25 Haziran 2016 Cumartesi

Güney Kore: Sevmediğim Çiftler

Merhabalar, 
Aslında bu yazıyı blog ikizim Kitap Tutkusu  kişisel bir yazı olarak yazmıştı, sonrasında mim olarak herkes yapabilir demişti, ben de mim olarak addedip yapayım dedim. Zira konu çok güzel ^^  Ben de şöyle bir düşünürken ilk aklıma gelenleri seçtim. Sevmediğim çiftlerden ziyade dizi, filmlerde yakıştıramadığım çiftler diyeyim. 


Boys Over Flowers 
Bu dizi annemin çok sevdiği dizilerden biridir, malum Lee Min Ho :) Benim içinse ortalama bir diziydi. Geum Jan Di ses tonunu pek sevemesem de (sonra eskaza TRT okuldaki seslendirmesine denk gelip şükretmiştim) aman aman nefret ettiğim bir karakter değildi ama Gu Jun Pyo ile oldum olası yakıştıramamıştım. Bunun nedeni Jan Di'nin Gu Jun Pyo yanında fazla çocuksu, çığırtkan ve ufak tefek kalması olabilir, emin değilim. Zaten bu dizinin varyasyonları içinde favorim her daim Hana Yori Dango olarak kalacaktır.


Flower Boy Next Door
Bu dizi ikizimin listesinde de vardı. Bu diziyi temelde sevme nedenim Park Shin Hye'nin yani dizideki adıyla Go Dok Mi'nin  içine kapanık, kendini dış dünyadan tamamen soyutlamış dünyasını izlemekten hoşlanmış olmamdı. Enrique ile Go Dok Mi taban tabana zıttılar, somurtuk Dok Mi'nin karşısında sürekli 32 dişiyle gülen Enrique. Pek yakıştıramamıştım. Ama karakterden hoşlanmadığımdan değil. Bir de sevdiğim kısımlardan biri Enrique'nin Dok Mi'yi gerçek hayata çıkarmaya çalıştığı kısımlardı. Yine de çift olarak yakıştırdığımı söyleyemem. Sanki sevgiliden çok yakın arkadaş gibiydiler. Bir de eminim bir çoğunuz benim gibi Dok Mi'nin webtoon yazarı çocukla olmasını istemiştir, buna inanmak istiyorum. :)



Flower Boy Ramyun Shop
Bu dizinin ilk birkaç bölümünde gerçekten çok gülmüştüm. Sonra nedense biraz saçmaladı ve boş bir dizi olarak bitti. Yalnızca zaman öldürdüklerimden oldu yani. Kızımız Yang Eun Bi ile  oğlumuz Cha Chi Soo'yu ise maalesef yakıştıramamıştım. Ama esas kızımızın hayal kurduğu kısımlar oldukça eğlenceliydi. Bu dizide de ikinci erkeği daha çok sevmiştim. 





Nail Shop Paris
Bu dizinin ahım şahım bir dizi olmadığını biliyordum izlemeye başlarken. Thunder yüzünden izlemiştim. Zaten 10 bölümlük kısa bir diziydi. Buradaki sorun esas kızımız Yeoju'yu esas oğlana yakıştıramamaktan ziyade kadın oyuncu olarak diziye yakıştıramamış olmam. o.O Erkek halleri çok iyiydi ama ne zaman ki kadın rolüyle ortaya çıkıyordu, iste o zaman nedense yadırgıyor, sevemiyordum. Ama yazarlıkla ilgili kısımları ve kurgu hayalleri çok eğlenceliydi. 



100 Days With Mr. Arrogant
Yazıya bir de film koyayım dedim. İlk izlediğim Kore filmi yanlış hatırlamıyorsam buydu. Ha Ji Won'a bayılmam ama iyi bir oyuncu olduğunu düşünüyorum ve bolca rol aldığı yapım izlemişliğim var. Bu filmde daha genç, hatta neredeyse çocuk bir Ha Ji Won görüyoruz. Ama bu filmde Kim Jae Won'un da parladığı zamanlar olmasa da yakıştıramamıştım. 

Benden şimdilik bu kadar. Dediğim gibi düşünürken aklıma ilk gelen dizi/fimleri tercih ettim. Bu yazıyı bir mime çevirelim bence diyor ve Fighting! blogunun sahibesi V. Esra'mı, Evil'in Dünyası blogunun sahibesi Ü.V. Kübra'mı, bu aralar biraz boşlamış olsa da canım One Better Day'i ve yapmak isteyen herkesi davet ediyorum. Yazarsanız seve seve okurum, lütfen haberdar edin.
Sevgiler. :*


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

24 Haziran 2016 Cuma

Aslında Biz Hep Belgesel İzleriz (⌣_⌣)


Belgesel deyince aklınıza ne geliyor? 
Kimi zaman hor görülen, üstelik kanallara ceza olarak verilen bir tür olageldi. 
Buna rağmen sosyal ortamlarda, iş görüşmelerinde prim yapmak amaçlı sevildiği de öne sürülür. Peki asıl yaklaşım ne bu durumda? 

Sıkı bir belgesel izleyicisiyimdir. Çoğu zaman bir şey izlemek istediğimde tercihimi bu yönden yana kullanırım. Sanırım bu aileden gelen bir şey. Çünkü bizimkiler de sadık birer belgesel izleyicisidirler ve çocukluğumdan beri ailecek severek izleriz. 

Oyy çok fena, 1000 yıllık geyiğe girdim. :)


Bak bu "Magazin de neymiş yahu, biz ailecek belgesel izleriz, çok kuuluuz..." muhabbetine döndü ama cidden durum bu.
Vay arkadaş, o kadar yapmacık görünüyor ki "Biz ne kadan belgesel izleriz^^" konusu, nasıl uygun bir dille anlatılır bilemedim. İnsan çırpındıkça batıyor. :)

En iyisi en baştan başlayayım. 


Biz çocukken bizimkiler bolca hayvanlar ailemi üzerine belgesel izlerlerdi, sorsanız benim çocukluğumu bilmezler ama hangi adam hangi belgesel programını sunmuş, favori hayvanısı hangisiymiş bilirler. -_- Özellikle Safari diye bir seri vardı, onu ayrı bir zevkle izlerlerdi. 
"Ben John Ross, bana katıldığınız için teşekkürler." :)

Resmi görünce üzerine bu yazıyı yazmadan duramadım :D

O zamanlar hatırladığım kadarıyla (en azından benim çevremde) oturup belgesel izlemek insanlara sıkıcı ve anlamsız gelirdi. Misafirlerimiz olduğunda o sırada belgesel açıksa tvde "Iyy bu ne ya..." ile başlayıp kendi ilgilendiği programın açılmasını talep eden bir replik girerdi araya. 

Elbette babam pazar günleri TRT'deki kovboy filmlerini izlerdi, bazı geceler annemin dizisinin gecesi olurdu ama en mide kaldırıcı belgeselleri yemek yerken bile izlediğimiz
 oldu zamanında :)

İnternetteki başlığıma da konu olan geyiğe sıkça denk gelmişimdir ama ben gerçek hayatta hiç duymadım. Karşıma düzenli bir şekilde belgesel izleyen kimse çıkmadı. Belki de insanları bu geyiklerle sıkan kişi bendim bu denklemde. -_- 

Ailemiz yüzünden kendimizce bir temel atmış bulunduk bir kere. Bu temelin üzerine abimle ben zamanla biraz daha farklılaşıp ilgi alanlarımız üzerine belgesellere yöneldik. İkimizin de favorisi Uzay/Evren/Bilim belgeselleri. Bu konuda bir yazı hazırlıyorum, taslaklarımda duruyor. Bizim bu gökyüzü, evren merakımız nasıl başladı bunun üzerine. İnşallah en kısa zamanda hayalimdeki teleskobu da alabilirim. ^_^ Evet, bir de teleskop alma hayalim var.

Özellikle zaman, evrenin tarihi, paralel evrenler, kara delikler konulu belgesellerin adı bile yetiyor izlemem için. 


Abimle izlediğimiz türün dışında zamanla annemle de birlikte izlediğimiz türler oturmaya başladı.  Annemle ikimizin ailedeki diğerlerinden farklı olarak sevdiklerimiz ise tarih belgeselleri, ülkeler/kültürler üzerine yapılan belgeseller ve biraz da gezi belgeselleri.

Uzay/Evren/Bilim, tarih, kültür belgeselleri dışında bendeniz hayatta kalma hileleri, acil durumlar, akıl oyunları, bak şu şunun püf noktası belgesellerini de çok severim. Bu arada kültür ve tarih belgeselleri konusunda biraz seçiciyimdir, özellikle kültür temelli olanlar konusunda. Dünya'nın tarihine, toplumların tarihine dair arkeolojik, jeolojik, antropolojik temelli belgesellere de zaafım var :) Ayrıca mesleğime dair belgeselleri de sıkça izliyorum. 


Bu yazıyı yazma nedenime gelince, bu güne kadar izlediğim belgesellere dair bloga pek bir şey yazmadım. Üzücü bir durum. O yüzden elimden geldiğince hem eskiden izlediklerim, hem de güncel izlediklerime dair bloga yazı yazmak istiyorum. Fotoğraflardan ilk bahsedeceğim belgeseller belli olmuştur zaten :) Bu süreçte eski, yeni, 500 yıl geçmiş üzerinden, bunu izlemeyen kalmamıştır demeden yazmak istediklerimi yazacağım. 

 Bu giriş yazısı da burada dursun, çünkü yorumladığım belgesellerin yorumlarının linkini bu yazının sonunda toplayayım diyorum. 

Ne dersiniz?
Belgesel izlemeyi sever misiniz? 
Ne türleri seversiniz, hangilerinden nefret edersiniz? 

YORUMLADIĞIM BELGESELLER
Sistemi Kandır (Hacking The System)




Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

19 Haziran 2016 Pazar

İtaatkâr - Tara Sue Me (Submissive #1)


Kitap Adı: İtaatkâr
Yazar: Tara Sue Me
Orijinal Adı: The Submissive
Çeviri: Lale Baydal
Yayınevi: Pegasus Yayınları
 Sayfa Sayısı: 358
Basım: Mayıs 2016
Seri: Submissive #1

Seri Sıralaması
#1 İtaatkâr / The Submissive (Abigail&Nathaniel) / Abby'nin bakış açısı
#2 The Dominant (Abigail&Nathaniel) / Nathaniel'in bakış açısı
#3 The Training (Abigail&Nathaniel)
#3,5 The Chalet (Abigail&Nathaniel)
#4 Seduced by Fire (Julie&Daniel) / Partners in Play #1
#5 The Enticement (Dena&Jeff/Abigail&Nathaniel)
#6 The Collar (Abigail&Nathaniel / Dena&Jeff / Julie&Daniel) /Partners in Play #2
#7 The Exhibitionist (Abigail&Nathaniel)
#8 The Master (Sasha Blake&Cole Johnson) / Partners in Play #3
#9 The Exposure (Meagan Bishop&Luke) Henüz çıkmadı


Merhabalar, 
Bu kitabı Pegasus Yayınları'nıne 2016 katalogunda gördüğümden beri istiyordum. 
O yüzden hayati bir kitap olmadığı sürece bir süre alışveriş yapmamaya karar vermişken (umarım ki uyarım buna) son alışverişime bu kitabı da eklemiştim. Alışverişi yapalı da uzun bir zaman olmadı, ŞURADAN okuyabilirsiniz. Önceliğim o alışverişte aldığım kitapları okumak olacak. İçinden de kolay okuyabileceğim bir kitap seçmek istemiştim, seçimim bu kitap oldu. 

Bu kitabın siparişiyle elime ulaşması arasında 2 hafta vardı, bu sürede bu kitaba dair bir iki yorum gördüm, onlar da pek bir olumsuzdu :) Onun dışında kitabı pek bir yerde görmedim zaten. 
Kitabı merak ettiğim için okuyup kendim karar vereyim dedim. Bazen zevkler çok farklı olabiliyor. 

Yetişkin romans okumayı seviyorum. Bunun bir kolu da BDSM bildiğiniz gibi. En büyük şikayetim -_- ki bunu daha önce de blogda satır aralarında belirtmiş olabilirim. Kitaplar belli bir kategoriye girdiğinde ortak bazı yanların olması kaçınılmaz oluyor ve durum böyle olunca türden gelen ortaklıkları Grinin Elli Tonu Çakmasıııı! diye yaftalamak benim hoşuma gitmiyor. Evet Elli Ton serisi çoğu yazarı bu tarzda kitaplar yazmaya itti, benzerini çoğu yazar yazdı, bu inkar edilemez ama bu tür Elli Ton'dan önce de vardı, sonra da var olmaya devam edecek. O yüzden her erotik kitaba Elli Ton Çakması deyip bir köşeye çekilmek hoşuma gitmiyor. Ha bu kitapta ortaklıklar yok muydu? Türün ortaklıkları dışında yazarın ayrıca benzettiği yanlar evet var, bu bir gerçek; hatta Abigail'in ismi Anastasia'yı feci derecede andırıyor ve Nathaniel'in ona Abby demeyi reddetmesi de öyle. Ama işin sonunda ne Nathaniel, Christian Grey'e benziyor, ne de Abby Ana'ya. 


Kitabı almadan önce seri sıralamasını hiç kontrol etmemiştim, epey uzun bir seriymiş. Ki yazarın Partners in Play adlı başka bir serisi varmış ama buradaki karakterlerle bağlantılı olduğu için sonradan bu seriye yedirilmiş, o yüzden tüm kitaplar ilk kitabın esas karakterleri üzerine değil. Yoksa 9 kitap boyunca ne yazdı bu yazar diye merak etmedim değil. Kapaklar da serinin yarısından itibaren değişiyor, güzelleşiyor. 9 kitap demişken, eskiden Pegasus Yayınları'nın serileri devam ettireceğine dair güvenim vardı, bu yüzden serinin devamı çıkar mı korkum yoktu. Ama Pegasus birçok seriyi yarım bıraktı, uzun zamandır hiçbirinin devam kitabı çıkmadı. Örnek olarak 80 Gün serisi, Idhun Günlükleri verilebilir. O yüzden uzunluğunu görünce bu serinin devamı çıkar mı çıkmaz mı diye endişelenmedim değil. Ama her ne kadar pek sevmesem de orijinal dilinde okuyabilirim çıkmaması durumunda. 

Ayrıca dikkatimi çeken bir nokta da kitap ara boy! Buna çok şaşırdım. Pegasus'un zamanında cep boy bastığı kitaplar vardı ama ara boya hiç rastlamamıştım, nedense yadırgadım. Ara boy, cep boy düşmanı değilim. Dizdiğim zaman kitapların boylarının uyumlu olmasını elbet isterim, o yüzden benim için önemli olan aynı yazarın kitapları içinde, aynı seri içinde boy farklılığı olmaması. Bazen yayınevleri bir seriyi çıkarırken ya da yazarın kitaplarını kitaptan kitaba boylar değişebiliyor, bir anda ciltli, ciltsiz basılabiliyor; rahatsız edici. Yine de çok büyük takıntı yaptığım söylenemez. Bir de bazen yazarların kitap boyutu, kapak görseli, kitap adı vs ile ilgili özel istekleri olabiliyor, belki böyle bir durum vardır, bilemiyorum. Kapağa gelirsek kitabı elime alınca nedense "Pırlantalarla süslü olabilir ama yine de tasma, tasmadır." dedim. Nedenini ben de bilmiyorum. :)

Uzun zamandır gönlümce yazamadığımdan olsa gerek uzattıkça uzattım ve bir türlü kitapla ilgili esas düşüncelerime gelemedim. 

Kitabın konusu kütüphanede çalışan Abby King, ünlü iş adamı Nathaniel West'le ilgili sayısız fantazi üretmektedir. Bir gün Nathaniel'in itaatkâr aradığını duyar ve başvurur. 
Ve ikili birbirlerinin sınırlarını keşfetme üzerine bir yolculuğa çıkarlar. Burada yolculuk kısmı mecazi elbet :) Neden ille de Nathaniel, Abby nereden öğrendi adamın itaatkar aradığını sorularının cevabı ise kitapta. 

Bilirsiniz bazen beklentiler gerçekleri gölgeler.

Kolay okuyacağımı düşündüğüm bir kitaba ihtiyacım vardı ve bu kitaba öncelik tanıdım; yanılmamışım. Oldukça basit bir dili var o yüzden hızlıca okunuyor. Ben bir günde okudum.
Çok klişe yanları vardı ama kendi içinde farklı yanları da vardı. Farklı yanlarından birine örnek verecek olursak kızımız bu dünyaya bilerek ve kendi isteğiyle adım atıyor. Yani adamın bir hakim olduğunu biliyor ve kendini bir itaatkar olarak sunuyor. Bir de ikilinin birbirine şiirlerle ve edebiyatçılardan sözlerle laf yarıştırdıkları kısımları çok sevdim.

"Kırmızı gül tutkuyu fısıldar,
Ve beyaz gül aşkı haykırır;
Kırmızı gül bir şahin
Beyaz gül ise bir güvercin
Oysa ben sana krem rengi bir gonca gönderdim
Uçlarında pembelik olan;
Aşkların en safı, en tatlısı için
Dudaklarında tutkunun öpücüğü olan."

Bu arada bazı tutarsız yanları da vardı. Bu şimdi nasıl oldu diye tepkiler verdiğim altı doldurulmamış, oldu bittiye gelmiş bazı gelişmeler vardı özellikle ilk birkaç bölümde. Bu kadar basit mi? Ve yine sonlara doğru da aynı bu şekilde ütopik gelişmeler oldu. Nasıl yani?
Birkaç yerde de kitap kesildi mi acaba dediğim bölümler oldu ama buna ihtimal vermiyorum. Sanırım yazar aniden kesivermiş olayları.

Bunların hepsine rağmen kitabın kendi içinde güzel kısımları da vardı. Uzun zamandır doğru dürüst kitap okuyamadığımdan da olabilir kitabı ilgimi yitirmeden okudum. Evet bayılmadım, hatta normalde okurken karakterlerin duyguları bana geçerken bu kitapta birkaç yer hariç o duyguları uzaktan izledim. 

Klişeleri, temelsiz yanları, esinlenilmiş özellikleri olsa da ortalama bir BDSM hikayesine giriş yapmış oldum. Seriye devam etmeyi düşünüyorum.
Sevgiler :*

PUANIM: 3,5/5
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

15 Haziran 2016 Çarşamba

Okuoku Kitap Alışverişim - Haziran 2016



Geçtiğimiz aylarda dünyanın kitabını aldım :/ Bu bir yandan elbette güzel bir şey ama bir yandan yer sorunum olduğu için ve battığım için yer yer düşündürücü olabiliyor. 
Ve hiçbirini bloga yazmadığımı fark ettim. Instagram'da ve Snapchat'te birkaçını paylaştım ama düzenli bir şekilde her siparişimi paylaşmadım. Bir süre sipariş vermeyi düşünmediğim için (bu sözler genelde tutulmaz ama bu kez kararlıyım) son siparişimi yazmaya karar verdim çünkü kitap alışverişi yazısı yazmayı seviyorum. 

Ben bu siparişi 2 Haziran'da vermiştim ancak bugün yani 15 Haziran'da elime ulaştı. Normalde elbette bu kadar gecikmezdi, bunun da bir nedeni vardı, onu da aşağıda yazacağım. 



Okuoku'da bazı kitaplar 9.90TL indirimdeydi, bunlardan en çok istediğim Yabancı Yayınları kitaplarını seçtim.  Onun dışındakiler ya daha önce aldığım kitaplardı ya da ilgimi çekmiyorlardı. Yanlış hatırlamıyorsam Yabancı'dan 6 kitap bu indirime dahildi. Benim en çok merak ettiklerim bunlardı. Kupa Altılısı'nın ayracını çok beğeniyordum ama çıkmadı içinden -_- 
Bu arada indirim devam ediyor sanırım, ilginizi çekiyorsa bakabilirsiniz. Benim indirimden aldıklarım bu kadardı. 


Harika Piç serini severek okuyorum ve en merak edilen şey ara kitapların çıkıp çıkmayacağıydı. Ara kitaplar yurtdışında e-kitap olarak yayınlanmış olduğu için o zamanlar ülkemizde basılma imkanı yoktu ancak sanırım bu durum değişti ki ara kitap olan Harika Sürtük geldi *_* Bu kitabın yayınlanacağı haberini aldığımda çok çok mutlu olmuştum. Aksi takdirde ne kadar sevmesem de İngilizce olarak okuyacaktım. Bu kitap serinin ilk kitabı Harika Piç'in kahramanları Bennett ve Chloe'nin novellası. Yani 1.5 nolu kitap. Çok merak ediyorum. 
Siparişimin geç gelme nedeni bu kitaptı çünkü önsipariş tarihi 13 Haziran'dı. O yüzden onu temin etmeyi beklediler siparişimi göndermek için. 

İtaatkar isimli kitap Pegasus Yayınları'nın 2016 katalogunda dikkatimi çekmişti. Merak ettiğim için siparişime ekledim. Beni çok çok şaşırtan nokta ise bu kitabın normal kitap boyunda değil, ara boy olması. Yani cepboyla normal kitap boyu arasında. Fotoğrafta da belli oluyordur. Buna çok şaşırdım. Pegasus'un çok eski kitaplarda cep boy görmüştüm ama hiç bu boyda kitaplarını görmemiştim. Hiç sevmedim bu durumu. -_- 


Stephenie Meyer'in olayları Edward'ın gözünden anlatacağı Gece Yarısı Güneşi kitabı yalan olunca  yazar onuncu yıla özel farklı bir fikirle karşımıza çıktı. Bu fikir de karakterlerin hepsinin cinsiyetini değiştirmek. Bu kez vampir olan kız, insan olan ise erkek olacak. 
Bu fikre karşı oldukça nötrüm. Yani fikri berbat bulanlar, kitabı hiç sevmeyenler de oldu, tam tersi de oldu. Ben emin değilim, sanırım okuyup karar vereceğim. 
Ayrıca kitap çift taraflı. Bir tarafından Alacakaranlık'a, diğer tarafından Yaşam ve Ölüm'e başlanıyor. 
Seriye dair anılarımı ve fikirlerimi bu kitabın yorumunda anlatacağım. 


Ve her zamanki gibi okuoku'dan dolu ayraç geldi. ^^ 


Alışverişim bu kadardı. 
Alışveriş yazısı yazmayı özlemişim. 
Sevgiler :* 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

3 Haziran 2016 Cuma

İki Aşk Arasında - Terri Osburn (Anchor Island #1)


Kitap Adı: İki Aşk Arasında
Yazar: Terri Osburn
Orijinal Adı: Meant To Be
Çeviri: Burcu Gönül
Yayınevi: Nemesis Kitap
 Sayfa Sayısı: 358
Basım: Mayıs 2016
Seri: Anchor Island #1


Seri Sıralaması
#1 İki Aşk Arasında / Meant To Be (Beth&Joe)
#2 Up To The Challenge (Sid&Lucas)
#3 Home to Stay (Willow&Randy)
#4 More To Give (Callie & Sam)

Bazen, kendiniz için en iyi olan şeyi tüm hayatınız boyunca ararsınız...


Hikayemiz esas kızımız Beth'in nişanlısı Lucas'ın ailesiyle tanışmak için Anchor Adası'na doğru yola çıkmasıyla başlıyor. Ancak iki sorun var, birincisi işkolik Lucas'ın "yine" işi çıktığı için Beth bu yolculuğu tek başına yapmak zorunda, ikincisi ise Beth'in deniz yolculuğu fobisi var. 

Feribota bindiğinde fobisi yüzünden paniğe kapılan Beth, bir köpekle ve onun gamzeli, yakışıklı sahibi Joe'yla tanışır. Hiç tanımadığı adamdan yanında durmasını ve onunla kafasını dağıtmak için konuşmasını ister. Sorun şu ki o sıkıntılı anda bile adamdan etkilenmiştir.
Hikayenin de dediği gibi; iki aşktan biri gerçekten imkansızsa seçim yapma şansı var mıdır?

Bu arada bir gerçek var ki kitabın arka kapağında yok ancak orijinal halindeki arka kapakta var imiş ve kitabın 20. sayfasında açıklanıyor. Bunu spoiler kabul etsem mi etmesem mi bilemedim, ama orijinal kapak arkasında bulunan ve kitabın 20. sayfasında açıklanan durumu spoiler olarak kabul edecekseniz aşağıdaki renkli yazılmış paragrafı okumadan bir aşağı atlamanızı öneririm. 



----
Tanıştığı adam ise üvey kardeşinin nişanlısını karşılamak için gelen Joe'dur. Ve Lucas'ın nişanlısının sarışın, sığ, aptal birini olduğunu düşünmektedir. Beth, durumun farkına varsa da Joe'yu utandırmamak için Lucas'ın nişanlısı olduğunu söylemez. Yani ortada bir kardeş durumu var. Ancak Lucas'la Joe arasında hiçbir kan bağı olmadığını da söylemek gerekiyor. Joe'nun babası Lucas'ın annesiyle evlenmiş çocuklar henüz çok küçükken. Bu konulara saplantılı değilim, asla okuyamam diyemem ama yer yer hikayenin tadını kaçırabiliyor kurgularda.

----



Kitabın adından da anlaşılacağı gibi Beth nişanlısı Lucas ve adalı Joe arasında kalır. Ama Lucas Beth'le adada buluşacağını söylese de işleri yüzünden gelir gelmez geri döner. Beth adayı tek başına keşfedecektir. 

Beth çocukluğundan beri hiçbir zaman kendi kararını uygulayamamıştır, kendini büyüten büyükannesi ve büyükbabasının isteğiyle hukuk fakültesine gitmiş, hırslı Lucas'la ilişki kurduktan sonra hep onun isteklerine "evet" demiştir. Hatta Lucas'la nişanlanmayı onu mutlu etmek için kabul etmiştir. Lucas'la Beth'in ilişkileri Lucas'ın istekleri ve öncelikleri üzerine kurulmuştur. Beth'in yaşamını, büyüme şartlarını, sonrasını öğrendiğimizde başkalarını mutlu etmeye endeksli bir hayat sürdüğünü ve bunu neden yaptığını kısmen öğreniyoruz. Bu kısımda Beth'in böyle olmasına neden olan olaylar biraz yüzeysel geçilmişti, ben daha derinlemesine okumak isterdim. 

Kitaptaki iki aşk arasında kalma durumu dışında çok güzel bir ada yaşamı vardı. Adada Geçen Okunası Aşk Kitapları yazımda da adada geçen kitapları sevdiğimden bahsetmiştim. Anchor Adası da gerçekten okumaya değerdi. Özellikle okuduğum ada kitaplarından farklı olarak cep telefonunun çekmediği bir adayla karşı karşıyayız. Bu alışkın olmadığımız ayrıntıyı pek bir sevdim.

***
Su ve teknelerle çevrelenmiş küçük bir adada, müstakbel eşinin ailesiyle baş başaydı. Bir de çocukken kabuslarına giren öcü eklense her şey tam olacaktı.
"İşte buradasınız," dedi Joe arkalarından gelerek. 
Ve işte tüm elementler eksiksiz bir şekilde bir araya gelmişti.
***

Ek olarak adayı tehlikeye sokan bir durum vardı, o kısımdaki birlik beraberliği de ayrı bir sevdim, çabuk sonuca bağlansa da adaya ve adalılara dair detaylar güzel işlenmişti. 4 kitaplık bu serinin diğer kitaplarında yaşanacak aşkların kahramanlarıyla da (biri hariç) tanıştık. Özellikle 2. kitabı oldukça merak ediyorum. Çünkü bu kitabı da şenlendiren Sid karakterinin kitabı. 

Sid tam bir erkek fatma. Süslü hemcinslerinin aksine o bir tekne teknisyeni. Her daim at kuyruğu, kargo pantolonu ve yüzüne bulaşmış motor yağıyla geziyor. Ve oldukça bozuk bir ağzı var :) Kitabın ilk yarısında Sid'i sevip sevmediğimden pek emin değildim, ancak ikinci yarıda döktürerek kitaba inanılmaz bir tat kattı. İkinci kitapta onun erkek işi(!)hayatıyla kadın bedeni içinde olmak konusundaki çelişkilerini okumak istiyorum. 
Bu arada Beth'le Sid arasında kendimi gördüğüm bir konuşma geçti, gülerek okudum, onu da alıntı olarak veriyorum: 
"Ben sert bir kızım. Hayatımı motorlarla uğraşarak idame ettiriyorum, oltalarla ne yapılacağını biliyorum. Ama aynı zamanda yumuşak renkleri, hoş iç çamaşırlarını ve sıradan romans kitaplarını da severim." (...)
Beth gülümsedi. "Ben de tarihî, hatta ortaçağdan kalma şeyleri severim. Hiçbir şey geceleri bir kızı bir Highland savaşçısı kadar sıcak tutamaz.
Sid tekrar gülümsedi. "İskoç eteği iyidir, fakat ben seksi FBI ajanlarını tercih ederim."

Kitapta en çok sevdiğim şey ise Beth'in kendini bulması oldu. Yaşadığı şeyler ve bu değişim süreci yüzeysel geçilmiş olsa da başkaları için yaşamaktansa kendi için yaşamayı, başkalarını mutlu etmekten önce kendini mutlu etmeyi öğrenmesi kitaba dair en çok sevdiğim şeydi. Herkesin hayatına dair bu şeyleri sorguladığı bir zaman dilimi geliyor sanırım, tetikleyiciler ise başka başka. 

Kitap akıcı ve güzel bir şekilde ilerledi. Gittikçe gerilim arttı, olaylar yükseldi derken çok basit bir şekilde çözüldü düğümler. Ben kasırgalar kopmasını beklerken hafif bir rüzgarla kapandı sayfalar. 
Kitap boyunca belli bir şekilde bahsedilen ve lanse edilen bir karakterin başına taş düşmüş gibi bir değişim yaşaması büyük oranda inandırıcılıktan uzaktı. 

Yazarın akıcı bir dili var. Cinsel sahneleri yok denecek kadar az, bu yüzden bu tarz kitaplarda yoğun cinsellikten hoşlanmayanlar da İki Aşk Arasında'yı rahatça okuyabilir. Ayrıca yazar yer yer küfürlü ve argo kullanımdan kaçınmamış. Bazı yerlerde olaya yakışsa da bazı yerlerde acaba? dedim. 

Özgür olamayacaksan vahşi olmanın ne anlamı vardı ki?

Sonuç olarak, uzun zamandır doya doya kitap okuma fırsatım olmadığı ve bu kitabı doya doya okuyabildiğim için kitabı artı bir bakış açısıyla okudum. 
Onun dışında yukarıda bahsettiğim aksaklıklar dışında güzel bir ada hikayesiydi. Anchor Adası da kitaplarıyla konuk olmaya devam edeceğim adalardan biri olacak gibi görünüyor. 

Kapak konusunda da ufak bir ekleme yapmak istiyorum. Nemesis Kitap son kitaplarında kapak tasarımı tarzında değişiklik yapmaya başladı. Her ne kadar konuyla birebir uygun olmasa da ben Nemesis'in rengarenk, yazlık, mutlu çiftlerle dolu, enerjik, pozitif kapaklarını seviyordum. Yeni desenler, motifler üzerine olan üzerinde kişi fotoğrafları olmayan kapaklarından nefret etmesem de eski kapakları daha bir beğendiğimi eklemek isterim. 

PUANIM: 4/5

Sevgiler :*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

2 Haziran 2016 Perşembe

Adada Geçen Okunası Aşk Kitapları



Aşk romanlarını okumak zaten güzelken bir de belli başlı yerlerde geçen ya da belli başlı konuları içeren kitapları okumak ayrı bir güzel oluyor.

Ben adada geçen kitaplara bayılırım. Bu ister bir ıssız ada olsun, ister tehlikeli, ister gizemli, ister neşeli insanların yaşadığı cıvıl cıvıl bir ada olsun. Son kategoriye giren aşk romanlarından ayrı bir hoşlanırım.

Bir adada büyümenin güzel yanlarından, yaşanan sorunlardan, dostluk ve komşuluk ilişkilerinden, doğallıktan, kısılmışlık hissinden, yani iyi ve kötü yanlarından bahseden kitapları okumak bana iyi hissettiriyor.

Bazı kitaplar belli bir ada, oradaki insanlar, hayatlar üzerine kurulmuş hikayelerdir, bazılarında ise karakterlerin oraya yolu düşüvermiştir. Ben ada hayatı, orada doğup büyümüş ya da oradan ayrı düşüp geri dönmüş insanlar üzerine olan serileri ayrı bir seviyorum. Bu yazıda iki tür kitaplardan da örnekler vereceğim.

Önceliği tur kitabımızın da çıkmış olduğu Nemesis Kitap'a vereyim.


İlk olarak bu yazıyı yazmama vesile olan tur kitabımız bir adada geçiyor. Anchor Adaları denen cep telefonunun bile çekmediği doğal bir mahremiyet bölgesinde yaşanan aşkları konu olan kitap, aynı şekilde devam edecek dört kitaplık bir seri aslında... Aynı zamanda "Adam, köpeğim ve teknem bana yeter," diyen bir esas oğlanın yaşadığı da bir ada. Kitaba dair genel yorumumuz için yarını bekleyin. ^_^


Rachel Gibson sevilen yazarlardan birisi. Tesadüfler Adası adlı kitap adaya yolu düşenler dediğim kategoriye giren kitaplardan. Bir ada, eski bir süpermodel, hükümet adına gizli işler yapan bir adam ve okyanus ortasında mahrum kaldıkları bir tekne... Hem oldukça eğlenceli, hem oldukça uç konusu olan bir kitap :) 


Deniz fobisi olmasına rağmen dayısının vasiyeti üzerine onun küllerini savurmak için Virginia Adaları'na giden Juli, kiraladığı tekne yerine yanlış tekneye binince olaylar  gelişir.
Bu kitap benim de okuma listemde ^_^

Kız kardeş gibi büyümüş iki arkadaş: Charlotte ve Nicole.
Yıllar onları ayırıp, hayatlarını birbirinden son derece farklı denizlere sürüklemeden önce, birçok şey paylaşmışlardır. Charlotte gezgin bir yazar olarak yaşamına devam eder. Nicole ise evlenmiş ve yemek tariflerini paylaştığı bir blog kurarak popüler hale gelmiştir. Tariflerini kitap haline getirme hevesinde olan Nicole, eski dostu Charlotte'tan yardım ister ve yıllar sonra, birlikte bir yaz tatili geçirmeleri için onu yanına davet eder.
Gençlik günlerini geçirdikleri doğa harikası adada bir araya gelirler. Nicole'ün ada mutfağıyla ilgili yazacağı kitap için çalışırken aldıkları beklenmedik bir haber ve karşılaştıkları eski bir tanıdık, onlar için geçmişin kapılarını yeniden açar. İki seçenek vardır önlerinde. Yüzleşmek ya da kaçmak.
Yıllar önce aralarına giren sır, yıllar sonra bir yaz günü onları bir araya getirebilecek midir?



Bana tek bir ada kitabı seç deseniz bu seriyi seçerim. Yazarın dili, karakterler, hikayeler, Gansett Adası... Her şeyiyle sevdiğim bir seri. 
Blogda yazarla röportajimi ve yorumlarimi okuyabilirsiniz.


                             Marie Force Röportajı


Aile dram okumayı sevmeyen benim bile favorilerim arasına girmiş kitaplardan biri. Savaş dönemi Bora Bora Adası'na göreve giden bir hemşire ve askerin günümüze uzanan aşkları. Bu tarz kitapları sevenler kesinlikle bir şans vermeli. 


Sherryl Woods'un Chesapeake kıyıları serisi bazı yönleriyle sevdiğim bazı yönleriyle ortalama bulduğum bir seri. Eleştirilerim olsa da devamını okumak istiyordum ancak 3 yıldan fazladır serinin 3. Kitabı çıkmadı :( 
Hem aşkın, hem ailevi ilişkilerin, hem ada yaşantısının bolca bulunduğu bir seri.
Denemeye değer.
Serinin ilk iki kitabına yorumum için:



Göz ardı ettiğiniz gerçekler er ya da geç çıkar karşınıza tamamlanmak için. Yüzleşin ki ruhunuz arınsın.
1891 yılının İngiltere'sinde Tilly Kirkland, rüya gibi bir evlilik yaptığını düşünürken kendini bir kâbusun tam ortasında bulur. Yaşadığı talihsizlikler onu Avustralya'ya, Kor Adası'nda bir malikâneye getirir. Burada bir yerel cezaevi müdürünün kızına mürebbiyelik yapacaktır. Aslında her günbatımında adeta bir kora dönüşen bu adaya hayatının cezasını çekmek için geldiğini anlayacaktır…
2012 yılında ünlü yazar Nina Jones, kafasını toparlamak ve yazmakta sıkıntı çektiği yeni hikâyesine odaklanmak için Avustralya'ya büyük büyükannesinden kalma malikâneye gelir. Ancak Starwater Malikânesi'nin duvarları, onun yıllardır sakladığı büyük sırrının kanıtlarıyla doludur. Keşfettiği her kanıt ise Nina'nın büyük bir gizemi çözmesini sağlayacaktır.

Kır Çiçeği Tepesi kitabıyla sevilen yazar Kimberley Freeman'ın Avustralya'da Kor Adası'nda geçen aile dram türündeki kitabı.
Bu kitaba dair Fighting Blogundan detaylı Bir yorum okumak için Tık Tık!

♡♡♡♡

Bunlar dışında Lisa Kleypas'ın San Juan adasındaki Friday Harbor’da geçen Yalnızlar Adası kitabıyla, Corina Bomann'ın Sri Lanka'da geçen ilgi çekici kitabı Kelebek Adası kitabı da sayılabilir.

Elbette bu konuda çok fazla kitap var. Ben sadece bazılarından bahsettim.
Siz adada geçen hikayeleri sever misiniz? 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!