15 Aralık 2022 Perşembe

WEDNESDAY - Dizi Yorumu



Gotik ne varsa ben oradayım arkadaşlar. Gotik kıyafetler, mekanlar, mimari, müzik, sanat vb. Say Gothic 3 times then here I am kısaca :P

    Hiçbir şey izleyecek durumda değildim aslında ama adı lazım değil bir arkadaşımın karakterle ortak özelliğimizi bulması sonucu başladım. Evet, bu da zaaflarımdan biri :) Hayır, normal zamanlarda kimsenin suyuna pirana falan atmıyorum, ama kabul edelim bu kız tipik bir oğlak burcu.

                                                                                    


    Biraz ciddileşirsek Tim Burton’ın tarzını biliyorsanız tipik bir Tim Burton eseri. Addams Ailesi 90lı yıllarda karikatür serisi olarak başlamış, filme ve animasyona uyarlanmiş bir yapım diye biliriz kısaca. Wednesday dizisi ise ailenin kızları Wednesday karakterine odaklanarak yapılan 8 bölümlük bir dizi. Hiçbir okula uyum sağlayamayan Wednesday’in son okulunda kardeşine eziyet eden çocukları (evet, kardeşine ondan başka kimse eziyet edemez) yüzdükleri havuzda piranalara yem etmesi sonucu ucubelerin gittiği Nevermore Akademisi’ne gitmek zorunda kalmasıyla başlıyor dizi. Evet, pirana esprisi de buydu. Geçelim.


    Dark akademileri sevmeyen var mı aranızda? Hani güneş ışığının bile yolunun düşmediği, devasa demir kapıları ve yüksek duvarları bulunan, kale veya şatodan bozma, taş yapının soğukluğunu akciğerlerinizde hissedebileceğiniz, gargoylelerle bezenmiş okullardan bahsediyorum. Genelde doğa üstü yaratıkları ağırlayan, bol entrikalı mekanlar. Çok cezbediyor beni ve seviyorum. Hatta bir dönem böyle akademilerde geçen fantastik kitap serilerini yazmak istemiştim sevenleri için. Ama son yıllarda bloğuma o kadar kötü davrandım, hor kullandım ve viraneye çevirdim ki şunu yazacaktım demeye yüzüm yok artık. Nerde kalmış 2016’dan falan taslaklarım olduğunu söylemek.

    Neyse yine dağıttım konuyu. Gelmiyorum gelmiyorum ama geldiğimde de böyle çenem düşüyor işte blogda. Hayatım bir süredir çok darmadağınıktı. Ama artık bir şeyler düzene giriyor. Neyse inanmayacağınız doğrular söylemenin bir anlamı yok artık :p

Nevermore böyle bir akademi işte tam olarak. Wednesday’in ise bazı (bayıldığım) rutinleri var. Günlük belli bir süre yazı yazmak mesela. Benim bir süredir ara verdiğim ve yeni yeni toparladığım bir rutin. Çello çalıyor, hem de epey güzel çalıyor. :) Ve bir de bazı kişilere vs dokunduğunda ortaya çıkan durugörü yeteneği var!

Wednesday gelir gelmez henüz kurda dönüşemeyen Enid ile oda arkadaşı oluyor. Anne ve babasının öğrencilik zamanlarının izi var hala duvarlarda sanki. Kaçmak istiyor ve mutlu değil. Son okulda yaşadığı durumdan ötürü danışmanlık alması gerekiyor, yani bir psikologla seanslar yapması gerek. Bu ortam onun için kaçmaya en elverişli zaman ve kendine bir de suç ortağı buluyor, polis şefinin oğlu ve kafede çalışan Tyler! Ancak kaçma girişimi sırasında son zamanlarda kasabada ölümlere yol açan yaratığı görüyor ve gri hücreleri çalışmaya başlıyor.

    İşin içine eskiden cadı avı yapan kasabanın ünlü bir seyyahının kehanetlerinin girmesiyle birlikte dizi tam bir dark polisiye halini alıyor. Wednesday yeni tanıştığı arkadaşları ve ailesinin peşinden casus olarak gönderdiği ama tehditle kendi yanına çektiği EL ile bu işin peşine düşüyor ve oldukça karanlık, eğlenceli ve heyecanlı bir maceranın içinde buluyoruz kendimizi.

Wednesday’in asla gülmeyen suratı ama yakınları için yaptığı fedakarlıklar; hepimizden farklı etik anlayışı diziyi ilginçleştiriyor.

Ben diziyi çok beğendim; mekanlar ve kıyafetler aşırı hoşuma gitti tabii ilk olarak. Aynı zamanda son bölümlere kadar merak unsuru hiç dinmedi. Netflix’in kendi bile sosyal medya hesabında dizi hakkında en can alıcı spoiler’ı vermişken lütfen bunlara maruz kalmadan diziyi izleyin derim :p

Umarım en yakın zamanda 2. Sezon onayını alır. 

Sevgiler.


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

5 Aralık 2020 Cumartesi

Kasım 2020 Kitap Alışverişi / Kitap Sepeti


Merhabalar,
Uzun süredir kitap alışverişlerimi en aza indirdim. Çok istediğim veya emin olduğum serilerin devamı olan kitapları tercih ediyorum. Elimden geldiğince yeni seriye başlamıyorum. Elimde okunmamış pek çok kitap var ve üstüne yer sıkıntım da var. Yer sıkıntısını bir yana koyarsak kitaplığımda sadece görmekten mutlu olduğum kitaplar olsun istiyorum. Bu nedenle sadece elimdekileri okuyup tekrar okumayacağımı düşündüğüm kitapları elden çıkararak devam ediyorum. Bir süre daha böyle devam etmeyi düşünüyorum.

Yine de uzun zaman sonra kitap alışverişi yapınca çok enteresan bir sipariş olmasa da yazmak istedim. Alacağım kitaplar Martı Yayınları ağırlıklı olduğundan Kitap Sepeti'ni tercih ettim. Çok daha uygun oluyor. 



Okuoku, Kitap Sepeti olduktan sonra ilk kez alışveriş yaptım. Öncelikle siteyle ilgili görüşümden bahsedeyim. Kargo çok düzgün bir şekilde geldi. Paketlenmesi, kutulanması çok iyiydi. Kutuya koymadan önce kutuda zarar görmemeleri için özel bir şekilde paketlenmişlerdi. Kitap Sepeti'nin kendine has ayraçlarından vardı. Kısaca memnun kaldım. Kitap alışverişlerinde tüm siteler için genel bir olumsuzluk belirtirsem kargo fiyatları bel büküyor. 




Anne Rice, benim ilk okuduğum fantastik yazarlarından biri. Vampirler denince genelde onun tarzına aşinayım. Vampirliğin doğasını yansıtan vampirler... 
Serinin devam kitapları -Martı sağ olsun- arka arkaya çıkınca ve ben alışverişlere ara verince, bu şekilde bir nevi toplu almış oldum.








 Vampire Chronicles (Vampir Günlükleri) serisinin ilk 3 kitabını Turkuvaz Yayınları basmıştı. Şu an o kitaplar piyasada bulunmuyor ya da ikinci elde fahiş fiyatlara bulunuyor. Bana da çok soran oluyor bu kitapları. 
Bir dönem Martı seriyi bitirdikten sonra başa dönüp bu 3 kitabı da basacak diye bir duyum almıştım. Hâlâ bu fikirdeler mi bilmiyorum ama okurlar açısından pek iyi olur. Ben de sonradan bulmak sorun olmasın diye kalan kitapları aldım. 






Sırayla Kan ve Altın, Blackwood Çiftliği ve Kanlı İlah. Kan ve Altın'ı bir dönem başka bir yayınevi basmıştı, ancak Martı basacak diye beklemiştim. Basması çok da güzel oldu. Serinin tamamlanmasına ise az kaldı sayılır ^_^ 






Alacakaranlık serisini blogu açmadan çok önce okuyup bitirmiştim. Birçok insan için okumaya başlama sebebi oldu bu seri. Beni de 'light' vampirlerle tanıştıran seri olmuştu. Bu seriden önce romantik, yemeğine aşık olan, insanlarla sosyalleşmek için doğasına karşı koyan vampirleri okumamıştım. Anne Rice terktim yani :p
Aşağıda linkini vereceğim yazımda da bahsettiğim gibi döneminde çok sevildi, sonra nefret edildi. Seriyi okuduğum dönemde Bella'nın zihni yoruyordu. O yüzden bu kitabın ilk 12 bölümü sızdığında Edward'ın zihninde olmak bana çok iyi gelmişti. 


Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi'ni alma nedenim ise hem kitaplığında bulunmasını istemem hem de kargo ücretini kurtarmaktı. Aslında eskiden kargo ücreti ödememek için belki okurum diye aldığım alakasız kitaplardan sonra bu huyumdan vazgeçtim. Kitaplığımda biriken, okumak istemediğim kitaplardansa kargo ücreti ödemeyi tercih ediyorum artık. Bu seferki gerçekten istediğim bir kitap olduğu için saymıyorum. :) Gotik ortamlar bana neden bu kadar iyi hissettiriyor bilmiyorum. Ama iyi ki varlar. 




Aslında başta yazmasam mı bu yazıyı derken, hem sizlerle tekrar görüşmüş oldum hem kitap alışverişlerinde değişen bazı alışkanlıklarımdan ve görüşlerimden bahsetmiş oldum hem de biraz nostalji yaptık beraber. 

Sizlerin kitap alışverişi alışkanlıklarınızda yaşadığınız değişimler var mı? Benimle paylaşır mısınız? :) 

Sevgiler.


Unutmadan;




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

12 Ekim 2020 Pazartesi

Doctor Who Eşyalarım ^^


Merhabalar, 
Canım bloğa yazı yazmak istiyordu deli gibi ama ne yazacağıma tam olarak karar verememiştim. Yazanların elleri dert görmesin, yorumlara cevap veriyordum ki kontrol panelimde eski bir yazım gözüme çarptı.


Yazıyı gördüm görmesine de bu yazıda ne yazdığım bir türlü aklıma gelmedi. Dile kolay 7 seneden fazla olmuş. Açıp okumaya karar verdim. İnternette bolca karşıma çıkan, resimlerinden sevdiğim Tardis eşyalarıyla ilgiliymiş bu yazı. Açınca hatırladım. Yazıyı okudum... Defter, kitaplık ve kupaya özellikle bayılmışım. Bu yazıyı yazarken Tardis eşyaları benim için bir hayaldi resmen. Türkiye'de bulunmuyordu. Yurt dışından rica edebileceğim bir tanıdığım vs. yoktu... Neyse ki daha sonra Türkiye'de fan eşyaları yaygınlaştı ve hoşumuza giden bazı şeyleri bulur olduk. 
Ben de o dönem içimde kalan bazı eşyaları aldım, bazılarını da kendim yaptım. :) 
Bunu neden paylaşmamışım ki diye düşündüm az önce yazıyı okurken ve paylaşmaya karar verdim. 

Kupanın tek başına resmini çekmemişim. Bu resim alıntı. Ama kupa aşağıda göreceğiniz gibi aynısı.


İlk aldığım Dr. Who eşyası Tardis Kupa'ydı. İnternetten Türk bir siteden satın almıştım. Öyle aşk yaşadım ki geldiğinde kullanmalara kıyamadım başta. Sonra bir cesaret geldi kullanmaya başladım. Her gün elimden düşmeyen kupam değil ama canım isteyip özlem gidermek istedikçe kupayı kullanıyorum. ^_^



Tardis defteri de en çok istediğim şeylerden biriydi. İstediğim gibi bulamadım, bulduklarım hiç benlik değildi. Neden kendim yapmıyorum, dedim. Ve bir cesaret işe koyuldum. Ve kendi el emeğim bu defteri çok severek kullandım. 
 Tardis defteri yapımını ŞU YAZIMDA anlatmıştım. Detaylı görebilirsiniz orada. 


Bardak altlığı çok sık kullanıyorum masada çalışırken. Kupayı aldığım sitede çok güzel bardak altlıkları vardı. Dr. Who ve Sherlock bardak altlıkları almıştım oradan. :) Minik bir siteydi, genelde hobi malzemeleri satıyordu. Çok uygun fiyatlara almıştım. Daha sonra baktığımda kapanmıştı. 



Aliexpress'in uygun fiyatlara geldiği, gümrük vs olmadığı zamanlardı. Ama nedense oradan birkaç kolye dışında hiçbir Dr. Who eşyası beğenemedim. Ağlayan melekli ve Tardis resmi olan kolye almıştım. Ağlayan Melek'in bir tarafı elini yüzüne kapatıyordu, diğer tarafı bilirsiniz öldürmeye hazır görünüyordu. Taktın mı deseniz, pek sayılmaz :) 


Bir de hediye olanlar var. Kumbaradan bahsetmiştim ya o yazıda. Aslında kumbara almayı düşünmüyordum ama canım One Better Day hediye olarak almıştı. Hala çalışma masamın baş köşesinde durur. Tek başına fotoğrafını bulamadım, gelen kargodaki halini ekleyivereyim dedim. :p


EDİT: Her gün gördüğüm, sürekli masamda duran çekmecemi unutmuşum ekleyeyim. Ataçlarım, zımba tellerim gibi ıvır zıvır kırtasiye malzemelerim bu çekmecelerde bulunuyor. 

Canım Fighting! Blog da bana Faber Castell'in beyaz kupa ve kalemli setinden hediye etmişti. O kalemlerle kupanın üzerine istediğini çizebiliyordun. Renkler de açık ve koyu mavi idi. Tam Tardislik. Ben de kupanın bir yanına Tardis çizmiştim. Diğer yanına da Leyla ile Mecnun'dan bir alıntı. O da hala duruyor :) 

Eski telefonumda Tardis telefon kabım vardı. Kırılana kadar bayılarak kullanmıştım. 
Gördüğünüz gibi Tardis kitaplığım ise hala yok. :p


Son olarak tabii ki Doctor Who kitapları ve ayraçları :) Eşya sayılmasa da eklemek istedim.



Fan eşyalarını bir yere kadar seviyorum ama bu konuda takıntılı değilim. Bazen okuduğum kitaplardan, izlediğim filmlerden "Bende de olsa keşke," dediğim bazı eşyalar oluyor. Çok çok istediğim bazılarını alıyorum. Geleceğe Dönüş serisi arabalarını çok istiyordum, aldım mesela. Yine Geleceğe Dönüş kupam da var, hediye ^_^ Böyle birkaç parça beni mutlu ediyor ama fazlası bana iyi hissettirmiyor. 

Siz fan eşyalarını sever misiniz? Hangi yapımın/serinin fan eşyalarını istiyorsunuz ya da bulunduruyorsunuz? 



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

26 Eylül 2020 Cumartesi

(Tarafını Seç #1) Edward Mı? Jacob Mı? (Tarihin Tozlu Raflarından Bir Tartışma)


Merhabalar.
Aman aman, nerelere geldik; diyebilirsiniz. :)
Madem ben taslaklarımı düzenleyip yayınlıyorum. Madem Gece Yarısı Güneşi kitabının çıkmasıyla bu konu tekrar gündeme geldi. Madem ben okuduğum diğer serilerle ilgili de bu tarz yazılar yazmayı uzun yıllardır istiyorum. Neden olmasın? :)

Yukarıdaki anlamsız paragrafı görmezden gelirsek eğer, malumunuz Alacakaranlık serisinin çok uzun zamandır beklenen üyesi Gece Yarısı Güneşi çıktı. Bu seri pek çok kişiye okuma alışkanlığı kazandırmasının yanı sıra benim gibi o güne kadar dark, gotik, acımasız vampirler okumuş bir okuyucuyu da light vampirlerle tanıştırdı. :p
Ve çoğu popüler seri gibi döneminde çok sevildi, ardından nefret edildi.
Bu seriyle yatıp kalktığını bildiğim insanlardan dahi daha sonra olumsuz şeyler duydum. :)

Ben bu seriyi yanlış hatırlamıyorsam 2008 sonlarında almıştım. Henüz ortada bir çılgınlığı yokken okumak insanın bakış açısını etkiliyor. O yüzden hiçbir bilgim yokken okuduğum için ben bu seriyi sevmiştim. Hala da severim. Blogu açmadan çok önce yaşandığı için bunlar blogumda maalesef yorumları yok. 4. kitabı heyecanla beklediğim zamanları hatırlıyorum mesela :) Ardından yazarın Edward'ın da ağzından bir kitap yazdığını duyduğumda sevinmiştim. Seri acayip tutmuştu ve bırakın kaymağını yemeyi dibini ekmekle sıyırmak bile normal bir davranıştı.


Gelin görün ki Gece Yarısı Güneşi'nin 12 Bölümü Stephanie Meyer'in bilgisayarından sızdırıldı ve yayıldı. O zaman ne yalan söyleyeyim ben de okumuştum bu 12 bölümü ve Bella'nın sıkıcı zihnindense Edward'ınkini yeğlemiştim. :) Aslında devamını da okumak istemiştim ama yazar kitap unutulana kadar ara vereceğini, bu ruh haliyle yazarsa tüm Cullenları öldürebileceğini söylemişti. Ve böylece kitap pek çok okurca unutulup gitti. 
Daha önce Bree Tanner'ın İkinci Hayatı adında ek bir kitap yayımlayan yazar 10. yıla özel Yaşam ve Ölüm adında bir ek kitap daha çıkarttı. Bunun nedeni Alacakaranlık'tan sonraki kitaplarının bu kadar ilgili görmemesi olarak düşünülebilir mi, kararı size bırakıyorum. Yaşam ve Ölüm'de Edward ve Bella bir nevi yer değiştirmişti. Ve kitap Alacakaranlık kitabıyla birlikte bir yüzünde Alacakaranlık, diğer yüzünde Yaşam ve Ölüm olacak şekilde basılmıştı. Hoş bir düşünceydi. Ben de bu kitabı almıştım ama hâlâ okumadım. Okuyanlardan da genel olarak geçer bir not almadı. Ama ben okuyup kendim karar vermek istiyorum. :)
Alışveriş yazımda da bu kitaptan bahsetmiştim. Okumak için TIKLAYIN!

Yine Epsilon sayfasından aldım resmi. :)


Ve günümüz. Tam unutuldu dendiği anda Gece Yarısı Güneşi çıkıverdi. Kapağını pek sevmedim. Bana iyi duygular vermiyor. Ama alıp okumayı düşünüyor muyum, evet düşünüyorum. 
Blogda bu kitaplarla ilgili yazdığım alışveriş yazısı dışındaki tek yazı olduğu için biraz çenem düşmüş olabilir. Affedin. :)

Tarafını seç kısmına gelelim.
Bu tarz aşk üçgeni bulunan kitaplarda ve serilerde okuyucular genelde ikiye bölünürler. Edward'ı çok seven ve Bella'yla onun olması gerektiğini düşünenler. Jacob'ı çok seven ve aslında Bella'yla onun olması gerektiğini düşünenler. 
Bir de benim gibi ikisinin de kaçıp kendini Bella'dan kurtarması gerektiğini düşünenler. :p 
Gördüğünüz gibi "Kızım Bellam sen ne düşünüyorsun? Bu hayat senin," diyen yok. 

Kitapları baz alacak olursam ben Team Edward'ım. Jacob'ı iyi bir arkadaştan öteye göremiyorum maalesef. Ve Bella'nın seçimine de saygı duyuyorum. :p 

Filmleri düşünecek olursam çok büyük Edward antisiyim ama Jacob'a da yakın hissetmiyorum. Filmler için hepsi kaçıp birbirinden kurtulsun düşüncesindeyim. :p 

Bir de pek Kurtadam düşkünü olmadığım ve Vampirleri daha çok sevdiğim için biraz taraflı bakıyor olabilirim. Edward'ın aşırı sahiplenici tutumları kitap çerçevesinde hoşuma gitmiş olsa da gerçek hayatta asla tahammül edemiyorum.
Aklıma sürekli Biri Beni Isırdı filminin (Alacakaranlık parodisi) finali geliyor. Mantıklı buluyorum :p

Siz kimin tarafındasınız? Lütfen düşüncelerinizi yorum olarak belirtin. Biraz nostaljinin kimseye zararı olmaz. :)  

Bu yazıyı sonuna kadar okuyan olduysa ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. ^_^
Kendimi daha genç ve ergen günlerime dönmüş gibi hissediyorum. :p

Sevgiler.




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

15 Eylül 2020 Salı

Supernatural Efsanesi Kitapları


Merhabalar, 
Bu bir 19 Eylül 2015 taslağı. İhmalimin boyutunu gözler önüne sermek için bu tarihleri eklemeye karar verdim. 
Supernatural kitaplarını ki bu yazıyı yazdığım dönem sadece 6 tanesi çıkmıştı, hevesle almış okumaya başlamıştım. Bir seri sıralaması yazısı yazmayı da çok istiyordum. Ama ne oldu ne bitti bilmiyorum bu yazı da taslaklara mahkum olmuş.
Biliyorsunuz Supernatural final yaptı. Dile kolay 15 sezon, 15 sene... 
Bu yazıyı tamamlamak için güzel bir sebep.
Yerini doldurmaz belki ama hasret gidermeye yardımcı olur diye bu vesileyle kitaplarından bahsetmiş olayım. Bakalım ne yazmışım? 



5. Sezonu hepiniz hatırlarsınız, Dean'le Sam'in maceraları kitap serisi olmuştu.  Her bir bölüm bir kitap olacak şekilde yayınlanmıştı illüstrasyon kapaklarla. O bölümleri çok sevmiştim çünkü ben de izlerken Supernatural'ın basılı kitapları olsun, aynı o şekilde kitaplığıma dizeyim çok istemiştim.
Aslında bu gerçekleşebilecek bir hayaldi. Önce yurt dışında farklı yazarlarca kaleme alınan Supernatural maceraları Artemis Yayınları tarafından Türkçe'ye kazandırılmıştı. Ve ben de alıp bağrıma bastım hepsini *_* Bu yazıyı yazmak uzun süredir aklımdaydı, uzun bir süredir de taslaklarda (Gelecekten not: 2015'te bile uzun süredir taslaklarda olan bir yazı.). En sonunda tozlu raflardan çıkarıp yayınlıyorum :p Taslaklarda o kadar çok tozlu yazı var ki ne ara yayınlarım bilmiyorum o.O (İşte bu bir gerçek.)
Bu yazıda ülkemizde yayınlananlardan başlayıp henüz çevrilmemiş olanlara Supernatural kitaplarından ufak ufak bahsedeceğim.
 "Şu gün itibariyle ülkemizde 6 adet SPN kitabı basıldı. Asıl Supernatural serisi şimdilik 12 kitaptan oluşuyor." demişim ama şu an bu bilgi güncelliğini korumuyor. Günümüz itibariyle seri 16 kitaptan oluşuyor ve ülkemizde 12 kitabı çevrildi.  Tanımaya  başlayalım. 


#1  Bir Daha Asla / Nevermore
 Keith R.A. Decandido

Dean ve Sam Bronx'ta bazı esrarengiz ölümleri araştırmaya gelirler. Aslında onlar için esrarengiz ölümler yoktur çünkü bu tarz ölümlere doğaüstü yaratıkların sebep olduğunu bilirler. Bu sefer ölümler Edgar Allan Poe'nın hikayelerinden sahneler içermektedir. Dean ve Sam bu gizemi çözmeye çalışırken Ash telefon eder ve arkadaşının bir hayaletle başı dertte olduğunu söyler. Hazır orada bulunan Winchester'lar buna da el atarlar. 

İki ayrı olay üzerinde çalışan Dean ve Sam'in atışmaları ve oradan oraya göçebe bir hayat sürerken motellerde yaşadıkları sefillikleri okumak ise ayrı bir zevkti. :)

Bu kitabın yorumunu blogda bulabilirsiniz. Yorum için TIKLAYIN!




#2  Cadı Kanyonu / Witch's Canyon 
Jeff Mariotte

Sam ve Dean Büyük Kanyon'a gitmişti ancak avcılara maaş ödenmediği gibi izne de çıkamazlar bilirsiniz. Bu turistik bir gezi değil, bir avdı. Yıllardır 40 yılda bir Büyük Kanyon'da cinayetler işlenmekteydi. O zamanda kadar fark edilemeyen bu döngü, ortama bir de Alışveriş Merkezi yapılmasıyla bu durum bir sürü ölüme neden olabilirdi. Dean ve Sam varken bu pek mümkün görünmüyordu.



#3  Kemik Anahtar / Bone Key
 Keith R.A. Decandido

Sam ve Dean, Hemingway'in, fırtınaların ve sayısız şeytanın evi olan Key West'e doğru yol alıyor. Bu tropikal kasabada öyle fazla başı boş ruh
var ki, hayalet turları uzun zamandır kasaba yerlisinin en önemli geçim kaynakları arasında. Ancak tur rehberlerinden biri kalp krizi geçirmiş bir halde ve yüzünde dehşet bir çığlık ifadesiyle ölü olarak bulununca işin rengi değişiyor. Kimse rehberin nasıl korkunç bir şeyle karşılaştığını bilmiyor ama Winchester kardeşler bu gizemi çözmek üzere.
Sam ve Dean çok geçmeden adanın en kötü ruhlu sakinlerinin hayaletleriyle yüz yüze gelecek: Gizli planları ve gizemli güçleri olan, intikam peşindeki hayaletler. Key West sakinlerini Sam ve Dean'den başkası kurtaramaz.
Ne var ki, bu güzel ada bir kemik yığınına dönüşmeden önce ellerini çabuk tutmak zorundalar!



#4 Supernatural: Heart Of The Dragon - Ejder Yürek (Keith R.A. Decandido)

Asi melek Castiel, Sam ve Dean'i San Francisco'daki Çin mahallesinde işlenen vahşi cinayetler konusunda uyardığında, efsanevi Ejder Yürek'in geri geldiği anlaşıldı. Campbell ailesi o korkunç ruhla 40 yıl önce, John Winchester'sa 20 yıl önce savaşmıştı. İki kardeş, babalarının ve büyükbabalarının başaramadığını yıllar sonra başarabilecek miydi?



#5 Supernatural: Unholy Cause - Lanetli Emanet (Joe Schreiber)

Uzun yıllar önce, 1862'de, Konfederasyon askerlerinden Jubal Beauchamp, Georgia'daki savaş alanında bir saldırıyı komuta ediyordu. Günümüzdeyse, aynı topraklarda yapılan bir içsavaş canlandırmasında işler gittikçe fazla gerçekçi bir hal almaya başlamıştı. Sam ve Dean kardeşler, güneye doğru yola çıktığında, geçmişin aslında hiç de zannettikleri kadar mazide kalmadığını keşfedeceklerdi.


#6 Supernatural: War Of The Sons - Oğullar Savaşı (Rebecca Dessertine)

Lucifer'ın peşine düşen iki kardeş, Güney Dakota'daki ufak bir kasabada, kendine Don diyen bir melekle karşılaşıyor. Bu meleğin onlara ilginç bir teklifi var...
Meleğin teklifini kabul eden iki kardeş, evlerinden çok uzaklara, Şeytan'ın herkesten gizlediği bir sırrı öğrenmeye gönderiliyor.
Popüler televizyon dizisindeki karakterlerin önceden yayınlanmamış maceralarını konu alan yepyeni bir Supernatural kitabı.



#7 Supernatural: One Year Gone - Bir Yıl Sonra  (Rebecca Dessertine)

Dean, kardeşi Sam’in Lucifer ile birlikte cehennemin derinliklerine çekildiğine inanıyordu.
Bu nedenle Sam’e verdiği sözü tutarak Lisa ve Ben’le normal bir yaşam kurmaya karar verdi.
Ancak asırlar öncesinden gelen büyü kitabı Necronomicon’un Lucifer’ı, dolayısıyla Sam’i geri getireceğini fark ettiğinde harekete geçmekten başka çaresi yoktu.
Fakat Dean’in bilmediği bir şey vardı; Sam sandığı kadar uzakta değildi. Dean ve Sam Winchester kardeşlerin maceraları kaldığı yerden tüm hızıyla devam ederken ailenin tarihi de gün yüzüne çıkıyor.
 Supernatural: Bir Yıl Sonra, dizinin beşinci ve altıncı sezonu arasındaki kayıp yılları aydınlatıyor.



#8 Supernatural: Cayote's Kiss - Çakalın Öpücüğü (Christa Faust)

Bir kamyon dolusu Meksikalı kaçak göçmen, doğaüstü bir güç tarafından vahşice katledildiğinde Sam ve Dean neler olduğunu anlamak için Amerika-Meksika sınırında araştırma yapmaya başlar. Ancak burada yolları başka bir avcı ile kesişir. Meksikalı avcı Xochi Cazadora, Winchester kardeşleri daha önce bilmedikleri canavarların olduğu yabancı bir dünyaya çeker.  

Supernatural Çakalın Öpücüğü, dizinin hayranlarının tanık olmadığı, altıncı sezonun bilinmeyen yönlerine ışık tutuyor. 



#9 Supernatural: Night Terror - Gece Dehşeti (John Passarella)

Sam ve Dean Winchester kardeşler, Colorado’nun Clayton Falls bölgesinde art arda gerçekleşen sıra dışı olayların haberini alınca hemen harekete geçerler. Sürücüsüz, katil bir otomobil, Gila canavarı tarafından kovalanan evsiz bir adam ve ağaçların saldırısına uğrayan ufak bir çocuk... Bu küçük kasabada olanlar eşi benzeri görülmemiş türden. Sam ve Dean, tüm bu kaosun ardındaki sebebi öğrenmek için geceler boyunca uğraşmak zorundalar çünkü yaşananlar kâbustan farksızdır.

Supernatural: Gece Dehşeti, dizinin altıncı sezonunun perde arkasında gerçekleşen gizemli olaylara odaklanıyor.



#10 Supernatural: Rite of Passage - Geçiş Ayini (John Passarella)

Laurel Hill kasabası, dünyanın en talihsiz kasabası olmak konusunda nam kazanmak üzere çünkü kötü olayların ardı arkası kesilmiyor.

Zincirleme trafik kazaları, evlerinde ölü bulunan insanlar ve acı dolu tesadüfler kasabanın dört bir yanına yayılmış durumda. Fakat Sam ve Dean Winchester kardeşlere göre durum “kötü talih” ile açıklanamayacak kadar ciddi. Sam ve Dean, Bobby’nin yardımıyla, kasabayı etkisi altına alan şeytanı etkisiz hale getirmek zorunda. 

Supernatural serisinin onuncu kitabı olan Geçiş Ayini, televizyon dizisinde yer almayan gizemli olaylara odaklanıyor.



#11 Supernatural: Fresh Meat - Taze Kan (Alice Henderson)

Tahoe Ulusal Ormanı'nda kana susamış bir canavar dolaşıyor. Sam ve Dean Winchester kardeşler, sadık dostları Bobby'yle birlikte dağlarda ve ormanlarda gezinip insanları avlayan bu yaratığın peşine düşüyorlar. Fakat her şeyin yoluna girdiğini sandıkları anda, geçmişe gömüldüğünü sandıkları bir düşmanla karşılaşıyorlar. Bu düşman diğer yaratıklardan farklı çünkü istediği her kılığa girebiliyor. Sam, Dean ve Bobby karlarla örtülü karanlıktan kurtulup yaratığın sonunu getirebilecekler mi?
Supernatural efsanesinin on birinci kitabı Taze Kan, serinin hayranlarının daha önce tanıklık etmedikleri maceralarla devam ediyor.


#12 Supernatural: Carved in Flesh - Etten Heykeller (Tim Waggoner)

Gypsy çok geç olmadan sihirli güçlerini kullanmayi öğrenebilecek mi?

Kendi halinde bir kasabada bulunan tuhaf cesetlerin haberini alan Dean ve Sam'in yolu Ohio'daki Brennan'a düşüyor. Sırrını çözemedikleri iki başlı ya da çok uzuvlu tuhaf yaratıklar, kuruyup kalmış cesetler, Dean'in aklını kurcalayan başka hesaplaşmalar ve Sam'in henüz yolun başındalarken yaralanması Winchester kardeşlerin işlerini epey zorlaştırıyor.
Yarası giderek kötüleşen Sam kâbuslar ve halüsinasyonlarla baş etmeye çalışırken Dean'in kardeşine dair endişeleri artıyor. Bütün bunların üstüne, geçmişte yaşadıkları ağır bir vakanın hatırası da kardeşlerin zihnini rahat bırakmıyor.

Supernatural efsanesinin on ikinci kitabı Etten Heykeller'de, serinin bundan sonraki kitapları için de kritik önem taşıyan gelişmeler yaşanıyor.


Ülkemizde henüz bu kadarı çevrildi. Türkçe'ye çevrildikçe yazıyı güncelleyeceğim. 


#13 Supernatural: Cold Fire  (John Passarella)


#14 Supernatural: Mythmaker (Tim Waggoner)



#15 Supernatural: The Usual Sacrifices (Yvonne Navarro)



#16 Supernatural: Joy Ride (John Passarella)

 Artemis Yayınları'nın seriyi orijinal kapaklarla basıyor olması muhteşem bir şey.  
Sevgiler.

*Benherneysemo*
Devamını Oku »

1 Mayıs 2019 Çarşamba

Pamuk Prenses ve Avcı



Bir süredir kitaplarımı eliyorum. Bu sırada da zamanında "belki severim" diyerek aldığım kitaplar ya da zamanında hevesle aldığım ama bir türlü sıra gelmeyen kitaplar da ortaya çıkıyor. 
Onlardan biri de Pamuk Prenses ve Avcı. Seneler önce filmi çıkmıştı bu kitabın. Kitap daha sonra çıktı, filmden uyarlama zaten. Kapak olarak da film afişi kullanılmış haliyle. Neden aldığımı pek hatırlamamakla birlikte 2 sebebi olabilir bunun.
1. Tasarımı çok güzel. Hem iç hem dış olarak güzel bir kitap. Minik bir tur atmak gerekirse: 








2. Masallara olan düşkünlüğüm.

Kendi masallarımı kendim okuyarak büyüdüm. Disney'dir falan oldu bitti sevmemişimdir. Onun yerine etnik,bizden masalları daha çok sevmişimdir. Liseye giderken bin sayfalık Binbir Gece Masalları'nı neden alayım yoksa :) 



Kitabı gidiş dönüş 2 metrobüs yolculuğunda bitiriverdim. Film izler gibi bir hava uyandırıyor. Filmini izleme gereği duymuyorum mesela şu an. 

Onun dışında bende herhangi bir etki bırakmadan, biraz da yarım kalmış gibi bitiverdi. 
Şimdi olsa alır mıydım? Hiç sanmıyorum. 
Bağışlayacağım kütüphanede mutlu olmasını umuyorum. :) 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »