25 Ocak 2016 Pazartesi

Gülümsemeye dair şaşırtıcı gerçekler: Hangi gülümseme ne anlama geliyor?

Vücut dili kullanımının en belirgin özelliklerinden olan gülümsemenin farklı çeşitleri, altında farklı anlamlar barındırıyor. Tıpkı hissederek gülümsemenin ve mutlu olmadığımız halde gülümsemenin karşımızdaki kişiler tarafından hissedilebiliyor olması gibi, nasıl güldüğümüzün de karşımızdaki kişiler tarafından algılanış biçimi farklılıklar gösterebiliyor.

Dudakları kapatarak gülümsemek

Dudaklar kapalı şekilde gülümsemek, gülümsemenin en yaygın olarak kullanılan çeşitlerinden biri. Kolay yapılabiliyor olması, gülümsemek istemediğimiz ancak gülümsememiz gereken durumlarda karşı tarafa kibar ve nazik bir tepki vermeyi daha kolay hale getiriyor. Dudaklar kapalı olarak gülümsemek, çoğunlukla samimi algılanmayan bir gülümseme biçimi. Gerçekten hissederek gülümseyen kişilerden dişlerini göstererek gülümsemelerini bekliyoruz. Her ne kadar orta dereceli bir samimiyet belirtisi olarak algılansa da, karşımızdaki kişinin gülümserken dişlerinin beyazlığına güvenmiyor oluşunun ya da dişlerindeki problemleri gizlemek isteyişinin de dudaklarını sıkı şekilde kapatarak gülümsemeyi tercih etmesinin sebebi olduğunu da aklımızın bir köşesinde bulundurmakta fayda var.

Kendini beğenmiş gülümseme

Kendini beğenmiş ve odağın kendisinde olmasını isteyen insanların çoklukla kullandığı bu gülümseme çeşidinde, dudaklar genelde kapalı ve gülümseme sağa ya da sola çekilmiş olarak bulunuyor. Zaman zaman dudakların aralık olduğu ya da üst dudağın biraz daha kalkık tutulduğu durumlarda da gözlenebiliyor. Dudaklarla birlikte kaşlarda da bir tarafı kaldırmak gülümsemeyi tamamlayıcı olarak kullanılabiliyor.

Kendini beğenmiş şekilde gülümseyen insanların bir çoğu bulunduğu ortamda lider konumunda olmak isteyen ve odak noktası olmak isteyen kişiler. Kalabalık bir ortamda iletişim kurduğunuz kişilere bir süreliğine bu şekilde gülümsemeye devam ettiğinizde sizinle konuşurken çok daha dikkatli ve gergin olduklarını hissedebilirsiniz.

Yarım gülümseme

Kendini beğenmiş gülümsemeye oldukça benzeyen bu gülümseme türü, asimetrik bir görüntü yarattığı ve tam olarak ne yaptığınızın anlaşılmaması nedeniyle en karmaşık ve en farklı tepkiler alabileceğiniz gülümseme çeşidi. Kendine güven, utanma, ilgi, kızgınlık, dominantlık gibi birbirinden çok farklı duyguları yansıtabiliyor.

Ağız açık gülümseme

Ağız açık olarak gülümseme, dişlerin tamamının gösterildiği gülümseme çeşidinden farklı olarak, kahkaha atarken çekilmiş bir fotoğraf görüntüsünü andırır. Bu gülümseme de, şaşırtıcı şekilde çoğunlukla yapay ve samimiyetsiz bir imaj yansıtır. Her ne kadar yapay olsa da, bu şekilde gülümseyen kişiler çoğunlukla umursamaz, ben merkezci ve eğlenceli kişiler olarak tanımlanır. Özellikle fotoğraflarda fotojenik görünmenin en kolay yollarından biri, tüm dişleri göstermek ve ağzınızı olabildiğince açmak. Tabii ki öğle yemeğinde dişinizde maydanoz kalmadığından ve dişlerinizin yeterince beyaz olduğundan emin olduktan sonra:)

Bu içerik http://www.uplifers.com/ tarafından hazırlanmıştır. 

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

22 Ocak 2016 Cuma

Damla Sakızlı Kahve Sevgisi


Damla sakızı kokusunu sever misiniz? 
Ben bayılırım *_* 

Bir muhallebide, bir tatlıda, alelade bir sakızda bile kokusunu almak hoşuma gider. 
Bir de kahvelerin içinde çok çok severim. 

Daha önce blogda birçok kez içecek denemelerimden bahsettim. 


Gibi. :) 

Bu kez damla sakızlı kahveden bahsetmek istedim. 
Damla sakızını hem Türk kahvesinde, hem de granül kahvede seviyorum. 
Özellikle Türk kahvesinde. Aslında Türk kahvesine çok fazla atraksiyon eklemek isteyen biri değilim, sadece damla sakızlı veya sütlü versiyonlarını yapıyorum. 
Granül kahve konusunda ise sınır tanımıyorum :p
Aromalardan çikolatalara her şey deniyorum. 


Damla sakızlı kahveyi ilk kez Kahve Dünyası'nda denemiştim ve satın almıştım. 
Hem Türk kahvesinde, hem granül kahvede güzel oluyor,
Ama her zaman yol düşmeyebiliyor ya da unutulabiliyor. 
Hal böyle olunca marketlerde hazır damla sakızları var, neden olmasın? dedim. 

Damla sakızı alıp havanda dövdüm, içine biraz kahve ekleyip minik bir kavanoza ayrı olarak koydum. Canım damla sakızlı istediğinde oradan yapıyorum ve hiç fena olmuyor. 

Unutmadan ekleyeyim paketi satın aldığınızda renkli minik bir paket içinde de mum çıkıyor, o sakız gibi çiğnemek isteyenler için, gaza gelip onu da kahvenize atmayın :)

Damla sakızını çok kullanıp kahvenin tadını öldürmemeye de dikkat edin. 


Benim gibi kahve muz ikilisini seven biriyseniz, damla sakızlı kahveyle de güzel gidiyor, not edeyim dedim. Keşke elimde olsa da görsellerle birlikte kokusunu da size buradan ulaştırabilsem. 

Damla sakızı kokusunu seviyorsanız deneyebilirsiniz, yoksa hiç yaklaşmayın daha iyi :) 
Sevgiler :* 

 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

21 Ocak 2016 Perşembe

Beni Bu Soğuk Havalar Mahvetti! -Ne Yaparım? Ne Okunur? Ne İzlenir?


Merhabalar,
Aslında bu yazıyı sonbahar başlangıcında Beni Bu Yağmurlu Havalar Mahvetti olarak taslağıma kaydetmiştim. Sonbahar ve Kış benim en sevdiğim mevsimler ve özellikle o dönemlerde okuma ritüellerime daha bir önem veriyorum ve keyifli oluyor. Ancak ben o yazıyı hazırlayana kadar kış geldi çattı. (ki gidiyor) Bu yazıları bir seriye dönüştürmeyi ve her mevsim başlangıcında yazmayı düşünüyorum bu arada. Yani Mart ayında Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti* yazısı gelecek :)

2015'de maalesef  çok az kitap okuyabildim. Benim okuma ortalamamın çok çok altında bir rakamdı. :( Yeniyıla ritüellerle ilgili bir yazıyla başlayıp kendimi motive edeyim bari dedim:)


Yeniyıla karla girdik, yeme de yanında yat bir okuma ortamı geldi. Kış aylarında sabahlamayı ayrı bir seviyorum, o yüzden ev sevdiğim kitap okuma ortamı yatağın içi oluyor. Normal saatlerde de uyusam, geç de uyusam sabahları erken kalkarım. Keyif bile yaptıysam en geç 9'da uyanmış oluyorum. Evdeki herkesten önce uyanıp yatağımın sıcaklığına gömülerek kitap okumak kışın en sevdiğim şey. Bilirsiniz bu mevsimde uyandığınızda yorganınızın sıcaklığı sizi resmen kendine hapseder, dünyanın en güzel hissidir. Onun dışında pofuduk battaniyelerin altında, evde polar pijamalarla ve panduflarla okumanın tadı da bir ayrı oluyor. :)

Aslında kışları sevdiğim bir okuma ortamı daha var, ama onu ayrı bir yazı olarak yazmak istiyorum çünkü nostalji olarak ekleyeceğim :) Eklediğinde na şuraya link koyarım.

Soğuk havalarda okul veya iş aralarında kafelerde kitap okumak da keyifli oluyor. Ben odaklandığımda çevresini gözü görmeyen biri olduğum için kışın arkada boğuk konuşma sesleri gelirken kitap okumayı da çok seviyorum. Ama iyi havalarda kafelerde kitap okumaktan hiç hoşlanmıyorum.

Bir de otobüs meselesi var :) Toplu taşıma araçlarında önceden çok kitap okurdum, ilk duraktan bindiğim için çoğu zaman otururdum ve yolum çok uzun olduğu için kolay kolay bölünmeden sayfalarca kitap okurdum. Otobüste en rahat kışın kitap okuyorum. Ama aman aman favorim değil tabii ki :)


Cam önü klişesine gireyim mi? Bakın klişeden ölen var :p
En popüler şeylerden biri ise sıcak içeceğimizi, kitabımızı alıp cam önünde yağan karı/yağmuru izleyerek okumaktır. Belki bu kadar popüler olmasının sebebi bu kadar güzel olmasıdır. Örneğin en çok istediğim şeylerden biri de cam önü divanıdır. Sanki pencerenin içindeymiş gibi oturmak. Ama maalesef şimdilik öyle bir imkanım yok.

Mesela eskiden şömine hayalim de vardı, ama hayaller şömine hayatlar soba :) Daha da klişeleşmek istemiyorum. :p


İçecek olarak kışa en çok yakışan şeyler çay- kahve ikilisi dışında sıcak çikolata, süt, salep gibi yoğun, iç ısıtan içeceklerdir, bitki çayları da çok iyi gider.
Şurada tarifini verdiğim dondurmalı sıcak çikolatayı kesinlikle denemenizi öneririm ^_^

Mum ışığının da en çok bu havalarda tadı çıkıyor.



Kışın ne okunur?
Aslında çoğu zaman canımız ne isterse onu okuyoruz :) En azından ben öyle yapıyorum. Ama özelleştirmek gerekirse, kışın daha gotik, karanlık, kış mevsiminde, dağ evlerinde, loş şatolarda, ürkütücü malikanelerde geçen hikayeleri seviyorum. Daha ağır hikayeler okuyorum. Kar veya yağmur altında geçen romansları, kendini şatosuna kapatmış dükleri anlatan tarihi aşk romanlarını, İskoç romanlarının soğuk kalelerini, epik fantastiklerin aykırı dünyalarını okumanın da kışın ayrı bir tadı oluyor.

Hemen farklı türlerden bir iki örnek vereyim ^_^


Kış Sarayı
Rus Sarayı'nda geçen bol entrikalı tarihi bir roman. Kapağı ve kitap ismi zaten mevsimi hissettiriyor. 
Kış Sarayı Yorumu İçin TIKTIK!


Otranto Şatosu
Gotik türde de bu kitabı örnek vermek istedim çünkü ben de Gotik Okumalar serisi yazıma bu kitapla başlayacağım. Gotik edebiyatın ilk kitabı sayılan bu eseri es geçmeyin derim, yorumumu yakında gireceğim. :) 


Lucian
Severek okuduğum bu etkileyici fantastik hikaye de kış okumaları listesine alınacaklardan. Herkese uyar mı emin olamadığım için sizi yorumuma yönlendiriyorum.


Mekanik Melek
Fantastiklerden gidiyoruz madem bu seri de tam bu mevsimlik. Steampunk havasında, eski Londra sokaklarında dolaşırken mevsimi de iliklerinize kadar hissedeceksiniz. 


Tanrıça Serisi
Mitoloji üzerine kurulmuş güzel bir fantastik seriydi bu da. Ki serinin son kitabını henüz okumadığımı hatırlayıp inceden üzüldüm. 


Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer Serisi
Bu seriyi ayrı bir seviyorum. Zaman yolculuğunu konu alan inanılmaz keyifli bir seri. 


Kralların Yolu
Bir epik fantastikle fantastik kısmına son veriyorum. Türü seviyorsanız pişman olmayacağınızı düşünüyorum. 


Charlotte Bronte'nin Gizli Günlükleri
Dünya Klasikleri Romans kategorisinde en çok bilinen isimlerden biri olan Charlotte Bronte üzerine Syria James'in yazdığı kaliteli bir kitap. Çay saatinde, bol tarçınlı saleple harika gidiyor ^_^ Çay saatinde neden salep onu hiç bilmiyorum. :p


Jane Austen'ın Kayıp Anıları
Aynı yazarın elinden çıkmış, yine romans klasikleri içinde sevilen yazarlardan biri olan Jane Austen üzerine bu kitap da. Bu kitabı satın aldım, ancak henüz okumadım. Ama ilk kitabı referans alarak bu listeye alıverdim. 


Yedi Gece 
Tarihi aşk romanlarına geçersek kış vakti bir kalede geçen bu romanı yazarın da hayranı olarak çok sevmiştim. 


Güllerin Fısıltısı
İskoçlar, kaleler deyince aklıma gelen kitaplardan biri de bu oldu. Bunda da soğuk rüzgarlar esiyordu :p Oldukça da duygusal bir kitaptı. Tarihi Aşk Romanı kategorisinde güzel bir kitaptı.


Gelin
Yorumunu yazamadığım tarihi aşk romanlarından biri daha. Bu listeye almak istedim. 


Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var
Geçen sene yeni yıl kitabı olarak çıkmıştı. 
Kapağı ve adıyla mevsime uyan bu hikaye içinizi ısıtacak. 


Sweeney
Linda Howard'ın birçok kitabını bu kategoriye alabilirdim aslında. Ama ben Sweeney kitabını seçtim örnek olarak. İçinde aşk, polisiye, fantastik ögeler kısaca her şey olan bir hikaye. :) 

Karlı Dağın Ateşi
Bir kayak merkezinde geçen bir beyaz dizi. Bol karlı. :) 
Yazarı Sally Wentworth


Hayalet
Charlotte Lamb'ın yazdığı gizemli havası olan, yer yer ürpertici bir beyaz dizi. 

Kitap kısmına burada son veriyorum. Birkaç kitap dedim ama bayağı olmuş. :)



Yine kışın bol abur bucurlu yorgan altı aktivitelerinden biri de film/dizi seansları. Bakınız Bridget Jones'un İzinde Yazım :) 
Özellikle gece yarısı yapıldığında bu aktivitenin tadı ikiye katlanabilir. Mısır da patlattık mı değmeyin keyfimize. :)


Ben izlediğim, okuduğum şeyleri tekrar tekrar izlemeyi, okumayı severim.
Her kış illa ki bir kere Bridget Jones'un Günlüğü'nü tekrar izlerim. 



Bir de Doctor Who'nun The Doctor, The Widow and The Wardrobe isimli yılbaşı özel bölümünü. :) 
Sherlock Yılbaşı özel bölümü de ilaç gibi geldi tabii. :) Bölüm hakkındaki yazımı okumak için TIKTIK!


Aslında kışın izlemesi en eğlenceli dizilerden biri Game of Thrones olsa da baharda çıkan yeni sezonu kışa kadar hiçbirinizin beklemeyeceğini biliyorum. O yüzden benim gibi tekrar tekrar aynı şeyleri seven biriyseniz neden olmasın diyorum. :)
Kış aylarında sezona giren dizilerden bu sene en çok ilgimi çekenlere örnek veriyorum.


Marco Polo 
2015 bu dizinin ilk sezonu ekranlara geldi. Yeni dizilerden biri. 10 bölümlük. Konusu kısaca şöyle: Ünlü Venedikli gezginin gençlik yıllarını ekranlara getiren dizi, Kubilay Han’ın hüküm sürdüğü 13. yüzyıl Çin’inde geçmekte... Bilmediği bir coğrafyada siyasi hesaplaşmaların ortasında kalan kahramanımız, Kubilay Han’ın imparatorluğunu korumaya çalışıyor. İtalyan aktör Lorenzo Richelmy'nin başrolde olduğu yapım; Malezya, Kazakistan ve İtalya gibi farklı ülkelerde çekildi.


Benim beğendiğim, konusu ilginizi çekiyorsa (bence çekmiyorsa da -_-) denemeniz gereken bir dizi. 




Banshee 
Bu dizi de yenilerden. Bir girdi pir girdi bana göre. Konusunu aşağıda vereceğim bu diziye de bir kez olsun bakmanızı öneriyorum.

Bir zamanlar ülkenin en ünlüleri içinde yer alan bir mücevher hırsızı hapishaneden yeni çıkmıştır. Yeraltı dünyasından bir arkadaşının yardımı ile, hapishaneye düşmesine sebep olan soygundan kazandıklarına sahip olan eski ortağının peşine düşer. Fakat aradan 15 sene geçmiştir ve Anna olarak tanıdığı bayan bundan böyle Carrie ismini kullanan saygın bir emlakçıdır. Kadın Bölge Başsavcısı ile evlidir ve iki çocuğu bulunmaktadır. Peki ya soygundaki pırlantalara ne oldu?
Bu sırada, bizim mücevher hırsızımız kasabaya yeni şerif ile aynı anda gelir fakat birkaç olaydan sonra kahramanımız şerif Lucas Hood kılığına girer ve kasabaya kendisini öyle tanıtır. Banshee korkunç derecede kanunsuz bir kasabadır. Hood da derhal bu durumu benimser ve bölgenin mafya babasına karşı doldurulur. Fakat bir yerlerde Bay Tavşan ismiyle tanınan bir patron daha bulunmaktadır. Bu adam da  15 sene önce pırlantalarını çalan ikiliyi aramaktadır.


Penny Dreadful
Ve son olarak favorimle bitiriyorum. 
İçinde çoğu korku edebiyatı karakterlerini bulabileceğiniz, yok yok bir dizi. Gotik havasına bayılıyorum.
Bunlar dışında Da Vinci's Demons, Hemlock Grove, Poldark ve Vikings de bu mevsimde güzel giden dizilerden. 

Kore dizisi olarak da Monstar, Master's Sun, Gu Familybook, Flower Boy Next Door, Iris, Bride of Century (tabii izlemeyen kaldıysa :D ) kış mevsiminde izleyip zevk aldığım dizilerden. 



Yazıyı burada bitiriyorum. 
Umarın sevmişsinizdir. 
Öpücükler :* 


*Başlık ismi Orhan Veli'nin şiirinden esinlenilmiştir.
 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

16 Ocak 2016 Cumartesi

Tardis Defterim - River Song'un Günlüğü - Book of Spoilers




Merhabalar, 
Direkt konuya giriyorum :p 
10 yaşımdan beri günlük tutuyorum. Yazmak ve defter tutmak kısmı bende çok küçük yaşlarda başlayan bir alışkanlık + tutku. Bu kısmı aslında yakında başlayacağım Defterlerim yazı dizisinde anlatacağım. O yüzden hiç girmiyorum. 

Ne zamandır aklımdaydı River Song'un günlüğünden yapmak. Aslında çoğu yabancı sitede satılıyor ama kendi not defterlerini yapan bir insan olarak, 
yeniyıl arifesinde de günlüğüm bitince, hazır bir defter almaktansa neden kendi günlüğümü yapmıyorum dedim. Hem aklımdaki projeyi gerçekleştirmiş, hem de o deftere güzel bir misyon yüklemiş olacaktım. 

River Song'u ve günlüğünü ilk olarak 10. doktor zamanında tanımıştık. 
River her defasında, "Spoilers!" diyerek defteri suratımıza kapatmıştı. :/ 
Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim bu çok güzel bir bölümdü. 


Dikkat ederseniz River'ın günlüğü nispeten daha küçük, ama ben rahat kullanmak için daha büyük yapmayı tercih ettim. 
Bir de yapım videolarının çoğunda a4 kağıtlarının çay veya kahve içinde bekletilip kurutulmasıyla eski, buruşuk bir görüntü elde edildiğini de göreceksiniz. Maksat orijinale en yakın görünümü bulmak. 
Ancak ben bunu da tercih etmedim, günlük olarak kullanacağım için zaten kullanmayı sevdiğim, sık sık kullandığım saman kağıtlarımı tercih ettim.

Yani günlüğü bir miktar kişisel kullanımıma göre revize ettim. :) 


İnternette bir çok yapım videosu bulabilirsiniz, o yüzden tek tek nasıl yaptığıma girmeyeceğim. Sayfaları desteleyip, işaretleyerek diktim. Ardından sırtını tutkallayıp iç kapaklarını halledip bir de mukavvadan sert kapak yaptım. 


Dış cildini yaptığımda görüntü bu şekildeydi. Ardından mukavvadan parçalar keserek kareli görüntüyü verdim ve boyadım. 
Ve sonuçta ortaya ilk resimdeki görüntü çıktı. 


Yine dikkat ederseniz River'ın günlüğünün daha eskitilmiş bir görüntüsü var. Başta ben de eskitme yaptım ancak daha sonra soluk görüntüsünü beğenmeyip daha canlı, Tardis mavisine boyadım. Son hali daha çok hoşuma gitti. 



Defterin iç kapaklarını uzay görüntüsü şeklinde yaptım çünkü ben bu görüntülere aşığım *_* 
Sağ üst köşedeki Tardis'i bulun :) 

Yani biz yolculuğumuza çıktık bile :) 
Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim defteri de konseptli tutuyorum. Bu defter yazarken uzay terimleri, bilim kurgu görselleri, zaman yolculuğu vs konsepti üzerinden gittiğim bir defter oluyor. 

Tabii o kadar hoşuma gitti ki yeni projelerin de yolunu açtı. John Winchester'ın günlüğünü yapmak istiyorum ki hazırlıklara başladım bile. Sadece ajanda sayfalarından hoşlanmadığım için yine kendime göre revize ettiğim ama içinde avcılık konseptini kullandığım bir defter hazırlayacağım gibi görünüyor. Bakalım nasıl bir şey elde edeceğim. Bunu da yazmak istedim :) 


Defterin iç kısmı da bu şekilde. Saman kağıda dolma kalemle yazıyorum ve işin en güzel yanı bu sayfaya yazdığım şeyin arka sayfada mürekkep izi çıkmıyor. Böylece tüm sayfaları istediğim şekilde dolu dolu kullanabiliyorum. 


Sonuç olarak elde ettiğim defter bu ve ben sadece ona yazarken bile çok mutlu oluyorum. Umarım güzel anılar ve yaşanmışlıklarla doldururum :)



O zaman Doktor'un bir sözüyle veda edeyim; 

Hepimiz birer hikayeyiz sonuçta. Güzel bir hikaye olsun, tamam mı?


 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

13 Ocak 2016 Çarşamba

Sherlock - The Abominable Bride - "Korkunç Gelin" - Yeni Yıl Özel Bölümü 2016


Merhabalar,
Sherlock'un Yeni Yıl özel bölümü The Abominable Bride yayınlandı ve ben tabii ki buradayım :) Aslında yazı taslağını bölümü izledikten sonra hazırlamıştım ama koşuşturmacayla günler yine çok hızlı geçti, yazı gecikti. Yine de bu yazı şurada duruversin. :)

Sherlock *_*  hayranları olarak ne bitmez çilemiz var değil mi? diye serzenişle yazıma giriş yapıyorum. 3 bölümcük için senelerce beklediğimiz yetmiyormuş gibi sürekli maruz kaldığımız bir de espri vardı. Diğer dizilerin fanlarına sorulan "Favori 10 bölümün hangisi?" sorusu, bizim için acı verici bir soruydu. :)
Çünkü Sherlock'un sadece 9 bölümü vardı. Bakın bu dramdır. -_-
Yayınlanan bu bölümle Sherlockian'ların bir dramı daha sona ermiş oldu. :)


Tabii yeni sezonun 2017'de olduğunu söyleyip bu zafere gölge düşürmek istemem. :p
Bölümün fandomlık konusundaki önemini belirtmek istedim sadece. 


Zaman ne kadar çabuk geçiyor, değil mi? Yıllar bir şekilde aktı ve doğum günü hediyesi olarak beklediğim teselli niyetindeki özel bölüm geliverdi. 


Tabii bölüm gelmeden öncesi vardı. 
Yeni yıl özel bölümü duyurusu yapılıp da setten yukarıdaki tarz fotoğraflar gelmeye başlayınca herkes  bir şaşırdı. Çünkü biliyorsunuz Sherlock modern seri olarak adlandırılıyor ve günümüzde geçiyor. 

En büyük merak konusuysa Sherlock ve John'un ne oldu nasıl oldu da geçmişe gittiğiydi. Tabii bunu burada ben de söylemeyeceğim. :p
Ayrıca Moffat üzerinden Doctor Who'ya gönderme yapılarak şu tarz geyikler yapıldı. 

"Sanırım Moffat hangi dizinin zaman yolculuğu üzerine olduğunu karıştırdı." :)



Zaman yolcuğunun hangi temele dayandırılacağını en çok merak edenlerden biri de bendim. Çünkü Moffat'ın gözünden geçmişte-asıl döneminde- geçen bir bölüm görecek olmak heyecanımı arttırmıştı

Sonunda geri sayımlar bitti ve yeni yıl özel bölümü TLC kanalında 1 Ocak'ta 23.30'da yayınlandı.
Abimle 23.20'de ekran başındaydık. Zaten öncesinde de Doctor Who Şipşak yayınlanıyordu, hiç sıkılmadık. :p


Ve o müthiş görüntüyle dizi başladı. Bu arada elimden geldiğince spoiler vermeyeceğim. Sadece diziden vurucu bazı alıntılar paylaşıp, bölüme dair yorumlarda bulunacağım. Spoiler olabileceğini düşündüğüm tek bir sahne var. Onu da en sona koyup başına spoiler uyarısı koyacağım. Dizide hayati bir anlamı olmayan anlık bir görüntü ama spoiler olarak addedenler olabilir. 


Bölümün konusu adından da anlaşılabileceği gibi Korkunç Gelin'di. Gerçekten gizemli bir olaydı, beyin yakan cinsten. Moffat öyle bir adam ki, fanların dizideki gizemlere dair yorumlarını, çıkarımlarını bir anda gelecek bölümde görebiliyorsunuz. Sherlock'un çatıdan atlayıp nasıl kurtulduğuna dair çıkarımlar 3. Sezon başında resmen gözümüzün önünden geçmişti, Moriarty'e ne olduğuna dair çıkarımlar da bu bölümde vardı. 
Sherlock'a "Asla ikiz olmaz, Watson!" dedirterek Moffat yine noktayı koydu yani. :)


Harika da bir afişi var bu arada. Gerçekten dönemin havası verilmiş. 
Anderson'ın, Molly'nin, Lestrade'ın dizideki hallerine gülüp eğlensem de, 


En bomba değişim Mycroft'unkiydi. Ne güldüm arkadaş bu haline. :D 
Tabii o zamanlar diyet ve koşu bandı icat edilmemişti. :p
"Bu kaybetmemiz gereken bir dava..."


Bölümü izleyip tepkilere baktığımda çoğu tepkiden bu bölümün anında çoğu kişinin favori bölümü oluverdiğini gördüm, bence de gerçekten çok zekice kurgulanmıştı. Başlangıçta 3 bölümcük demiş olabilirim ama bu bölümlerden her birinin sinema filmi kalitesinde olduğunu tekrarlamakta fayda var. Bu bölümse inanılmaz özgündü, yine hayranlıkla izledik. Aman şu filme benziyordu, bilmem ne filmi tadı aldım yorumlarını es geçiyorum, Sherlock dizisinin tarzı içinde bu en aykırı bölümdü. 


221B de öyle bir ev ki, günümüze koyuyorsun uyuyor, geçmişe koyuyorsun uyuyor. BBC zaten fakir :D Masraf olmamıştır. :p 


Konu kısmı dışında kıyafetlere de dikkat kesildim. Özellikle ikinci izleyişimde. Kullanılan kıyafetleri ve mekanları çok beğendim. Yine yapmışlar yapacaklarını. 
Sherlock kitaplarda anlatılan haline çok daha uymuştu bu bölümde. 
John'un bıyığı der gülerim :D 


Tabii, dayanamadım kamera arkası kısımlara da baktım. :D


Bu sahne *_*



Gelelim bölümle ilgili fikirlerime.
Bana göre bu bölümün bir diğer önemi de Moffat'ın diziyi sadece günümüzde değil, geçmişteki haliyle çekse de oldukça başarılı olacağını kanıtlaması.
Adamda öyle bir deha var ki zaman zaman kıskanıyorum. 
Sherlock, John, karakterler, mekanlar inanılmaz uyumluydu ve yine kitap serisinden bazı ufak ayrıntılar alınmıştı, 5 portakal çekirdeği, Reichenbach şelalesi ayrıntısı gibi. 


Bir de ben bu bölümde bol bol kıkırdadım. Sadece John'un bıyıkları, Mycroft'un kilosu gibi şeylere değil, bir üstteki gibi sahnelere de. 


Mary de ayrı bir şirindi bu bölümde. 


Sherlock'un John'un Mary'le konuşmasını üstüne alındığı kısımda kahkaha attım. :D


Moriarty *_*
Bu karakter, onun konuşması, söyledikleri diziye inanılmaz renk katıyor. Görmeyi seviyorum. Bu bölümde de aynı şekildeydi.

"Bir fikir filizlendi mi bir daha öldürülemez."


Yukarıdaki esprili resmi görmezden gelirsek Moriarty'nin bu bölümde kullandığı güzel bir cümle var. "Dead is the new sexy!"
Bu cümleyi "Brainy is the new sexy!" şeklinde 2x1 de Irene söylemişti Sherlock'a ki bayılmıştım ve blogumun sağ kısmındaki resimlerde görebilirsiniz. Ve ben okumayı da çok sevdiğim için "Reading is the new sexy!" haliyle de görebilirsiniz ayrıca. :)  


Bölümün üzerinden günler geldi geçti, bir sürü şey yazıldı, çizildi konuşuldu. Kimi çok beğendi, zekice buldu; kiminin hoşuna gitmedi. Bense bölümü anlatmaktansa ilgimi çeken şeylerden bahsetmek istedim. Sonuç olarak, garip bir bölümdü ve dediğim gibi günümüzde yaşanan bazı anıları geçmişte görmek, Moffat'ın gözüyle  Sherlock Holmes'e kendi zamanında bakmak bana çok iyi geldi. Ve bağlantılar çok mantıklıydı. 

Bitirirken Sherlock'un kendi cümleleriyle bağlıyorum. 
"Tabii ben her zaman zamanın ötesinde biri olduğumu biliyorum."
Sanırım Sherlock Holmes efsanesini en güzel tanımlayan cümle de buydu.

Yazımı sonlandırmadan önce aşağıda bir fotoğraf paylaşacağım, gördüğümde kahkaha attım. Dexter'dan alınan alıntıyla paylaşılan fotoğraf beni güldürdü. Spoiler olabilir mi emin değilim. O yüzden en sona ekliyorum. O yüzden isteyen yazıyı burada sonlandırabilir. İsteyen fotoğrafa bakabilir. 




Sevgiler :* 
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*



 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!