28 Kasım 2013 Perşembe

Saplantı - Jennifer L. Armentrout




Lux serisini okurken biri bana Arumları seveceğimi söylese "Hadi oradan!" derdim... Ancak Luxenlere gıcık olduğum, Arumlara kanımın kaynadığı -bayağı bir kaynadığı^^- bir okuma süreci oldu. :)   

Önce konudan bahsedelim. Serena en yakın arkadaşı Mel'le bir gece kulübünde otururken arkadaşının anlatıklarının uçukluğunu ancak onun sarhoşluğuna verebilirdi. Ne var ki Mel'in içinde bulunduğu korku onu şüphelendirdi. Üstüne bir de öğrendiği bazı bilgiler nedeniyle Mel, Serena'nın gözleri önünde bir Luxen tarafından öldürülünce, Serena kendini Savunma Dairesinin korunmasında ve bir Arum olan Hunter'ın insafına kalmış olarak buldu... 

 Arumların ve Luxenlerin karanlık noktalarını gözler önüne seren bu kitapta, Savunma Dairesi'nin de gerçek yüzünü görebiliyorsunuz...   'Lux serisinde tarafımızı Luxenlerden yana seçtik, ışığın tarafını seçtiğimizi düşündük ve Luxenlerin can düşmanları Arumları hep karanlık, çirkin, kötü bildik. Luxenleri korumak istedik, Arumlara "Boyunuz posunuz devrilsin, iki yakanız bir araya gelmesin." demek istedik... Ta ki Arumlara söz hakkı doğup, onlar kendilerini anlatmaya başlayana kadar... ' demiştim bir önceki yazımda.  

Serinin  spinoffu olan bu kitapta da Arumların dünyasına daldık. Arumlar gibi karanlık yaratıklara da new adult tarzı yakışırdı zaten. Yazar young adulttaki başarısını new adultta da göstermişti hatta şahlandırmıştı diyebiliriz. Kitapta en sevdiğim şey yazarın bir Hunter'ın, bir Serena'nın gözünden anlatmasıydı olayları. Uzun zamandır bu tarz kitapları hep bayan karakterlerin ağzından okuyoruz ve maalesef bu kızlarımızın bir kısmı yarım akıllı, onların zihinlerinde olmak insanı boğabiliyor. Bu kitapta ise Serena yarım akıllılıktan  uzak harika bir bayan karakter ve bakış açıları öyle doğal geçiş yapıyor ki, ben çok sevdim. Bazı kitapların sonundaki erkek karakterin gözünden anlatılmış bir bölüm bile bizi mutlu etmeye yeterken bunun etkisini bir düşünün :) Darısı sadece erkek karakteri gözünden anlatılan kitapların başına... 

Son olarak kitap tek kitap değil de seri olacak gibi. Çünkü hikayesini okumak istediğim bir kaç karakter var ve ucu açık bırakılan bazı konular var... Umarım devamı da gelir. ^^ 




Devamını Oku »

24 Kasım 2013 Pazar

OKK 21. Blog Tur: Işıldayan Luxenler Mi, Yoksa Karanlığın Çocukları Arumlar Mı?



Malumunuz Lux serisiyle uzaylılar girdi bir anda hayatımıza. Fantastik karakter dünyamız, dünyalı yaratıklarla doluyken; "Isır beni X" derken; bir anda dünya dışı transfer yaratıklar ele geçirdi bir kısım okuyucuyu. Rivayet odur ki "Işınla beni Scotty!" lafının yerini "Işınla beni Daemon!" almıştır. 

Okuyucularını ilerideki bir UFO olayına ya da uzaylı saldırısına karşı hevesli kılan Luxenler, "Uzayda hayat var mı bilmiyoruz ama uzayda 'taş' varmış!" dedirtmişlerdir. :p
Lux serisinde tarafımızı Luxenlerden yana seçtik, ışığın tarafını seçtiğimizi düşündük ve Luxenlerin can düşmanları Arumları hep karanlık, çirkin, kötü bildik. Luxenleri korumak istedik, Arumlara "Boyunuz posunuz devrilsin, iki yakanız bir araya gelmesin." demek istedik... Ta ki Arumlara söz hakkı doğup, onlar kendilerini anlatmaya başlayana kadar...  


O zaman bize de onlara karşılıklı söz hakkı vermek düşer:

Arum: Beni bu parlak çocukla konuşturmak istediğinize inanamıyorum. Muhtemelen kendini beğenmişlikten, iki cümleyi bir araya getiremeyecektir. 



Luxen: Ona parlak çocuk değil Luxen deniyor bir kere. Ancak mükemmelliğimizin gerçekliği düşünülürse bu kendini beğenmişlik değil, olanı olduğu gibi kabul etmek sadece. Karizmatik yanımızın bir kısmı da buradan geliyor zaten... 


Arum: Ampul gibi parıldamanın çok karizmatik olduğunu ancak bir ampul söyleyebilirdi zaten. 

Luxen: Dönüşürken üstüne zift dökülmüş gibi olmak daha karizmatik sanki.

Arum: En azından ben buradayım diye bağırmıyoruz dönüşürken Sayın Gökkuşağı. Savunma Dairesine bizi açık eden de sizin bu deniz feneri gibi parlayarak sorumsuzca dolaşmanız zaten. 

Luxen: İçinizdeki o saf kötü yan hemen kendini belli ediyor, benimle bu şekilde konuşman içinde bulunduğun ezik duruma yardımcı oluyor mu bari? Aramızdaki savaşın nedeni bile, sizin bu Luxenleri öldürmeye programlı kötülüğünüz... 

Arum: Aramızdaki savaşın nedeni ateş böceği, sizin her şeyi yakıp yıkıp ezerek mutlak güce ulaşma arzunuz. Mutlak güç neyi doğurur bilirsin, mutlak yozlaşmayı... 

Luxen: Hey!.. Obsid...

Tamam, tamam çocuklar; bu kadar yeter! Anlıyorum ki karşılıklı medenice konuşmanızı beklemek yanlış bir kararmış. Okuyucuya daha fazla rezil olmadan ben anlatayım en iyisi...

 ***

Efendim, Luxenler ve Arumlar dış görünüş olarak oldukça cezbediciler, bu konuda emin olun birbirlerine karşı herhangibir üstünlükleri yok. Ayrıca iki taraf da dünyaya karşı oldukça alaycı. Deamon'ın Katy'e olan alaycılığını az-çok biliyorsunuz, Saplantı'da Arumları bize temsil eden Hunter da aynı şekilde alaycı. Kızımız Serena onun için şöyle diyor: "Dolgun, çekici dudakları kimselerin bilmediği bir espriyi yalnızca kendisi biliyormuş gibi bir edayla köşelerden yukarı doğru kıvrılmıştı."  Ancak Hunter fazla olarak inanılmaz küfürbaz. Patronu ona şöyle diyor: " Bir gün bu tavrın ve ağzı bozukluğunla başını belaya sokacaksın."  

Luxenler daha organize, daha birlikte yaşamaya, Şirinler Köyü kurmaya eğilimliyken Arumlar biraz daha özgür ve tek takılmayı seviyorlar gibi. Ha, bu demek değil ki Arumlar için aile önemli değil. Hunter'a baktığımızda kitaptaki konumunun nedeninin kardeşi olduğunu görebiliyoruz. 

Lux serisi Young Adult'ken, Saplantı New Adult olduğundan mıdır nedir; okurken Hunter, Lux serisinden tanıdığımız Luxenlerden daha bir olgun ve abi konumunda geliyor insana. Daha cesur, daha yalnız, daha sert, daha karanlık, daha küfürbaz ve daha arzulu. Evet, evet... Yine kitabın türünden midir, yoksa Arumların şahsi özelliklerinden midir nedir Arumlar cinsellik konusunda daha faaller Luxenlere göre. Luxenler, evlenip çocuğa karışıp, tür devamı amaçlarken, Arumların bu konuda pek kaygıları yok gibi. Zevk amaçlı yaşıyorlar. (İnanın yazdıklarım bana bile tuhaf görünüyor. :p )

Dönüşüm konusunda bana göre kesinlikle Arumlar önde. Luxenler; Serena, Mel ve Hunter'ın deyimiyle ampul gibi görünürken, Hunter siyah mermerden bir heykel gibi görünüyor. Etrafındaki tüm ışığı içine çeken bir kara delik gibi... Çok daha cezbedici yani. 

Arumlar yaratılış itibariyle olsa gerek daha öldürücüler. Natureborn Killer'lar bir nevi. Öldürmek konusunda Luxenler'in aksine tereddüt bile etmiyorlar. Bu yüzden olsa gerek daha iyi dövüşüyorlar. 

Ancak iki tarafın da dövüş konusunda birbirlerine karşı bir zaafı var. Obsidiyen Arumlar için öldürücü olabilirken; Oniks ise Luxenler için öldürücü, hatta bazı durumlarda ölmekten beter edici. İki taraf da bunların farkında. 
Peki hangisi daha üstün?
 Kararı size bırakıyorum. 

Ancak benim fikrimi sorarsanız; ben Melekler ve Şeytanlar arasında kalmış Dean taktiği kullanırım. En iyisi Dünya Barışı ^^  



Devamını Oku »

20 Kasım 2013 Çarşamba

OKK 21. Blog Tur: Saplantı - Jennifer L. Armentrout, Tanıtım - Takvim - Çekiliş






Herkese merhaba!

OKK’nin 21. Blog turunun konuğu DEX Plus’tan  çıkan Saplantı! Saplantı kitabı, Lux serisinin  yan kitabı, yetişkinlere hitap ediyor ve bu kez Arumlar ile ilgili! 

Kitabımızı tanıyalım:



Luxenler ve Arumlar, Lux serisinden bağımsız da okunabilecek Saplantı’da çok daha baştan çıkarıcılar.


Ukala, zorba ve tapılası bir adam.

Korunmaya muhtaç, küfürbaz ve ateşli bir kadın.



Hunter acımasız bir katil.

Devlet için kötü adamları öldüren bir uzaylı.

Işığın çocukları Luxenleri yok etmek için doğmuş bir Arum.
Yaptığı işten de çok memnun, ta ki, bir insanı korumak zorunda bırakılana dek.
Serena, en yakın arkadaşı, senatörün oğlunun doğaüstü bir varlık olduğunu söylediğinde, ona inanmamıştı. Kim inanır ki?
Ne yazık ki sonrasında korkunç bir olaya şahit oldu.



Hunter ve Serena, ateş ve barut gibi… Bir arada olmaları çok tehlikeli…



Sonunda Hunter yapmaması gerekeni yapıyor.

Hem de defalarca.

Tur Takvimimiz
20 KasımTanıtım - Çekiliş

21 Kasım

Fighting!!! – Ön Okuma
Kitap Tutkusu – Jennifer L. Armentrout / Yazar ve Kitapları Hakkında Bilgi

22 Kasım
Fighting!! – Altı Çizilesi Satırlar
The Reading Lady - Geçmişten Günümüze Hayatımıza Giren Uzaylılar

23 Kasım

Kütüphanemden Kitap Manzaraları – Işıldayan Luxenler Mi, Yoksa Karanlığın Çocukları Arumlar Mı?

24 Kasım
Yorum
The Reading Lady
Pudra Tozu
Kitap Tutkusu
Kütüphanemden Kitap Manzaraları
Fighting!!

Çekiliş: Fighting!!


BONUS!

Tur boyunca LUX serisi kitaplarının yorumları da her öğle sizlerle olacak!
Katkılarından dolayı DEXPLUS’a teşekkür ederiz.




Devamını Oku »

11 Kasım 2013 Pazartesi

32. İstanbul Tüyap Kitap Fuarı


Klasik Tüyap fotoğrafımızla başlayayım. Her sene manzara değişmez ama bu foto yine de çekilir. :p Bu sene fuara 2 kere gittim, ilki Okuyan Kızlar Kulübü olaraktı, ikincisi ise fuarın son günü best friendim G ileydi. Geçen sene fuarda pek indirim olmadığından bahsetmiştim, bu sene geçen seneye göre biraz daha iyiydi. Ancak ilk gittiğimizde katılımcı sayısı beni şok edecek derecede azdı, çok ama çok tenhaydı. İkinci gidişimiz hem hafta sonu, hem de fuarın son gününe denk geldiği için çok kalabalıktı. 

Elimde okunacak uçuk sayıda kitap olduğundan fuardan pek kitap almayı planlamıyordum açıkçası, yine listemin dışına çıktım, hiç şaşırmadı eminim beni tanıyanlar :p 

Bakalım neler almışım :) 


Kitaplarım ise böyle, tek tek saymama gerek yok sanırım. Kesinlikle okumak istediklerimi almaya çalıştım. 

Bu sene G ile sahaf reyonlarına da uğradık :) Bu resmi sırf  bana bakan Medikal Psikoloji kitabı için çektim :p 


Dolunayda Aşk kitabını 5tl ye sahaf kısmından aldım :) 

Bu sene abartmadan alışveriş yaptığım çok keyifli bir fuar oldu. 

Herkese bol kitaplı günler :)  -Evet bu sözü blog ikizimden çaldım :/ - 

Kitap Fuarları Yazıları:


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

21 Eylül 2013 Cumartesi

OKK 10. Blog Tur: Ayaklı Bela - Jamie McGuire - YORUM



Kitap Adı: Ayaklı Bela
Kitabın Orijinal Adı: Walking Disaster
Yazar Adı: Jamie McGuire 
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı:  472
Basım Yılı: 2013


İlk kitapta Abby'den dinlediğimiz hikayeyi bu sefer olayın esas kahramanı Travis'ten dinliyoruz. Aslında yaptığı hataları neden yapmış, ne düşünmüş, ne hissetmiş... 

İlk kitapta Abby'nin bakış açısını malesef ki sevmemiştim. Ancak bu sefer olayların büyük bir kısmını yeniden  Travis'ten dinliyoruz. Ben normalde kitap sonlarında erkek karakterin gözünden anlatılan 1-2 bölümlük kısmı sever, kana kana içeri gibi okurum. Ama kitabın yarısından çoğunu yeniden yeniden okumak ne kadar Travis'in bakış açısını ve anlatışını daha çok sevmiş olsam da beni sıktı. Tabi kitap ilk kitabın tekrarından ibaret değil. Tatlı Bela'nın devamında ne olduğunu da bu kitapta öğreniyoruz, hem de daha uzun bir zaman diliminde geçenleri... 


Olaylar beni yine içine çekemese de Travis'in daha ayrıntılı, duygu ve düşüncelerine daha fazla yer veren doğal anlatımını Abby'nin tek düze, ayrıntısız anlatımından çok daha sevdiğimi belirtmeliyim. Bu kitap benim için Tatlı Bela'dan bir adım daha öndeydi... 

Puanım: 3.5


Yabancı Yayınları'na teşekkürler...


Devamını Oku »

18 Eylül 2013 Çarşamba

OKK 10. Blog Tur: Ayaklı Bela - Jamie McGuire



Okuyan Kızlar Kulübü 10. Blog Turuyla karşınızda. Konuğumuz Jamie McGuire'ın Tatlı Bela kitabının devam kitabı Ayaklı Bela... Tur kapsamında ilk kitap Tatlı Bela'yla ilgili de postlarımız olacak.

-Kitabı Tanıyalım-

Aşıksan başın belada!

Abby Abernathy; geçmişini unutmak için kalkıp uzak bir şehre okumaya gelen, temkinli, kendi hâlinde bir kız. Travis Maddox; hayatını dövüşerek kazanan ve aşka inanmadığı için tek gecelik ilişkilerle avunan bir erkek. Aşk ve bela birbirine hiç bu kadar yakışmadı...

Travis annesinden hayatla ilgili iki şey öğrendi: Aşkı bul. Ve onun için ölümüne mücadele et. 

Bu hikâyeyi biliyorum demeden önce bir kez daha düşünün. Her aşk hikâyesinde iki taraf vardır: Esas oğlan ve esas kız. Tatlı 
Bela'da esas kızı dinledik; peki ya, esas oğlan? 

Bir erkeğin aşkı için verdiği mücadeleyi kendi ağzından tüm içtenliğiyle dinlemeye hazır olun...
(Tanıtım Bülteninden)



TUR TAKVİMİMİZ

18 Eylül 2013

Tanıtım ve Çekiliş
Pudra Tozu
Kütüphanemden Kitap Manzaraları
The Reading Lady
Kitap Tutkusu
Çekiliş: 
Fighting!!!



19 Eylül 2013

Tatlı Bela Kitap Yorumu



20 Eylül 2013

Christian Grey'in Kayıp Erkek Kardeşini Bulduk!: Travis Maddox - Pudra Tozu

Beni Kimden Dinlemek İstersin? Abby? Travis? - Kitap Tutkusu

Beautiful Disaster (Tatlı Bela) Çılgınlığı - TATTOO - Pudra Tozu

Yurtdışı Kapakları - Fighting!!!
21 Eylül 2013

Ayaklı Bela Kitap Yorumu 

Yabancı Yayınları'na katkıları ve samimi jestleri için teşekkürler...



Devamını Oku »

27 Ağustos 2013 Salı

Tatlı Bela - Jamie McGuire ve Bir Kitaptan Soğutuluş Hikayem


 Kitap Adı: Tatlı Bela
Yazar: Jamie McGuire
Orijinal Adı: Beautiful Disaster
Çeviri:  Boran Evren
Yayınevi: Yabancı Yayınları
 Sayfa Sayısı: 427  
Basım: 2013


Bu benim bir kitaptan nasıl soğutulduğumun hikayesidir... 

Kitap ilk çıktığında güzel kapağı ve ilgi çekici hikayesiyle dikkatimi çekmişti. Ve alınacaklar listeme de eklemiştim. Sonra kitapla ilgili yorumlar okumaya başladım, çünkü merak ediyordum...  Yorumları okuduktan sonra kitabı listemden sildim. Neden?

Sadece Travis'i baz alarak yapılan 'öldüm bittim'li çocukça yorumlar yüzünden. Tamam, ben de dahil olmak üzere çoğumuz bir kitap karakterine vurulup bu tarz şeyler yazıyoruz. Benim lafım kesinlikle buna değil, yanlış anlaşılma olmasın lütfen. Demek istediğim kitapta Travis'ten başka kimse yokmuşçasına yapılan yorumlar. Sadece Travis'in kasları, dövmeleri yok bu kitapta sonuçta, değil mi? Hoş öyle bile olsa, anlatımını, çeviriyi, üslubu irdeler insan. "Vampir Günlükleri'ni sadece Damon için izliyorum." diyen birinden farkı yok benim gözümde. Bazen fazla ateşli yorumların insanı soğuttuğu ciddi bir gerçek. Eminim benim gibi fazla popülerleşen kitaplara böyle soğukluk hissedenler vardır. Oh, konuştum rahatladım. :) 

İşte bu ahval ve şerait altında kitapla arama biraz mesafe koymaya karar verdim. Evet, yine de okumak istiyordum ama aradan biraz süre geçmesini bekleyecektim. Sonra -uzun bir süre sonra-  kitabı indirimde görünce dayanamadım aldım. Biraz daha bekledikten sonra nihayet elime alabildim. 

İlk cümlem okurken: "Abartıldığı kadar da değilmiş ya!" oldu. 
Zaten beklentiyle başlamanıza neden oluyor bu yorumlar, bu da beğeniyi düşürüyor. Aslında kitap kendi tarzında -new adult- hiç fena bir kitap değil. Ama bana göre abartıldığı kadar da değil.  Şimdi neden böyle irdeleyelim :) 

ABBY

Kitabın arka kapağında Abby'den fazla iyi bir kız gibi bahsediliyor. Açıkçası ben buna katılmıyorum. Hele içki kullanmıyor falan! Bu kız kitap boyu kaç kere sarhoş oldu, uhuu... Karanlık geçmişiyle arasına mesafe koyduğu söylense de sadece iyi olmaya çalışıyor diyebilirim Abby için, geçmişten bir çok huyunu devam ettiriyor bence. Neyse kızımız can sıkıcı geçmişinden kaçmak için gelmiş bu diyarlara, arkadaşı America'yla -nam-ı diğer Mare-  . Ama hiçbir şeyi arkada bıraktığı yok yani... Hele saçma sapan, gelgitli davranışları insanı insanı sinir krizine sokabilir, dikkat!


TRAVIS

Kendisi bir bad-boy , sözde! Dövmeler tamam, yaralar tamam, karanlık görünüş tamam, kızları sadece tek gecelik kullanıp atmak -terbiyesiz, rezil- tamam, bahisle dövüşme tamam... Bütün bunlar Travis'in ilk etapta kötü çocuk imajını güçlü göstermeye yetiyor tabi. 

SHEPLEY

Travis'in aynı evde yaşadığı kuzeni, America'yla sevgililer. Travis'i kollayan, Mare'i deliler gibi seven , kitaptaki herkesten daha stabil olan karakter... 

AMERICA

Abby'nin geçmişini arkada bırakmasına destek olmuş, Abby'e karşı inanılmaz anaç ve sahiplenici, normalde deli dolu, Sheply'le sevgili olan, arada cadı tırnaklarını çıkaran yan karakter. Sheply'le oldukça iyi bir çift bence. 

TRAVIS&ABBY

Yukarıda bireysel yazdığım özellikleri bu ikili bir araya geldiğinde lütfen unutun! Travis anaç ve kılıbık, hanımevladı ağlak bir genç. Abby de içip içip sapıtan; bugün çok seviyorum deyip, yarın olmuyor diyen tuhaf bir tipe dönüşüyor. Kısaca kendilerini çift olarak çok yadırgadım ben.

----

Genelden bahsedersek kitabın anlatımının akıcı olduğunu kabul ediyorum ama kitapta hiç "Vay be!" dedirten, heyecan oluşturan bir olay yoktu. Bir kaç kere heyecan yaratmak denenmiş ama
ama malesef başarısız ve vasat olmuş. Günlük olaylar üzerine ve bir ayrık, bir barışık aşk sahneleri üzerine kurulu tüm kitap. Bu da tekrar ve sıkıcılık demek... Kitabın ilk yarısını daha çok sevmiştim. İkinci yarısı gereksiz uzatmaydı.  

Travis için de ölüp bitemedim malesef. Sıradan bir kitap karakteri olarak kaldı benim için. Özellikle orta kısımlarda bir yerde iyice sinirlendim ona. Bahisli bir dövüşe davet edebilirdim o derece...  Çok fazla kişilik değiştirdi, ben adapte olamadım bu nedenle bir türlü karaktere. 

Peki kitapta hiç mi sevilecek bir şey yok? Var tabi ki. 
 Travis'in Abby'e "güvercin" diye hitap etmesi de hoş ayrıntılardandı. Travis'in erkek kardeşlerini ve babasını çok sevdim. Böyle samimi ve curcunalı aileleri seviyorum. İki farklı karaktere sahip insanın bir araya gelme çabalarını okuduğum kısımlarını da sevdim. 

Sonuç olarak benim için orta karar bir kitaptan öte gidemedi. Bakalım 2. kitap nasıl olacak... 

PUANIM: 

ALINTILAR:

"Benim evim sensin."

---

Parker'a hala onun olduğumu kanıtlamak istemişti. Onun. Boş odaya, "Ben kimsenin değilim!." dedim. Az önce söylediklerimin tam olarak ne anlama geldiğini anlattıkça geceden gelen keder üstüme çöktü. Ben kimseye ait değildim. Hayatımda hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim...  

Devamını Oku »