27 Şubat 2021 Cumartesi

Türk Beyaz Diziler #1 / İlk Aşkım - Yosun Yeşilmen


Merhabalar, hoş geldiniz :)

Başlık belki biraz şaşırtıcı olabilir. Ama açıklayacağım. Blogda beyaz dizilere dair pek çok yazı yazdım. Bazılarını yorumladım da. Beyaz Dizileri/Harlequinleri araştırdığım dönemde Artemis Hafta Sonu ile birlikle verilen Türk işi beyaz dizileri keşfettim bir sahafta. Türk bir yazar tarafından yazılmışlardı: Yosun Yeşilmen

Ben böyle şeyleri çok merak ederim. Bazı şeyleri salt sosyolojik olarak incelemek hoşuma gider. Türkiye'de bu tarz kitapların popüler olduğu dönemde bu türü denememiş olmamız şaşırtıcı olurdu sanırım. Beyaz dizilerin yurt dışında yazılma amacının 70lerden sonra gelen hippi dalgasının etkisini yumuşatmak olduğunu okumuştum bir yerlerde. Bizdeki amacı ne olabilirdi acaba?

Sahafta karşılaştığım bu kitapları çok cüzi bir rakama aldım. Üç taneydiler zaten, üçünü de aynı yazar yazmış. Yerli Dizi'nin 1,2 ve 4 nolu kitapları var elimde. Bir numarayı alır almaz okumuştum. Ve blogumda bununla ilgili bir yazı olmasını istedim. O yüzden tekrar okudum. Siz de benim gibi merak ediyorsanız, lütfen alt satırlara doğru beni takip edin. :)

Öncelikle yazardan başlamak istiyorum. Yosun Yeşilmen benim ilk kez bu kitaplarda gördüğüm bir yazar oldu. Kitaplardan ilkinde yok ama sonrakilerde yazardan bahseden şöyle bir paragraf var: "Yosun Yeşilmen, 1970 yılında İstanbul'da doğdu. Kadıköy Anadolu Lisesi ve İstanbul Üniversitesi - İngiliz Edebiyatı'nda okudu. Aynı üniversitede Edebiyat Psikolojisi üzerine bir master tezi hazırladı. BBC televizyonu için çekilen dizilerde editör olarak çalışıyor. Londra'da eşi ve kızıyla birlikte yaşıyor." Bu paragrafı kitabı okumadan önce fark etmemiş, sonradan okumuştum. Şimdilik bu bilgiler de cepte. Bazen eserler yazardan çok da bağımsız olmuyor. 



Yerli Dizi #1 İLK AŞKIM - YOSUN YEŞİLMEN
Basım: Ağustos, 2006
Sayfa: 113
Konu: İlk bakışta aşk mümkündür derler. Biliyor musunuz? Gerçekten de mümkündür. Ama işte yine de aşkı sürdürmek, aşkı doyasıya yaşamak için sabretmek gerekir bazen.
Naz ve Nejat'ın hikayesinde de böyle oldu...
Bir kadın, bir erkek ve onların arasındaki bağı asla koparmak niyetinde olmayan kaderin başlıca rollerini paylaştığı İlk Aşkım ile masumiyetin sivri dişlerini ve tutkunun vazgeçilmezliğini yaşayacaksınız.

Bu kitapla ilgili ilk okumamdan, yani yıllar öncesinden aklımda kalan "iki" şey vardı. Birincisi kitabın bana hissettirdiği duygu. Alacakaranlık serisi 2. kitabı Yeni Ay'da Bella evin penceresinden bakarken mevsimler geçiyordu ya. Hayat başkaları için devam ederken onun için durmuştu ya, esas kız Naz da odasının penceresinden Nejat'ı keserken ve bitmek bilmeyen Nejat anılarıyla, hayalleriyle doluyken hayat Nejat dahil herkes için devam ediyordu.
İkincisi ise kitabın beni çok boğduğu ve sıktığıydı. Sırf bu yüzden diğer kitapları okumadan Türk Beyaz Dizi defterini kapatmıştım.

Tekrar okuduğumda da pek bir şey değişmedi. Yine kitap beni aşırı derecede yordu ve boğdu. Ve bu sefer bolca öfkelendirdi de. Çünkü bu okuyuşumda kitabın ne kadar cinsiyetçi bir dille yazıldığını da hatırlamış oldum. Ciddi bir kadınlık, erkeklik kalıplarına mahkumiyet vardı. Gözümüze gözümüze sokarcasına. Kadın şöyle zayıftır, duygularına yenik düşer. Erkek böyle güçlüdür, sevse bile unutup başkasıyla olabilir.

Dürüst olacağım. Niyetim üç kitabı da arka arkaya okuyup tek bir yazıda hepsinden bahsetmekti. Ama bu kitap beni o kadar oyaladı ve her satırına o kadar çok takıldım ki birkaç cümleyle geçmek istemiyorum. Madem dönemin ruhunu inceleyeceğiz tam inceleyelim. Okurken notlar da aldım. Biraz uzun olursa affola. :* (Kim okuyacak bu kadar uzun yazıyı diye de düşündüm ama okursanız çok mutlu olurum.)

Naz'ın başarısız randevusuyla başlıyor kitap. Naz, Utku adında bir adamla sevgili ama aynı zamanda çenesinden salata suyu akıtarak yemek yiyen bu adamdan iğreniyor. İlk sayfalar boyunca adamın barzoluğundan yakındığını okuyoruz. Hepimizin sorduğu "Peki, neden bu adama katlanıyorsun?" sorusunu o da kendine soruyor ve cevabı bu adamla asla mutlu olmasa da iyi bir ailesi ve iyi bir işi olduğu için kendini güvende hissedebileceği düşüncesi. Ondan ideal bir koca yapmaya çalışıyor. Oyun hamuru çünkü bu. Kitap ilk sayfadan midede hafiften bir çalkalanma hissi oluşturmuşken Naz dışardan şirin gözükmeye çalıştığı adama içinden hakaretler yağdırırken, öpüşmesini Sivas kangalına, kendisini ise en son buldoğa benzettiği bu adam tarafından terk ediliyor. Bu kısmı Naz'la ilgili fikriniz olsun diye anlattım.

Naz, 33 yaşında ve bir bankada çalışıyor. Orada da mutlu değil ve bunalmış durumdayken izin alarak Datça'daki yazlıklarına ailesinin yanına gidiyor. Komşuları Alp&Leyla çiftinin kızı Şeyma'yla okuldan arkadaşlar ve oğulları Nejat da Naz'ın gençlik aşkı. 
Ve normalde hiçbir yaz Datça'ya gelmeyen Nejat'ın da o yaz geleceği tutuyor. 

Kitap geriye dönüşler şeklinde ilerliyor. Nejat'la Naz'ın yıllar boyunca başından geçenleri ara ara o günlere dönüp okuyor, her defasında daha çok sinir krizi geçiriyoruz. Nejat'la, Şeyma sayesinde tanışıyor Naz. 

Nejat henüz evrimini tamamlamamış bir karakter. O yüzden duygu ve düşüncelerini konuşarak değil bazı ilkel motor hareketlerle ortaya koyuyor. Henüz konuşarak kendini ifade etme güncellemesi gelmediği için kitap boyunca duygu ve düşüncelerini hiçbir şekilde duymuyoruz. Aşırı dengesiz, kötü çocuk özentisi, itme-çekme yaparak ilişki kurmaya çalışan bir canlı. Asla açık davranmıyor. Bir anda sarılabiliyor ya da bir anda gidip başkasıyla evlenebiliyor. 

Naz'la yazlıkta karşılaştıklarında Nejat 2. evliliğini birkaç yıl önce yapmış bir adam. 
Naz'ın hatırladığı anılarda ilişkilerinin Naz'a bir anda sarılmasıyla başlaması. Ama annesi de Nejat da zengin bir eş istiyorlar. O yüzden Naz'ı kendine layık görmüyor ve zengin bir kadınla evleniyor. Naz'ı ısrarla arayarak en güven verdiği anda da ona bunu açıklaması çok çok mide bulandırıcıydı. Altındaki lüks araba, yeni eşinin babasının parasıyla Amerika'da 2 yıl yüksek lisans yapacaklarını ve sonra Avustralya'ya taşınacaklarını falan anlatıyor. Ve buna rağmen Naz'ın hayatına devam etmesine asla izin vermiyor. Geliyor, umut veriyor ve yok oluyor. Sen burada böylece kal, ben zenginliği kazandıktan sonra gelip seninle evleneyim kafasında. Gerçekten çok korkunç. 

Peki Naz ne mi yapıyor? "Tamam ya, bana uyar. Nejat'ın ne olursa olsun 'yırtması' gerekiyor. Bunlar da duyduğum en mantıklı ve anlamlı cümleler o yüzden ben günübirlik belki adam edeceğimi düşündüğüm kişilerle takılayım ama hiçbirinin Nejat olamayacağını kendime kanıtlayarak ömür boyu Nejat'ı bekleyeyim." diye düşünüyor. Bir insan kendinden bu kadar nefret etmemeli bence. Bir insanın kendine bunu reva görmesi çok üzücü.  Çünkü bu Neandertal "Sen benim 'evleneceğim' diyerek eve götürebileceğim biri değilsin. Benim evlenmek için çok başka birine ihtiyacım var." diyebiliyor rahatça. Ailesi biricik, çok kıymetli oğullarının sınıf atlamasını dört gözle bekliyor. Ve kızın karşısına sürekli başka kızlarla çıkıp Naz'ı aşağılıyor, karşıma çıkma evlenmem lazım diye. Evlenmeden bir gün önce gördüğü Naz'a verdiği züğürt tesellisi de şu: Ömür boyu birbirimizi kapsayacağız. Aramızdaki bağ tüm evliliklerden daha ileri vs. Bunlar arabada yakınlaşmışken düğünden bir gün önce trafik kazası geçiriyorlar. Ee, ne demişler: Kötüye bir şey olmaz. Nejat yarasız kurtulurken Naz'ın bacağı arabaya sıkışıyor, ailelerin haberi oluyor ve Nejat ne yapıyor dersiniz? Hiçbir şey. Evet, hiçbir şey yapmıyor. Herkesin Naz için Nejat'ı evlenmeden bir gün önce ayartan kadın olduğunu düşünmesine izin veriyor. Hiçbir şeyden haberi olmayan Şeyma da her cinsiyetçi gibi abisinde zerre kusur bulmuyor. "Abisini baştan çıkaran" Naz'a küsüyor ve bir daha hiç konuşmuyorlar. Hayırdır ya, hani erkekler duygularına teslim olmuyordu? Ah be Naz, keşke bacağın yerine kafan sıkışsaydı da belki aklın başına gelirdi. 

İlk karısından boşandıktan sonra tekrar Naz'ın kapısında bitip onu birilerinden kıskanabiliyor. Kısıtlayabiliyor. Ama yine de Naz'la olmuyor. Sahiplenme, kıskanma krizleri. Ay canım, ne kadar da masum. Biz de yedik. 

Bu geçmiş olaylar sürerken günümüzde ise Nejat, arkadaş grubuyla geldiği Datça'da Naz'ı da buluşmalara dahil ediyor. Ancak bu arkadaş grubundan Can, Naz'a ilgi duymaya başlayınca pençelerini hemen Naz'ın üzerine koyuyor, bir nevi "sahibi" olduğunu belli ediyor. Neyse oturdukları masanın etrafına idrarını yaparak yerini işaretlemediğine şükretmeliyiz. Ve bu durum Naz'ın hoşuna gidiyor! Malum köpek benzetmesine devam ederek: "Can, önünden yemeği alınmış bir köpek gibiydi. Ama cins bir köpek, mesela bir golden retriever. Şirin, masum, evcil. Oysa benim Nejat'ım sahibine aşık bir pitbull gibidir. Kafasına koydu mu parçalar."
Ne kadar hastalıklı bir düşünce bu, açıklama yapmama bile gerek yok sanırım. Ve oradaki kadınların kendisini kıskandığını düşünüyor. Öğk!
Yukarıdaki öğürmeyi erken yapmış olabilirim çünkü Naz'ın zihnindeki düşünceler devam ediyor. Erkeklerin dürtüsel davranışlarının bir hayvanın kakasını tutmadan olduğu yere yapmasına benzeterek kabul edilmesi gerektiğini, kadınların ise dırdırcı ve yakınmacı olduklarını, bundan kurtulmaları gerektiğini düşünüyor. Varsayalım ki öyle, kadınların bu yönünü neden olduğu gibi kabul etmiyoruz? 

Ve daha ne kadar saçmalayıp iğrençleşebilir ki dediğim yerde yine bir geçmişe dönüş yaşıyoruz ve günümüzde tekrar soracağı soruyu Nejat, Naz'a yine bir kıskançlık krizinin ardından soruyor. Bırakıp gittiği Naz'ın yanında bir adam görünce: O adamla yattın mı? Sen zaten bakire de değilsindir, diye kendi kendine hezeyanlar geçiriyor. Kitabı fırlatıp atmak istediğim yer burasıydı. İki kere evlenmiş, hâlâ evli olan mahlukun, Naz'a defalarca umut verdikten sonra ortadan kaybolan mahlukun sorduğu sorulara gel. İkisine de üzülesim gelmedi kitap boyunca, tam birbirlerini bulmuşlar dedim. 

Daha saçma ve iğrenç ne olabilir dedikçe olaylar üzerime yağıyordu. Nejat'ın güncel eşinin Naz'ın en yakın arkadaşının kuzeni olması ve Naz'ın o kadınla sabahlara kadar dertleşmiş olması gerçeği ortaya çıkıyor. Ve Naz yine nato kafa, nato mermer. Anlatacak gerçekten gücüm kalmadı. Yazıyı buraya kadar okuyan kaldı mı? Hiç sanmıyorum. :)

Finali anlatamıyorum madem, kitabı okurken aldığım notlardan birini filtresiz, olduğu haliyle aktarıyorum: 
"Nejat; dengesiz, sağı solu belli olmayan, hesap vermeyen, bir iyi bir kötü, emredici, seri evlenme alışkanlığına sahip, birinin gözlerinin içine bakarken başkasıyla evlenen ve hâlâ o gözlere bakmayı uman, ders çalışcam ben yaa diye evden misafir kovan itin teki." :) Bu da benim hezeyanım. 

Kitapla ilgili bir sürü yorum ve analiz yapabilirim ama anlatmak istediğimi anlattığımı sanıyorum. Böyle bir çiftin ilişkisinden ise bana kalan tek şey şu oldu. Naz, ilişkilerini bir Yeşilçam filmine benzetiyor. Benim daha önce izlemediğim bir filmdi bu. O yüzden mutlu oldum. Yeşilçam izlemeyi çok seviyorum. Bu kitabı okurken o filmi de izledim fırsattan istifade ve hayır ilişkileriyle alakası bile yok. Yine de o filmi izlediğim için mutluyum. Bu yazıdan sonra o filmin yorumu gelecek. Filmin yorumunun linkini TAM BURAYA bırakacağım :) 

Yazımı buraya kadar kimsenin okuduğunu sanmıyorum. Eğer okuduysanız lütfen yorum olarak hayatta olduğunuzu belirtin, ayrıca düşüncelerinizi de çok merak ediyorum. :( Yazdığım en uzun yorumlardan biri sanırım. İkinci ve üçüncü kitapları da kendime işkence etme pahasına okumayı düşünüyorum ama biraz araya ihtiyacım var. Bana katlandığınız için teşekkürler.

Sevgiler :* 


BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ:






Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

15 Kasım 2019 Cuma

Kütüphaneci - Logan Belle ve Yarım Bırakılan Kitap: Kütüphaneci - Judith Kuckart




Kitap Adı: Kütüphaneci
Yazar: Logan Belle
Çevirmen: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Yayınevi: Artemis Yayınları
Orijinal Adı: The Librarian
Basım: Mart 2013
Sayfa Sayısı:325

"Regina kendini bildi bileli içinde taşığı o hissi düşündü: Korku. Doğru şeyi yapmazsa olacaklardan duyduğu korku. Oyunu güvenli oynamazsa. Ve sonra başka bir korkuya kapıldı. Bunu özellikle son zamanlarda sıkça hissediyordu. Hayat onun yanından akıp geçiyordu. O hep dışarıdan bakan oluyordu."

Geçtiğimiz yıllarda okuduğum bir kitabın geç yorumuyla geldim. Bilgisayarımın klavyesinin bozuk olması, taşınma ve yerleşme telaşı, iş durumu derken blogdan epey uzak kaldığımın farkındayım. Ve hiçbir sosyal medya hesabını burası kadar benimseyemiyorum. 
O yüzden söz verip baskı altında kalmadan dilediğimce yazmaya aynı şekilde devam edeceğim. 
Arada taslaklarımın tozunu alıp fî tarihinden kalma yazılar paylaşabilirim, anlayışınıza sığınıyorum :p 
Sararmış çeyiz sandığından mı çıkardın bunları, miras mı kaldı gibi incitici şeyler söylemeyeceğinizi umuyorum. :) Gereksiz kamu spotundan sonra yorumuma geçebilirim. 
(Not: Yukarıdaki girişi taslaktaki bu yazıyı düzenlemeye karar vermişken yazmıştım. İki seneye yakın bir zaman olmuş. :p )


Kütüphaneci kitabı kötü bir tesadüfe uğramış kitaplardan biri. 
Aynı dönemde (2013) hem Artemis Yayınları hem Epsilon, Kütüphaneci adında bir kitap çıkarmıştı. Talihsiz bir olay bu, hem kitap açısından hem yayın evleri açısından.

Ben de bu yazıda sonuna kadar okumuş olduğum için ağırlık Artemis'te olmak üzere bu iki Kütüphaneci kitabından bahsedeceğim. Hayır, Kütüphaneciler haftasına özel bir yazı falan değil. :)



Öncelikle kısaca Epsilon'dan çıkan Kütüphaneci - Judith Kuckart'tan bahsedeyim. Kitabı yarım bırakmış olduğum için epey kısa olacak zaten. :p
Yazarı sanırım 2016'da Tüyap'a davet edilmiş, adından söz ettiren Alman bir yazarmış. Benim pek bilgi sahibi olduğum bir yazar değil. Maalesef, kendisi konusunda cahilim. İki kitap arka arkaya çıkınca karşılaştırılabilir diye almıştım merak ederek. Seneler oluyor. 
Kitapları da arka arkaya okumaya karar vermiştim. 


Artemis'in korkunç kapağının yanında Epsilon'un kapağı çok daha hoş. Kesinlikle!
Ben ayrıca kitabın yabancı kapakları olan resimdeki ilk ve üçüncü kapağı da çok beğendim. 

Ne yazık ki Epsilon'dan çıkan kitap -yor diliyle yani şimdiki zamana göre çevrilmişti. Yabancı dilde bu çok sorun olmasa da Türkçe kitaplarda ciddi bir göz tırmalanmasına yol açıyor. Nadir kitaplar hariç ben hiç odaklanamıyorum bu şekilde çevrilmiş kitaplara. 
Ama pes etmedim, adapte olarak okumaya devam ediyordum ki Thomas Mann isimli karakterin zihni beni o kadar çok rahatsız etti ki kitabı yarım bırakmaya karar verdim. Ve ait olduğu yere göndererek bir kütüphaneye bağışladım. Umarım orada mutlu olursun Thomas.

Ve Artemis'ten çıkan Kütüphaneci - Logan Belle 


"Zihin kendine özgü bir yerdedir ve orada bir cenneti cehenneme, bir cehennemi cennete dönüştürebilir." Milton - Paradise Lost

Bu kitap da beklentilerimi karşılamadı maalesef.
Ama en azından bitirebileceğim bir kitaptı. Kısaca konusundan bahsettikten sonra yukarıdaki cümlemin nedenini açıklayacağım.

Regina Finch, baskıcı annesi nedeniyle gözü pek açılmamış masum bir kızdır. Çabaları sonucu annesinden uzaklaşıp New York Halk Kütüphanesi'ne Kütüphaneci olarak girmeyi başarır. Bu en büyük hayallerinden biridir. New York Halk Kütüphanesi de bu tarz kitap ve filmlerde çok fazla kullanılan bir mekan. Ve çok güzel bir yer değil mi gerçekten? 
Yeni hayatına kavuşan Regina dünyanın en saçma yoluyla milyarder Sebastian Barnes ile tanışır. 2. karşılaşmaları ilkinden de felakettir. 
Bir şekilde Sebastian'ın radarına takılan Regina kendisini onun çekimine kapılmış bulur. 

Bu kitabı okurken fark ettiğim ilk şey karakterlere ısınamadığım oldu. Sanki uzaktan baktım onlara. Beni hiçbir şekilde içine çekmedi.  Sebastian'ın Regina'ya kıyafet almak istediği kısımlar beni irrite etti çünkü Sebastian bunu sanki Regina'nın başına kakarak yapıyordu. Oldukça da düşüncesiz bir karakterdi.

Bettie Page ve fotoğraf detayı güzeldi. Ama kitabın tepesinde kocaman Bettie Page Sunar! diye yazılmış olmasına rağmen iş Sebastian'ın Regina'ya Pin-up Kraliçesi Bettie Page'in fotoğraflarını içeren bir kitap hediye etmesinden ve Regina'nın onu rol model olarak görmesinden ibaretti. 

Kısaca etkisiz bir kitaptı.

Üzgünüm ama Regina Finch, bir Regina George değilsin.
Sevgiler. ^^


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

15 Ağustos 2017 Salı

Eski Sevgili Yeterince Eski Mi? - Ayşe Nesrin


Kitap Adı: Eski Sevgili Yeterince Eski mi?
Yazar: Ayşe Nesrin
Yayınevi: Artemis Yayınları
 Sayfa Sayısı: 115
Basım: Ocak 2010


Bu mini kitap, kitap alışverişlerimin birinde hediye olarak gelmişti. Neymiş, ne değilmiş diye olduğum yerde karıştırırken okumaya başladım. Ve bitiriverdim. Minicik zaten.

Öncelikle bana göre kitabın adının kesinlikle kitapla bir alakası yok. Eski Sevgili Yeterince Eski mi? deyince ayrıldık ama bir şeyler bitmedi hissi veriyor. Ama hayır. 
Kapattığımda ben bu kitabı neden okudum diye düşünüverdim çünkü çok sıradan bir ilişki okudum. Hani bir arkadaşınız gelip size biriyle nasıl tanışıp sevgili olduğunu anlatıyor gibi bir his. Sıfır heyecan, sıfır merak. Karakterlere de olaylara da karşı içimde hiçbir şey uyanmadı. 

Normalde minik kitap mantığını severim. Kapak müthiş olmasa da ortalama seviyede. Burada da sıkıntı yok. Ancak sayfa aralarındaki tiyatro simgeleri ancak bu kadar itici olabilirdi. Ki ben o simgeyi pek sevmem de, yani burada kitaba suç bulmuyorum. Ve konuya da uyuyor. 


Konudan da kısaca bahsedersek, üniversite öğrencisi Esra'nın tiyatro çalışmaları sırasında tanıştığı ve bu dalda çalışan Murat'la ilişkisi anlatılıyor. Pek sıradan da ilerliyor. 

Soruyorum kendime; bana bu kitaptan ne kaldı?

Dipnot: Kitabı siparişten çıkan itici ayraçla okuyup içinde bırakıverdim. 

Sevgiler :*

 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

9 Mart 2017 Perşembe

CNR'A GİTMEDİM KONULU KİTAP ALIŞVERİŞİ

Selamlar, 
Açıldığından beri hiç kaçırmadan her sene gittiğim CNR Kitap Fuarı'na bu sene gitmedim. Bu sene Tüyap'a da gitmedim. Nedense fuarları çok seven benim hiç canım istemedi. Ama tam da CNR'a denk gelen dönemde Kitap Yurdu  ve Okuoku'dan kitap siparişi verdim. 

İlk olarak kitap yurdu siparişimle başlayayım. 



NTV Yayınları güzel çizgi romanlar basıyor. Agatha Christie gibi klasik polisiye çizgi romanlarına da el attıklarını biliyordum ancak Sherlock Holmes çıkarmış olduklarını bilmiyordum. Geçenlerde canlarım Fighting & Evil'in Dünyası blogunun sahibeleri Esram ve Kübram bana çizgi roman serisinin ilk kitabı Kızıl Dosya'yı hediye ettiler. Ne kadar şaşırıp sevindiğimi varın siz düşünün. Ben de serinin geri kalan çizgi romanlarını almaya karar vermiştim ve bu siparişimde de bu üçlüyü aldım. *_*


Sonuç çok hoş bir şey oldu +_+ 


Oyun serisi de olan The Witcher kitaplarını okumayı zaten çok istiyordum. Basıldığına o kadar seviniyorum ki. Oynamak dışında okumanın daha bir güzel olacağına dair bir his var içimde. 


Yahu ne kadar tatlı görünen ve isimlendirilen bir seridir bu Artemis! ^_^
Bir süredir almak istediğim bir kitaptı bu. Yanılmıyorsam bir ana bir yan serisi bulunuyor. İlk kitabı aldım. 


Serilerin sıralamasını da merak edenler için bu resmi buraya bırakıyorum. 


Shakespeare ya da klasikleşmiş yazar&karakterlerle ilgili güncel kurguları, zaman yolculuğu hikayelerine bir çekim duyduğum gerçek. :) 
Bu kitap da zaman yolculuğuyla geçmişe giden oyuncu kızımızın bir papaz olan Shakespeare'i baştan çıkarmaya çalışmasını anlatıyormuş. 


Tesadüfen görüp konusunu beğendiğim için almıştım. Çok ilgi çekici bir konusu var. Bakalım beğenecek miyim?


Her fuara gidişimde illa ki Nemesis'ten bolca alışveriş yapardım. Bu kez eksik olmasın değil mi? :) 
Bu kitapları bir önceki fuarlarda alamamıştım. İyi oldu bence. 


Kitap yurdu alışverişimi toplu halde gösterdikten sonra geçiyorum Okuoku alışverişime. 



Aslında bu alışverişin yegane amacı 9.90 indirimine giren Uzak Yıldızlar'dı. Seriden eksik kitabım kalmamış oldu. 


Aşk Peşinde Bir Yıl yine görüp konusunu beğendiğim için aldığım kitaplardan biriydi. Hiç aklımda yoktu. Annesinin vefatından sonra 1 yıl içerisinde çocukken yaptığı ölmeden yapılacaklar listesini gerçekleştirmesi gereken bir kadının hikayesini anlatıyor. 

Tearling Kraliçesi ise henüz ülkemizde yayınlanmadan gözüme kestirdiğim kitaplardan biriydi. Ama bizdeki kapağını hiç sevmedim. Yurt dışı kapağıyla aşk yaşıyordum açıkçası. 


Orijinal kapak buydu. Ben oradan buradan resim çalıp çırpmayayım dedim ama ciltli baskıyla bu kapak harika durmuş, yandan görünüşü de çok güzeldi. Bunun yanında bizdeki maalesef hayal kırıklığı oldu. Yine de okumak istediğim için aldım. 


Dex'ten de seri devamlarımı aldım. Oyuncu, Sağdıç'a göre çok daha kalındı, şaşırdım. 



Aşk Ve Gurur da Okuoku'nun hediyesiydi. Geçen sefer de Lady Chatterley'in Aşığı'nı göndermişlerdi sağolsunlar. Martı Yayınları'nın yeni ciltli baskılarına yer açmak için mi bilemedim ama ben o yeni baskıları hiç beğenmedim. Martı'yı severim ama olmamış :/
Ama hediyem ve sunumu çok hoş ^_^
Teşekkürler Okuoku.


Okuoku alışverişim ise bu şekildeydi. 


Aldığım tüm kitapları da burada toplucana görebilirsiniz. 
Sizin bu kitaplar içerisinde okumak istedikleriniz, merak ettikleriniz var mı?
Sevgiler:*

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

15 Şubat 2015 Pazar

Mekanik Melek - Cassandra Clare (Cehennem Makineleri #1)


Kitap Adı: Mekanik Melek
Yazar: Cassandra Clare
Orijinal Adı: Clockwork Angel
Çeviri: Selim Yeniçeri
Yayınevi: Artemis Yayınları
 Sayfa Sayısı: 532
Basım: Aralık 2010
Seri: Cehennem Makineleri // The Infernal Devices


Ölümcül Oyuncaklar Serisi (The Mortal Instruments):
 #2 Küller Şehri (City of Ashes)
#3 Camlar Şehri (City of Glass)
#4 Düşmüş Melekler Şehri (City of Fallen Angels)
#5 Kayıp Ruhlar Şehri (City of Lost Souls)
#6 Cennet Ateşi Şehri (City of Heavenly Fire)


Yan Seri: Cehennem Makineleri Serisi (The Infernal Devices):
#1 Mekanik Melek (Clockwork Angel)
#2 Mekanik Prens (Clockwork Prince)
#3 Mekanik Prenses (Clockwork Princess)


Diğer Kitaplar
#Gölge Avcısı'nın El Kitabı (The Shadowhunter's Codex)
#Bane Chronicles 1-11


Eğer dünyada sizi seven, sizi umursayan hiç kimse yoksa, gerçekten var olduğunuz söylenebilir miydi?

Ölümcül Oyuncaklar serisi de harika olmakla birlikte genelde gölge avcıları dendi mi çoğu kişinin Cehennem Makineleri serisini daha çok sevdiği bir gerçek. Bakalım bana göre de öyle mi? ^^

Tessa, Amerika'lı bir genç kızdır. Ona bakan halası da ölünce çalışmak için  İngiltere'ye gitmiş olan ağabeyi Nate'ten bir mektup alır. Ağabeyi Tessa'yı İngiltere'ye çağırıyordur; zarfta bir de bilet vardır. Kızımız kendisini İngiltere'ye götüren gemide; sonsuz okyanusu seyrederken başına geleceklerden habersizdir. 

Önce iskelede kendisini ağabeyine götüreceklerini söyleyen Kara Kardeşler tarafından kaçırılır ve korkunç bir yeteneği olduğunu öğrenir. Üstelik herkes bu yeteneğin peşindedir. Tessa ağabeyini kurtarmaya çalışırken Gölge Avcıları'nın dünyasına giriverir. Ve en korkunç kabuslarında bile göremeyeceği bir durumun içinde buluverir kendini. 

***

Öyle bir zaman hayal edin ki 1800'lerin sonundaki Londra... 
Gölge Avcıları... 
Aşağı Dünyalılar... 
Teknolojinin gelişmediği bir dünyada yaratık avlamak... 

Öyle muhteşem bir atmosferde geçiyor ki kitap; beni etkilememesi imkansızdı. Londra'yı severim, tarihi Londra ise iki katı cezbedici. Gölge Avcıları'nı da severim. Ama günümüzün teknolojik nimetlerinden faydalanamayan, çoğu şeyi daha ilkel yollarla halletmeye çalışan Gölge Avcıları'nın  o etkileyici tarihine şahit olmak paha biçilemez. 
Kendinizi bir anda steampunk bir Londra'da buluyorsunuz. *_*
Tessa'yla okyanusta yolculuk yaparken ağabeyinize kavuşmanın hayalini kuruyor, Kara Kardeşler'in eline düştüğünde yaşağıdı dehşeti onunla birlikte yaşıyorsunuz. Gölge Avcıları dünyasına girdiğinizde ise Will'i gördüğünüzde sizin de onun gibi kalbiniz çarpıyor. 

---
"Ölü."
"Emin misin?"
"Benim dokunuşlarıma tepki vermiyor, öyleyse ölü olmalı."
---

Gölge Avcısı Will görünürde yakışıklı, kendini beğenmiş, ukala ve kendini olduğundan kötü göstermeye çalışıyor her daim. Ancak biraz tanıyınca bunların sadece altındaki kişiyi saklamak için bir maske olduğunuzu görüyorsunuz. 
Etkileyici, iyi, alıp bağrınıza basma hissi uyandıran Jem'in ise korkunç bir sırrı var. 
O dönemlerde bir kadın olarak enstitüyü elinde tutmak için insan üstü güç harcayan Charlotte ve onun icatlarla kafayı bozmuş kocası Henry
Yüzündeki yara iziyle yaşamak zorunda olan hizmetçi Sophie.. 
Ve daha nice çarpıcı karakter. 

---
"Sen Magister mısın?"
"Magister mı? O kelime, Latince'de  usta anlamına gelmiyor mu?"
"Ben... Sanırım öyle."
"Pek çok konuda usta olduğum söylenebilir. Londra sokaklarında yolumu bulmak, kadril dansı yapmak, Japon çiçek düzenleme sanatı, yalan söylemek, sarhoş değilmiş gibi davranmak, büyüleyici özelliklerimle genç kadınları eğlendirmek... Ama, kimse bana usta veya Magister diye hitap etmedi. Ne kadar üzücü..."
---

Cassandra harika dünyalar kurduğu kadar, harika da karakterler yaratıyor. Ancak bana göre en başarılı olduğu şeylerden biri gizem yaratmak. Kitapta insanın nefesini kesen, kitabı elinden bırakıp düşünmek zorunda bırakan olaylar yazması. Öyle üstü kapalı, merak ettirilen şey var ki, bir yerden sonra ağır geliyor. Ancak hiçbir zaman tek kitapta hepsini çözmüyor Cassandra. 

---
"Bu kitaplardan bazıları çok tehlikeli. Temkinli davranmak akıllıca olur."
"Kitaplar söz konusu olduğunda, insan her zaman temkinli davranmalı. Ve bütün kitaplar tehlikelidir çünkü kelimeler bizi değiştirme gücüne sahiptir."
"Herhangi bir kitabın bugüne kadar beni değiştirdiğinden şüpheliyim. Gerçi insana kendini bir koyuna dönüştürmeyi öğreteceğini iddia eden bir kitap okumuştum."
"Ancak güçsüz zihinler şiirden ve edebiyattan etkilenmeyi reddeder."
---

Ben de bu seriyi Ölümcül Oyuncaklar'dan birazcık daha fazla sevdim. Çünkü dediğim gibi o dönem havası kitabı daha fazla sevilir yaptı bana göre. Ayrıca Tessa'nın gölge avcısı olmaması da harika bir şeydi.

Bu kitapta da adı geçen Gölge Avcısı'nın El Kitabı çıktı, ben de aldım ^_^
Sıra çok merak ettiğim Magnus Bane Günceleri'nde. Ki bu kitapta Magnus'un olduğu yerleri resmen içtim. Adam kadınların uğruna cinsiyet değiştirmeyi göze alacakları kadar taş :p 

Muhteşem bir seri, muhteşem bir kitap. 

Bu arada okuduktan belli bir zaman geçtikten sonra anca yorum yazmıştım ve bu yorumu yayınladığımı sanıyordum  o.O Görünce şok oldum :D
Sevgiler :*

PUANIM:

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »