan bahsedeceğim kısmı. Hatta ilk kitabı okumayanların 2. kitabın arka kapağını okumasını bile önermem. İsmi 21. Gün, o 21 günde olanları ufaktan özetliyor. Benden uyarması. :* 

"İnsanlar gemiye binmek için para vermek zorunda değildi."
"Öyle mi? O zaman koloniciler nasıl seçildi?"
"Tarafsız ülkelerden geldiler. Nükleer savaşa kapılmayacak kadar açgözlü ve aptal olmayanlardan."
"O zaman neden gemideki herkes aynı dili konuşuyor?"

 Birinci kitapta yüzlümüz Dünya'ya gelmiş ve kitabın sonunda Dünya'da yalnız olmadıklarını öğrenmişlerdi. Bu kitapta ise bir yandan Dünya'lılarla ilgili gerçekleri öğrenip, dost mu düşman mı olduklarını ayırt ederken; kendi sırları, diğerlerinden sakladıklarıyla da sınanacaklar. Dünya'da işler gerçekten karışıyor. 
Diğer yandan ise gemidekilerin de huzuru bozulmuş durumda. Çünkü gemi sonsuza kadar havada duracak şekilde tasarlanmadı ve artık oldukça eskidi. Ortaya çıkan sorunlar nasıl aşılacak? 

Ben kesinlikle bu kitabı ilk kitaptan daha çok sevdim. Sanki ilk kitap araziyi tanımak içindi. Dünya, koloni ve karakterleri tanıdık, öğrendik; sırlarına kapıldık. Bu kitapta ise iki taraf için de bir ölüm kalım mücadelesi söz konusu. 
Ama beni kesinlikle gemide olanlar çekti. Dünya'da olanları da okusam da o kadar delice merak etmedim, bir kısmını tahmin ettim. Ama gemide olanlar hakkında fikir dahi yürütmedim, soluksuzca okudum *_*
Glass'ı daha bir sevdim ki benim yüzlü içinde favorim yok. Gerçi hala yok ama Luke&Glass'a kendimi daha yakın hissediyor gibiyim. Clarke'dan da daha bir uzaklaştım bu kitaptan. Hiç haz etmiyorum kendisinden.
Ayrıca gençlik olduğundan mıdır nedir bazı düşünceler, bazı duygular pek çabuk değişti. Bu da benim pek hoşuma gitmedi.

Çeviri, kapak, tasarım, puntoya kadar her şey güzeldi. Ancak bir iki yerde Glass yerine Clarke; Bellamy yerine Wells yazılmıştı. Ama çok takılmadım. 

İkinci de birinci gibi öyle can alıcı bir yerde bitti ki olayların nasıl bağlanacağını çok ama çok merak ediyorum. Özellikle Glass&Luke için.

PUANIM: 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

16 Mayıs 2015 Cumartesi

The 100 - Kass Morgan (The Hundred #1)


Kitap Adı: The 100
Yazar: Kass Morgan
Çevirmen: Arın Zengin
Yayınevi: Go! Kitap
 Sayfa Sayısı: 297
Basım: 2014
Seri: The Hundred #1

Seri Sıralaması:
#3 Eve Dönüş / Homecoming



"O seni seviyor Clarke. Çoğu insanın hayatı boyunca aradığı bir sevgi bu."
"O zaman, senin iyiliğin için söylüyorum, umarım öyle bir şey bulmazsın."


Dünya'da yaşanan nükleer bir felaketin ardından insanlar 300 yıldır yörüngedeki bir uzay gemisinde yaşamaktadırlar. Kaynaklar kıt olduğu için çok sıkı önlemler alınmaktadır. Örneğin; birden fazla çocuk sahibi olmak ölümle cezalandırılır. Ancak bu sonsuza kadar bu şekilde devam edemeyeceği için çözüm yolları aramak zorundadırlar. 300 yıl sonra Dünyanın yeniden yaşanabilir bir hale gelip gelmediğini, radyasyon durumunu öğrenmek için 100 suçlu çocuğun dünyaya deney ve keşif amaçlı gönderilmesine karar verilir. Zaten çocuk suçlular 18 yaşını doldurduktan sonra idam edilmektedir. 

