21 Kasım 2014 Cuma

Mart Menekşeleri - Sarah Jio



Kitap Adı: Mart Menekşeleri
Yazar: Sarah Jio
Çeviri: Nihan Giray
Orijinal Adı: Violets of March
Basım Tarihi: 2012
Sayfa Sayısı: 336
Satın Almak İçin: Kitapyurdu

Yağmur Sonrası Yorumu İçin TIKTIK!
Sarah Jio'yla Türkiye'deki Başarısı Üzerine Bir Sohbet İçin TIKTIK!


 Hayat, birine seni seviyorum demenin kararsızlığını yaşamak için çok kısadır. 

Joel'un onu başka bir kadın için terk edeceği, evliliklerini bitireceği hiç aklına gelmezdi Emily'nin. Bu yıkıcı anılardan sonra kendini mutlu eden diğer anılara tutundu. Yengesi Bee'nin yanında geçen çocukluğuna. Güzel anıların, gizemli bir tablonun, eski günlere dönme umudunun peşinde Bee Yengesinin yanına döndü.

Aklında onlarca soru varken kaldığı odada bulduğu günlük her şeyi daha da karıştırdı. Üstelik çocukluk aşkı Greg ve gizemli ressam Jack'in arasında kalmıştı. Em'in düşünecek ve sorgulayacak o kadar çok şeyi vardı ki...

-------------------

Bu kitabı ilk gördüğümde mor tutkunu olarak kapağına vurulmuştum. Sarah Jio benim aile-dram türünde okuduğum çok ender yazarlardan biri. 
Anlatım, dil yine harikaydı. Sarah Jio kitaplarında en sevdiğim şeylerden biri de geçmişe yapılan yolculuklar.

Bir de günlük ve mektup ayrıntısını çok severim kitaplarda ama gün gün okunmasına sinir olurum. Benim elime geçse bir solukta okurum çünkü:p Günlükte anlatılan hikayeyi çok daha fazla sevdim çünkü beni gerçekten çok etkiledi. 


Yürekten yakalayan bir Sarah Jio kitabı daha... 

PUANIM: ♥♥♥♥
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

29 Nisan 2014 Salı

Sarah Jio - Son Kamelya // Yorum


Kitap Adı: Son Kamelya
Yazar: Sarah Jio
Çeviri: Ayhan Ece Şirin
Orijinal Adı: The Last Camellia
Yayınevi: Arkadya Yayınları
Basım Tarihi: Mayıs 2014
Sayfa Sayısı: 345




Kaderim senin ellerinde...
Victoria çiçek diline göre, kamelya çiçeğinin anlamı
  

Şu naif söz bile kitabın güzelliğini açıklamaya yeter herhalde. 

Sarah Jio bana hitap etmeyen aile-dram türünü bile bana zevkle okutan isim. Olayların uzun zaman dilimini kapsaması, günümüz-tarih şeridinde gidip gelmesi, iki paralel hikayenin en ters köşe, en yürekten yakalayan yerde kesişivermesi beni SJ kitaplarına çeken şeylerin başında geliyor. Dönemi harika bir şekilde anlatır Sarah. 
Sarah Jio'yu benim için farklı kılan, diğer aile dram kitaplarından ayıran şey kitabı ağlayarak ya da kalbi kırık bir şekilde değil,  yüzümde buruk bir tebessümle kapatıyor olmam. 

Gelelim Son Kamelya'ya...
1800 lerde sarayın bahçesinden çalınmış nadide bir kamelya türü,  Livingston Malikanesi'nin bahçesine getirilmiştir. Önce kraliyet aramaya başlamıştı Middlebury Kamelyasını, ardından 1940'larda kamelyanın peşinde başka birileri vardı, o kamelya hala malikanede miydi? 
Flora ailesini kurtarabilmek için malikaneye dadı kisvesi altında geldiğinde, malikanede bir sürü sır ve çokça kasvetle karşılaşmıştı. 
Gizli görevini yapabilecek miydi?

Yıl 2000. Addison geçmişini tamamen silmiş, tüm sırlarını evliliğine gömmüş, zengin bir ailenin oğluyla evlenmişti.
Kocasından bile sakladığı sırların ortaya çıkma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında kendini kocasının ailesinin satın aldığı eski Livingston malikanesinde bulduğunda, bambaşka sırlarla karşılaşmıştı.

Flora'nın sırları, Addison'ın sırlarına karıştığında iki kadını neler bekleyecekti? 

Tarih, sırlar, iki kadının hayatı...
İç içe, yürekten yakalayan, merakın hiç dinmediği bir kitap yazmış yine Sarah...

Ve yine yüzümde buruk bir tebessüm...



Devamını Oku »

28 Nisan 2014 Pazartesi

Sarah Jio’yla Türkiye’deki Başarısı Üzerine Ufak Bir Sohbet



Sarah Jio kendi alanında çok beğenilen ve kısa sürede ülkemizde büyük bir okuyucu kitlesine sahip olmuş bir yazar. Bana pek hitap etmeyen aile –dram türünde okuduğum nadir yazarlardan ve en başta gelenlerden. Bu nedenle kendisiyle Türkiye’deki başarısı hakkında biraz sohbet ettik. Bakalım kendisi Türkiye’deki başarısı ve Türk okurları hakkında neler demiş? ^^

Nezaketin için çok teşekkür ederiz Sarah :)
Asıl ben size nezaketiniz için ve kitaplarıma olan ilginiz için teşekkür ederim.


 -Türkiye’de gerçekten çok fazla okurun ve hayranın var. Okurların ilk çıktığı günden beri kitaplarını ve pozitif enerjini çok seviyor. Türkiye’deki başarını neye bağlıyorsun ve bu konuda ne hissediyorsun?
Kitaplarımın Türkiye’ki başarısı beni çok şaşırtıyor ve minnettar hissediyorum. Ayrıca çok heyecanlı da.  Kitaplarım ABD’de dahil olmak üzere 23 ülkede basıldı, dünyanın her yerinden okurlarım bana dönüş yapıyor ancak Türk okurlarımdan aldığım kadar sevgi ve coşku dolu dönüşleri hiçbirinden almadım. Bu gerçekten harika ve İstanbul’da hayranlarımla buluşmak için sabırsızlanıyorum!


-Böğürtlen Kışı’ndaki yazar notun okuyucularını çok sevindirdi. Bundan biraz 
bahseder misin? 
 Ah, teşekkürler. Türk editörüm Böğürtlen Kışı kitabımda Türk okurlarım için not yazmamı teklif etti, ve ben de tabi ki memnuniyetle yaptım.

-Türk okuyucularından geri dönüşler alıyor musun? Bu sana nasıl hissettiriyor?
 Evet, alıyorum. Her sabah Türk okurlarımdan gelmiş düzinelerce e-postalar, facebook mesajları, tweetler ve instagram mesajları ve yorumlarıyla uyanıyorum. Bunlar beni çok sevindiriyor! Bir yazar olarak okuyucularımdan bu tarz dönüşler almak müthiş heycan verici – işimin en iyi yanı. 

-Okuyucuların seni çok seviyor. Peki, olumsuz dönüşler alıyor musun? Böyle durumlarda nasıl tepki veriyorsun?
Olumsuz dönüşler kesinlikle yazar olmanın bir parçası. Herkesin yazdıklarınızı beğenmesi mümkün değil ve bu benim için sorun değil. En önemli kısım ise, olumlu deneyimlerim oldu ama bazen kabaca yazılmış dönüşler aldığımda, üzerinde durmamayı ve devam etmeyi öğrendim.  7. Romanım üzerinde çalışıyorum, dolayısıyla artık yazdıklarım hakkında nazik olmayan şeyler duyduğumda da kibarca gülümseyip geçme sanatını öğrenmeye başladım. Eğer olumsuz yorumlara çok takılırsam, bir daha kitap yazamayacak hale gelirim.

-Arkadya Yayınları deyince aklına ne geliyor? Kitaplarının Türkçe edisyonları hakkında ne düşünüyorsun?
 Arkadya Yayınları bana hep çok, çok iyi davranmıştır. İşlerini harika yapan müthiş bir yayınevi. Kitaplarım için göz kamaştırıcı kapaklar hazırladıklarını düşünüyorum ve onlarla çalışırken kendimi gerçekten evimde gibi hissediyorum. Ayrıca ayraçlarına bayılıyorum – çok tatlılar.
 


-Şu an üzerinde çalıştığın kitabın hakkında biraz ipucu verir misin?
Tabi, GOODNIGHT JUNE Amerika’da mayısta satışa sunulacak ve Türk yayıncımın onun da yayın haklarını devraldığını açıklamaktan mutluluk duyuyorum. Umarım onu da çok yakında okursunuz. Ayrıca Seattle’da geçen çağdaş bir aşk romanı olan THE LOOK OF LOVE’ı da bitirdim. Bu kitap Amerika’da 2014 sonbaharında çıkacak, umarım Türkiye’de de çabucak çıkar.

-Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Seattle’dan kocaman kucaklamalar ve öpücükler. Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler. Umarım bu yıl (sanırım kasımda) İstanbul’a geldiğimde benimle tanışmaya gelirsiniz J xoxoxo

Araya girmeden duramayacağım. Anlaşılacağı gibi Sarah Jio kasım fuarında İstanbul’da bizlerle olacak. O davet eder de biz gitmez miyiz? ^_^ Öpücüklerine ve kucaklamalarına karşılık vererek, sohbetimizi sonlandırıyoruz.

Benden de size kocaman kucaklamalar ve öpücükler :) Sevgiler…


Devamını Oku »

27 Nisan 2014 Pazar

Sarah Jio - Son Kamelya // OKK 28. Blog Tur // Tanıtım ve Çekiliş



Çıktığı günden beri gönülleri fetheden yazar Sarah Jio'nun Last Camellia kitabı Son Kamelya adıyla yakında Türkiye'de. Ama her yerden önce turuyla Okuyan Kızlar Kulübü'nde!



Konusu
Önce küçük bir tohum düşer kalbin odasına, sonra aşkla yeşerir. Kulak verin, umudun sesini duyabiliyor musunuz?
1940'lı yılların Amerikası'nda bir fırıncının kızı olan Flora Lewis, un kokulu hayatının bir gün çok farklı yöne sürükleneceğini bilmiyordur. Genç kız bir yandan yaşlı anne babasına yardım ederken, öte yandan botanik bahçesinde bitkilerin ve çiçeklerin gizemli dünyasıyla uğraşmaktadır. Ta ki kendini uluslararası çiçek hırsızlığı zincirinin tam ortasında bulana kadar… Yapacağı iş çok basittir; İngiltere kırsalındaki Livingston Köşkü'ne gidip Middlebury Pembesi olarak bilinen ender bir kamelya türünü bulup haber vermek. Köşke dört öksüz çocuğa dadı olarak sızan Flora, içinde imkânsız bir aşkın tohumlarını büyütürken, ne tür bir belaya bulaştığını acı bir şekilde öğrenecektir. Tam elli sene sonra bahçe tasarımıyla uğraşan Addison Sinclair, eşiyle birlikte Livingston Köşkü'ne gelir. Geçmişindeki hayaletten kurtulmaya çalışan Addison, aslında burada çok daha sancılı bir gizemin içine düşer. Bunu çözmeye çalıştıkça dillere destan kamelya bahçesinin kanla sulandığı gerçeğine de adım adım yaklaşacaktır…
Mart Menekşeleri ve hâlâ çoksatanlar listesinde yer alan Böğürtlen Kışı yazarı Sarah Jio'dan muhteşem bir kitap daha. Son Kamelya, kalbimizdeki geçmişin zehrini umut kırıntısına tutunan küçük bir tohumla yok edebileceğimizi gösteren bir başyapıt.
"Günümüze kadar taşınan geçmişin gizemi ile olayları yatıştıran affetmenin gücü tek kelimeyle muazzam."
-Booklist-

Takvimimiz;
27.04.2014
Tanıtım-Çekiliş


Çekiliş: Fighting!!

28.04.2014



29.04.2014
Yorum


Arkadya Yayınları'na teşekkürler... 


Devamını Oku »

16 Mayıs 2013 Perşembe

OKK 3. Blog Tur, Yağmur Sonrası - Sarah Jio Yorumu :)





İtiraf ediyorum ben bu kitapta ağladım arkadaş... Kendimi tuttum tuttum, ortalarda koyverdim artık... Hayır, bende de şans yok ki! Sen yarıya kadar ağlama,  tam artık aksın gitsin dediğin anda odanın kapısında anne ve yenge beliriversin... 'Yok artık!' diye buna denir işte. Basıldım a dostlar. Neyse alelacele gözlerimi ellerimle kuruladım, bizimkilere açıklama yapacağım, hop telefon! Pudra Tozu! İyi ki ayda yılda bir ağlayacağım tuttu, tüm herkese ifşa oldum kısacası... O da anladı tabi ağlamaklı olduğumu, bahar alerjisinden sanmış :) 
-Hemen sonu mutsuzdu şu bu moduna girmeyin, çünkü ortalarından bahsediyorum, sonu hakkında yorum yok... :p -

Neyse gelelim kitaba... Kitabın arka kapağı bol spoiler'lı olsa da, ben de onu aşmayacak şekilde yazacağım yorumumu... :)

Anne kızımız hemşirelik okulundan mezun, pırlanta gibi bir genç kız... Çocukluk arkadaşı ve en yakın arkadaşı bolca neşeli, çokça hoppa, kafasına göre yaşayan Kitty. Ve yine birlikte büyüdüğü ve nişanlanmaları ve aşk ve tutkuyla değil daha çok birbirlerini kanıksamaları ve buna doğal bir süreç olarak baktıkları Gerard... Gerard gerçekten sadık ve bağlı bir karakter. İlişkilerinde tutku olmassa da Gerard, Anne'i gerçekten seviyor bu belli. İşte kızımız çevresindekilerin aşk&tutku laflarını ilişkisinde görememeye başlar, savaş ortamıdır, işler karışıktır. Üstüne en yakın arkadaşı bencilin önde flama taşıyanı Kitty, Anne'in evlenip gitmesini kabullenemez ve orduya hemşire olarak yazılır. Anne de saf yavrum, hem Gerard'dan uzak kalıp ilişkileri hakkında düşünmek, hem vatana hizmet, hem de Kitty'i kollamak amaçlı bu maceraya katılır ve Bora Bora adasına giderler. 

Kızımız orda savaşın soğukluğunu, en yakın dostunun bitmek bilmeyen ihanetlerini, hemşire dostlarının candanlığını ve aşkın&tutkunun en güzel halini görür... Onun adı Westry'dir ve bir askerdir. Sanatla ilgili, düşünceli, tam bir aşık, aşkından hiç vazgeçmeyen ve dürüst, mert biri.  Aşk o! Neyse ikili aşklarını gözlerden uzak bir bungalowda yaşarlar... Ama savaşmaları gereken bir çok cephe vardır. Üstüne de bir cinayete tanık olurlar ama konuşamazlar... Bu sır perdesi 70 yıl sonra aralanabilir mi? 

 Biri çıkıp bana bu kitap aslında o dönemde yaşamış Anne Calloway'in günlüğüdür dese ona inanırım... Çünkü okurken bir çok duyguyu bir arada hissettiğim çok ama çok gerçek bir romandı... Savaşın insanların hayatını nasıl onarılamaz bir şekilde mahvettiği, en yakın dostun bile aslında nasıl insanın hayatını alt üst edebileceği ve aşkın tüm yapıcı ve yıkıcı halleri... Üstü açılmayan bir çok sırrı önceden keşfedebilirsiniz, tahmin edebilirsiniz ama kitabın  gidişatını ve sonunu bence tahmin edemezsiniz, ben soluksuz okudum diyebilirim... Dili de çok akıcıydı, bir kaç saatte bitirilecek cinsten. 

Ve Mary...  Yan hikayelerin en dokunaklısı... Mary, Anne'in adadaki hemşire arkadaşlarından. Acıklı bir hikayesi var ve üstü kapalı geçilse de ben çok merak ettim onun hikayesini. Umarım bir gün yazar onun hikayesini yazmaya karar verir... 

Kitap beni o kadar etkiledi ki yazmakta çok güçlük geçiyorum. Belki yarım yamalak, belki saçma sapan bir yorum oldu bilmiyorum ama kitabı çok ama çok sevdim... 

Puanım: ♥♥♥♥♥  (İlk tam puan verdiğim tur kitabım :)

Arkadya Yayınlarını  tebrik ediyorum kitaptan, çeviriden ve tüm kapak detaylarından ötürü. Bu kapağı kitabı gerçekten okuyan biri yapmış olmalı dedik hep. Bir kalp de benden yayınevine:  ♥
Ayrıca katkılarından ötürü de teşekkürler...

Devamını Oku »

14 Mayıs 2013 Salı

OKK 3. Blog Tur - Yağmur Sonrası Dekkolist




 Turumuzun 2. gününden herkese selamlar... Dün yaşanan teknik bir aksaklıktan dolayı -çok cool oluyor böyle yazınca:) - önokumamız bugün yayınlanacaktır. Önokuma için The Reading Lady'nin blogunu ziyaret edebilirsiniz...

Bir itirafla başlamak istiyorum yazıma. Daha önce hiçbir kitap için Dekkolist oluşturmadım. Evet, bir kitabı okurken zihnimin arkasında bazı müzikler çalar, bu kitapta da oldu. Ama şimdi Dekkolist için yazmaya başladığımda zihnimden çoğu uçtu ve bir kısmı da "Bu şarkıyı koysam çok mu aptalca durur ki?" diye paranoya oluşturduğu için elendi...

Kitap II. Dünya Savaşı yıllarında tropik bir adada geçtiği için okurken jazz ve blues'ların kitaba inanılmaz yakışacağını düşündüm. Bir de eski gramafonlar ve plaklar geldi gözümün önüne...

Kitapta halihazırda 4 şarkı geçiyor.  Öncelikle onunla başlayacağım:

Biri Billie Holliday'in You Go To My Head şarkısı...


Diğeri ise Glenn MilleR'ın  A String of Pearls şarkısı...



Bir Noel şarkısı, fakat 1962?  




Ve son olarak




Yazar tarafından hoş seçimler diyorum bunlara...

Gelgelelim benim seçtiklerime... Bakın ama gülmek yok... The Reading Lady'le telefonda konuştuk bugün, ben de ona planladığım şarkıları söyledim; bana bir güldü bir güldü :( Teessüflerimi iletiyorum burdan ona, içimdeki DJ'i öldürdü... Belki ileride bu alanda... Neyse daha fazla konuşmak istemiyorum :(

Kitap yaşlı büyükannemizin torununa yıllar önce başından geçen ada macerasını anlatmaya başlamasıyla geçiyor. Torunu evde bulduğu bazı eski siyah beyaz resimler getiriyor... Bunlardan biri de ninemizin görev icabı gittiği Bora Bora adasında tanıştığı yakışıklı asker... Ninem resme bakıp o dönemleri hatırlıyor, iç çekiyor... Resim de başı sağa yatık ona bakıyor.

İşte bu kısımda zihnimin arka planında benim çok ama çok sevdiğim bir şarkı yayınlandı. Ama Türkçe! İşte TRL tam da burada güldü bana. Siz gülmeyin e mi? Bu şarkı candır çünkü!..

Özellikle şu sözler:

"Siyah beyaz bir fotoğrafım ben,
Tozlu raflardayım, eski albümlerde..."


Gülmeniz geçtiyse yine döneme uyum sağlayan şarkılardan gidelim ne dersiniz?



Ella ablanın sesi de o dönemlere götürebilir sizi...



  Nina Simmons da kulağımda çalan isimlerden biri oldu, kendisini pek bir severim... The Reading Lady'nin de aklına gelen isimlerden biri olmuş. Benim favorim Sinnerman'dir, onunki Don't let me be Misunderstood'muş. Sinnerman'ın sözleri uymuyor. Diğerini de koymuyorum The Reading Lady, huhh!!  Ama biraz neşemizi bulalım diyerekten ve sözlerinden dolayı bu şarkısını koyuyorum... 

 


Böylece fazla uzatmadan tadında bırakarak kaçıyorum... Gördüğün gibi The Reading Lady Zeki Müren falan koymadım. Huhh! 

Tüm teessüflerimle yazımı bitiriyorum... Hepinize sevgiler, bol kahkahalarr :) 


Devamını Oku »

12 Mayıs 2013 Pazar

Okuyan Kızlar Kulübü 3. Blog Turu - Yağmur Sonrası - Sarah Jio




Çok yakında demiştik değil mi? Ve o gün geldi :)
Efenim Okuyan Kızlar Kulübü olarak Mart Menekşeleri kitabıyla gönülleri fetheden yazar Sarah Jio'nun yeni kitabı Yağmur Sonrası ile işte buradayızzz... :)


Kitabımızı tanırsak:




2. Dünya Savaşı'nın tam ortasında yaşanan yasak aşk ve işlenen korkunç bir cinayet...

Umut tükenmiş gibi görünse de ikinci şans her zaman vardır... Ya yoksa?

Anne Calloway ne kadar çabalasa da yetmiş yıldır peşinden gelen anıları bir türlü aklından silemiyordur. Bora Bora Adası'ndan adına gelen gizemli bir mektup ise adeta kapanan yarasını yeniden açar.

1942 yazında, 2 Dünya Savaşı'nın en hararetli zamanında Bora Bora Adası'nda görev almak için orduya hemşire olarak katılan Anne, genç, güzel ve nişanlı bir kadındır. Ancak orada hiç hesap etmediği bir durumla karşılaşır. Aşk... Kalbini tutkuyla dolduran, yakışıklı asker Westry Green'e karşı koyamaz. Kısa sürede aşkları, adadaki amber çiçekleri gibi filizlenirken, sazdan çatısı olan bir bungalovun altında gizli bir dünyayı paylaşırlar. Ta ki bir gece tüyler ürperten bir cinayete şahit olana kadar... Savaş rüzgarlarıyla ayrı yerlere savrulan çift, bir daha asla bir araya gelemez. Peki Anne, onca sene sonra çıkagelen bu mektubun izinden gidip taşıdığı vicdan azabını sonlandırabilecek mi?

Ya siz, araya zaman, mekan, kişiler girse de gerçek aşkın peşinden gitmeye cesaret edebilir misiniz?

Yağmur Sonrası ile tutkunun zaman tanımayan öyküsünü okurken, gözyaşlarınıza hakim olamayacaksınız.
(Arka Kapak)

---

Bu kitap beni öncelikle kapak tasarımı ve üzerindeki ayrıntılarıyla fethetti okumadan. Sevdiğim şeyleri sizle de paylaşırsam görsel olarak:


Öncelikle kapak tasarımının zarif ve naifliği... Ordan sarkan püsküllü ayracın güzelliği :)


Üzerindeki bu söz... 


İç kapağın güzelliği ve yine güzel bir söz kitaptan... Yine püsküllü ayraç farkı... 


Benim muhtemelen kıyıp bir şey yazmayacağım Benim Ada Notlarım kısmı... Kenarlardaki ince ayrıntılaar... 

Şimdilik görsel keşiflerim böyle... Beni tavladı bile :) 

Tanıtım videosuna bakarsak: 






Tur sonunda ise çekilişle iki kişiye gidecek bu kitap. Çekiliş için: 


Turumuz böylece başlıyor...
Takvimimiz ise şöyle: 

13 Mayıs 2013
 Ön Okuma: The Reading Lady
Pudra Tozu: Yazar Tanıtımı 



14 Mayıs 2013
Kütüphanemden Kitap Manzaraları: Dekkolist  

15 Mayıs 2013
The Reading Lady
Kitap Tutkusu: Alıntılar 

16 Mayıs 2013
Yorum:


  
Yine bizden ayrılmayın e mi? :)
Sevgiler... 

 **Arkadya Yayınları'na Teşekkürler**



 
Devamını Oku »