2 Temmuz 2013 Salı

Kore Dizilerini Neden Seviyoru(z)m? Ve Klişe Yazım "Klişeler"





"Arkadaşım, sen daha önce Kore dizileri hakkında yazmamıştın. Nereden çıktı şimdi bu?" dediğinizi duyar gibiyim. Evet, Kore dizilerinden hiç bahsetmedim ya da yorum yazmadım bu güne kadar ancak dizilerini sevdiğim, dizi OST'lerine yani Soundtracklerine bayıldığım, kültürünü merak ettiğim bir ülke Kore. Ve biliyorum "Sadece Kore hakkında yazan onlarca güzel blog varken, sen nereden çıktın?" diyeceksiniz ama naçizane ben de izlediğim dizilerden ufak ufak bahsedeceğim artık, beni de aranıza alın olur mu? :)  Zaten profesyonel bir çalışma iddiam da yok, her zamanki gibi içimden geldiği gibi yazacağım. Bu nedenle önce genel bir yazıyla  girmek istedim, önsöz gibi . Neden izliyorum, neden seviyorum, bu dizilerin klişeleri nelerdir, Kore dizilerinden ne beklemelisiniz, ne beklememelisiniz? Bunlar hakkında bir yazı olacak.


Öncelikle  Kore dünyasına nasıl atıldığımı, nasıl tanıştığımızı anlatmak istiyorum. Ben ilkokuldayken tam okuldan geldiğim saatte TRT' de bir dizi oynardı: Saraydaki Mücevher... O sene babaannem ve dedem de bizdeydi... Dedemler de heyecanla izlerdi ki o zamanlar bunun bir Kore dizisi olduğunun fakında değiliz tabi :D Japon,Çin veya Kore, bizim ayırt etme yeteneğimiz henüz olmadığı için annemle benim için Uzakdoğu dizilerinden biri, dedeme göre ise şu gün olmuştur hala Çin Filmi'dir, o kadar! Hala da öyle olduğunu iddia eder dedem. Ki ailede uzakdoğu merakı o zamanlardan varmış, babam da deli Bruce Lee hastasıydı mesela...

İlk izlediğimiz dizi Saraydaki Mücevher, dedeme göre Cangema :) Okuldan gelir gelmez çantamı bir kenara atar, zaten açık olan tv'nin karşısına geçerdim. Şu zamana geldiğimizde diziden aklımda şu kalmıştı: "Saray mutfağında çalışan bir kız var, inanılmaz zeki ve yetenekli. Ayrıca bir de subay genç var, bunlar yasak olmasına rağmen birbirlerini seviyorlar. Ki subay da ailemizin kralı Ji Jin Hee :D "   Benim için bu dizi birkaç ay önceye kadar sorsaydınız buydu ama sonra annemle nostalji yapıp yeniden izledik, vay canısını, neler olmuş :)  

İzlediğim 2. dizi Sarayın İncisi'ydi, yine ailemizin kralı Ji Jin Hee, çok sempatik bir oyuncu, ne tatlı gülüyor, annemmm...  :p Defalarca yayınlandı TRT'de, ben de defalarca izledim ki Saraydaki Mücevher'den daha fazla beğendiğim bir dizi oldu bu...

Kısaca Kore dizileriyle tanışmam TRT aracılığıyla oldu... TRT'nin ülkeler arası karşılıklı kültürleri tanıtma projesi kapsamında diye bir başlarım resmi resmi, kimse tutamaz bu çirkin yanımı, hiç girmiyorum o yüzden :)

Sonra benherneysemo kendi  diziler izlemeye başlamış, henüz bu işin kurdu oldum diyemezmiş, çünkü izlediği diziler iki elin parmakları kadar ancaymış. Kendi izlemeye başladığı bir gün -ki dizileri indirip TVde izlermiş, annesi gelip oturmuş yanına. Sonra 'Aaaa noldu da bu kız sinirlendi şimdi, bu mu terk etmiş bunu? falan diye sora sora olaya dahil olmuş, o gün bugündür annesinin deyimiyle çekik gözlülerini birlikte izlerlermiş, dedesi ise Meltem, Mesaj, TRT arasında dolaşıp devam ediyormuş Çin Filmlerini izlemeye. Ve hepsi sonsuza kadar mutlu yaşamışlar... Mutlu Son :)



PEKİ BEN BU DİZİLERİ NEDEN SEVİYORUM?

"Arkadaşım; Amerikan, İngiliz, Türk sinemasına el attık, bitti, Kore'si mi kaldı?" dediğinizi duyar gibiyim, çok ayıp! Duymamış olayım... - Bugün de ne çok şey duyuyorum :) -

Maddelersem;
1- MASUMİYET: Sanırım birçok kişinin de bu dizileri sevme nedeni budur. Türk dizilerinde bile insanlar aşmışken, gerçek aşkı sevgiyi hissedebildiğiniz tatlı yapımlar bunlar. Kız ve erkeğin birbirlerinin elini tutmaktan ve birbirlerinin gözlerinin içine bakmaktan bile zevk aldığı  yapımlar. Dizi boyunca bir kaç öpüşme sahnesi ya var, ya yok. O da genelde öpüşme anının durdurulması şeklinde yapılıyor.

2- DUYGULARI HİSSETTİREBİLME: Genellikle tüm duyguları dibine kadar hissettirir bu diziler. Aynı anda hem kahkaha attırabilir, hem içiniz çıkana kadar ağlatabilir, hem de aşkı cinselliğe sığınmadan hissettirebilir. Bu benim en sevdiğim yanlardan biri.

3-DİZİ MÜZİKLERİ: OST, Soundtrack, ne derseniz deyin. Benim K-Pop çalma listem %90 OST'lerden oluşuyor... Çok güzel dizi müzikleri oluyor ve ben çoğunu çevirip çevirip yeniden dinliyorum. Son zamanlarda takık olduğum OST ise City Hunter'ın Suddenly'si, hala bıkmadım...

4-DİZİ ARASINA KÜLTÜR SERPİŞTİRME: Uzak Doğu kültürünü merak eder, severim. Özellikle Çin ve Japonya çok kendi içinde kalmış olan kültürler oldukları için fazla dış kültürlerden etkilenmemişler, bunu araştırmak güzel oluyor. Tabi şunu akıldan çıkarmamak lazım bu diziler özellikle bir nevi yurt dışına ithal amaçlı yapıldığı için tabi ki de gerçek kültürlerini görmek imkansız, işin çok büyük bir show kısmı da var. Kendilerine özgü giyimlerini - o giyim bizde olsa olay olur herhalde :) -, pişirdikleri deniz mahsulü ağırlıklı, ne bulursan içine kat tarzı enteresan yemeklerini, kullandıkları yemek çubuklarına kadar seviyorum. En sevdiğim şeylerden biri eve girerken ayakkabılarını çıkarmaları... Hangimiz eve ayakkabılarıyla giriyor? Hele bir girelim, anneler ellerinde terlik hazır bekler nişan almak için. Bu ahval ve şerait altında Türk dizilerinde bile en orta halli ailenin eve ayakkabıyla girdiğini izlediğimiz şu günlerde, elin Korelisinin eve ayakkabısını çıkarıp, elbisesinin altında bildiğin komik duran pofuduk terliklerini giymesini izlemek  hoş oluyor.

5- HİTAP ŞEKİLLERİ: Her dizide oppalar, unnieler, ommalar havada uçuşur dizilerde. Ki bunlar genelde çevrilmeden verilir, oppa yerine abi demeden, orijinal haliyle. Severim bunu da. Sonuçta hangimiz bu dizilerin gazına gelip evde bize şaşkın şaşkın bakan aile bireylerine bu şekilde seslenmedik ki? Hadi hadi itiraf edin, oradasınız biliyorum. :)

Bu kısmı bitirirken bir YASAL UYARI yapmak istiyorum: Lütfen Kore'yi izlediğiniz dizilerden ibaret sanma hatasına düşmeyin. Evet, dizileri izlemek güzel ama yukarıda da dediğim dizide %5 kendi kültürlerinden yansıma varsa da %95 işin show kısmı. Kendinizi kaptırmayın. Kore'de estetiğin yaygınlığını da göz önüne alarak o dizi oyuncularının Korelilerin asıl görünümünü temsil etmediklerini bilin lütfen... Çünkü bu diziler ithal amaçlı yapılıyor daha çok, bu hayal dünyasına kendini kaptırmamakta fayda var canlarım, beni yanlış anlamayın e mi?  Gelelim klişelere...


KLİŞELER!!!

Dizideki kızımız tarihi diziyse %90 çok zeki ve herkesi alt edebilen bir kız olur. Tüm olayları çözebilen bir deha yani...  Günümüz tarzında ise kızımız çok zeki ve yetenekli olsa da erkekten biraz daha alt bir sosyoekonomik kültüre ait olur. Oğlumuz ondan daha iyi bir eğitim almış ya da daha zengin vs olur yani. Kızımız genelde bunun altında kalır ve oğlumuz bu durumu ona karşı kullanır. Kızımız oğlumuzun aşağılamalarına her daim göğüs gerer. Ve kızımız genelde aşırı pis boğaz olur... :)

Erkekler aşırı ukala olur! Kızları ise hem çekip, hem iterler. Bir yandan sevgisini göstererek fedakar bir harekette bulunurlar, bir yandan toplum içinde rencide edecek bir şey söylerler. Hakaret derecesinde kötü davranan, ezici konuşan, ukala, üst seviyenin getirdiklerini kızlar üzerinde kullanan ama bir yandan da kızımızı koruyup kollayan, sahiplenen kişilerdir.

Kızın, erkeğin ya da ikisinin birden kesinlikle bir ya da birden fazla hayranı olur. Yani aşk üçgenleri, beşgenleri kurulur... Dıştan müdahale her daim var tabi, en çok da anneler tarafından...

Koldan çekmek tabi ki! Bir kavga anında, bir yanlış anlaşılmada ya da bir kırıcı anda kızımız  başını öne eğip bir sinirle erkeğin yanından gitmeye çalışır, tam geçerken oğlumuz aniden kızını kolunu tutar ve engeller. Bu her dizide gördüğüm klişenin şahı bir sahnedir ama benim hoşuma giden de bir sahnedir... Ayrıca kızımız asla arkasını dönüp gitmez, hep karşıya yürür, oğlumuzun yanından geçer, o da ister yani bu müdahaleyi belli :) Ben de kendimden geçerim.


Ayrıca bir arkadan sarılma sahnesi vardır. Erkek sevdiği kıza hep gelir bir arkadan sarılıverir, romantik bir andır bu . Bir de her dizide özellikle tarihi dizilerde oğlumuz kızımızı illa bir sırtında taşır. Oh keyfe bak :)

Öpüşme sahnelerinin azlığından bahsetmiştim. Bu sahnenin klişesi  de şudur: Bu anda %90 sahne dondurulur ve kamera çiftin etrafında döner...
Şebek bir yan karakterin varlığı kaçınılmazdır. Hani esas karakterlerin yanında sizi gülme krizine sokan, şaşkın, komik hareketleri olan biri vardır ya ondan bahsediyorum. Hani size 'Aneee, Şapşiiiik!"dedirten, zaman zaman gerekliliğini sorguladığınız kişi. Sarayın İncisi'ndeki çalgıcılar, Saraydaki Mücevher'de Cangema'nın üvey ailesi, City Hunter'da Bayım (Ajusshi), Secret Garden'da Gil Ra İm' in ev arkadaşı kız ile Sekreter Kim.. Bunlardan biri olsun gözünüzün önüne geldiyse eminim beni anlamışsınızdır :)  Genelde bu karakter esas karaktere çok yakın olur ve sadece güldürme ve ölümüne destek amaçlı oradadır...



Ottokeee!!! Ne yapacağını şaşırmış  "Ottokeee, ottokeee!" diye ordan oraya koşturan bir esas kız! Biliyorum gözünüzün önüne geldi, gelmeli... Oğlan bir hamle yapar, kız "Ne yapmalıyım, ötüükeee?" diye dolanır, heh işte onu dedim. :)

Soju... Bizdeki Yeni Rakı gibi orda da her muhabbet sofrasında bir yeşil şişe vardır... İşte o da içmeyi pek bir seven Korelilerin vazgeçilmezi. Yeşil şişesi ve minicik bardaklarıyla her dizide boy gösterir. Bu tarihi bir diziyse ayran görünümlü bir içki görürsünüz, sanırım Korelilerin milli içkisi ayran :p Şaka bir yana bu beyaz renkli sıvıysa tarihi dizilerin vazgeçilmezi pirinç şarabıdır... 

Telefonlara isim kaydetmeye şekli... Telefonlara genelde kişinin ismi Ahmet'se -Kore dizisinde Ahmet fikri :) -   Ahmet diye kaydetmiyorlar, ona bir lakap bulup onunla kaydediyorlar. Örnek: City Hunter'da oğlumuz kızımızı 'Ayı Nana' diye, kızımız da oğlumuzu 'Adi Pislik' diye kaydetmişti, ne romantik değil mi? :) Örnekler çoğaltılabilir...  

Son klişem de dizilerin sonuyla ilgili olsun. Bana göre Kore dizileri birkaç sıkıcı ama konuyu anlamaya yönelik bölümle başlar, sonra inanılmaz bir ivme kazanır, izlemelere doyamazsınız ki ilk yarısı eğlenceli, 2. yarısı daha ağır ve hüzünlü olur. Bunlar klişe değil, benim kişisel gözlemim, katılmayabilirsiniz... Ama genelde dizileri ne kadar iyiyse dizi sonları konusunda o kadar başarısızlar... Çoğunlukla tatminden uzak, havada kalan sonlar yapıyorlar ve bizi deli ediyorlar! Az Türk dizisi izleyin, en kötü olayların sonunu bile mutluya bağlayabiliyorlar, değil mi Esra&Kübra? :)

Sonuna kadar dayananlara yürekten teşekkürler, aklımda bunu yazma fikri uzun zamandır vardı, ancak şimdi yazabildim. Çok anlık ve gelişine yazdığım bir yazı oldu, aklıma gelen olursa eklerim... Siz ne düşünüyorsunuz bakalım? 
Sevgiler... :)

Devamını Oku »