29 Ağustos 2014 Cuma

Kore Marketi Alışverişleri: Smart Market^^


Uzak Doğu etiketli çoğu yazımda tarif yapabilmek için orijinal malzemelerimiz olmadığından yakınıyordum.
Kore restorantlarında denediğimiz lezzetleri ara sıra evde de denemek istiyordum ama dedim ya bulamıyordum.
Kemerburgaz'da bir Kore Marketi olduğunu biliyordum ama Kemerburgaz bana göre şehirdışı gibi bir şey.
Aranırken Mecidiyeköy'de bir Kore Marketi öğrendim. Yolum düşünce uğramayı düşünürken karşıma çok ama çok yakınımda bir Kore Marketi çıktı o.O
İlk şoku üstümden attıktan sonra çalışma saatlerini inceledim. Ama açık olduğu saatlerde ben işte oluyordum :( Ancak marketin sahibi sayfaya bir not düşmüştü. Evi marketin üstünde olduğundan telefonla arandığında uygunsa açabileceğini. Buna sığınarak bir akşam aradım kendisini. Aaa nasıl unuttum söylemeyi? 
Marketin sahibi birçoğunuzun muhtemelen bildiği Lezzetli Kore Yemek Blogu sahibi Lale Hanım.  
Market de Kemerburgazdaki marketin şubesi. İsmi: Smart Market. 

Lale Hanım sağolsun dışarı çıkma planlarını benim için 1 saat erteleyerek yardımcı oldu. Aradığınız çoğu ürüne ulaşabileceğinizi düşünüyorum çünkü ben ulaştım ^_^
Fiyatlar  bizim marketlerdeki gibi bir skala bekleyenlere fazla gelebilir.
Ancak ürünlerin burada bulunmayan şeyler olduğunu düşünmeye başlarsanız gözünüze daha normal gözükecektir.

İlk Alışverişim :


Kimbap yemeyi seviyorum ve zaman zaman canım çekiyor. Önceliğim denemek için onun malzemelerini almak oldu. Tabi sadece onlar değil.
Kurutulmuş yosun, radish de denen turp turşusu, Ddok/ddeok da denen ddokbokki yapımı için pirinç keki ve çoğu tarif için gereken susam yağı aldım. Susam yağının kokusuna aşığım!


Ayrıca chopstick de aldım. Benim Chopsticklerim ahşap olduğu için bu kez de metal aldım :) Pudra renkli olan ikizime. :p

İlk alışverişim bu şekildeydi ^_^

Gelelim ikinciye.


2. ziyaretimiz aslında benim için değil abimin arkadaşı içindi. Gitmişken aldım bir şeyler, kaçar mı? -_- 
Japchae yapımı için şu aslında noodle olmayan noodle'dan aldım :D Japche'i çok sevdik kızlarla restoranda denediğimizde (henüz yazamamış olsam da -_-) Evde de denemek istiyorum ^_^

Ramenlere gelince, aslında Shin Ramyeon'u marketlerde de görüp almıyordum çünkü ithal olanlarda domuz katkısı olduğu konuşuluyordu tehlikeye atmak istememiştim. 
Ancak hazır danışabilecek biri varken danıştım. Yok denilince rahatladım. Kendim de tüm paketi güzelce inceledim ve herhangi bir şeye rastlamadım. 

Tofu aldım ^_^
Metal çubuklardan sonra şu siyah ahşap çubuklar ilgimi çekmişti, aldım ama çok kayıyorlar :D
Kore Mutfağı tarif kitabı ise abimin arkadaşının aslında. Ben tarif kitabına ihtiyaç duymuyorum. Ama böyle bir kaynak kitap arayan birileri vardır diye resme ekledim :)
Balık Sosu  ve tatlı ekşi sos'u Real'den almıştım, marketten almama gerek kalmadı.

Ben alışverişlerimden memnun kaldım ^^
Lale Hanım'la da ayaküstü de olsa sohbet etme imkanı bulduk :)

Aldığım ürünlerle çoktan kimbap yaptım, ramenleri denedim :D Onları ve diğer yaptıklarımı yakında paylaşacağım.
Sevgilerle :*

Şimdi gelelim benim gibi bu tarz ürünler arayanlara.
Marketi bulamayanlar için açık adres tarifi yapabilirim :pppp

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Döndüüüüm, Yine Kitap Aldım, Gelir Gelmez Ramene Saldırdım Falan... :)



Elveda diye başlayan yürek parçalayan (!) yazımdan sonra döndüm... Biliyorum hasretimden prangalar eskittiniz, perişan oldunuz... (Bu cümleden sonra 'Yoo, bir yere mi gitmiştin? Hiç farkında değildik. ' falan demeyin lütfen, önemsenmeye ihtiyacım var! :)

Bir önceki yazımda 10 güne yakın İzmir'de olacağımdan bahsetmiştim. Asıl amaç mesleki bir kongreydi ama çikolatacı + aynı zamanda öğrenci arkadaşım G ve kuzenim S ile gittik, 3 günlük kongreden sonra 1 haftayı da bir nevi tatil modunda kendimize ayırdık...

İlk kez İzmir'e giden 3 şaşkın olarak, tüm izlenimlerimizi bir sonraki yazımda anlatmaya çalışacağım...

Peki ne yaptım? İzmir'de de kitap almayı ihmal etmedim tabi ki, 2 kitap Pudra Tozu'yla buluştuğumuz gün -yaa evet, evet buluştuk:) -, 3 kitap da dönüş yolunda molada herkes ihtiyaç veya yemek için koştururken aldım... Bir de temel ihtiyacımız yemek derler :p



Pudra'yla buluştuğumuz gün aldığım iki kitap şöyle... Nora Roberts'ın MacGregor ailesinin üyelerini anlattığı MacGregor serisinin ilk kitabı: Kumarbaz Aşk. Elimde serinin bir kitabı daha var, çok övüyorlar seriyi bakacağız :)



Diğer kitap ise tanıtımını kısa bir süre önce bir yerde okuyup merak saldığım Vincent Ewing'in Genç Kızlar'ı. Aslında kitap çevirmen olarak görünen Nihal Yeğinobalı'nın kendi genç kızlık döneminde yazdığı bir kitap ama içindeki bazı cinsel kısımlardan ötürü kendi ismiyle bastırma cesaretini gösteremiyor ve yabancı bir yazardan çeviri şeklinde bastırıyor ki yabancı yazar olarak bile bir erkek ismi seçiyor. Ki düşünün çevirisini yaptığını söylediğinde bile 'Kız sen nasıl çevirdin o kısımları.' gibisinden bir tepki alıyor. Düşününce kızımızın böyle bir karar vermesini anlıyor insan... Tabi bunun ikincil bir kazancı da var yazar için, o zaman da günümüzden pek farklı olmayarak çeviri romanlar çok daha fazla ilgi görüyor. Kitap inanılmaz satıyor . Ayrıca  Yeşilçam'a da uyarlanıyor. Yazar da ancak yıllar sonra çıkıp 'Ben yazdımdı bu kitabı!' diyebiliyor. Benim aldığım versiyonu 8. Baskı ve yazar çevirmen olarak görünüyor. Günümüz baskılarında yazarın kendi adı ve parantez içinde takma adıyla çıkıyor ve girişte yazarın bir de röportajı bulunmaktaymış... 


İşte bu tarz bilgileri okuyunca inanılmaz üzülmüştüm yazar için. Düşünsenize düşünce ve yazma özgürlüğünden bahsediyoruz ama çıkıp baskılardan ötürü bu kitabı ben yazdım diyemiyoruz... Neden bizde de bir Jane Austen, bir Bronte kardeşler çıkmasın bu alanda? Bunları okuyunca kitabı okuma isteğim oldu, merak ettim. Bunun nedeni daha çok sosyolojik meraklar ve kaygılar aslında. Çünkü romanın bir de kendi hikayesi var... Dönemin ruhunu bir nevi hissetmek ve tahlil etmek için o dönemde nasıl bir aşk romanı yazılmış, bu romanın içeriği nasıl ki yazar cesaret edemiyor kendi adına bastırmaya ve de çevrilmesi bile hoş görülmüyor bir nevi? Günümüz aşk romanlarıyla karşılaştırıldığında nasıl bir yere ve kaliteye sahip gibi sorular sormak ve kendimce cevaplar aramak istiyorum... Ama tahminim odur ki günümüzdeki kitaplara göre pek naif kalıyordur... Yarım asırdaki böylesine bir değişime şahit olmak ilginç olacaktır. Tabi ki bunları henüz kitabı okumamış biri olarak yazıyorum. Kitabı okuduğumda çok daha kapsamlı anlatmak niyetindeyim... 

  

Bir de içinde anlamadığım bir not vardı. Nişanlım yazdığı kişiye abla diye hitap eden gencin dramı bir nevi. Üstüne karşıdaki bilmiyormuş gibi parantez içinde nişanlı olduklarını belirtme ihtiyacı :p Ne dersiniz onu da psikolojik açıdan incelemeli mi ? :) 


Gelelim diğer 3'lüme. Otobüs mola verdiğinde 3 tanesi 25tl olan bir kitap kampanyası gördüm ve genelde güncel kitaplar vardı.


 Ben de eksik JG serim Sır ve Fidye'yi aldım, yanında da Rick Riordan'ın Olimposlular Serisinin ilk kitabını alarak fantastik kitaplara da göz kırpmış oldum. Mutluyum, gururluyum :)




Akşam eve vardığımda yol yorgunuydum tabi. Yemek olarak da özlediğim ramenlerime saldırdım hemen. İndo Mie'nin çeşitlerini deneyerek gidiyorum.


 Tavuklu ve Domatesli tavukluyu denemiş, domatesliyi favorim yapmıştım, bu sefer de köri soslu olanı denedim. Köri sosuyla aramız nötrdür blog ikizimin aksine, o nefret eder. Bense denk gelirse yerim, olmadığında aramam ama köri soslu olan harikaydı ya. Ben nefret edeceğim diye beklerken acı sosla da birleşince çok hoşuma gitti... Yaşasın ramen yemek! :) Biraz saçma, biraz daldan dala yazımla döndüm canlar, benden ayrılmayın :) 
Sevgiler... :)
Devamını Oku »

27 Haziran 2013 Perşembe

Akşam Okuması - Kış Sarayı - Eva Stachniak ve Yine Ramen


Yepisyeni bir kitaba başladım. Merak ederdim bu kitabı... Kapağı çok güzel ama kitabın anlatımındaki vuruculuk ve iddia kapakta malesef yok. Henüz çok az okumama rağmen  şimdiden beğendim, özellikle çarpıcı anlatımını, umarım devamında da bu şekilde gider...

"Beni dinle. 
Ben biliyorum. 
En tehlikeli casus, şüphelenmediğindir."



Ve yine ramen :) 
ŞU yazımda ramen faciamı anlatmıştım... İlk deneyimimdi ve cidden çok kötüydü. Ancak piyasadaki ramenle alakası olmayan, en kötü marka olarak lanse ediliyor Kung Fu ve ben de katılıyorum. Leader bulamadım ancak İndo Mie diye bir marka keşfettim, o da leader kadar iyi denmişti. 2. deneyimim onun tavuklusuylaydı, abimle deneyip çok beğendik. Ve bu benim 3. ve en iyi ramen deneyimim. Fırsat bulmuşken anlatıyorum. 2. şansa deneyimimle rameni sevince -ki abim elimden alıp hepsini yemişti:( - hemen atladım marketlere... En çok dikkatimi bu domatesli-tavuklu çekmişti. Bunu, sebzelisini, körilisini ve bilimum çeşitlerini aldım. Bu sefer chopstick yani hashi sorun oldu. Satan bir yer bulamadım, internetten sipariş edeyim dedim bir sürü sorun çıktı. En son elimi yüzüme aldım, bana yakın olan sushico adlı uzak doğu lokantasına gittim, rica ettim. Tabi ben mahcup mahcup 'ücretini öderim' falan diyorum, görevli bir yardımcı bir yardımcı oldu, boynuna atlayacaktım o derece - hayır canım, çocuğun çok tatlı olmasıyla falan alakası yok, Spartacus'daki Crixus'a benzemesiyle alakası da yok tamamen sevinçten- :p neyse bir sevindim bir sevindim. Ve ramene bayıldım, sade tavuklu bunun yanında yavan kalır o derece. Çok lezzetliydi, doyamadım, suyunu içecektim annem bana aşağılayıcı bir şekilde bakmasaydı, bunlar hep sosyal baskı işte... Chopstickleri elime alır almaz, 40 yıllık dizilerde tencere kapağında ramen yiyenler gibiydim, öyle rahat kullandım ve inanılmaz zevkli. Çatalla hiç tadı olmuyordu. Kısaca çok güzel bir deneyimdi a dostlar, aldığım diğer türleri de yakında yazarım... Ama domatesli tavuklu şu anki favorimdir... 
Yeni hedefim kimbap ve kimchi yapmaktır, duyrulur. Deneyen ve başarılı olanlar tarif yazarsa veri hepi olurum... :)

EDİT: Unutmuşum, bu ramenden alırsanız kesinlikle içindeki tüm sos ve bilimum katkıları koyun, tam oluyor o zaman tadı, az koymuştum başta tatsız olmuştu, hepsini dayayınca harika oluyor :)

Görüşmek üzere, beni özleyin anacım :)

Devamını Oku »

18 Mart 2013 Pazartesi

Benherneysemo'nun Ramenle İmtihanı



-Hayalim böyleydi tabi-


Aslında bu postu haftalar önce yazacaktım, sonra nedense vazgeçtim... Şimdi aklıma esti ve ilk ramen deneyimimi tüm rezilliğiyle anlatmak istiyorum... :)

Malumunuzdur ki özellikle Kore dizileri izleyenler bilirler, adamlar siz saf saf ekrana bakarken iştahla, şapur şupur ramen yerler... Yüz ifadelerine ve yiyişlerine bakarken bu ne menem bir şey ki adamlar böyle yiyor, kendinden geçiyor diyorsunuz. Aynı benim çiğköfte yiyen halim gibi :p

Ramen nedir diye mini wikipedia'lık yaparsam, kolay haşlanan bir tür erişte ve içine bazı malzemeler katılarak, sulu bir şekilde pişirilmesiyle oluşturulan bir yemek... 

Bir gün gaza geldim, "Ben artık bunu yemeliyim!" dedim. Biraz da internette araştırma yaptım yiyenlerin %95'i şikayetçi. Mide ağrısı yapmasından, tadının kötülüğüne kadar. Kır dizini, otur, vazgeç değil mi? Yok illa kaşıncam ben! Bir de artistlik: "Belki çok beğenicem ben?" diye. Kötü de olsa tadını bilmeden ölmek istemedim. Ki o gün evden çıkacak durumda da değilim, abime telefon ettim gelirken ramen al diye. Tepki şudur: "Ney!" Tabi anlamadı garibim. Ben de derin izahatlarda bulundum, nedir, hangi reyonda bulunur vs. 


Ben Leader istemiştim ama markette Kungfu marka varmış ve de tek çeşidi. Neyse artık hafif hayal kırıklığı "O olsun madem." dedim. Öylesine gözüm dönmüş :D Bir de bir erişteye göre gereksiz pahalı bunlar ya, onu da ekleyeyim...

Neyse geldi, evdekiler bana burun kıvırarak bakıyorlar tabi. "Ayy onu mu yicekk?" diye... Bu kadarla kalsa yine iyi: "Her gördüğüne ne diye özenirsin?" gibisinden laf sokmalar da geliyor ama ben kutuya sarılmışım, "eheheh!" diye salak bir gülümsemeyle hazırlık çalışmalarına başladım... 


Kutunun içinden çıkanlar şöyle... Erişte, çatal, baharat paketi ve kurutulmuş sebze paketi. Tabi çubuk meselesi hiç aklıma gelmedi, çatalı görünce yıkıldım resmen. Şuan çubuğum yok ama kısa vadeli hayallerimden biri de bir çift çubuk edinmek. 

Baharatın hepsini koymadım, ağır olur diye düşündüm. Yarısından da azını koydum. Sebze paketini de koydum, sonra kutudaki sınıra kadar sıcak suyu koyup zaten yarım açtığım paketin ağzını kapattım ve bekledim. Hazırlarken suratımda iki ifade var, biri hala o salak sırıtış; diğeri de bir bilimadamı titizliği. Görseniz atom bombası falan yapıyorum sanır, öyle bir ciddi çalışma. Sanki tek yanlış hareketim hepimizi havaya uçuracak. Hayır, ortada psikolojik bir baskı da mevcut. Aile bireylerimin hepsinin gözü üzerimde. "Ne diyim ben sana?" bakışı var hepsinde... 


Bir hevesle tadına bir baktım. İlk lokma beklediğim gibi değil, ben harika bir şey bekliyorum çünkü ama çok kötü de değil. Bizimkilerin gözü bende ya kötüleyemiyorum da "Mmmm..." yaptım şöyle bir. Hani ikiyüzlü yemek programı sunucuları vardır ya. Biri yemek yapar onu tadar da harika harika diye aptal yüz ifadeleri yapar, aynen öyleyim... Bizim de gururumuz var sonuçta!

Ama 2-3 derken 4-5. lokmada tadı dayanılamayacak kadar kötü gelmeye başladı. Neyse dedim gideyim yan odada yiyeyim siz bana böyle bakınca keyfimi kaçırıyorsunuz. Ne demiş atalarımız: Yavuz hırsız ev sahibini bastırır. Baskın basanındır :D 

Yan odaya gittim ama yiyemiyorum, mümkünatı yok. Sonuç olarak sadece yarısını yiyebildim. Ve 1 saat geçince mide ağrısı başladı mı? Mide ağrısına bir şekilde dayanırım ama baharatı ki düşünün yarısını bile koymadım, inanılmaz ağır geldi! Resmen nefesimde, üstümde başımda baharat kokuyor. Resmen 1 gün o koku burnumdan gitmedi! 

Kendime gelmem bir günümü aldı ama ben akıllandım mı akıllanmadım! Bunun markası, bunun türü diye mırın kırın ediyorum hala. İlerideki hedefim diğer türlerini denemek, diğer hedefim ise Türk işi ramen tariflerine bakmak ve kendi damak zevkime azıcık yakın bir ramen keyfi yaşamak. Tamam biliyorum ben akıllanmam, biliyorum benden adam olmaz, biliyorum bana müstehak. İyi madem öyle görüşürüz :) Sevgiler...


Devamını Oku »