15 Kasım 2019 Cuma

Kütüphaneci - Logan Belle ve Yarım Bırakılan Kitap: Kütüphaneci - Judith Kuckart




Kitap Adı: Kütüphaneci
Yazar: Logan Belle
Çevirmen: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Yayınevi: Artemis Yayınları
Orijinal Adı: The Librarian
Basım: Mart 2013
Sayfa Sayısı:325

"Regina kendini bildi bileli içinde taşığı o hissi düşündü: Korku. Doğru şeyi yapmazsa olacaklardan duyduğu korku. Oyunu güvenli oynamazsa. Ve sonra başka bir korkuya kapıldı. Bunu özellikle son zamanlarda sıkça hissediyordu. Hayat onun yanından akıp geçiyordu. O hep dışarıdan bakan oluyordu."

Geçtiğimiz yıllarda okuduğum bir kitabın geç yorumuyla geldim. Bilgisayarımın klavyesinin bozuk olması, taşınma ve yerleşme telaşı, iş durumu derken blogdan epey uzak kaldığımın farkındayım. Ve hiçbir sosyal medya hesabını burası kadar benimseyemiyorum. 
O yüzden söz verip baskı altında kalmadan dilediğimce yazmaya aynı şekilde devam edeceğim. 
Arada taslaklarımın tozunu alıp fî tarihinden kalma yazılar paylaşabilirim, anlayışınıza sığınıyorum :p 
Sararmış çeyiz sandığından mı çıkardın bunları, miras mı kaldı gibi incitici şeyler söylemeyeceğinizi umuyorum. :) Gereksiz kamu spotundan sonra yorumuma geçebilirim. 
(Not: Yukarıdaki girişi taslaktaki bu yazıyı düzenlemeye karar vermişken yazmıştım. İki seneye yakın bir zaman olmuş. :p )


Kütüphaneci kitabı kötü bir tesadüfe uğramış kitaplardan biri. 
Aynı dönemde (2013) hem Artemis Yayınları hem Epsilon, Kütüphaneci adında bir kitap çıkarmıştı. Talihsiz bir olay bu, hem kitap açısından hem yayın evleri açısından.

Ben de bu yazıda sonuna kadar okumuş olduğum için ağırlık Artemis'te olmak üzere bu iki Kütüphaneci kitabından bahsedeceğim. Hayır, Kütüphaneciler haftasına özel bir yazı falan değil. :)



Öncelikle kısaca Epsilon'dan çıkan Kütüphaneci - Judith Kuckart'tan bahsedeyim. Kitabı yarım bırakmış olduğum için epey kısa olacak zaten. :p
Yazarı sanırım 2016'da Tüyap'a davet edilmiş, adından söz ettiren Alman bir yazarmış. Benim pek bilgi sahibi olduğum bir yazar değil. Maalesef, kendisi konusunda cahilim. İki kitap arka arkaya çıkınca karşılaştırılabilir diye almıştım merak ederek. Seneler oluyor. 
Kitapları da arka arkaya okumaya karar vermiştim. 


Artemis'in korkunç kapağının yanında Epsilon'un kapağı çok daha hoş. Kesinlikle!
Ben ayrıca kitabın yabancı kapakları olan resimdeki ilk ve üçüncü kapağı da çok beğendim. 

Ne yazık ki Epsilon'dan çıkan kitap -yor diliyle yani şimdiki zamana göre çevrilmişti. Yabancı dilde bu çok sorun olmasa da Türkçe kitaplarda ciddi bir göz tırmalanmasına yol açıyor. Nadir kitaplar hariç ben hiç odaklanamıyorum bu şekilde çevrilmiş kitaplara. 
Ama pes etmedim, adapte olarak okumaya devam ediyordum ki Thomas Mann isimli karakterin zihni beni o kadar çok rahatsız etti ki kitabı yarım bırakmaya karar verdim. Ve ait olduğu yere göndererek bir kütüphaneye bağışladım. Umarım orada mutlu olursun Thomas.

Ve Artemis'ten çıkan Kütüphaneci - Logan Belle 


"Zihin kendine özgü bir yerdedir ve orada bir cenneti cehenneme, bir cehennemi cennete dönüştürebilir." Milton - Paradise Lost

Bu kitap da beklentilerimi karşılamadı maalesef.
Ama en azından bitirebileceğim bir kitaptı. Kısaca konusundan bahsettikten sonra yukarıdaki cümlemin nedenini açıklayacağım.

Regina Finch, baskıcı annesi nedeniyle gözü pek açılmamış masum bir kızdır. Çabaları sonucu annesinden uzaklaşıp New York Halk Kütüphanesi'ne Kütüphaneci olarak girmeyi başarır. Bu en büyük hayallerinden biridir. New York Halk Kütüphanesi de bu tarz kitap ve filmlerde çok fazla kullanılan bir mekan. Ve çok güzel bir yer değil mi gerçekten? 
Yeni hayatına kavuşan Regina dünyanın en saçma yoluyla milyarder Sebastian Barnes ile tanışır. 2. karşılaşmaları ilkinden de felakettir. 
Bir şekilde Sebastian'ın radarına takılan Regina kendisini onun çekimine kapılmış bulur. 

Bu kitabı okurken fark ettiğim ilk şey karakterlere ısınamadığım oldu. Sanki uzaktan baktım onlara. Beni hiçbir şekilde içine çekmedi.  Sebastian'ın Regina'ya kıyafet almak istediği kısımlar beni irrite etti çünkü Sebastian bunu sanki Regina'nın başına kakarak yapıyordu. Oldukça da düşüncesiz bir karakterdi.

Bettie Page ve fotoğraf detayı güzeldi. Ama kitabın tepesinde kocaman Bettie Page Sunar! diye yazılmış olmasına rağmen iş Sebastian'ın Regina'ya Pin-up Kraliçesi Bettie Page'in fotoğraflarını içeren bir kitap hediye etmesinden ve Regina'nın onu rol model olarak görmesinden ibaretti. 

Kısaca etkisiz bir kitaptı.

Üzgünüm ama Regina Finch, bir Regina George değilsin.
Sevgiler. ^^


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

26 Ağustos 2017 Cumartesi

Patron - Vi Keeland





Kitap Adı: Patron
Yazar: Vi Keeland
Çevirmen: Tuba Özkat
Yayınevi: Yabancı Yayınları
 Sayfa Sayısı: 308
Basım: Mayıs 2017


Bu aralar bloga geçme fırsatı olmasa da bir oturuşta bolca kitap bitirdim. 
Bunlardan biri de Yabancı Yayınları’ndan çıkan Vi Keeland’ın kaleme aldığı Patron’du. 

Son Okuoku siparişimde aldığım kitaplardan biriydi. Rast geldikten sonra konusunu beğenip sepete atmıştım. Gelen kitapları üst üste dizip daha sonra yerleştirmek üzere bir kenara koymuştum. Gece uyumadan önce kitap okuma isteği gelince bir anda gözüm bu kitaba takıldı. Neden olmasın diyerek yanımda Patron’la yoluma devam ettim. 

Kitap; bu türde dil genelde olduğu gibi basit olduğu için çok akıcı, yer yer komikti. 
Diğer romanslardan benim için ayrılan temel noktalardan biri buydu, eğlenceli ve komik olması.  Klişelerin çok uzağında bir kitap elbette beklemeyin ama kitabı okunulası kılan güzel detaylar vardı. 

Reese yemeğe çıktığı adamdan kurtulmak isteyince restoranın tuvalet sırasında arkadaşını arayarak onu "acil bir telefon"la bu durumdan sıyırmasını istemek niyetindedir. 

"Jules? Ben Reese. Hangi cehennemdesin? Sana ihtiyacım var. Bu şimdiye kadar çıktığım en kötü randevu. Cidden uyudum uyuyacağım. Uyanık kalmak için başımı birkaç kez masaya vurmayı düşündüm. Kan revan içinde kalmamı ve her yerimin morarmasını istemiyorsan, sahte bir acil durumla beni araman lazım. Beni geri ara, lütfen."

Ancak oradaki gizemli adam (Chase) onu iki yüzlülükle suçlar. Yerlerine döndüklerinde onun da restoranda başka bir kadınla yemek yediğini görür. Ve Chase uydurma bir tanışıklık hikayesi uydurarak partneriyle Reese'nin masasına oturur. 
Kitaba dair en sevdiğim detaylardan biri buydu. Chase'in rastgele hikayeler uydurması. O kısımlarda epey güldüm.

Gerçeküstü bazı gelişmelerle Chase, kitabın adının hakkını vererek Reese'in PATRONu oluverir. Ve olaylar gelişir. 
Kitap her bölümde Reese'in ve Chase'in bakış açısından dönüşümlü olarak anlatılıyor. Chase'in bölümleri genelde geçmişe dair. Ve yine bu türdeki klişelerden biri olarak esas karakterin yarasını/travmasını anlatıyor. 

"Korku ölümü durdurmaz, hayatı durdurur."

Reese, Chase'in ona karşı hamlelerini savuşturmaya çalışsa da Chase ufak ufak sızıveriyor çatlaklardan. Bunlar da bana göre hoş ayrıntılardandı. 

"Hasiktir. Gerçekten bu kadar büyük bir gerzek miyim?"
"Hayatım, seni tanıyorum. O duvarı adamı dışarıda tutmak için örmedin. Sana ulaşmak için yıkışını izlemek için ördün."

Sonuç olarak bu ortalama bir yetişkin romanstı. Türe özgü klişe yanları olsa da kendini sevdiren ayrıntıları da mevcuttu. Okurken özellikle ilk yarıda eğlendim. 
Yine sevdiğim şeylerden biri seri değil tek başına bir kitap olmasıydı. 
Kapağını ve renklerini de beğendim. Kapak resmindeki adamın göğsündeki piercing ayrıntısı da hoş çünkü kitaptaki karakterde de mevcut. 

İlla alın okuyun demiyorum ama elinize geçerse ve türü seviyorsanız bir bakabilirsiniz.

Sevgiler. 

 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

9 Nisan 2017 Pazar

Kapağı Değişengillerden Takvim Kızı



Selamlar,
Biliyorsunuz geçenlerde Arkadya Bitter, Audrey Carlan'ın Takvim Kızı serisini değiştirme kararı aldı ve Ocak ile Şubat aylarını basmış olduğu seriyi sıfırdan kapak değiştirerek yeni bir konseptle bastı. 

Serinin konusu esas kız Mia'nın babasının borcunu ödemek için her ay farklı bir erkeğe eşlik edeceği bir işe girmiş oluşu ve bu adamlarla maceraları. 
Her kitap bir ayı anlatıyor. 
Mia cemiyetin yeni takvim kızı. 

Arkadya Bitter, Arkadya Yayınları'nın yetişkin romans kitapları basan kolu olunca kitaplarda yetişkinlere yönelik sahneler olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. 

Ancak yayınevi bu seriyle kapak konusundaki tarzından ödün verdi, hatta klasik tarzını tamamen yıktı.
Sade kapaklarla ve benzer renklerle seri algısı yaratarak çıkardığı kitapların çerçevesinden çıkıp pop-art tarzında bastı bu kitapları. 


Ve hatta resimde görebileceğiniz gibi serinin adına uygun olacak şekilde bir de takvim yapıldı. Gerçekten güzel bir düşünce. (İlk kitabı yorumladığım yazıyı okumak için TIKTIK!)



İlk iki ay bu şekilde devam ettikten sonra yayınevi sürpriz bir şekilde serinin kapaklarını değiştireceğini açıkladı ve önceki iki kitabı da yeni tasarımla yeniden bastı. 
Kapaklar Arkadya Bitter'in alışılmış tarzında ve kitapları birbirinden ayıran tek şey kapaklardaki ay ibaresi. 


Hal böyle olunca okurlar da 2 ana gruba ayrıldılar. 
Yeni kapakları beğenenler ve yeni kapaklardan nefret edip eski kapaklardan devam edilmesi gerektiğini düşünenler. 

Ne oldu da Arkadya Bitter bir anda kapak değiştirmeye karar verdi net bir bilgimiz yok. 
Ancak öne sürülen fikir şöyle ki kitaplar yetişkin olmasına rağmen kitaplar kapaklarından ötürü yaşı küçük okurları da kendine çekmiş. Fuarlarda satın almak istemişler. Bu yüzden kapak değişikliğini canı gönülden destekleyenler var.

Diğer taraf ise haklı olarak seri bütünlüğü konusunda kaygılı. Yani ellerinde bu kapaklar varken yeni kapaklarla devam etmek malumunuz seriyi uyumsuz hale getirecek. Bu da bir sorun. Onlar da kapaklara yaş ibaresi konularak bu sorunun önüne geçilebileceği kanaatindeler. 

Benim fikrime gelirsek; ben eski kapakları beğeniyordum ve onlarla devam edilmesini tercih ederdim. Ama diğer tarafın öne sürdüğü şey de gerçekten bir sorun olduğu için yaş ibaresinin bulunmasını da talep ederdim. 
Yeni kapakları görsellerde hiç beğenmemiştim. Ancak kitapları elime alınca bir nebze daha çok sevdim çünkü benim sevdiğim gibi şömizsiz, kapak direkt cilt üzerine basılı. Ve malzemesini tam olarak bilmediğim dokuma gibi çok hoş bir cildi var. Basılı hali bir nebze daha güzel yani. 

Kapaklar konusunda fanatik değilim ama yine de gönlümden geçen ilk kapaklarla devam edilmesiydi.
Hem bırakalım bunları, sonuçta mühim olan muhteviyatı, ki seriyi devam kitaplarında sevip sevmeyeceğimi gerçekten merak ediyorum. Ama işin vitrin kısmının da biz okurlar için önemi olduğu yadsınamaz.

Sizin kapaklar hakkındaki düşünceniz nedir? 

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

19 Haziran 2016 Pazar

İtaatkâr - Tara Sue Me (Submissive #1)


Kitap Adı: İtaatkâr
Yazar: Tara Sue Me
Orijinal Adı: The Submissive
Çeviri: Lale Baydal
Yayınevi: Pegasus Yayınları
 Sayfa Sayısı: 358
Basım: Mayıs 2016
Seri: Submissive #1

Seri Sıralaması
#1 İtaatkâr / The Submissive (Abigail&Nathaniel) / Abby'nin bakış açısı
#2 The Dominant (Abigail&Nathaniel) / Nathaniel'in bakış açısı
#3 The Training (Abigail&Nathaniel)
#3,5 The Chalet (Abigail&Nathaniel)
#4 Seduced by Fire (Julie&Daniel) / Partners in Play #1
#5 The Enticement (Dena&Jeff/Abigail&Nathaniel)
#6 The Collar (Abigail&Nathaniel / Dena&Jeff / Julie&Daniel) /Partners in Play #2
#7 The Exhibitionist (Abigail&Nathaniel)
#8 The Master (Sasha Blake&Cole Johnson) / Partners in Play #3
#9 The Exposure (Meagan Bishop&Luke) Henüz çıkmadı


Merhabalar, 
Bu kitabı Pegasus Yayınları'nın 2016 katalogunda gördüğümden beri istiyordum. 
O yüzden hayati bir kitap olmadığı sürece bir süre alışveriş yapmamaya karar vermişken (umarım ki uyarım buna) son alışverişime bu kitabı da eklemiştim. Alışverişi yapalı da uzun bir zaman olmadı, ŞURADAN okuyabilirsiniz. Önceliğim o alışverişte aldığım kitapları okumak olacak. İçinden de kolay okuyabileceğim bir kitap seçmek istemiştim, seçimim bu kitap oldu. 

Bu kitabın siparişiyle elime ulaşması arasında 2 hafta vardı, bu sürede bu kitaba dair bir iki yorum gördüm, onlar da pek bir olumsuzdu :) Onun dışında kitabı pek bir yerde görmedim zaten. 
Kitabı merak ettiğim için okuyup kendim karar vereyim dedim. Bazen zevkler çok farklı olabiliyor. 

Yetişkin romans okumayı seviyorum. En büyük şikayetim -_- ki bunu daha önce de blogda satır aralarında belirtmiş olabilirim. Kitaplar belli bir kategoriye girdiğinde ortak bazı yanların olması kaçınılmaz oluyor ve durum böyle olunca türden gelen ortaklıkları Grinin Elli Tonu Çakmasıııı! diye yaftalamak benim hoşuma gitmiyor. Evet Elli Ton serisi çoğu yazarı bu tarzda kitaplar yazmaya itti, benzerini çoğu yazar yazdı, bu inkar edilemez ama bu tür Elli Ton'dan önce de vardı, sonra da var olmaya devam edecek. O yüzden her yetişkin kitaba Elli Ton Çakması deyip bir köşeye çekilmek hoşuma gitmiyor. Ha bu kitapta ortaklıklar yok muydu? Türün ortaklıkları dışında yazarın ayrıca benzettiği yanlar evet var, bu bir gerçek; hatta Abigail'in ismi Anastasia'yı feci derecede andırıyor ve Nathaniel'in ona Abby demeyi reddetmesi de öyle. Ama işin sonunda ne Nathaniel, Christian Grey'e benziyor, ne de Abby Ana'ya. 


Kitabı almadan önce seri sıralamasını hiç kontrol etmemiştim, epey uzun bir seriymiş. Ki yazarın Partners in Play adlı başka bir serisi varmış ama buradaki karakterlerle bağlantılı olduğu için sonradan bu seriye yedirilmiş, o yüzden tüm kitaplar ilk kitabın esas karakterleri üzerine değil. Yoksa 9 kitap boyunca ne yazdı bu yazar diye merak etmedim değil. Kapaklar da serinin yarısından itibaren değişiyor, güzelleşiyor. 9 kitap demişken, eskiden Pegasus Yayınları'nın serileri devam ettireceğine dair güvenim vardı, bu yüzden serinin devamı çıkar mı korkum yoktu. Ama Pegasus birçok seriyi yarım bıraktı, uzun zamandır hiçbirinin devam kitabı çıkmadı. Örnek olarak 80 Gün serisi, Idhun Günlükleri verilebilir. O yüzden uzunluğunu görünce bu serinin devamı çıkar mı çıkmaz mı diye endişelenmedim değil. Ama her ne kadar pek sevmesem de orijinal dilinde okuyabilirim çıkmaması durumunda. 

Ayrıca dikkatimi çeken bir nokta da kitap ara boy! Buna çok şaşırdım. Pegasus'un zamanında cep boy bastığı kitaplar vardı ama ara boya hiç rastlamamıştım, nedense yadırgadım. Ara boy, cep boy düşmanı değilim. Dizdiğim zaman kitapların boylarının uyumlu olmasını elbet isterim, o yüzden benim için önemli olan aynı yazarın kitapları içinde, aynı seri içinde boy farklılığı olmaması. Bazen yayınevleri bir seriyi çıkarırken ya da yazarın kitaplarını kitaptan kitaba boylar değişebiliyor, bir anda ciltli, ciltsiz basılabiliyor; rahatsız edici. Yine de çok büyük takıntı yaptığım söylenemez. Bir de bazen yazarların kitap boyutu, kapak görseli, kitap adı vs ile ilgili özel istekleri olabiliyor, belki böyle bir durum vardır, bilemiyorum. Kapağa gelirsek kitabı elime alınca nedense "Pırlantalarla süslü olabilir ama yine de tasma, tasmadır." dedim. Nedenini ben de bilmiyorum. :)

Uzun zamandır gönlümce yazamadığımdan olsa gerek uzattıkça uzattım ve bir türlü kitapla ilgili esas düşüncelerime gelemedim. 

Kitabın konusu kütüphanede çalışan Abby King, ünlü iş adamı Nathaniel West'le ilgili sayısız fantazi üretmektedir. Bir gün Nathaniel'in itaatkâr aradığını duyar ve başvurur. 
Ve ikili birbirlerinin sınırlarını keşfetme üzerine bir yolculuğa çıkarlar. Burada yolculuk kısmı mecazi elbet :) Neden ille de Nathaniel, Abby nereden öğrendi adamın itaatkar aradığını sorularının cevabı ise kitapta. 

Bilirsiniz bazen beklentiler gerçekleri gölgeler.

Kolay okuyacağımı düşündüğüm bir kitaba ihtiyacım vardı ve bu kitaba öncelik tanıdım; yanılmamışım. Oldukça basit bir dili var o yüzden hızlıca okunuyor. Ben bir günde okudum.
Çok klişe yanları vardı ama kendi içinde farklı yanları da vardı. Farklı yanlarından birine örnek verecek olursak kızımız bu dünyaya bilerek ve kendi isteğiyle adım atıyor. Yani adamın bir hakim olduğunu biliyor ve kendini bir itaatkar olarak sunuyor. Bir de ikilinin birbirine şiirlerle ve edebiyatçılardan sözlerle laf yarıştırdıkları kısımları çok sevdim.

"Kırmızı gül tutkuyu fısıldar,
Ve beyaz gül aşkı haykırır;
Kırmızı gül bir şahin
Beyaz gül ise bir güvercin
Oysa ben sana krem rengi bir gonca gönderdim
Uçlarında pembelik olan;
Aşkların en safı, en tatlısı için
Dudaklarında tutkunun öpücüğü olan."

Bu arada bazı tutarsız yanları da vardı. Bu şimdi nasıl oldu diye tepkiler verdiğim altı doldurulmamış, oldu bittiye gelmiş bazı gelişmeler vardı özellikle ilk birkaç bölümde. Bu kadar basit mi? Ve yine sonlara doğru da aynı bu şekilde ütopik gelişmeler oldu. Nasıl yani?
Birkaç yerde de kitap kesildi mi acaba dediğim bölümler oldu ama buna ihtimal vermiyorum. Sanırım yazar aniden kesivermiş olayları.

Bunların hepsine rağmen kitabın kendi içinde güzel kısımları da vardı. Uzun zamandır doğru dürüst kitap okuyamadığımdan da olabilir kitabı ilgimi yitirmeden okudum. Evet bayılmadım, hatta normalde okurken karakterlerin duyguları bana geçerken bu kitapta birkaç yer hariç o duyguları uzaktan izledim. 

Klişeleri, temelsiz yanları, esinlenilmiş özellikleri olsa da ortalama bir BDSM hikayesine giriş yapmış oldum. Seriye devam etmeyi düşünüyorum.
Sevgiler :*

PUANIM: 3,5/5
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

19 Temmuz 2015 Pazar

Uçuşta - R. K. Lilley (Up In The Air / Havada #1)



Kitap Adı: Uçuşta
Yazar:  R. K. Lilley
Orijinal Adı: In Flight
Çevirmen: Melek Elif Eren
Yayınevi: Aspendos Yayınevi
Basım: 2014
 Sayfa Sayısı: 328
Seri: Up In The Air / Havada #1

Seri Sıralaması:
#1 Uçuşta / In Flight
#2 Yükseklerde / Mile High
#3 Yerde / Grounded
#4 Bay Harika / Mr. Beautiful


Gözlerinde gördüğüm şeyin hayal ürünü olduğunu söylemiştim kendime, kusursuz bir takım elbise giyen güzel bir adamla ilgili kurduğum fantaziler olduğunu. 
O gözlere bakmış ve itaat etmek istediğim bir adam görmüştüm. 

Bu aralar deli gibi kitap okuma isteğim olsa da maalesef pek vaktim yok. O yüzden genelde yolda veya geceleri biraz okuyorum. O yüzden işi iyice aç gözlülüğe vurdum ve elimde zaten halihazırda üç kitap varken tuttum bir anda Uçuşta'ya başladım.
Ama çok akıcıydı, kısa sürede bitiverdi. 

Kabin görevlisi Bianca, hayatına kimseyi sokmayan, sadece tek yakın arkadaşı hatta ailesi olan Stephan'la yakınlık kurabilen işten eve evden işe yaşayan bir genç kızdır. Uçuşlarından birinde tanıştığı James Cavendish kendine verdiği Ben kimseyle çıkmıyorum. sözünü bozmaya çoktan gönüllüdür. Bianca, James'e karşı koyamaz, her şey çok hızlı gelişirken geçmişin hayaletleri kimsenin peşini bırakmamaktadır. 

Bu kitabı çok uzun zaman önce almama, kitaplar çıktıkça seriyi tamamlamaya devam etmeme rağmen bunca zaman okumamıştım. Evden alelacele çıkarken neden elime geldi, neden çantama attım bilmiyorum. Ama güzel oldu :) 

Bir Yetişkin Romans olarak türünün klişelerinin hemen hepsini taşıyan bir kitap. Bir yandan da yazarı bu klişeleri bambaşka şeylere çevirmiş. Beni yakaladı, bazı detaylar çok hoşuma gitti. 
Klişeleri bambaşka şeylere çevirmek ne demek? Un, yağ, şekeri olan herkes helva yapar ya, yazar biraz süt, yumurta ekleyip kek yapmış. Bu nasıl benzetme oldu ben de bilmiyorum :D 
Daha belirgin bir örnekle devam edeyim. 


Bu tarz kitaplarda kızın hep bir çok yakın arkadaşı olur. Bu neredeyse değişmez hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez kurallardan biri gibidir. Bu arkadaş ya deli dolu bir kız olur, ya da cana yakın yine deli dolu bir gay erkek arkadaş olur. Bu kitapta bu rolde Stephan var. O kadar yardımsever, efendi, düzgün ve sadık biri ki, insanın benim de Stephan gibi beni asla terk etmeyecek, sırtımdan vurmayacak bir arkadaşım olsa diyesi geliyor. Bianca'yla Stephan ikisinin de en zor zamanlarında bir araya gelip birbirlerini koruyup kollayıp destek oldukları ve o zorlukları birlikte aştıkları için böyleler tabi. Ayrıca uzun süredir ev arkadaşı değil komşular. Stephan'ın Bianca'ya taktığı isimleri, özellikle Buttercup'ı çok sevdim. Yazar bu duyguları ve ayrıntıları çok güzel vermişti. 

Kitap tamamen Bianca etrafında dönüyor. Kitabın anlatıcısı o, aslında beklenen bir şey bu diyeceksiniz. Ama yazar Bianca'yı alışılmadık bir şekilde tam merkeze oturtmuş. Kitapta Bianca'yı çok çok yakından tanıyoruz. İşi, geçmişi, arkadaşlıkları, James'le ilgili düşünceleri... Hepsini. Ama James biraz flu kalıyor. Bir sonraki kitaplarda onu daha yakından tanıyacağımızı umuyorum.  Bianca'yla ilgili sevdiğim en önemli şeylerden biri de Manga okuyup, Anime izlemesiydi *_* Hatta bir ara James'le Vampire Knight izlediler. :D Kaname Senpai *_* Çok eğlendim o kısımda çünkü kız kimi seçsin diye tartışıyorlardı. :D

James'i çok sevdim ben. Ne istediğini bilen, karşısındakine bunu sunan ama dayatmayan tavrı, Bianca'ya elinden geldiğince saygı duyması ve daha en baştan onun için kendinden ödün vermesi hoşuma gitti. Bu da benzer tarz kitaplardaki kontrol manyağı erkek profilinde onu farklı bir yere taşıdı benim için.
Diğer kitaplarla çok da fazla karşılaştırmak istemiyorum.

Benden çoktan vazgeçmişsin gibi bir his var içimde... Keşke bizim hakkımızda ne kadar ciddi olduğumu anlamanı sağlayacak kelimeleri bulabilseydim. 
-Bunları söyleyen adam sevilmez mi?:p -

Yazar özellikle sonlara doğru beni çok iyi yakaladı. Bu tarzda ve bu çerçevede birçok kitap okumuş olmama ve kurgudaki çoğu benzerliğe rağmen kendine has bir yanı olduğunu düşündüğümden çok sevdim. 
Bir de başlarken büyük beklentilerim yoktu. Ortalama bir kitap okuyacağımı düşünerek başladım. Sevmemde bunun da bir payı olabilir. Kitaplara çok büyük beklentilerle başlamayı sevmiyorum. 
Çeviriyi beğendim. Ama yer yer anlamını dahi bilmediğim bir iki kelime ısrarla kullanılmıştı, gözüm onu yadırgadı. Bir de Manga ve Anime kısmında kullanılan özel sözcüklerin bambaşka bir şeye dönüştürülmesini sevmedim. Bunlar dışında oldukça iyiydi. Kitap hızla aktı gitti. Uzun zamandır, en kısa sürede okuduğum kitaplardan biri olması beni sevindirdi.

Kısaca kapaklardan da bahsedeyim. Ben bizim kapakları  çok beğeniyorum. Orijinal kapaklardan da 1 ve 4'ü beğendim. Özellikle ilk kapaktaki kravatın kitapta bir anlamı da var. 

Seriye severek devam edeceğimi umuyorum. Yetişkin olduğunu hatırlatmakta fayda var. 

 PUANIM


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

21 Haziran 2015 Pazar

Senin Yerinde Olsaydım - Lisa Renee Jones (Inside Out / Kayıp Günlükler #1)


Kitap Adı: Senin Yerinde Olsaydım
Yazar:  Lisa Renee Jones
Orijinal Adı: If I Were You
Çevirmen: Hülya Bakça
Yayınevi: Arkadya Bitter
 Sayfa Sayısı: 328
Basım:  Haziran 2015
Seri: Inside Out / Kayıp Günlükler #1

Seri Sıralaması:
#1 Senin Yerinde Olsaydım / If I Were You
#2 Being Me
#3 Revealing Us
#3.2 Rebecca's Lost Journals
#4 No In Between
#5 I Belong to You
#6 All of Me


"Seni korumaya çalışıyorum. İçine atladığın bu dünya; kafanı karıştırıp geride kendinle ilgili bildiğin hiçbir şey kalmayana kadar seninle oynayacak, karanlık, berbat, kendini beğenmiş aşağılık heriflerle dolu."

"Sen de o karanlık, berbat, kendini beğenmiş aşağılık heriflerden biri misin?"

"Ben çok daha kötüsüyüm."


Kendi halinde lise öğretmeni Sara MacMillan, oldukça hareketsiz bir hayat sürmektedir. Yaşadığı sıkıntılı ilişkiden sonra (sıkıntılı az gelir) uzun süredir hayatında kimse olmadan evden işe işten eve yaşamaktadır. Derken eline bazı yollarla bir günlük geçer. Günlükte bir kadının tanıştığı sırlarla dolu adamla yaşadıkları ve oldukça gizemli olan cinsel hayatı anlatılmaktadır. Sara, bu günlüğe ve kadına tarif edemediği bir çekim duyar, yazılanlardan çok etkilenir. Ayrıca günlükteki kadının tehlikede olduğunu düşünür. Ve günlüğün sahibi Rebecca sanki yer yarılmış da yerin dibine girmiş gibidir. 

Sara, Rebecca'yı bulmayı ve hayatını ona geri vermeyi kendine görev edinir. Rebecca'nın ayak izlerini takip ederken girdiği dünya ve bu süreçte tanıştığı Chris ve Mark'la yaşananlar Sara'yı hayal dahi edemeyeceği yerlere götürür. Ve bu kayıp kadınla çok fazla ortak özelliğini keşfeder. Rebecca'yı bulmaya çalışırken, Rebecca mı olmuştur? 


Seride beni cezbedecek her şey var. Gizemli bir günlük, kayıp bir kadın, onu bulmaya çalışırken kendini bambaşka bir hayata atan başka bir kadın... Yani kitabın ait olduğu tür yetişkin romans ancak bana göre daha fazlası var seride. Gizemli kısımlar beni inanılmaz derecede çekti. 

Yukarıda linkini verdiğim röportajda yazara da bildirdiğim gibi ben kesinlikle Team Mark'ım!
Kitabın başından sonuna kadar beni çeken bir karakterdi. 3:) 
Chris'i ise kitabın başlarında pek sevmemiştim, ardından sevmeye başladım, şimdilik aramız iyi ^_^

Karakterleri çok sevdim. Olayların geçtiği mekanların çok güzel ve canlı anlatıldığını fark ettim, bu da çok hoşuma gitti. Salt cinselliktense etkileyici, iç içe, farklı, merak edilesi olayların da anlatılıyor olması kitaba sevgimi+saygımı arttırdı. Ve çok can alıcı bir yerde bitti. *_* 

PUANIM

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »