1 Eylül 2021 Çarşamba

Kendine Yalan Söyleme - Jane Feather (Blackwater Brides #1) [BCP MAYIS]


Adı: Kendine Yalan Söyleme
Yazar: Jane Feather
Orijinal Adı: Rushed to the Altar
Çeviri: Tuğçe Ağca
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 392
Basım: Temmuz 2013
Seri: Blackwater Brides #1

Blackwater Serisi
#1 Kendine Yalan Söyleme / Rushed to the Altar - Jasper & Clarissa
#2 Evlilik Bahsi / A Wedding Wager - Serena & Sebastian
#3 An Unsuitable Bride - Alexandra & Peregrine


Merhabalar, :)
Bu kitabı yıllar önce yanlış hatırlamıyorsam fuarda sahaftan almıştım. Hemen kontrol ettim 2015'te Tüyap'tan almışım (Yazı için TIKLAYIN). O dönem hakkında gördüğüm tüm yorumlar olumsuz olduğu için okumayı epey ertelemiştim. Daha sonraları birkaç kez başlasam da bir türlü devam edememiştim. Kışın ıhlamur eşliğinde son kez başlamışım. Son zamanlarda bu tarz yarım kitaplarımı tamamladığım için BCP Mayıs ayına bu kitabı seçtim ve nihayet bitirdim. :p Mutluyum, gururluyum.

Kitabın konusundan bahsedeyim hemen. Clarissa Astley ailesini kaybettikten sonra kendisinin ve 10 yaşındaki kardeşi Francis'in velayeti amcaları Luke'a kalmıştır. Kötü biri olan amcanın tek niyeti Francis'ten kurtulmak ve abisinin mirasını ele geçirmektedir. Taşrada yaşayan Clarissa'nın yanından Francis'i alıp Londra'ya götüren amca çocuğu birinin yanına vermiş, şüphe çekmeyecek yollarla ölümünü sağlamaya çalışmaktadır. 

Clarissa ise kardeşini bu sondan kurtarmak için genç bir kız olarak tek başına Londra'ya gelmek üzere yola koyulur. Clarissa yolculuğunu yapadursun biz bir de diğer karakterimizi tanıyalım.

Seriye de adını veren Blackwater kontu Jasper Sullivan. Jasper ve ikiz olan kardeşleri Sebastian ve Peregrine'nin amcaları ölüm döşeğindedir. Çok hovarda ve günah dolu bir hayat süren bu amca bir yandan bu maceralarını bir pedere anlatarak günah çıkarmakta, diğer yandan ise mirasını alabilmeleri için yeğenlerine evlilik şartı koşmaktadır. 

Buraya kadar kitabın gerçekten çok güzel bir konusu var. Pek çok seride rastlayabileceğimiz miras veya başka getiriler için evliliğin şart koşulması ve buna uygun bir aday bulunması temalı kitaplar özgün yazıldığında gerçekten çok eğlenceli oluyor. Bu kitap da güzel başlamıştı. 

Ancak tam bu kısımdan sonra ütopik diyebileceğimiz tuhaf olaylar cereyan etmeye başladı. Clarissa, Londra'ya geldikten sonra kalacak hiçbir yer yokmuş gibi bir randevu evinde oda kiraladı. Soylu bir genç kız olarak bu seçimi gerçekten büyük bir skandal aslında ama enteresan bir şekilde evdeki hiç kimseden de ters bir hareket görmedi. Otelden konforlu bir hayat sürdü. Oda servisi ise kusursuz işliyordu. O kısma ilerleyen kısımlarda tekrar geleceğim.

Jasper'ın amcasının şartı ise sadece yeğenlerinin evliliği değildi. Günahkar bir adam olarak yeğenlerinden düşmüş(!) bir kadınla evlenmelerini istiyorlardı. Yeğenlerinin buldukları kadınları kurtarıp birer erdemli hanımefendi olarak cemiyete kazandırmaları gerekiyordu. Jasper, yeri geldiğinde metresleri olan bir adam olsa da halihazırda elinin altındaki kişilerden çok sıfırdan hiç tanımadığı birini bulmaya çalışıyor. VE BUNUN İÇİN SOKAKTA GEZİYOR? Kısmetin bir anda gelip koluna düşmesini bekliyor bir nevi. Ve o kadar enteresan ki KISMET DE DÜŞÜYOR KOLUNA. 

Jasper, kendisine çarpan Clarissa'nın alnında "plana uygundur" yazısı görmüş gibi peşine düşüyor ve o an amcasını gördüğü için telaş içinde olan Clarissa'nın hızla randevu evine girdiğini görünce de "plana uygundur" yazısı mühürlenmiş, tasdiklenmiş oluyor. 

Clarissa'nın amcasına yakalanmadan kardeşini kurtarmak için bir dayanağa, Jasper'ın ise günahkâr amcasının mirasını alabilmek için kendisiyle evlenecek böyle birine ihtiyacı vardır. İki tarafın da kaderini amcaları çizmektedir kısaca. 


Kitapta Jasper'ın amcasını şu şekilde özetliyor bize: 

“Vikont Bradley’in fevri, yaşlı bir adam oluşu konusunda seni uyarmalıyım. Ama gençliğinde hovardaymış. Daha doğrusu, biraz daha ileri yaşlarında. Ve hâlâ kadınların zarafeti hakkında zevkli bir göze sahiptir. Senden ciddi anlamda bir utanmazlık bekleyecektir. Onun masumiyete hiç zamanı olmamıştır. Rol kes, o da olmazsa… her neyse sakın ihmal etme. Biraz müstehcen ve oynak, olabildiğin ve bildiğin kadar baştan çıkarıcı ol. Cazibeni göster. Bir bakışta neden benim seni cazip bulduğumu anlayacaktır. Bazı söylemlerini, rahatsız edecek kadar net bulabilirsin. O, farklı bir çağdan geliyor; erkeklerin söylemek istediklerini kibarlaşmadan söyledikleri bir çağdan. Eğer buna ayak uydurabilirsen, senden memnun kalacaktır.”


Sonrasında olaylar öyle bir gelişiyor ki Clarissa, kırk yıldır bu evde çalışıyormuş gibi bir anda olayların içinde buluyor kendini.
Ve olaylar bir kurgudan bile beklenmeyecek olağandışılıkta ilerliyor...

Peki, sen bu kitabı nasıl buldun diye sorarsanız; öncelikle ben bu kitaba çok düşük beklentilerle başladım. O yüzden kitabı evet çok beğenmedim ama nefret de etmedim kitaptan. Bunda uzun zamandır bu türde bir kitap okumadığım için biraz tarihi aşk romanı özlemi çekmemin de payı olabilir. 

Bu türü çok az okumuş ya da hiç okumamış biri belki daha çok beğenir ama çok daha kaliteli tarihi aşk romanı okumuş insanlar için maalesef epey vasat kalıyor. 

Kitapta hoşuma giden şeylerden biri rahatsız edici seviyede de olsa gerçekçi anlatımdı. Kıyafetler, yemekler, olaylar... Jasper'ın acılı ve baharatlı böbrek yediği kahvaltısından, Clarissa'nın hovarda amcaya kendisini bir f*hişe olarak tanıtabilmek için kıyafetinde uygulanan detaylara kadar. Bunlar kitapla ilgili en çok hoşuma giden şeydi sanırım. 

Ve kitabın en en en mide bulandırıcı ve can sıkıcı kısmına geliyorum. Randevu evi çalışanı zannedilen ama aslında tecrübesiz olan Clarissa'nın Jasper'dan bunu saklamak için bir araçla... Ve bu aracı bir nevi oda servisi gibi orada çalışan diğer kadınların getirmiş olması? Gerçekten kitaba dair okuma isteğini en çok öldüren kısım buydu. 

“Jasper, ondan vermeye hazır hissettiğinden daha fazlasını istemişti ve sonunda Clarissa, Jasper’dan vazgeçmişti.”


Bu arada artık son sayfalardayken ve düğümler çözülürken başıma yine bir şey geldi. Arkadaş ne kitapmış, dediğinizi duyar gibiyim. 350 sayfadan fazla kitaba tahammül et, olayların en çok tırmandığı yerde basım hatası olsun ve iki sayfa boş olsun. Sabah kahvaltısında ev halkına tatsız dakikalar yaşatmış olabilirim. :p 

Neyse, deyip kaderime razı olduktan sonra iki sayfa daha okudum ve yine arkasından gelen iki sayfa boştu. Bakın bu bir dramdır. Bu kadar emekten ve çabadan sonra bunu hak etmediğimi düşünüyorum. O yüzden, elinde bu kitap olan ve beni buraya kadar okumuş olan saygıdeğer insanlardan bana mümkünse instagramdan (@benherneysemo) bu kitabın 354 - 355- 358- 359. sayfalarını atmalarını rica ediyorum.

Kitabın söylemeden geçemeyeceğim etkisiz bir sonu vardı. Olaylar güzel tırmandı ama sonrasında tepe noktayı göremedik gibi geldi bana. Belki farklı düşünen olabilir. 

İyi veya kötü bu kitapla olan maceramız bu şekilde sona erdi. 
Buraya kadar tahammül edebilmiş olanlara sevgiler :* 



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

5 Aralık 2020 Cumartesi

Kasım 2020 Kitap Alışverişi / Kitap Sepeti


Merhabalar,
Uzun süredir kitap alışverişlerimi en aza indirdim. Çok istediğim veya emin olduğum serilerin devamı olan kitapları tercih ediyorum. Elimden geldiğince yeni seriye başlamıyorum. Elimde okunmamış pek çok kitap var ve üstüne yer sıkıntım da var. Yer sıkıntısını bir yana koyarsak kitaplığımda sadece görmekten mutlu olduğum kitaplar olsun istiyorum. Bu nedenle sadece elimdekileri okuyup tekrar okumayacağımı düşündüğüm kitapları elden çıkararak devam ediyorum. Bir süre daha böyle devam etmeyi düşünüyorum.

Yine de uzun zaman sonra kitap alışverişi yapınca çok enteresan bir sipariş olmasa da yazmak istedim. Alacağım kitaplar Martı Yayınları ağırlıklı olduğundan Kitap Sepeti'ni tercih ettim. Çok daha uygun oluyor. 



Okuoku, Kitap Sepeti olduktan sonra ilk kez alışveriş yaptım. Öncelikle siteyle ilgili görüşümden bahsedeyim. Kargo çok düzgün bir şekilde geldi. Paketlenmesi, kutulanması çok iyiydi. Kutuya koymadan önce kutuda zarar görmemeleri için özel bir şekilde paketlenmişlerdi. Kitap Sepeti'nin kendine has ayraçlarından vardı. Kısaca memnun kaldım. Kitap alışverişlerinde tüm siteler için genel bir olumsuzluk belirtirsem kargo fiyatları bel büküyor. 




Anne Rice, benim ilk okuduğum fantastik yazarlarından biri. Vampirler denince genelde onun tarzına aşinayım. Vampirliğin doğasını yansıtan vampirler... 
Serinin devam kitapları -Martı sağ olsun- arka arkaya çıkınca ve ben alışverişlere ara verince, bu şekilde bir nevi toplu almış oldum.








 Vampire Chronicles (Vampir Günlükleri) serisinin ilk 3 kitabını Turkuvaz Yayınları basmıştı. Şu an o kitaplar piyasada bulunmuyor ya da ikinci elde fahiş fiyatlara bulunuyor. Bana da çok soran oluyor bu kitapları. 
Bir dönem Martı seriyi bitirdikten sonra başa dönüp bu 3 kitabı da basacak diye bir duyum almıştım. Hâlâ bu fikirdeler mi bilmiyorum ama okurlar açısından pek iyi olur. Ben de sonradan bulmak sorun olmasın diye kalan kitapları aldım. 






Sırayla Kan ve Altın, Blackwood Çiftliği ve Kanlı İlah. Kan ve Altın'ı bir dönem başka bir yayınevi basmıştı, ancak Martı basacak diye beklemiştim. Basması çok da güzel oldu. Serinin tamamlanmasına ise az kaldı sayılır ^_^ 






Alacakaranlık serisini blogu açmadan çok önce okuyup bitirmiştim. Birçok insan için okumaya başlama sebebi oldu bu seri. Beni de 'light' vampirlerle tanıştıran seri olmuştu. Bu seriden önce romantik, yemeğine aşık olan, insanlarla sosyalleşmek için doğasına karşı koyan vampirleri okumamıştım. Anne Rice terktim yani :p
Aşağıda linkini vereceğim yazımda da bahsettiğim gibi döneminde çok sevildi, sonra nefret edildi. Seriyi okuduğum dönemde Bella'nın zihni yoruyordu. O yüzden bu kitabın ilk 12 bölümü sızdığında Edward'ın zihninde olmak bana çok iyi gelmişti. 


Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi'ni alma nedenim ise hem kitaplığında bulunmasını istemem hem de kargo ücretini kurtarmaktı. Aslında eskiden kargo ücreti ödememek için belki okurum diye aldığım alakasız kitaplardan sonra bu huyumdan vazgeçtim. Kitaplığımda biriken, okumak istemediğim kitaplardansa kargo ücreti ödemeyi tercih ediyorum artık. Bu seferki gerçekten istediğim bir kitap olduğu için saymıyorum. :) Gotik ortamlar bana neden bu kadar iyi hissettiriyor bilmiyorum. Ama iyi ki varlar. 




Aslında başta yazmasam mı bu yazıyı derken, hem sizlerle tekrar görüşmüş oldum hem kitap alışverişlerinde değişen bazı alışkanlıklarımdan ve görüşlerimden bahsetmiş oldum hem de biraz nostalji yaptık beraber. 

Sizlerin kitap alışverişi alışkanlıklarınızda yaşadığınız değişimler var mı? Benimle paylaşır mısınız? :) 

Sevgiler.


Unutmadan;




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

26 Eylül 2020 Cumartesi

(Tarafını Seç #1) Edward Mı? Jacob Mı? (Tarihin Tozlu Raflarından Bir Tartışma)


Merhabalar.
Aman aman, nerelere geldik; diyebilirsiniz. :)
Madem ben taslaklarımı düzenleyip yayınlıyorum. Madem Gece Yarısı Güneşi kitabının çıkmasıyla bu konu tekrar gündeme geldi. Madem ben okuduğum diğer serilerle ilgili de bu tarz yazılar yazmayı uzun yıllardır istiyorum. Neden olmasın? :)

Yukarıdaki anlamsız paragrafı görmezden gelirsek eğer, malumunuz Alacakaranlık serisinin çok uzun zamandır beklenen üyesi Gece Yarısı Güneşi çıktı. Bu seri pek çok kişiye okuma alışkanlığı kazandırmasının yanı sıra benim gibi o güne kadar dark, gotik, acımasız vampirler okumuş bir okuyucuyu da light vampirlerle tanıştırdı. :p
Ve çoğu popüler seri gibi döneminde çok sevildi, ardından nefret edildi.
Bu seriyle yatıp kalktığını bildiğim insanlardan dahi daha sonra olumsuz şeyler duydum. :)

Ben bu seriyi yanlış hatırlamıyorsam 2008 sonlarında almıştım. Henüz ortada bir çılgınlığı yokken okumak insanın bakış açısını etkiliyor. O yüzden hiçbir bilgim yokken okuduğum için ben bu seriyi sevmiştim. Hala da severim. Blogu açmadan çok önce yaşandığı için bunlar blogumda maalesef yorumları yok. 4. kitabı heyecanla beklediğim zamanları hatırlıyorum mesela :) Ardından yazarın Edward'ın da ağzından bir kitap yazdığını duyduğumda sevinmiştim. Seri acayip tutmuştu ve bırakın kaymağını yemeyi dibini ekmekle sıyırmak bile normal bir davranıştı.


Gelin görün ki Gece Yarısı Güneşi'nin 12 Bölümü Stephanie Meyer'in bilgisayarından sızdırıldı ve yayıldı. O zaman ne yalan söyleyeyim ben de okumuştum bu 12 bölümü ve Bella'nın sıkıcı zihnindense Edward'ınkini yeğlemiştim. :) Aslında devamını da okumak istemiştim ama yazar kitap unutulana kadar ara vereceğini, bu ruh haliyle yazarsa tüm Cullenları öldürebileceğini söylemişti. Ve böylece kitap pek çok okurca unutulup gitti. 
Daha önce Bree Tanner'ın İkinci Hayatı adında ek bir kitap yayımlayan yazar 10. yıla özel Yaşam ve Ölüm adında bir ek kitap daha çıkarttı. Bunun nedeni Alacakaranlık'tan sonraki kitaplarının bu kadar ilgili görmemesi olarak düşünülebilir mi, kararı size bırakıyorum. Yaşam ve Ölüm'de Edward ve Bella bir nevi yer değiştirmişti. Ve kitap Alacakaranlık kitabıyla birlikte bir yüzünde Alacakaranlık, diğer yüzünde Yaşam ve Ölüm olacak şekilde basılmıştı. Hoş bir düşünceydi. Ben de bu kitabı almıştım ama hâlâ okumadım. Okuyanlardan da genel olarak geçer bir not almadı. Ama ben okuyup kendim karar vermek istiyorum. :)
Alışveriş yazımda da bu kitaptan bahsetmiştim. Okumak için TIKLAYIN!

Yine Epsilon sayfasından aldım resmi. :)


Ve günümüz. Tam unutuldu dendiği anda Gece Yarısı Güneşi çıkıverdi. Kapağını pek sevmedim. Bana iyi duygular vermiyor. Ama alıp okumayı düşünüyor muyum, evet düşünüyorum. 
Blogda bu kitaplarla ilgili yazdığım alışveriş yazısı dışındaki tek yazı olduğu için biraz çenem düşmüş olabilir. Affedin. :)

Tarafını seç kısmına gelelim.
Bu tarz aşk üçgeni bulunan kitaplarda ve serilerde okuyucular genelde ikiye bölünürler. Edward'ı çok seven ve Bella'yla onun olması gerektiğini düşünenler. Jacob'ı çok seven ve aslında Bella'yla onun olması gerektiğini düşünenler. 
Bir de benim gibi ikisinin de kaçıp kendini Bella'dan kurtarması gerektiğini düşünenler. :p 
Gördüğünüz gibi "Kızım Bellam sen ne düşünüyorsun? Bu hayat senin," diyen yok. 

Kitapları baz alacak olursam ben Team Edward'ım. Jacob'ı iyi bir arkadaştan öteye göremiyorum maalesef. Ve Bella'nın seçimine de saygı duyuyorum. :p 

Filmleri düşünecek olursam çok büyük Edward antisiyim ama Jacob'a da yakın hissetmiyorum. Filmler için hepsi kaçıp birbirinden kurtulsun düşüncesindeyim. :p 

Bir de pek Kurtadam düşkünü olmadığım ve Vampirleri daha çok sevdiğim için biraz taraflı bakıyor olabilirim. Edward'ın aşırı sahiplenici tutumları kitap çerçevesinde hoşuma gitmiş olsa da gerçek hayatta asla tahammül edemiyorum.
Aklıma sürekli Biri Beni Isırdı filminin (Alacakaranlık parodisi) finali geliyor. Mantıklı buluyorum :p

Siz kimin tarafındasınız? Lütfen düşüncelerinizi yorum olarak belirtin. Biraz nostaljinin kimseye zararı olmaz. :)  

Bu yazıyı sonuna kadar okuyan olduysa ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. ^_^
Kendimi daha genç ve ergen günlerime dönmüş gibi hissediyorum. :p

Sevgiler.




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

14 Eylül 2020 Pazartesi

Cüneyt Arkın - Fakir Gencin Hikayesi


Merhaba,
Zaman zaman bende Nostalji hastalığı olduğunu düşünürüm. Belki zaman yolculuğu fikrinden bu kadar hoşlanmamın sebebi de budur. Çünkü böyle bir imkanım olsaydı bunun %80'ini geçmişe gitmek için kullanacağımı adım gibi biliyorum. Bugünü yaşayamayan insanların geçmişi veya geleceği idealize ettiği sık sık görülür. Ben de onlardan biriydim belki de uzunca bir zaman.

Mesela Yeşilçam'ı pek bir severim. 80'ler dönemi ya da arabesk filmlerin tepe noktasına çıktığı dönemler değil de genelde 70'ler filmlerini. Yeşilçam'a teşhis koysaydım Histeri teşhisi koyardım büyük ihtimalle. :) Tüm histerisine, arada doğallıktan ve inandırıcılıktan uzaklaşmasına rağmen beni epey çeker. Hâlâ ara ara açıp izlememin, sevdiğim filmlerin arşivini tutuyor olmamın sebebi de budur. Yormayan bir ev rahatlığı. Hani eve gelip pijamalarını giyip koltuğa uzanmışsın gibi bir his.

Aslında seneler önce Yeşilçam'la ilgili kişisel düşüncelerimden oluşan bir giriş yazısı hazırlamıştım blog için ama hiç yayınlamadım. Onu yayınladıktan sonra bazı sevdiğim filmlerin yorumlarını yazarım diye düşünmüştüm. Son yıllarda kendimden uzaklaştığımı fark ettiğim gibi blogumu da kaybedip yeniden bulmuş gibi hissediyorum. Belki cesaret verirseniz bir gün o yazıyı da yayınlarım. 

Sadece sevdiğim filmleri izleyip, arşiv tutup, müziklerini dinleyip, sevdiğim fotoğrafların koleksiyonunu tutmakla bitmiyor aslında bu sevgim. Ben Yeşilçam emektarlarının kitaplarını, ropörtajlarını okumayı da seviyorum. Zamanında Türkan Şoray'ın kitabını alıp okuyarak başlamıştım. Bazı kitaplar hatta defterler bile edindim. Zamanla onların da yorumunu umuyorum ki gireceğim. 

Bugün yazmak istediğim kitap ise okuyalı bir seneyi çoktan geçmiş olan: Cüneyt Arkın - Fakir Gencin Romanı. Değerli birinin tavsiyesiyle almıştım bu kitabı, benim hiç gözüme çarpmamıştı. Okuyalı geçen zamana rağmen bazı şeyler o kadar net ki aklımda; kendimi ifade edebileceğimi düşünüyorum. 

Not: Beni şok eden bir detay ise kitabın tükenmiş olması ve şu an ciddi olamayacak fiyatlara satılması oldu. 



 Adı: Fakir Gencin Hikayesi
Yazar: Cüneyt Arkın
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 189
Basım: Nisan 2014

"İşte bu yüzden ben hep dargın bakan bir çocuktum..."

Filmlerimde zalimin karşısında ezilen yoksulun,hakkı yenenin yanındaydım hep...
Güçlü, yiğit, cesurdum.
Emeğin, alın terinin yanındaydım.
Başıma gelecek belaları umursamadan, durmadan horlanan, hakkını arayamayan halkımın acılarını paylaşıyor, yenilmez görünen büyük, acımasız güçlerle ölümü göze alarak savaşıyordum.
Cömerttim, insan aşığıydım...
Yılmaz, cesur bir savaşçıydım.
Ordular bozuyor, kaleler fethediyordum.
Peki filmlerimde böyleydim de, özel hayatımda aynı doğrucu, halkını, yurdunu seven insan mıydım?
Halkıma ne kadar dürüst davrandım?
Hayatım boyunca, kendime bunları sordum, kendimle hesaplaşıp durdum.


Bu kitabı okumadan önce Cüneyt Arkın hakkında ne biliyordum? Ne düşünüyordum? Ve okuduktan sonra bunlarda değişiklik oldu mu? Bu soruları yanıtlamam daha doğru olacak sanırım. 
Filmlerini severek izlediğim biriydi, oyunculuğunu seviyordum. Özellikle romantik olanları. Diğer filmlerinde dublör kullanmamasına ciddi bir saygı duyuyordum. Herkesin bildiği esas adının Fahrettin Cüreklibatur olması, esas mesleğinin doktorluk olması gibi yüzeysel bilgilere de sahiptim. Hepsi bu... 

Bu kitapta bilmediğim epey şey olduğunu fark ettim. Hem Cüneyt Arkın'ın hayatına hem döneme ait pek çok şey öğrendim. Gazinoda sahne aldığını hiç bilmezdim mesela. Orada geçen "Bir mumdur, iki mumdur..." kısmı gibi kara mizah yerleri de vardı, içim yanarak güldüğüm; ciddi anlamda içime işleyen yerleri de vardı.

Bir dilim ekmeğin onun hayatındaki yeri gibi. Çocukken çektiği ciddi açlık nedeniyle yanından ve baş ucundan bir dilim ekmeği eksik etmemesi ve o ekmeği öpüp yatması gibi. Ekmekle ilgili anıları en çok içimi acıtan oldu. 

Bunun yanı sıra yaralanıp yatağa mahkum kaldığında geçirdiği o kötü gece ve içindeki gücün onu tekrar ayağa kaldırması... Asla kendinden ödün vermeyen bir insan olması öyle dikkat çekici ki. 

Başka hayatlarda etkilenecek, ders çıkarılacak ne çok şey var... 
Hiçbir şey dışarıda göründüğünden ibaret değil... 

Sevgiler.




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

8 Mayıs 2020 Cuma

Biz Evleniyoruz - Julia Quinn (Bridgertons #8)


 Adı: Biz Evleniyoruz
Yazar: Julia Quinn
Orijinal Adı: On The Way To The Wedding
Çeviri: Tuğba Şabanoğlu
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 453
Basım: Mart 2013
Seri: Bridgertons Serisi #8




"Gördüğüm en mutsuz gelinsin."
"Mutsuz değilim. Ben sadece şey hissediyorum..."
Ama ne hissettiğini bilmiyordu. Ne hissetmesi gerekiyordu ki? Kimse bunun için eğitmemişti onu. Bütün eğitimi boyunca; dadısı, mürebbiyesi ve Bayan Moss'un Okulu'nda geçirdiği üç yıl boyunca kimse ona bunun dersini vermemişti.
Neden kimse bunun dikiş nakıştan ve yerel danslardan daha önemli olduğunu fark etmemişti?
"Ben..." Artık anlamıştı. "Ben veda ediyormuş gibi hissediyorum."
Hermione hayretle gözlerini kırpıştırdı. "Kime?"
Kendime.
Öyleydi de. Kendine ve olabileceği her şeye veda ediyordu. 


Merhabalar :)
Yine okuduğum ama yorumunu henüz yazmadığım bir kitapla geldim. Alıntıların fotoğrafını çektiğim tarihten baktığım kadarıyla bu kitabı 04.01.2019'da okuyup bitirmişim. Burada bir taslak oluşturmuşum ama yazmamışım. Şimdi yarım bıraktığımız işleri tamamlayalım. ^^

Biz Evleniyoruz, Bridgerton Serisi'nin 8. ve son kitabı. 8. kardeşle seriye veda ediyoruz. Bu kitabın kapak tasarımını Epsilon'un ilk yayınladığı günü dün gibi hatırlıyorum. Bu kapaktaki çizimin suratını hiç beğenmemiştim. Bana çok gudubet gelmişti. :) Ama genel olarak bu serinin kapak tasarımlarını çok beğeniyorum ve serinin ruhuna uygun buluyorum. Maalesef ki Epsilon bu serinin kapaklarını değiştirme gaflet ve delaletinde bulundu. 


Yeni kapaklar bunlar. Epsilon'un hesabından aldım.:)
Kapaklar kendi başlarına kötü olmasalar da Bridgertons'a uygun olmadığını düşünüyorum. Martı bir dönem klasikler için bu tarz kapaklar kullanmıştı, onlar da hoşuma gitmemişti. Bu kapaklarla ilgili yorum sizin. Ama ben elimde eski kapakların olmasından mutluyum. 

"Ben bir hiçim.(...) Sensiz bir hiçim."
(...)
"Mübalağa ediyorum belki, ama hepsi bu. Beni daha iyi kılıyorsun. Bana dilekler diletiyor, umut ettiriyor ve ilham veriyorsun. Bir şeyler yapmayı istememi sağlıyorsun. Tanıdığım en iyi insansın sen, tanıdığım en onurlu insan. Beni güldürüyorsun. Ve düşündürüyorsun. Ve ben... Seni seviyorum."

Gregory ailenin en küçük erkeği. İçlerinde de en az tanıdığımız ayrıca. Zaten diğer kardeşlerin kitaplarında küçük bir çocuktu. Seride en çok 7. kitaptı tanıma fırsatı bulmuştuk. 
Yazar bu kitapta farklı bir şey denemiş. Bu kez erkek karakter Gregory, Hermione'a aşık oluyor ve onun için mücadele ediyor. Ancak Hermione başka birine aşıktır ve arkadaşı & refakatçisi Lucy bunun bir felaket olduğunu düşünüyordur. Hermione'u bu durumdan kurtarmak için Gregory'e Hermione'un kalbini çalma konusunda yardım etmeye karar verir.
Lucy gerçekten güçlü bir kadındı. Sevdiğim kadın karakterlerden biri oldu ama ailesine karşı boynu eğriydi :/ Amcası ona daha önceden ayarlanmış bir evliliği dayatmaktadır. Lucy ise yardımcı olduğu Gregory'e meyletmeye başlamıştır bile. 

Gregory, serideki erkek karakterler içinde en normal olandı. Bu hoşuma gitti. Gerçek aşka inanan, onu arayan, onun için mücadele eden zeki, ilgili, sevecen bir adam. Aşktan korkmuyordu; geçmişten gelen yaralar/ travmalar, karşı tarafı bir itip çekmeler yoktu. :)

Buna rağmen duygu geçişleri çok keskindi. Ve konu epey sallanmıştı. Diyaloglar bildiğimiz Quinn diyaloglarıydı ama bu konunun gereksiz uzayıp sallanması kitabı birazcık da olsa sönük kılıyordu. 

Sonu ise gerçekten çok güzeldi. Çok beğendim. Gregory'nin aşkı için savaşması ve abilerinin göze alamayacağı bir şekilde aşkına sahip çıkması çok hoşuma gitti. Bir seri de böylece bitmiş oldu. İlerleyen zamanlarda genel bir seri yorumu da yazacağım. :)
Mutlu sonlarınız daim olsun efenim. ^^




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

17 Ocak 2019 Perşembe

Öpüşünde Saklı - Julia Quinn (Bridgertons #7)



Adı: Öpüşünde Saklı
Yazar: Julia Quinn
Orijinal Adı: It's in His Kiss
Çeviri: Banu Belgi
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 383
Basım: Mayıs 2014
Seri: Bridgertons Serisi #7



"Eğer bir erkeğin seni sevip sevmediğini bilmek istiyorsan, emin olmanın tek bir yolu vardır. Öpüşünde saklıdır... Tüm hissettikleri, öpüşünde saklıdır."

Serinin sonuna yaklaştıkça Bridgerton ailesinin küçüklerine, diğer bir deyişle 'elimizde büyümüş' üyelerine  geliyoruz. Hyacinth de onlardan biri, hatta en küçüğü. Seri boyunca sivri ve bir o kadar kıvrak diliyle ağabeylerini, ablalarını çileden çıkarmasıyla ünlü, erkeklere atfedilen işleri yapmaya hevesli, nakış konusunda berbat, bir parça sinir bozucu karakterimizde sıra. 
Hyacinth sosyeteye takdim edileli uzun zaman olmuştur, tam 3 yıl. Ve bir kaç gereksiz kişi hariç doğru dürüst bir evlilik teklifi alamamıştır. 
Gününü biraz üstte anlattıklarımızla, diğer yandan 'yakın arkadaşı' haline geldiği ve bir nevi gençliğini temsil ettiği Lady Danbury ile geçirmektedir. Ona kitap okumaktadır. 
Bir müzikalde Lady Danbury'nin torunu Gareth St. Clair ile tanışır. Gareth'ın büyükannesine ait olan İtalyanca günlüğün çevirisi için yardıma ihtiyacı vardır. Ama alelade bir çevirmen tutamayacağı kadar hassas bir durum vardır ortada. O yüzden Hyacinth'e güvenir, ondan yardım ister. Hyacinth içinse gökte ararken yerde bulduğu bir maceradır bu. 
Gareth'ın babasıyla ciddi sorunları vardır. O kısımlar gerçekten etkileyici ve güzeldi. Gareth'ın başlarda Hyacinth'in yanında yer alması bir nevi babasına meydan okumak içindir.
Anthony ile konuştuğu kısım ise en çok güldüğüm kısımlardan biriydi. Serinin ilk kitabı ailenin en büyük kızı Daphne ile Anthony'nin arkadaşı Simon'ın kitabıydı. Anthony'nin Simon'a tavrını ŞU YAZIMDA paylaşmıştım. Geçen uzun yıllar Antony'yi epey yormuş olmalı ki Gareth'a tavrı bambaşkaydı: 
Anthony kendi kendine, "Bu harika bir gün," diye mırıldandı. "Harika bir gün." Keskin bakışlarını Gareth'a çevirdi. "Hiç kız kardeşin yoktu değil mi?"
Gareth, "Hayır," diyerek onayladı. 
Anthony kadehinin üçte birini tek dikişte içerek, "Benim tam dört tane var," dedi. "Dört. Ve artık hiçbiri benim sorumluluğumda değil. İşim bitti. Artık özgürüm."
Gareth dayanamayıp, "Ama kızlarınız var, öyle değil mi?" diye hatırlattı. 
"Sadece bir tane ve o da henüz üç yaşında. Bütün bunları tekrar yaşamama yıllar var daha. Şanslıysam Katolik olur ve kilisedeki rahibelere katılır.

Anthony'nin bu tepkilerine çok gülüyorum.:)

Julia Quinn'in zaten bolca kinayeli, esprili bir dili var. Bu, zaten sivri dilli olan bir karakterle (hatta Lady Danbury'i sayarsak iki karakterle) birleşince epey eğlenceli bir hal alıyor. 
Sevdim. :)



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »