15 Aralık 2022 Perşembe

WEDNESDAY - Dizi Yorumu



Gotik ne varsa ben oradayım arkadaşlar. Gotik kıyafetler, mekanlar, mimari, müzik, sanat vb. Say Gothic 3 times then here I am kısaca :P

    Hiçbir şey izleyecek durumda değildim aslında ama adı lazım değil bir arkadaşımın karakterle ortak özelliğimizi bulması sonucu başladım. Evet, bu da zaaflarımdan biri :) Hayır, normal zamanlarda kimsenin suyuna pirana falan atmıyorum, ama kabul edelim bu kız tipik bir oğlak burcu.

                                                                                    


    Biraz ciddileşirsek Tim Burton’ın tarzını biliyorsanız tipik bir Tim Burton eseri. Addams Ailesi 90lı yıllarda karikatür serisi olarak başlamış, filme ve animasyona uyarlanmiş bir yapım diye biliriz kısaca. Wednesday dizisi ise ailenin kızları Wednesday karakterine odaklanarak yapılan 8 bölümlük bir dizi. Hiçbir okula uyum sağlayamayan Wednesday’in son okulunda kardeşine eziyet eden çocukları (evet, kardeşine ondan başka kimse eziyet edemez) yüzdükleri havuzda piranalara yem etmesi sonucu ucubelerin gittiği Nevermore Akademisi’ne gitmek zorunda kalmasıyla başlıyor dizi. Evet, pirana esprisi de buydu. Geçelim.


    Dark akademileri sevmeyen var mı aranızda? Hani güneş ışığının bile yolunun düşmediği, devasa demir kapıları ve yüksek duvarları bulunan, kale veya şatodan bozma, taş yapının soğukluğunu akciğerlerinizde hissedebileceğiniz, gargoylelerle bezenmiş okullardan bahsediyorum. Genelde doğa üstü yaratıkları ağırlayan, bol entrikalı mekanlar. Çok cezbediyor beni ve seviyorum. Hatta bir dönem böyle akademilerde geçen fantastik kitap serilerini yazmak istemiştim sevenleri için. Ama son yıllarda bloğuma o kadar kötü davrandım, hor kullandım ve viraneye çevirdim ki şunu yazacaktım demeye yüzüm yok artık. Nerde kalmış 2016’dan falan taslaklarım olduğunu söylemek.

    Neyse yine dağıttım konuyu. Gelmiyorum gelmiyorum ama geldiğimde de böyle çenem düşüyor işte blogda. Hayatım bir süredir çok darmadağınıktı. Ama artık bir şeyler düzene giriyor. Neyse inanmayacağınız doğrular söylemenin bir anlamı yok artık :p

Nevermore böyle bir akademi işte tam olarak. Wednesday’in ise bazı (bayıldığım) rutinleri var. Günlük belli bir süre yazı yazmak mesela. Benim bir süredir ara verdiğim ve yeni yeni toparladığım bir rutin. Çello çalıyor, hem de epey güzel çalıyor. :) Ve bir de bazı kişilere vs dokunduğunda ortaya çıkan durugörü yeteneği var!

Wednesday gelir gelmez henüz kurda dönüşemeyen Enid ile oda arkadaşı oluyor. Anne ve babasının öğrencilik zamanlarının izi var hala duvarlarda sanki. Kaçmak istiyor ve mutlu değil. Son okulda yaşadığı durumdan ötürü danışmanlık alması gerekiyor, yani bir psikologla seanslar yapması gerek. Bu ortam onun için kaçmaya en elverişli zaman ve kendine bir de suç ortağı buluyor, polis şefinin oğlu ve kafede çalışan Tyler! Ancak kaçma girişimi sırasında son zamanlarda kasabada ölümlere yol açan yaratığı görüyor ve gri hücreleri çalışmaya başlıyor.

    İşin içine eskiden cadı avı yapan kasabanın ünlü bir seyyahının kehanetlerinin girmesiyle birlikte dizi tam bir dark polisiye halini alıyor. Wednesday yeni tanıştığı arkadaşları ve ailesinin peşinden casus olarak gönderdiği ama tehditle kendi yanına çektiği EL ile bu işin peşine düşüyor ve oldukça karanlık, eğlenceli ve heyecanlı bir maceranın içinde buluyoruz kendimizi.

Wednesday’in asla gülmeyen suratı ama yakınları için yaptığı fedakarlıklar; hepimizden farklı etik anlayışı diziyi ilginçleştiriyor.

Ben diziyi çok beğendim; mekanlar ve kıyafetler aşırı hoşuma gitti tabii ilk olarak. Aynı zamanda son bölümlere kadar merak unsuru hiç dinmedi. Netflix’in kendi bile sosyal medya hesabında dizi hakkında en can alıcı spoiler’ı vermişken lütfen bunlara maruz kalmadan diziyi izleyin derim :p

Umarım en yakın zamanda 2. Sezon onayını alır. 

Sevgiler.


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

10 Mart 2021 Çarşamba

Bir Takım KDramalar - BCP Şubat

Korkunç kapak fotoğrafım için özür dilerim :p 

-
Merhabalar,
Malumunuz Blogları Canlandırma Projemizin Şubat ayı konusu "Uzak Doğu" idi. Bu yazı da bu konuda olacak. BCP hakkında bilgi almak isterseniz yazının sonuna link bırakacağım. 
Ne yazayım diye çok düşündüm. 
Anime de yazabilirdim, Uzak Doğulu bir yazara ait kitap da, manga da, webtoon da. Hepsi için epeydir niyetliyim aslında. Ama aklıma en temel konu geldi. Yıllardır Güney Kore, Japon, Tayvan, Tayland, Çin dramaları izliyorum. Bu sene buna deneme amaçlı Vietnam ve Filipinler de ekledim. Ama blogda bu konuda yazılmış yalnızca iki yazım var. Tee 2013'te yazmışım aslında bu konuda bir yazı.
Nasıl izlemeye başladım, ne izledim, klişeler nelerdir? Bunu temel alan bir yazıydı. Tabii seneler geçti, Kore dizisi izleyen büyük bir çoğunluk var artık. Ne yazsam modası geçmiş gelecek çoğunuza :p  

Bu süreçte bir şey daha keşfettim. Eski bir defter. Onlarca Uzak Doğu dizisi izledim, büyük çoğunluğu Güney Kore. Büyük bir kısmını da annemle izledik. :) Sıkı izleyicilerdendir. Ve ilk günlerden beri tam bir Lee Min Ho hayranıdır, yıllardır vazgeçmedi. İzlediğim dizileri neden yazmadım diye kendime çok kızdığım zamanlar oldu. Sonuçta burası bir nevi benim kişisel arşivim de. 

Eski bir defter demiştim. Müsvedde bir defter buldum. Ben bu deftere izlediğim dizilerle ilgili ufak ufak notlar almışım. O kadar mutlu oldum ki. Defter tutma alışkanlığının faydaları. Birkaç diziyi bir yazıda olmak üzere ufak ufak yazarım diyordum. Ama bir yandan da çok eski dizilerden bahsetmek biraz saçma mı olur diye düşünmeden edemiyorum. Neyse çok uzattım yine :p Onlarca dizi izledim ama 2017 - 2019 dönemi birkaç taneden fazla dizi izlemedim, bloga ara verdiğim gibi bir nevi her şeye ara vermişim.

Pandemiden hemen önce dizi izlemeye az çok dönmüştüm. Pandemiyle birlikte tekrar izlemeye başladım. Biraz daha hızlandım. Bu yazıda çok gerilere gitmeden son izlediğim 3 diziyi yorumlayacağım. Ancak bu diziler de maalesef çok güncel sayılmaz. Sadece ben yeni izledim. Şimdi geçelim dizilere.



1- CINDERELLA AND FOUR KNIGHTS (2016 - 16 Bölüm)

Bu diziyi çıktığı dönemlerde izlenecek listeme almışım ancak sonra ara verdiğimde unutup gitmişim. One Better Day ve Kitap Tutkusu sağ olsun tekrar hatırladım ve izledim.  Çok kısa konusundan bahsedip hemen fikirlerimi söyleyeceğim. 
Eun Ha Won (Park So Dam) yani esas kız ilgisiz babası, gaddar üvey annesi ve üvey kardeşiyle yaşayan evde hor görülen ama özünde neşeli, çalışkan bir genç kız.

Paraya ihtiyacı olduğu bir zaman yaşlı ve zengin bir adamla tanışır. Adam Haneul / Sky House / Gökyüzü Malikanesi artık ne derseniz adlı eve taşınıp üç haylaz torununu eğitmesi karşılığında ona para teklif eder. Bu üç torunun arası çok kötüdür. Bir tanesi şirketlerin varisi şımarık Kang Hyun Min (Ahn Jae Hyeon), bir tanesi gayrı meşru ve asi torun Kang Ji Woon (Jung Il Woo), diğeri ise müzisyen ve diğerlerine göre daha yumuşak başlı olan Kang Seo Woo (Lee Jung Shin)'dir. Kızımızı burada bolca sürpriz beklemektedir.  

Dizinin adından fazlası var, eksiği yok. Tam bir Sindirella hikayesi. Dizide de masala bolca gönderme var. Uzakta baba, kötü üvey anne ve üvey kardeş, onu prens gibi çocukların arasına gönderen "peri büyükbaba:p" Kang Ji Woon karakterini canlandıran Jung Il Woo'yu severim. Buradaki huysuz oyunculuğu çok iyiydi. Tam bir zampara olan Hyun Min'e çocukluğundan beri aşık olan Hye Ji'ye bir türlü ısınamadım. Çok yapmacık geldi bana. İyi biriydi ama itti beni. Sempatik şarkıcı Seo Woo için diyeceğim tek şey de dizinin kendi kadar klişe bir söz: "Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir." 

Benim bu dizide favorim kimdi derseniz: Bay Lee. Kore dizlerindeki 2. adamlara karşı zaafım var, çok severim. Ama Bay Lee bu dizideki 2. adam bile değil, 4. adam. Ciddi, sadık, çalışkan, anlayışlı, koruyucu bir karakter. Mimiksiz suratı, yemek yapışı ve giydiği takımlarla dizide 1 numaram o oldu. Peri büyükbaba ve gudubet karısına karşı nötr kaldım diyeyim. Klasik Kore dizisi yaşlısıydı. Geçmişten ders almamış, hırslarının kurbanı. Aradaki sempatik hareketleri olmasa hiç çekilmezmiş. 

Kısaca, Kore dizilerinin tüm klişelerini görebileceğiniz eğlenceli, yer yer duygusal bir romantik komediydi. 


2- LEGEND OF THE BLUE SEA (2016 - 20 Bölüm)

Annemin favori Koreli oyuncusu olması nedeniyle Lee Min Ho'nun bir dizisi çıkarsa bizde izlenmeden olmaz. Annemin favorisi olanları pandemide tekrar izledik ve izlemediğimiz bu diziye geçtik. Son izlediğimiz Lee Min Ho dizisi The Heirs'ti ve orada LMH'ya ne olmuştu bilmiyorum. Ama yüzüne dolgu mu yaptırmıştı, hiçbir fikrim yok ama epey değişik gelmişti bize. Min Ho'suna laf söyletmeyen annem bile yadırgamıştı. Bu dizide yüzü biraz daha oturmuştu. Anormallik hissetmedik. Saç modelini ve giyimini de çok beğendik. Oynadığı üç kağıtçı karakteri ve bu tarzıyla Sıkıysa Yakala filminden fırlamış gibiydi. 

Heo Joon Jae (Lee Min Ho) bir dolandırıcı. Ekibiyle birlikte illüzyondan kılık değiştirmeye, hatta hipnotik transa kadar her şeyi kullanıyorlar. Sim Chung (Jun Ji Hyun) ise karada yaşamayı bilmeyen saf bir deniz kızı. Bu dizi de çoğu dizide karşılaştığımız şekilde reenkarnasyon içeren, geçmişle günümüzü birbirine bağlayan bir dizi. Kuşaklar ötesinden karakterleri bağlayan bir şey var; bir bileklik. 

Ne kadar klişe olsalar da geçmiş - günümüz şeklinde ilerleyen dizileri seviyorum. Geçmişin günümüze yansımaları ve birbirlerini etkilemeleri. Deniz kızını oynayan Jun Ji Hyun beğendiğim bir oyuncu. İlk Man From Stars'ta izlemiştim. Oradaki güçlü kadından sonra daha saf ve aşık bir kadın olarak görmek de güzeldi onu. Ama insanların dilini biraz çabuk öğrenmesi soru işaretiydi. Joon Jae'nin evi asma kat şeklinde bir evdi, çok güzeldi. Havuzu bile vardı :p Joon Jae'nin ekibinde bilgisayar işleriyle ilgilenen çocuk favorimdi. Klasik bir tip olsa da çok şirindi. 

Su altı görüntüleri çoğu insanı rahatsız etmiş ama benim çok hoşuma gitmişti. Belki talassofobileri tetiklenmiştir :( 

Dizide geçmişle günümüzü bağlayan bir olay var. Yani romantik komedi hissi verse de gizemler ve olaylarla sizi epey geriyor. Bu başta çok güzeldi. Hem duygusal, hem gerilim olarak zirveyi görüyorsunuz. Ama 20 bölüm olması büyük talihsizlik.  16. bölümden sonra gözünün içine baktım bitsin artık diye. 16 veya en fazla 17. bölümde bitse çok iyi olacakmış. Sonrasında sizi çok yoruyor ve bunaltıyor. Bu da yüksek beğeniyle başladığım dizinin sabrımı tüketirken beğeni seviyemi de aşağılara çekmesine neden oldu. 


3- SUSPICIOUS PARTNER (2017 - 20. Bölüm)

Pandemi döneminde izlediğim en iyi Kore dizisi buydu yanılmıyorsam. One Better Day sağolsun :) Komedi, aşk, gerilim, polisiye, adli olaylar; hepsini bünyesinde çok güzel bir şekilde taşıyan bir diziydi. 
Adli stajyer olan Eun Bong Hae (Nam Ji Hyun) çok çalışkan biridir. Üzerine bir cinayet suçu kalınca kendini aklamaya çalışırken yolu eski savcı, yeni avukat No Ji Wuk (Ji Chang Wook) ile kesişir. İkili, bir yumak gibi çözdükçe gelmeye devam eden olaylar zincirinin içinde bulurlar kendilerini. 

Öyle bir dizi ki azıcık bir şey bile anlatsam spoiler'a girer gibi geliyor bana. Ama yukarıda bahsettiğim türlerin hepsine öyle dengeli bir şekilde yer veriyor ve duyguları hissettiriyor ki kendinizi kaptırıyorsunuz. Gerilimin dozu hiç düşmüyor. Siz de her saniye ne olacak diye tetikte bekliyorsunuz. Esas kızı oynayan Nam Ji Hyun'u çok beğendim. Aslında iki başrolü de aşırı beğendim :p Nam Ji Hyun bana her zaman izlediğim Koreli aktristlerden çok farklı geldi ve hoşuma gitti. İki oyuncunun da başka dizilerini kesinlikle takip edip izleyeceğim. Yan karakterler de gerçekten harikaydılar, diziyi bu kadar eğlenceli hale getirenler onlardı.

Kısaca, uzunluğunu göz ardı edebilirseniz başarılı bir dizi. Ve üç parça takım elbiseler aşkına :p 

***
Muhtemelen izlemişsinizdir bu dizileri. Sizler nasıl buldunuz? 
Sevgiler :*



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

4 Mart 2018 Pazar

Sinema ve Ben // MİM


Merhabalar,
Bu mimi yapmayan bir tek ben kalmış olabilirim belki ama Gezegenin Sihri blogundan İrem sağolsun sıra bende. :) Gölgelerin gücü adına! 
1) Sinemada izlediğin ilk film? 
Henüz 10 yaşındayken ilkokul öğretmenimiz sağolsun bizi Atatürk'ün hayatını anlatan bir filme götürmüştü. Sinema salonu epey büyülü görünmüştü bana. :) Filmden aklımda kalan en çarpıcı sahne Kubilay'ın şehit edildiği sahneydi, nasıl içime işlediyse hala hatırlarım. :(
2) Film en güzel ......'de/a izlenir.
Evde film izlemeyi daha çok seviyorum. Pijama, koltuk, atıştırmalık üçlüsüyle çok keyifli oluyor. Atıştırmalık şart değil, her zaman aramam. Bu devirde maazallah mısır patlatırken ev yakanlar var. :) Kısaca rahatlık ararım. %70 ev, %30 sinema diyelim.  
3)Film izlerken olmazsa olmazların var mı? Varsa nelerdir?
Yukarıda biraz bahsettim aslında. Rahatlığı seviyorum. Kışın yorgan altında kışa uygun atıştırmalıklarla mısır, kakaolu süt gibi; yazın sereserpe bir şekilde dondurma veya buzlu kahveyle... İlla atıştıracak bir şey olması şart değil, güzel bir film olsun yeter. :) 
4) Tek başına mı, kalabalık mı? 
Kalabalıktan kasıt kafa dengi insanlar ise %50 - %50 diyebiliriz. Tek başıma izlemeyi de severim, kalabalıkla goygoy yaparak izlemeyi de severim. :) 
5) Mısır mı, cips mi?
MISIR! 
6) İki boyutlu mu, üç boyutlu mu? 
Benim hiç üç boyutum olmadı. :( 

7) AVM sineması mı, sokak sineması mı?

Avm'lere arada mecburen gitsem de onları pek sevdiğim söylenemez. Ama sinema konusunda ikisi arasında çok bir fark görmedim. Aslında ben eski usul yazlık sinemayı denemek isterim. ♡ 

8) Filmden önce filmin fragmanını izlemek mi, yorumlarını okumak mı?

Fragmanı izlemeyi tercih ederim. Çok muallakta kalırsam yorumlara bakarım ama spoiler yeme korkusundan pek de yaklaşılmıyor.

~~☆~~

Mim yapmayı özlemişim. Şu an bu yazıyı okuyan herkes davetlimdir. 
Sevgiler :* 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

27 Nisan 2016 Çarşamba

Sherlock 4. Sezon Çekimleri Başladı! *_*


Merhabalar,
Duymayan kaldı mı bilmiyorum ama şuracığa yazmasaydım ölürdüm. :)
Sherlock 4. Sezon çekimleri başladı!
İki senede bir sezona mecbur olan bizler de set fotoğraflarıyla, oradan çıkardığımız bazı şeylerle avunur olduk. Bir de yeni yılda yayınlanan ara bölümle ağzımıza bir parmak bal çalınmıştı.

Hem haberi vereyim, hem de biraz set fotoğraflarına bakalım dedim, azıcık dizi dedikodusu yaparız. :) 


Öncelikle klasik set fotoğrafları gelmeye başladı. 


Benedict yine Sherlock paltosunu sırtına geçirmişti. 



Garibimi ağzı açık çekmişler :D 
Benim de var böyle birkaç fotoğrafım, resmen insanlık suçu :p


Dizinin hem oyuncusu hem ortak yapımcısı olan Mark'ı da set çalışanlarıyla konuşurken yakalamışlar. 


Lestrade'ı gördüğüm her fotoğrafın altına "Not my division." yazmak istiyorum. :) Ağzı kulaklarında kendisinin de. ^_^

Asıl çıkarım yapılacak fotoğraflara geçelim en iyisi. 


Martin her zamanki Martin olsa da saç şeklindeki değişiklik hayranların gözünden kaçmadı. Martin'in sürekli saçlarını değiştirme nedenini de merak ediyorlar. :)

Mary, dizinin en çetin ceviz karakterlerinden biri ve ben bayılıyorum o hallerine. Sonradan kendini bulan karakterlerden oldu bence. 

Asıl olay ise elbette bebek *_* 
Bebeği John'ın taşıyor olmasına ise hiç şaşırmadım. :D 
Çok şirin olmuş. Kendisini bebeğiyle suçlu kovalarken görmek için sabırsızlanıyorum. 
Yani John hem çocuk yaptı, hem kariyer :p 


Ama shipperların asıl görmek istedikleri fotoğraf bu bence. Tüm hayran kurgularının mutlu sonuna konacak cinsten. Johnlock is real! :p 
(Kendi kendime hâlâ gülüyorum.:)


Fotoğraflarda görülen köpeğin Dörtlerin İmzası romanındaki Toby olduğu varsayılıyor. Yani izleyeceğimiz bölüm Dörtlerin İmzasının modern yorumu olabilir. 
Sherlock'un Redbeard'ı dizide bolca işlenmişken, onu yeniden köpekle görmek çok şirin. ^^ 


Burada da mini bir video var. Ben bayıldım. Üçü bir aradaysa eminim oldukça keyifli anlar yaşanıyordur bu bölümde. 


Tabii setten gelen sahte kan şişesi fotoğrafı bolca da kan göreceğimizin işareti gibi. :D Belli ki yine birilerinin canı yanıyor. 


Son olarak en büyük merak konusu da elbette Moriarty durumunun nasıl çözümleneceği.
3. Sezonu  izlememişler bu cümleyi okumasın. *** Seyircilerin bir kısmı Moriarty'nin 4. sezonda geri döneceğini düşünürken, Moriarty'nin kesinkes ölmüş olduğuna dair bir açıklama yapıldı. Sanırım ömrümüz vefa ederse izleyip göreceğiz. ***

Şimdilik haberler böyle. 
Yeni sezonu beklerken bu tarz haberler  özlemimizi biraz dindirse de merakımızı da körüklüyor. 

Sizin düşünceleriniz ve de beklentileriniz neler?


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

26 Şubat 2016 Cuma

Mim: Nihayet Güney Kore Hakkında Bir Mim ^^



Bazen mimleri, tagleri unutuyorum :( 
Kendime çok kızıyorum. 
Sonra aaa ben bunu yapacaktım diyorum da aklım başıma geliyor. 
Fighting Blog'una bu mime beni etiketlemesi için tehditte bulunmuşken aklımdan çıkmış gitmiş. :( 
Şimdi neden aklıma geldi hiç bilmiyorum ama eninde sonunda mimlendiğim şeyleri yapıyorum. Arada gözden kaçanlar varsa lütfen hatırlatın. ^^

Bu mimse Güney Kore hakkında yehuuuu! 

Haydi bekletmeden sorular gelsin! 


İlk izlediğiniz Kore dizisi/dizi hakkındaki yorumunuz?

Kore dizisi izlemeye yıllar önce TRT sayesinde başlayanlardanım. İlk Kore dizim Denizler İmpratoru'ydu muhtemelen ama pek bir gençtim, bir kaç sahne dışında hiç hatırlamıyorum diziyi. O yüzden offical :p olarak ilk Kore dizim Saraydaki Mücevher'di (Dae Jang Geum). Ki şu sene olmuş, diziyi hâlâ hatırlıyordum, geçen sene annemle tekrar izledik, nostalji yaptık. Çok severek izlemiştim. Sarayın İncisi kadar olmasa da :) 

İlk oppanız, unniniz?

Kızlarla arada kendi aramızda şakalaşmalarımız hariç oppa, unni muhabbetine giren biri değilim. Zaten bu muhabbetleri de çok sonradan öğrendim. :) Ha ilk dikkatinizi çeken erkek oyuncu diye sorarsanız ilk izlediğim diziden ötürü Ji Jin Hee derim. Ki yıllar sonra izlediğim Sarayın İncisi'nde (Dong Yi) çok çok daha beğenmiştim kendisini. Ki Sarayın İncisi'ndeki partneri Han Hyo Joo'yu Saraydaki Mücevher'deki  Lee Young-ae'den daha fazla severim. 

OST'unu en beğendiğiniz dizi?

OST dinlemeyi çok seviyorum, o kadar çok seviyorum ki... Ki sadece Kore dizileri için geçerli değil bu, Animeler ve diğer sevdiğim dizi/film'ler de dahil. Sarayın İncisi'nin bir tarihi diziye göre güzel müzikleri vardı. En çok A Gentleman's Dignity'nin müziklerini seviyorum. City Hunter'ın da müzikleri güzeldi, Masters Sun'da da güzel parçalar vardı. Queen In Hyun's Man'in parçaları çok duygusal-romantik'ti. Kısaca izlediğim her diziden illa bir iki parça kaparım. :D 



Oyunculuğunu en çok beğendiğiniz Koreli Aktör ve Aktrisler?

Jang Dong-gun *_* 
Yenilerden de Lee Joon ve Yoon Doo Joon'un iyi gittiğini düşünüyorum. ^_^ 
Park Yoo Chun, Kim Woo Bin, Jae Joong, Hyun Bin, Kim Woo Bin, Jang Geun Suk, Lee Hong Ki, Song Joong Ki, Seo In Guk gibi isimleri de izlemeyi seviyorum.
Annemse Lee Min Ho'ya bayılıyor -_- 

Aktrislerden Kim Ha-neul'u seviyorum. 
Yoo In na'yı da şirin buluyorum. 
Ha Ji Won'u izlememe rağmen bir türlü ısınamıyorum. 

İlk izlediğiniz Anime, ilk izlediğiniz Kore filmi?

İlk animem Pokemon ve Şeker Kız Candy :D 
Çocukken çizgi film niyetine izliyorduk tabii. 
Resmi olarak ilk animem yanlış hatırlamıyorsam: Skip Beat :D
Mangasından seriye devam etmiş olduğum doğrudur. -_-

İlk Kore filmim ise Bay Kibirli ile 100 gün. Ve evet yine Ha Ji Won -_- Sonra da Bir Milyoner'in ilk Aşkı'nı izlemiştim diye hatırlıyorum. Normalde özel bir şey olmadıkça ilk ne yaptım ne ettim hatırlamam da :D

 

En son izlediğiniz Kore dizisi?

Annemle en son bir türlü izleyemediğimiz Love Rain'in ortasındayız. Ancak benim iş durumları yüzünden seanslarımıza ara verdiğimiz için yarım kaldı. O bitince Oh My Venüs'e başlayacağımızı umuyorum. 

İlk izlediğiniz tarihi dizi?

Bakınız ilk soru :) Ama en sevdiğimi sorarsanız Sarayın İncisi. Empress Ki'yi bir türlü izleyemedim ya, dertliyim. 



Ne kadar süredir Kore dizisi izliyorsunuz, bu süre zarfında kaç dizi devirdiniz? Aklınıza ilk gelen izlenmeli dediğiniz dizi?

İzlediğim dizilerin hem bir defterde, hem bilgisayarda listesini tutuyorum ^_^ Bir sürü dizi izledim, net rakam versem mi? :p
Ama son yarım/bir yıldır doğru dürüst bir şey izleyemiyorum. O yüzden moraller bozuk :( 
Ve onlarca dizi içinde değişmeyen bir numaram: A Gentleman's Dignity. *_* 
Sarayın İncisi'nden elli kere bahsettim zaten, Lets Eat serisini de seviyorum. Masters Sun güzeldi. Queen In Hyun's Man'in yeri ayrı. The Rooftop Prince'in ilk bölümlerinde gülme krizlerine, sonra sinir krizlerine girmiştim -_- Reply 1997 bambaşkaydı. ^^ Sungkyunkwan Scandal çok şirindi. Gu Family Book gumiholar üzerineydi, bayılarak izlemiştim. Flower Boy serisini de seviyorum. Bu arada Flower Boy Next Door'da Park Shin Hye'nin rolünde kendimi buluyorum :D Beautiful Man abimin favorisi. Lee Min Ho'nun tüm dizileri annemin favorisi, ama o özellikle BOF ve City Hunter seviyor. Ki bence de LMH'nin en iyi dizisi City Hunter'dı, bir de Personal Taste. Bırakırsanız böyle gideceğim :D Zaten bir türlü niyet ettiğim Kore dizisi yorumlamaya başlayamadım, o yüzden hevesimi  böyle alıyorum :D 

Sıkıldığınız diziler?

Çok çok sıkıldığım, yeter yarım bırakalım dediğim çok fazla dizi olmadı, ağlaya inleye de olsa bitirdik ama bazılarını diğerlerine nazaran daha az sevdiğimiz bir gerçek. Örneğin Flower Boy serisini sevsem de Ramyun Shop'un ortalarında annem çok sıkıldı, ben de biraz sıkıldım, neyse ki bağlandı bitti :) Ama yine de severim ben o diziyi, manyaklık işte. :p Annem Playful Kiss'e bayılmıştı, ben kendimi jiletleme seviyesine gelmek üzereydim, çünkü Kim Hyun Joong'a katlanamıyorum. Yine de izledim annemle :) Ayıcıkların hatrına ek bölümleri bile izledik, annem de taze gelin Oh Ha Ni'yi pek bir seviyordu :)



Hangi dizi karakterlerine tekme tokat dalmak istediniz?

Nice Guy'daki Han Jae Hee'yi boğmak istemiştim -_- Sarayın İncisi (evet, yine o dizi -_-)'ndeki Leydi Chang, ki buna rağmen oyunculuğu çok hoşuma gidiyordu, olmazsa olmaz karakter. Boys Over Flowers'taki Ji Hoo (yani Kim Hyun Joong -_-). The Rooftop Prince'deki Hong Se-Na, hani esas kızın üvey kız kardeşi -_- Bir üst sorudaki cevabımı da ekleyip Baek Seung Jo. 

Sonunu beğendiğiniz ve beğenmediğiniz diziler?

Spoiler'e girer mi diye düşünmeden edemiyorum.
Elimden geldiğince girmeyeceğim. 
Kore dizilerinin çoğunun anlamsız ve havada bitmesine alışığız, bunu çoğu zaman sevmiyorum. Hani sonucu bize bırakacaksanız da az yere bassın değil mi?
Sonunu en çok beğendiğim dizi A Gentleman's Dignity :) 500 milyonuncu kez tekrar izleyesim geldi. 



Dizi müzikleri hariç ilk dinlediğiniz şarkı?

Ben bu sorunun cevabını hatırlamıyorum. Shinee veya Suju olma ihtimali çok yüksek. 

Sevmediğiniz unni ve oppalar?
Sevmediğim ünlüler...
Aslında bu sorunun cevabını birçok kez verdim.
En başından beri Kim Hyun Joong'tan ciddi anlamda rahatsız oluyorum. Ne müzik, ne dizi hiçbir alanda sevmiyorum. Hani görmezden gelebileceğim bir düzeyde değil. 
Ha Ji Won pek sevmiyorum buna rağmen izlerken sinirlerim bozulmuyor, yine de kendimi kaptırıp izliyorum, izledim, izleyeceğim :) 
Siwon'dan da hoşlanmıyorum. Oyunculuğunu da şarkıcılığı gibi kazulet buluyorum :p 
She Was Pretty'de kendini inanılmaz geliştirdiği söyleniyor, izleyeceğim. 
(Saydığım kişilerin hayranları lütfen alınmasın ^^)



Korece-Japonca-Çince?

Korece. Animelerden ve Japon dizilerinden Japonca'ya da aşinayım ama Korece daha çok hoşuma gidiyor. Hem öğrenmesi de kolay ;) En azından bu 3 dili birbirinden ayırt edebiliyorum deyip sevineyim :D

Allah hepimize Park Shin Hye şansı versin diyerek mimi bitirip, etiketleme kısmına geliyorum. 

---

Kimleri mimlediğime gelince;
Beni mimleyen Fighting'ime teşekkür ediyorum, kendisi blog ikizim Kitap Tutkusu'yla canısı One Better Day'i etiketlediği için ben etiketleyemiyorum. 
Bir Otaku'nun Dünyası'nı her ne kadar etiketlesem de beni görmüyor :D 
Büyülü Ayraç'a hitap etttiğini düşünmüyorum.
Yani elim böğrümde kaldı :)
Yapmak isteyen herkes davetlidir, yapınca bu yazının altına link bırakırsanız severek okurum. 
Sevgiler :* 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

21 Ocak 2016 Perşembe

Beni Bu Soğuk Havalar Mahvetti! -Ne Yaparım? Ne Okunur? Ne İzlenir?


Merhabalar,
Aslında bu yazıyı sonbahar başlangıcında Beni Bu Yağmurlu Havalar Mahvetti olarak taslağıma kaydetmiştim. Sonbahar ve Kış benim en sevdiğim mevsimler ve özellikle o dönemlerde okuma ritüellerime daha bir önem veriyorum ve keyifli oluyor. Ancak ben o yazıyı hazırlayana kadar kış geldi çattı. (ki gidiyor) Bu yazıları bir seriye dönüştürmeyi ve her mevsim başlangıcında yazmayı düşünüyorum bu arada. Yani Mart ayında Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti* yazısı gelecek :)

2015'de maalesef  çok az kitap okuyabildim. Benim okuma ortalamamın çok çok altında bir rakamdı. :( Yeniyıla ritüellerle ilgili bir yazıyla başlayıp kendimi motive edeyim bari dedim:)


Yeniyıla karla girdik, yeme de yanında yat bir okuma ortamı geldi. Kış aylarında sabahlamayı ayrı bir seviyorum, o yüzden ev sevdiğim kitap okuma ortamı yatağın içi oluyor. Normal saatlerde de uyusam, geç de uyusam sabahları erken kalkarım. Keyif bile yaptıysam en geç 9'da uyanmış oluyorum. Evdeki herkesten önce uyanıp yatağımın sıcaklığına gömülerek kitap okumak kışın en sevdiğim şey. Bilirsiniz bu mevsimde uyandığınızda yorganınızın sıcaklığı sizi resmen kendine hapseder, dünyanın en güzel hissidir. Onun dışında pofuduk battaniyelerin altında, evde polar pijamalarla ve panduflarla okumanın tadı da bir ayrı oluyor. :)

Aslında kışları sevdiğim bir okuma ortamı daha var, ama onu ayrı bir yazı olarak yazmak istiyorum çünkü nostalji olarak ekleyeceğim :) Eklediğinde na şuraya link koyarım.

Soğuk havalarda okul veya iş aralarında kafelerde kitap okumak da keyifli oluyor. Ben odaklandığımda çevresini gözü görmeyen biri olduğum için kışın arkada boğuk konuşma sesleri gelirken kitap okumayı da çok seviyorum. Ama iyi havalarda kafelerde kitap okumaktan hiç hoşlanmıyorum.

Bir de otobüs meselesi var :) Toplu taşıma araçlarında önceden çok kitap okurdum, ilk duraktan bindiğim için çoğu zaman otururdum ve yolum çok uzun olduğu için kolay kolay bölünmeden sayfalarca kitap okurdum. Otobüste en rahat kışın kitap okuyorum. Ama aman aman favorim değil tabii ki :)


Cam önü klişesine gireyim mi? Bakın klişeden ölen var :p
En popüler şeylerden biri ise sıcak içeceğimizi, kitabımızı alıp cam önünde yağan karı/yağmuru izleyerek okumaktır. Belki bu kadar popüler olmasının sebebi bu kadar güzel olmasıdır. Örneğin en çok istediğim şeylerden biri de cam önü divanıdır. Sanki pencerenin içindeymiş gibi oturmak. Ama maalesef şimdilik öyle bir imkanım yok.

Mesela eskiden şömine hayalim de vardı, ama hayaller şömine hayatlar soba :) Daha da klişeleşmek istemiyorum. :p


İçecek olarak kışa en çok yakışan şeyler çay- kahve ikilisi dışında sıcak çikolata, süt, salep gibi yoğun, iç ısıtan içeceklerdir, bitki çayları da çok iyi gider.
Şurada tarifini verdiğim dondurmalı sıcak çikolatayı kesinlikle denemenizi öneririm ^_^

Mum ışığının da en çok bu havalarda tadı çıkıyor.



Kışın ne okunur?
Aslında çoğu zaman canımız ne isterse onu okuyoruz :) En azından ben öyle yapıyorum. Ama özelleştirmek gerekirse, kışın daha gotik, karanlık, kış mevsiminde, dağ evlerinde, loş şatolarda, ürkütücü malikanelerde geçen hikayeleri seviyorum. Daha ağır hikayeler okuyorum. Kar veya yağmur altında geçen romansları, kendini şatosuna kapatmış dükleri anlatan tarihi aşk romanlarını, İskoç romanlarının soğuk kalelerini, epik fantastiklerin aykırı dünyalarını okumanın da kışın ayrı bir tadı oluyor.

Hemen farklı türlerden bir iki örnek vereyim ^_^


Kış Sarayı
Rus Sarayı'nda geçen bol entrikalı tarihi bir roman. Kapağı ve kitap ismi zaten mevsimi hissettiriyor. 
Kış Sarayı Yorumu İçin TIKTIK!


Otranto Şatosu
Gotik türde de bu kitabı örnek vermek istedim çünkü ben de Gotik Okumalar serisi yazıma bu kitapla başlayacağım. Gotik edebiyatın ilk kitabı sayılan bu eseri es geçmeyin derim, yorumumu yakında gireceğim. :) 


Lucian
Severek okuduğum bu etkileyici fantastik hikaye de kış okumaları listesine alınacaklardan. Herkese uyar mı emin olamadığım için sizi yorumuma yönlendiriyorum.


Mekanik Melek
Fantastiklerden gidiyoruz madem bu seri de tam bu mevsimlik. Steampunk havasında, eski Londra sokaklarında dolaşırken mevsimi de iliklerinize kadar hissedeceksiniz. 


Tanrıça Serisi
Mitoloji üzerine kurulmuş güzel bir fantastik seriydi bu da. Ki serinin son kitabını henüz okumadığımı hatırlayıp inceden üzüldüm. 


Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer Serisi
Bu seriyi ayrı bir seviyorum. Zaman yolculuğunu konu alan inanılmaz keyifli bir seri. 


Kralların Yolu
Bir epik fantastikle fantastik kısmına son veriyorum. Türü seviyorsanız pişman olmayacağınızı düşünüyorum. 


Charlotte Bronte'nin Gizli Günlükleri
Dünya Klasikleri Romans kategorisinde en çok bilinen isimlerden biri olan Charlotte Bronte üzerine Syria James'in yazdığı kaliteli bir kitap. Çay saatinde, bol tarçınlı saleple harika gidiyor ^_^ Çay saatinde neden salep onu hiç bilmiyorum. :p


Jane Austen'ın Kayıp Anıları
Aynı yazarın elinden çıkmış, yine romans klasikleri içinde sevilen yazarlardan biri olan Jane Austen üzerine bu kitap da. Bu kitabı satın aldım, ancak henüz okumadım. Ama ilk kitabı referans alarak bu listeye alıverdim. 


Yedi Gece 
Tarihi aşk romanlarına geçersek kış vakti bir kalede geçen bu romanı yazarın da hayranı olarak çok sevmiştim. 


Güllerin Fısıltısı
İskoçlar, kaleler deyince aklıma gelen kitaplardan biri de bu oldu. Bunda da soğuk rüzgarlar esiyordu :p Oldukça da duygusal bir kitaptı. Tarihi Aşk Romanı kategorisinde güzel bir kitaptı.


Gelin
Yorumunu yazamadığım tarihi aşk romanlarından biri daha. Bu listeye almak istedim. 


Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var
Geçen sene yeni yıl kitabı olarak çıkmıştı. 
Kapağı ve adıyla mevsime uyan bu hikaye içinizi ısıtacak. 


Sweeney
Linda Howard'ın birçok kitabını bu kategoriye alabilirdim aslında. Ama ben Sweeney kitabını seçtim örnek olarak. İçinde aşk, polisiye, fantastik ögeler kısaca her şey olan bir hikaye. :) 

Karlı Dağın Ateşi
Bir kayak merkezinde geçen bir beyaz dizi. Bol karlı. :) 
Yazarı Sally Wentworth


Hayalet
Charlotte Lamb'ın yazdığı gizemli havası olan, yer yer ürpertici bir beyaz dizi. 

Kitap kısmına burada son veriyorum. Birkaç kitap dedim ama bayağı olmuş. :)



Yine kışın bol abur bucurlu yorgan altı aktivitelerinden biri de film/dizi seansları. Bakınız Bridget Jones'un İzinde Yazım :) 
Özellikle gece yarısı yapıldığında bu aktivitenin tadı ikiye katlanabilir. Mısır da patlattık mı değmeyin keyfimize. :)


Ben izlediğim, okuduğum şeyleri tekrar tekrar izlemeyi, okumayı severim.
Her kış illa ki bir kere Bridget Jones'un Günlüğü'nü tekrar izlerim. 



Bir de Doctor Who'nun The Doctor, The Widow and The Wardrobe isimli yılbaşı özel bölümünü. :) 
Sherlock Yılbaşı özel bölümü de ilaç gibi geldi tabii. :) Bölüm hakkındaki yazımı okumak için TIKTIK!


Aslında kışın izlemesi en eğlenceli dizilerden biri Game of Thrones olsa da baharda çıkan yeni sezonu kışa kadar hiçbirinizin beklemeyeceğini biliyorum. O yüzden benim gibi tekrar tekrar aynı şeyleri seven biriyseniz neden olmasın diyorum. :)
Kış aylarında sezona giren dizilerden bu sene en çok ilgimi çekenlere örnek veriyorum.


Marco Polo 
2015 bu dizinin ilk sezonu ekranlara geldi. Yeni dizilerden biri. 10 bölümlük. Konusu kısaca şöyle: Ünlü Venedikli gezginin gençlik yıllarını ekranlara getiren dizi, Kubilay Han’ın hüküm sürdüğü 13. yüzyıl Çin’inde geçmekte... Bilmediği bir coğrafyada siyasi hesaplaşmaların ortasında kalan kahramanımız, Kubilay Han’ın imparatorluğunu korumaya çalışıyor. İtalyan aktör Lorenzo Richelmy'nin başrolde olduğu yapım; Malezya, Kazakistan ve İtalya gibi farklı ülkelerde çekildi.


Benim beğendiğim, konusu ilginizi çekiyorsa (bence çekmiyorsa da -_-) denemeniz gereken bir dizi. 




Banshee 
Bu dizi de yenilerden. Bir girdi pir girdi bana göre. Konusunu aşağıda vereceğim bu diziye de bir kez olsun bakmanızı öneriyorum.

Bir zamanlar ülkenin en ünlüleri içinde yer alan bir mücevher hırsızı hapishaneden yeni çıkmıştır. Yeraltı dünyasından bir arkadaşının yardımı ile, hapishaneye düşmesine sebep olan soygundan kazandıklarına sahip olan eski ortağının peşine düşer. Fakat aradan 15 sene geçmiştir ve Anna olarak tanıdığı bayan bundan böyle Carrie ismini kullanan saygın bir emlakçıdır. Kadın Bölge Başsavcısı ile evlidir ve iki çocuğu bulunmaktadır. Peki ya soygundaki pırlantalara ne oldu?
Bu sırada, bizim mücevher hırsızımız kasabaya yeni şerif ile aynı anda gelir fakat birkaç olaydan sonra kahramanımız şerif Lucas Hood kılığına girer ve kasabaya kendisini öyle tanıtır. Banshee korkunç derecede kanunsuz bir kasabadır. Hood da derhal bu durumu benimser ve bölgenin mafya babasına karşı doldurulur. Fakat bir yerlerde Bay Tavşan ismiyle tanınan bir patron daha bulunmaktadır. Bu adam da  15 sene önce pırlantalarını çalan ikiliyi aramaktadır.


Penny Dreadful
Ve son olarak favorimle bitiriyorum. 
İçinde çoğu korku edebiyatı karakterlerini bulabileceğiniz, yok yok bir dizi. Gotik havasına bayılıyorum.
Bunlar dışında Da Vinci's Demons, Hemlock Grove, Poldark ve Vikings de bu mevsimde güzel giden dizilerden. 

Kore dizisi olarak da Monstar, Master's Sun, Gu Familybook, Flower Boy Next Door, Iris, Bride of Century (tabii izlemeyen kaldıysa :D ) kış mevsiminde izleyip zevk aldığım dizilerden. 



Yazıyı burada bitiriyorum. 
Umarın sevmişsinizdir. 
Öpücükler :* 



*Başlık ismi Orhan Veli'nin şiirinden esinlenilmiştir.
 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »