23 Eylül 2015 Çarşamba

Karanlıkta - Laura Kaye (Hearts in Darkness #1)


Kitap Adı: Karanlıkta
Yazar: Laura Kaye
Çevirmen: Güneş Demirel
Yayınevi: Novella Yayınları
 Sayfa Sayısı:160
Basım: Eylül 2015
Seri: Hearts in Darkness #1

Seri Sıralaması:
#1 Karanlıkta / Hearts in Darkness
#2 Love in the Light


Mackenna James berbat geçen bir günün ardından işten çıkıp kendini asansöre atar. Asansörü onun için dıştan bakıldığında çoğu kişiyi ürkütecek kolunda ejderha dövmesi olan piercingli bir adam tutmaktadır. İkili asansördeyken asansör arızalanır. Ve o karanlık saatler başlar. 

Caden'ın 14 yaşında yaşadığı bir olaydan ötürü klostrofobisi vardır. Bu yüzden asansörde kaldığında paniğe kapılmak üzeredir. Mackenna adamın korkusunu fark eder ve dikkatini başka yöne çeker. Caden'ın amacı da dikkatini dağıtmaktır. 

İkili birbirlerine sorular sormaya başlarlar. Karanlık, daracık asansör onlara ışıl ışıl bir yakınlaşma sunar. Saatler uzadıkça, mesafeler kısalacaktır... 

Tadı damağımda kaldı derler ya, bu kitap da aynen öyle oldu. Tadımlık, minicik, çok güzel bir hikayeydi. Bir günden kısa sürede geçen bir kitapta iki insanın birbirini tanıması ya da yakınlaşması çok zor olsa da yazar bunu başarmış. 


Yazarın anlatımını, karakterlerini çok sevdim. Özellikle Caden'ın Mackenna'yla kibar yaklaşımı, müsaade isteyen tatlı halleri çok hoştu.
Bu kitabın benim için bir de şöyle bir önemi var geçen sene bu kitabı gördüğümde ikizim Kitap Tutkusu'yla olağan ve saatler süren Tango görüşmelerimizden birini yapıyorduk. Bu kitabı görmüş, ikizime anlatmıştım ve ikimiz ayılıp bayılarak keşke çevrilse demiştik. Şimdi ise okuduktan sonra iyi ki çevrilmiş diyoruz. :) Bu arada o konuşma benim en sevdiğim konuşmalarımızdan biriydi. :D 

Kafa dağıtan, insana iyi gelen bir hikaye.
Tam bir atıştırmalık. 


Bu arada ufak bir not, iyi ki orijinal kapak kullanılmamış. Kitabı hiç yansıtmadığını düşünüyorum. Yerli kapağımız kesinlikle çok daha güzel olmuş. 

İkinci kitap ise henüz yayınlanmamış bile. Beklemedeyiz. ^^

Sevgiler :* 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

13 Eylül 2015 Pazar

Aşka Tutunan Kalpler - Marie Force (The McCarthys of Gansett Island #4)


Kitap Adı: Aşka Tutunan Kalpler
Yazar: Marie Force 
Orijinal Adı: Falling For Love
Çeviri: Nilgün Birgül
Yayınevi: Novella Yayınları
 Sayfa Sayısı: 336
Basım: 
Seri: The McCarthys of Gansett Island #4

Serinin Diğer Kitapları :
#5 Hoping for Love (Evan&Grace)
#6 Season for Love (Laura&Owen)
#7 Longing For Love (Tiffany&Blaine )
#8 Waiting For Love (Adam&Abby)
#9 Time For Love(David&Daisy)
#10 Meant For Love(Jenny&Alex)
#10,5 Chance for Love (Jared&Elizabeth)
#11 Gansett After Dark
#12 Kisses After Dark (Shane&Katie)
#13 Love After Dark (Paul&Hope)



Marie Force günümüz aşk türünde severek okuduğum yazarlardan biri. Yarattığı adayı, oradaki insan ilişkilerini, candan ve yardımsever tavırlarını, neşelerini çok seviyorum. 

McCarthy ailesinin iki numaralı çocuğu, ünlü senarist Grant'in kitabı merak ettiğim kitaplardan biriydi. Beklentilerimi de karşıladı. ^^ Diğeri ise Evan'ın kitabı ki o da sıradaki kitap. Bu kitaptan sonra dört numaralı McCarthy, Adam'ı ve Maddie'nin kızkardeşi Tiffany'nin hikayelerini de çok merak ettim. :) Oldukça heyecanlı olacak gibi görünüyor.

Gelelim Grant'e.
Aslında Grant'in hikayesinin temelleri üçüncü kitapta atılmıştı bile. Bu kitap ise olayların en can alıcı yerinden başladı. Ve ben hemen anlatmaya başlıyorum. 
Grant yıllardır adada bir dükkân işleten Abby ile birliktedir. Senarist olan Grant sürekli oradan oraya bir hayat sürdürmektedir ve Abby'i de yanında sürüklemektedir. Abby bu durumdan hiç memnun değildir. Grant ise onun bu durumunu hiç ciddiye almamaktadır. Gerçi Abby onu terk edip adaya döndüğünde bile terk edildiğini anlayamamıştır. Ona göre işlerini bitip adaya döndüğünde Abby hâlâ onu bekliyor olacaktır. Ancak Abby bu ilişkiyi gerçekten bitirmiştir. Artık kasabanın doktoru Cal ile birliktedir. 


Grant ise Abby'e bir türlü rahat vermez. En sonunda ailesinin marinasındaki restoranda çalışan Stephanie'yi kullanarak Abby'i kıskandırmaya karar verir. Bu kitap da Grant'in bu kıskandırma planını uyguladığı Janey'nin düğünüyle başlıyor. Düğündeki sarhoşluğun etkisiyle o gece Grant'le Stephanie birlikte olurlar. Grant bir yandan Abby'i geri kazanmak isterken diğer yandan ellerini Stephanie'nin üzerinden çekemiyordur. Ayrıca genç kadını Gansett Adası'na getiren çok büyük de bir derdi vardır. Grant ise bir türlü yeni senaryolar yazamadığı için mesleği tehlikededir. 
Grant eski aşkının peşinden mi gidecektir yoksa içinde yeni filizlenen duyguları anlamaya mı çalışacaktır? 
Bu kitapta çoğu karakterle de de yeniden bir araya geldik. Önceki çiftlerimiz Mac&Maddie, Joe&Janey, Luke&Sydney ve temelleri atılan yeni ilişkiler... 
Marie Force kitaplarını seviyorum. 
Gansett Adası yaşamaya ve insanları mutlu sonlarına ulaştırmaya devam ediyor. 
Sırada ise bekâr kalmaya karar vermişler kulübünün baş üyesi Evan var. ^_^

Sevgiler :*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

7 Eylül 2015 Pazartesi

Yedi Gece - Anna Campbell (Sons of Sin #1)


Kitap Adı: Yedi Gece
Yazar: Anna Campbell
Çevirmen: Zeynep Okan
Yayınevi: Epsilon Yayınları
 Sayfa Sayısı: 462
Basım: Mayıs 2014
Seri: Sons of Sin #1

Seri Sıralaması:
#1 Yedi Gece / Seven Nights in a Rogue's Bed (Jonas&Sidonie)
#1,5 Days of Rakes and Roses (Lydia&Simon)
#2 Serserinin Öpücüğü / A Rake's Midnight Kiss (Richard&Genevieve)
#3 What a Duke Dares (Cam&Penelope)
#4 A Scoundrel by Moonlight (James&Nell)
#4,5 Three Proposals and A Scandal (Elias&Marianne)



Anna Campbell'ın okuduğum ilk tarihi aşk romanı yazarı olduğunu ve bendeki yerinin apayrılığını blogda her seferinde söyledim, yine söyleyeceğim. 
Yazarın Mahrem ve Günahın Esiri adlı kitaplarının yorumu için TIKTIK.
Kendisiyle yaptığım röportaj için TIKTIK.

"Seni öpmeme izin vermeyeceğinden emin misin?"
"Akıllı olmalıyım."
"Akıllılık fazla abartılmış bir erdemdir, amore mio."
"Erdem konusunda pek de uzman sayılmazsın."
"Erdem benim düşmanımdır. Onunla yeteri kadar uğraştım."


Yedi Gece'yi okuyalı bir süre geçti ancak yorumu ancak şimdi yazabiliyorum. Bu kitabı okuduğumda uzun süredir Anna Campbell okumamıştım. Kitabın bir yerinde durup sesli bir şekilde "Çok iyi geldi," dedim. Bu hissi nadiren hissederim ve en son ne zaman hissettiğimi hatırlamıyorum. Anna'nın kalemini ne kadar özlediğimi ve yazarın bana ne kadar iyi geldiğini tekrar hatırlamış oldum. 

Her ne kadar ben sevsem de herkese kolayca öneremediğim oluyor çünkü kendisi genel historical romance kitaplarından biraz daha farklı bir tarza sahip. Özellikle ilk dönem kitaplarında bu durum daha belirgin. Bana sorarsanız tarihi aşk romanı sevenlerin en azından denemesi gereken bir yazar. 

"Ben kıyafetlerimi hiç de uygunsuz bulmuyorum."
"Masumiyetin bir başka üzücü işareti. Bir gün sana zincirlerini gösterdiğim için minnettar olacaksın."
"Bu bir hayır hizmeti mi?"
"Bir erkeğin hemcinslerine karşı görevleri vardır."
"Muhtemelen sana madalya verirler."
"En azından bir şovalyelik verirler."
"Kadınlığa hizmetin için."
"Benim niyetim sana hizmet etmek, bella."

Gelelim Yedi Gece'ye. 
En kısa haliyle özetlersek Sidonie kız kardeşi Roberta'nın kumar borcunu ödemek için Jonas Merrick'le yedi gece geçirmek zorundadır.
Açarsak, Jonas, Roberta'nın kocası William'ın piç kuzenidir. Jonas'ın babasıyla İspanyol annesinin evliliği asla kanıtlanamadığı için vikontluk William'a geçmiştir. William, oldum olası kuzeninden o kadar nefret eder ki hiçbir alanda ondan aşağı kalmamak için sınırları zorlar, ancak maddi olarak zor durumdadır. 
Roberta'nın ise kumar bağımlılığı vardır. Bir oyunda Jonas'a yüklü bir miktar kaybeder. Bu parayı kocasının haberi olmadan ödemesi mümkün değildir, zaten paraları da yoktur. Jonas ona borçları karşılığı yedi gece geçirmeyi teklif eder. Roberta'nın iki çocuğu vardır ve kocası onun can düşmanıyla birlikte olduğunu öğrenirse zaten şiddet uyguladığı karısını öldürmesi işten bile değildir. Sidonie bu koşullar altında ablasının yerine kurban olmayı kabul eder. Hem annesinin, hem de ablasının evliliklerine şahit olduktan sonra asla evlenmemeyi kafasına koymuştur. Hiçbir erkeğin boyundurğu altına girmeyecektir. Bu utanç dolu yedi geceyi geçirdikten sonra tamamen unutup yalnız hayatına devam edecektir. 

"Tutkularının onları yanlış yola çekmesine izin veren insanları hep küçümsemişimdir."
"Şimdiyse tutkunun acımasız bir efendi olduğunu öğrendin."
"Kendimi ayrıcalıklı zannettiğim için uygun bir ceza."

Jonas herkes tarafından adeta bir canavar olarak tanınmaktadır. Yüzünün bir yanı boydan boya yaralıdır ve bir piçtir. Oldukça sert ve acımasız bir mizacı vardır. Roberta ile yaptığı anlaşmanın onun için tek amacı William'dan ve kendisinden nefret eden Roberta'dan intikam almaktır. 
Jonas yılın belli zamanlarını yapayalnız bir kalede geçirmektedir. (Ben şato olarak canlandırdım ^^)
Yaralı yüzünün ve piç olmasının acısıyla Roberta'yı beklerken karşısında masum bir kız bulur. 
Bu kız diğer insanların aksine yaralı yüzüne korkmadan veya tiksinmeden bakabilmektedir. Ayrıca tüm masum görüntüsünün altında yatan ateşli mizacı ikiliyi dayanılmaz bir yakınlaşmaya sürükler. Sidonie, Jonas ile birlikte olursa kaybedeceği şeylerin büyüklüğünü anlayınca dehşete düşer. Jonas ise seçimi ona bırakmıştır.

Hem içten içe yaralı ama dışı sert bir kabul bağlamış bir adamın yaşadığı ıssız bir kale, hem kış vakti, dışarıda delicesine bir fırtına, hem de bir Anna Campbell kitabı.  İnsan bir kitaptan başka ne ister ki? 
Bu serinin çevrilmesini çok uzun bir süre bekledim. Sons of Sin serisi adından da anlaşılabileceği gibi bir günah sonucu meydana gelmiş asilzadelerimizi anlatıyor. Yani tüm karakterlerimiz gayrımeşru. İkinci kitabı da aldım ama henüz okumadım. 

Kitap duygusal olarak yoğun bir kitaptı. Sidonie'nin ikilemleri ve derin istekleri arasında kalmışlığının çaresizliğini, Jonas'ın sert ve küstah görüntüsünün altında aştığını düşünse de bir türlü üstesinden gelemediği içine işlemiş acılarını, Sidonie'ye olan arzusunu, sevgisini, şefkatini hissediyorsunuz. Zor bir ilişki, zor bir kitap ve çok güzel. 

Unutmadan, Jonas hayatının bir dönemini İtalya'da geçirdiği için kızımıza bol bol italyanca hitaplarda bulunuyordu, hoştu ama çok fazlaydı. Bella, Cara, Carrissima, Tesoro, Amore Mia... 

Bu alıntıyı sadece kitabı okuyanlar anlayacaktır ama paylaşmazsam ölürüm. :D
"Bu oldukça tuhaf bir durum, Cam, eski dostum," dedi Sör Richard kuşkulu bir şekilde. "Sen ne düşünüyorsun?"
Dük'ün dudakları neredeyse bir gülümsemeye dönüşecek kadar rahatladı ve bakışlarını Sidonie'nin üzerinden çekmeden konuştu. "Fareleri."

Yeni kitaba hemen başlamaya çekiniyorum çünkü yayınevi yazarı senede bir kez belki çıkarıyor. Yorumunu girmediğim Uykusuz Geceler ve Sana Teslim Oldum'un yorumlarını girmek istiyorum. 
Bu kitapta Anna Campbell'a neden can yazarlarımdan biri dediğimi (Blog ikizim Kitap Tutkusu'nın lafıdır can yazarım:) bir kez daha görmüş oldum. Dediğim gibi çok iyi geldi. 



Yazarın orijinal kitap kapaklarına ise ölüyorum. Şunlara bakar mısınız? *_* Bir tanesi mi kötü olmaz?
Türk kapakları da fena değil ^_^

Bu arada yazarın Türk halısı takıntısını bu kitapta tekrar hatırlamış oldum. 
Bu kitapta tanıyıp sevdiğimiz diğer gayrimeşru çocuklarımız Richard ve Cam'in hikayelerini merak etmemek elde değil. 

Sevgiler :* 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!


1 Eylül 2015 Salı

Rüyalar Gerçek Olsa - Julia Quinn (Bridgertons #4)


Adı: Son Söz Aşkın
Yazar: Julia Quinn
Orijinal Adı: Romancing Mister Bridgerton
Çeviri: Elif Dinçer
Yayınevi: Epsilon Yayınları
  Sayfa Sayısı: 406
Basım: Mayıs 2014
Seri: Bridgertons Serisi #4




Genç adam en sonunda ayağa kalktı, elbiselerinin üzerindeki çamuru elinden geldiğince silkeledi ama gidip genç kıza çatmadı. Kırıcı sözler sarf etmedi, bağırmadı, hatta ters ters bakmadı bile. 
Kahkaha attı.
Kahkahalara boğuldu.
Penelope daha önce bir erkeğin kahkaha attığını görmemişti ve bildiği kadarıyla bu hiç de nazik bir davranış değildi. Ama bu adamın gözleri - koyu yeşile çalan o gözleri- yanağına bulaşmış bir topak çamuru silmeye çalışırken utanç değil aksine neşe doluydu. Adam şöyle diyordu: "Bu işi pek iyi başaramadım galiba, değil mi?"
İşte Penelope o an aşık oldu. 

Penelope'yi serinin başından beri tanıyoruz. Bridgerton kızlarının biricik arkadaşı olur kendisi. Annesi ona asla yakışmayan renkte ve kıyafetlerde giyinmesi için ısrar ettiğinden bolca Lady Wistledown'ın alay konusu olur. 
Serini en başından beri de severim Penelope'yi. Tüm sessiz ve ilgi çekmeyen halinin yanında oldukça zeki ve eğlenceli biridir. 
Ve Penelope 16 yaşından beri Colin Bridgerton'a aşıktır. Bridgerton ailesinin neşeli, vurdumduymaz, gülüşüyle herkesi dize getirebilecek erkeğine. Ancak yıllar geçmiştir ve Colin onu hiç fark etmemiştir. 
Colin'in bu neşeli ve umursamaz tavrının altında aslında ne aradığını bulamamış, bocalayan biri vardır. En büyük ağabeyi Anthony ailenin ve vikontluğun varisidir, işleri başından aşkındır. Diğer ağabeyi Benedict hayatının amacını sanatta bulmuştur ve resimleri birçok galeride sergilenmektedir. Ancak Colin hayatının amacını bulamamıştır. 
Bu yüzden seyahatlere çıkmakta, yılın büyük bir bölümünü İngiltere'den uzakta egzotik ülkelerde geçirmektedir. 

Colin son seyehatinden döndüğünde artık 30'unu aşmıştır ve evlilik yaşı gelmişir. Penelope ise 28 yaşında bir kız  kurusu olmuştur. Evde kalmışlığı artık tescillenmiştir.  Penelope Bridgerton'ların evine geldiği bir gün masanın üzerinde açık bir defter görür. Bu bir seyahatnamedir. Colin'in seyahatlerinde tuttuğu günlüğü yani. Onun ortamın güzelliğini aktarırken duygularını da içine katması ve anlatımının güzelliği Penelope'yi büyüler. Bu adamı yıllardır sevse de bilmediği birçok özelliği olduğunu anlar. 
Colin Penelope'yi suç üstü yakalar. 

İkili birbirlerinin hayatlarına dahil olurken, bir yandan da daha önce hiç fark etmedikleri şeylerin farkına varırlar. 
Colin Penelope'yi görür, Penelope ise gerçek Colin'i tanımaya başlar. 

Colin'i çok severim. Ailenin zıpır çocuğu derim hep. Ancak bu kitapta Colin'in neşeli halinin altındaki bocamalarını, güvensizliklerini, onaya ihtiyaç duyuşunu, öfkesini, amaç arayışını çok güzel görüyoruz. Zaten neşeli insanların hep sıkıntısı olan insanlar olduğuna inanmışımdır. Colin'in aslında ne kadar öfkeli biri olduğunu görmek beni bile ürküttü :D 
Penelope'ye gelince o da uzaktan uzağa aşık olduğu bu adamı  her yönüyle tanımaya başladı. 
Bu kısımları da oldukça sevdim.
Colin'in günlüğüne bayıldım. ^^ 
Colin'in artık Penolope'yi fark ettiği ve aralarındaki çekimin başladığı kısımlar çok güzeldi. 
Julia Quinn'in her zamanki tarzı yine ortadaydı, kitap oldukça eğlenceliydi. 
Elioise'in hikayesinin temelleri de bu kitapta atıldı. 
Odasına kapanıp kapanıp işler çeviriyor ^_^
Onun kitabını da çok merak ediyorum *_* 

PUANIM 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!