1 Eylül 2014 Pazartesi

Merhaba, Ben Bambaşka Bir Şehirde Yeni Bir Okula Başlayan Kız! (Konulu Kitaplar)


Merhaba, ben herkesin birbirini tanıdığı okulunuza aniden gelen Yeni Kız!
Başta çekingen ve soğuk göründüğümü biliyorum. Zaten geçmişimden kaçtığım, yeni bir sayfa açmak istediğim için buradayım. Hiç kimsenin beni ya da başıma gelenleri bilmediği bir yerde.
Sırrımı benden alamasınlar diye kimseyle yakınlaşmayı düşünmüyordum aslında. Ama okuldaki herkesin ilgisini bir anda üstüme çekince ve okulun en popüler, yakışıklı ve istenen erkeğinin de hedefine girince işler hiç de umulduğu gibi gitmiyor.
Merhaba, ben yeni kız! Tanışalım mı?



HEP SENİ BEKLEDİM
Ben bu yazının ilham kaynağı; Avery Morganstein. Dans etmeyi seven, mutlu bir kızdım aslında. Ta ki 14 yaşında yaşadığım o olaya kadar. O günden sonra hiçbir şey aynı olmadı. Ve olaylar ağızdan ağıza yarım yamalak yayıldıkça (Ah, Avery bir bilsen yarım yamalak dedikoduların insanları nasıl saçmalattığını!) daha fazla yaşadığım yerde kalamadım. Ailemi de karşıma alarak beni tanıyan hiç kimsenin olmadığı uzak bir üniversiteye geldim. İlgiyi üstüme çekmekten nefret ediyordum ama ilk günden okulun bir nevi ilahı duvar gibi kasları olan, gerçek olamayacak mavi gözleri olan Cam'e çarpıverdim! Üstüne bu konuda hevesli iki de arkadaş edindim. Ama geçmişim yakamı bırakmazken ne yapabilirim ki?


OBSİDİYEN - LUX SERİSİ
Öküz, n'olucak! Annem yüzünden aniden bu kasabaya taşındığımda ve yan komşuma yol sorduğumda karşıma bir öküz çıkacağını nereden bilebilirdim! Hem öküz, hem uzaylı, hem de taş malesef! -_- Üstelik okulda da sürekli karşımda! Pardon, arka sıramda ve sürekli kalemiyle beni dürtmekle meşgul! Ama çok tatlı bir kız kardeşi var, onun hatırına katlanıyorum. Hayır, ona katlanmamın taşlığıyla hiçbir alakası yok... 



ALACAKARANLIK
Ben bu furyanın baş temsilcilerinden: Isabella Swan. Ama Isabella'dan nefret ederim, bu yüzden lütfen bana Bella deyin! Annem kendinden genç biriyle çıkıp, artık yerinde duramaz olduğunda ona ayak bağı olmamak için güneşin kavurucu sıcağı altındaki evimden Forks'a geldim. En yağışlı ve kasvetli havaya sahip o tuhaf kasabaya babamla yaşamaya. Hiçbir zaman parlak biri değildim, genelde utangaç ve salağım. Edward'a göre beynimde bir sorun var. Edward demişken, Edward benim vampir erkek arkadaşım. Dünyanın en silik insanıyken daha bu okuldaki ilk günümde bir sürü arkadaş ve hayran edindim. Üstelik o tuhaf aileyi de gözüme kestirdim, başta Edward olmak üzere. Bizim hikayemizi muhtemelen bilmeyen yoktur, yanılıyor muyum?



YARALI
Lanet olsun yaşadıklarıma kimse inanmıyor! Beni sert seviyor sanıyorlar, ailem bile! Nasıl kendi evlatları dururken bir yabancıya inandılar aklım almıyor! Ah, pardon; o kadar sinirli ve yıkılmış bir haldeyim ki kendimi tanıtmayı unuttum. Ben: Sidney! Her şeyi silip yepyeni bir başlangıç yapmıştım. Ta ki yanlışlıkla hiç tanımadığım hocamla flört edene kadar! Üstelik ben ne kadar silsem de geçmiş hala peşimde... 




GABRIEL'IN CEHENNEMİ
Ben de her şeyi silip yeni sayfa açanlardanım. Minicik tek göz odamda, okula devam etmeye çalışıyorum. Ama Profesör Emerson bunu hiç de kolaylaştırmıyor. Ah köpeklerin yaşayamayacağı pahalı dairelerin tanrıları, sadece beni rahat bırakmasını istemiştim, bana acımasını değil! Ancak onun aslında geçmişim olduğunu nereden bilebilirdim!



TANRIÇA SERİSİ
Kaçacak bir geçmişim yok çünkü ben acılarımla yüz yüzeyim! Annem kanser! Ve artık umut yok... Son günlerini yaşaması için onu doğduğu kasaba Eden'a getirdim. Ve ben de orada okula başladım. Okulda tanıştığım kız bana zarar vermek üzereyken şimdi kendi boğulmak üzereydi ve ben onu kurtaramıyordum. Yanımıza gelen gizemli yabancıya onu kurtarması karşılığında bir söz verdim ama bu sözün 6 ay onunla yaşamak anlamına geldiğini bilmiyordum. Üstelik o adam Hades'ti!  



TATLI BELA
Geçmişimi yok sayıyorum! Artık iyi biriyim. Sırf o  dünyadan uzak durmak için en yakın arkadaşım America'yla yeni bir şehirde bir okula başladık. Tek amacımız kurtulmaktı. Ancak daha büyük bir belaya bulaştım: Travis! Ama tatlı bir bela. Okulun dövüşçü, dövmelerle dolu kötü çocuğu, nasıl benden hoşlanıyor olabilir ki?

-----

Ben Yeni Kız!
Tür, yazar fark etmez. Her yerde karşınıza çıkabilirim. :)


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

Devamını Oku »

28 Kasım 2013 Perşembe

Saplantı - Jennifer L. Armentrout




Lux serisini okurken biri bana Arumları seveceğimi söylese "Hadi oradan!" derdim... Ancak Luxenlere gıcık olduğum, Arumlara kanımın kaynadığı -bayağı bir kaynadığı^^- bir okuma süreci oldu. :)   

Önce konudan bahsedelim. Serena en yakın arkadaşı Mel'le bir gece kulübünde otururken arkadaşının anlatıklarının uçukluğunu ancak onun sarhoşluğuna verebilirdi. Ne var ki Mel'in içinde bulunduğu korku onu şüphelendirdi. Üstüne bir de öğrendiği bazı bilgiler nedeniyle Mel, Serena'nın gözleri önünde bir Luxen tarafından öldürülünce, Serena kendini Savunma Dairesinin korunmasında ve bir Arum olan Hunter'ın insafına kalmış olarak buldu... 

 Arumların ve Luxenlerin karanlık noktalarını gözler önüne seren bu kitapta, Savunma Dairesi'nin de gerçek yüzünü görebiliyorsunuz...   'Lux serisinde tarafımızı Luxenlerden yana seçtik, ışığın tarafını seçtiğimizi düşündük ve Luxenlerin can düşmanları Arumları hep karanlık, çirkin, kötü bildik. Luxenleri korumak istedik, Arumlara "Boyunuz posunuz devrilsin, iki yakanız bir araya gelmesin." demek istedik... Ta ki Arumlara söz hakkı doğup, onlar kendilerini anlatmaya başlayana kadar... ' demiştim bir önceki yazımda.  

Serinin  spinoffu olan bu kitapta da Arumların dünyasına daldık. Arumlar gibi karanlık yaratıklara da new adult tarzı yakışırdı zaten. Yazar young adulttaki başarısını new adultta da göstermişti hatta şahlandırmıştı diyebiliriz. Kitapta en sevdiğim şey yazarın bir Hunter'ın, bir Serena'nın gözünden anlatmasıydı olayları. Uzun zamandır bu tarz kitapları hep bayan karakterlerin ağzından okuyoruz ve maalesef bu kızlarımızın bir kısmı yarım akıllı, onların zihinlerinde olmak insanı boğabiliyor. Bu kitapta ise Serena yarım akıllılıktan  uzak harika bir bayan karakter ve bakış açıları öyle doğal geçiş yapıyor ki, ben çok sevdim. Bazı kitapların sonundaki erkek karakterin gözünden anlatılmış bir bölüm bile bizi mutlu etmeye yeterken bunun etkisini bir düşünün :) Darısı sadece erkek karakteri gözünden anlatılan kitapların başına... 

