24 Eylül 2016 Cumartesi

Sonsuz Sevgilerimle - Julia Quinn (Bridgertons #5)



Kitap Adı: Sonsuz Sevgilerimle
Yazar: Julia Quinn
Orijinal Adı: To Sir Phillip With Love 
Çeviri: Murat Sarlıcalı
Yayınevi: Epsilon Yayınları
 Sayfa Sayısı: 356
Basım: Mayıs 2014
Seri: Bridgertons Serisi

#7 Öpüşünde Saklı // It's In His Kiss (Hyacinth&Gareth)
#8 Biz Evleniyoruz  // On The Way To The Wedding (Gregory&Lucy)


Eğer insan aşkı bulmamışsa, yalnız kalmak daha mı iyiydi?

Okunup yorumlanmayan kitaplarda bugün. :)
Okuyalı uzunca bir süre geçmişti ve taslaklarda bekliyordu bu kitap; okunup yorumlanmamışlara da bir el atayım dedim. 

Eloise Bridgerton 28 yaşına gelmiş, sayısız evlilik teklifi reddetmiştir. Artık ona sosyetenin kriterlerine göre evde kalmış denebilir. Aslında Eloise bundan çok da şikayetçi değildir. Elbette seveceği bir eşi, güzel bir yuvası olmasını o da ister ama daha önce buna yaklaşan bile biriyle karşılaşmamıştır. O sürekli yazdığı mektuplarıyla ve daima mürekkepli elleriyle bekar hayatından memnundur. 

Ömrünü birlikte geçirmeyi düşündüğü, kendisi de evde kalmış en yakın arkadaşı Penelope evlenince Eloise bir anda boşluğa düşmüş hisseder ve bir yıla yakındır mektuplaştığı Sör Phillip'in tanışma ve birbirlerine uygun olup olmadıklarını öğrenme teklifini kabul ederek ailesine haber vermeden kaçar ve soluğu taşradaki Ramsey Malikanesi'nde alır. 

Sör Phillip mektuplarındakine hiç benzemiyordur, üstelik Eloise'e mektuplarında bahsetmediği bazı durumlar içerisindedir. 

***
Bir kadına kur yapmayı istemek, bunu nasıl yapacağını bilmek anlamına gelmiyordu.

***


Eloise  geveze, aceleci, tuttuğunu koparan, inatçı bir kişilik. Bir önceki kitapta ona sinir olduğum kısımlar  olsa da bu kitapta kendisini pek bir sevdim. Özellikle çocuklara yaklaşımı şefkati, buna rağmen göze göz, dişe diş halleri çok hoşuma gitti, bazı yerleri içime dokundu. 

Phillip'in kendi çocuklarına yaklaşamaması, onlarla arasına mesafe koyuşu, bocalamaları etkileyiciydi. Güçlü, iri, akıllı, becerikli bir erkeğin söz konusu geveze bir kadınla, yaramaz iki çocuk olunca yaşadığı çaresizlik okunmaya değerdi.

Mutlu bir ailenin ne kadar önemli olduğunu hem Bridgertonlara her bakışında hem de Phillip'in yaşadıklarını okuyunca görüyor insan. 
Bu kitapta da Bridgerton erkeklerinin toplandıkları sahneyi çok sevdim, çok güldüm. :) 
Bridgertonlar bambaşka ve harika bir aile gerçekten. 

***
Soru soran bir kadından kork, çünkü asla doğru cevap veremezsin.

***

Bridgertons serisi kitaplarında sevdiğim ayrıntılardan biri bu kitapta da vardı. Bölüm başlarındaki eklentiler. Sonsuz Sevgilerimle'de de mektup yazmayı seven Eloise'in daha önce yazdığı mektuplardan konuyla alakalı alıntılar vardı ve hoşuma gitti. ^^

Bridgertons serisi sevdiğim ve hala okumamış olan varsa türü sevenlere okumasını önerebileceğim tarihi aşk romanı serilerinden biri. :)
Sevgiler :*


 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

23 Eylül 2016 Cuma

Bridget Jones'un Bebeği (Film Yorumu)


Bridget Jones serisine olan sevgimden ŞU yazımda bahsetmiş, kitaplarına ve filmlerime dair düşüncelerimi anlatmıştım.

Ben o yazıyı yazdıktan sonra sihirli bir değnek değmiş gibi bazı şeyler değişti. Önce Bridget Jones serisinin haklarını Pegasus Yayınları aldı ve 3 kitabı set olarak tekrar bastı. Bende tek eksik 3. Kitap olduğu için "Deliriyorum Bu Çocuğa" ismiyle çevrilen 3. kitabı satın aldım sadece. Seri yan yana uyumsuz göründü ama yapabileceğim bir şey yok maalesef.

Bridget Jones'un Bebeği isimli üçüncü filmden de haber yok demiştim o yazıda ve film birkaç gün önce vizyona girdi. Ben de ilk fırsatta senelerdir beklediğim bu filme gittim. Sıcağı sıcağına filmle ilgili düşüncelerimden bahsedeyim dedim. 

Seans saatinin gelmesini beklerken ben ^^
Öncelikle sinema salonu gerçekten çok enteresandı. Filmi biz de dahil 4 kişi izledik desem? Resmen sinema salonunu kapatmış gibiydik ve hal böyle olunca rahatça gülüp şakalaşabildik.  

Filmle ilgili hem çok büyük beklentilerim hem de çok büyük şüphelerim vardı. Seneler sonra film nihayet geliyor  heyecanı bambaşkaydı, diğer yandan oyuncuların yaşı başı aldı gitti, inandırıcı olacaklar mı; araya uzun yıllar girdi, eski rollerini tekrar tutturabilecekler mi şüphesi vardı. 


Film beklediğimden çok daha iyiydi. 

Bridget artık 43 yaşındadır ve hala bekardır.
Seneler süren kuraklıktan sonra hiç beklemediği bir şekilde hamile kaldığında ise kendini yine iki erkeğin arasında bulur. 
Ve babanın kim olduğunu bilmiyordur. 

Söz konusu Bridget'se kaos her zaman vardır zaten. :)

Filmde bu kez Daniel rolünü oynayan Hugh Grant bulunmuyordu, kendisinin akıbeti filmde verilmişti. :) Onun yerine Patrick Dempsey rol almıştı filmde. Kendisini Grey's Anatomy dizisinden tanıyorduk zaten. Nasıl olur diyordum, ki eleştiriler de görmüştüm izleyicilerden kendisinin oynaması konusunda. Ama ben filme çok yakıştırdım, Hugh Grant'in eksikliğini çok fazla hissetmedim. 
Çok hoştu. ^^

Ama benim adamım her daim Mark Darcy olagelmiştir. :)


Bu filmde de bolca güldüm, hatta bazı kısımlarda kendimi kaybettiğim oldu. Bu sahne de kendimi kaybettiğim kısımlardan biriydi örneğin. Eski filmlerden görüntülerin aktığı bir sahne vardı onu da çok sevdim. 

Filme dair ilk başta yadırgadığım tek şey oyuncuların yaşının artık kemale ermesi oldu. Ben daha önce bahsettiğim gibi önceki filmleri sık sık izlediğim için bir anda seneler ileri akmış gibi hissettim. 
Dile kolay ilk filmden bu yana 15, ikinci filmden bu yana 12 yıl geçmiş. 

Ama bu yadırgamayı bir süre sonra atlattım. 
Kendimi Bridget'in trajikomik hayat hikayesine yeniden kaptırdım. 

En sevdiğim şeylerden biri de önceki filmlerin karakterleri olan Bridget'in patronu, annesi, babası, çetesi gibi oyuncuların aynı şekilde muhafaza edilmiş olmasıydı. Hepsini yeniden görmek beni çok mutlu etti. 

Velhasıl-ı kelam, tekrar tekrar izleyeceğim bir film daha oldu. 
Ben seriyi ayrı bir  şekilde seven biri olduğum için beğenim yüksek olmuş olabilir ancak yanımda önceki iki filmi izlememiş bu seriden bihaber bir arkadaşım vardı ve o da filmi çok beğendi, bolca güldü. 

Bu tür filmleri seviyorsanız seveceğinizi düşünüyorum. Bridget Jones hayranıysanız da film sizi hayal kırıklığına uğratmayacaktır diye var sayıyorum. 
Sizin fikirleriniz nedir?
Sevgiler:*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

18 Eylül 2016 Pazar

Taştan Kalp - Jill Marie Landis (Irish Angel #1)



Kitap Adı: Taştan Kalp
Yazar: Jill Marie Landis
Orijinal Adı: Heart of Stone
Çeviri: Pervin Erdem
Yayınevi: Pegasus Yayınları
 Sayfa Sayısı: 334
Basım: Temmuz 2016
Seri: Irish Angel #1

Seri Sıralaması
#1 Taştan Kalp / Heart of Stone (Laura Foster & Brand McCormick)
#2 Heart of Lies (Maddie Grande & Tom Abbott)
#3 Heart of Glass (Kate Keene & Colin Delany)



"Böyle bir gece her kadına kısmet olmaz. Önce bir rahip tarafından öpüldüm, sonra da neredeyse bir adamı vuruyordum."


Merhabalar;
Bu kitabı Ağustos 2016 Kitap Yurdu alışverişimde almıştım ve orada kitaptan bahsetmiştim. Satın aldıktan hemen sonra kitabı okumuştum ancak yorum kısmına ancak şimdi vakit geldi. 

Kitap ilk olarak ismiyle ilgimi çekmişti. Sonrasında konusunu okuyup çok beğenmiştim. Manastırda geçen, rahipler vs. üzerine olan kitapları seviyorum. Hatta şu an Keşişler ve Kadınlar isminde eski bir kitap okuyorum. 3 ciltlik seri tek kitapta basıldığı için oldukça da kalın bir kitap. 

Şu an konumuz o değil, Taştan Kalp. 
Kitabın kapağını da özellikle renkleriyle birlikte beğenmiştim. Okuyunca konuya olan uygunluğu da gözüme çarptı ve daha bir anlam kazandı. Ama ben serinin orijinal kapaklarını da gerçekten çok sevdim. 



1853 yılında ailesi İrlanda'dan New Orleans'a göçen Lovie, 4 kız kardeşin en büyüğüdür. New Orleans'taki amcalarının yanlarına taşınmalarından kısa süre sonra anne babaları ölür ve hayat kardeşleri farklı yönlere savurur. 

1874 yılına gelindiğinde Lovie Lane artık Laura Foster olmuştur. Ve kendini dul bir kadın olarak tanıtarak Glory, Teksas'ta bir aile pansiyonu işletmeye başlamıştır. 

Tüm sırlarını dul kimliğinin arkasına ve pansiyonunun salonundaki ailesi olarak tanıttığı yabancı insanlara ait fotoğraflara gömmüştür. Ömrünü bu şekilde geçirmeye, kendini her şeye kapatmaya kararlıyken, kasabanın rahibi Brand McCormick bu kapıları zorlamaya başlar. 

Laura bir yandan, Brand'e karşı hislerini ketlemeye çalışırken, diğer yandan geçmişinin bu temiz adamı lekelemesini hiç istememektedir. 

*** 
"Derin bir nefes aldı. 
Nasıl, diye düşündü. Nasıl dua edilir ki? 
Tanrı, taştan bir kalbe girebilir miydi?"

***

Kitap beklediğim kadar güzeldi gerçekten. 
O kadar doğaldı ki. 
Laura'nın hayatının ayrıntıları gerçekten zordu ve Tanrı'ya olan inancını yitirmişliği çok güzel verilmişti kitapta. 
Yaşadıklarının onu katılaştırmasına, sürekli temkinli hallerine, taktığı dul maskesine rağmen içindeki kardeşlerine ablalık yapmaya çalışan çocuğu hâlâ görebiliyorsunuz. 

Olaylar tabii ki sadece bu aşk ve Laura'nın geçmişi üzerinde dönmüyor. Birçok toplumsal olaya da değinilmişti. Ayrıca Brand'in de tüm hayatı rahiplikle geçmemiş, onun da hayatının karanlık köşeleri var. 

Standart tarihi aşk romanlarının aksine kitabın Teksas'ın küçük bir kasabasında geçiyor olması ve o  kasabanın havasını solumak hoşuma gitti. Olayların geçtiği mekanlara önem veriyorum nedense. 

Tarihi aşk romanı okumak isteyen ancak cinsellik bulunmasından rahatsızlık duyanlar için biçilmiş kaftandı, zira kitapta hiçbir cinsel sahne yoktu. Bu anlatımla o kadar uyumluydu ki okurken benim gözüm de cinsellik aramadı. 

Rahip Brand McCormick karakteri çok sevecen, esir edici değil de koruyucu bir şekilde sahiplenici, insanın kolayca güvenebileceği bir erkek. Aşkı o kadar yapıcı ve fedakar ki saygı uyandırıyor. 
Bu tarz kitaplarda aşkı ve tutkusu bas bas bağıran, vuran, kıran, yaralayan, acıtan ama sevdiğini iddia eden erkek karakterlere o kadar alışkınız ki arada böyle es'ler vermek güzel oluyor. Zaten o tip erkekler sadece romanlarda çekiliyor. :)

"Bakışlarını Laura'nın yüzünden ayırmadı. Yüzünde dile getirilmemiş pek çok anlam yüklüydü. 
Tecrübesiz bir kadın bunları göremeyebilirdi. 
Onursuz bir adamsa bunları ortaya dökerdi. "

Kitabın tek eksiği ortalara doğru biraz yavaşlamasıydı, sonrasında tekrar ivme kazandı ve bu eksik gözüme çok fazla batmadı. Günlük hayatın, kasaba hayatının sıradan doğallığını okumak bana haz verdi. 

Olumsuz yanlardan biri de kitapta çok fazla yazım hatası bulunmasıydı. Normalde Pegasus Yayınları kitaplarında böyle hatalar görmezdim ve zihnimde bu konuda minimum hata yapan yayınevlerinden biri olarak kazınmıştı. Ama son dönem kitaplarında çok fazla yazım hatası yaptıklarını üzülerek fark ediyorum. :/

Taştan Kalp bahsettiğim çerçeve içerisinde ve özellikle uzun zamandır çok fazla kitap okuyamadığım bir durumda bana iyi gelen, severek okuduğum bir kitap oldu. 

Sevgiler :* 


 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

8 Eylül 2016 Perşembe

MİM: Bu Yazın En'leri


Merhabalar, 
Canım blog ikizim Kitap Tutkusu ve tatlı kıs Büyülü Ayraç beni bu mime davet etmişler. Sağolsunlar, varolsunlar :* 
Mim resmini benim için çeken One Better Day'e öpücükler :*

Son zamanlarda çok fazla kitap okuyamadığımın farkındayım, aksilikler, olaylar, yoğunluklar yakamı bırakmıyor. Ama son haftalarda güzel kitaplar okuyabildim en azından teselli olarak. 

O yüzden bu mime kısıtlı bir çerçeveden yanıt verebileceğim maalesef. 

1) Bu yaz okuduğun en güzel kitap: Taştan Kalp - Jill Marie Landis. Atmosferini sevdiğim kitaplardan biri oldu. İlk fırsatta  bloga yorumunu da gireceğim. 

2) Bu yaz keşfedip okuduğun en güzel kitap: Tam olarak yazın mı keşfettim emin değilim ama Hayatta Kalma Rehberi - Hugh McManners. Survivor olaylarını çok sevdiğim için bu kitabı da çok zevk alarak okudum. 

3) Bu yaz okuduğun ve sana en büyük hayal kırıklığını yaşatan kitap: Bu yaz çok büyük hayal kırıklığına uğratan bir kitap okumadım ama Harika Sürtük - Christina Lauren kitabını çok hevesle beklediğim için sanırım beklediğim kadar sevmedim. Yine güzeldi ama beklentimin aşağısında kaldı. 

4) Bu yaz izlediğin en güzel film: Film sorularına cevap verme konusunda hiç iyi değilim. Ama bu yaz uzun zamandan sonra Kore dizilerime döndüm. W Two Worlds izlemeye başladım ve çok beğendim izlediğim kadarını. 

5) Bu yaz dinlediğin en güzel şarkı: Son zamanlarda takıldığım ve günde 500 kez dinlediğim şarkıyı buraya yazsam blogdan toplu ayrılmalar olacağını düşünüyorum. :) Verecek havalı bir cevabım yok şimdilik. :)

6) Bu yazı bir kelime ile tarif et:  İşkence. :/ Bu yaz bana işkence gibi geldi, moralim hep düşüktü. :/ Olaylar olaylar.

Bir mimin daha sonuna geldik. Mim yazıları yazmayı seviyorum ^_^
Umarım siz de okurken keyif almışsınızdır. 
Ben de One Better Day'i, biriciğim Fighting! Blogundan Esramı ve Evil'in Dünyası'nı mimliyorum. Ayrıca ne güzel bir mimmiş bu, keşke benim de olsa diyen herkesi de. 
Sevgiler :* 

 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!