26 Temmuz 2017 Çarşamba

Distopik Kitaplarda Diktatör Rejim Olgusu ve Bu Konuyu Ele Alan Kitaplar




Distopyaları severim. Zaten bu etkinliği yapmamızın nedeni grupça bu türü sıkça okumamız. 

Ütopyadansa distopya tarzı kitapları okumak, bu konuda film/dizi izlemek bana daha cazip gelir. Okuduğum tüm ütopyalarda kendimce bir kusur, aksaklık bulmuşken; her şey bir türlü mükemmel olamazken distopyalardaki baştan aşağı bozuk düzen insanı kendine çekiyor. 

Gerçek hayatta bir ütopyada yaşamayı tercih edecekken kitaplarda okumak nedense beni esnetir, sıkıcı gelir. Distopyalarda insanın hem yıkıcı, hem de buna karşı çıkanlar sayesinde yapıcı gücünü bir arada görmek değişik bir his uyandırıyor. Bu tür 
çelik bir bıçağın yüzeyi kadar soğuk ve keskin, heyecan vericidir. İnsanoğlu işte hepimiz bir parça dram ve kaos olmadan yapamıyoruz. Oğuz Atay'ın da dediği gibi "Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor." 
İşte bunu en iyi hissettiren şeylerden biri de kitaplar. 

Bildiğiniz gibi distopyalar geleceğe dair olası, kötü bir senaryodur. 
Bu senaryoyu da oluşturmanın bir çok yolu olabiliyor. 
salgın hastalıklar, totaliter rejimler, zombi saldırıları, uzaylı istilaları, suyun/havanın tükenmesi, insanların dünyayı terketmek zorunda kalması, göktaşları, çevre kirliliği, iklim değişiklikleri, teknolojinin insanları ele geçirmesi... 

En çok rastladıklarımızdan biri ise totaliter rejimdir, diktatör rejim de diyebiliriz.

Burada sınıf ayrımını ve bu sınıfların hiyerarşik bir şekilde sıralanmasını; yani kast sistemini de açıkça görürüz. Fakir daha fakir, zengin daha zengindir. Ve alt sınıfta olanlar rahatça sömürülüp gözden çıkarılabilir. Yani toplumun yükünü çekenler en çok kazananlardır. 

Baskıyla ya da alt tabakayı türlü vaadlerle kandırmak suretiyle yönetilirler. Ve genelde okuduğumuz bu rejime karşı çıkanların mücadelesidir. seçilmiş kişi/kişilerdir bunlar. Her ne kadar filmler/diziler, kitaplar bu durumun seçilmiş kişiler aracılığıyla değiştirilebileceğini pompalasalar da bazen gerekli olan sadece toplumun bunu istemesidir.

Bu konuyu temel alan kitaplardan bahsetmek gerekirse;


#1 Açlık Oyunları

Bu seriyi bilmeyen yoktur sanırım. Bir dönem hem kitaplarıyla, hem de filmleriyle epey popülerdi. Ve güzel de bir seriydi.

 Eskiden Kuzey Amerika'nın olduğu yerde Panem diye bir devlet var. Devletin merkezi bir nevi asillerden oluşan Capitol. Buradaki herkes her türlü hakka sahip bir tür üst sınıf... 

Bir de mıntıkalar var. Toplamda 12 mıntıka var. Her mıntıkanın uzmanlaştığı bir alan var. Balıkçılık, tarım gibi... Eskiden 13. mıntıka da varmış, ancak daha önce mıntıkalarda oluşan ayaklanmada 13. mıntıka tamamen yok edilmiş. Ve her yıl bunu anmak için her mıntıkadan bir kız, bir erkek Açlık Oyunları'na katılıyor. Ölümüne bir oyuna...    

                                                               
seriye dair yorumum için TIKTIK!



#2 Kızıl Yükseliş - Pierce Brown

Bu kitap benim okuduğum son zamanlarda okuduğum en iyi distopyalardan biriydi. 
İçinde bir parça bilimkurgu da olan heyecanı yüksek bir seri. 




#3 Fahrenheit: 451 - Ray Bradbury

Bu kitap benim Okuma Etkinliği'miz için tekrar okumaya karar verdiğim kitap. Ayrıntılı yorumum gelecek. Kitapların yakıldığı bir gelecekte geçiyor. 



#4 George Orwell 

George Orwell politik eleştiri konusunda güçlü bir isim. 1984 ve Hayvan Çiftliği isimli kitapları zaten kültleşmiş durumda. Okunması gerekenlerden. 



#5 Kül - Shani Petroff & Darci Manley

Yine aynı temayı alan bu kitabın yorumunu One Better Day'den okumak için TIKTIK!

---

Bu konuda bahsedilebilecek hem klasik, hem güncel birçok kitap var. Birkaç örnek vermekle yetiniyorum bu kez. 

Sevgiler :*
 



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
x

Devamını Oku »

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Kızıl Yükseliş - Pierce Brown (Red Rising Trilogy / Kızıl İsyan #1)


Kitap Adı: Kızıl Yükseliş
Yazar: Pierce Brown
Çevirmen: Selim Yeniçeri
Yayınevi: Pegasus Yayınları
 Sayfa Sayısı: 445
Basım:  Nisan 2015
Seri: Red Rising Trilogy / Kızıl İsyan #1

Seri Sıralaması:
#1 Kızıl Yükseliş / Red Rising
#2 Altın Oğul / Golden Son
#3 Sabah Yıldızı / Morning Star


"Ölüm söylediğin kadar boş bir şey değil. Asıl boşluk, özgürlük olmadan yaşamaktır, Darrow. Boşluk; korku, kayıp ve ölüm korkusu tarafından zincire vurulmuş halde yaşamaktır. Ben o zincirleri kıralım diyorum. Korku zincirlerini kırarsak, bizi Altın'lara, Toplum'a bağlayan zincirleri de kırarız."

Kızıl Yükseliş duyurulduğu günden beri ilgimi çeken kitaplardan biriydi. Eminim bir çoğunuzun da hemen ilgisini çekti. Kapak tasarımıyla ve konusuyla öne çıkan bir kitaptı. Ciltli ve ciltsiz baskı olarak iki şekilde basıldı. Ben de çıkar çıkmaz kitabı satın aldım, ciltli baskılara zaafım olduğundan ciltli versiyonunu tercih ettim. Kitap elime ulaşır ulaşmaz okumaya başladım. Bu arada kitabı resmen işe gidip gelirken, yollarda okuyup bitirdim. :) Neyse, daha ilk bölümden beni yakaladı ve etkilendim. Her bölümde beğenimin, şaşkınlığımın ve etkilenmemin dozu biraz daha arttı. 
Ve durum böyle olunca daha ilk bölümden kitaptan ne kadar etkilendiğime dair kızları da taciz etmeye başladım. Bir kitaptan daha en başından bu kadar etkilenmek benim için çok nadir olan bir durumdur. Genelde de 'İşte budur!' diye kolay kolay başlamam. Kitabın temposu, şaşırtıcılığı ve etkileyiciği hiç düşmedi, aksine bölümler devam ettikçe sürekli arttı.
Her bölümle kurduğum bir cümle vardı: "Bu kitap beni daha ne kadar şaşırtabilir?" Ama bu sözümün aksine daha fazla şaşırtmaya devam etti. 

Konudan bahsedersem; insanlar artık dünya dışında, başka gezegenlerde koloniler kurmuştur. Bunlardan biri Mars'tır. İnsanlık renklere göre sınıflara ayrılmıştır. Toplumu yöneten en üst sınıf Altınlardır, bir nevi üstün ırktırlar. En alt sınıf ise Kızıllardır. Kızıllar gün yüzü görmeden toprağın altındaki madenlerde çalışıp, gezegeni gelecekteki nesillere hazırladıklarını zannetmektedirler. Bunun gururuyla çalışmaktadırlar. Gezegen yaşanabilir hale geldiğinde emeklerinin karşılığını fazlasıyla alacaklardır. Ve sürekli verilen mesaj şudur: 
"İtaat en yüce erdemdir." 


Ancak Kızıllar kandırılmışlardır. Gezegen çoktan insanlaştırılmıştır ve diğer renkler sefahat içinde yaşamaktadırlar. Kızılların beklediği gün asla gelmeyecektirler. Onlar toplumun köleleridirler. 
Darrow da bu şekilde yaşayan Kızıllardan biridir. 16 yaşındadır ve kolonilerinin göz bebeği olan Eo'yla evlidir. Babası bir tür isyan kabul edilen dansı yaptığı için asılmıştır. Eşi, Darrow'a kandırılmışlıklarını gösterdikten sonra aynı şekilde asılır. Bir şekilde Ares'in oğullarının himayesine giren Darrow, altınların arasına sızacak, toplumu zincirlerden kurtarmaya çalışacaktır. 
Bunun için öncelikle altınların eğitimlerini alıp, yükseldikleri Enstitü'ye girmelidir. Ancak her şey sınavlarla bitmiyordur. Enstitü'nün sıra, masa, defter, kitap tarzı bir okul olmadığını anladığında Darrow, kendini bir ölüm kalım mücadelesinin içinde bulur. Olaylar böyle başlar.

"Ben dünyaları ateşe verecek olan kıvılcımdım. Ben zincirleri kıracak olan çekiçtim."

Üç kitaplık bir seri. 3. kitap henüz yurtdışında da çıkmadı. Okurken ara ara aklınıza Açlık Oyunları serisi gelebilir. Distopya olmaları, yine kandırılan ve aç bırakılan kolonilerin varlığı, yöneten üst tabakanın tavrı ve tarzı, verilen ölüm kalım mücadelesi gibi yönlerden benzer olmalarının yanı sıra bu kitabın çok daha farklı bir yolu olduğunu söyleyebilirim. Sadece Açlık Oyunlarını akla getirebilir, sonuçta yukarıdaki gibi ortak yanları var. Onun dışında çok da fazla paralellik yok, Kızıl Yükseliş çok çok daha farklı bir kitap. Ve bana göre daha üst düzey bir kitap.
Bu seriyi beğenmekle  kalmadım, bayıldım. Üçyüz milyonuncu kez dediğim üzere beni çok etkiledi, birçok yerde resmen vurdu. 
Beni en çok çarpan kısımlardan biri şuydu: 

"Gülümsememe rağmen, içten içe ne kadar soğuk olduğumu bilmiyordu; sohbet, mimikler, gülümsemeler, hepsi roldü. Matteo beni iyi yetiştirmişti fakat hakkını vermem gerekirse Julian hiç de canavara benzemiyordu.
Bir canavar olmalıydı."

Bu kısım hakkında belki de sayfalar dolusu yazabilirim. Düşmanının, hepsini öldürecek kadar bilendiğin bir sınıfın canavar olmasını beklemek, canavar olmaları işleri kolaylaştırırdı herhalde. Ama hepsinin öyle olmadığını görmek, bambaşka taraflarını tanımak oldukça çarpıcıydı bana göre. 

Tüm renklerin sembolleri ve piramitteki yeri ise şöyle:

Distopya severlerin çok beğeneceğini düşündüğüm bir seri.
Ben de devamını merakla bekleyeceğim. 
Sevgiler :*

PUANIM:


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »