12 Temmuz 2015 Pazar

Yabancı - Melissa Landers (Alienated #1)


Kitap Adı: Yabancı
Yazar:  Melissa Landers
Orijinal Adı: Alienated
Çevirmen: Demet Orhan
Yayınevi: Go! Kitap
 Sayfa Sayısı: Kasım 2014
Basım: 424
Seri: Alienated #1

Seri Sıralaması:
#1 Yabancı / Alienated
#1,5 Until Midnight (Novella)
#2 İşgalci / Invaded


"Benim gezegenimde bu kadının üremesine izin verilmezdi. Kimse onu klonlamazdı da. Berbat biri."
"Bence kadın ruhunu evde bırakmış. Belki de ruhu ayakkabılarına uymamıştır."
(Dünyalı & Leihrli ortak dedikodusu :D )

Uzaylılar kendilerini Dünya'ya tanıtmışlardır. Dünya'dan çok daha gelişmiş olan 'evrimini' tamamlamış L'eihr gezegeniyle Dünya arasında ilişkiler geliştirilmeye çalışılır çünkü iki tarafın da birbirlerinden büyük çıkarları vardır. Bu çıkarları sayfaları çevirdikçe daha büyük ayrıntılarıyla öğrenebilirsiniz. 

Bu kaynaştırma çalışmalarından biri de L'eihrli öğrencileri değişim programıyla bir seneliğine Dünya'daki ailelerin yanına göndermektir. Bir sonraki sene o öğrenciler de L'eihr gezegenine gideceklerdir. 
3 öğrenciden Syrine Fransız bir ailenin yanına, Eron Çin'li bir ailenin yanına,  Aelyx ise Amerika'lı esas kızımız Cara'nın yanına gönderilir. Cara hevesli olsa da Aelyx ve diğer değişim öğrencileri pek de gönüllü değildir bu anlaşmaya. Hatta engellemek bile istemektedirler. Sırlar, sırlar... 

Dünya'da ise L'eihrlileri merak edip bu işbirliğine olumlu bakanların yanı sıra onlardan uzak durulması, Dünya'ya hiç gelmemeleri gerektiğini düşünen bir grup da vardır. 

L'eihr'de artık üreme yoluyla çocuk yapılmamakta, genelde arşivde  genetik olarak uygun kişiler klonlanmaktadır. Aelyx de bu klonlardan biridir. Tamamen kontrolde, görev bilinciyle hareket eden, duygulardan arınmış biri gibidir. 

Bir yandan Cara, Dünya'daki yemekleri bile yiyemeyen Aelyx'e Dünya'yı tanıtmaya çalışır. Ama bu hiç kolay olmayacaktır. Çikolatanın iğrenç bir şey olduğunu, küf koktuğunu söyleyen bir adamdan bahsediyoruz. :D
Diğer yandan L'eihrlilerden hoşlanmayan grubun duygusu nefrete dönüşmeye başlarken ikili okula bile gitmekte zorlanmakta, hatta tehdit mesajları almaktadırlar.
 Cara'nın en yakınlarındaki kişiler bile bu işe sıcak bakmazlar. 

İşler çığrından çıkarken bir de filizlenmeye çalışan ufak duygular vardır. 
Ama her şey tepetaklak olmak üzeredir. 
Sadece iki kişi değil, koskoca iki gezegen söz konusudur... 


Gelelim kişisel düşüncelerime. Aslında bu kitapla ilgili biraz ikircikliyim. Anlatabilecek miyim bilemiyorum ama şansımı deneyeyim. 
Bu kitabı zihnimde iki şekilde ele aldım. 

Birincisi Fantastik bir Genç Yetişkin kitabı. Uzaylılar & Dünyalıları konu alıyor. 
Bu kadar basit. Seversin ya da sevmezsin. 
Bir Genç Yetişkin romanı olarak çok güzel. 
Karakterler güzel, olaylar iyi düşünülmüş. Hani uzaydan gelip de 40 yıldır dünyada yaşıyormuş gibi davranan bir kahraman yok ortada. 
Gelenek, kültür farklılıkları hatta damak tadı ve bakış açısı farklılıkları çok çok güzel anlatılmış. 
Kitap boyunca ufak ufak öğrendiğiniz şeylerle zaten bu görüşünüz de destekleniyor. 

Gerçekçi ele alınmaya çalışılması, mantığa oturmasını çok sevdim. Karakterleri de. 
Yani bir genç yetişkin kitabı olarak çok doyurucu, güzel bir kitaptı. 

-----

Gelelim kafamı kurcalayan iç seslerime :D Belki bir çoğunuza da saçma gelebilir. 
 Yer yer kitap beni çok rahatsız etti. 
Çünkü Dünya üzerinde gerçekten 'evrim' geçirmiş uzaylılar tarafından yardım görüp bizim de 'evrim'in bir üst basamağına taşınacağımıza inanan insanlar var.  Ki burayı geçtim uzaylılar tarafından yaratıldığımıza dahi inanılıyor. Dünya'daki canlıların oluşum süreçlerini onların tetiklediğine vs. 
Bana göre bu düşünceler o kadar sakat ki okurken bunun izlerini görmek de beni yer yer rahatsız etti. 
Evrende başka canlıların olduğuna inanıyorum ama bizle iletişime geçtiklerine, sohbet ettiklerine inanmıyorum pek. 

Ayrıca L'eihr'lilerin tek tipliliği bana klostrofobik hissettirdi. Hani gelişmiş olacağız derken birçok şeyi yitirmek... 
O kadar tektipleştirilmişler ki okurken bir yandan onlar adına üzüldüm diğer yandan bizim de ne kadar tektipleştirildiğimizi gördüm. Belki L'eihrliler gibi gezegensel üniforma giyecek kadar tektipleştirilmedik henüz ama bir yerlerden başlamışız. 
Bu düşünceler yüzünden arada azap çektim, kitabı kapatasım bile geldi. 

Evet, ben bu kitabı normal bir genç yetişkin olarak görebildim, görmeyi tercih ediyorum ama... İşte amasını da anlatabildiğimi umuyorum. 
İçsesler kısmı burada sona eriyor :) 

-----

PUANIM
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

16 Mayıs 2015 Cumartesi

The 100 - Kass Morgan (The Hundred #1)


Kitap Adı: The 100
Yazar: Kass Morgan
Çevirmen: Arın Zengin
Yayınevi: Go! Kitap
 Sayfa Sayısı: 297
Basım: 2014
Seri: The Hundred #1

Seri Sıralaması:
#3 Eve Dönüş / Homecoming



"O seni seviyor Clarke. Çoğu insanın hayatı boyunca aradığı bir sevgi bu."
"O zaman, senin iyiliğin için söylüyorum, umarım öyle bir şey bulmazsın."


Dünya'da yaşanan nükleer bir felaketin ardından insanlar 300 yıldır yörüngedeki bir uzay gemisinde yaşamaktadırlar. Kaynaklar kıt olduğu için çok sıkı önlemler alınmaktadır. Örneğin; birden fazla çocuk sahibi olmak ölümle cezalandırılır. Ancak bu sonsuza kadar bu şekilde devam edemeyeceği için çözüm yolları aramak zorundadırlar. 300 yıl sonra Dünyanın yeniden yaşanabilir bir hale gelip gelmediğini, radyasyon durumunu öğrenmek için 100 suçlu çocuğun dünyaya deney ve keşif amaçlı gönderilmesine karar verilir. Zaten çocuk suçlular 18 yaşını doldurduktan sonra idam edilmektedir. 

Dünya'nın yaşanabilirliğini araştırırken hayatta kalma mücadelesi veren The 100'ün farkında bile olmadığı çok büyük gerçekler vardır. Ayrıca gemide de işler hiç yolunda gitmemektedir. 
İnsanlığın kaderi artık bu yüz çocuğun elindedir. 

Kitap dört karakterin ağzından günümüz ve flashbackler şeklinde anlatılmaktadır. Bu benim çok hoşuma gitti. Olayları ve o olaylara neden olan şeyleri farklı bakış açılarından etraflıca öğrenebildik. 
Bu karakterler Glass, Clarke, Wells ve Belamy'dir. 
Glass, son dakika yerine geçen (olaylar olaylar) Belamy nedeniyle gemide kalmıştır. 
Diğer üçü ise Dünya'ya gitmiştir. 
Böylece hem Dünya'daki, hem de gemideki gelişmeleri takip edebildik. 

Karakterleri de sevdim ama bayıldığım, favori bir karakterim olmadı. En az hoşlandığım ise Clarke oldu maalesef. 

Bir solukta okunabilecek bir kitap. İnanılmaz akıcı ve karmaşadan uzak. Okuduğum son kitaptan o kadar etkilendim ki ondan sonra azıcık basit geldi. Ama konuyu ve işlenişini sevdim. Tam bir Genç Yetişkin romanı. Sonu da hem Dünya, hem gemi açısından çok can alıcı bir yerde bitti. O yüzden hemen 2. kitap 21. Gün'e başladım. 
Özellikle gemideki gelişmeleri çok merak ediyorum. 

Sevgiler :* 

PUANIM: 
3,5'tan 4



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

15 Nisan 2015 Çarşamba

Tatlı Tehlike - Wendy Higgins (The Sweet Trilogy #2)


Kitap Adı: Tatlı Tehlike
Yazar Adı: Wendy Higgins
Orijinal Adı: Sweet Peril
Çeviri: Bige Turan
Yayınevi: Go! Kitap
Sayfa Sayısı: 436
Basım Tarihi: 2015
Seri Adı: The Sweet Trilogy #2

Seri Sıralaması:


"Bu arada bilgin olsun, seninle olduğum o üç gün boyunca hayatımda kimseyle olmadığım kadar kendimdim. Keşke senin yanında numara yapabilseydim, daha kolay olurdu ama sen içimdeki her şeyi ortaya çıkarıyorsun, küçük Ann. Her şeyi."

Yasal Uyarı: Yazı, kitap arkası yazısından daha fazla spoiler içerMEyecektir! ^^ Ancak ilk kitabı okumayanların yorumumu okumasını önermem, en azından ilk paragrafı. 

İlk kitabındaki olaylar sonucu tüm nefiller, özellikle Anna daha yakından gözlenmeye başlamıştır.  Çalışıyor gibi görünmek zorunda olan Anna tam bir parti kızı olmuştur. Gitmediği parti, bu partilerde dans edip kadehleri devirmediği an yoktur. Ayrıca onları gözleyen fısıldayan ruhların da gözetimi altındadırlar. Bu nedenle nefiller birbiriyle pek görüşmemeye başlamıştır. Diğer nefillerden ara sıra haber alabilen Anna, Kaidan'ı ise hiç görmemektedir. Ancak bir gün ilk kitapta görüşemediği Rahibe Ruth'un hayaleti kendisine görünür ve tüm sırları anlatır. Anna, efsanelerdeki Düklere karşı olacak savaşı yönetecek nefildir. Bu savaş için yandaşlara ihtiyacı vardır. Ancak yandaş bulmak o kadar kolay olmayacaktır... 

İlk kitap tamamen olaylara giriş niteliğindeydi. Bize bundan sonra üzerinde dolaşacağımız zemini tanıtmıştı. Bu nedenle çokça tasvir vardı ve kitap oldukça ayrıntılıydı. Bunun çoğu kişi için olumsuz özellik olduğunu biliyorum ama beni hiç mi hiç rahatsız etmedi. Aksine zevk aldım. Bu kitapta ise daha ilk sayfalardan olaylar olaylar. Ve kitap kesinlikle yukarı eğimli bir şekilde, sürekli artan tempoyla ilerliyor ve en üst seviyede de son buluyor.
Arada tabi ki yine karakterlerimiz ergenliğinin baharında olduğu için aşk, entrika, ihtiras, kıskançlık mevzularına giriyoruz ama bana göre bunlar da boş değildi. Özellikle nefillerin neden birbirleriyle asla sevgili olamayacağı etkileyici bir hikayeyle de kitaba yedirilmişti. 
Esas karakterleri de sevmekle birlikte bu seride yan karakterler olan diğer Nefilleri de çok seviyorum. Onları kitapta çokça görmek hoşuma gidiyor. 
Olumlu bulduğum bir diğer yansa olayların arasındaki süre uzunluğu. Karakterlerimiz temkinli davranmak zorunda oldukları için olaylar arasında uzun süreler var. Normalde aralarında uzun zaman aralığı olan olayları pek sevmem ama bu kitapta bağrıma taş basarak haklı buldum. 
Bir ara kendimi o kadar kaptırdım ki, onlarla birlikte benim de heyecandan soluğumun kesildiği, içimin kan ağladığı zamanlar oldu. o.O Kendimi kaptırarak okumayı, kendimi kaptırarak okuduğum kitapları daha bir seviyorum. 

Açıkçası, ben bu seriyi merak ediyordum, çıkmasını hevesle bekledim ancak hiçbir zaman beklentimi çok çok yüksek tutmadım. Bu nedenle de kitapları her seferinde daha bir seviyorum. Hatta Tatlı Tehlike'yi daha fazla sevdim. Bu kitap hazırlık aşamasını anlatıyordu, bir sonraki kitabın daha heyecanlı olduğunu düşünüyorum.Bu nedenle üçüncü kitabı gerçekten ama gerçekten merak ediyorum. Seri bir üçleme ancak dördüncü kitap Kaidan'ın Anna'yla tanışmadan önceki hayatını anlatıyor. *_* 
Gençlik aşkıyla harmanlanmış, orijinal konulu fantastikleri sevenlerin beğeneceğini düşünüyorum. 

PUANIM:

Sevgiler :*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!


Devamını Oku »

16 Aralık 2014 Salı

Kayıp Şeyler Kitabı - John Connolly


Çeviri: Zeynep Ünalan
Orijinal Adı: The Book of Lost Things
Yayınevi: Hyperion Kitap
Basım Tarihi: 2014
Sayfa Sayısı: 440
Satın Almak İçin: Kitapyurdu



Aslında bu kitabın kırmızı kapaklı halini çok daha fazla sevmiştim. Ben ♥ Kırmızı Siyah. 
-------

"Hikayelerin canlılığı ise farklıydı: onlar anlatıldıkları zaman canlanırlardı. Onları yüksek sesle okuyan bir insanın sesi veya bir battaniyenin altındaki fener ışığında yazılanları takip eden bir çift göz olmadan, gerçek dünyada hiçbir varlıkları yoktu.  (...) Bu fırsatın ortaya çıkacağı anı beklerken, eylemsizlik içinde bir kenarda dururlardı. Birisi onları okumaya başlar başlamaz değişmeye başlayabilirlerdi. İnsanların hayalleri içinde köklenip okuyanı dönüştürebilirlerdi. Hikayelerin okunmak istediklerini fısıldardı David'in annesi. Buna ihtiyaçları vardı. Kendi dünyalarından bizim dünyamıza geçmeye çalışmalarının nedeni buydu Bizim onlara hayat vermemizi isterlerdi."

---
Kaybettiği şeyleri, kitapların dünyasında arayan bir çocuğun hikayesi... 


David, tüm küçük çocukların ailelerindeki kötü olayların sorumluluğunu kendinde bulmaları gibi annesinin hastalığının yükünü üstlenmişti. O sorumluluğunu yerine getirdiği sürece annesinin iyi olacağını düşünüyordu. Her şeyi bir rutine bağlamıştı, sayılarla yapıyordu. Elini yıkamaktan, kafasını bir yere vurduğunda tekrar vurup çift sayıya tamamlamaya kadar belli bir düzende ve çift sayıda yapıyordu. Üstüne düşenleri yapmasına rağmen annesinin ölmesini önleyememişti. 

Annesiyle David'in arasındaki en özel bağ kitaplardı. Önceleri annesi ona kitaplar okurken, annesi hastayken David ona kitaplar okumaya başlamıştı ama kitaplarla kurdukları o bağ asla kopmamıştı. 
Annesi öldükten sonra David içine kapanmaya başladı, birçok şeyi sorguladı. Bu dünya okudukları kitaplardaki gibi adil bir dünya değildi, iyilik mükafatlandırılmıyordu. O tüm görevlerini yapmıştı ama annesinin iyi olmasıyla ödüllendirilmemişti. 

Üstelik babası başka bir kadınla görüşmeye başlamış; ülkesi savaşın eşiğine gelmişti. 
Sonra David kitapların ona seslendiğin duydu. Onların kendi aralarındaki konuşmalara şahit oldu. Ve kurtuluşu yine kitapların dünyasında buldu. Bu kez hikayelerin içine tek başına adım attı... 

Kitabın anlatımını çok sevdim. Konu zaten ilgi çekici ve şaşırtıcı. Üstüne anlatım da bu kadar etkileyici olunca kendine bağlıyor. Kitapta bolca tasvir ve ayrıntı var. Bazı okuyucuları belki yorabilir bilmiyorum ama ben sevdim! Alıntıları okuduğunuzda aslında demek istediklerimi çok rahat görebilirsiniz. 
Ve kitaptaki akıl yürütmeleri, felsefeyi de sevdim. Basit olaylardan, ufacık cümlelerden yapılan o çıkarımlar beni kitaba daha bir bağladı.


"Bu yeni dünya, baş edilebilmesi çok zor bir dünyaydı. Bütün gücüyle uğraşmıştı. (...) Bütün kurallara uymuştu ama hayat onu aldatmıştı. Bu dünya, hikayelerindeki dünya gibi değildi. Hikayelerin dünyasında iyilik ödüllendirilir, kötülük cezalandırılırdı. Eğer patikayı izler ve ormana girmezseniz, güvende olurdunuz.  Masallardan birindeki yaşlı kral gibi, birisi hastalandığında, o kişinin oğulları hastalığın devasını yani Abıhayat Çeşmesi'ni bulmak için bir yolculuğa gönderilirdi ve oğullardan sadece bir tanesi yeterince cesur ve yeterince dürüst olsa bile, kralın hayatı kurtulurdu. David cesur olmuştu. Annesi de cesur olmuştu. Ancak cesaret yeterli olmamıştı işte. Burası cesareti ödüllendiren bir dünya değildi. David bu konuda daha çok düşündükçe, böyle bir dünyanın parçası olmayı daha az istiyordu."

PUANIM: ♥♥♥♥
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

15 Ekim 2014 Çarşamba

İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı - Jennifer E. Smith


Kitap Adı: İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı
Yazar Adı: Jennifer E. Smith
Orijinal Adı: The Statistical Probability of Love at First Sight
Çeviri: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Yayınevi: Artemis Yayınları
Basım: 2014
Sayfa Sayısı: 250

Bazen sadece dört dakikayla uçağınızı kaçırırsınız ve o dakikaların birinde gerçek aşk sizi bekliyordur. 

Hadley için de olaylar böyle başladı. Babasının düğününe yetişmek için Amerika'dan İngiltere'ye uçacaktı. Ama uçağı sadece dört dakikayla kaçırdı. Bir sonraki uçuş saatler sonraydı ve Hadley düğüne yetişip yetişmeyeceğinden bile emin değildi. 
Düğün ise zaten katılmak istemiyordu, kim babasının düğününe katılmak isterdi ki?
Hadley'nin babası bir dönemlik öğretim görevlisi olarak gittiği İngiltere'de başka birine aşık olmuştu ve şimdi onunla evleniyordu. 
Hadley tüm bu karamsar düşünceler içinde sıradaki uçağı beklerken Oliver'la tanıştı. Üstelik Oliver'la aynı uçakta yolculuk yapacaklardı... 

 Hadley ve Oliver'ın yolculuğuyla başlayan kitap 24 saat içerisinde geçiyor. Çok naif bir kitap. Tam  bir young adult eser.
Yazarın kalemini sevdim, bir oturuşta okuyabileceğiniz kadar akıcı.
Young Adult severlerin, özellikle 15-21 yaş arası kesimin seveceğini düşünüyorum.

PUANIM: ♥♥♥♥

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

Jennifer E. Smith ile Röportaj ^_^



İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı adlı  kitabıyla konuğumuz olan Jennifer E. Smith'le röportaj yaptım. :)

Öncelikle kendisine nezaketi ve bizim için çektiği bu şirin fotoğraf için teşekkür ederiz. 

    -İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı, Türkiye'de basılan ilk kitabın. Seni daha iyi tanımak isteriz. Bize biraz kendinden bahsedebilir misin?

Kitabımın Türkiye'de basılması beni çok heyecanlandırdı. İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı aslında benim 3. kitabım, ondan sonra da birkaç kitap yazdım. Ama bu kitabın benim için gerçekten anlamı büyük. Umarım beğenirsiniz!

 

-Kitabın gerçekten alışılmadık ve enteresan bir konusu var. İlhamın neydi?

İlhamın bir kısmı benim bir zamanlar Chicago'dan Dublin'e yaptığım yolculukta uçakta  yanımda oturan İrlandalı adamdan geliyor. Neredeyse tüm gün kitaplar ve edebiyat hakkında sohbet ettik ve vardığımızda o yerli yolcular için olan kısma geçti ve ayrılmak zorunda kaldık çünkü o İrlandalıydı, bense Amerikalıyım.


Daha sonra ona hoşça kal demek için bekledim ama onu bir daha göremedim. Biriyle yedi saat birlikte oturup, sohbet edip onun adını bile bilmiyor olmanın kendi içinde aslında harika bir yan taşıdığı düşüncesi beni vurdu. Kitap fikri de böyle çıktı ortaya.

-Peki, böyle anısı olan bir kitabı yazmak senin için kolay oldu mu?
Bazı kitapları yazmak diğerlerinden daha kolaydır. Neden bilmiyorum, bu kitap tamamen içimi döktüğüm bir kitap oldu, ki her zaman böyle olmaz.  Belki kısa bir zaman diliminde geçiyor olduğu için bunun acelesindendir bilmiyorum ama yazarken sanki her şey kolayca aktı gitti . Benim için armağan gibiydi.

- İlk bakışta aşka inanır mısın? ^_^
İnanırım! Daha önce başıma hiç gelmedi ama iyimser ve romantiğim. Ve kesinlikle çabucak gelişen o bağlanmalara inanıyorum...

-Hadley'nin yerinde olsan babanın düğününe katılır mıydın?
Katılacağımı düşünüyorum ama ne kadar zor olacağını hayal bile edemiyorum. Bu kitabı yazdığımdan beri, birçok genç okuyucumdan kendilerinin de aynı durumda olduklarına ve hikayenin onlara da bu konuda ilham verdiğine dair dönüşler aldım. Bunun ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini sadece hayal edebilirim, bu yüzden onların cesaretine hayran kaldım.

-Kitapta Hadley'nin bakış açısını biliyoruz ama Oliver'ın bakış açısını malesef ki bilmiyoruz. Neden?
Aslında daha önceki kitaplarımda alternatif bakış açılarını sunmuş, kitabı iki karakterin birden bakış açısına göre yazmıştım. Ama bir nedenden olayı, bu kitap için ikinci bakış açısını hiç düşünmedim. Çünkü bu kitap başlangıçtan beri Hadley'nin hikayesiydi bana göre.

-Kitabın ilham kaynağıyla ilgili sorudan sonra aslında çok iyi anladım bu cevabı. - ^^

-Bu senin Türkiye'de basılan ilk kitabın. Sıradakinin hangisi olmasını istersin?
Hangisi olduğu hiç fark etmez! Bundan sonra yazdığım kitabın adı "This Is What Happy Looks Like" eğer sıralamaya göre gidilirse, sıradaki o olur. Ayrıca Amerika'da önümüzdeki sonbahar çıkacak olan kitabımın adı  "Hello, Goodbye, and Everything in Between" ve  onun için de çok heyecanlıyım.
-Jennifer'ın kitap adlarına bayıldığımı söylemiş miydim?- :)

-Türkçe edisyon kapağı hakkında ne düşünüyorsun? Favori uluslararası kapağın hangisi?  
Bayıldım! Sen gönderene kadar kapağı görmemiştim. Tüm kapakların içinde sanırım bu gördüğüm tek havaalanı temalı kapak ve harika! Bence muhteşem görünüyor. Bir sürü harika kapak yapıldı ve seçmesi çok zor. Bir de tüm versiyonlarda ne kadar uzun olursa olsun orijinal ismin ve fontun muhafaza edilmesine bayıldım. Kısaca, çok mutluyum!
-Türk okurlarına ve yayıncına söylemek istediğin bir şey var mı?
Kitabımın Türkiye'de basılması ve Türk okuyucuların Hadley ve Oliver'ın hikayesini keşfedecek olmaları beni inanılmaz heyecanlandırdı. Türkiye günün birinde ziyaret etmek istediğim bir ülke ve eğer bir gün gelirsem sizle tanışmayı çok isterim. O zamana kadar keyifli okumalar dilerim. Teşekkürler!  
Biz de kendisine cana yakın tavırları ve şirin cevapları için teşekkür ediyoruz. 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

10 Ekim 2014 Cuma

Okuyan Kızlar Kulübü 39. Blog Turu: İlk Bakışta AŞKın İstatistiksel Olasılığı - Jennifer E. Smith / Tanıtım - ÇEKİLİŞ


Herkese merhaba!!

OKK'nın 39. blog turunun konuğu Artemis Yayınları'ndan çıkan Jennifer E. Smith'in yazmış olduğu İlk Bakışta Aşk'ın İstatistiksel Olasılığı kitabı.

Kitabımızı Tanıyalım

Bazen Sadece Dört Dakikayla Uçağınızı Kaçırırsınız ve O Dakikaların Birinde Gerçek Aşk Sizi Bekliyordur.


Hadley, hayatının en kötü günlerinden birini yaşıyordu. Babası Londra'da, Hadley'nin tanımadığı bir kadınla evleniyordu ve düğüne yetişmeye çalışan Hadley uçağını kıl payı kaçırdı. Genç kız, önceleri kadere inanmazdı. Ama havaalanında kısılıp kaldığı o gün Oliver'la tanışması, Hadley için bir dönüm noktası olacaktı. Çekici ve meraklı Oliver, daha ilk anda Hadley'nin başını döndürdü. Üstelik iki genç aynı uçakta yolculuk edecekti. Hadley ve Oliver'ın yirmi dört saat içinde geçen hikâyesi, gerçek aşkın en beklenmedik anda karşınıza çıkabileceğine sizi inandıracak.

"Romantizm ve bilgelik bir arada… Mutlaka okunmalı. Ve Oliver'la tanıştığınız an, bir sonraki uçağınızı kaçırmak için dua edeceksiniz." 
-Sarah Mlynowsk-


"Kalbinizi ısıtacak, ustaca kaleme alınmış göz yaşartıcı bir öykü." 
-Lucy Peden, Bliss-



"Modern bir atmosferde geçen klasik bir aşk hikâyesi. Tesadüfi tanışmalar, uzun bakışmalar ve sonsuz olasılıklar."
-Jenny, Blogger-


"Kalbimi müthiş sızlattı."
-Carla, Blogger-

Tur Takvimimiz

10.10.2014
Duyuru - Takvim - Çekiliş
Çekiliş için tık tık!!
11.10.2014

Pudra Tozu - Kitaptan İz Kalanlar
Kitap Tutkusu
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Jennifer E. Smith Röportajı
Fighting!! - Yabancı Kapaklar ve Kapak İç Tasarımı

12.10.2014
Yorumlar
Pudra Tozu
Kitap Tutkusu
Kütüphanemden Kitap Manzaraları
Fighting!!

Katkılarından dolayı Artemis Yayınları'na teşekkür ederiz.


Devamını Oku »