23 Nisan 2016 Cumartesi

Her Yönüyle... Roman, Vampir, Mitoloji, Einstein



Merhabalar,
Bir süredir ortalarda olmadığımı biliyorum. Ancak her seneki gibi geleneksel bahar alerjimi yaşamakla meşgulüm. Geçen sene çok hafif, neredeyse hiç diyebileceğim derecede geçtiğinden sanırım bu sene oldukça ağır geçiyor.

Yazmak istediğim dolu yazı var, bloguma hasret çekiyorum. :/

Birazcık nostalji yapayım diyerek, Arkadaş Yayınevi'nden çıkan bir dizi kitaptan bahsetmeye karar verdim. Ki bu kararı vereli biraz zaman oluyor. :p
Her Yönüyle... diye başlayan bu kitaplar ilgi alanlarınıza göre bazı başlıklar seçiyorlar. Siz de ilginizi çeken  konuyu çoğu yönüyle ele alan bu kitapları zevkinize göre seçiyorsunuz :) 



Bu seriyle, seri demek istemiyorum sanki aynı yazar, aynı tarz vs gibi geliyor kulağa ama neyse seri veya dizi diyerek devam edeceğim mecburen. Ama yazarları, temel konuları tamamen farklı. Bu seriyle ilk olarak Her Yönüyle Roman yazımı isimli kitapla başladım. Blogda ŞU yazıda bu kitaptan bahsetmiştim. Linke tıklayıp okuyabilirsiniz.



Okuma yazmayı öğrendiğim günlerden, belki daha öncesinden beri kitap yazmak hayalim olduğu için bununla alakalı ilgimi çeken kitapları karıştırabiliyorum. Maalesef hepsi ilgimi çekmiyor -_-
Bu kitap size bir kitap yazmaya karar verdiğinizde fikri kafanızda şekillendirmekten bitirdikten sonra bastırma sürecine kadar kitap yazmayı ele alıyor. Bazılarını bildiğiniz, bazılarını ilk kez duyacağınız, bazıları ise bizde yayın dünyası böyle değil diyeceğiniz ip uçlarıyla dolu. Ben bu tarz kitapların içeriğinde ne olduğunu çok merak ederim, o yüzden size içindekiler bölümlerini de ekleyeceğim, resimlere tıklarsanız büyüyorlar, böylece kör olmadan umarım ki okursunuz. :) 


Sonradan bir de Vampirler üzerine bu tarz bir kitap olduğunu görmüş hemencecik listeme eklemiştim -_- 
Bir dönem hatırlarsınız Vampirler konu olarak çok popülerdi. Vampirli filmler, diziler, kitaplar  ayyuka çıkmıştı. 
Ben temel konu olarak vampirleri severim. Özellikle de zamanla klişelerden arınan, sınırları zorlayan vampir konulu kitaplar çıkmaya başladığında mest olmuştum. :p 


Bu kitapta da Vampir efsanelerinin doğuşu, popüler vampirler Dracula vs gibi bir çok konuya değinilmiş. Yine aynı şekilde resme tıklayıp büyütüp ana başlıkları görebilirsiniz. 
İçlerinde en sevdiklerimden biri bu :p 
Vampirlere benim gibi "Asla eskimez" :p gözüyle bakıyorsanız seveceğinizi düşünüyorum.


Sevdiğim ana başlıklardan biri de mitolojidir. Mitolojiye dair okuma yapmayı, bu efsaneler üzerine kurulmuş romanları okumayı da çok severim. Hem Yunan, Hem Mısır mitolojisini severim (ne kadar hem fikir olmasak da:p), aynı zamanda eski medeniyetlerin mitleri üzerine okumaktan da keyif alırım. 
Uygun bir zamanda Mitoloji temelli fantastik romanlar üzerine bir yazı yazmak istiyorum, umarım o gün de gelir :p. 


Bu kitabın içindekiler bölümü de bu şekilde. İsminden de anlaşılacağı üzere kitap Yunan Mitolojisi'ni ele alıyor. Yunan Mitolojisi hakkında okuduğumu hatırladığım ilk yazı Paris ve Helen hakkındaydı, çocuk aklımla bile hoşuma gitmişti ve bu konuda daha fazla okumaya başlamıştım.
Tabii bu Yunan Mitolojisine dair her şeyi sevdiğim ya da mantıklı bulduğum anlamına gelmez :p


Son kitap ise Her Yönüyle Einstein. 
Aslında şahsi olarak Einstein hayranlığım yüzünden değil de araştırma konularına duyduğum hayranlık nedeniyle aldım bu kitabı. 
Severek okuyacağımı umuyorum. 


İçindekiler bölümü ise bu şekilde. Mitoloji ve Einstein üzerine olanı alalı çok uzun zaman olmadı. Denk gelince almak istedim ama. :) Sonra da böyle bir yazı yazayım dedim. 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı kutlarım.:)
Sevgiler :* 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Tanrıçanın Savaşı - Aimee Carter

Aslında yazacağım yazılar birikmişken sıcağı sıcağına bu kitabı yazmaya karar verdim bir anda... Öncelikle merak ettiğim bir şey var... Sıcaklardan mıdır, yoksa mevsim geçisinden mi; inanılmaz bir keyifsizlik ve isteksizlik var üzerimde. Bütün gün uyumak ya da boşboş oturmak istiyorum. Kitap okumakta, dizi falan seyretmekte zorluk çekiyorum çünkü istemiyorum...  Sizde de var mıdır bu durum, yoksa bahar bunalımı bir tek beni mi etkiliyor? 

Gelelim kitaba... Tanrıça serisinin 2. kitabı Tanrıçanın Savaşı okumayı çok istediğim kitaplardan biri olmasına rağmen malesef İçinde Aşk Saklı  gibi bir süre elimde süründü. Aslında mantıken ilk onun yorumunu yazmam gerekiyordu ama ben hasta ve yaşlı biriyim, üstüne üstlük bahar bunalımındayım, anlayış lütfen :p


Serinin ilk kitabıyla ilgili yorumum için: TANRIÇA - AIMEE CARTER



Kitap Adı: Tanrıçanın Savaşı
Yazar: Aimee Carter
Orjinal Adı: Goddess Interrupted
Çeviri: Gökçe Çiçek
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 297
Seri: Tanrıça Serisi (Goddess Test)
Seri Sıralaması: 
#3 Tanrıçanın Mirası

Yasal Uyarı: Serinin ilk kitabını okumamış olanların bu yazımı okumalarını pek tavsiye etmem, yine de yazım spoiler içermeyecektir. Konunun ana hatlarından bahsedeceğimdir arka kapak yazısındakinden fazla detay vermeden...

Kitabı okumaya piknikte başladım... Evet, evet kırlarda uzanmış, temiz havayı içime çekerek başladım... Arada gökkuşağı dondurmamdan yaladım :) Şaka bir yana nasıl tuhafsam, herkesin tek renk ve kakaolu ya da vanilyalı dondurma tercih ettiği bir günde ben gökkuşağından bozma fıstık yeşili, pembe, mor bir dondurmayla durmuşum, rezillik :) İşte kitaba böyle bir ahval ve şerait altında başladım... 


Bilirsiniz ilk kitapta  Kate kızımızın Ölüler Diyarı Kraliçesi olabilmesi ve aşkı Henry'e kavuşabilmesi için bir dizi testi geçmesi gerekiyordu ve geçmişti de. Kraliçeliği ilan edilmeden 6 aylık tatilini Yunanistan'da geçiren Kate, Eden Köşküne geri döner ama olağanüstü bir hal vardır köşkte... Henry'le doğru dürüst hasret giderme bile yaşayamazlar... Zaten Henry de Kate'e soğuk davranmakta, onu uzakta tutmaktadır. Birisi (!)  tanrıları öldürebilecek tek gücü Titanların Kralı Kronos'u uyandırmıştır ve Kronos Henry ve diğer konsey üyelerini alıkoyar... Kızımız aşkını ve diğer konsey üyelerini kurtarmak zorunda hisseder kendini ve  en olmayacak kişiden yardım ister: Henry'nin kalbini kıran ama yine de onun tek aşkı olan kız kardeşi  "Persephone"


Kitaptaki Kronos'a karşı savaş, kitabın aksiyon yönünü oluşturmuş ve gerçekten güzel yerleri olan bir parça. Ancak bazı yerler çok basit geçilmiş, hatta kesilmiş de diyebiliriz. Bazı bölümler  "Ne oldu, nasıl oldu yani şimdi?"serzenişlerimle bitti. "Tamam iyi/kötü son buldu da, nasıl oldu bu? Nasıl yapabildi bu bunu?" soruları döndü dolaştı. Kitabın duygusal ve psikolojik yanını ise bir cephede Kronos'la savaşmak zorunda olan Kate'in diğer cephede Henry ve ona olan hisleriyle savaşı oluşturuyordu... Kate Henry'i seviyor ama Henry neden ondan uzak duruyor?  Kate'i sevmiyor mu? Yoksa Persephone? Onun bu açmazda rolü ne? Kate Henry'i kurtarabilir mi? Kurtarsa bile Henry bir gün onu Persephone'u sevdiği gibi sevebilir mi? Kate onunla sonsuza kadar Ölüler Diyarı'na hükmedebilir mi? İşte bu soruların uçuştuğu bir de duygusal yanı var kitabın ve ben bu kısımları çok sevdim... Etkili yazılmıştı...

