1 Eylül 2021 Çarşamba

Kendine Yalan Söyleme - Jane Feather (Blackwater Brides #1) [BCP MAYIS]


Adı: Kendine Yalan Söyleme
Yazar: Jane Feather
Orijinal Adı: Rushed to the Altar
Çeviri: Tuğçe Ağca
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 392
Basım: Temmuz 2013
Seri: Blackwater Brides #1

Blackwater Serisi
#1 Kendine Yalan Söyleme / Rushed to the Altar - Jasper & Clarissa
#2 Evlilik Bahsi / A Wedding Wager - Serena & Sebastian
#3 An Unsuitable Bride - Alexandra & Peregrine


Merhabalar, :)
Bu kitabı yıllar önce yanlış hatırlamıyorsam fuarda sahaftan almıştım. Hemen kontrol ettim 2015'te Tüyap'tan almışım (Yazı için TIKLAYIN). O dönem hakkında gördüğüm tüm yorumlar olumsuz olduğu için okumayı epey ertelemiştim. Daha sonraları birkaç kez başlasam da bir türlü devam edememiştim. Kışın ıhlamur eşliğinde son kez başlamışım. Son zamanlarda bu tarz yarım kitaplarımı tamamladığım için BCP Mayıs ayına bu kitabı seçtim ve nihayet bitirdim. :p Mutluyum, gururluyum.

Kitabın konusundan bahsedeyim hemen. Clarissa Astley ailesini kaybettikten sonra kendisinin ve 10 yaşındaki kardeşi Francis'in velayeti amcaları Luke'a kalmıştır. Kötü biri olan amcanın tek niyeti Francis'ten kurtulmak ve abisinin mirasını ele geçirmektedir. Taşrada yaşayan Clarissa'nın yanından Francis'i alıp Londra'ya götüren amca çocuğu birinin yanına vermiş, şüphe çekmeyecek yollarla ölümünü sağlamaya çalışmaktadır. 

Clarissa ise kardeşini bu sondan kurtarmak için genç bir kız olarak tek başına Londra'ya gelmek üzere yola koyulur. Clarissa yolculuğunu yapadursun biz bir de diğer karakterimizi tanıyalım.

Seriye de adını veren Blackwater kontu Jasper Sullivan. Jasper ve ikiz olan kardeşleri Sebastian ve Peregrine'nin amcaları ölüm döşeğindedir. Çok hovarda ve günah dolu bir hayat süren bu amca bir yandan bu maceralarını bir pedere anlatarak günah çıkarmakta, diğer yandan ise mirasını alabilmeleri için yeğenlerine evlilik şartı koşmaktadır. 

Buraya kadar kitabın gerçekten çok güzel bir konusu var. Pek çok seride rastlayabileceğimiz miras veya başka getiriler için evliliğin şart koşulması ve buna uygun bir aday bulunması temalı kitaplar özgün yazıldığında gerçekten çok eğlenceli oluyor. Bu kitap da güzel başlamıştı. 

Ancak tam bu kısımdan sonra ütopik diyebileceğimiz tuhaf olaylar cereyan etmeye başladı. Clarissa, Londra'ya geldikten sonra kalacak hiçbir yer yokmuş gibi bir randevu evinde oda kiraladı. Soylu bir genç kız olarak bu seçimi gerçekten büyük bir skandal aslında ama enteresan bir şekilde evdeki hiç kimseden de ters bir hareket görmedi. Otelden konforlu bir hayat sürdü. Oda servisi ise kusursuz işliyordu. O kısma ilerleyen kısımlarda tekrar geleceğim.

Jasper'ın amcasının şartı ise sadece yeğenlerinin evliliği değildi. Günahkar bir adam olarak yeğenlerinden düşmüş(!) bir kadınla evlenmelerini istiyorlardı. Yeğenlerinin buldukları kadınları kurtarıp birer erdemli hanımefendi olarak cemiyete kazandırmaları gerekiyordu. Jasper, yeri geldiğinde metresleri olan bir adam olsa da halihazırda elinin altındaki kişilerden çok sıfırdan hiç tanımadığı birini bulmaya çalışıyor. VE BUNUN İÇİN SOKAKTA GEZİYOR? Kısmetin bir anda gelip koluna düşmesini bekliyor bir nevi. Ve o kadar enteresan ki KISMET DE DÜŞÜYOR KOLUNA. 

Jasper, kendisine çarpan Clarissa'nın alnında "plana uygundur" yazısı görmüş gibi peşine düşüyor ve o an amcasını gördüğü için telaş içinde olan Clarissa'nın hızla randevu evine girdiğini görünce de "plana uygundur" yazısı mühürlenmiş, tasdiklenmiş oluyor. 

Clarissa'nın amcasına yakalanmadan kardeşini kurtarmak için bir dayanağa, Jasper'ın ise günahkâr amcasının mirasını alabilmek için kendisiyle evlenecek böyle birine ihtiyacı vardır. İki tarafın da kaderini amcaları çizmektedir kısaca. 


Kitapta Jasper'ın amcasını şu şekilde özetliyor bize: 

“Vikont Bradley’in fevri, yaşlı bir adam oluşu konusunda seni uyarmalıyım. Ama gençliğinde hovardaymış. Daha doğrusu, biraz daha ileri yaşlarında. Ve hâlâ kadınların zarafeti hakkında zevkli bir göze sahiptir. Senden ciddi anlamda bir utanmazlık bekleyecektir. Onun masumiyete hiç zamanı olmamıştır. Rol kes, o da olmazsa… her neyse sakın ihmal etme. Biraz müstehcen ve oynak, olabildiğin ve bildiğin kadar baştan çıkarıcı ol. Cazibeni göster. Bir bakışta neden benim seni cazip bulduğumu anlayacaktır. Bazı söylemlerini, rahatsız edecek kadar net bulabilirsin. O, farklı bir çağdan geliyor; erkeklerin söylemek istediklerini kibarlaşmadan söyledikleri bir çağdan. Eğer buna ayak uydurabilirsen, senden memnun kalacaktır.”


Sonrasında olaylar öyle bir gelişiyor ki Clarissa, kırk yıldır bu evde çalışıyormuş gibi bir anda olayların içinde buluyor kendini.
Ve olaylar bir kurgudan bile beklenmeyecek olağandışılıkta ilerliyor...

Peki, sen bu kitabı nasıl buldun diye sorarsanız; öncelikle ben bu kitaba çok düşük beklentilerle başladım. O yüzden kitabı evet çok beğenmedim ama nefret de etmedim kitaptan. Bunda uzun zamandır bu türde bir kitap okumadığım için biraz tarihi aşk romanı özlemi çekmemin de payı olabilir. 

Bu türü çok az okumuş ya da hiç okumamış biri belki daha çok beğenir ama çok daha kaliteli tarihi aşk romanı okumuş insanlar için maalesef epey vasat kalıyor. 

Kitapta hoşuma giden şeylerden biri rahatsız edici seviyede de olsa gerçekçi anlatımdı. Kıyafetler, yemekler, olaylar... Jasper'ın acılı ve baharatlı böbrek yediği kahvaltısından, Clarissa'nın hovarda amcaya kendisini bir f*hişe olarak tanıtabilmek için kıyafetinde uygulanan detaylara kadar. Bunlar kitapla ilgili en çok hoşuma giden şeydi sanırım. 

Ve kitabın en en en mide bulandırıcı ve can sıkıcı kısmına geliyorum. Randevu evi çalışanı zannedilen ama aslında tecrübesiz olan Clarissa'nın Jasper'dan bunu saklamak için bir araçla... Ve bu aracı bir nevi oda servisi gibi orada çalışan diğer kadınların getirmiş olması? Gerçekten kitaba dair okuma isteğini en çok öldüren kısım buydu. 

“Jasper, ondan vermeye hazır hissettiğinden daha fazlasını istemişti ve sonunda Clarissa, Jasper’dan vazgeçmişti.”


Bu arada artık son sayfalardayken ve düğümler çözülürken başıma yine bir şey geldi. Arkadaş ne kitapmış, dediğinizi duyar gibiyim. 350 sayfadan fazla kitaba tahammül et, olayların en çok tırmandığı yerde basım hatası olsun ve iki sayfa boş olsun. Sabah kahvaltısında ev halkına tatsız dakikalar yaşatmış olabilirim. :p 

Neyse, deyip kaderime razı olduktan sonra iki sayfa daha okudum ve yine arkasından gelen iki sayfa boştu. Bakın bu bir dramdır. Bu kadar emekten ve çabadan sonra bunu hak etmediğimi düşünüyorum. O yüzden, elinde bu kitap olan ve beni buraya kadar okumuş olan saygıdeğer insanlardan bana mümkünse instagramdan (@benherneysemo) bu kitabın 354 - 355- 358- 359. sayfalarını atmalarını rica ediyorum.

Kitabın söylemeden geçemeyeceğim etkisiz bir sonu vardı. Olaylar güzel tırmandı ama sonrasında tepe noktayı göremedik gibi geldi bana. Belki farklı düşünen olabilir. 

İyi veya kötü bu kitapla olan maceramız bu şekilde sona erdi. 
Buraya kadar tahammül edebilmiş olanlara sevgiler :* 



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

8 Mayıs 2020 Cuma

Biz Evleniyoruz - Julia Quinn (Bridgertons #8)


 Adı: Biz Evleniyoruz
Yazar: Julia Quinn
Orijinal Adı: On The Way To The Wedding
Çeviri: Tuğba Şabanoğlu
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 453
Basım: Mart 2013
Seri: Bridgertons Serisi #8




"Gördüğüm en mutsuz gelinsin."
"Mutsuz değilim. Ben sadece şey hissediyorum..."
Ama ne hissettiğini bilmiyordu. Ne hissetmesi gerekiyordu ki? Kimse bunun için eğitmemişti onu. Bütün eğitimi boyunca; dadısı, mürebbiyesi ve Bayan Moss'un Okulu'nda geçirdiği üç yıl boyunca kimse ona bunun dersini vermemişti.
Neden kimse bunun dikiş nakıştan ve yerel danslardan daha önemli olduğunu fark etmemişti?
"Ben..." Artık anlamıştı. "Ben veda ediyormuş gibi hissediyorum."
Hermione hayretle gözlerini kırpıştırdı. "Kime?"
Kendime.
Öyleydi de. Kendine ve olabileceği her şeye veda ediyordu. 


Merhabalar :)
Yine okuduğum ama yorumunu henüz yazmadığım bir kitapla geldim. Alıntıların fotoğrafını çektiğim tarihten baktığım kadarıyla bu kitabı 04.01.2019'da okuyup bitirmişim. Burada bir taslak oluşturmuşum ama yazmamışım. Şimdi yarım bıraktığımız işleri tamamlayalım. ^^

Biz Evleniyoruz, Bridgerton Serisi'nin 8. ve son kitabı. 8. kardeşle seriye veda ediyoruz. Bu kitabın kapak tasarımını Epsilon'un ilk yayınladığı günü dün gibi hatırlıyorum. Bu kapaktaki çizimin suratını hiç beğenmemiştim. Bana çok gudubet gelmişti. :) Ama genel olarak bu serinin kapak tasarımlarını çok beğeniyorum ve serinin ruhuna uygun buluyorum. Maalesef ki Epsilon bu serinin kapaklarını değiştirme gaflet ve delaletinde bulundu. 


Yeni kapaklar bunlar. Epsilon'un hesabından aldım.:)
Kapaklar kendi başlarına kötü olmasalar da Bridgertons'a uygun olmadığını düşünüyorum. Martı bir dönem klasikler için bu tarz kapaklar kullanmıştı, onlar da hoşuma gitmemişti. Bu kapaklarla ilgili yorum sizin. Ama ben elimde eski kapakların olmasından mutluyum. 

"Ben bir hiçim.(...) Sensiz bir hiçim."
(...)
"Mübalağa ediyorum belki, ama hepsi bu. Beni daha iyi kılıyorsun. Bana dilekler diletiyor, umut ettiriyor ve ilham veriyorsun. Bir şeyler yapmayı istememi sağlıyorsun. Tanıdığım en iyi insansın sen, tanıdığım en onurlu insan. Beni güldürüyorsun. Ve düşündürüyorsun. Ve ben... Seni seviyorum."

Gregory ailenin en küçük erkeği. İçlerinde de en az tanıdığımız ayrıca. Zaten diğer kardeşlerin kitaplarında küçük bir çocuktu. Seride en çok 7. kitaptı tanıma fırsatı bulmuştuk. 
Yazar bu kitapta farklı bir şey denemiş. Bu kez erkek karakter Gregory, Hermione'a aşık oluyor ve onun için mücadele ediyor. Ancak Hermione başka birine aşıktır ve arkadaşı & refakatçisi Lucy bunun bir felaket olduğunu düşünüyordur. Hermione'u bu durumdan kurtarmak için Gregory'e Hermione'un kalbini çalma konusunda yardım etmeye karar verir.
Lucy gerçekten güçlü bir kadındı. Sevdiğim kadın karakterlerden biri oldu ama ailesine karşı boynu eğriydi :/ Amcası ona daha önceden ayarlanmış bir evliliği dayatmaktadır. Lucy ise yardımcı olduğu Gregory'e meyletmeye başlamıştır bile. 

Gregory, serideki erkek karakterler içinde en normal olandı. Bu hoşuma gitti. Gerçek aşka inanan, onu arayan, onun için mücadele eden zeki, ilgili, sevecen bir adam. Aşktan korkmuyordu; geçmişten gelen yaralar/ travmalar, karşı tarafı bir itip çekmeler yoktu. :)

Buna rağmen duygu geçişleri çok keskindi. Ve konu epey sallanmıştı. Diyaloglar bildiğimiz Quinn diyaloglarıydı ama bu konunun gereksiz uzayıp sallanması kitabı birazcık da olsa sönük kılıyordu. 

Sonu ise gerçekten çok güzeldi. Çok beğendim. Gregory'nin aşkı için savaşması ve abilerinin göze alamayacağı bir şekilde aşkına sahip çıkması çok hoşuma gitti. Bir seri de böylece bitmiş oldu. İlerleyen zamanlarda genel bir seri yorumu da yazacağım. :)
Mutlu sonlarınız daim olsun efenim. ^^




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

17 Ocak 2019 Perşembe

Öpüşünde Saklı - Julia Quinn (Bridgertons #7)



Adı: Öpüşünde Saklı
Yazar: Julia Quinn
Orijinal Adı: It's in His Kiss
Çeviri: Banu Belgi
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 383
Basım: Mayıs 2014
Seri: Bridgertons Serisi #7



"Eğer bir erkeğin seni sevip sevmediğini bilmek istiyorsan, emin olmanın tek bir yolu vardır. Öpüşünde saklıdır... Tüm hissettikleri, öpüşünde saklıdır."

Serinin sonuna yaklaştıkça Bridgerton ailesinin küçüklerine, diğer bir deyişle 'elimizde büyümüş' üyelerine  geliyoruz. Hyacinth de onlardan biri, hatta en küçüğü. Seri boyunca sivri ve bir o kadar kıvrak diliyle ağabeylerini, ablalarını çileden çıkarmasıyla ünlü, erkeklere atfedilen işleri yapmaya hevesli, nakış konusunda berbat, bir parça sinir bozucu karakterimizde sıra. 
Hyacinth sosyeteye takdim edileli uzun zaman olmuştur, tam 3 yıl. Ve bir kaç gereksiz kişi hariç doğru dürüst bir evlilik teklifi alamamıştır. 
Gününü biraz üstte anlattıklarımızla, diğer yandan 'yakın arkadaşı' haline geldiği ve bir nevi gençliğini temsil ettiği Lady Danbury ile geçirmektedir. Ona kitap okumaktadır. 
Bir müzikalde Lady Danbury'nin torunu Gareth St. Clair ile tanışır. Gareth'ın büyükannesine ait olan İtalyanca günlüğün çevirisi için yardıma ihtiyacı vardır. Ama alelade bir çevirmen tutamayacağı kadar hassas bir durum vardır ortada. O yüzden Hyacinth'e güvenir, ondan yardım ister. Hyacinth içinse gökte ararken yerde bulduğu bir maceradır bu. 
Gareth'ın babasıyla ciddi sorunları vardır. O kısımlar gerçekten etkileyici ve güzeldi. Gareth'ın başlarda Hyacinth'in yanında yer alması bir nevi babasına meydan okumak içindir.
Anthony ile konuştuğu kısım ise en çok güldüğüm kısımlardan biriydi. Serinin ilk kitabı ailenin en büyük kızı Daphne ile Anthony'nin arkadaşı Simon'ın kitabıydı. Anthony'nin Simon'a tavrını ŞU YAZIMDA paylaşmıştım. Geçen uzun yıllar Antony'yi epey yormuş olmalı ki Gareth'a tavrı bambaşkaydı: 
Anthony kendi kendine, "Bu harika bir gün," diye mırıldandı. "Harika bir gün." Keskin bakışlarını Gareth'a çevirdi. "Hiç kız kardeşin yoktu değil mi?"
Gareth, "Hayır," diyerek onayladı. 
Anthony kadehinin üçte birini tek dikişte içerek, "Benim tam dört tane var," dedi. "Dört. Ve artık hiçbiri benim sorumluluğumda değil. İşim bitti. Artık özgürüm."
Gareth dayanamayıp, "Ama kızlarınız var, öyle değil mi?" diye hatırlattı. 
"Sadece bir tane ve o da henüz üç yaşında. Bütün bunları tekrar yaşamama yıllar var daha. Şanslıysam Katolik olur ve kilisedeki rahibelere katılır.

Anthony'nin bu tepkilerine çok gülüyorum.:)

Julia Quinn'in zaten bolca kinayeli, esprili bir dili var. Bu, zaten sivri dilli olan bir karakterle (hatta Lady Danbury'i sayarsak iki karakterle) birleşince epey eğlenceli bir hal alıyor. 
Sevdim. :)



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

7 Ocak 2019 Pazartesi

Aralık 2018 İdefix Kitap Alışverişim ^^

Merhabalar :)
1 yıllık kitap detoksundan sonra yeniden kitap almaya başladım. Önceliği yeni kitaplardan çok, sevdiğim ve serisini tamamlamak istediğim yazarlara verdim. Bu süreçte insanı en çok zorlayan şey tükenmiş olan kitaplar oluyor tabii ki.

Siparişimi İdefix'ten verdim. Fiyatları diğer sitelere göre daha iyiydi. Ek olarak bir sonraki siparişimde kullanmak üzere 15TL lik de bir indirim kazandım.
Az önce de belirttiğim gibi önceliği 'nasılsa ben bu kitabı alacağım' dediklerime verdim. Ve tarihi aşk romanlarını çok özlediğim için bu siparişte onlara torpil geçmiş olabilirim. :p




Monica McCarty, Koridor Yayınları'nın gözbebeği yazarlarından biriydi. Koridor'un Tarihi aşk romanı basmayı bırakmasından sonra birçok yazar öksüz kaldı. Bir kısmı ise bazı yayınevlerince evlat edindi neyse ki. Monica ise Nemesis'e geçti. Nemesis Kitap düzenli bir şekilde yazarın kitaplarını çıkarıyor. Bende eksik 3 kitap vardı. İskoç Sürgünü, İskoç Esareti ve Aziz. İskoç Esareti sonradan temin edilip gönderildi, aşağıda göreceğiz onu. Not olarak şunu da ekleyeyim yayınevi İki Aşk Arasında'yı tekrar bastı, daha önce Koridor'dan temin ettiyseniz aman dikkat!


Victoria Alexander'ın ilk çıkan serisinin dört kitabı da elimde var. Yeni çıkan bu serisini de edinmek istedim. İlk kitap Evlilik Oyunu, ikinci kitap ise Müstakbel Koca Listesi. Evlilik Oyunu sonradan temin edilip gönderildiği için onu aşağıda göreceğiz ;) Müstakbel Koca Listesi'nin kapağı gerçekten son zamanlarda gördüğüm en güzel tarihi aşk romanı kapaklarından biri. Çok beğendim. Sizce nasıl? 


Lisa Kleypas'ın elimde olmayan Suya Yazılan Hayaller kitabını aldım. Yine elimde olmayan Aşkın Son Yankısı kitabını bir önceki siparişimde almıştım. Friday Limanı serisinin kitapları bunlar. 


Sarah Maclean benim kalemini gerçekten sevdiğim bir yazar. Elimde sadece bu iki kitabı eksikti. Böylece kendisinin çıkan kitapları içinde eksiğim kalmadı. 


Bu serinin elimde olmayan tek kitabı. Hey gidi ejderhalar, kaç sene oldu...


Bunlar ise sonradan temin edilip gönderilen kitaplarım. Biri İskoç Esareti. Diğeri ise seri başlangıcı Evlilik Oyunu. İşte bu kitapla ilgili söylemek istediğim birkaç şey var. Öncelikle Pegasus iyi hoş derken gerek fiyat politikasıyla, gerek serileri yarım bırakmaya başlamasıyla, gerekse kitap boyutu konusundaki kararsızlığıyla epey gözden düştü. Evlilik Oyunu araboy bir kitap. Serinin ikinci kitabı Müstakbel Koca Listesi ise standart boy. Serinin yanyana duruşu ise kabus. Aynı durum SEP'in Taş Bebek ve Bayan Ukala kitapları için de geçerli. -_-
Ayrıca Evlilik Oyunu kitabının Elizabeth Boyle'un Evcilik Oyunu kitabıyla hem isim,hem kapak olarak benzerliği çok enteresan... 


Genel anlamda beni mutlu eden bir alışveriş oldu. Ayrıca kitap alışverişi yazısı yazmayı özlemişim. :) 
Sevgiler. 






Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

16 Aralık 2018 Pazar

Sana Muhtacım - Julia Quinn (Bridgertons #6)




Adı: Sana Muhtacım
Yazar: Julia Quinn
Orijinal Adı: When He Was Wicked
Çeviri: Yasemin Kılınç
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 376
Basım: Nisan 2012
Seri: Bridgertons Serisi #6




"Her hayatta bir dönüm noktası vardır. Bu öyle muazzam, keskin ve belirgin bir andır ki insan kendini göğsünden vurulmuş gibi hisseder, nefesi kesilir ve bilir... Şüphenin en ufak gölgesi olmaksızın hayatının bir daha asla aynı olmayacağını kesinlikle bilir. Michael Stirling için bu dönüm noktası Francesca Bridgerton'u ilk kez gördüğü andır."


Ne zaman bazı sorunlardan ötürü okumaktan uzaklaşsam ki son birkaç yıldır oluyor bu sadece, bu yazar hep benim kurtarıcım oluyor. Bu kez de öyle oldu. Yine arka arkaya kısa sürede okuyuverdim 6. ve 7. kitabı. Teşekkürler Julia :)

Bu kitabın konusunu aslında arka kapak yazısı çok güzel özetliyor; "Londra'nın Neşeli Hovardası Michael Stirling için dönüm noktası, Francesca Bridgerton'u ilk kez gördüğü andır. Evet, kalbinin hiçbir zaman birine bağlanmasına müsaade etmeyen Michael ona bir kez bakmış ve aşık olmuştur. Bununla birlikte karşılaşma vesileleri kuzeninin bu genç bayanla evlenecek olmasını kutlamak adına düzenlenen bir yemektir. Hayat işte böyle ironiktir."

İnsanız; hepimizin ikilemleri, bocaladığımız, doğruyla yanlışı birbirinden ayıramadığımız zamanlar; zaaflarımız var. Bu iç çatışmaları çok güzel yansıtan bir kitap. Sevgi, dostluk, aşk, kardeşlik,minnet, bağlılık; insanların üzerinde epey baskı kuran hisler.

Bu tarz konular normalde oldukça ağır olur, insanı birkaç yaş yaşlandırır, şakaklarına aklar düşürür. Ama söz konusu Julia Quinn'in kalemiyse böyle yoğun bir kedere düşmeyeceğinizi söyleyebilirim. Kendisi de tüm eğlencesinin yanında sizi arada durup düşündürüp hüzünlendirse de bu bir seviyeye kadardır.

"Ve bir erkek sana evlenme teklifi ettiğinde, onu kendi meziyetlerine göre değerlendirmelisin, daha önceden belirlediğin rastgele standartlara göre değil."

Francesca bu kitaba kadar çok derinden tanıdığımız bir Bridgerton değildi. Kaldı ki gürültücü kuş sürüsü gibi olan Bridgerton'lar içinde bazen kendisini onlardan biri değilmiş gibi hissettiği bile olurdu. Kendisinin yağmur çamur demeden yürüyüş merakında kendimi buldum.
Michael ise sevdiği insanı bulduğu gün kaybeden, acı çeken ama hovardalık ününden de ödün vermemesi gereken bir karakterdi, sevdiğim de bir karakter oldu. Uşağı Reivers beni çok eğlendirdi. :p

Diğer Bridgerton kitaplarına hem benziyordu, hem de ayrı olduğu kısımlar vardı. Örneğin 5. kitap Bridgertonlar geçidi gibiydi ama bu kitapta arada Hyacinth'in sivrilmesi haricinde pek göremedik kendilerini. 

Kitabın sonundaki yazarın notu kısmı çok hoşuma gitti. Kendisini bir kez daha takdir ettim haddim olmayarak. :) 
Ve iyi hissederek kapattım kitabı.
Hızımı alamadım hemen 7. kitabı, "Öpüşünde Saklı"yı okudum.
Onun yorumunda görüşmek üzere.
Sevgiler :*




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

24 Eylül 2016 Cumartesi

Sonsuz Sevgilerimle - Julia Quinn (Bridgertons #5)



Kitap Adı: Sonsuz Sevgilerimle
Yazar: Julia Quinn
Orijinal Adı: To Sir Phillip With Love 
Çeviri: Murat Sarlıcalı
Yayınevi: Epsilon Yayınları
 Sayfa Sayısı: 356
Basım: Mayıs 2014
Seri: Bridgertons Serisi



Eğer insan aşkı bulmamışsa, yalnız kalmak daha mı iyiydi?

Okunup yorumlanmayan kitaplarda bugün. :)
Okuyalı uzunca bir süre geçmişti ve taslaklarda bekliyordu bu kitap; okunup yorumlanmamışlara da bir el atayım dedim. 

Eloise Bridgerton 28 yaşına gelmiş, sayısız evlilik teklifi reddetmiştir. Artık ona sosyetenin kriterlerine göre evde kalmış denebilir. Aslında Eloise bundan çok da şikayetçi değildir. Elbette seveceği bir eşi, güzel bir yuvası olmasını o da ister ama daha önce buna yaklaşan bile biriyle karşılaşmamıştır. O sürekli yazdığı mektuplarıyla ve daima mürekkepli elleriyle bekar hayatından memnundur. 

Ömrünü birlikte geçirmeyi düşündüğü, kendisi de evde kalmış en yakın arkadaşı Penelope evlenince Eloise bir anda boşluğa düşmüş hisseder ve bir yıla yakındır mektuplaştığı Sör Phillip'in tanışma ve birbirlerine uygun olup olmadıklarını öğrenme teklifini kabul ederek ailesine haber vermeden kaçar ve soluğu taşradaki Ramsey Malikanesi'nde alır. 

Sör Phillip mektuplarındakine hiç benzemiyordur, üstelik Eloise'e mektuplarında bahsetmediği bazı durumlar içerisindedir. 

***
Bir kadına kur yapmayı istemek, bunu nasıl yapacağını bilmek anlamına gelmiyordu.

***


Eloise  geveze, aceleci, tuttuğunu koparan, inatçı bir kişilik. Bir önceki kitapta ona sinir olduğum kısımlar  olsa da bu kitapta kendisini pek bir sevdim. Özellikle çocuklara yaklaşımı şefkati, buna rağmen göze göz, dişe diş halleri çok hoşuma gitti, bazı yerleri içime dokundu. 

Phillip'in kendi çocuklarına yaklaşamaması, onlarla arasına mesafe koyuşu, bocalamaları etkileyiciydi. Güçlü, iri, akıllı, becerikli bir erkeğin söz konusu geveze bir kadınla, yaramaz iki çocuk olunca yaşadığı çaresizlik okunmaya değerdi.

Mutlu bir ailenin ne kadar önemli olduğunu hem Bridgertonlara her bakışında hem de Phillip'in yaşadıklarını okuyunca görüyor insan. 
Bu kitapta da Bridgerton erkeklerinin toplandıkları sahneyi çok sevdim, çok güldüm. :) 
Bridgertonlar bambaşka ve harika bir aile gerçekten. 

***
Soru soran bir kadından kork, çünkü asla doğru cevap veremezsin.

***

Bridgertons serisi kitaplarında sevdiğim ayrıntılardan biri bu kitapta da vardı. Bölüm başlarındaki eklentiler. Sonsuz Sevgilerimle'de de mektup yazmayı seven Eloise'in daha önce yazdığı mektuplardan konuyla alakalı alıntılar vardı ve hoşuma gitti. ^^

Bridgertons serisi sevdiğim ve hala okumamış olan varsa türü sevenlere okumasını önerebileceğim tarihi aşk romanı serilerinden biri. :)
Sevgiler :*


 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »