30 Ocak 2018 Salı

Ben Mi Geldim? :/


Tekrardan merhabalar;
Ne zaman yayınlayacağımı dahi bilmediğim bir yazıya başladım az önce. :)
Bir süredir bloga yazı yazamadığımı fark eden oldu mu bilmiyorum ama ben bunun farkında ve ihtiyacındayım.
Öncelikle mazeretlerimi sayayım da bu faslı geçelim isterseniz. Öncelikle 3 ay kadar önce taşındık. Temmuz, Ağustos aylarında ev arama ile başlayan süreç Ekim sonu taşınmamızla son buldu. Doğduğumdan beri yaşadığım evden ayrıldım yani. Ev bulunması, işlemler, eski evi toplamak, yeni evi temizleyip yerleştirmek dahil tüm süreçlerde faal olarak bulunduğum için olduğum yerde uyuduğum çok zamanlar oldu. Hayatımda ilk kez taşındığım pek belliydi yani. :)
Üstüne taşındığımız yeni bir evdi ve henüz internet altyapısı yoktu gibi skandal olaylar sonucu taşınalı 3 ay geçmesine rağmen hala internetimiz yok. 2 ay önce kadar da işe girdim. Ve şu an bu postu iş arasında telefonumdan yazıyorum. Ağlama kısmı bu kadardı; teşekkür ediyorum henüz okumayı bırakmamış olanlara :*
Blog yazmayı gerçekten seviyorum. Yazdıklarımı twitter'da, instagram'da paylaşsam dahi oralarda misafirmiş gibi hissediyorum, sonuna kadar özgür değilmişim gibi. Ama bloga yazdığım zaman evime dönmüş gibi bir his kaplıyor içimi. Yine evimdeyim yani :)
Kimseye özel olmadığını belirterek youtube'dan hunharca kırtasiye, journal vs videoları izlesem de kitap vlogu izlemeye hiç tahammülüm olmadığını uzunca bir süre önce fark ettim. Burda kişileri tenzih ediyorum çünkü birçok kişi izledim ama bana göre olmadığını anladım sadece. Bullet Journal'lar bir yere kadar da Planner'ları da sevmiyormuşum ben mesela. Gönlümce defter tutmayı, kendi düzenimi kendi ihtiyaçlarıma göre oluşturmak daha cazip geliyor ondan belki de.
Çoğu blogger başta itiraz etse de instagrama, youtube'a adapte oldu bile. Ben ise kendimi mülteciden öte görmüyorum diğer sosyal medya hesaplarında. Hele bazı şeyler o kadar çığrından çıkmış durumda ki. Tamamen uzaklaşmak istiyorum her şeyden.
Yayınevleri de kendini bozdu mu desem? Nasıl tabir etsem bilmiyorum. Uzun uzadıya bu konuları konuşasım da yok pek aslına bakarsanız. Ama şu an beni en çok irrite eden şeylerden biri yayınevlerinin birbirlerinin yazarlarına musallat olması. Yazarın bir kitabı ya da serisi bir yayınevinden çıkıyor, bir bakıyoruz hop başka bir yayınevi başka bir serisini, kitabını basıvermiş. Önceden biraz daha saygı ve mesafe vardı. Yayınevi yazarı yarım bırakmıştır, çıkarmıyordur, devretmiştir amenna. Ama böyle yangından mal kaçırır gibi işi kapış kapışa vurdukça gözümde iticileşiyorlar. Bu furyayı da hangi yayınevi başlattıysa tez vakitte tüm yazarları çalınsın diye ummaktan öte gidemiyor insan. :)
Yani ortam boğucu olmaya başladıkça insan içine kapanmak istiyor. Benim de hem içime kapanma ortamım hem de kendimi en çok ifade ettiğim yer burası. Zaten kimse okumasa bile kişisel arşiv tutarım ne güzel diye başlamıştım bu işe. Öyle de devam ederim gibi. İş ki şartlarım beni böyle zorlamasın.
Bu aralar neler okuyorum diye sorarsanız; okumaya vakit bulamadığımda ya da  biraz uzaklaşmışsam romans, tarihi romans ya da yetişkin romanslar daha kolay hatta epey kolay okunduklarından onları tercih ediyorum. Bu süreçte bu türden epey kitap okudum. Bazı serilerin devam kitaplarındaysam baştan başladım çünkü 2014-2016 dönemi bende yok gibi. O dönem okuduğum çoğu kitabı hatırlamakta zorlanıyorum. Baştan okumak da bana iyi geldi, serileri genelde arka arkaya okumayı seviyorum. Kafamda topluca bir yere oturuyorlar çünkü.
Artık bir güncelleme yapmanın zamanı gelmiş gibi hissettim.
Telefondan yazdığım sanırım ilk postumdan  sevgiler :*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

23 Ekim 2017 Pazartesi

Güney Kore Dizilerinden Uyarlama Kitaplar

Merhabalar,
Güney Kore kültürüyle ilgili insanlar için -ki ben de bu gruptanım- dizi/filmler, müzik, yemek kültürü vs. gibi başlıklar dışında Güney Kore edebiyatı da ilgi çekici durumda. Daha önce Koreli yazarların kitapları ülkemizde yayınlandı. Bunların bir ayağı da sevdiğimiz dizilerin sayfalar şeklinde karşımıza çıkmış hali; Güney Kore dizilerinden uyarlama kitaplar. 

Ve bu ayağı da Olimpos Yayınları temsil ediyor. Yayınevinin çıkardığı bu kitapları kısaca tanıtayım. 


Gizli Bahçe / Secret Garden

Birçok kişinin ilk Kore dizisidir bu dizi. :) İlk cilt şeklinde bizlerle buluştu. 

Konusu ise şöyle: 

Diziyi sevdiyseniz, kitaba bayılacaksınız!
Önceden fark edemedikleri benliklerini, ancak ruhları yer değiştirdikten sonra fark eden iki kişinin kendi vücutlarını geri almak için girdikleri aşk kokan yarış.
“Parasız, tipsiz bir erkeği affetsem bile yumruğu yavaş bir erkeği affetmem.”
İstese de gizleyemeyeceği, ucuz makyaj yapsa bile göz alıcı bir güzelliğe sahip,
“Neden aksiyon dublörlüğü yapıyorsun?” diye sorulduğunda “Kaderim.” diye yanıtlayıp gülümsemesiyle ışıldayan, Yemek yedikten sonra kendi hesabını kendi ödeyen, Kaba ve kötü biriyle karşılaştığında ona sert bir uçan tekme atan kız. Gururum incinse de, bu garip kızı sürekli özlüyorum. 
“Tanrı kesinlikle kadın olmalı. Bu yüzden beni yarattı.”
Zaman ve duygu israfı yapmak istemeyen, anlaşmalı evliliğin en iyi romantizm olduğuna inanan; düşüncesiz, olgunlaşmamış ve şeytani fikirlerine bakılırsa, Tanrı’nın bu insanı yaratırken bir an uyukladığı kesin. Başkasının acısını umursamayan, başkasının duygularını hiç umursamayan bu adam, tatlı ama bir o kadar da tehlikeli. Secret Garden, Onediocom’un “İzlemeniz Gereken 15 Kore Dizisi” listesinde 1. sırada yer alıyor.
Güney Kore'nin en fazla bilinen ve sevilen dizisi. Karakterleri Gil Ra Im (Ha Ji won) ve Kim Joo Won (Hyun Bin)’un canlandırdığı; zaman zaman güldürecek, zaman zaman ağlatacak mükemmel bir dizi. İtinayla Tavsiye Edilir!
–onediocom





Kız Arkadaşım 9 Kuyruklu Bir Tilki / My Girlfriend is a Gumiho

Yine klasikleşmiş dizilerden birinin kitabı. Gumiho, Güney Korelilerin dizilerinde bolca yer alan fantastik bir yaratık, diğer adıyla dokuz kuyruklu tilki. 

Konusu ise şöyle:

Dünyaca ünlü Kore draması My Girlfriend is a Gumiho’nun romanı şimdi Türkiye’de

500 yıl sonra hapis hayatından kurtulan inanılmaz güzellikteki Dokuz Kuyruklu Tilki ile
sorumluluk sahibi olmaktan yoksun dublör adayı Cha Dae Woong'un romantik-komedi tadındaki hikâyesi... Samsingak Tapınağı'ndaki resme hapsedilmiş olan Dokuz Kuyruklu Tilki'nin mührünü farkında olmadan kıran Cha Dae Woong, dağın derinliklerindeki bir uçurumdan yuvarlanıp ciddi bir şekilde yaralanır. Hapsedildiği resimden kurtulan Gumiho, değerli tilki boncuğunu Dae Woong'a vererek onun hayatını kurtarır. Fakat efsaneye göre insanların ciğerini yiyen Dokuz Kuyruklu Tilki'nin kendisini öldüreceğine inanan Dae Woong ondan kurtulmanın yollarını ararken ikisi için de efsanedeki gibi gerçekleşmesi mümkün olmayan bir aşk başlar.



Prensesim / My Princess

Ve son olarak turunu yaptığımız Prensesim romanı. Konusu ise şöyle: 

İmparatorluk hanedanında tatlı, eşsiz bir aşk! Seol hiçbir zaman Kore Krallığı'nın bir prensesi olmayı dilememişti. Aslında birçok part-time işte çalışan bir öğrenciden başka bir şey değildi. Kaderin cilvesiyle Seol, kendisini sarayda bulur ve prenses olma etiği üzerine ders almaya başlar. Sürpriz bir şekilde bu dersleri kendisine veren kişi de daha önce Seol'un başını derde sokan diplomat Hae Young olur. Görünüşe göre, Hae Young da Seol'a ders verme konusunda çok masum değildir. Kraliyet hazinesine  ulaşabilmek adına, Seol'u saraydan atmak için elinden geleni ardına koymayacaktır. Fakat farkında olmadan gün geçtikçe birbirine daha yakınlaşır ve bağlanırlar. Acaba Hae Young kraliyet hazinesinin peşinden koşmayı bırakıp Seol'u tercih edecek midir? Prensesim, hem Güney Kore hem de uluslararası boyutta izleyicileri tarafından çok sevilen tatlı ve unutulmaz bir romantik komedi dizisidir. 


İzledikten sonra kitap olarak elde tutmak ise apayrı bir mutluluk. :)


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!

Devamını Oku »

21 Ekim 2017 Cumartesi

OKK 51.Blog Tur: Prensesim - Hyun Kyung Sohn / Kitap Tanıtımı


 Herkese merhaba!
OKK'nın 51. blog turunun konuğu Olimpos Yayınları'ndan çıkan Hyun Kyung Sohn'un Prensesim romanı!



Kitabımızı Tanıyalım^^




İmparatorluk hanedanında tatlı, eşsiz bir aşk! Seol hiçbir zaman Kore Krallığı'nın bir prensesi olmayı dilememişti. Aslında birçok part-time işte çalışan bir öğrenciden başka bir şey değildi. Kaderin cilvesiyle Seol, kendisini sarayda bulur ve prenses olma etiği üzerine ders almaya başlar. Sürpriz bir şekilde bu dersleri kendisine veren kişi de daha önce Seol'un başını derde sokan diplomat Hae Young olur. Görünüşe göre, Hae Young da Seol'a ders verme konusunda çok masum değildir. Kraliyet hazinesine  ulaşabilmek adına, Seol'u saraydan atmak için elinden geleni ardına koymayacaktır. Fakat farkında olmadan gün geçtikçe birbirine daha yakınlaşır ve bağlanırlar. Acaba Hae Young kraliyet hazinesinin peşinden koşmayı bırakıp Seol'u tercih edecek midir? Prensesim, hem Güney Kore hem de uluslararası boyutta izleyicileri tarafından çok sevilen tatlı ve unutulmaz bir romantik komedi dizisidir. 




Tur Takvimimiz^^


21.10.2017
Duyuru – Takvim – Çekiliş

22.10.2017
Fighting!!- Prenses ve Yaverleri.
Evil'in Dünyası - Ön Okuma.

23.10.2017
Kütüphanemden Kitap Manzaraları- Güney Kore Dizilerinden Uyarlama Kitaplar


24.10.2017
Yorum



ÇEKİLİŞ!!!

1 kişiye hediye ettiğimiz kitabımızı kazanmak isteyenleri Okuyan Kızlar Kulübü Instagram sayfasına bekliyoruz ;) 





Katkılarından dolayı Olimpos Yayınlarına teşekkür ederiz.




Takipte kalın^^
Devamını Oku »

3 Eylül 2017 Pazar

Satılık Kitaplarım



Merhabalar, 

Bugüne kadar hiçbir kitabımı ne sattım, ne de sahafa verdim. 
Çocukluğumdan beri kendi çabamla oluşturduğum kütüphanemde birkaç bin kitap var. 
Elediğim, elden geçirdiğim kitapları genelde çevremdekilere, eşime dostuma dağıtırım. Ancak birkaç senedir doğru dürüst eleme yapamadım işler güçler yüzünden. 
Şimdi ise taşınmamız mevzu bahis ve benim kitaplarımın yarısını, belki yarısından da çoğunu yanımda götürme imkanım yok. Bu nedenle kitaplarımı elden çıkarmaya karar verdim.  
Okullara uygun olanları bağışlamak üzere ayırdım. Diğerlerini ise cüzi miktarlara blogumun facebook sayfasında satıyorum. Elden geçirdikçe yeni kitaplar ekleyeceğim. 

İlgileniyorsanız BURAYA Tıklayın! 


Sevgiler :)


Devamını Oku »

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Distopik Kitaplarda Diktatör Rejim Olgusu ve Bu Konuyu Ele Alan Kitaplar




Distopyaları severim. Zaten bu etkinliği yapmamızın nedeni grupça bu türü sıkça okumamız. 

Ütopyadansa distopya tarzı kitapları okumak, bu konuda film/dizi izlemek bana daha cazip gelir. Okuduğum tüm ütopyalarda kendimce bir kusur, aksaklık bulmuşken; her şey bir türlü mükemmel olamazken distopyalardaki baştan aşağı bozuk düzen insanı kendine çekiyor. 

Gerçek hayatta bir ütopyada yaşamayı tercih edecekken kitaplarda okumak nedense beni esnetir, sıkıcı gelir. Distopyalarda insanın hem yıkıcı, hem de buna karşı çıkanlar sayesinde yapıcı gücünü bir arada görmek değişik bir his uyandırıyor. Bu tür 
çelik bir bıçağın yüzeyi kadar soğuk ve keskin, heyecan vericidir. İnsanoğlu işte hepimiz bir parça dram ve kaos olmadan yapamıyoruz. Oğuz Atay'ın da dediği gibi "Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor." 
İşte bunu en iyi hissettiren şeylerden biri de kitaplar. 

Bildiğiniz gibi distopyalar geleceğe dair olası, kötü bir senaryodur. 
Bu senaryoyu da oluşturmanın bir çok yolu olabiliyor. 
salgın hastalıklar, totaliter rejimler, zombi saldırıları, uzaylı istilaları, suyun/havanın tükenmesi, insanların dünyayı terketmek zorunda kalması, göktaşları, çevre kirliliği, iklim değişiklikleri, teknolojinin insanları ele geçirmesi... 

En çok rastladıklarımızdan biri ise totaliter rejimdir, diktatör rejim de diyebiliriz.

Burada sınıf ayrımını ve bu sınıfların hiyerarşik bir şekilde sıralanmasını; yani kast sistemini de açıkça görürüz. Fakir daha fakir, zengin daha zengindir. Ve alt sınıfta olanlar rahatça sömürülüp gözden çıkarılabilir. Yani toplumun yükünü çekenler en çok kazananlardır. 

Baskıyla ya da alt tabakayı türlü vaadlerle kandırmak suretiyle yönetilirler. Ve genelde okuduğumuz bu rejime karşı çıkanların mücadelesidir. seçilmiş kişi/kişilerdir bunlar. Her ne kadar filmler/diziler, kitaplar bu durumun seçilmiş kişiler aracılığıyla değiştirilebileceğini pompalasalar da bazen gerekli olan sadece toplumun bunu istemesidir.

Bu konuyu temel alan kitaplardan bahsetmek gerekirse;


#1 Açlık Oyunları

Bu seriyi bilmeyen yoktur sanırım. Bir dönem hem kitaplarıyla, hem de filmleriyle epey popülerdi. Ve güzel de bir seriydi.

 Eskiden Kuzey Amerika'nın olduğu yerde Panem diye bir devlet var. Devletin merkezi bir nevi asillerden oluşan Capitol. Buradaki herkes her türlü hakka sahip bir tür üst sınıf... 

Bir de mıntıkalar var. Toplamda 12 mıntıka var. Her mıntıkanın uzmanlaştığı bir alan var. Balıkçılık, tarım gibi... Eskiden 13. mıntıka da varmış, ancak daha önce mıntıkalarda oluşan ayaklanmada 13. mıntıka tamamen yok edilmiş. Ve her yıl bunu anmak için her mıntıkadan bir kız, bir erkek Açlık Oyunları'na katılıyor. Ölümüne bir oyuna...    

                                                               
seriye dair yorumum için TIKTIK!



#2 Kızıl Yükseliş - Pierce Brown

Bu kitap benim okuduğum son zamanlarda okuduğum en iyi distopyalardan biriydi. 
İçinde bir parça bilimkurgu da olan heyecanı yüksek bir seri. 




#3 Fahrenheit: 451 - Ray Bradbury

Bu kitap benim Okuma Etkinliği'miz için tekrar okumaya karar verdiğim kitap. Ayrıntılı yorumum gelecek. Kitapların yakıldığı bir gelecekte geçiyor. 



#4 George Orwell 

George Orwell politik eleştiri konusunda güçlü bir isim. 1984 ve Hayvan Çiftliği isimli kitapları zaten kültleşmiş durumda. Okunması gerekenlerden. 



#5 Kül - Shani Petroff & Darci Manley

Yine aynı temayı alan bu kitabın yorumunu One Better Day'den okumak için TIKTIK!

---

Bu konuda bahsedilebilecek hem klasik, hem güncel birçok kitap var. Birkaç örnek vermekle yetiniyorum bu kez. 

Sevgiler :*
 



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
x

Devamını Oku »

20 Temmuz 2017 Perşembe

Okuyan Kızlar Kulübü Distopya Okuma Etkinliği



Herkese merhaba!!
OKK ve can dostlarımız ile beraber bir okuma etkinliği düzenleyelim dedik. Hepimizin sevdiği bir tür olan "distopyayı" seçtik.  4 gün sürecek olan etkinliğimizde hem distopya üzerine yazılar yazacağız hem de her birimiz seçtiğimiz kitapları okuyup, yorumlayacağız. 


Benim seçtiğim kitap yıllar önce okuduğum, tekrar okumak istediğim ve bu türde akla ilk gelen kitaplardan biri olan: Fahrenheit 451 - Ray Bradbury

Kitabın konusu ise şöyle: 


Guy Montag işini seven bir itfaiyeciydi. On yıldır kitap yakıyordu. Gecenin bir yarısında yola çıkışlarını, alevlerin kitapları yutuşunu hiç sorgulamamıştı... Hiç sorgulamamıştı, insanların korkusuzca yaşadıkları bir geçmişi anlatan o 17 yaşındaki genç kızla karşılaşana dek... Montag'ın hayatındaki bütün yanlışlar doğrularla yer değiştirir o andan sonra... İşini, eşini, yaşayışını yeni bir gözle değerlendirir. Önünü alamadığı duyguları onu, asla tahmin edemeyeceği şeyler yapmaya iter. Sansüre, totaliter yönetimlere, kültür endüstrisine ve uzunca bir süredir sürdürdüğümüz yaşam tarzına yönelik en keskin eleştirilerden biri. Okuyun ve kendinizi yeni baştan kurun.



Etkinlik Takvimi


20.07.2017
Duyuru - Tanıtım


21.07.2017
Kitap Tutkusu - Sevdiğim ve Sevmediğim Distopya Karakterleri
Fighting!! -  Distopya Türünden Uyarlanan Filmler ve Okuyucu Tepkileri


22.07.2017
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Distopik Kitaplarda Diktatör Rejim Olgusu ve Bu Konuyu Ele Alan Kitaplar
Fighting!! - OKK'nin Distopya Kitap Önerileri


23.07.2017
Kitap Tutkusu - Kızıl Yükseliş/Pierce Brown
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Fahrenheit 451/Ray Bradbury
Fighting!! - Labirent:Ölümcül Kaçış/James Dashner
One Better Day - Kül/Darci Manley
Evil'in Dünyası - The 100/Kass Morgan




Etkinliğimize katıldıkları için One Better Day ve Evil'in Dünyası'na çok teşekkür ederiz. 

Etkinliğimize herkesi bekleriz.^^





Devamını Oku »

9 Nisan 2017 Pazar

Kapağı Değişengillerden Takvim Kızı



Selamlar,
Biliyorsunuz geçenlerde Arkadya Bitter, Audrey Carlan'ın Takvim Kızı serisini değiştirme kararı aldı ve Ocak ile Şubat aylarını basmış olduğu seriyi sıfırdan kapak değiştirerek yeni bir konseptle bastı. 

Serinin konusu esas kız Mia'nın babasının borcunu ödemek için her ay farklı bir erkeğe eşlik edeceği bir işe girmiş oluşu ve bu adamlarla maceraları. 
Her kitap bir ayı anlatıyor. 
Mia cemiyetin yeni takvim kızı. 

Arkadya Bitter, Arkadya Yayınları'nın yetişkin romans kitapları basan kolu olunca kitaplarda yetişkinlere yönelik sahneler olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. 

Ancak yayınevi bu seriyle kapak konusundaki tarzından ödün verdi, hatta klasik tarzını tamamen yıktı.
Sade kapaklarla ve benzer renklerle seri algısı yaratarak çıkardığı kitapların çerçevesinden çıkıp pop-art tarzında bastı bu kitapları. 


Ve hatta resimde görebileceğiniz gibi serinin adına uygun olacak şekilde bir de takvim yapıldı. Gerçekten güzel bir düşünce. (İlk kitabı yorumladığım yazıyı okumak için TIKTIK!)



İlk iki ay bu şekilde devam ettikten sonra yayınevi sürpriz bir şekilde serinin kapaklarını değiştireceğini açıkladı ve önceki iki kitabı da yeni tasarımla yeniden bastı. 
Kapaklar Arkadya Bitter'in alışılmış tarzında ve kitapları birbirinden ayıran tek şey kapaklardaki ay ibaresi. 


Hal böyle olunca okurlar da 2 ana gruba ayrıldılar. 
Yeni kapakları beğenenler ve yeni kapaklardan nefret edip eski kapaklardan devam edilmesi gerektiğini düşünenler. 

Ne oldu da Arkadya Bitter bir anda kapak değiştirmeye karar verdi net bir bilgimiz yok. 
Ancak öne sürülen fikir şöyle ki kitaplar yetişkin olmasına rağmen kitaplar kapaklarından ötürü yaşı küçük okurları da kendine çekmiş. Fuarlarda satın almak istemişler. Bu yüzden kapak değişikliğini canı gönülden destekleyenler var.

Diğer taraf ise haklı olarak seri bütünlüğü konusunda kaygılı. Yani ellerinde bu kapaklar varken yeni kapaklarla devam etmek malumunuz seriyi uyumsuz hale getirecek. Bu da bir sorun. Onlar da kapaklara yaş ibaresi konularak bu sorunun önüne geçilebileceği kanaatindeler. 

Benim fikrime gelirsek; ben eski kapakları beğeniyordum ve onlarla devam edilmesini tercih ederdim. Ama diğer tarafın öne sürdüğü şey de gerçekten bir sorun olduğu için yaş ibaresinin bulunmasını da talep ederdim. 
Yeni kapakları görsellerde hiç beğenmemiştim. Ancak kitapları elime alınca bir nebze daha çok sevdim çünkü benim sevdiğim gibi şömizsiz, kapak direkt cilt üzerine basılı. Ve malzemesini tam olarak bilmediğim dokuma gibi çok hoş bir cildi var. Basılı hali bir nebze daha güzel yani. 

Kapaklar konusunda fanatik değilim ama yine de gönlümden geçen ilk kapaklarla devam edilmesiydi.
Hem bırakalım bunları, sonuçta mühim olan muhteviyatı, ki seriyi devam kitaplarında sevip sevmeyeceğimi gerçekten merak ediyorum. Ama işin vitrin kısmının da biz okurlar için önemi olduğu yadsınamaz.

Sizin kapaklar hakkındaki düşünceniz nedir? 

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

25 Ocak 2017 Çarşamba

Her Bakış Açısından Yeni Bir Sherlock Holmes


Sherlock Holmes yazıldığı günden beri halka mal olmuş bir karakter. 
Arthur Conan Doyle'un kaleminden çıkıp okurların sahiplenerek yazarını dışarıda bıraktığı biri. 
Şu gün bile popülaritesini kaybetmemiş bir deha. 

Onu ilk olarak Conan Doyle'un külliyatıyla tanıyan herkes, var olan hikaye ve romanlarla yetinememiş bu karakterin aramızda dolaşmaya devam etmesi gerektiğini düşünmüş. Bu nedenle birçok yazar (aynı zamanda Sherlock Holmes okuru) onu yaşatma çabasına katkıda bulunmuş, kendi bakış açılarıyla bir SH macerası yazmış, yazmayı denemişler. 

İnsan zihni olayları, gördüklerini kendine göre yorumlamaya, bazı boşlukları yine kendine göre doldurmaya, gerçekleri çarpıtmaya meyillidir. İnsan zihninin bir olaydan sonra yaşananın sadece %67'sini hatırladığına dair bir araştırma okumuştum. Farklı görgü tanıklarının çelişen şeyler anlattıklarını, yanıldıklarını görmüşüzdür. 

Ve herkesin okuduğu kitaplardan, izlediği filmlerden aldığı mesaj, algılama şekli bambaşka. Eminim her Sherlock Holmes hayranının zihnindeki Sherlock Holmes imgesi de bambaşkadır. 

Bu yüzden farklı yazarlar tarafından yazılan her hikayede yeni bir Sherlock tanıyoruz, farklı özelliklerinin ön plana çıktığını görüyoruz. 


Hangisi Daha Sherlock yazımda çekilen her Sherlock dizisinde/filminde senaristin ve yönetmenin bakış açısıyla Sherlock Holmes ve John Watson'ın hangi yönlerinin öne çıktığından, ne tür değişimler yaşadıklarından bahsetmiştim. 

Tur kitabımız Arıcının Çırağı - Laurie R. King'te de aynı durum söz konusu. Bu kez inzivaya çekilip arılar üzerine çalışmalar yapan bir Sherlock var ve yazarın kendisine eşlik etmek üzere uygun gördüğü kişi 15 yaşında zehir gibi zeki bir kız; Mary Russell. 

Bu güne kadar okuduğum farklı yazarlar tarafından yazılmış Sherlock Holmes kitaplarında da aynı durum söz konusu. Her bir kitapta farklı bir Sherlock okuyor gibi oluyorum. 
Asıl trajik durumsa John Watson için geçerli. Genelde yazarlar Watson'dan kurtulmayı tercih edip onun yerine kendi tercih ettikleri bir karakteri Sherlock'a yaver olarak verirler. 
Yeri gelir bu karakterler Watson'a olan nefretlerini kusmaktan geri kalmazlar. 

Bunun nedeni yüzeysel bakıldığında Sherlock'u yerinden oynatamayacakları için ilk iş Watson'a el yatıp yerine daha "işlevsel" buldukları kendi karakterlerini yerleştirerek farklarını bu şekilde ortaya koymak olabilir. 

Ancak genelde benim aklıma gelen neden bu değil. 
Conan Doyle SH'u yazarken kendini bir türlü SH ile özdeşleştirememiş, ki kendisinin mizacının Sherlock'un  mizacıyla benzer hiçbir yanı yokmuş. Kaderine boyun eğen Doyle, kendi mizacına çok daha uygun olan John Watson'ı yaratarak, onunla özdeşim kurmayı tercih etmiş. 

Sherlock yerinde sabit kalırken yazarlar Watson'la özdeşim kurmaya devam ediyorlar ve kendi Watsonlarını yaratıyorlar gibi gelir bana hep. 

Siz bu konuda nasıl bir bakış açısına sahipsiniz?

Sevgiler :*



Devamını Oku »

23 Ocak 2017 Pazartesi

OKK 50.Blog Tur: Arıcının Çırağı - Laurie R. King // Kitap Tanıtımı




Herkese merhaba!
OKK'nın 50. blog turunun konuğu Portakal Kitap'tan çıkan Laurie R. King'in Arıcının Çırağı   romanı!

Kitabımızı Tanıyalım^^


"Arıcının Çırağı; halihazırda Sherlock Holmes hayranı olanları yeterince memnun edeceği gibi, şüphesiz kendine yeni okurlar da kazandıracak."
School Library Jornal
"Orjinal ve eğlenceli muazzam bir üslup - başından sonuna kadar sizi içine çekiyor!"
Booklist
Tanıdığımız Sherlock Holmes; dahiyane fikirleri, zekası ve pek çok olayın perde arkasındaki gizemi çözmekte üstüne olmayan şahsiyetiyle bir ekol... Bir gün emekli olup da bir kasabada arıcılıkla uğraşacağını duysanız inanır mıydınız? Evet, doğru duydunuz!
Yıl 1915... Sussex'te bir çiftlik evinde arılarıyla karşımıza çıkıyor dahi dedektif Sherlock Holmes. Ta ki yakın zamanlarda öksüz kalmış, en az kendisi kadar zeki ve bir o kadar kendini beğenmiş küçük Mary Russell hayatına girip onu etkileyene kadar...
Ondaki ışığı gören Sherlock, bildiği her şeyi öğretiyor Mary Russell'a; bir ipucunun peşine düşüp büyük resmi görmeyi, bulguları birleştirip bir şüphelinin peşinde iz sürmeyi, kılık değiştirip kendini gizlemeyi ve uzun zamandır unuttuğu içindeki o yılların kıpırtısını... Bir usta-çırak ilişkisi olarak başlayan bu ilişki, kısa sürede muhteşem bir ikilinin soluksuz maceralarına dönüşüyor.
Evet, Sherlock'un yeni sağ kolunu takdim etmekten onur duyarız; Mary Russell.
The New York Times Bestseller yazarı Laurie R. King, "20. Yüzyılın En İyi Polisiye Romanı" ödülünü kazanan Arıcının Çırağı ile sizi tamamıyla yeni maceraların peşinde iz sürmeye davet ediyor!
Takipte kalın! Bu ikilinin ismini yeni kitaplarla daha çok duyacaksınız!


Tur Takvimi


23.01.2017
Duyuru – Takvim – Çekiliş

24.01.2017
Kitap Tutkusu - Sherlock Ürün Dünyası.
Fighting!!- Ön Okuma. 


25.01.2017
Fighting!!-Mary Russell'ı Yazarken!

26.01.2017
Yorum

ÇEKİLİŞ!!

2 kişiye hediye ettiğimiz kitabımızı kazanmak isteyenleri Okuyan Kızlar Kulübü Facebook sayfasına bekliyoruz ;) 

Katkılarından dolayı Portakal Kitap'a teşekkür ederiz.



Takipte kalın^^
Devamını Oku »