Tamam, sevdim ama çokça da söylendim! Hem de ne kötü kelimelerle! Ağzıma biber sürülecek cinsten...
Bu serinin özelliği erkek karakterin çokça naif bir karakter olması. Alıştığımız güçlü kuvvetli, dışarıdan asarım keserim görünse de sevdiğini koruyan, asla bırakmayan, ukala ama çekici erkeklerden değil Henry... Naif bir karakter ama ilk kitapta onun bu yanının nedenlerini anlamış, hak vermiş, çok da sevmiştim kendisini... 
Amaaaaa 2. kitapta sana küfretmekten dilimde tüy bitti sevgili Henry! 
Kate sanki ne istediğini bilen ve sevdiğini sahiplenen bir erkekti de Henry artık erkeklere güveni kalmamış bir kadındı... Öyle çekti kendini ve kaçamak takıldı. Bazı yerlerde "Yuh artık oğlum ya! Okumayacağım seni! Ömrümden 10 yıl yedin! Erkek ol biraz, sahiplen şu kızı..." şeklinde çok verimli ve yapıcı etkileşimlerde bulundum Henry'le... Ne yapayım bazı yerlerde öyle doldum ki, gözlerim dolu dolu, "Yok artık young adult bir fantastikte de ağlamamalıyım." diye kendimi tuttum. Ben böyle sulu göz değilimdir de beni bu güzel havalar mahvetti, değil mi Orhan Velicim... Bahardandır, bahardan... 

Diğer tanrılara gelince... Mitolojiyi severim... Daha çok Mısır mitolojisini sevsem de Yunan mitolojisi de iyidir. Ama bu tanrıların hayatı tam magazin muhabirlerine göre... Şok, şok, şok! Flaş, flaş, flaş! Bu manşetler neon tabelalar gibi zihnimin gerisinde yanıp söndü bazı kısımları okurken :)  

Yazara bakarsak genç bir yazar olmasına rağmen Aimee Carter'ın kalemi cidden güzel,  akıcı ve ben okurken keyif alıyorum. Kapak da orijinal kapak ve yine çok güzel, bölüm arası detayları yine etkileyici... Ve kitap nereye gittiğini ufaktan tahmin etmişsem de çok can alıcı bir yerde bitti... Allah'tan 3. kitap için çok beklemeyeceğiz ;)



Ve son olarak kitabı elmalı bitki çayım, "Ben diyetteyim." diye bağıran form bisküvimle bitirdim :) Yolculuğumuz burada sonra erdi, burası sonra duraktır, Taksime gidecek yolcularımızın funiküler hattına... Devreler yandı, kaçtım! :) Öpüldünüz... 
Devamını Oku »

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Tanrıça - Aimee Carter (Bir Modern Hades Masalı:)




Kitabın Adı: Tanrıça

Yazar: Aimee Carter

Orijinal Adı: The Goddess Test 

Çeviren: Gökçe Çiçek Çetin

Yayınevi: Ephesus Yayınları

Tür: Fantastik

Sayfa Sayısı: 319

Yayın Yılı: 2012

Seri: Tanrıça Serisi #1

#1Tanrıça
#2 Tanrıçanın Savaşı
#3 Tanrıçanın Mirası





Mitolojiyi ve mitolojik hikayeleri severim. Öncelikle Yunan mitolojisinden bir hikayeyle başlayalım. Bereket tanrıçası Demeter'in Kore adında bir kızı vardır. Yer altı tanrısı Hades -Ölüler Diyarı Tanrısı da diyebiliriz- Kore'ye deli gibi aşık olur. Hades aşkından tutuşur ama güneşe çıkamadığı için Kore’ye açıklayamaz bunu bir türlü. Sonunda Hades Zeus'un da yardımıyla Kore'yi yer altına kaçırır ve ona yeni bir isim verir: Persephone (Cehennemler Ecesi, bazen korkunç ama genelde şefkat dolu yer altı tanrıçası).

Demeter kızını aramak için yollara düşer ancak onu hiçbir yerde bulamaz.Üzüntüsü öyle büyük olur ki hayata küser. Sonunda her şeyi gö­ren ve bilen güneş tanrısı Helios ona kızının yer altına kaçırıldığını söyler. Bunun üzerine Demeter Olympos’tan kaçar, yüreği sızlayarak ıs­sız bir yere çekilir. Bütün yıl yeryüzünde toprak kurur, bereket kaçar insanlar topraklarında hiç bir şey yetiştiremezler. Kıtlık baş gösterir. Tanrılar dehşete kapılır. Zeus Demeter'e haberci gönderir, bu kıtlığa bir son vermesini ister ama nafile…

Bunun üzerine Zeus, Hermes’i (haberci), Hades’e gönderir ve Persephone’yi Demeter’e geri vermesini ister. Hermes haberi verince günden güne solmuş olan Persephone'un yüzü güler. Hades ise Zeus'a karşı çıkamaz. Ama aklına bir oyun gelir ve gitmeden Persephone'a bir nar tanesi yedirir. Yeraltına gidip de orada en ufak bir şeyin tadına bakan bir daha Ölüler Diyarından geri gelememektedir. 

Bunu duyan Demeter Zeus’a yalvarır, kızının Ölüler Diyarına geri dönmemesini ister. Zeus'un kararına göre Persephone yılın dörtte üçlük kısmını annesinin yanında, kalan dörtte birlik kısmını da Hades’in yanında geçirecektir. Bunun üzerine Demeter kızının kendi yanına geldiği ilk dörtte birlik zamanı ilkbahar yapar, toprağı hareketlendirir, çiçekler açtırır. İkinci dörtte birlik zamanı yaz yapar, ekinleri olgunlaştırır ve kızının kendi yanında geçireceği son zaman dilimi olan üçüncü dörtte birlik kısmı da sonbahar yapar, ağaçlara yaprak döktürür, ekinlerin hasadını bitirir. Ve tabi ki kızının, Hades’in yanında geçireceği zaman dilimini de kış yapar; küser toprağa, kurutur her şeyi, karartır. Kendi yüreğinin aynasıdır, insanlığa armağan ettiği mevsimler..

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Eveeet, hikaye kısmını düşünürsek insanın içinde Hades'e karşı bir nefret oluşuyor. Peki, size Hades'i çok seveceğinizi, belki de favoriniz haline geleceğini söylesem tepkiniz ne olur? Sanırım hikayeyi de okuduktan sonra pek mümkün görünmüyor. Ama "Tanrıça" kitabı bana Hades'i o kadar sevdirdi ki sizle de paylaşmak istedim. 

Mitolojiye ve mitolojik hikayelere bambaşka bakan, bir yandan macera dolu bir yandan romantik ve ince bir hikaye var karşınızda. 

Kate kızımız kanser hastası annesini son günlerini geçirmesi için doğduğu kasaba Eden'e getirir. Bu arada Eden cennet demektir. Okulda tanıştığı Ava, sevgilisine asılıyor zannederek parti ayağına Kate'i kandırıp Eden Malikanesinin sınırlarına getirir. Ava yüzme bilmeyen Kate'i tek çıkısının bir nehir olduğu arazide bırakarak suya atlayıp gitmeyi planlamaktadır. Ancak kafası bir taşa çarpar ve ölür. Kate tüm korkularına rağmen suya atlayıp çıkarmıştır Ava'yı ama ölü kızla ne yapacağını bilmez bir haldedir. Bu sırada Henry (yani Hades) gelir ve Ava'yı hayata döndürür. Bunun karşılığı olarak Kate sonbahar ve kışı onun malikanesinde geçirecektir. Ölüler Diyarının Efendisi olan Henry'nin eşi olacaktır. Bunun için 7 testten geçmesi gerekmektedir ve daha önce sınava giren hiçbir kız hayatta kalamamıştır. Kate ya ölümsüz olacaktır, ya da denerken ölecektir. 


Çok şaşırtıcı ve etkileyiciydi... Henry karekterine tüm naifliğine rağmen bayıldım. Özellikle Persephone ile Henry'nin anlatıldığı kısımlarda ben de çok üzülmüştüm. Güzel bir kitap, tavsiye edilir...

Alıntı: 

  • Gözleri benim göremediğim bir şeye odaklanmıştı. "Ve başarının, aynı zamanda ikimizin evleneceği anlamına geldiğini de anlıyorsun, değil mi?"
    Bedenime yayılan ürpertinin heyecandan mı,yoksa gerginlikten mi kaynaklandığını bilmiyordum. "Evet, bu fikre alıştım sayılır. Senin için bir sakıncası yok, öyle değil mi? Yani, bunun biraz aceleye geldiğini düşünürsek."
    Yüzü bir gülümsemeyle aydınlandı. "Hayır, bir sakıncası yok. Sence?"
    Var mıydı? Kimsenin karısı ya da kraliçesi olmaya hazır değildim, ama bu Henry'ye sahip olacağım anlamına geliyordu. (...)
    Başımı salladım. "Beni törende elbise giymeye zorlamadığın takdirde yok."


    Ve en tatlı diyalogu: 

    ''Devam edelim mi? Altıncı elin şanslı olduğunu duymuştum.''

    Gözlerimi devirdim. '' Cehennem buz tuttuğunda belki kazanırsın.'' 
    Bir kaşını kaldırdı. '' Sanırım bunu ayarlayabilirim..."



    PUANIM: ♥♥♥♥♥





    Devamını Oku »