Kitap Adı: Tepeden Tırnağa
Yazar: Laura Reese
Orjinal Adı: Topping From Below
Çeviri: Merve Duygun
Yayınevi: Sonsuz Kitap (Yakamoz Yayıncılık)
Basım Yılı: Kasım 2012
Sayfa Sayısı: 400
Evet, yazı başlığında kitap ismine eklemeyi ben yaptım. Çünkü son zamanlarda ve hatta son yıllarda okuduğum en saçma kitaptı... Yarım bırakmak istedim ama hiç huyum olmadığı için kendimi zorlaya zorlaya bitirdim. Harcadığım vakte ve nakte de acımaktayım...
Sözde biraz polisiye katılmış bir romans bu. Ama ne romans var ne de polisiye. Duygular bile yok! İnanılmaz tensel ve ruhsuz bir romandı. Sadizmin dibine vurmuştu.
Yazarın anlatımını hiç sevmedim. Bir kere anlatım karmakarışık. Bir geçmiş, bir günümüz, bir Franny, bir Nora... En can alıcı yerde kesilip başka şeyden bahsediliyor falan... Bir de karakterler koşarken yanlarından geçen arabanın lastiğindeki çamurdan, gelen geçen insanlara kadar boğucu bir ayrıntı kalabalığı var. Bunlar çıkarıldığı takdirde kitabın 200 sayfa kalacağı kanaatindeyim...
Ayrıca kitabın orijinal basım yılı 1995'miş. Bunu da kendimce bu türün popülaritesinden sonra ısıtıp önümüze konulmuş bir kitap olarak gördüm ve daha da mutsuz oldum...
Sevdiğim şey ise bölüm aralarındaki şu ayrıntıydı:
Konudan ve karakterlerden bahsedeyim. Nora'nın (35) kendinden 10 yaş küçük kız kardeşi Franny vahşice öldürülmüştür. Nora, sessiz biri olan Franny'nin günlüğünü okuduğunda M. diye biriyle ilişkisini olduğunu ve bu ilişkinin sadizmin dibine vurduğunu görür... M. 'nin üniversitede müzik profesörü olan Michael olduğunu düşünür... Adamı baştan çıkararak itiraf alabileceğini düşünür ağzından...
Michael 49 yaşında bir adam... Franny'i kendi sadistçe istekleri için kullanmış. Adamın isteklerini okudukça midem bulandı resmen!! Franny ise safca adamı sevdiğini söylüyor, değişeceğini düşünüyor, ağlaya sızlaya her isteğine boyun eğiyor...
Bir de Ian var, Nora'nın erkek arkadaşı... Nora'nın M. ile ilişkisini bilmiyor. Tamam kızım, şüphelenirsin, araştırırsın da ilk günden adamla yatmak nasıl bir psikolojidir bilmiyorum. Hani adam tamamen habersiz olsa anlayacağım. Adam daha Nora onu bilmeden Nora'yı tanıyor, şüphelerini de söylüyor Nora ona... Kardeşimin katili bu adam deyip, adamla yatmaya devam ediyor, saçmalık! Ordan çıkıp Ian'ın kollarına koşuyor...
Bir insan bir kitapta ki hiçbir karakteri mi sevmez arkadaş! Ian'a üzülüyordum başta, ama onu da sevemedim bir türlü... Nora'yla M. zaten en nefret ettiğim karakterler. Franny'nin ise başta her şeyi aşkı için kabul ettiğini sanıyorsunuz ama onun da altında çocukluğundan gelen suçluluk duygusunun karşılığı olarak ceza görme isteği var...
Kısaca hiçbir karakter normal değil! 49 yaşındaki müzik profesörünün sadistik yanı ise çok ama çok iticiydi! Adamda kuraldı, sınırdı, güvenli kelimeydi hiçbiri yok! Kafasına göre, ağlata sızlata her istediğini yaptırıyor. Daha Nora'yı tanıdığı ilk gün mumyalamıştı!
Nora desen kardeşlerini ve hatta kimseyi önemsemeyen bencil bir varlık. Kardeşi ölmüş gitmiş, sözde bir vicdanla katilini arıyor ama daha kardeşini tanımıyor bile. M. ondan iyi tanıyor Franny'i ve Nora'ya da anlatıyor. Bir yandan Frannyle ilişkisini anlatıyor bir yandan Nora'yla yatıyor, iğrenç! Katil falan derdinde de görmedim ben Nora'yı, tek derdi M.'yle olmak...
Franny'i anlattıkça M., Nora da aslında Franny'i hiç tanımadığını anlıyor...
Nora: "Franny öldürüldüğünde içimde bir şeyler kapandı. Onun ölümü öyle duyarsız ve vahşiydi ki beni erkek kardeşimin..."
Hayır canım, duyarsız olan onun ölümü değil sendin, vahşi olan da M.
Nora'nın duyarsızlığını ve asıl Nora'yı M.'den dinleyelim. Ben de böyle düşünüyorum...
"Suçlayacak birini arıyorsun. Franny'nin intikamını almak istiyorsun. Bunu anlıyorum, insan doğası. Ama bence sen başka bir şey daha istiyorsun, yalnızca benim sana verebileceğim bir şey: Yanıtlar. Asıl bu yüzden buradasın. Beş ay içinde kardeşinle ilgili senin bir ömür boyu bildiğinden çok şey öğrendim. Sen ona sıradan bir insan muamelesi yaptın. Onu hiç tanımıyordun ve şimdi kendini suçlu hissediyorsun, pişmansın. Bunu telafi etmek için buradasın."
Al sana tespit Nora...
Bir de bu haspam sanki hiçbir şeyin farkında değil gibi davranır. Gidip M. nin kollarına atlamasına da şöyle der :
"Herhalde hasta ruhlu ve sapık biri olmalıyım." Evet öylesin, hepiniz öylesiniz...
Bu arada kitap çok dehşet bir sonla bitiyor. Okurken midemden bir şeyler ağzıma doğru yükseldi resmen... Kitabın tüm mesajı aslında şu satırlarda gizli bence: "Bazen bir roman okuduğumda ya da bir film izlediğimde hayatın düzenli ve pürüzsüz olduğu, erdemin ödüllendirildiği ve tüm kötülüklerin def edildiği fikrine kapılıyorum. Gerçek hayatta öyle değil. Masumlar cezalandırılıyor, suçlular serbest kalıyor. (...) Hepimizin içinde; insanlığımızın hemen altında gizlenen,bazılarımızda sapkın, aşırı ve yabani, bazılarımızda ise daha sakin ama her zaman mevcut, her zaman medeni ruhla mücadele içinde karanlık bir taraf olduğuna inanıyorum..." Bunu anlatmanın yolu bu olmamalıydı Laura... Bu işkenceye değmezdi...
Puanım: ♥























