20 Kasım 2012 Salı

Karanlığın Elli Tonu - E. L. James


Kitap Adı: Karanlığın Elli Tonu
Yazar: E. L. James
Orjinal Adı: Fifty Shades of Darker
Çeviri: Sevinç Seyla Tezcan 
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Basım Yılı: 2012
Seri: Fifty Shades Trilogy 2. Kitap
Serinin Toplam Kitap Sayısı: 3
Sayfa Sayısı: 634

 Fifty Shades Trilogy
#2 Karanlığın Elli Tonu

Anastasia&Christian Gezegenine hoş geldiniz... Ya da Ana in Christianland mı demeliydim? Evet efendim, dünya onların etrafında dönüyor. İkilinin bir arada olmadığı, bedenen olmasa da ruhen, tek bir an bile yok... 
Hani bazı kitaplar için güzel işlenmiş deriz ya. Yan karakterler ve yan olaylarla... En az ana hikaye kadar güzeldir onlar... Bazen sırf o yan karakterler için okursunuz o kitabı... Ama bu kitapta yan hikaye veya hayaletten hallice olan bir yan karakter yok! En çok eksikliğini hissettiğim şeylerden biriydi bu.  
Olaylar hep ikilinin etrafında dönüyor ve bu da kitabı bir yerden sonra tek düze hale sokuyor. Filmi çekildiğinde en iyi yardımcı erkek/bayan oyuncu adayı olarak kimi gösterirler merak ediyorum... 

İlk kitaba göre daha iyi kesinlikle... Yani ilk kitap için yorumumda 'Aşk geliyorrr' düşüncesiyle okuyorsunuz demiştim ya, işte o aşk bu kitapta geliyor, bu da ilk kitaba göre çok daha ileri bir seviyeye taşıyor ikinciyi. Ama yine de insanın aklı almıyor okurken, bu kitap nasıl 40 milyon satar diye. Sanırım bir pazarlama harikası duruyor karşınızda...
Evet, karşınızdaki profesyonel bir eser değil.
Evet, edebi bir şaheser de değil.
Orta halli bir aşk kitabı... 
Çok akıcı bir şekilde okunması da artılarından.
Belki piyasaya sunumundaki cinsellik vurgusu da insanların aklını çeldi bu kadar... 

Kitapla ilgili pek ortalama bir yorum yok. Ya aşkla bağlananlar, ya da tiksintiyle yerin dibine sokanlar... Yorumlarken diğer yorumlardan etkilenmeden tarafsız davranmaya çalışıyorum, ilk kitap için de böyle yapmaya çalıştım. Özgün karakterlerin olmayışı (özellikle ilk kitapta çok göze batıyordu) ve abartılmasıyla yükseltilen beklentiyi karşılayamaması insanı hayal kırıklığına uğratıyor... 'Ben bundan çok ama çok daha güzel aşk romanları okudum, onların günahı ne?' diyorsunuz. Zaten ilk kitaptan o kadar puan kırmamın nedeni de özgünlük eksikliği ve yüksek beklentiyi karşılamamasıydı. Ama ortalama bir aşk kitabı olarak düşünürseniz çok rahat okuyabilirsiniz, güzel... 

İkinci kitaba özel olarak konuşursak ilk kitaptan daha güzel olduğunu tekrar edebilirim. Çünkü işler kağıt üzerindeki soğuk bir anlaşmadan aşka doğru gidiyor. Bunlar daha 5 günlük ayrılıkta deliye döndüler anacım, o derece. Ana'nın sabrına ilk satırlardan hayran mı kalırsınız, salakça mı bulursunuz bilmiyorum ama istediği kadar yakışıklı, zengin vs olsun 120. sayfalarda direk sesli olarak: "Ben olsam Christian'ı terk etmiştim bile." demiştim... Ana şaşırttı beni. Gerçi Edward'ın vampir olduğunu öğrenince kaçmayıp malca bir güvenle kalan Bella'dan farksızdı. Yine de ben o olanlardansa vampir olduğunu duymayı yeğlerim... :) Bıraksalar Ana yerine ben terk edecektim paran da, itaatkarın da, hakimin de başını yesin diyerekten... Ana burada muhtemelen: "İşin kaymağını yiyorum. Araba, bilgisayar, ipad hediye eden, taş gibim, zengin mi zengin; helikopterden planöre, oradan da tekneye kadar her şeyi kullanmayı bilen, harika piyano çalan, mükemmel 'ilahi' bir yaratık var, artık eski hakimi ve itaatkarlarına da katlanacağız." diye düşündü. Gerçi ilerideki Grace&Elena müsabakasını göreceğimi bilsem ben de kalırdım ;)

İnternetten Christian'ın zor kişiliğiyle baş etmek üzerine araştırma yapan Ana'ya François Lelord ve Christophe Andre'nin Zor Kişiliklerle Yaşamak kitabını tavsiye ediyorum. Kitapta Nina Simone'un geçmesine de mutlu oldum bu arada... 

Ana'yla Christian'ın yine o eğlenceli e-postaları okurken gülümsetenlerden. Ve bu kitap Christian neden böyle? sorusunun da cevabı... Christian'ın çözülmeye başladığı kısımdaki o diz çöküşü beni benden almıştı, duygulandım...

Kitabı okunur kılanlardan birisi de son sayfalardaki şok etkisi. İlk kitaptaki ayrılık sahnesinden sonra bu kitaptaki son bir buçuk sayfa 3. kitabı da merak edilir ve okunacaklar listesine alınır kılmış... 

Son olarak ne vasiyet edersin derseniz beklentilerinizi yükseltmeden, kim ne demiş olumlu ya da olumsuz aklınızdan silerek okumanız... 

Nina Simone - I Put a Spell on You ( Benim favorim Sinnerman olsa da...)

PUANIM: 

Alıntılar: 

'Neden, neden bana kafa tutuyorsun?' diye mırıldandı... (...)
'Çünkü tutabiliyorum.' 
(Ana'nın Christian'ı kendi sözleriyle vurduğu bu kısımlar hoştu.)

...

Bu bilgiyi sindirmeye çalışıyordum. CEO Christian Grey bir güzellik salonu zincirinin sahibiydi. 

...

'Cüretinize gülüyorum Bayan Lincoln. Christian ve benim sizinle hiçbir işimiz yok. Ve eğer onu terk edersem ve siz peşime düşerseniz sizi bekliyor olacağımdan şüpheniz olmasın. Belki de, taciz ettiğiniz ve büyük olasılıkla eskisinden daha bombok bir duruma soktuğunuz on beş yaşındaki bir çocuk için, size kendi acı ilacınızı tattırabilirim... "
Ağzı açık kalmıştı... 

(Ve Ana'nın Elena'ya lafları soktuğu kısım, içimin yağları erimişti...)

...

'Dondurma nerede?'
'Fırında.' Tatlı tatlı gülümsedim. 
Başını yana yatırdı, iç geçirdi ve kafasını salladı. 
'Alaycılık, kıvrak zekanın en alçak biçimidir, Bayan Steele.' Gözleri parlıyordu.
(...)
'O gümüş toplar yanında mı?' 
Ellerini göğüs ve pantolon ceplerinde dolaştırdı. 'Komik olan şu ki, yanımda yedek bir set taşımıyorum, ofiste pek gerek olmuyor.'
'Bunu duyduğuma sevindim, Bay Grey; yanılmıyorsam alaycılığın kıvrak zekanın en alçak biçimi olduğunu söylemiştiniz...'



Hiç yorum yok: