17 Mart 2021 Çarşamba

Stardust - Yıldız Tozu / FİLM YORUMU


Merhabalar, 
Abimle ne zamandır birlikte film izlemiyorduk. Onun izinli olduğu bir zamana denk geldi ve film izlemeye karar verdik. Önceden planlamadığımız için rastgele bir seçim yapmamız gerekti. Abimin aklına yıllar önce izlediği ama pek hatırlamadığı, tekrar izlemek istediği bir film geldi ve onu izlemeye karar verdik: Yıldız Tozu (Stardust)
Ben ise filmin varlığından bile haberdar değildim. Konusunu dahi bilmiyordum. Film Netflix'te var bu arada, ek bilgi. 


Filmin Künyesi
Film Adı: Yıldız Tozu (Stardust)
Süre: 2sa 8dk
Yıl & Ülke: 2007 ABD
Tür: Romantik, Fantastik, Macera
Yönetmen: Matthew Vaughn
Oyuncular: Claire Danes, Charlie Cox, Michelle Pfeiffer, Mark Strong, Robert De Niro

Bir zamanlar bir filozof "Yıldızlara baktığımız için mi insanız yoksa sadece insan olduğumuz için mi onlara bakıyoruz?" diye sormuştu. En önemlisi, "Yıldızlar da bize bakıyor mu?"


Filmin konusundan bahsetmek gerekirse 1800'ler İngiltere'sinde geçiyor.  Duvar Köyü ile büyülü Stormhold Kasabası'nı ayıran bir duvar vardı. Bu duvarın başka bir dünyaya açılan geçişini hep bir bekçi korumuştu. Ta ki meraklı bir genç bu duvardan geçene kadar. 
Sevdiği kız Victoria için kayan yıldızdan bir parça getirmek isteyen Tristan Thorne da babası gibi bu duvarı geçmek istemişti. Duvarı geçtiği an ise sonu gelmeyecek bir maceranın kapıları da aralanıvermişti. 


Yıldızın düşüşünden haberi olan sadece Tristan değildi. Yıldızın peşinde olan cadılar ve düşmesine sebep olan kolyenin peşinde olan prensler bunlardan bazılarıydı sadece. Yıldızın düştüğü yerde bir taş parçası olmasını bekleyen Tristan genç ve güzel Yvaine ile karşılaşınca epey şaşırmıştı. 

Tristan saf ve sevimli bir çocuk. Maceraya aç biri. Yaşadığı köyün sınırları dışında bambaşka şeyler hayal ediyor. 

"Kalabalığa uymuyorsan bu iyi bir kehanettir."


Tristan'ın peşinde olduğu şey dışında bir yanda tüm varisler ölüp sona kalanın kral olduğu Stormhold Krallığı'nın prenslerinin kolye peşinde kıyasıya mücadelesi, diğer yanda yaşam enerjilerini yıldıza borçlu olan cadılar.


Filmde açık ara en sevdiğim karakter uçan gemisiyle Kaptan Shakespeare oldu. Robert De Niro için farklı bir oyunculuk deneyimi olduğundan bahsediliyor. Kesinlikle karakterinin hakkını sonuna kadar vermiş, efsane bir karakterdi :)
Tristan'a verdiği imaj bile yeter.


Çok da tatlı ayrıntılar vardı. Mesela, ölen/öldürülen prenslerin hayaletleri :) Çok güldüm Allah affetsin. 


Şu karakteri de paylaşamadan geçemeyeceğim. Köyünden keçi satmaya diye çıkmak isterken habersizce türlü maceralar yaşayan kişi. Bizdeki çarşıya tuz almaya giderken gidip saraydan kız alan Keloğlan'ı hatırlattı bana :p 


Film bittikten sonra öğrendiğim ve beni şaşırtan bir detay. Tristan'ın aşık olduğu kızın diğer talibi baston yutmuş Humprey karakterini meğer Henry Cavill canlandırmış :)

Filmin bitiş jeneriğinden filmin bir Neil Gaiman kitabından uyarlama olduğunu gördüm ve daha çok şaşırdım. Gerçekten, nerede yaşıyormuşum da habersizmişim :p

Böyle enerjik, romantik, fantastik ve aynı zamanda eğlenceli bir film izlemeyeli epey zaman geçmiş. Bu anlattıklarım çerçevesinde filmi çok beğendim. Sınırların dışını düşleyen biri ve bir sürü fantastik karakter. 
Size Kaptan Shakespeare ile veda ediyorum. Başka film yorumlarında görüşmek üzere. Kıpps ;)





Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Döndüüüüm, Yine Kitap Aldım, Gelir Gelmez Ramene Saldırdım Falan... :)



Elveda diye başlayan yürek parçalayan (!) yazımdan sonra döndüm... Biliyorum hasretimden prangalar eskittiniz, perişan oldunuz... (Bu cümleden sonra 'Yoo, bir yere mi gitmiştin? Hiç farkında değildik. ' falan demeyin lütfen, önemsenmeye ihtiyacım var! :)

Bir önceki yazımda 10 güne yakın İzmir'de olacağımdan bahsetmiştim. Asıl amaç mesleki bir kongreydi ama çikolatacı + aynı zamanda öğrenci arkadaşım G ve kuzenim S ile gittik, 3 günlük kongreden sonra 1 haftayı da bir nevi tatil modunda kendimize ayırdık...

İlk kez İzmir'e giden 3 şaşkın olarak, tüm izlenimlerimizi bir sonraki yazımda anlatmaya çalışacağım...

Peki ne yaptım? İzmir'de de kitap almayı ihmal etmedim tabi ki, 2 kitap Pudra Tozu'yla buluştuğumuz gün -yaa evet, evet buluştuk:) -, 3 kitap da dönüş yolunda molada herkes ihtiyaç veya yemek için koştururken aldım... Bir de temel ihtiyacımız yemek derler :p



Pudra'yla buluştuğumuz gün aldığım iki kitap şöyle... Nora Roberts'ın MacGregor ailesinin üyelerini anlattığı MacGregor serisinin ilk kitabı: Kumarbaz Aşk. Elimde serinin bir kitabı daha var, çok övüyorlar seriyi bakacağız :)



Diğer kitap ise tanıtımını kısa bir süre önce bir yerde okuyup merak saldığım Vincent Ewing'in Genç Kızlar'ı. Aslında kitap çevirmen olarak görünen Nihal Yeğinobalı'nın kendi genç kızlık döneminde yazdığı bir kitap ama içindeki bazı cinsel kısımlardan ötürü kendi ismiyle bastırma cesaretini gösteremiyor ve yabancı bir yazardan çeviri şeklinde bastırıyor ki yabancı yazar olarak bile bir erkek ismi seçiyor. Ki düşünün çevirisini yaptığını söylediğinde bile 'Kız sen nasıl çevirdin o kısımları.' gibisinden bir tepki alıyor. Düşününce kızımızın böyle bir karar vermesini anlıyor insan... Tabi bunun ikincil bir kazancı da var yazar için, o zaman da günümüzden pek farklı olmayarak çeviri romanlar çok daha fazla ilgi görüyor. Kitap inanılmaz satıyor . Ayrıca  Yeşilçam'a da uyarlanıyor. Yazar da ancak yıllar sonra çıkıp 'Ben yazdımdı bu kitabı!' diyebiliyor. Benim aldığım versiyonu 8. Baskı ve yazar çevirmen olarak görünüyor. Günümüz baskılarında yazarın kendi adı ve parantez içinde takma adıyla çıkıyor ve girişte yazarın bir de röportajı bulunmaktaymış... 


İşte bu tarz bilgileri okuyunca inanılmaz üzülmüştüm yazar için. Düşünsenize düşünce ve yazma özgürlüğünden bahsediyoruz ama çıkıp baskılardan ötürü bu kitabı ben yazdım diyemiyoruz... Neden bizde de bir Jane Austen, bir Bronte kardeşler çıkmasın bu alanda? Bunları okuyunca kitabı okuma isteğim oldu, merak ettim. Bunun nedeni daha çok sosyolojik meraklar ve kaygılar aslında. Çünkü romanın bir de kendi hikayesi var... Dönemin ruhunu bir nevi hissetmek ve tahlil etmek için o dönemde nasıl bir aşk romanı yazılmış, bu romanın içeriği nasıl ki yazar cesaret edemiyor kendi adına bastırmaya ve de çevrilmesi bile hoş görülmüyor bir nevi? Günümüz aşk romanlarıyla karşılaştırıldığında nasıl bir yere ve kaliteye sahip gibi sorular sormak ve kendimce cevaplar aramak istiyorum... Ama tahminim odur ki günümüzdeki kitaplara göre pek naif kalıyordur... Yarım asırdaki böylesine bir değişime şahit olmak ilginç olacaktır. Tabi ki bunları henüz kitabı okumamış biri olarak yazıyorum. Kitabı okuduğumda çok daha kapsamlı anlatmak niyetindeyim... 

  

Bir de içinde anlamadığım bir not vardı. Nişanlım yazdığı kişiye abla diye hitap eden gencin dramı bir nevi. Üstüne karşıdaki bilmiyormuş gibi parantez içinde nişanlı olduklarını belirtme ihtiyacı :p Ne dersiniz onu da psikolojik açıdan incelemeli mi ? :) 


Gelelim diğer 3'lüme. Otobüs mola verdiğinde 3 tanesi 25tl olan bir kitap kampanyası gördüm ve genelde güncel kitaplar vardı.


 Ben de eksik JG serim Sır ve Fidye'yi aldım, yanında da Rick Riordan'ın Olimposlular Serisinin ilk kitabını alarak fantastik kitaplara da göz kırpmış oldum. Mutluyum, gururluyum :)




Akşam eve vardığımda yol yorgunuydum tabi. Yemek olarak da özlediğim ramenlerime saldırdım hemen. İndo Mie'nin çeşitlerini deneyerek gidiyorum.


 Tavuklu ve Domatesli tavukluyu denemiş, domatesliyi favorim yapmıştım, bu sefer de köri soslu olanı denedim. Köri sosuyla aramız nötrdür blog ikizimin aksine, o nefret eder. Bense denk gelirse yerim, olmadığında aramam ama köri soslu olan harikaydı ya. Ben nefret edeceğim diye beklerken acı sosla da birleşince çok hoşuma gitti... Yaşasın ramen yemek! :) Biraz saçma, biraz daldan dala yazımla döndüm canlar, benden ayrılmayın :) 
Sevgiler... :)
Devamını Oku »

28 Mayıs 2013 Salı

Arrow - 1. Sezon


Arrow benim başlamadan merak ettiğim, sabırla beklediğim bir diziydi. Ve ilk sezonu geçtiğimiz günlerde bitti! Bakalım izlenimlerim neler? 

Konudan tekrar bahsetmeyeceğim. İlk 3 bölümü izlediğimde yazdığım yazım için aşağıdaki linke tıklayınız:

Green Arrow aslında  DC Comics'in çizgi roman kahramanı... Ve diziye uyarlanmış hali de budur. Ancak sevdiğim şeylerden biri de kahramanımızın çizgi romanlardi gibi aşırı kahraman özellikleri göstermiyor oluşu. Bu bir süper kahraman hikayesi ama dizi o kadar uçmamış. Tamam, Oliver da harika dövüşüyor, rüzgar gibi ok kullanıyor ama çok da doğaüstü değil...
 İlk bölümleri çok beğenmiştim. Ama daha sonra dizi bir duraklama dönemine girdi, tutukluk oldu. Bence bunun nedeni karakterlerin ve konunun henüz oturmamış olmasıydı... Özellikle Oliver'ın hayatına giren çıkan kadınların hızına yetişemedik, geçit gibi göründü kayboldular... 
Karakterlerin işlevlerini, bizim için ne ifade edeceklerini bir süre anlayamadık, sürekli değişip durdular. Konu da bir ara bocalar gibi oldu bence... 


Ama bu durum kısa sürdü. Sezon sonuna doğru dizi hareketlenmeye ve kendini toplamaya başladı. Bunun nedenlerinden biri de sezonun 2. yarısında bizim çok merak ettiğimiz Oliver'ın ada yaşamına da daha çok yer verilmesiydi. O kısımları severek izledim. Bunun yan getirisi de Spartacus'un bitmesine kahroluyorken Spartacus'tan tanığımız Manu Bennett'in de Arrow kadrosuna katılmış olmasıydı. I <3 Oliver'ın Ada Yaşantısı :) 


Dizinin ortalarında bulanıklıklar, durgunluklar ve oturmamışlıklar oldu ama sezonun 2 yarısında özellikle de sezon sonuna yaklaştıkça bölümler çok güzel olmaya başladı. Ve sezon sonu için kullanılacak kelime "Epic!" herhalde. Çok etkileyici ve destansı bitti çünkü. Bu nedenle de 2. sezon merakla beklenir :) 

2. sezonda Oliver'ın nasıl devam edeceğini çok merak ediyorum çünkü sezon finali aslında tüm işleyişi değiştirdi... 



Roy Harper'ın Red Arrow olacağı sürekli konuşulan ve belli olan bir şey, bunu spoiler bile saymıyorum. Roy, Green Arrow onu kurtardığı için onu aramaya devam ediyor ve ısrarla kırmızı bir kapüşon giyiyor, yani red arrowluğa ufaktan ışık yakıyor :) Ama Oliver'ı nasıl bulacak ve onun  hayatına nasıl dahil olacak onu işte çok merak ediyorum ...



Felicity ve Diggle benim çok sevdiğim karakterler. Çok sempatik bir ikili oldular. Felicity oldukça zeki ve komik, Diggle ise çok sadık ve adam gibi adam :p Tam bir dost...

Özellikle şu sahneyi izleyenler bilir, öl bit! :)


Yeni sezonda tüm bozuklukların düzeltileceği ve sezon sonundaki kalitenin düşmeyeceğini diler, yazımı bitiririm.
Sevgiler :)



Devamını Oku »