12 Şubat 2017 Pazar

Karanlığın Elli Tonu Filmi Vizyona Girmeden Çabucak Derken Çıkmış Bile :D


YASAL UYARI: Bu yazı tamamen sevgili dostum (ne kadan naziğim) A ile birkaç gün önce olan konuşmamızdan esinlenilmiş bir sohbet yazısıdır. 

Elli Ton serisini kitaplar çıktığı an alarak; çıkar çıkmaz, sıcağı sıcağına okumuştum. Dünya çapında ne çok konuşulan ve ne çok satan bir seriydi.

Bize geldiğinde de tartışmalar dinmedi, şimdi bile bir elli ton geyiği dönüyor sohbetlerde. Yetişkin Romans çıktığı mı var Türkiye'de, durun bir deneyelim, ne menem bir şeymiş görelimcilerin yanı sıra bu kitabı ahlaksızlık olarak nitelediği için ya da edebi hiçbir değeri olmadığı için okumayı tercih etmeyen insanlar vardı elbet. Normalde herkesin kendi köşesine çekilmesi gerekirken o köşeler oldu boks ringinin mavi ve kırmızı köşeleri. Sol kroşeler, aparkatlar havada uçuştu. 


Tam sular duruluyor derken her ballı seride olduğu gibi üstünün kaymağını sıyırıp ekmeğine sürmek isteyenler oldu ve kaçınılmaz bir şekilde serinin beyaz perdeye aktarılacağı açıklandı. 

Normalde kitabını okuduğum serilerin filmlerinde kim oynayacakmış pek merak etmem ve ya filmiyle ilgili heyecan dolu olmam. Ya da bir kitabı okurken karakterleri ne kendimle ne de ünlülerle özdeşleştirmem. Ama bu seriyi okurken Christian Grey olarak zihnimde tek bir görsel vardı o da MattBomer.jpg idi. 

Bu serinin hiçbir zaman büyük bir fanı olmadım, yorumlarımda çoğu konuda eleştirdim vs. Ve seri bittiğinde benim için 5 üzerinden 3,5 / 4 puan arası bir yerdeydi. Yani sevdim ama ölmedim aşaması diyoruz buna. Ancak filmde Matt Bomer'ın oynaması konusunda feci derecede ısrarcıydım. Başka hiçbir oyuncuyu ya da filmde oynaması için düşünülen hiçbir seçeneği Christian'ın C'si olmaya yakın görmüyordum. 

İlk resim hayallerse bu nahoş resim hayatlar oluyor :D 

İçimde gizli tuttuğum fanlık damarı bir tek söz konusu Christian'ı Matt Bomer'ın oynaması gerektiği konusunda belirginleşiyordu. Yoksa Ana'yı falan kim oynamış zerre umurum değildi. 

Gelgelelim James Dornan, Christian olarak seçildiğinde ki Matt'in olmayacağı artık belliydi, çok çok kötü bir seçim olduğunu düşünmüyordum çünkü Once Upon a Time'dan bir sempatim vardı kendisine. Ama ondan Christian olmaması gerektiğinin de ayırdındaydım. 

Bu sırada mavi köşe ve kırmızı köşedeki okurlar arasındaki kırmızı köşede bulunan fanlar kendi aralarında bölündüler elbette. Kim olacak, ne olacak aşamasında ortalık tekrar bir karıştı ve mavi köşedekiler olayları alaycı godaman gülüşleriyle izlediler.

Görmek istediğimiz manzaralar :)
Velhasılı kelam ilk film çıktığında sinemaya gitmedim. Burada protestom tamamen Matt yoksa ben de yokum seviyesindeydi. Ki Matt Bomer hayranı falan da değilim. Sadece kitap dünyasındaki Christian Grey'in paralel evrende bizim dünyamızdaki yansımasıydı o benim için. Acınası.

