15 Ekim 2014 Çarşamba

Jennifer E. Smith ile Röportaj ^_^



İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı adlı  kitabıyla konuğumuz olan Jennifer E. Smith'le röportaj yaptım. :)

Öncelikle kendisine nezaketi ve bizim için çektiği bu şirin fotoğraf için teşekkür ederiz. 

    -İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı, Türkiye'de basılan ilk kitabın. Seni daha iyi tanımak isteriz. Bize biraz kendinden bahsedebilir misin?

Kitabımın Türkiye'de basılması beni çok heyecanlandırdı. İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı aslında benim 3. kitabım, ondan sonra da birkaç kitap yazdım. Ama bu kitabın benim için gerçekten anlamı büyük. Umarım beğenirsiniz!

 

-Kitabın gerçekten alışılmadık ve enteresan bir konusu var. İlhamın neydi?

İlhamın bir kısmı benim bir zamanlar Chicago'dan Dublin'e yaptığım yolculukta uçakta  yanımda oturan İrlandalı adamdan geliyor. Neredeyse tüm gün kitaplar ve edebiyat hakkında sohbet ettik ve vardığımızda o yerli yolcular için olan kısma geçti ve ayrılmak zorunda kaldık çünkü o İrlandalıydı, bense Amerikalıyım.


Daha sonra ona hoşça kal demek için bekledim ama onu bir daha göremedim. Biriyle yedi saat birlikte oturup, sohbet edip onun adını bile bilmiyor olmanın kendi içinde aslında harika bir yan taşıdığı düşüncesi beni vurdu. Kitap fikri de böyle çıktı ortaya.

-Peki, böyle anısı olan bir kitabı yazmak senin için kolay oldu mu?
Bazı kitapları yazmak diğerlerinden daha kolaydır. Neden bilmiyorum, bu kitap tamamen içimi döktüğüm bir kitap oldu, ki her zaman böyle olmaz.  Belki kısa bir zaman diliminde geçiyor olduğu için bunun acelesindendir bilmiyorum ama yazarken sanki her şey kolayca aktı gitti . Benim için armağan gibiydi.

- İlk bakışta aşka inanır mısın? ^_^
İnanırım! Daha önce başıma hiç gelmedi ama iyimser ve romantiğim. Ve kesinlikle çabucak gelişen o bağlanmalara inanıyorum...

-Hadley'nin yerinde olsan babanın düğününe katılır mıydın?
Katılacağımı düşünüyorum ama ne kadar zor olacağını hayal bile edemiyorum. Bu kitabı yazdığımdan beri, birçok genç okuyucumdan kendilerinin de aynı durumda olduklarına ve hikayenin onlara da bu konuda ilham verdiğine dair dönüşler aldım. Bunun ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini sadece hayal edebilirim, bu yüzden onların cesaretine hayran kaldım.

-Kitapta Hadley'nin bakış açısını biliyoruz ama Oliver'ın bakış açısını malesef ki bilmiyoruz. Neden?
Aslında daha önceki kitaplarımda alternatif bakış açılarını sunmuş, kitabı iki karakterin birden bakış açısına göre yazmıştım. Ama bir nedenden olayı, bu kitap için ikinci bakış açısını hiç düşünmedim. Çünkü bu kitap başlangıçtan beri Hadley'nin hikayesiydi bana göre.

-Kitabın ilham kaynağıyla ilgili sorudan sonra aslında çok iyi anladım bu cevabı. - ^^

-Bu senin Türkiye'de basılan ilk kitabın. Sıradakinin hangisi olmasını istersin?
Hangisi olduğu hiç fark etmez! Bundan sonra yazdığım kitabın adı "This Is What Happy Looks Like" eğer sıralamaya göre gidilirse, sıradaki o olur. Ayrıca Amerika'da önümüzdeki sonbahar çıkacak olan kitabımın adı  "Hello, Goodbye, and Everything in Between" ve  onun için de çok heyecanlıyım.
-Jennifer'ın kitap adlarına bayıldığımı söylemiş miydim?- :)

-Türkçe edisyon kapağı hakkında ne düşünüyorsun? Favori uluslararası kapağın hangisi?  
Bayıldım! Sen gönderene kadar kapağı görmemiştim. Tüm kapakların içinde sanırım bu gördüğüm tek havaalanı temalı kapak ve harika! Bence muhteşem görünüyor. Bir sürü harika kapak yapıldı ve seçmesi çok zor. Bir de tüm versiyonlarda ne kadar uzun olursa olsun orijinal ismin ve fontun muhafaza edilmesine bayıldım. Kısaca, çok mutluyum!
-Türk okurlarına ve yayıncına söylemek istediğin bir şey var mı?
Kitabımın Türkiye'de basılması ve Türk okuyucuların Hadley ve Oliver'ın hikayesini keşfedecek olmaları beni inanılmaz heyecanlandırdı. Türkiye günün birinde ziyaret etmek istediğim bir ülke ve eğer bir gün gelirsem sizle tanışmayı çok isterim. O zamana kadar keyifli okumalar dilerim. Teşekkürler!  
Biz de kendisine cana yakın tavırları ve şirin cevapları için teşekkür ediyoruz. 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

1 Ekim 2014 Çarşamba

Kitabın İçinden Christina Baker Kline Röportajı


Roxana Robinson, Washington Post tarafından 2008'in en iyi beş romanından biri olarak adlandırılan Cost'un yazarıdır. Birçok kitap yazmıştır. Şimdi kendisinin Christina Baker Kline ile yaptığı röportajı okuyacaksınız. ^_^

Roxana Robinson: Bu kitaba nasıl başladığınızdan bahsedebilir misiniz? Size bu fikri ne verdi?
Yaklaşık on yıl önce eşimin Kuzey Dakota'daki anne ve babasını ziyaret ederken Fort Seward Tarih Kurumu tarafından basılmış, Century of Stories: Jamestown and Stutsman Country, 1883-1983 adında bir kitaba rastladım. Kitapta "Ona 'Öksüzler Treni' diyorlar -pek çok çocuğun bir evi olmasını sağladı," başlıklı bir makale vardı. Hikayede eşimin büyük babası Frank Robertson'a ve onun kardeşlerine oldukça yer verilmişti. Bundan haberim yoktu, daha önce öksüzler trenini hiç duymamıştım. Araştırmalarım sırasında öksüzler treninin Jamestown, Kuzey Dakota'da durmuş ve o trendeki çocukların burada evlat edinilmiş olmasına rağmen, Robertson ailesinin Missouri'den geldiğini öğrendim. Bu konu merakımı uyandırdı ve Amerikan tarihinin pek bilinmeyen bir dönemi hakkında daha fazlasını öğrenmek istedim.

-Öksüzler treninin sizin için en ilgi çekici tarafı neydi?
Sanırım beni öksüzler treninin hikayesine çeken şey, gençlik yıllarına dair çok az şey anlatan büyükanne ve büyükbabamın da birer öksüz olmasıydı. Bir yazar olarak insanların hayat hikayelerini anlatışı ve bu hikayelerin -isteyerek ya da değil- onların kim olduğunu ortaya çıkarışı daima ilgimi çekmiştir. Kelimelerin arasındaki boşluklara, uzun zamandır sırları örtbas eden suskunluklara ve dış görünüşü maskeleyen hikayelere hep ilgi duymuşumdur. 
Kendi kökenim de kısmen İrlandalı olduğundan, onu öksüzler trenine götüren koşullar hakkında sessiz kalan İrlandalı bir kız hakkında yazmak istediğime karar verdim. Kontrolümüz dışında gerçekleşen travmatik olayların hayatımızı nasıl şekillendirdiği hakkında yazmak istedim. "Bilinen dünya ile imkansızlıklar dünyası arasındaki eşikten geçen insanlar, yaşadıklarını aktarmanın ne kadar güç olduğunu keşfederler. " diye yazar Kathryn Harrison. Roman boyunca ana karakterim olan Vivian, geçmişinden duyduğu utançtan uzaklaşıp, nihayet onu kabullenme yoluna gidiyor. Ve bu süreçte kendi hayat hikayesini hatırlayıp anlatmanın yenileyici gücünü öğreniyor. 
Önceki dört romanım gibi Öksüzler Treni de kültürel kimlik ve aile geçmişi gibi sorularla boğuşuyor. Fakat bunun çok daha büyük bir hikaye olduğunu ve geniş çaplı bir araştırma gerektireceğini en başından beri biliyor ve araştırmalarımı genişletmek için büyük bir istek duyuyordum. 



-Romanınızda tarif ettiğiniz yerleri görmek için Orta Batı'ya gittiniz mi?
Uzun zamandır Minnesota ve Kuzey Dakota'ya gidip geliyordum. Minneapolis'i oldukça iyi biliyorum ve o bölgeye büyük bir yakınlık duyuyorum. Eşimin ailesinin Minnesota, Park Rapids yakınlarında bir göl evi var ve orada oldukça vakit geçiriyorum. Romanda adı geçen ve günümüzde hikayenin geçtiği yer olarak görülen Maine, Spruce Harbor gibi pek çok küçük kasaba ise benim hayal ürünüm. (Spruce Harbor, The Way Life Should Be adlı bir diğer romanımda da geçen bir yer. ) Gerçek bir bölgeye hayali bir kasaba yerleştirmek, bana yazar olarak hayal gücümü dilediğimce kullanma özgürlüğü veriyor. 

-Kitabınız için ne tür araştırmalar yaptığınız? Trenle bir bağlantısı olan insanlarla görüştünüz mü? Bu nasıl bir histi?
İnternette New York Times ve diğer gazetelere ait makaleler bulduktan sonra öksüzler treni yolcuları tarafından anlatılan ve tarihi arşivlerde yer alan yüzlerce hikaye okudum. Bu araştırmalar doğrultusunda gittiğim New York Halk Kütüphanesi'nde ise adeta çağdaş bir materyal hazinesi buldum. Konuyla ilgili öyküler, çocukluk romanları, resimli kitaplar okudum. New  York Tenement Müzesi'nde ve Ellis Adası'nda araştırmalar yaptım. Aynı zamanda roman karakterimin İrlanda kökeni hakkında araştırma yapmak için İrlanda'daki Galway şehrine gittim.
Romanımı yazdığım süre boyunca New York ve Minnesota'daki tren yolcularının toplantılarına katıldım. Onlarla ve onların çocuklarıyla, torunlarıyla görüştüm. Hala hayatta olan az sayıda tren yolcusu vardı, onlar da doksan yaşının üzerindeydi. Her birinin bana ve diğerlerine hikayelerini anlatmaya ne kadar hevesli olduğunu görmek beni şaşırtmıştı. Onlarla konuşup hikayelerini dinlerken yaşadıkları zorlukların üzerinde durmadıklarını, onun yerine çocukları ve torunlarıyla birlikte oldukları için - o trenlere binmemiş olsalardı asla sahip olamayacakları hayatları için şükrettiklerini gördüm. Ve romanımda gerçek hayatta zor olan bir şeyi yapabileceğimi fark ettim: Bir kurtuluş hikayesi yaratma gereği duymaksızın, bu deneyimlerin sert detayları üzerinde durabilirdim. 



-Araştırmalarınız esnasında sizi en çok şaşırtan, hiç ummadığınız şey neydi?
On yıllar boyunca insanlar bindikleri trenden başka bir tren olmadığına inanmışlar. Yetmiş beş yıllık büyük bir sosyal deneyin parçası olduklarından haberleri yokmuş. Çocukları ve torunları (ki bazı tahminlere göre iki milyondan fazla kişiler) bu konuyla ilgilenip sorular sormaya başlayan ve diğer tren yolcularıyla tanışıp hikayelerini paylaşana dek gerçeği bilmiyorlarmış.
-Ana karakterleriniz olan iki genç kız, zaman ve koşullar bakımından birbirlerinden oldukça ayrı olsalar da bazı ortak noktaları var. Biraz bundan bahseder misiniz?
Roman yazarken çoğu zaman içgüdülerinizle hareket edersiniz. On yedi yaşında bir Penobscot Kızılderilisi olan Molly hakkında yazmaya başladığımda, ister inanın ister inanmayın, doksan bir yaşındaki varlıklı dul bir kadın olan Vivian  ile aralarında benzerlikler olduğunu hemen fark edememiştim. Fakat yazmaya devam ettikçe, bazı biyografik benzerliklere ek olarak psikolojik bakımdan da benzer olduklarını gördüm. İki karakterin de babası ölmüş, anneleri hastaneye kaldırılmıştı. İkisi de evden eve dolaşmış ve kültürel kalıpları dolayısıyla önyargıyla karşılaşmıştı. İkisinin de aile yadigarı birer tılsımlı eşyası vardı. İkisi için de değişim tanımlayıcı bir ilkeydi. İkisi de genç yaştan itibaren uyum sağlamayı, yeni kimlikler edinmeyi öğrenmişti. Yaşamlarının çoğunu riski azaltarak, karışıklıklardan kaçınarak geçirmiş ve geçmişleri hakkında sessiz kalmışlardı. Vivian - Molly'nin sorularına cevaben- uzun zaman önce yaşadıklarıyla yüzleşmeye başlayana dek, ikisi de yaşamlarında değişiklik yapacak cesareti bulamamıştı.


-Eserinizde bol bol adı geçen Maine ile olan bağınızdan ve hislerinizden bahseder misiniz?
Annem ve babamın Güneyli olmalarına rağmen, ben altı yaşındayken Maine'e taşındık ve bir daha arkamıza bakmadık. Kendime bir Maine'li demesem de iki kız kardeşim orada doğdukları için öyle oldukları söylenebilir. Fakat gençlik yıllarımı Penobscot Nehri'nin yakınlarındaki otuz beş bin nüfuslu bir Maine kasabası olan Bangor'da geçirdim. Yaklaşık on yıl önce annem ve babam Mount Desert Adası'ndaki küçük bir kıyı köyü olan Bass Harbor'a taşındılar. Üç kız kardeşimin de anne ve babamın evine üç kilometre uzaklıkta evleri var ve biri, ailesiyle birlikte tüm yıl boyunca orada yaşıyor. Bense yazları ve diğer tatilleri adada geçirecek kadar şanslıyım. Oğullarım orayı memleketi olarak görüyor. Benim içinse anlamı oldukça basit: Maine benim kişiliğimin bir parçası.

-Kitabınızda zamanı nasıl kullandığınızdan biraz bahseder misiniz?
Öksüzler Treni'nin günümüzü anlatan hikayesi birkaç aylık, geçmişi anlatan bölümleriyse 1829 yılından 1943 yılına kadar yirmi üç yıllık bir süreyi kapsıyor. Bu iki bölümün birbirlerini tamamlaması için aralarında nasıl bir denge kuracağımı bulmak biraz zaman aldı.
Genellikle iki ayrı zamanda geçen hikayeler okurken, bir zamanı diğerine tercih ettiğimi ve onun anlatıldığı bölüme gelmek için sabırsızlandığımı fark ederim. Öksüzler Treni'nde bu durumdan kaçınmak için iki hikayeyi birlikte örerek birbiriyle bağlantılar ve yansımalar taşımalarını sağlamaya çalıştım. Örneğin bir bölümde Vivian'ın büyükannesi ona bir kolye veriyor, sayfalar sonra Molly bu kolyeyle ilgili yorumda bulunuyordu. Ama bu referansların fazla yalın ve açık olmalarını değil, karmaşık olmalarını istedim. Ayrıca geçmişte geçen hikayenin şaşırtıcı bir olayla aniden sonra ermesini ve günümüzde geçen hikayenin, onu kaldığı yerden devam ettirmesini istedim. Böylece hikayenin anlatımı da ortaya çıkmış oluyordu: Vivian, Molly'ye hikayesini günümüzde anlatıyordu. Bazen bütün taşları nasıl yerlerine oturtacağımı düşünmekten başıma ağrılar girdi desem yeridir. Neyse ki editörüm pek çok kez çıkagelip beni bu durumdan kurtardı. 


Röportaj burada sona eriyor. Umarım zevk almışsınızdır ^_^
Sevgiler :*
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

31 Temmuz 2014 Perşembe

Susan Elizabeth Phillips'le Röportaj

 



Kitaplarını sevdiğim yazarlarla röportaj yapmayı, onlara merak ettiğim bir kaç tane de olsa soru sormayı çok seviyorum. Genelde ısrarla sorduğum sabit sorularım var, cidden merak ediyorum. Bir de yazara özel, ilgimi çeken şeylerle ilgili sorular hazırlamaya çalışıyorum. Susan Elizabeth Phillips de bu yazarlar arasına girmeyi hemen başardı. Umarım siz de benim kadar zevk alırsınız. 
---
Susan, öncelikle nezaketin için teşekkür ederim. :)

1- Kitaplarını nasıl ortamlarda yazarsın? Yazarken müzik dinler misin, dinlersen neler dinlersin? Yazarken olmazsa olmazım dediğin şeyler var mı?

Evimde güzel bir ofisim olduğu için şanslıyım. Ama laptopu veranda ile üst kattaki misafir odasındaki rahat koltuğum arasında sık sık taşımak beni bitiriyor. (Laptop’ım internete bağlı değil.) Haftanın altı günü düzenli bir şekilde yazmaya çalışırım, birkaç saat bile olsa. Bu da demektir ki yazmaya kulağımdaki kulaklıklardan gelen doğa sesleriyle konsantre oluyorum. Ve telefon görüşmesi yok, e-mail (Ah, bu benim için çok zor.) yok!



2- Şu an üzerinde çalıştığın kitap hakkında biraz ipucu verir misin?

Yeni kitabım “HEROES ARE MY WEAKNESS”, Amerika’da 26 Ağustos 2014’te satışa sunulacak. Kış mevsiminde, Maine sahili açıklarındaki ıssız bir adada geçiyor. Deniz kıyısına kurulmuş gizemli bir ev var. Bahtsız bir kadın kahraman ve Theo Harp adında esrarengiz bir erkek kahraman (belki de kötü adam). “HEROES ARE MY WEAKNESS”, gurur duyduğum harika gothic romanım. Gothic ögelerin yanı sıra yine modern döngüler ve biraz daha fazla mizah içeriyor, biraz daha…  Aşağıdaki linkte 1. Bölümün ön okumasını bulabilirsiniz. http://susanelizabethphillips.com/members-only-lounge/heroes-are-my-weakness/
-Gothic dedin, ıssız bir yerde gizemli bir ev dedin ve beni bitirdin bile SEP *_* Okumalıyım!!! -

3- Kitaplarındaki karakterlerle benzer yönlerin var mı? Hangi açılardan?

Söylemesi zor. Erkek karakterlerim kadar kendimden emin biri değilim. (ya da işkence çekmiş, ya da dürüst olmak gerekirse yarısı kadar seksi de.)  Kadın karakterlerimle daha benzerim, özellikle LADY BE GOOD’dan Lady Emma’yla ve BREATHING ROOM’dan Dr. Isabel’le.. Lady Emma liderlikten hoşlanıyor Dr.Isabel kaostan nefret ediyor.  Annie’ye gelince farelerden korkmuyor ve benden bir parça (çokça!) daha cesur.

4- Kitaplarındaki favori çiftin hangisi? ^_^

Favori kitabım her daim en son hangi kitabı bitirmişsem, odur. Favori çifte gelince, cevaplaması çok zor, çok fazla çünkü.



5- Kitaplarında tüm hikayenin 2 esas karakter etrafında dönmemesini özellikle seviyorum. Tüm yan karakterler özenli ve ayrıntılı bir şekilde yazılmış ve dikkate değer. Esas karakterlerin aşkı dışında arka planda bir de yetişkin aşk hikayesi oluyor, harika bir durum. Gerçekten içinde birçok ders saklı. Bu konuda ne söylemek istersin?

Teşekkür ederim! Aile ve ilişkiler hakkında olumlu hikayeleri daha çok seviyorum. İç karartıcı kitaplardan nefret ediyorum! Harika karakterler ve geleceğe dair umut, tek istediğim bu! Her zaman kullandığım sloganım şudur: “Hayat depresif kitaplar okumak için çok kısa!”
-Ah, nasıl yürekten katılıyorum!-


Hello Daphne! ^_^


6- Balayı (HoneyMoon) kitabının sonunda eskiden oyuncu olmak istediğine dair bir bilgi var. Bu isteğin neden gerçekleşmedi?

Üniversitede drama dersleri almıştım ama o zamanlar roman yazmanın çok daha harika bir şey olduğunu hayal bile edemezdim. Bu karakterlerle ilgili her şeyi bildiğim anlamına gelmiyor tabi ki. Motivasyonumu ve karakteristikleri çalışırken kademe kademe geliştirmeliyim.


7- Okurlarına söylemek istediğin bir şey var mı? Ya da eklemek istediğin herhangi bir şey?

Okurlarımla birincil ve doğrudan iletişim aracım FACEBOOK, Twitter ve websitem.
Okuyucularım bana ilham oluyor ve onların kendi fikirlerini benimle paylaşmalarını seviyorum. Okuyucularımla bu şekilde iletişim kurmayı seviyorum ancak maalesef umduğum kadar sık olması mümkün değil. Bazen bu kadar şanslı olduğuma inanmak için kendime çimdik atmak zorunda kalıyorum. Keşke her birinize tek tek teşekkür edebilsem. Biliyorum ki dünyanın her yerindeki okuyucularım, hikayelerimin ve kariyerimin tek ve en inanılmaz parçası olduklarını biliyorlardır...

Röportaj için teşekkür ederim. Lütfen; Facebook, Twitter adreslerimi ve websitemi ziyaret etmeyi unutmayın.



Devamını Oku »