Son olarak kitap tek kitap değil de seri olacak gibi. Çünkü hikayesini okumak istediğim bir kaç karakter var ve ucu açık bırakılan bazı konular var... Umarım devamı da gelir. ^^ 




Devamını Oku »

24 Kasım 2013 Pazar

OKK 21. Blog Tur: Işıldayan Luxenler Mi, Yoksa Karanlığın Çocukları Arumlar Mı?



Malumunuz Lux serisiyle uzaylılar girdi bir anda hayatımıza. Fantastik karakter dünyamız, dünyalı yaratıklarla doluyken; "Isır beni X" derken; bir anda dünya dışı transfer yaratıklar ele geçirdi bir kısım okuyucuyu. Rivayet odur ki "Işınla beni Scotty!" lafının yerini "Işınla beni Daemon!" almıştır. 

Okuyucularını ilerideki bir UFO olayına ya da uzaylı saldırısına karşı hevesli kılan Luxenler, "Uzayda hayat var mı bilmiyoruz ama uzayda 'taş' varmış!" dedirtmişlerdir. :p
Lux serisinde tarafımızı Luxenlerden yana seçtik, ışığın tarafını seçtiğimizi düşündük ve Luxenlerin can düşmanları Arumları hep karanlık, çirkin, kötü bildik. Luxenleri korumak istedik, Arumlara "Boyunuz posunuz devrilsin, iki yakanız bir araya gelmesin." demek istedik... Ta ki Arumlara söz hakkı doğup, onlar kendilerini anlatmaya başlayana kadar...  


O zaman bize de onlara karşılıklı söz hakkı vermek düşer:

Arum: Beni bu parlak çocukla konuşturmak istediğinize inanamıyorum. Muhtemelen kendini beğenmişlikten, iki cümleyi bir araya getiremeyecektir. 



Luxen: Ona parlak çocuk değil Luxen deniyor bir kere. Ancak mükemmelliğimizin gerçekliği düşünülürse bu kendini beğenmişlik değil, olanı olduğu gibi kabul etmek sadece. Karizmatik yanımızın bir kısmı da buradan geliyor zaten... 


Arum: Ampul gibi parıldamanın çok karizmatik olduğunu ancak bir ampul söyleyebilirdi zaten. 

Luxen: Dönüşürken üstüne zift dökülmüş gibi olmak daha karizmatik sanki.

Arum: En azından ben buradayım diye bağırmıyoruz dönüşürken Sayın Gökkuşağı. Savunma Dairesine bizi açık eden de sizin bu deniz feneri gibi parlayarak sorumsuzca dolaşmanız zaten. 

Luxen: İçinizdeki o saf kötü yan hemen kendini belli ediyor, benimle bu şekilde konuşman içinde bulunduğun ezik duruma yardımcı oluyor mu bari? Aramızdaki savaşın nedeni bile, sizin bu Luxenleri öldürmeye programlı kötülüğünüz... 

Arum: Aramızdaki savaşın nedeni ateş böceği, sizin her şeyi yakıp yıkıp ezerek mutlak güce ulaşma arzunuz. Mutlak güç neyi doğurur bilirsin, mutlak yozlaşmayı... 

Luxen: Hey!.. Obsid...

Tamam, tamam çocuklar; bu kadar yeter! Anlıyorum ki karşılıklı medenice konuşmanızı beklemek yanlış bir kararmış. Okuyucuya daha fazla rezil olmadan ben anlatayım en iyisi...

 ***

Efendim, Luxenler ve Arumlar dış görünüş olarak oldukça cezbediciler, bu konuda emin olun birbirlerine karşı herhangibir üstünlükleri yok. Ayrıca iki taraf da dünyaya karşı oldukça alaycı. Deamon'ın Katy'e olan alaycılığını az-çok biliyorsunuz, Saplantı'da Arumları bize temsil eden Hunter da aynı şekilde alaycı. Kızımız Serena onun için şöyle diyor: "Dolgun, çekici dudakları kimselerin bilmediği bir espriyi yalnızca kendisi biliyormuş gibi bir edayla köşelerden yukarı doğru kıvrılmıştı."  Ancak Hunter fazla olarak inanılmaz küfürbaz. Patronu ona şöyle diyor: " Bir gün bu tavrın ve ağzı bozukluğunla başını belaya sokacaksın."  

Luxenler daha organize, daha birlikte yaşamaya, Şirinler Köyü kurmaya eğilimliyken Arumlar biraz daha özgür ve tek takılmayı seviyorlar gibi. Ha, bu demek değil ki Arumlar için aile önemli değil. Hunter'a baktığımızda kitaptaki konumunun nedeninin kardeşi olduğunu görebiliyoruz. 

Lux serisi Young Adult'ken, Saplantı New Adult olduğundan mıdır nedir; okurken Hunter, Lux serisinden tanıdığımız Luxenlerden daha bir olgun ve abi konumunda geliyor insana. Daha cesur, daha yalnız, daha sert, daha karanlık, daha küfürbaz ve daha arzulu. Evet, evet... Yine kitabın türünden midir, yoksa Arumların şahsi özelliklerinden midir nedir Arumlar cinsellik konusunda daha faaller Luxenlere göre. Luxenler, evlenip çocuğa karışıp, tür devamı amaçlarken, Arumların bu konuda pek kaygıları yok gibi. Zevk amaçlı yaşıyorlar. (İnanın yazdıklarım bana bile tuhaf görünüyor. :p )

Dönüşüm konusunda bana göre kesinlikle Arumlar önde. Luxenler; Serena, Mel ve Hunter'ın deyimiyle ampul gibi görünürken, Hunter siyah mermerden bir heykel gibi görünüyor. Etrafındaki tüm ışığı içine çeken bir kara delik gibi... Çok daha cezbedici yani. 

Arumlar yaratılış itibariyle olsa gerek daha öldürücüler. Natureborn Killer'lar bir nevi. Öldürmek konusunda Luxenler'in aksine tereddüt bile etmiyorlar. Bu yüzden olsa gerek daha iyi dövüşüyorlar. 

Ancak iki tarafın da dövüş konusunda birbirlerine karşı bir zaafı var. Obsidiyen Arumlar için öldürücü olabilirken; Oniks ise Luxenler için öldürücü, hatta bazı durumlarda ölmekten beter edici. İki taraf da bunların farkında. 
Peki hangisi daha üstün?
 Kararı size bırakıyorum. 

Ancak benim fikrimi sorarsanız; ben Melekler ve Şeytanlar arasında kalmış Dean taktiği kullanırım. En iyisi Dünya Barışı ^^  



Devamını Oku »

20 Kasım 2013 Çarşamba

OKK 21. Blog Tur: Saplantı - Jennifer L. Armentrout, Tanıtım - Takvim - Çekiliş






Herkese merhaba!

OKK’nin 21. Blog turunun konuğu DEX Plus’tan  çıkan Saplantı! Saplantı kitabı, Lux serisinin  yan kitabı, yetişkinlere hitap ediyor ve bu kez Arumlar ile ilgili! 

Kitabımızı tanıyalım:



Luxenler ve Arumlar, Lux serisinden bağımsız da okunabilecek Saplantı’da çok daha baştan çıkarıcılar.


Ukala, zorba ve tapılası bir adam.

Korunmaya muhtaç, küfürbaz ve ateşli bir kadın.



Hunter acımasız bir katil.

Devlet için kötü adamları öldüren bir uzaylı.

Işığın çocukları Luxenleri yok etmek için doğmuş bir Arum.
Yaptığı işten de çok memnun, ta ki, bir insanı korumak zorunda bırakılana dek.
Serena, en yakın arkadaşı, senatörün oğlunun doğaüstü bir varlık olduğunu söylediğinde, ona inanmamıştı. Kim inanır ki?
Ne yazık ki sonrasında korkunç bir olaya şahit oldu.



Hunter ve Serena, ateş ve barut gibi… Bir arada olmaları çok tehlikeli…



Sonunda Hunter yapmaması gerekeni yapıyor.

Hem de defalarca.

Tur Takvimimiz
20 KasımTanıtım - Çekiliş

21 Kasım

Fighting!!! – Ön Okuma
Kitap Tutkusu – Jennifer L. Armentrout / Yazar ve Kitapları Hakkında Bilgi

22 Kasım
Fighting!! – Altı Çizilesi Satırlar
The Reading Lady - Geçmişten Günümüze Hayatımıza Giren Uzaylılar

23 Kasım

Kütüphanemden Kitap Manzaraları – Işıldayan Luxenler Mi, Yoksa Karanlığın Çocukları Arumlar Mı?

24 Kasım
Yorum
The Reading Lady
Pudra Tozu
Kitap Tutkusu
Kütüphanemden Kitap Manzaraları
Fighting!!

Çekiliş: Fighting!!


BONUS!

Tur boyunca LUX serisi kitaplarının yorumları da her öğle sizlerle olacak!
Katkılarından dolayı DEXPLUS’a teşekkür ederiz.




Devamını Oku »

15 Ağustos 2013 Perşembe

Kitap - Kitap - Kitap :)


Yine kitap aldım arkadaşlar, evet :) 

Baktım hazır Kitap Sihirbazı'nda indirim var, yine kitap aldım. Arsene Lupen serisini bilirim. Bir nevi İngilizlerin soğuk Sherlock Holmes'üne misilleme olarak yazılmış kibar bir hırsızdır kendileri. Sherlock benim idolümdür, çok severim. Hal böyle olunca hazır indirimdeyken alalım, deneyelim istedim ki Arsene'in Sherlock'la da maceraları olduğunu duyunca durur muydum ki zaten? 
Elimde Peyami Safa'nın Arsene'den esinlenerek yazdığı bir Cingöz Recai de var, bakalım onu da okuyacağım :) 


Diğer kitabım ise Lux Serisi 3. kitabı Opal... Daha Oniksi okumamış olsam da hazır Dex indirimi varken aldım. Aslında aldığım bir kitap daha vardı ama The Reading Lady'nin blog günü için olduğundan yayınlayamıyorum, acaba ne aldım? 

İndirimi kaçırmak istemiyorsanız sağdaki Dex Kitap indirimi linkine tıklayabilirsiniz. Kendinize iyi bakın e mi ? :) 

Devamını Oku »

6 Şubat 2013 Çarşamba

Obsidiyen - Jennifer L. Armentrout (Lux #1)




Kitap Adı: Obsidiyen
Yazar: Jennifer L. Armentrout
Orjinal Adı: Obsidian
Çeviri: Bilge N. Zileli 
Yayınevi: DEX
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 354
Tür: Fantastik / Young Adult
Seri: Lux Serisi
#1 Obsidiyen
#2 Oniks
#3 Opal
#4 Köken
#5 ??


Hey Yakışıklı, hangi gezegendensin sen? :)    

Yepyeni bir seriye başladım. Bitireli birkaç gün olmasına rağmen hala aklımdan çıkmadı... Yazarın kitabı sadece 7 günde yazdığına inanmak çok ama çok zor. Yazarın dili çok akıcı, çeviri çok başarılı. Yoruma başlamadan önceki söyleyeceğim şey: Harikaydı, kesinlikle okuyun, olur. :)

Vampir, Kurt Adam, Zombi, Melek derken aramıza uzaylılar da katıldı, yer açın canlarım. Biz hep onları eciş bücüş, dünyayı ele geçirmeye çalışan yapışkan ve istilacı yaratıklar olarak tanırdık ama Deamon tüm ön yargıları kırdı... :)

Kat, annesiyle yeni bir kasabaya taşındığında tek yapmak istediği kitap blogunu yazmak ve bahçeye çiçek ekmekti. Kimseyle kaynaşma gibi bir niyeti yoktu... Zaten hiçbir zaman çok girişken biri olamamıştı... Ama annesi onu komşuları olan 2 kardeşle tanışmak konusunda cesaretlendirdi. 

Kat "Market yolu" sorma bahanesine sığındı, kapıyı çaldı ve hiçbir şey eskisi gibi olmadı artık... (vay be ne dramatize ettim:)
Kapıyı açan asık suratlı ama yakışıklı mı yakışıklı; dağınık simsiyah saçlarına ve kopkoyu yemyeşil gözlerine bittiğim Daemon'du. Daemon daha ilk dakikadan Kat'i terslemeye ve aşağılamaya başladı. İkiz kardeşi Dee ise Daemon'un tüm engelleme çabalarına rağmen Kat'in en yakın arkadaşı oldu... Ama bu ikizler Lux adlı gezegenleri yok olunca Dünya'ya yerleşen Luxen adında ışık varlıklarıydılar.

Karakterler: 
Kat'e sevdiklerim kısmında değineceğimden kendisini atlıyorum.

Daemon, seksi uzaylımız. Seksi olduğu kadar da bir ÖKÜZ kendisi. Kitabı okumadan önceki yorumlarda Öküz dendikçe, bu çocuk ne yapıyor da Öküz demiş kızımız buna diye merak ediyordum, şimdi bakıyorum da gerçekten  Öküz!!! Kızımıza karşı sürekli kırıcı ve alaycı davranıyor ısrarla. En büyük öküzlüğüyse: "Artık neredeyse hiç parlamıyorsun." repliğini kullandığı kısımdı.

Dee, Daemon'un dünya tatlısı ikizi. Kat'den çok farklı olarak neşe dolu bir kız ve Kat'in en iyi arkadaşı. Sevilesi karakterlerden.

Ash, kardeşleri ve Matthew'u şimdilik sevemedim. Simon ise elleri dost canlısı arkadaş, başına gelenleri hak etti bence... 

Sevdiklerim: 
İkilinin her saniye atışmaları beni benden aldı. Kitap boyunca tebessüm etmenizi sağlayacak hoş didişmelerdi bunlar. Birbirlerinde hoşlanmadıklarını her dk söylemelerine rağmen sürekli birlikte olmalarıysa daha da hoştu. 

Kat'in kitap blogger'ı olması tabi ki. Ki ilk sayfada beni yakalayan bir şeydi bu. Eminim çoğumuz onda kendimizi gördük. Blogunun başına geçip yorum yazılmadığı için insanlar berbat, takipçisi arttığı için insanlar harika diye değerlendirme yapması gibi... :)  Sıradan esas kız gibi dursa da oldukça zeki ve eğlenceliydi. Daemon'un laf sokmalarına çok yerinde karşılıklar verebiliyordu ki bu Daemon'un bile hoşuna gidiyor :)

Daemon'un kızımızı arka sıradan sürekli kalemle dürtmesi... :) Öldüm bittim orada... 

Karkuşu'nun hikayesi ve karakterlerimizin daha sonra bu hikaye üzerinden yaptıkları sohbet.

Daemon'un sırrı açığa çıkma tehlikesine rağmen kızımızı hep koruması, kurtarması...
Kitabın sonunda kısa bir olayların Damon'u gözünden verildiği bir bölüm bulunması... 

Sevmediklerim:
Kat'in çok sık da olmasa dudağını ısırması. Son okuduğum bir kaç kitaptan sonra bu dudak ısırma işi aldı yürüdü, bir seksepalite simgesi oluverdi, bu da benim hoşuma gitmedi...

Luxenlerimizin kendilerini gizleme ve bahane bulma konusundaki acemilikleri. Başka gezegenden dünyamıza gelmişsiniz, kimliğiniz saklı kalmalı diyorsunuz ama çok ihtiyatsız davranıyorsunuz bu konuda. Suyun altında 10 dk kalmalar, hızlı hareket etmeler, zayıf bahaneler. Daha ilk dakikadan bizde bir tuhaflık var dedirttiniz resmen.

Daemon'un Kat'e Kedicik demesi hoştu ama bu aralar birkaç kitapta daha karşıma çıkan bir hitap olduğu için nedense biraz soğudum bu laftan.

Ash karakteri ve karanlık varlıklar olan Arumlar tabi ki. Arum'lar ışık varlıkları olan Luxen'lerin en büyük düşmanları... Buldukları yerlerde öldürmek istiyorlar Luxenciklerimizi.

Savunma Dairesi olayı. Bence bunun altından bir şeyler çıkabilir ilerleyen kitaplarda.

---

Kitap kapağından bahsedersek yazarımız karakterlerinin dünyadaki yansımalarını bulmuş ve futbolcu Pepe Toth ve model sevgilisi Stzella'yı buna uygun görmüş. Kapaktaki çiftimiz ve gerçek hayatta da birlikteler. Kapaktaki hallerini beğendim  ama çiftin gerçekteki hali bence Daemon ve Kat karakterine hakaret gibi. Ki yazar bu kişileri imza günlerine bile götürüyor, o kadar seviyor :)
Daemon ne kadar uzun, güzel vücutluysa Pepe o kadar ufak tefek geliyor bana, dövmelerini de sevmedim. Kapaktaki hallerini sevdim ama onun dışında ortalıkta görünmesinler bence :)
Ki bu çiftimiz onlarca kitap kapağında mevcutlar. Goodreads'te ufak çaplı bir araştırınca, Pepe'nin diğer kapak fotoğrafları şöyle... 
Bu kitaplar arasından Türkçe'ye çevrilmiş Heidi Betts'in Kördüğüm kitabı da mevcut. 
Bu çiftle kitaba bir de trailer oluşturulmuş,o da şöyle...

Ben kitapları okurken karakterleri kendim zihnimde canlandırmayı severim ki yazarın bence karaktere uyacak kişileri okuyucuya bırakması daha iyi olurdu. Okuyucular kendi aralarında bunu tartışır, daha güzel paylaşımlar çıkabilirdi. Nitekim E.L. James'in Fifty Shades serisi hala filmde kim oynasın, kim daha Christian Grey diye hala konuşuluyor. Jennifer bizi kısıtladı bence biraz. 

Ah bir de çok ama çok hoşuma şeylerden biri ise Obsidiyen Kolye. Bundan ben de istiyorummmm!!!


Sonuç olarak 2. kitap Onyx'i iple çektiğim, bayıldığım, kesinlikle devam edeceğim, hala etkisinde olduğum ve beni çok heyecanlandıran bir kitaptı bu :) Bayıldım... 

Kitabı okurken zihnimde çalan arka plan şarkısı ise Şudur...

Puanım: ♥♥♥♥♥   

Alıntılar:
"Tişörtü yok mu bunun?" diye sordum, bir kürek alırken.
"Malesef olduğunu sanmıyorum. Kışın bile böyle. Her zaman etrafta böyle yarı çıplak gezer." İnledi. "Tenini... bu kadar çok görmek zorunda olmam iğrenç. Iyy. "
Onun için iğrençti, benim içinse kahrolası seksiydi. 

---

"Sıradaki soru?"
"Neden bu kadar dangalaksın?"
"Herkes bir konuda uzmanlaşmalı, değil mi?"
"Şey, harika bir iş çıkarıyorsun."

---

"Hayır. O elbiseyle muhteşem görünüyordun."
"O zaman sorun ne?"
Gülümsemesi büsbütün muzip bir hal aldı. "Ah, kırmızı rengin Daemon'un en sevdiği renk olduğunu söylemedim."

---

Aman Tanrım, Daemon ağaçları köklerinden söküyordu...
(...)
Yüce Tanrım, bir dahaki sefere Daemon'u kızdırmadan önce iyice düşünecektim.

---

Bu kesinlikle delilikti, şimdiye kadar yaptığım en çılgınca şeydi. Tek yıldızlık eleştiri yapmaktan daha kötü, ilk doğurduğum çocuğumu, öğle yemeğini onunla yemek için verebileceğim yazardan röportaj isteğinde bulunmaktan daha korkutucuydu... (...) (Kat'in buradaki tanımlamasına çok güldüm)


Devamını Oku »