İlk filmi tam bir Jamiesever olan kuzenimle, patlamış mısır çay eşliğinde pijamalarımızla evde izledik. Ve ben filmi sevmedim. Sadece Jamie yüzünden ve sadece kitapların film uyarlamaları her daim kötüdür breh breh diyerek can çekişmekte olan zavallı entelektüelitem yüzünden de değil. Film gerçekten beklediğimden de kötüydü. Yukarıdaki durumlar nedeniyle pek sevmeyeceğimi tahmin ediyordum, ki beklentimin düşüklüğüne rağmen sevemedim. İşte bu vahim. Kısaca izledik, fena değildi işte aşamasında kaldık. 

Sonrasında 2. filmin teaser'ları falan dönmeye başladı el altından, ilk film kadar gümbür gümbür olmadı sanki. Gümbür gümbür olmadığı izlenimine serinin ciddi tutkunu olan insanlardan hep ne ara yayınlanmış teaser, yuh film vizyona girmiş haberim olmadı gibi şeyler duymam nedeniyle kapıldım.   BURADAN, BURADAN, BURADAN, BURADAN ve hatta BURADAN dolu teaser izleyebilir, ŞURADAN ve ŞURADAN ki  (orijinal Klibi var bir de)  vb de film müziklerini dinleyebilirsiniz. O kısımları geçiyorum. 

Zaten A ile konuşmamız da serinin fanı olaraktan onun aa film ne ara çıkmış, tesadüfen gördüm demesiyle başladı. Ardından sinema konusu açılınca ilk filme Matt yüzünden gitmediğimi, ikinci filme de birinciyi beğenmediğim için gitmeyeceğimi söyledim. Belki bir gün sırf izlemiş olmak için izlerim. Böyle de huysuz, nalet! bir tipim.

 Bu şekilde başlayan konuşmamızın ardından, yukarıda bahsettiklerimin bir kısmının üzerinden geçtikten sonra White Collar'dan bahsederek kapanışı yaptık. :)

Gelip biraz da buralarda huysuzlanayım dedim. 

O değil de bir ara alıp hala okumadığım Grey'i mi okusam. :D

Sizde durumlar nedir? 


 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

2 Şubat 2013 Cumartesi

Özgürlüğün Elli Tonu - E.L James



Kitap Adı: Özgürlüğün Elli Tonu
Yazar: E. L. James
Orjinal Adı: Fifty Shades Of Freed
Çeviri: Sevinç Seyla Tezcan
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 704
Tür: Yetişkin Romans
Seri: Elli Ton (Fifty Shades) Serisi #3

 Fifty Shades Trilogy



Bir seriye daha veda etmiş ve arkasından mendil sallamaktayım... 
Bu seri çok konuşuldu. Şöhretini çok da fazla hak ettiğini düşünmüyorum. Bundan daha az satan ama daha harika kitaplar okudum çünkü. Her şeye rağmen kitap hakkında söylenen olumlu veya olumsuz her  yorumdan bağımsız ele alındığında güzel bir seriydi... İlk kitabın tüm özentiliğine rağmen, kendine bir yol çizebildi iyi veya kötü.

Mükemmel erkek + ona sahip olarak umutları tazeleyen sıradan genç kız + cinsellik + kadınların anaçlığına hitap edecek şekilde şefkat gerektiren, iç acıtan sorunlar tarifiyle fırınlanan ve üstün pazarlama ve reklam stratejileriyle güzelce kabartılan kitap, tatmamız için sunuldu. Ve "end of the story"... 
Gerçi beyaz perdeye aktarılacak olan üçleme bir süre daha konuşulacak gibi... 

İlk kitabı okumayanların yazının devamını okumamaları önerilir. Serinin önceki 2 kitabı ile ilgili yorumlara ulaşmak için tıklayınız:


İlk 2 kitabı okuyanlar bilir 2. kitabın sonunda Ana ve Christian evlenmeye karar vermişlerdi. 3. kitap balayı ile başlıyor. Ben düğünleri ile ilgili daha çok ayrıntı okumak isterdim ama flashbacklerle kısa kısa verilmişti düğün... 

Christian yine oldukça korumacı, Ana yine Christian'a koşulsuz şartsız aşık... 

Çoğu yorumda 3. kitabın gereksiz olduğu, boşuna kitabın uzatıldığıyla ilgili yorumlar okumuştum. Evet, çok fazla laf salatası vardı. Gerçi yazarın 3 kitabında da gereksiz tekrarlar çok fazla... Bu kitap 704 sayfa  olmamalıydı bence, gereğinden uzundu. 

3. kitapla ilgili sevdiğim şey ise yan karakterlere ve yan olaylara daha fazla yer verilmesiydi tabi ki. 2.kitap o kadar 2 kişilikti ki yer yer bunaltmıştı. Onda ise Christian'ın asıl sorununa inen ve çözüm aranan  nispeten daha psikolojik kısımları sevmiştim. 

Bu kitap ise aksiyon yaratalım işe heyecan girsin, diğer kitaplarda yoktu, ayrıca diğer karakterlere de biraz yer verelim, 2 kitaptır çok boşladık, ayıp oldu; bir de fanları tatmin edelim hayatları kesin bir sona bağlansın, muallakta kalmasın düşünceleriyle yazılmıştı...

Yine de gereksiz yerler atıldığında çiftin biraz daha dışa açıldıkları bir kitaptı. O nedenle de olumlu buldum. 
Giriş, gelişme ve sonuç olarak devam etti kitaplar... Ana kendini bayağı aştı 3. kitapta. Christian ise yer yer beni çok kızdırdı. Hatta yine "Ana'nın yerinde olsam ben seni çoktan terk etmiştim aslanııııııım." dediğim yerler oldu. İşin içine Bayan Robinson girdi mi ben Ana'dan da çok geriliyorum, o yüzden çekip gidesim geliyor :)

Ana yine sabrının karşılığını gördü, ne diyeyim... 
Hele sondaki aile tablosu beklediğim bir şey olsa da yine de beni şaşırttı... 

Bir seri daha böyle bitti... Hiç fena değildi... 
Sevgiler...

Puanım: ♥♥♥♥ 

P.S: Christian Grey, Matt Bomer olsun! :)

Sence Matt? 

Devamını Oku »

12 Aralık 2012 Çarşamba

Yeni Aldıklarım


Millet "Okunacak 7 kitabım varken gittim yine kitap aldım, ne kadar çılgınım!" diyedursun ben geride belki de okunmamış birkaç yüz kitabım varken (kitap alma hızım okuma hızımdan bile fazla olduğundan sanırım) yine kitap alışverişi yapmış bulunmaktayım...

Yeni bir kitap sitesi daha bizlerle ve açılışa özel %50 indirim vardı kitapsihirbazı'nda. Ben de Fuardan alamayıp eli boş döndüklerimi sipariş verdim hemen. Ama hem yoğunluk, hem de karşılıklı yanlış anlaşılmalardan ötürü birkaç sorun çıktı, sağolsun ilgilendiler ve nihayet biraz geç de olsa kitaplarıma kavuştum. Yeni bir yapılanma olduğu için bu tarz şeyleri normal karşıladım. Kitaplarımdan biri ki malesef en çok istediklerimde biri olan İçinde Aşk Saklı ellerinde kalmadığından ötürü gönderemediler. Bu kitapla vuslatımız yine bahara kaldı. Şaka şaka, hepsiburadadaki indirimi yakalayıp sipariş veriverdim:) Kitapsihirbazındaki iptalden doğan kredimi de Gabriel Araf'ta için kullanacağım.


İlk olarak Final'ime kavuştummmm :) Şöyle biraz yokladım da unutmuşum neredeyse kitabı. Seriye ve de Patch'e veda :(
Özgürlüğün Elli Tonu'yla sansasyonel serimize de veda edeceğiz. Bir çok kişi 3. kitabı çok gereksiz görmüş efendim, okuyup göreceğimdir :)
Sherlock Holmes - Aklın Şüphesi Suçun Gerçeğidir ile de Sherlock Holmes Hikayeleri serim sona ermiş bulunmakta. Korku Vadisi de 4 romandan elimde eksik olan tek romandı. Böylece o seri de tamamlandı. 
Zehir Ustası benim çok merak ettiğim, konusu da güzel bir kitap. Umarımdır ki kendisi de öyledir.
Bazı Kızlar Isırır kampanyadan faydalanmak için seçenek olarak sunulan kitaplardan biriydi, okumak istediğim bir kitap olduğu için onu seçiverdim, Chicago Vampirleriyle de tanışacağım böylece:)
Ve de ilk alışverişimden ötürü hediye gelen Optimum Kitap'ın ilk gözağrısı Seçilmiş Kişi. Konusu çok ilginç geldi bana. Birçok kişi çeviriden muzdarip, umarım çok göze batmaz... 

Şimdilik kitap alışverişim böyle... Elimde de Vampir Armand var hala, Armand'ın yaşamı da inanılmaz sansasyonelmiş:) Yatmadan onun çalkantılı hayatında biraz daha dolaşayım;)
Sevgilerle...

Devamını Oku »

20 Kasım 2012 Salı

Karanlığın Elli Tonu - E. L. James


Kitap Adı: Karanlığın Elli Tonu
Yazar: E. L. James
Orjinal Adı: Fifty Shades of Darker
Çeviri: Sevinç Seyla Tezcan 
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Basım Yılı: 2012
Seri: Fifty Shades Trilogy 2. Kitap
Serinin Toplam Kitap Sayısı: 3
Sayfa Sayısı: 634

 Fifty Shades Trilogy
#2 Karanlığın Elli Tonu

Anastasia&Christian Gezegenine hoş geldiniz... Ya da Ana in Christianland mı demeliydim? Evet efendim, dünya onların etrafında dönüyor. İkilinin bir arada olmadığı, bedenen olmasa da ruhen, tek bir an bile yok... 
Hani bazı kitaplar için güzel işlenmiş deriz ya. Yan karakterler ve yan olaylarla... En az ana hikaye kadar güzeldir onlar... Bazen sırf o yan karakterler için okursunuz o kitabı... Ama bu kitapta yan hikaye veya hayaletten hallice olan bir yan karakter yok! En çok eksikliğini hissettiğim şeylerden biriydi bu.  
Olaylar hep ikilinin etrafında dönüyor ve bu da kitabı bir yerden sonra tek düze hale sokuyor. Filmi çekildiğinde en iyi yardımcı erkek/bayan oyuncu adayı olarak kimi gösterirler merak ediyorum... 

İlk kitaba göre daha iyi kesinlikle... Yani ilk kitap için yorumumda 'Aşk geliyorrr' düşüncesiyle okuyorsunuz demiştim ya, işte o aşk bu kitapta geliyor, bu da ilk kitaba göre çok daha ileri bir seviyeye taşıyor ikinciyi. Ama yine de insanın aklı almıyor okurken, bu kitap nasıl 40 milyon satar diye. Sanırım bir pazarlama harikası duruyor karşınızda...
Evet, karşınızdaki profesyonel bir eser değil.
Evet, edebi bir şaheser de değil.
Orta halli bir aşk kitabı... 
Çok akıcı bir şekilde okunması da artılarından.
Belki piyasaya sunumundaki cinsellik vurgusu da insanların aklını çeldi bu kadar... 

Kitapla ilgili pek ortalama bir yorum yok. Ya aşkla bağlananlar, ya da tiksintiyle yerin dibine sokanlar... Yorumlarken diğer yorumlardan etkilenmeden tarafsız davranmaya çalışıyorum, ilk kitap için de böyle yapmaya çalıştım. Özgün karakterlerin olmayışı (özellikle ilk kitapta çok göze batıyordu) ve abartılmasıyla yükseltilen beklentiyi karşılayamaması insanı hayal kırıklığına uğratıyor... 'Ben bundan çok ama çok daha güzel aşk romanları okudum, onların günahı ne?' diyorsunuz. Zaten ilk kitaptan o kadar puan kırmamın nedeni de özgünlük eksikliği ve yüksek beklentiyi karşılamamasıydı. Ama ortalama bir aşk kitabı olarak düşünürseniz çok rahat okuyabilirsiniz, güzel... 

İkinci kitaba özel olarak konuşursak ilk kitaptan daha güzel olduğunu tekrar edebilirim. Çünkü işler kağıt üzerindeki soğuk bir anlaşmadan aşka doğru gidiyor. Bunlar daha 5 günlük ayrılıkta deliye döndüler anacım, o derece. Ana'nın sabrına ilk satırlardan hayran mı kalırsınız, salakça mı bulursunuz bilmiyorum ama istediği kadar yakışıklı, zengin vs olsun 120. sayfalarda direk sesli olarak: "Ben olsam Christian'ı terk etmiştim bile." demiştim... Ana şaşırttı beni. Gerçi Edward'ın vampir olduğunu öğrenince kaçmayıp malca bir güvenle kalan Bella'dan farksızdı. Yine de ben o olanlardansa vampir olduğunu duymayı yeğlerim... :) Bıraksalar Ana yerine ben terk edecektim paran da, itaatkarın da, hakimin de başını yesin diyerekten... Ana burada muhtemelen: "İşin kaymağını yiyorum. Araba, bilgisayar, ipad hediye eden, taş gibim, zengin mi zengin; helikopterden planöre, oradan da tekneye kadar her şeyi kullanmayı bilen, harika piyano çalan, mükemmel 'ilahi' bir yaratık var, artık eski hakimi ve itaatkarlarına da katlanacağız." diye düşündü. Gerçi ilerideki Grace&Elena müsabakasını göreceğimi bilsem ben de kalırdım ;)

İnternetten Christian'ın zor kişiliğiyle baş etmek üzerine araştırma yapan Ana'ya François Lelord ve Christophe Andre'nin Zor Kişiliklerle Yaşamak kitabını tavsiye ediyorum. Kitapta Nina Simone'un geçmesine de mutlu oldum bu arada... 

Ana'yla Christian'ın yine o eğlenceli e-postaları okurken gülümsetenlerden. Ve bu kitap Christian neden böyle? sorusunun da cevabı... Christian'ın çözülmeye başladığı kısımdaki o diz çöküşü beni benden almıştı, duygulandım...

Kitabı okunur kılanlardan birisi de son sayfalardaki şok etkisi. İlk kitaptaki ayrılık sahnesinden sonra bu kitaptaki son bir buçuk sayfa 3. kitabı da merak edilir ve okunacaklar listesine alınır kılmış... 

Son olarak ne vasiyet edersin derseniz beklentilerinizi yükseltmeden, kim ne demiş olumlu ya da olumsuz aklınızdan silerek okumanız... 

Nina Simone - I Put a Spell on You ( Benim favorim Sinnerman olsa da...)

PUANIM: ♥♥♥♥

Alıntılar: 

'Neden, neden bana kafa tutuyorsun?' diye mırıldandı... (...)
'Çünkü tutabiliyorum.' 
(Ana'nın Christian'ı kendi sözleriyle vurduğu bu kısımlar hoştu.)

...

Bu bilgiyi sindirmeye çalışıyordum. CEO Christian Grey bir güzellik salonu zincirinin sahibiydi. 

...

'Cüretinize gülüyorum Bayan Lincoln. Christian ve benim sizinle hiçbir işimiz yok. Ve eğer onu terk edersem ve siz peşime düşerseniz sizi bekliyor olacağımdan şüpheniz olmasın. Belki de, taciz ettiğiniz ve büyük olasılıkla eskisinden daha bomb.k bir duruma soktuğunuz on beş yaşındaki bir çocuk için, size kendi acı ilacınızı tattırabilirim... "
Ağzı açık kalmıştı... 

(Ve Ana'nın Elena'ya lafları soktuğu kısım, içimin yağları erimişti...)

...

'Dondurma nerede?'
'Fırında.' Tatlı tatlı gülümsedim. 
Başını yana yatırdı, iç geçirdi ve kafasını salladı. 
'Alaycılık, kıvrak zekanın en alçak biçimidir, Bayan Steele.' Gözleri parlıyordu.
(...)
'O gümüş toplar yanında mı?' 
Ellerini göğüs ve pantolon ceplerinde dolaştırdı. 'Komik olan şu ki, yanımda yedek bir set taşımıyorum, ofiste pek gerek olmuyor.'
'Bunu duyduğuma sevindim, Bay Grey; yanılmıyorsam alaycılığın kıvrak zekanın en alçak biçimi olduğunu söylemiştiniz...'



Devamını Oku »

24 Eylül 2012 Pazartesi

Grinin Elli Tonu - E. L. James




Kitabın Adı: Grinin Elli Tonu

Yazarı: E. L. James
Yayınevi: Pegasus
Orjinal Adı: Fifty Shades Of Grey
Çeviri: Sevinç S. Tezcan
Basım Yılı: Eylül 2012
Sayfa Sayısı: 576
Seri: Fifty Shades Serisi 1. Kitap
Tür: Yetişkin Romans

 Fifty Shades Trilogy


Dünyanın konuştuğu kitap sloganıyla ülkemizde de 18 Eylül'de satışa sunulan Fifty Shades serisinin ilk kitabı Grinin Elli Gölgesini dün itibariyle ben de bitirmiş bulunuyorum. Konusundan daha önce de bahsetmiştim ancak tekrar bahsedeyim... 

İngiliz edebiyatı öğrencisi olan Anastasia Steele okul gazetesinde çalışan ev arkadaşı Kate hastalanınca onun yerine milyarder Christian Grey'le röportaj yapmaya gider. Ancak kapıdan girişi bile yere kapaklanaraktır. Christian Ana'dan etkilenir. Ancak bu kendisinden etkilendiği için mi yoksa tavırlarından dolayı onu bir itaatkar sandığı için mi burası kitapta tam aydınlatılmamıştı. Ben merak ettim açıkçası, gerçi kitap süresince de bir çok ipucu vardı.

Ana da Christian'dan çok etkilenir ancak Christian Ana'ya ilişki teklif eder ve önüne imzalanacak bir sözleşme dayar. Zaten kitap bu teklifin kabul edilip edilmeyeceği ya da şartlar etrafında döndü diyebiliriz. 
Christian 15 yaşında bir Hakim'in İtaatkarı olmuştur ve şimdi ise kendi Hakimdir. Bugüne kadar 15 İtaatkarla birlikte olmuştur ancak daha fazlasını istedikleri için bu ilişkiler kısa sürmüştür. Christian'ın hakimi Ana'nın Mrs Robinson adını taktığı evli bir bayanmış. Açıkçası inanılmaz sinir oldum o kadına. Ciddi manada bir çocuk istismarı!. Ana ise Christian'la normal bir ilişki istemektedir. Daha önce hiçbir ilişkisi olmayan biri olarak Christian'ın teklif ettiği ilişki ona biraz sert ve ters gelmektedir. Christian ise ancak bu şekilde bir ilişki kurabilmektedir. Ayrıca kendisine dokunulmasından da nefret etmektedir.

Ancak Christian Ana'ya bir sürü taviz verir, "Sende bir şey var. Bana ne yaptın?" der sürekli. Zaten kitabı okunabilir yapan kısım da bu. Aşk geliyorrr diye bekliyorsunuz. Yoksa sırf fantazilerden oluşan duygusuz bir kitabı okumak isteyeceğimi sanmıyorum... Ayrıca Christian'ın Ana'nın nereye gittiğini ne yaptığını sürekli bilmesi de beni bayağı güldürmüştü. Gerçek hayatta insanı ürpertecek bir durum olsa da kitapta güldürüyor. Christian kendi tarzında Ana'ya çok değer verdiği bir gerçek.  Güçlü yanının arkasında çok kötü şeyler yaşamış kırılgan biri vardı... Hem çocukluğunda terk edilmenin ve evlat edinilmenin verdiği kırgınlık, hem de mükemmel bir aile tarafından evlat edinilmiş olmanın verdiği yetersizlik duygusu... Sanırım elinden her şeyin gelmesinin bir nedeni de bu... 

Ana'nın iç dünyasında sorunlarını tartıştığı ve her şeye mantıklı bakan kısmı olan bilinçdışı adını verdiği ve bir de duygusal davranan 'içimdeki tanrıça' adını verdiği iki yönü var. Onlarla sürekli tartışması da güzeldi.

Kitapta eğlenceli kısımlardan biri de mailleşmeleriydi tabi ki. Ben çok güldüm o kısımlarda :) 

Ancak tek eksi yön olarak kitabı okurken benim aklım hep başka alanlara kaydı. Örneğin, önceki yazımda yazarın bu kitabı bir forum sitesinde bir Twilight fan hikayesi olarak yazdığını belirtmiştim, o nedenle karakterler inanılmaz derecede Twilight kokuyordu. Ayrı bir kitap olarak çıkarılmasına rağmen üzerinde isimler hariç pek değişiklik yapılmamıştı. Bunu bilmesem de tam bir Twilight hikayesi oldğunu söyleyebilirdim.

Esprili mailleşmeleri ise Bridget Jones'un Günlüğü'nde Bridget'ın Daniel'la mailleşmelerini hatırlattı bana,  esprili yönleriyle özellikle... 

Ayrıca uzun zaman önce izlediğim bir filmi de aklıma getirmişti karakterler kısmında, ama düşündüm filmin adını hatırlayamadım... 

Christian Grey'i okurken aklıma The Secretary'deki Edward Grey de geldi açıkçası...

Christian'ı aslında duygusal buldum bir yönden. Gerçi bu Ana'ya verdiği bir taviz de olsa malesef ki gerçek BDSM ilişkisiyle karıştırılmamalı bence. Diğer yandan ise BDSM'nin sado-mazoşist ilişkilere benzemediği ve karşılıklı memnuniyete dayandığı da bir gerçek tabi...  Yine de pembe hayallere kapılmamak lazım... 

Efendim sonuç olarak kitap bana derleme ve alıntılı gelse de dili akıcı ve kendini okutuyor. Ayrıca çoğu kişiyi kitabı almaktan alıkoyan şeyin cinsellik kısımları olduğunu okumuştum. Okuduğumuz romance'lardaki gibi geldi bana, aşırı rahatsız olmadım... Ağır bir cinsellik yoktu...  Açıkçası Seninim ya da Kördüğüm kitaplarındaki cinsellik bundan daha fazlaydı diye de düşünmüyor değilim...

Son söz olarak akıcı ve güzel okunuyor, o kadar sayfa nasıl bitiyor anlamıyorsunuz... Ama özgünlük benim için çok önemli o nedenle: 
PUANIM: ♥♥♥


2. Kitap Karanlığın Elli Tonu Adıyla Ekim ayında, 3. kitap ise Özgürlüğün Elli Tonu adıyla Kasım ayında raflardaki yerlerini alacakmış... 
Kitabın Amerikan versiyonu ve İngiliz versiyonunda 3. kitabın kapak resimleri farklı. Birinde anahtar resmi varken diğerinde kelepçeler var. Bence konu göz önüne alınınca kelepçe daha mantıklı... Ben de onu beğendim... 

Veee kitabı da okumuş bir insan olarak filmi çekilecekse bence de kesinlikle Christian'ı Matt Bomer oynamalı. Sanki onun hayat bulmuş hali gibi :) Gerçi filmini izleyeceğimden emin değilim ama yakışacak tek seçenek o bence... Ian Somerhalder sen uzak dur lütfen... :)



Devamını Oku »