25 Mayıs 2017 Perşembe

Minik Alışveriş, Minik Kitaplar


Bir önceki yazımda blog ikizim Kitap Tutkusu ile buluşmamızdan ve yeni denediğimiz Kore restoranından bahsetmiştim. (Okumak için TIKTIK!)
Ki bu buluşma 8 Nisan'da olmuştu. O gün ayrıldığımızda neden hiç bilmiyorum şu İstanbul ürünleri satan klasik dükkanlardan birine girdim. Metro girişindekine. (Aslında daha önce denediğim sabunlara bakıyordum.)
Derken yukarıda resmini gördüğünüz standa denk geldim. Minicik basılmış Türk ve Dünya klasikleri vardı. Çok şirinlerdi. 

Biraz içimi dökmem gerekirse bu konuda; ben zamanında Türk ve Dünya klasiklerini neredeyse hatmettim. O yüzden şu sıralar yayınevlerinin sürekli ve karton/cilt/bez gibi şekillerde klasikleri yeniden yeniden basmaları şimdilik beni heyecanlandırmıyor. İleride ne olur bilmiyorum tabii ki. Bu yarışın klasik sevmeyen okura klasikleri gerçekten sevdireceğini umuyorum sadece. ^_^



Standın önünden hiçbir şey almadan geçemedim bir türlü. O yüzden tercihimi Stefan Zweig'den yana kullandım. 2 kitapla çıktım dükkandan.
Kitapların baskısını, sayfa yapısını beğendim. Rahat okunacağını düşünüyorum. 


İlki klasik basmaya başlayan yayınevlerinin ilk tercihini, basmayanı dövüyorlar kategorisinden Satranç. :)


Resmin üzerine tıklayarak konuyu okuyabilirsiniz. 


Diğer kitap ise Bir Kadının Yaşamından 24 Saat. 



Aynı şekilde bu resme de tıklayarak konuyu okuyabilirsiniz. 

Üzerinden zaman geçmesine rağmen bu minik alışverişten bahsetmeden edemedim.
Sevgiler :*

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

4 Eylül 2014 Perşembe

Ah Şu Sahafların Gözü Kör Olsun...


Sahaflara ayrı bir düşkünlüğüm var, girdim mi çıkamıyorum.
Bambaşka bir şey için gittiğim bir yerde gördüğüm sahaf ve sonucu... 

Laurell K. Hamilton'ın Anita Blake serisi dışında başka bir kitabını bulmuşken aldım. :)

Bir Çalgıcının Seyahati'nin ise bende yeri bambaşka. Okuduğum ilk klasik kendisi. Aslında elimde 2000'li yıllara ait bir baskı var ancak bu eski basımı görünce almadan duramadım. 
Ayrı bir postta okuma hikayemi de anlatırım bir gün belki :) 



Laura serisinin 1. ve 2. kitaplarını aldım. Biliyorum benim yaşıma uygun görünmüyorlar ama öyle güzeller ki :)
Okuyacağım bu eğlenceli fantastik seriyi. 
Ciltli baskı ve kapaklara bayıldım,


Ancak iç baskı da en az o kadar güzel :)


Şunlara bakın bir ^_^


Benden tam not aldı :) 



Bende Lisa Valdez'in iki kitabı da var. Biliyorsunuz Koridor Yayınevi Lisa Valdez kitaplarına yeni baskı yapmıyor bu yüzden bulmak çok zor. O nedenle bulmuşken bu kitabı blog ikizim Kitap Tutkusu'na aldım. 

Okul dönemi yaklaştıkça her yeri kırtasiye ürünleri bürümüş, kitaplardan sonra en zayıf noktalarımdan biri. O nedenle yukarıda gördüğünüz rengarenk kalemleri de aldım. :3

Alışveriş yapmayı düşünmediğim bir dönemde yine alışveriş yaptım :(
Ne diyeyim, ah şu sahafların gözü kör olsun... 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

17 Kasım 2013 Pazar

OKK 20. BLOG TUR - Charlotte Bronte'nin Gizli Günlükleri - Syrie James - YORUM

 -Kış geldi ve bu tarz kitaplarla salep harika gidiyor ^^ - 

Kitap Adı: Charlotte Bronte'nin Gizli Günlükleri
 Orijinal Adı: The Secret Diaries of Charlotte Bronte
Yazar Adı: Syrie James
Yayınevi: Everest Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 488
Basım Yılı: 2013

"Aşkın hazları hakkında yazmışımdır. Uzun zamandır, kalbimin kimseye göstermediğim bir köşesinde, bir erkekle yakın bir ilişkinin hayalini kurmuşumdur, her Jane'in kendi Rochester'ını hak ettiğine inanırım; hak etmez mi?"


Charlotte Bronte ile ilk tanışmam 4. veya 5. sınıfta olmalı. Okul kütüphanesindeki klasikleri ilk keşfettiğim zamanlar ve Jane Eyre benim okuduğum ilk klasiklerden biri. Birkaç sene sonra mini bir İngilizce hikaye kitabı geçiyor elime. Bronte kardeşlerin hikayesini anlatıyor. O yaşımdayken anlatılan o gerçek dünya anladığım kadarı ile içimi inanılmaz karartıyor. Yıllar geçmiş, bölük pörçük okuyabildiğim bir İngilizce hikayeyi aslında hatırlamamam lazım ama orada Charlotte'ın annesi ve kendinden önce doğan çocuk yaşta ölen kardeşleri için öyle tasvirler var ki. Ölenlerin kilisenin bahçesine gömüldüğünden ve çürümeye bırakıldığından bahsediyor. O yaşta okuduğum bu tasvir aklıma öyle bir yer etmiş ki, Bronte kardeşler deyince aklıma hep o hikaye kitabı gelir ve ondan aklımda kalan hepsini anlatamadığım diğer şeyler... 

Günlüklere gelirsek, herhalde bu kitap hakkında hiç bilgim olmadan direk okumaya başlasam günlük değil bir roman zannederdim. Günlük türünü severim, ben de yazarım. Ancak anlatım tarzında günlüğün ufak ufak izleri dışında pek bir adı yok. Bunun nedeni Charlotte'ın üslubundan kaynaklanıyor. Jane Eyre' de zamanında okuduğu okuldaki anılarını baz alıp, kurgu bir roman yazdığı gibi burada da gerçek hayatını aslında bir kurguymuş gibi hikayeleştirerek anlatıyor. 


Başarısız mı ? Asla. Kitabın akıcı bir dili olduğunu düşünüyorum. Charlotte okuduysanız onun üslubunun izlerini yakalamanız hiç zor değil. Bence Charlotte'ın roman üslubu kullanma nedeni günlüklerinin okunma kaygısı olabilir.  Bu tamamen benim şahsi fikrim ama üslubundan ve yazdıklarından hep aslında anlatırken gizlediği bir şeyler olduğunu hissettim. Bir şeyleri saklamak için yazmak, anlatmak... 

Charlotte'ın ailesi, kardeşleri, tüm yaşamı ve fırtınalı ilişkisini ele alan günlükler, çok ama çok çarpıcıydı. Bunun bana göre asıl nedeni ne fırtınalı ilişki, ne dram... Uzun yıllar önce, kadının bir yazar olarak adının bile olamayacağı bir dönemde yaşamış, aranızda kitaplarının olduğu bir yazarı bu kadar ayrıntılı tanımak, onun iç dünyasına girmek. O dönemde bile olsa aynı sorunları yaşayabilmek, içten içe aynı hayali kurabilmek, çok ama çok farklı bir duygu... 

ALINTILAR 
"Bana öyle geliyor ki, şimdiye kadar yaşamış olduğum her deneyim, düşünmüş, söylemiş veya yapmış olduğum her şey ve sevmiş olduğum her kişi bir şekilde bugün olduğum insana katkıda bulunmuştur.  

"Bana yazı ya da çizi olsun bir şekilde kalemi kağıda değdirmeden geçen tek bir gün yaşamanın, ruhuna tam bir işkence olduğunu söylemiştin."

Devamını Oku »

16 Kasım 2013 Cumartesi

Bir Adam İki Yazar: Charlotte Bronte ve Jane Austen


  
Jane Austen klasik edebiyatta Bronte kardeşler kadar iyi tanınan, başarılı bayan yazarlardan biri. Charlotte Bronte doğduktan bir yıl sonra ölen yazar üzerine George Henry Lewes  daha sonra "The Novels of Jane Austen" adlı bir kitap yazar.  Daha sonra Charlotte Bronte'yle tanışma fırsatı yakalayan Lewes, Charlotte'a Jane Austen okumasını önerir. Tur kitabımız olan Charlotte Bronte'nin Gizli Günlükleri'nde Charlotte bu olaya değinir. Ufak bir alıntı yapmak gerekirse:

"Başka bir iletişim de hiç beklenmedik bir alanda başlamıştı. Ünlü gazeteci, romancı ve oyun yazarı George Henry Lewes, Jane Eyre'in övgüden yana cömert bir eleştirisini yayımladıktan sonra, Currer Bell'e (Charlotte'ın takma adı) yazıp, sonraki kitabımda "melodramdan sakınmamı" öğütlemişti. (...) Bay Lewes ayrıca "şimdiye kadar yaşamış en büyük sanatçılardan biri ve insani karakterinin en büyük resmedicilerinden biri" olduğunu iddia ettiği "Bayan Austen'ın yumuşak gözlerinde parlayan görüşleri izlemem" gerektiğini de öğütlemişti. "



Lewes, Charlotte'a ifadelerinden de açıkça belli olduğu gibi hayran olduğu Austen'ı okuyup feyz almasını önerir. Charlotte merak eder ve yine yazar olan kız kardeşleri Anne ve Emily'le Austen'ın eserlerini okurlar. Charlotte günlüğünde kendisinin, Anne ve Emily'nin de Austen'la ilgili düşüncelerine yer verir. Düşünceleri beni oldukça şaşırttı bu arada :)

Charlotte Bronte Hayatı ve Eserleri yazımda Charlotte'ın da kız kardeşleri gibi erken yaşta vefat ettiğinden bahsetmiştim. Charlotte vefat edince onun hakkında bir kitap yazmak yine George Henry Lewes'a nasip olmuş.   




Tam hayat çok garip dediğiniz yerde bir şey daha keşfediyorsunuz. Syrie James yani Charlotte'ın Günlüklerini derleyen yazar, kitabın girişinde günlüklerin bulunuş aşamasını, sonra bu günlüklerin Charlotte'a ait olduğunun kanıtlanma aşamasını anlatıyor. Sürece dahil olan yazarın güncelerle ilgili hevesini ve sevgisini hissedebiliyorsunuz. Sonra kitabın arkasını çevirdiğinizde şöyle bir cümle görüyorsunuz: "Jane Austen'ın Kayıp Anıları'nın yazarı Syrie James, bu kez Charlotte Bronte'nin Gizli Günlükleri'yle titiz bir araştırma sonucu elde edilmiş tarihi gerçekleri kurguyla ustaca birleştiren, son sayfaya dek merak uyandırıcı olmayı başaran bir romana imza atıyor."  

Yolları hiç kesişmemiş, hiç tanışmamış, hatta aynı zaman diliminde bile yaşamamış bu iki kadının yolu bu kez başka bir yazarda kesişiyor. Ne dersiniz, tarih gerçekten tekerrür ediyor olabilir mi?

Devamını Oku »

OKK 20. Blog Tur: Charlotte Bronte Hayatı ve Eserleri

 


Bronte Kardeşleri çoğumuz biliriz. Ailecek edebiyata ve sanata ilgili bu aile, kısacık yaşamlarında 19. yy edebiyatına günümüze ulaşmış eserler bırakmıştır. Patrick Bronte adında bir papazın 6 çocuğu oldu, ikisi çocuk yaşta hastalıktan ölmüş, geriye 1'i erkek 3'ü kız olmak üzere 4 çocuğu kalmıştır. Zorlu hayatlarına ışık tutan tek şey sanat ve edebiyattı. Benim yazımın konuğu kardeşlerin en büyüğü Charlotte Bronte olacak. 

Diğer kardeşlerin hikayeleri için:

 


Kuzenbatı İngiltere, Thornton'da doğdu. 1816 yılında doğan Charlotte  1855 yılında diğer kardeşleri gibi genç yaşta öldü.
Sekiz yaşındayken Cowan Bridge adında bir kız okuluna gönderilmiş olan Charlotte, en meşhur romanı olan Jane Eyre'i yazarken bu okuldaki hayattan esinlenmiştir. Daha sonra öğrenimine devam eden Charlotte, 3 yıl öğretmenlik yaptı. Annesinin vefatıyla evin tüm sorumluluğu Charlotte'a kaldı. Bir okul açmayı da deneyen Charlotte ve kardeşleri malesef başarılı olamadılar ve okul kapandı. 

Bir gün Charlotte kız kardeşi  Emily’nin gizlice yazdığı şiirleri buldu ve çok beğendi. Ardından edebiyata ilgi duyan üç kız kardeş çalışmalarını birbirleriyle paylaştılar ve ilk şiir kitapları 1846′da Currer, Ellis ve Acton Bell diye birer erkek takma adı ile yayınlandı ama başarılı olmadı.  Ondan sonraki yıl içinde üçü de birer roman yazmayı denediler.

-Bu eser birçok film ve diziye de konu olmuştur- 
Charlotte’nin yazdığı “Jane Eyre” kısa sürede tanındı ve beğenildi, yazarına büyük şöhret kazandırdı. Fakat bu sevincin yanısıra ev hayatındaki felaketler de birbirini kovaladı. 1848′de Charlotte Bronte hem kız kardeşi Emily’i, hem de erkek kardeşi Branwell’i kaybetti. Bir yıl sonra da Anne öldü.


Charlotte, 1849′da “Shirley” romanını yayınladı. 



, 1853′de “Villette” adlı kitabını yayınladı. Bu kitap ülkemizde de  Geçmişin Gölgesinde ek adıyla Kırmızı Kedi Kitabevi Tarafından yayınlandı.

Charlotte 1854′de babasının yardımcısı papaz A.B. Nicholls ile evlendi, fakat birkaç ay sonra hamileliğinin 9. ayında Charlotte de kardeşleri gibi öldü.



“Jane Eyre” den önce kaleme aldığı fakat  beğenilmediği için yayınlamak imkanı bulamadığı “The Professor” (Sevdiğim Adam) adlı romanı ölümünden sonra yayımlandı. Uzun yıllar Türkçe'ye çevrilmeyen roman, daha sonra dilimize kazandırıldı. Aynı zamanda “On the Death of Anne” ve “Brontë” isimli iki şiir kitabı bulunuyor.


Devamını Oku »

14 Kasım 2013 Perşembe

OKK 20. Blog Tur: Charlotte Bronte'nin Gizli Günlükleri - Syrie James / TANITIM


Yeniden merhaba, Okuyan Kızlar Kulübü bu sefer edebi çevrede ilah kabul edilen bir yazarın gizli satırlarında büyülü bir yolculuğa çıkıyor. Bronte ailesi tarihe damgasını vurmuş kişiler, bugün bile romanlarda gerek eserleri gerek hayatlarındaki seçimleri ile yer almakta. Charlotte Bronte ve ailesi hakkında bilinmeyenleri anlatmaya geldik. Dilerim sizler de bu tarihi yolculukta bizlerle birlikte keyifle ilerlersiniz.
Syrie James'in kaleminden aslına sadık kalarak derlenmiş Charlotte Bronte Günlükleri sizlerle!


Kitabımızı Tanıyalım

Charlotte, Emily, Anne ve Branwell... Bronte kardeşler rüzgârın korkutucu bir uğultu ile estiği, soğuğun ve hastalığın kol gezdiği uzak bir köyde, birbirlerine hikâyeler anlatarak, her hikâyede yaşadıkları ıssızlıktan bir adım uzaklaşarak hayata tutunurlar. Yıllar sonra, edebiyata olan tutkuları artarak devam eden kardeşlerden Charlotte, dünya edebiyatına gelmiş geçmiş en güçlü kadın karakterlerden birini; Jane Eyrei, armağan edecektir:

Sade ve dış dünyaya kapalı bir hayat yaşamış olsa da Charlotte Bronte, gizli kalmış olan tutkulu yanını yazını aracılığıyla yansıtır. Bir yanı ise yazdığı gibi bir aşk yaşamayı hayal etmektedir. Nihayet bir gün ateşli bir talipten gelen bir evlilik teklifi, evin sakin ve sessiz havasını karıştırır. Bunun üzerine Charlotte günlüğüne döner ve kendiyle bir hesaplaşmaya girişir. Romanlarının arka planını oluşturan gizli aşkları, her biri yetenekli bir sanatçı olan kardeşler arasında yaşananlar, hayaller ve hayal kırıklıkları böylece kâğıda dökülür.

Jane Austenın Kayıp Anilannın yazarı Syrie James, bu kez Charlotte Brontenin Gizli Günîükteriyle titiz bir araştırma sonucu elde edilmiş tarihi gerçekleri kurguyla ustaca birleştiren, son sayfaya dek merak uyandırıcı olmayı başaran bir romana imza atıyor.

"Aşkın kazları hakkında yazmışımdır. Uzun zamandır, kalbimin kimseye göstermediğim bir köşesinde, bir erkekle yakın bir ilişkinin hayalini kurmuşumdur, her Janein kendi Rochesterını hak ettiğine inanırım; hak etmez mi?"

Tur Takvimimiz

14.11.2013


Tanıtım – Duyuru – Çekiliş


The Reading Lady
Pudra Tozu
Kitap Tutkusu
Kütüphanemden Kitap Manzaraları
Fighting!!
Çekiliş: Fighting!!

15.11.2013
Pudra Tozu - Ann Bronte ve Branwell Bronte Hayatı ve Eserleri
Kitap Tutkusu – Emily Bronte Hayatı ve Eserleri
Kütüphanemden Kitap Manzaraları – Charlotte Bronte Hayatı ve Eserleri

16.11.2013
Pudra Tozu - Charlotte Bronte’nin Evliliği
Kitap Tutkusu - Charlotte’nin İlk Denemeleri Ve Yazarlarla İlişkisi
Kütüphanemden Kitap Manzaraları – Bir Kişinin Gözünden İki Yazar

17.11.2013
Yorum
The Reading Lady
Pudra Tozu
Kitap Tutkusu
Kütüphanemden Kitap Manzaraları
Fighting!!



Katkılarından dolayı EVEREST YAYINLARI'na teşekkür ederiz.

Devamını Oku »

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Evet, Yine Kitap Aldım :)

Şu sıralar ailecek hastanelerde sürünüyoruz, açıkçası pek eğlenceli geçmiyor günler... Ama ben arada derede sahafa uğrayıp yeni kitaplar aldım. Fırsat bulmuşken yazayım dedim. Çok tuhafıma giden bir alışveriş oldu benim de :) Dünya yıkılsa son yapacağım iş kitap almak olur sanırım. Ya da son arzumu sorsalar o da aynı olur :p  

Abim annem gibi "Hadi, hadi..." diye baskı yapmadığı için rahatça inceledim bu sefer, üstüne alışverişimi de o ödedi, en sevdiğim abim! - tamam 1 tane abim var zaten, manasız oldu bu söz :p - 


 Oliver Twist de hep bahsettiğim, okul kütüphanesine dadandığım yıllardan okuduğum birtanecik klasiklerimden. 1971 yılı baskısı ve sadece 3 Tl'ye aldım :) 


İçinde şöyle bir not vardı... Mehmet kimbilir çoluk çocuğa karışmıştır artık :)


Sonra meşhur ve  zamanın sansasyonel  romanlarından Lady Chatterley'in Aşığı'nı aldım. 1960 basım uhuuu... 


İçinde 1942 yılındaki ilk baskının önsözü var, öyle güzel ki okuması , kelimelerin yarısı günümüzde kullanılmıyor :) Vaktiniz varsa resme tıklayıp okumanızı öneririm... 


Blog ikizim pek beğenmediğini söylese de 5Tl'ye bulunca inanamadım!! Aldım bilee :)



Ve yine 3tl 'liklerden benim alanımla ilgili bir kitap... Bu konularda bana danışan bir arkadaşım olmuştu, ona da yardımı olur belki içindekilerin... 

Benim için enteresan bir kitap alışverişi oldu. Umarım okumaktan zevk almışsınızdır. Geri döndüm ve yazacak bir sürü şeyim var! Beni özleyin anacım! :) 
Devamını Oku »

12 Mart 2013 Salı

Ademden Önce ve Aşkın Metafiziği - Kısa Kısa #8




Kitap Adı: Ademden Önce
Yazar: Jack London
Orijinal Adı: Before Adam

Lise kütüphanesini keşfedip oraya dadandığım günlerde okumuştum bu kitabı. Bence felsefi değeri olanlardan... Evrim teorisini temel alan bir kitap esasında. Ama aa Darwin diye bir adam çıkmış evrim teorisi atmış ortaya, ben de akademik bir yazı yazayım gibi bir şey değil.

Evrim teorisi gerçek olsa, biz gerçekten evrimleşmişsek, ilk insanların hayatı nasıl olurdu? temelli bir hikaye aslında. Ben hikaye olarak ele aldığım için çok ama çok beğenmiş ve etkilenmiştim. Yani akademik bir şey değil bu, yanılmayalım... 

Oldukça maceracı bir anlatımı var. Atalarımız eskiden... konulu yani. 

Kitap karakterimiz İri Diş (yanlış hatırlamıyorsam), onun yaşantısı anlatılıyor gibi ama onlar ele alınarak; o dönemin toplumsal yaşantısı, cinsiyetler arası ilişki, medeniyetin gelişmesi gibi olgular anlatılıyor. 

Ağaç adamları ve ateş adamları var... Ateş adamları düşman taraf, sadece bunu hatırlıyorum. Ağaç adamları ise güvenlik için ağaç tepelerinde yaşıyorlar. 

Aklımda o zamanlar beni etkileyen şu tespit kalmış, hala hatırlarım:

İnsanlar o dönemde tehlikelerden korunmak için ağaç tepelerinde yaşarlardı. Ve doğal olarak en büyük korkuları o yüksek ağaçlardan aşağı düşmekti. Çünkü bu kesin ölüm anlamına geliyordu!

Günümüz insanları yani biz oluyoruz rüyalarında yüksekten düştüklerini görürler. Bu ağaçtan düşmeyen insanların korkularının bize genetik olarak miras bırakılmasıdır der yazar. Ancak bu rüyalarda yere çarpmadan uyanırlar. Çünkü bu ağaçtan düşmeyen insanın korkusudur. Ve onun korkusu olduğundan kendisi henüz yere düşmediği için bu kısmı bilmez.   

Ve bu korku genetik olarak bize ulaşmıştır... 

Kısacası kitap o dönemle ilgili bence bir akıl yürütme olduğu için okurken oldukça keyif almıştım. Tavsiye edilir :)

Puanım: ♥♥♥♥♥


Kitap Adı: Aşkın Metafiziği
Yazar: Arthur Schopenhauer

Yine lise kütüphanesinde keşfettiğim bir kitaptı bu. Psikoloji, felsefe, sosyoloji gibi sosyal bilimlere açlığımı doyurmaya çalıştığım yıllardı.  
Kendimce kitabı şöyle özetleyebilirim:
"Aşk aslında insanın üremek için doğru insanı seçme eylemidir."

İnsan üremek ve soy devamı için en doğru kişiyi arar. Aslında aşk denilen şey de bu insanı bulduğunuzda ortaya çıkan bir kimya. Üreme işini zevkli kılmak için sanırım:p
Ve aşk bir amaç değil araç. (Hep bu kalıbı kullanmak istemişimdir:)
Asıl amaç her zaman üremek/soy devamı ve bunu en doğru şekilde yapabilmek... 

Kendisine malesef ki katılamamıştım ve hala katılmıyorum. İnsanların gen havuzuna katkıdan daha önemli bir işe yaramalarını istediğim için belki, belki de romantik mizaçlı bir insan olarak aşkı bu kadar basite indirgemek istemediğim için... 

Kitapta o yıllarda bunu çıkartmıştım. Belki yanlış, belki doğru... 
Belki şimdi okusam bambaşka düşüneceğim, bilemiyorum. Ben kendisine katılmasam da okunmaya değer... 

Puanım: ♥♥♥

Devamını Oku »

24 Şubat 2013 Pazar

Oblomov - Gonçarov -Kısa Kısa #7


(Bendeki Versiyonu)
Kitap Adı: Oblomov
Yazarı: İvan Aleksandroviç Gonçarov
Çeviri: Serpil Demirci 
Basım Yılı: 1996
Yayınevi: Öteki Yayınevi
Tür: Dünya Klasiği

Oblomov'u en kolay özetleyebileceğim ifade şudur: Tembelliğin Anatomisi... Hem yüzeysel, hem derinlemesine bakıldığında farklı anlamlar çıkarabileceğiniz, "Oblomovluk" diye bir tabirin oluşmasına neden olmuş bir kitap... 

Oblomovluk nedir dersek?
Baş karakterimiz Oblomov yataktan çıkamayacak kadar, yazamayacak, çalışamayacak, aşık olamayacak ve hatta düşünemeyecek kadar tembel biridir. Her türlü fiziksel hareketi gereksiz bulan karakter bu nedenle asosyal bir yaşam sürmektedir.  Kendisi dinlenmekten bile yorulup dinlenir... Olga'ya duyduğu büyük aşkı bile onu kurtaramaz bu durumdan...
Yazarken aklıma Garfield'ın bir sözü geldi:
"İstersem aşık olabilirim ama çok üşeniyorum."
Yani Oblomov'umuz böyle bir adam... 

Üniversitenin ilk yılı okuduğum bu kitaptan öyle etkilenmiştim ki sanki günümüze de seslenir gibiydi hikaye. Klasiklerin de güzelliği bu değil midir zaten? 
Kitabı anlatmakta öyle zorlanıyorum ki benim yerime kitabın alıntılarla kendini daha iyi anlatacağına eminim...

Alıntılar: 
"Yazıp durmak, kafasını ve ruhunu önemsiz şeylere harcamak, inançlarını değiştirmek, zekasını ve hayal gücünü satmak! Doğasını zorlamak, sürekli heyecan ve karmaşa içinde olmak, dinlenmek nedir bilmemek,  devamlı koşturup durmak... Yaz da yaz, tekerlek gibi, makine gibi. Yazmak. Yarın yaz, öbür gün yaz. Tatil gelsin, yaz gelsin; hep yaz, hep yaz! Ne zaman durup dinlenecek, zavallı adam!"

---

"Her şeyden çok hayalcilikten korkardı. Çünkü bir taraftan dost, bir taraftan düşman olan bir iki yüzlüydü hayaller. İnanmadığın sürece dost, inanıp büyüsüne kapıldığın sürece düşmandı. Rüyalardan da korkardı. Eğer rüyalar ülkesine girmeye cesaret edecek olsa üzerinde, "Yalnızlığım, inzivam, rahatım." yazan bir mağaraya giriyormuş gibi hangi saatte ve dakikada çıkması gerektiğini bilerek yapardı. Ruhunda rüyalara, muammalı ve gizemli hiçbir şeye yer yoktu. Gerçeğin analizi ve objektif olarak doğru olmayan her şey onun için yanlış görme, bir yansıma ve kanıtlanmamış bir durumdu."

(Nasıl da güzel günümüze gönderme yapmış değil mi?)

---

(Burada da Oblomov'un aslında ne kadar saf ve iyi niyetli biri olduğunu da görebiliriz...)

"Yemeklerde buluşuyorlar, birbirlerini ağırlıyorlar ama aralarında gerçek bir dostluk, konukseverlik yok. Bir partide karşılaştıklarında dairedeki karşılaşmalarından farklı olmuyor. Soğuk ve neşesiz bir halde ya aşçılarıyla ya da salonlarıyla övünüyorlar, sonra birbirlerinin ayağını kaydırmak için alaylı alaylı bakıyorlar. Geçen gün orada olmayan birini çekiştirmeye başladılar, yok bilmem kim çok ahmakmış, şu hırsız, bu rüküş. Tam bir rezalet! Bunları söylerken de sanki: 'sen de kapıdan çıkar çıkmaz sana da aynısını yapacağız' der gibi birbirlerine bakarlar. Eğer böyle düşünüyorlarsa neden buluşuyorlar? Neden dostmuş gibi tokalaşıyorlar? Ne içtenbir gülüş var, ne de zerre kadar sevgi!"

İşte böyle... Değer verdiğim klasiklerden biridir kendisi... :)

Puanım: ♥♥♥♥♥

Devamını Oku »

10 Kasım 2012 Cumartesi

Yeni Aldıklarım

Yağmurlu ve güzel İstanbul sabahında kapım yine güzellikler için çalındı... Çünküüü kargom gelmişti ve bana cicilerimi getirmişti :) 
Bunlar benim yeni güzellerim... 


Kitaplara bakınca ne kadar alakasız kitaplar da bir aradaymış dediğinizi duyar gibiyim. Her türden okumayı sevdiğimi daha önce söylemiştim sanırım... 
Jane Eyre ve Küçük Kadınlar'ın yeri bende ayrıdır çünkü kitap alamadığım ve yaşıma uygun kitapların bana fazla çocuksu geldiği 5. Sınıf (10-11 yaşlarım) zamanlarımda okul kütüphanesinden alıp okuduğum kitaplardır. Kütüphane kolu başkanı olarak kütüphaneden çıkmadığım zamanlardı sanırım. Herkes 50-60 sayfalık kitaplarla gezerken ben klasiklerin o büyülü dünyasını keşfetmiştim bile. Bir Çalgıcının Seyahati serisini de orada keşfetmiştim. Ki 2. cildi kütüphanede olmadığı ve ben o trenden atlama sahnesinden sonra ne olduğunu deli gibi merak ettiğim için anca lisede alabilmiştim o seriyi yeniden. İşte Jane Eyre ve Küçük Kadınlar da o zamanlardan hayal meyal hatırladığım ve anımsadığımda ağzımda çikolata yemiş hissi uyandıran 2 kitap. Bu yaşımda yeniden okumak istedim ve klasiklerden onları seçtim bu ay :) 



Sırf meraktan ve blogda da yorumlamak istediğimden Fifty Shades Serisine de devam etmeye karar verdim, 2. kitap Karanlığın Elli Tonu'nu da sipariş verdim. 

Gabriel'in Cehennemi ise bu ayki Günümüz Aşk Romanı kategorimi dolduruyor. Çok harika yorumlar okuduğum ve içindeki aşkın çok derin olduğu tüyosunu da aldığım bir kitap. İlk baskısı çok kısa sürede tükendi... Dante'nin de içinde hayat bulması dolayısıyla hemencecik alıverdim... 

Bu ayki Fantastik kategorimi de Anne Rice sultanımızın Vampir Armand'ı ve genç ve de Türk fantastik yazarlarından Eser Gündüz'ün Kimsesiz Düşler serisi ilk kitabı Gümüş Ayna'yla doldurdum... 


Bu ayki Historical Romance'im okurken çok eğlenildiğini duyduğum "Beni Uzaklarda Arama"... Konusu da çok tatlı bu arada... 

Sherlock Holmes'un hikayelerini Martı Yayınlarının serisiyle dizerken, diğer yandan da 4 romanından 3. yü de edinmiş bulunmaktayım: "Dörtlerin İmzası" Bazı yerlerde "Dörtlerin İşareti" olarak da geçiyor... Şuan Sherlock Holmes romanlarından eksiğim sadece Korku Vadisi... 

Konusunu okurken bile dalıp gittiğim "Sürgün Ruhun Rüya Defteri" de çok merak ederek edindiğim kitaplardan, umarım içeriği de bir o kadar etkileyici olur... 

Nur Yaycıoğlu'nun Bir Psikoloğun İtiraflarıyla olan ilişkim ise 5 yıl önceye dayanıyor sanırım... Psikoloji okuma isteğimin tee liseye dayandığını daha önce yazmıştım. O zamanlar hem deli gibi istiyor, hem de araştırma yapıyordum. Kuzenimle markete gittiğimiz bir gün bu kitaba rastlamıştık. O zaman yeşil-mavi güzel bir kapağı vardı. Daha doğrusu kitabı bana kuzenim göstermişti. Marketten alınan kitaptan da ne çıkar diye mırın kırın etsem de hemencecik alıp bağrıma basmıştım. Ertesi gün okulda okumaya başlamıştım bile. Ama benim gibi bu bölümü okumaya karar veren bir arkadaşım okuyup vermek üzere aldı ve o gün bugündür kitaptan haber yok... Bulamamıştım da içimde kalmıştı resmen. Bugüne kadar :) 

Ve son olarak Ephesus'un Aşka Şans Ver kitabı da çok beğenilmişti. Bazı önceliklerimden dolayı edinememiştim. Okuoku'da tam da benim sipariş verdiğim gün 100TL ve üzeri alışverişlere bu kitap hediyeydi. Onu da kitaplığımın en sevgili köşelerinden birine koymuş bulunmaktayım... 

Keyifli okumalar hepinize :)
Devamını Oku »