11 Ocak 2015 Pazar

Medcezir - Emily Snow


Kitap Adı: Medcezir
Yazar: Emily Snow
Orijinal Adı: Tidal
Çeviri: Gülfem Çırak
Yayınevi: Novella Yayınları
 Sayfa Sayısı: 304
Basım: Ocak, 2015


Seni seviyorum.
Ama sen olmadan da yaşayabilirim.
Sadece sensizliği reddediyorum.

Willow Avery, genç yaşta şöhreti ve başına gelen sarsıcı olayları kaldıramamış; ardından uyuşturucu batağına düşmüş bir oyuncudur. Rehabilitasyon merkezinde çıktığında gözden düşmüştür. Karşısına bir film teklifi geldiğinde karşısında iki yol vardır: İş teklifini kabul edip para kazanmak ya da kirli sektörlere kadar düşüp yok olmak. 
Onun hakkında tüm dedikodu sayfalarının ve diğerlerinin merak ettiği tek şey vardır; Willow tekrar aynı batağa ne zaman düşecektir?

Ailesinin bile rehabilitasyon sonrası karşılamaya gelmediği Willow kendini bir anda bir iş görüşmesinde bulur. Daha önce iş yaptığı bir yapımcı kendisini eskilerin meşhur filmi Medcezir'in günümüz versiyonunda oynatmak istiyordur; hem de baş rolde! Bu Willow'un içinde olduğu parasal sıkıntıyı rahatlatması ve sektöre dönmesi için bulunmaz bir fırsattır, zaten ondan önce ailesi tarafından her şeye karar verilmiştir bile. Kabul eder.

Film sörf sahneleri üzerine kurulu olduğu için filmden önce bir süre sörf eğitimi almak zorunda kalan Willow'un karşısına sörf eğitmeni olarak Cooper çıkar. Cooper sarışın, mavi gözlü, yakışıklı, sevecen bir gençtir. 

Ve klasik bir biçimde ikili yakınlaşırlar. İlk başladığınızda benim gibi basit bir gençlik aşkıyla karşılaştığınızı düşünmeniz çok normal. Öyle de başlıyor. Ancak kitapta birçok sır ve ters köşe olunca, tempo hiç düşmüyor ve merak hiç ortadan kalkmıyor. Bazı kısımlar beklenmedik  ve şaşırtıcıydı.

İkilinin yaşları oldukça küçük. Başta bunu biraz yadırgadım. 
Ama yazar boş bir kitap yazmaktansa o genç yaşta üstesinden gelmesi güç birçok soruna kitapta yer vermiş. Yani boş bir gençlik aşkı değil, şişirilmiş kusursuz karakterlerden uzak iki genç ve onların 'gerçek' sorunları üzerine kurmuş kitabı.
Bu nedenle ayakları yere basan, seviyeli bir hikaye çıkmış ortaya. Bu nedenlerle takıldığım birkaç yer dışında severek okudum. Yer yer beni etkiledi.
Özellikle Willow olmak üzere ikilinin ne kadar tıklım tıklım yalnız olduğunu düşünmek acı vericiydi.

Abartılı karakterlerden sonra güzel bir değişiklik oldu benim için. Ayrıca bu türde seri olmayan, bağımsız bir kitap olması da artılarından biriydi.


PUANIM:



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

16 Aralık 2014 Salı

Kayıp Şeyler Kitabı - John Connolly


Çeviri: Zeynep Ünalan
Orijinal Adı: The Book of Lost Things
Yayınevi: Hyperion Kitap
Basım Tarihi: 2014
Sayfa Sayısı: 440
Satın Almak İçin: Kitapyurdu



Aslında bu kitabın kırmızı kapaklı halini çok daha fazla sevmiştim. Ben ♥ Kırmızı Siyah. 
-------

"Hikayelerin canlılığı ise farklıydı: onlar anlatıldıkları zaman canlanırlardı. Onları yüksek sesle okuyan bir insanın sesi veya bir battaniyenin altındaki fener ışığında yazılanları takip eden bir çift göz olmadan, gerçek dünyada hiçbir varlıkları yoktu.  (...) Bu fırsatın ortaya çıkacağı anı beklerken, eylemsizlik içinde bir kenarda dururlardı. Birisi onları okumaya başlar başlamaz değişmeye başlayabilirlerdi. İnsanların hayalleri içinde köklenip okuyanı dönüştürebilirlerdi. Hikayelerin okunmak istediklerini fısıldardı David'in annesi. Buna ihtiyaçları vardı. Kendi dünyalarından bizim dünyamıza geçmeye çalışmalarının nedeni buydu Bizim onlara hayat vermemizi isterlerdi."

---
Kaybettiği şeyleri, kitapların dünyasında arayan bir çocuğun hikayesi... 


David, tüm küçük çocukların ailelerindeki kötü olayların sorumluluğunu kendinde bulmaları gibi annesinin hastalığının yükünü üstlenmişti. O sorumluluğunu yerine getirdiği sürece annesinin iyi olacağını düşünüyordu. Her şeyi bir rutine bağlamıştı, sayılarla yapıyordu. Elini yıkamaktan, kafasını bir yere vurduğunda tekrar vurup çift sayıya tamamlamaya kadar belli bir düzende ve çift sayıda yapıyordu. Üstüne düşenleri yapmasına rağmen annesinin ölmesini önleyememişti. 

Annesiyle David'in arasındaki en özel bağ kitaplardı. Önceleri annesi ona kitaplar okurken, annesi hastayken David ona kitaplar okumaya başlamıştı ama kitaplarla kurdukları o bağ asla kopmamıştı. 
Annesi öldükten sonra David içine kapanmaya başladı, birçok şeyi sorguladı. Bu dünya okudukları kitaplardaki gibi adil bir dünya değildi, iyilik mükafatlandırılmıyordu. O tüm görevlerini yapmıştı ama annesinin iyi olmasıyla ödüllendirilmemişti. 

Üstelik babası başka bir kadınla görüşmeye başlamış; ülkesi savaşın eşiğine gelmişti. 
Sonra David kitapların ona seslendiğin duydu. Onların kendi aralarındaki konuşmalara şahit oldu. Ve kurtuluşu yine kitapların dünyasında buldu. Bu kez hikayelerin içine tek başına adım attı... 

Kitabın anlatımını çok sevdim. Konu zaten ilgi çekici ve şaşırtıcı. Üstüne anlatım da bu kadar etkileyici olunca kendine bağlıyor. Kitapta bolca tasvir ve ayrıntı var. Bazı okuyucuları belki yorabilir bilmiyorum ama ben sevdim! Alıntıları okuduğunuzda aslında demek istediklerimi çok rahat görebilirsiniz. 
Ve kitaptaki akıl yürütmeleri, felsefeyi de sevdim. Basit olaylardan, ufacık cümlelerden yapılan o çıkarımlar beni kitaba daha bir bağladı.


"Bu yeni dünya, baş edilebilmesi çok zor bir dünyaydı. Bütün gücüyle uğraşmıştı. (...) Bütün kurallara uymuştu ama hayat onu aldatmıştı. Bu dünya, hikayelerindeki dünya gibi değildi. Hikayelerin dünyasında iyilik ödüllendirilir, kötülük cezalandırılırdı. Eğer patikayı izler ve ormana girmezseniz, güvende olurdunuz.  Masallardan birindeki yaşlı kral gibi, birisi hastalandığında, o kişinin oğulları hastalığın devasını yani Abıhayat Çeşmesi'ni bulmak için bir yolculuğa gönderilirdi ve oğullardan sadece bir tanesi yeterince cesur ve yeterince dürüst olsa bile, kralın hayatı kurtulurdu. David cesur olmuştu. Annesi de cesur olmuştu. Ancak cesaret yeterli olmamıştı işte. Burası cesareti ödüllendiren bir dünya değildi. David bu konuda daha çok düşündükçe, böyle bir dünyanın parçası olmayı daha az istiyordu."

PUANIM: ♥♥♥♥
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

6 Ekim 2014 Pazartesi

Romantik İroni - Tuba Akyol


Kitap Adı: Romantik İroni
Yazar Adı: Tuba Akyol
Yayınevi: Nar Kitap
Sayfa Sayısı: 176
Basım: 2014

Ben zihni yönlendiren ten ile teni yönlendiren zihin arasında o mükemmel dengeye ulaşabilmiş bir kimseyim. Mükemmel miyim neyim! Louise'in birine ölümsüzlük vermek için aradığı şart tam da buydu.  Louise'le görüşsem beni kesin vampir yapar.  Büyük Şef geçen gün kongreye ünlü konuşmacı bulmamı istemişti. Brad Pitt'i önereyim diyorum. 

Bir kadın düşünün estetik kararlardan tutun, uzun uzun kesilmiş salatalığın yuvarlak yuvarlak kesilmiş salalıktan daha lezzetli olmasına kadar her konuda fikir üretiyor.  :)
Kızımız çalışan ve psikiyatr sevgilisiyle aynı evde yaşayan biri. Modern kadının dramı mı desem, sanki her konuda fikir sahibi olmalıymışçasına bir muamele görüyor ve o da her şey hakkında mütemadiyen fikir üretiyor, hepimiz gibi. 

Kitabın giriş gelişme sonucu ya da ana bir hikayesi yok. Ufak başlıklar hakkında, sanki günlük tutarmış gibi; esas karakterimizin fikir yürütmelerini, zihninden geçenleri okuyoruz.
Bir arkadaşıma kitabın tarzından bahsettiğimde Gülse Birsel tarzı yani dedi. Ben Gülse Birsel'in kitaplarını okumadığım için ne yönden benzettiğini anlayamadım :(

En sevdiğim noktalar bol bol Anne Rice kitaplarının sözünün geçmesiydi, yukarıdaki alıntıda olduğu gibi. Tabi kızımız Vampirle Görüşme'nin sadece filmini izlemiş ve sevgilisinin kitabın felsefesine dair sorularından hiçbir şey anlamıyor olsa da :D 
Yine Nar Kitap'tan çıkmış olan Masumiyetin Sonu kitabının adı geçince de şaşırdım bir an. Geçen İzmir Fuarından almıştım, umarım severim.

Kitabın ismi gibi ironik bir anlatımı, kara mizah tarzı bir içeriği var. 
Azıcık örnek vermek isterim ^_^


Mesela ben de bir şeylerden anlamlar çıkarmaktan, işaretler aramakta hoşlanırım. Kitapta da görünce hoşuma gitti :)



Ve sizi milyonlar satan vampir romanıyla baş başa bırakıyorum :p


Türü sevenler için ara ara karıştırılıp bir konunun okunacağı bir kitap gibi geldi bana.
Benim çok fazla okuduğum bir tarz olmadığı için bazı şeylere Fransız kalmış olabilirim. 


Kitabın imzalı olması da harika bir durum ^_^
Teşekkür ediyorum. 

Herkese bol fikir yürütmeli günler :*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

21 Eylül 2014 Pazar

El Yazısındaki Sır - Melih Arat


Kitap Adı: El Yazısındaki Sır
Yazar: 
Melih Arat
Esra Nur Erbil
Nurtaç Yelden
Figen Peltek
Yayınevi: Hayy Kitap
 Sayfa Sayısı: 208
Basım: 2008

Yıllardır hatta yüzyıllardır el yazısının insanın kişiliğini yansıttığı konuşulur durur. 
Eğik yazmak, el yazısıyla yazmak, sayfa kullanımı hatta imza. Aslında  hepsi size dair konuşan küçük dedikoducular :p
El yazısından bir insana dair ufak ipuçları hatta işin derinine inerseniz daha fazla bilgi yakalamanız mümkün. 

Kitapta ilk sevdiğim özellik temel bilgilere yer vermesi ve tartışmalı bazı çıkarımlara yer vermeyeceğini vaat etmesiydi. Ki öyle de oldu. Kitap çok temel bir seviyeden başlıyor. 


Sadece yazı değil, sayfa kullanımı ve düzeni de sizi yansıtan özelliklerden biri. 

Resimli örnekler mevcut ve her konu sonunda ufak bir sınamadan geçiyorsunuz. Bana göre olumlu yanlarından bir kaçı da bunlar. İlk yarı çok temelken, ikinci yarıda derinleşmeye başlıyor konu. 

İmzalardan nasıl çıkarım yapabileceğiniz de anlatılmış. 

Sevmediğim şeylerden biri en sonda bazı liderlerin, yazarların vb. yazı ve imzalarından çıkarım yaparken çok uçlara gidilmiş olması.
Kitapta anlatılmayan çıkarımlar yapılmış ve neden olduğuna dair bir fikriniz yok. Rahatsız edici. 
Ya anlatılmalıydı, ya da o çıkarım yapılmamalıydı diye düşündüm. Fazla beklentiyle başlamamakta fayda var. Ama sıfırdan başlamak için birebir. 

El yazısının sırları, el yazısından çıkarım yapmak gibi konulara ilgi duyuyorsanız iyi bir temel olabilir. 

Sevgiler. 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

24 Temmuz 2014 Perşembe

Günaha Davet - Sylvia Day



Kitap Adı: Günaha Davet
Yazar: Sylvia Day
Orijinal Adı: Seven Years to Sin
Çeviri: Müge Kocaman Özçelik
Yayınevi: Pegasus Yayınları
 Sayfa Sayısı: 399
Basım: 1. Basım / Mart 2013


"Bazı erkeklerin dokunuşu sadece acı verir..."

Sylvia Day, kitapları ülkemizde yayınlanmadan önce bile ismini duyduğum bir yazardı.
Bu nedenle yetişkin romans türündeki "Sana Soyundum" çıkar çıkmaz almıştım. 
Ancak YORUMUMDA bahsettiğim gibi beni feci hayal kırıklığına uğrattı. Kendimi sorguladım bir nevi. 
Çünkü kitap en başta özgün değildi, bu beni hayal kırıklığına uğratan başlıca nedendi. 

Sylvia Day'in historical romance'larının  apayrı bir yeri olduğunu öğrenince şansımı onlarla denemeye karar verdim.
Kısa süre sonra Pegasus Yayınları Sylvia Day'in historical romance'larını çıkarmaya başladı. Günaha Davet'i aldım, okudum.
Aslında kitabı okuyalı uzun zaman oldu ama yine yorumlamayı unuttuklarımdan biri. Daha doğrusu fırsat da olmadı pek. 
Blog ikizim de bu kitaba başlayınca birlikte yorum girmeye karar verdik ^^
Kendisinin yorumu için TIKTIK!!

Jessica dıştan mükemmel görünen tamamen kontrollü, buzdan bir heykel kadar kusursuz ve soğuk bir kadın. Daha doğrusu öyle görünüyor. Geveze ve hayat dolu kız kardeşiyle sohbet etmek en sevdiği şeylerden biri. Jessica nişanlı ve ertesi gün onun düğün günü. 
Karşılarında kavga ederek şakalaşanlar ise müstakbel kayınbiraderi Michael ve onun en yakın arkadaşı Alastair.

Alastair'in sözlükteki karşılığı "Günah" olmalı. Çünkü akla sadece bunu getirecek kadar çekici.
O akşam Jess, şahit olmaması gereken bir manzaraya şahit olur. 
Yedi yıl sonra Jess'İn kocası öldükten 1 yıl sonra, o manzaranın başrol oyuncusu Alastair tekrar karşısına çıkar. 
7 yıl önce yanmaya başlayan ateşi, çıktıkları deniz yolculuğu söndürmeye yetecek mi?

"Ne harika bir çift olacağız ama! Günahkar bir dul ve tövbe etmiş bir hovarda."

Gerçekten de Sylvia'nın historical romance'ları bir başkaymış. 
Bayıldım kitaba.
Özellikle hem Jess'in Alastair'le yaşadıklarına, hem de bölüm bölüm kızkardeşi Hester'ın yaşadıklarına yer verilmesini çok sevdim. İki hikaye tek kitap ^_^

Alastair'ın da Jess'inde şu anki durumlarını aileleriyle olan olumsuz yaşantıları belirlemiş.
Bunları birbirlerine açış şekilleri, duygularını, düşüncelerini, yaşantılarını yani her şeyi konuşmaları çok hoşuma gitti. "Ben seni seviyorum, sen de beni seviyorsun, bitti!" tarzı bir kitap olmaması kitabı bana daha da çok sevdirdi. Bazı şeylerin erken farkına varılması, üzerinde düşünülme ve konuşulma fırsatını arttırdığı için sanırım.

İddialara çok ama çok güldüm :) Özellikle toplum içinde hal ve tavırlarını değiştirme iddialarının sonucunu hevesle bekledim :p

"Seni zihnime sokmazsam hafızamda yer alabilmen mümkün mü?"


Ama düşündüğümde kitapla ilgili en sevdiğim şey gerçekçiliğiydi. Hatta okuduğum en gerçekçi historical romance buydu!
Okurken direk bir düşünce geçti zihnimden ve dedim ki "Amma toz pembe historicallar okuyormuşuz"

Bunu şöyle düşünmeyin. Eee, süper uyum, her şey mükemmel, sonsuza kadar süren aşk işte hepsinde var. Benim demek istediğim döneme dair ayrıntılar.
Örneğin kadının toplumdaki yerine dair ayrıntı bilgiler, bir leydinin yetiştirilme safhalarındaki acımasız gerçekler, bir ailenin bilmemkaçıncı çocuğu olmanın getirdiği konum vs... 
İyisiyle kötüsüyle o döneme dair her ayrıntının yerli yerinde olduğunu düşündüm, birkaç istisna hariç. 
Bu da benim için önemliydi.

Kitabı bu nedenlerle çok beğendim.
Sylvia Day'in diğer kitapları da elimde mevcut. Okumaya devam :)

Sevgiler...

P.S. : Sylvia Day'in kapaklarına bayılıyorum. Ama bu kitabın kapağında yakut bir yüzük olsa ölürmüşüm herhalde, keşke olsaydı :) 


PUANIM: ♥♥♥♥♥
Devamını Oku »

5 Haziran 2014 Perşembe

Samed Behrengi - Toplu Masallar (Bizimkisi Bir Çocukluk Aşkı^^ )


Kitap Adı: Toplu Masallar 
Yazar: Samed Behrengi
Çeviri: İldeniz Kurtulan
Resimleyen: Oğuz Demir
Yayınevi: Büyülü Fener
 Sayfa Sayısı: 296
Basım: Nisan 2014

--- 

İçindeki Hikayeler 
Ulduz ve Kargalar
Ulduz ve Konuşan Bebek
Pancarcı Çocuk
                          -Duvarda İki Kedi
                                    -Kar Tanesinin Serüveni
                               -Nine Ve Sarı Civcivi
Kel Güvercinci
Sevgi Masalı
Küçük Kara Balık
Bir Şeftali Bin Şeftali
Püsküllü Deve

----------------------------------------------------------------------

Samed Behrengi'yle aşkımız benim ilkokula gittiğim dönemde başladı. Onlarca hikaye kitabı içinden Bir Şeftali Bin Şeftali'yi almışım. Hikayeden öyle etkilendim ki, tüm meyvelerin çekirdeklerini bahçeye ekmeye çalıştım, bahçedeki gencecik şeftali ağacına daha bir ısındım. Hüznüm ise içimde bir yerlerde kaldı hep. 

Bir yıl geçti geçmedi, bu kez Püsküllü Deve çıktı karşıma. Tahran'da babası seyyar satıcılık yapan bir çocuğun bir gününü anlatıyor. O bir güne öyle şeyler sığdırmış ki yazar, ne kadar usta olduğunu anlamaya yeter. Bu kitabım hala durur :) Defalarca okumuşumdur. 

Küçük Kara Balık'ı ise hemen hemen herkes bilir. Ya okumuştur, ya adını duymuştur. Çünkü bir dönemin özgürlük manifestosu gibiydi Küçük Kara Balık. Yasaklatıldı, toplatıldı... 
Evet, incecik çocuk hikayelerinden bile korkmuşlar zamanında... 
Benim Küçük Kara Balık'la tanışmam yine çocuksu bir dönemde oldu o yüzden manifesto kısmından uzaktım... 


Gelelim yazara ve nasıl yazar Behrengi?

Tebriz doğumlu yazar, ikinci hikayesinde de bahsedildiği gibi Azerice'ye çok hakimdir, ancak daha çok kişi okusun yazdıklarını diye Farsça yazmış hikayelerini.

Anlatmak istediklerini ustaca anlatır, değinmek istediklerine çok ince bir şekilde değinir.
Onun kitaplarında şımarık zengin çocukları esas karakter olmaz. O halktan, sokaktan, köyden yoksul çocukları yazar. 
Bunu fark etmek zor değildir birkaç hikayesini okuduktan sonra. Ancak kitapta çok güzel anlatmış bunu:

"Şımarık ve kendini beğenmiş çocuklar bu öykümüzü okumaya kalkmasınlar sakın. Hele o kaldırımlarda aç dolaşan, evsiz barksız yoksul çocukları adam yerine koymayan, işçi çocuklarını küçümseyen ve arabalarına kurulunca kasılan zengin ailelerin çocukları hiç okumasın öykümüzü. Çünkü Behrengi Öğretmen öykülerini o yoksul çocuklara yazar, bunu da her fırsatta söyler.
Ama yaramaz ve kendini beğenmiş çocuklar da düşüncelerini, davranışlarını, düzeltebilir. İşte o zaman Behrengi Öğretmen'in gönlü olur okutur öykülerini..."

Bir çocuğa verilmesi gereken çoğu şeyi çok güzel verdiğine inanıyorum öykülerinin. Yıllar geçmiş, ben okuduğum öyküleri unutmamışım temelde, okumadıklarımı da okuma fırsatı buldum, ilk zamanki zevki aldım. 

Behrengi suya sabuna dokunur da ona dokunmadan dururlar mı?
28 yaşında ölür Behrengi. Boğulur suda. Ölümü şüphelidir, öldürüldüğüne inanır. Şaşırtıcı değildir aslında. 
Ve Behrengi ölür, geride anlatılmamış bir sürü hikayeyle. 


BİTİRİRKEN:
Büyülü Ayraç'ın Okuduğum İlk Kitaplar :) yazısını okuduğumdan beri Çocukluk Kitaplarım hakkında bir yazı yazmak isterdim, bu kitap bana bu fırsatı sundu. Bir de yorum bırakmışım, aslında özetliyor her şeyi: 
"Benherneysemo31 Temmuz 2013 11:35
Ayşegül serisini hiç sevmezdim ben, Ayşegül'e de ayrı bir sinir olurdum nedense, belki de çok steril bir çocuktu diye bilemiyorum. İlk kitaplarımla ilgili yazı yazma isteği uyandırdın bende delice :) Benim de ilk kitaplarım Samed Behrengi kitaplarıydı. Bir Şeftali Bin Şeftali, Püsküllü Deve ve Küçük Kara Balık... Hiçbirinin etkisinden hala kurtulamadım. Püsküllü Deve kitabım hala durur, diğerleri kim bilir kimde... Şeker Portakalını ise 3 kere okudum ve 3ünde de her okumamda artan şiddetle olmak üzere ağladım... Güneşi Uyandıralım'ı da o zaman hiçbir yerde bulamamıştım. Nostalji oldu, kalemine sağlık :)
-------
PUANIM: ♥♥♥♥♥

 
Devamını Oku »

28 Ağustos 2012 Salı

Anne - Caroline Leavitt




Kitabın Adı: Anne

Yazar:  Caroline Leavitt

Orjinal Adı: Girls in Trouble 

Çeviri: Süreyya Çalıkoğlu

Yayınevi: Ephesus

Tür: Aile - Dram

Sayfa Sayısı: 448

Yayın Yılı: 2011

Kapak: Kapak renkleri ve tasarımı oldukça başarılı. Ephesus'un bu konuda başarılı olduğu bir gerçek...



İnsanların duygusal yorumlarını okurdum ve açıkçası abarttıklarını düşünürdüm. Ama kitap beni inanılmaz etkiledi. 
Sara ve Danny birbirlerini çok sevmektedirler, ancak Sara 16 yaşındadır ve hamile kalmıştır. Kürtaj zamanı ise geçmiştir. Sara'nın ailesi hayatına devam etmesini istemektedir ve çocuğu evlatlık vermeye karar verirler. Sara Danny ortadan kaybolduğu için bebeği evlatlık vermek zorunda kalır ancak açık bir evlat edinmedir bu. Anne'i evlatlık verdiği Eva ve George'la çok vakit geçirmekte ve onları çok sevmektedir. Ancak çocuk doğduktan sonra işler değişmeye başlar, Eva ve George Sara'nın varlığından rahatsız olmaya başlamaktadır. 

Okurken tek tek herkese hak verilebilecek kadar güzel işlenmiş bir dramdı. Yazarın kalemi gerçekten çok usta, bunu itiraf etmeliyim. Sara'ya bir yandan bu kadar saf olamaz diyorsunuz bir yandan hak veriyorsunuz. Ailesine bu kadar anlayışsız ve ısrarcı olamazlar diyorsunuz ama bir yandan hak veriyorsunuz. Eva ve George'a birazcık hak versem de inanılmaz kızdım. Sanırım her şeyi mahvedenler de sadece onlardı. Danny'le ilgili kısımlarda Sara kadar heyecanlandım, yüreğim sızladı.

Beni yüreğimden yakalayan cümle ise: 
"Sara bir insanın nasıl bu kadar boş, bu kadar mutlak biçimde yalnız hissedebildiğini merak etti."

Kitap hemen hemen tüm karakterler için onarım mekanizmasıyla son bulsa da, yani tüm karakterler göreceli bir şekilde mutluluğa erse de, Sara'nın nasıl mutlak bir şekilde yalnız olabildiğini ben de merak ediyorum. 

İnsanı yüreğinden yakalayan bir hikaye...

Puanım: 
♥♥♥♥♥(4,5'tan 5, beni ağlattığı için)

Devamını Oku »