28 Şubat 2022 Pazartesi

Aşk ve Canavarlar - Film Yorumu (BCP - EKİM)

Merhabalar, :)
Aşk ve Canavarlar filmini bir akşam abim ve annemle izlemiştik abimin önerisi üzerine. Yorumunu yazmak aklımdan tamamen çıkmış. BCP Ekim ayı konusunun Ütopya - Distopya - Bilim Kurgu olduğunu görünce aklıma geliverdi.


Film Adı: Aşk ve Canavarlar
Orijinal Adı: Love and Monsters
Yönetmen: Michael Matthews
Senaryo: Matthew Robinson, Brian Duffield
Oyuncular: Dylan O'Brien, Jessica Henwick, Michael Rooker
Yıl ve Süre: 2020 (DVD-2021) & 1sa 49dk.


Türü distopya olan filmde dünyaya çarpmak üzere olan bir astreoit dünyadan gönderilen füzelerle durdurulur. Ancak füzelerden kaynaklanan kimyasal birikme dünyadaki haşeratları bir tür mutasyona uğratır -dev böceklerden vs. bahsediyorum- ve bunlar dünya nüfusunun %95'ini yok eder. Kalan bir avuç insan artık yer altlarında, güvenli sığınaklarında ufak gruplar halinde yaşamaktadırlar. Bunlardan biri de ailesini bu yaratıklar nedeniyle kaybetmiş olan Joel'dur. Joel, bildiğimiz dünyanın sonu karakterlerinin aksine biraz beceriksiz ve korkak bir karakterdir. Ki bence filmi eğlenceli kılan faktörlerden biri buydu. Dylan O'Brien da rolün cidden hakkını vermiş, bu roller nerdeyse üstüne yapıştı gerçi. :)

Joel'un dışarı görevlerine çıkmasına izin yoktur, o sığınaktaki işleri halletmektedir. Bir gün kurcaladığı telsiz aracılığı ile en son 7 yıl önce gördüğü aşkı Aimee ile iletişim kurar ve günlük telsiz konuşmaları yapmaya başlarlar. Ve bir yolculuğa çıkıp Aimee'in yanına gitmeye karar verir. Ancak doğru dürüst silah bile kullanmayı bilmeyen Joel için bu yolculuk DEV tehlikelerle doludur. 


Joel'un macerasında heyecan ve eğlence hiç düşmüyor. Önce terk edilmiş bir karavanda yalnız bir köpek buluyor. Ve bu köpek çok akıllı. Joel'a bir nevi yoldaşlık yapmış oluyor. İkisinin etkileşimleri aşırı eğlenceliydi.
Filmde beni hayal kırıklığına uğratan ilk şey de bize izlerini gösterdikleri köpeğin esas sahibi kızın hiç ortaya çıkmaması oldu. Nedense verdikleri sahnelerden sonra o kızın bir şekilde ortaya çıkacağını düşünmüştüm. Muhtemelen tamamen benim hayal gücümle alakalı bir durum. Düşündüğümde Joel bu yolculuğu tek mi yapsa köpekle mi yapsa daha eğlenceli olurdu diyorum ve kesinlikle ikinci seçeneği seçiyorum. 


Daha sonra Joel kendi gibi yolculuk yapan bir dede ve torunla tanışıyor. O zamana kadar bu yaratıklarla ilgili pek bilgisi olmayan Joel, bu adamdan onlara dair epey şey öğreniyor. Ve bunları bir deftere çok tatlı çizimlerle birlikte not ediyor. Filmde en çok beğendiğim şeylerden biri de bu defterdi. Ben ve böyle tutulan defterlere olan zaafım... 


Neyse filmde yaratıkların dışında artık nesli tükenmiş sevimli robotlar bile var. :p 

Tüm filmi kısaca değerlendirecek olursam eğlenceli vakit geçirecek, hafif bir film olarak görmekte fayda var. Bazı güzel mesajlar vermiyor değil ama görselleri ve eğlenceli yanlarıyla çok da derine inmiyor elbette. İzlerken bu filmi sinemada izlemek çok daha keyifli olurdu diye düşündüm bir yandan da. 
Çok büyük beklentilere girmeyeceğinize söz verirseniz (: filmi tavsiye edebilirim. <3
Netflix'te izlenecek bir şey aradığınızda şans verebileceğiniz eğlenceli bir yapım.  

Sevgiler.



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

17 Mart 2021 Çarşamba

Stardust - Yıldız Tozu / FİLM YORUMU


Merhabalar, 
Abimle ne zamandır birlikte film izlemiyorduk. Onun izinli olduğu bir zamana denk geldi ve film izlemeye karar verdik. Önceden planlamadığımız için rastgele bir seçim yapmamız gerekti. Abimin aklına yıllar önce izlediği ama pek hatırlamadığı, tekrar izlemek istediği bir film geldi ve onu izlemeye karar verdik: Yıldız Tozu (Stardust)
Ben ise filmin varlığından bile haberdar değildim. Konusunu dahi bilmiyordum. Film Netflix'te var bu arada, ek bilgi. 


Filmin Künyesi
Film Adı: Yıldız Tozu (Stardust)
Süre: 2sa 8dk
Yıl & Ülke: 2007 ABD
Tür: Romantik, Fantastik, Macera
Yönetmen: Matthew Vaughn
Oyuncular: Claire Danes, Charlie Cox, Michelle Pfeiffer, Mark Strong, Robert De Niro

Bir zamanlar bir filozof "Yıldızlara baktığımız için mi insanız yoksa sadece insan olduğumuz için mi onlara bakıyoruz?" diye sormuştu. En önemlisi, "Yıldızlar da bize bakıyor mu?"


Filmin konusundan bahsetmek gerekirse 1800'ler İngiltere'sinde geçiyor.  Duvar Köyü ile büyülü Stormhold Kasabası'nı ayıran bir duvar vardı. Bu duvarın başka bir dünyaya açılan geçişini hep bir bekçi korumuştu. Ta ki meraklı bir genç bu duvardan geçene kadar. 
Sevdiği kız Victoria için kayan yıldızdan bir parça getirmek isteyen Tristan Thorne da babası gibi bu duvarı geçmek istemişti. Duvarı geçtiği an ise sonu gelmeyecek bir maceranın kapıları da aralanıvermişti. 


Yıldızın düşüşünden haberi olan sadece Tristan değildi. Yıldızın peşinde olan cadılar ve düşmesine sebep olan kolyenin peşinde olan prensler bunlardan bazılarıydı sadece. Yıldızın düştüğü yerde bir taş parçası olmasını bekleyen Tristan genç ve güzel Yvaine ile karşılaşınca epey şaşırmıştı. 

Tristan saf ve sevimli bir çocuk. Maceraya aç biri. Yaşadığı köyün sınırları dışında bambaşka şeyler hayal ediyor. 

"Kalabalığa uymuyorsan bu iyi bir kehanettir."


Tristan'ın peşinde olduğu şey dışında bir yanda tüm varisler ölüp sona kalanın kral olduğu Stormhold Krallığı'nın prenslerinin kolye peşinde kıyasıya mücadelesi, diğer yanda yaşam enerjilerini yıldıza borçlu olan cadılar.


Filmde açık ara en sevdiğim karakter uçan gemisiyle Kaptan Shakespeare oldu. Robert De Niro için farklı bir oyunculuk deneyimi olduğundan bahsediliyor. Kesinlikle karakterinin hakkını sonuna kadar vermiş, efsane bir karakterdi :)
Tristan'a verdiği imaj bile yeter.


Çok da tatlı ayrıntılar vardı. Mesela, ölen/öldürülen prenslerin hayaletleri :) Çok güldüm Allah affetsin. 


Şu karakteri de paylaşamadan geçemeyeceğim. Köyünden keçi satmaya diye çıkmak isterken habersizce türlü maceralar yaşayan kişi. Bizdeki çarşıya tuz almaya giderken gidip saraydan kız alan Keloğlan'ı hatırlattı bana :p 


Film bittikten sonra öğrendiğim ve beni şaşırtan bir detay. Tristan'ın aşık olduğu kızın diğer talibi baston yutmuş Humprey karakterini meğer Henry Cavill canlandırmış :)

Filmin bitiş jeneriğinden filmin bir Neil Gaiman kitabından uyarlama olduğunu gördüm ve daha çok şaşırdım. Gerçekten, nerede yaşıyormuşum da habersizmişim :p

Böyle enerjik, romantik, fantastik ve aynı zamanda eğlenceli bir film izlemeyeli epey zaman geçmiş. Bu anlattıklarım çerçevesinde filmi çok beğendim. Sınırların dışını düşleyen biri ve bir sürü fantastik karakter. 
Size Kaptan Shakespeare ile veda ediyorum. Başka film yorumlarında görüşmek üzere. Kıpps ;)





Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com.tr" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

22 Mayıs 2015 Cuma

Bir Gün Doktor ve Sherlock Gelse, Sorsa...


Tam bir Sherlock Holmes ve Doctor Who fanı olduğumu biliyorsunuz. Benim gibi Wholock olan kişilere her daim sorulan bir soru vardır. O kadar çok karşılaştım ki, ben de sizlere bu soruyu sorayım, hem de kendim cevaplayayım dedim. 

Soru şu: 
Bir gün Doktor ve Sherlock gelse. Doktor size yol arkadaşı olmanızı, birlikte uzayın ve zamanın derinliklerinde birlikte dolaşmayı, maceradan macerayı atılmayı teklif etse. Sherlock da örümcek ağına dönmüş suç şebekesinin derinliklerinde akıl oyunlarıyla dolu bir dünyaya birlikte girmeyi, en yakın dostu ve kişisel bloggerı olmanızı teklif etse. Hangisinin teklifini kabul ederdiniz?

Allah'ım! Çok ama çok zor bir soru. Küçük yaşımdan beri zaman yolculuğuyla yakından ilgiliyim, neredeyse bu konularla aşk yaşayarak büyüdüm, gökyüzü beni inanılmaz cezbediyor. Ve Doktor gibi biriyle (özellikle bu 10. Doktorsa) hem uzayın derinliklerini keşfetmek, hem de zamanda geri veya ileri gidebilmek... Benim için tarif edilemez duygular bunlar... 


Diğer yandan zekasına, düşünme prensiplerine hayran olduğunuz; dehasına yakından tanıklık etmek istediğiniz bir kişi: Sherlock Holmes. Ne kadar safi beyin olarak tanımlansa da sizin için uygun görülen "Watson"lık kadrosunda sizi nasıl güzel bir dostluğun; beyin ve kalp gibi birbirini tamamlamanın beklediğini biliyorsunuz. Akıl almayacak olaylardan, en korkunç suçlara, en kötü dehaların  da olduğu bir dünyaya adım atacaksınız. Ee, bu taraf da tarifsiz duygular? 

Siz olsanız kimin teklifini kabul ederdiniz? 
Bu soruyu ilk duyduğumdan beri aklımda tek bir cevap yanıp söndü. 

Ben olsam Doktor'un teklifini kabul ederdim. Doktor'la maceradan maceraya atıldıktan sonra beni bu sorunun sorulduğu ve seçim yapmam gereken ana götürmesini isterdim. Bu sefer Sherlock'un teklifini kabul ederdim. :) Hahaha, hala gülüyorum kendime. Serde Sherlock ve Doktor varsa biz Wholock'lar böyle oluyoruz işte. Ki buna benzer cevapları da çoğu kişiden duydum. Ne yapalım; ne yardan geçebiliyoruz, ne serden. 


Ha, bu arada; sadece Wholock değil, bir SuperWhoLock'um ben. Yani Doktor ve Sherlock'un yanı sıra Dean&Sam de gelip teklifte bulunsaydı; ne kadar TeamCas olsam da kabul etmezdim, anacım.
Bilirsiniz, Dean&Sam'in yanında 3. olan kişiler er geç ölüyorlar ya da acı bir şekilde geride kalıyorlar. Bu kadarını yüreğim kaldırmaz. Ama Doktor'la gezerken bizimkileri ziyaret edebiliriz. :)
Cas'le Matt'in konuşmasını görmek isterdim bu arada. :D Eminim çok iyi anlaşırlardı. 

Bu arada ŞU VIDEO'yu da izlemenizi tavsiye ederim. Harika olmuş. Buradaki gibi Doktor'la Sherlock'u da kaçırabilirdik. :) Bu da güzel bir fikir. Sherlock yanımızdayken uzay barışı diye bir şey olmazdı gerçi. :D Bu arada John, I am so so sorry. :( 

İşte böyle canlar. Peki, bu teklif size gelse, cevabınız ne olurdu?


DİPNOT: Bu yazı da uzun zamandır taslaklardaydı diye notumu düşeyim. Son zamanlarda neredeyse örümcek ağı bağlayan Taslaklar kısmının tozunu aldım resmen :)

Hayallerinizin hep böyle eğlenceli olduğu günler :)

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
Devamını Oku »

3 Ocak 2014 Cuma

Eskiden Bunları İzlerdik: Çocukluk Filmlerim


Ben çocukken en büyük keyiflerden biri Parliament Sinema Kulübü Pazar Gecesi sinemasıydı. Her Pazar değişik filmler olurdu. Hala dinlediğim Karla Bonoff'un söylediği  ALL MY LIFE da Parliament Sinema Kulübü'nün müziğiydi. Tabi çocukluk filmlerim Pazar gecesi sinemasından ibaret değildi ancak o dönemden bahsederken, araya sıkıştırma ihtiyacı hissettim. İzlediğimiz tüm filmleri abimle izlerdik, zaman zaman da kuzenimle.

Sabahtan akşama kadar (okul dışında) sokakta oynardık; akşamları ise eğlencemiz buydu. Peki bu yazıyı yazmak nereden aklıma geldi? Birkaç ay önce abimle nostalji yapıp Beter Böcek'i tekrar izledik. Çocukluğumuzda en sevdiğimiz filmlerden biriydi. Sonra böyle bir yazı yazmaya karar verdim. Üstünkörü ilk aklıma gelenlerden bir liste yaptım. Bakalım çocukken defalarca neleri izlemişiz...


BETER BÖCEK (Beetle Juice) 1988

Genç çift araba kazası geçirirler. Kendilerine geldiklerinde evlerindedirler, farkında olmadıkları şeyse ölmüş olduklarıdır. Hayalettirler ve evlerinde mahsurdurlar. Evden dışarı çıktıklarında çöl gibi bir yere düşerler ve onları dışarı çıktıkları an öldürmek üzere bir yaratık vardır, korkuyla eve geri dönerler. Derken eve sonradan görme bir aile taşınır. Anne tam bir ne oldum delisidir, baba da onla benzerdir. Ancak kızları ailesinin bu tavrından oldukça rahatsız, daha içine kapanık gothic bir tiptir... Bizim çift bu aileyi evlerinden kovmak için çabalarlar, korkutmaya çalışırlar, kız da onlara ortak olur başaramayacaklarını anladıklarında ise profesyonel yardım almak üzere Beter Böcek'e başvururlar. Bunun için 3 kere "beter böcek" diye seslenmek gerekir :)




 Eskiden izlediğimde çok ama çok sevdiğim filmlerdendi. Zaten bu yüzden karar vermiştik tekrar izlemeye. Döneme göre efektleri ve görselliği çok güzel filmin, bunu kabul etmek lazım. Ancak izlediğimizde şunu dedik :)  Bazı filmler döneminde güzel ve o zamanda kalmalı. Çünkü şu zamana göre basit kaldı biraz.


SUPER MARIO KARDEŞLER (Super Mario Bros) 1993

Bu film ilk üstünkörü yaptığım listede yoktu.
Nasıl aklıma gelmemiş çok ama çok şaşırdım. Ben bu yazının ilk taslaklarını hazırlarken abimle Beter Böcek'teki vücudu kocaman kafası küçücük adamdan bahsederken bir anda Super Mario Bros filmi geldi abimin aklına. Ben de hemen bu listeye aldım çünkü o da defalarca izlediklerimizden :) Ve o heyecanla hemen filmi indirdik ve bu yazı taslaktayken izledik :)




 Mario ve Luigi aslında sıradan tesisatçılardır. Ancak arkeolojik kazılar yapıp
dinozor kemikleri bulan bir kızla tanıştıklarında hayatları değişir ve Koopa’nın kaçırdığı kızı yani prensesi kurtarmaya çalışırlar. Bir yerden tanıdık geldi mi? :) Tabi ki oyundan :p
 Zevkli bir film, hala. :) 


GELECEĞE DÖNÜŞ (Back to the Future) 1985
GELECEĞE DÖNÜŞ 2 (Back to the Future Part II) 1989 
GELECEĞE DÖNÜŞ 3 (Back to the Future Part III) 1990
En sevdiklerimden ^^
Beter böceği izledikten uzun bir süre sonra abime bu yazıdan bahsettiğimde listemdeki filmleri saydığımda bu filmin adını duyunca koşarak bilgisayarın başına gitti. Baktım ki üçlemeyi indiriyor :P Önce filden bahsedeyim: Lise öğrencisi Marty McFly ve çılgın deneyleriyle tanınan profesör çok iyi arkadaştırlar. Bir gün profesör zaman makinesini icat eder, daha ikili makineyi deneyemeden Marty o anki acil bir olay sonucu yanlışlıkla geçmişe gider. 



İlk filmde geçmişe giden ikili
 2. filmde gelece giderler,
 3. filmde ise  vahşi batıya :)




 Yıllar önce izlediğim filmden aklımda kalan en net şey  uçan kaykaylardı tabi ki :)  Kendi devrinde kaykay sürmeye bayılan Marty geleceğe gittiğinde uçan kaykayları görüyor. Bu arada yıl 2015’ken :)
Bir sene daha dayanın. Bir sene sonra uçan arabalarımız ve uçan kaykaylarımız olacak, heyoo ^^

P.S: Bir de bol bol Nike reklamı varmış seride :p

Seride en çok sevdiğim şeylerden biriyse 3 filmin çıkış yılları farklı olmasına rağmen birbirleriyle sıkı sıkı bağlı olmasıydı. Yani Bir filmdeki ipucunun başka bir filmde karşımıza çıkması.  Üç filmin  kadrosunun hemen hemen aynı olması da beni  gülümsetti. Bu filmin yaşı yok sanki, yeniden heyecanla izledim ve tekrar tekrar beğendim :) Arada açılıp izlenecek cinsten. Zevkle ve gülerek izledik :)




MASKE (The Mask) 1994
Bu filmden bahsetmezsem zaten olmaz. Çocuk yaşlarımızda Jim Carrey'i ilk tanıdığımız filmlerden, bir de Salak ve Avanak vardı. Köpeğiyle birlikte yaşayan gariban banka memuru Stanley Ipkiss bir maske bulur ve bu maskeyi takınca doğaüstü güçlere sahip olur.  Kötülüklerle savaşan bir kahraman haline gelen Stanley, maskeyi isteyen başka birinin hedefi haline gelir ve olaylar olaylar. 



Klasik süper kahraman filmlerinin yanında çok daha eğlenceliydi. Şu an izlesem ne hissederim bilmiyorum ama izlemeyi düşünüyorum tekrar :) Unutmadan, bir de çizgi filmi vardı. Sabah erkenden kalkıp izlerdik. Çizgi filmi de çok güzeldi...




GREMLİNLER (Gremlins ) 1984
GREMLİNLER 2 (Gremlins 2: The New Batch) 1990
Bu iki film de yine defalarca izlenenlerden :) Minicik sempatik yaratıklar. Görenlerde evde besleme isteği uyandıracak cinsten hem de . Bu sempatik yaratıkların tek kusuru var suyla temas ettiklerinde gerçekten yaratığa dönüşüyorlar :) Bakalım suyla dönüşünce diğer gremlinleri de dönüştürmeye çalışan bu yaratıklar nasıl durdurulacak.



 Sonunda nasıl kurtulduklarını da hala hatırlıyorum :)
Aradaki farka dikkat! :p
Bu filmi de yeniden izleyebilirim.


  
JUMANJİ (1995)
Diğer filmlere göre bana nispeten  daha yeni gelen filmlerden. Alan babasının şantiyesinde toprağa gömülü bir oyun bulur. En yakın arkadaşı Sarah ile bu oyunu oynarlar. Jumanji adlı oyunun en önemli özelliği yaptığın hamlelerde verilen cezaların gerçeğe dönüşmesidir. Alan tropikal bir ormana hapsolur. Oyun aslında 4 kişiyle oynanmaktadır. Yıllar sonlar Allanların evine taşınan biri kız biri erkek 2 kardeş bu oyunu bulur ve oynarlar böylece 4 oyuncu tamamlanır ve Alan geri döner. Her şeyi eski haline getirmenin tek yolu oyunu bitirmektir. Sarah'yı bulmalı ve oyunu tüm cezaların üstesinden gelerek bitirmelidirler :)  



Severek izlediklerimizdendi. Şu an izlesem ne derim bilmiyorum ama o dönemde bize hitap eden filmlerdendi.



POLİS AKADEMİSİ (Police Academy) 1984-1994
7 filmlik bir seri. Bu filmi genelde ailecek izlerdik. Polis Akademisinde geçen, haşarı polislerin maceralarını anlatan filmler. Çok ama çok eğlenceliydi. Şapşallıklarına bayılırdık. Mahoni’yi hala hatırlarım :p Fark ettim ki bahsettiğim tüm filmler fantastik özelliği olan filmlermiş. Bu seri hariç :)
Ne olacağım o zamanlardan belliymiş diyorum :p
---
Şimdilik listem böyle. Aklıma gelen olursa bu yazımın #2 numaralısını da yazabilirim. Bunların içinde izledikleriniz elbet vardır, sizin aklınızda kalanlar neler? Ya da böyle unutamadığınız çocukluk filmleriniz var mı? :)
 Herkese nostaljik günler :)


Devamını Oku »

5 Eylül 2013 Perşembe

Yakut Kırmızı Filmi Hakkında - OKK 8. Blog Tur



Merhabalar,
Turumuzun harika konuğu Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisi İngiltere'de geçen bir hikaye olsa da yazarımız Alman. Ve serinin ilk kitabı Yakut Kırmızı'nın Almanya'da bir de filmi çekilmiş! :) Bunu duyunca kolları sıvadım ve hemencecik filmi izledim. Bakalım filmde kimler rol almış ve kitabını da okumuş biri olarak filmi nasıl buldum? İlk olarak karakterleri resimdeki şekliyle sağdan sola sayarsak: Charlotte - Leslie - Gwendolyn - Gideon - Hayaletimiz James <3 - 



Filmin Künyesi:
Süre: 122 dk.
Yapım: Almanya 
Tür: Dram/ Fantastik/ Gizem
Vizyon Tarihi: 14 Mart 2013  


Öncelikle film ülkemizde pek bilinmiyor bunu fark ettim. Pek Türkçe bilgi yok. Bu nedenle konu kısmını kendimce çevirdim. 
 Gwendolyn Shepherd 16 yaşında, normal bir kızdır. Ailesinin çok fazla sırrı olması da çok rahatsız edicidir. Ailede zaman yolcusu geni diye süregelen bir gen vardır. Herkes bu geni Gwen'in kuzeni Charlotte'ın taşıdığından emindir. Fakat bir gün Gwen aniden kendini 19. yüzyıl Londra'sında bulur. Ne kadar bu işlerin dışında kalmak istese de, bu sayede geni taşıyanın Charlotte değil, kendisi olduğunu anlar.  Aynı şekilde malesef aile tarhinin en büyük gizemini birlikte ortaya çıkarmak zorunda olduğu, Charlotte'ın sinir bozucu erkek arkadaşı Gideon de Villers'dan da uzak kalmak istediği gibi... Kesin olan bir şey vardır ki; o da Gwendolyn bu gizemi çözmek için elinden gelen her şeyi yapacaktır.  Kesin olan başka bir şey ise aşık olmaması gerektiğidir. İşte bu tüm işleri karıştıracaktır... 

FRAGMAN 

Filmin fragmanı çok çarpıcı olmuş. Güzel bir özet ve de Türkçe altyazılı. Çok beğendim :) 




Filmin soundtrack'i olan parça da hemen gönlümü fethetti, filmin ritmine uyan harika bir parça. Onu da buyurun:

                          



Filmin galasından bir kare... Yazarımız ortada, can bulmuş karakterlerinin arasında :) 


Yine yazarın katıldığı başka bir gösterim... 

Oyuncular

Gwendolyn'imiz 1993 doğumlu oyuncu Maria Ehrich. Kitapta da filmde de sevdiğim bir karakter oldu Gwendolyn. Kendisi bu role yakışmış.  




Filmin yakışıklısı Gideon de Villiers'i ise 1992 doğumlu oyuncu 

Jannis Niewöhner canlandırıyor. Kitapta kendisine çok kızdık, pis ukala diye. Ve filmdeki hali benim hayalimdeki Gideon'a çok az benzese de kendisine bayıldım. Çok ama çok yakışmıştı role. Kendisinin ses tonu ayrıca harika.  




Gwen'in zaman yolculuğu geninin kendisinde sanıldığı kuzeni Charlotte. Kıskanç, ukala ve gıcık... Gideon'la neden bu kadar çok iyi anlaştığı eminim anlaşılmıştır :) 

1990 doğumlu Laura Berlin canlandırıyor karakteri.  




Gwen'in kankası diyebiliriz kısaca :p Onun için her şeyi araştıran -Google'da-, her türlü tuhaf sırrına inanıp, bunları eğlenceli bulan çılgın arkadaş! Seviyoruz! Yalnız kitapta tam aksi anlatıldığı halde, filmde siyahi bir oyuncu seçilmiş oyuncu olarak. Ama gözümüz yadırgamadı, o tatlı çılgınlığı güzel yansıtmıştı. 




O hepimizin bayıldığı, ailemizin komik ve artist hayaleti James! Kendisi Gwen'in okulu olan eski malikanenin sahibinin oğlu. Genç yaşta yüksek ateşten öldüğünden ruhu malikanede kalmış yıllardır. Ama bunu sakın ona söylemeyin! Çok kızabilir. Hele hele, "Elimi içinden geçirebilir miyim?" sorusunu asla... :) Soyadı Pimplebottom olduğu için Leslie, ölmese de onun bir eş bulamayacağını düşünüyor.


Bu da James'i canlandıran oyuncu Kostja Ullmann. Bu haliyle de oldukça hoş görünse de biz onu James olarak sevdik... 


Gwen'in vizyonlar gören, limon şekeri delisi, erken kalkmaktan hoşlanmayan Maddy halası! Bu kadar mı uyar bir oyuncu role :) 

Ve filmden bazı karelerle devam edelim... 


Gwendolyn ve Gideon zamanda bir çok yolculuk yapıp, balo ve suarelere katıldılar. Ve bol bol böyle kıyafetler giydiler. Kitapta gözümde canlandırması bile güzelken, filmdeki kıyafetler de ayrı bir hoşuma gitti. 


Gwen'in şapkalarla başı dertte olsa da, yine kendine aynada hayran hayran baktığı hallerinden biri :) 


Bu güzelliğin arkasında tabi ki Madame Rossini var. Ben onu dönem kıyafetleri modacısı olduğu için The Reading Lady'e benzettim kitap boyunca. Hatta bugün kendisi tam da bu konu hakkında bir yazı yazdı, okumanızı öneririm: OKK 8.BLOG TUR: Zaman Yolculuklarında Ne Giysem?


Gideon ve Gwen'in tanışma sahnesi... Gideon'un artist gelişi ve kızımızın hayran bakışları... :)


Ailemizin hayaleti James hiç ayrılmadığı nişinin önünde yelpazesini sallarken. Tam bir centilmen :p


Filmden bazı etkileyici kareler. :) 



Gideon'un zaman yolculuğundan bir masa üstüne inen Gwen'i tutuşu...


Harika sahnelerden biri... Gideon'un bakışlar... 


Sarhoş edici... Gideon'un hafif gülümsemesi, Gwen'in mutluluğu... 



Can alıcı bir sahne paylaşayım dedim :) Gideon cidden gülümsedi mi ne? 

Filmi zevkle izledim. Gwendolyn ve Gideon'un tanışması, Leslie'nin görsel olarak farklı oluşu, kızımızın normalde bir kız, bir erkek kardeşi varken filmde sadece erkek kardeşi oluşu gibi ufak ayrıntılar dışında film kitaba oldukça paralel ilerledi, bu da beni çok sevindirdi :) Ayrıca Muhafız Birliği'nin toplantıları daha ayinsel anlatılmış filmde. 

Kızımız zamanda yolculuk yapacağı zaman hafif bulantı ve baş dönmesi hissediyor, ardından bir çekilme hissi yaşıyor. Bu efekt filmde harika verilmişti. 

Film kitabın hakkını -bir filmin olacağı kadar- vermişti. Zevkle izledim, hatta bu akşam sakin kafayla tekrar izlemeyi düşünüyorum :) Ve bu kitap kesinlikle bir Hollywood yapımı filmi de hak ediyor. İlerleyen zamanlarda belki görürüz, ne dersiniz? 

Devamını Oku »