Dünya'nın yaşanabilirliğini araştırırken hayatta kalma mücadelesi veren The 100'ün farkında bile olmadığı çok büyük gerçekler vardır. Ayrıca gemide de işler hiç yolunda gitmemektedir. 
İnsanlığın kaderi artık bu yüz çocuğun elindedir. 

Kitap dört karakterin ağzından günümüz ve flashbackler şeklinde anlatılmaktadır. Bu benim çok hoşuma gitti. Olayları ve o olaylara neden olan şeyleri farklı bakış açılarından etraflıca öğrenebildik. 
Bu karakterler Glass, Clarke, Wells ve Belamy'dir. 
Glass, son dakika yerine geçen (olaylar olaylar) Belamy nedeniyle gemide kalmıştır. 
Diğer üçü ise Dünya'ya gitmiştir. 
Böylece hem Dünya'daki, hem de gemideki gelişmeleri takip edebildik. 

Karakterleri de sevdim ama bayıldığım, favori bir karakterim olmadı. En az hoşlandığım ise Clarke oldu maalesef. 

Bir solukta okunabilecek bir kitap. İnanılmaz akıcı ve karmaşadan uzak. Okuduğum son kitaptan o kadar etkilendim ki ondan sonra azıcık basit geldi. Ama konuyu ve işlenişini sevdim. Tam bir Genç Yetişkin romanı. Sonu da hem Dünya, hem gemi açısından çok can alıcı bir yerde bitti. O yüzden hemen 2. kitap 21. Gün'e başladım. 
Özellikle gemideki gelişmeleri çok merak ediyorum. 

Sevgiler :* 

PUANIM: 
3,5'tan 4



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Kızıl Yükseliş - Pierce Brown (Red Rising Trilogy / Kızıl İsyan #1)


Kitap Adı: Kızıl Yükseliş
Yazar: Pierce Brown
Çevirmen: Selim Yeniçeri
Yayınevi: Pegasus Yayınları
 Sayfa Sayısı: 445
Basım:  Nisan 2015
Seri: Red Rising Trilogy / Kızıl İsyan #1

Seri Sıralaması:
#1 Kızıl Yükseliş / Red Rising
#2 Altın Oğul / Golden Son
#3 Sabah Yıldızı / Morning Star


"Ölüm söylediğin kadar boş bir şey değil. Asıl boşluk, özgürlük olmadan yaşamaktır, Darrow. Boşluk; korku, kayıp ve ölüm korkusu tarafından zincire vurulmuş halde yaşamaktır. Ben o zincirleri kıralım diyorum. Korku zincirlerini kırarsak, bizi Altın'lara, Toplum'a bağlayan zincirleri de kırarız."

Kızıl Yükseliş duyurulduğu günden beri ilgimi çeken kitaplardan biriydi. Eminim bir çoğunuzun da hemen ilgisini çekti. Kapak tasarımıyla ve konusuyla öne çıkan bir kitaptı. Ciltli ve ciltsiz baskı olarak iki şekilde basıldı. Ben de çıkar çıkmaz kitabı satın aldım, ciltli baskılara zaafım olduğundan ciltli versiyonunu tercih ettim. Kitap elime ulaşır ulaşmaz okumaya başladım. Bu arada kitabı resmen işe gidip gelirken, yollarda okuyup bitirdim. :) Neyse, daha ilk bölümden beni yakaladı ve etkilendim. Her bölümde beğenimin, şaşkınlığımın ve etkilenmemin dozu biraz daha arttı. 
Ve durum böyle olunca daha ilk bölümden kitaptan ne kadar etkilendiğime dair kızları da taciz etmeye başladım. Bir kitaptan daha en başından bu kadar etkilenmek benim için çok nadir olan bir durumdur. Genelde de 'İşte budur!' diye kolay kolay başlamam. Kitabın temposu, şaşırtıcılığı ve etkileyiciği hiç düşmedi, aksine bölümler devam ettikçe sürekli arttı.
Her bölümle kurduğum bir cümle vardı: "Bu kitap beni daha ne kadar şaşırtabilir?" Ama bu sözümün aksine daha fazla şaşırtmaya devam etti. 

Konudan bahsedersem; insanlar artık dünya dışında, başka gezegenlerde koloniler kurmuştur. Bunlardan biri Mars'tır. İnsanlık renklere göre sınıflara ayrılmıştır. Toplumu yöneten en üst sınıf Altınlardır, bir nevi üstün ırktırlar. En alt sınıf ise Kızıllardır. Kızıllar gün yüzü görmeden toprağın altındaki madenlerde çalışıp, gezegeni gelecekteki nesillere hazırladıklarını zannetmektedirler. Bunun gururuyla çalışmaktadırlar. Gezegen yaşanabilir hale geldiğinde emeklerinin karşılığını fazlasıyla alacaklardır. Ve sürekli verilen mesaj şudur: 
"İtaat en yüce erdemdir." 


Ancak Kızıllar kandırılmışlardır. Gezegen çoktan insanlaştırılmıştır ve diğer renkler sefahat içinde yaşamaktadırlar. Kızılların beklediği gün asla gelmeyecektirler. Onlar toplumun köleleridirler. 
Darrow da bu şekilde yaşayan Kızıllardan biridir. 16 yaşındadır ve kolonilerinin göz bebeği olan Eo'yla evlidir. Babası bir tür isyan kabul edilen dansı yaptığı için asılmıştır. Eşi, Darrow'a kandırılmışlıklarını gösterdikten sonra aynı şekilde asılır. Bir şekilde Ares'in oğullarının himayesine giren Darrow, altınların arasına sızacak, toplumu zincirlerden kurtarmaya çalışacaktır. 
Bunun için öncelikle altınların eğitimlerini alıp, yükseldikleri Enstitü'ye girmelidir. Ancak her şey sınavlarla bitmiyordur. Enstitü'nün sıra, masa, defter, kitap tarzı bir okul olmadığını anladığında Darrow, kendini bir ölüm kalım mücadelesinin içinde bulur. Olaylar böyle başlar.

"Ben dünyaları ateşe verecek olan kıvılcımdım. Ben zincirleri kıracak olan çekiçtim."

Üç kitaplık bir seri. 3. kitap henüz yurtdışında da çıkmadı. Okurken ara ara aklınıza Açlık Oyunları serisi gelebilir. Distopya olmaları, yine kandırılan ve aç bırakılan kolonilerin varlığı, yöneten üst tabakanın tavrı ve tarzı, verilen ölüm kalım mücadelesi gibi yönlerden benzer olmalarının yanı sıra bu kitabın çok daha farklı bir yolu olduğunu söyleyebilirim. Sadece Açlık Oyunlarını akla getirebilir, sonuçta yukarıdaki gibi ortak yanları var. Onun dışında çok da fazla paralellik yok, Kızıl Yükseliş çok çok daha farklı bir kitap. Ve bana göre daha üst düzey bir kitap.
Bu seriyi beğenmekle  kalmadım, bayıldım. Üçyüz milyonuncu kez dediğim üzere beni çok etkiledi, birçok yerde resmen vurdu. 
Beni en çok çarpan kısımlardan biri şuydu: 

"Gülümsememe rağmen, içten içe ne kadar soğuk olduğumu bilmiyordu; sohbet, mimikler, gülümsemeler, hepsi roldü. Matteo beni iyi yetiştirmişti fakat hakkını vermem gerekirse Julian hiç de canavara benzemiyordu.
Bir canavar olmalıydı."

Bu kısım hakkında belki de sayfalar dolusu yazabilirim. Düşmanının, hepsini öldürecek kadar bilendiğin bir sınıfın canavar olmasını beklemek, canavar olmaları işleri kolaylaştırırdı herhalde. Ama hepsinin öyle olmadığını görmek, bambaşka taraflarını tanımak oldukça çarpıcıydı bana göre. 

Tüm renklerin sembolleri ve piramitteki yeri ise şöyle:

Distopya severlerin çok beğeneceğini düşündüğüm bir seri.
Ben de devamını merakla bekleyeceğim. 
Sevgiler :*

PUANIM:


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »