29 Mayıs 2015 Cuma

21. Gün/The 100 - Kass Morgan (The Hundred #2)


Kitap Adı: The 100
Yazar: Kass Morgan
Çevirmen: Arın Zengin
Yayınevi: Go! Kitap
 Sayfa Sayısı: 312
Basım: 2015
Seri: The Hundred #2

Seri Sıralaması:
#3 Homecoming


Dın dın dın Yasal Uyarı: Öncelikle ilk kitabı okumayanların yorumumu okumasını, tavsiye etmem, özellikle konudan bahsedeceğim kısmı. Hatta ilk kitabı okumayanların 2. kitabın arka kapağını okumasını bile önermem. İsmi 21. Gün, o 21 günde olanları ufaktan özetliyor. Benden uyarması. :* 

"İnsanlar gemiye binmek için para vermek zorunda değildi."
"Öyle mi? O zaman koloniciler nasıl seçildi?"
"Tarafsız ülkelerden geldiler. Nükleer savaşa kapılmayacak kadar açgözlü ve aptal olmayanlardan."
"O zaman neden gemideki herkes aynı dili konuşuyor?"

 Birinci kitapta yüzlümüz Dünya'ya gelmiş ve kitabın sonunda Dünya'da yalnız olmadıklarını öğrenmişlerdi. Bu kitapta ise bir yandan Dünya'lılarla ilgili gerçekleri öğrenip, dost mu düşman mı olduklarını ayırt ederken; kendi sırları, diğerlerinden sakladıklarıyla da sınanacaklar. Dünya'da işler gerçekten karışıyor. 
Diğer yandan ise gemidekilerin de huzuru bozulmuş durumda. Çünkü gemi sonsuza kadar havada duracak şekilde tasarlanmadı ve artık oldukça eskidi. Ortaya çıkan sorunlar nasıl aşılacak? 

Ben kesinlikle bu kitabı ilk kitaptan daha çok sevdim. Sanki ilk kitap araziyi tanımak içindi. Dünya, koloni ve karakterleri tanıdık, öğrendik; sırlarına kapıldık. Bu kitapta ise iki taraf için de bir ölüm kalım mücadelesi söz konusu. 
Ama beni kesinlikle gemide olanlar çekti. Dünya'da olanları da okusam da o kadar delice merak etmedim, bir kısmını tahmin ettim. Ama gemide olanlar hakkında fikir dahi yürütmedim, soluksuzca okudum *_*
Glass'ı daha bir sevdim ki benim yüzlü içinde favorim yok. Gerçi hala yok ama Luke&Glass'a kendimi daha yakın hissediyor gibiyim. Clarke'dan da daha bir uzaklaştım bu kitaptan. Hiç haz etmiyorum kendisinden.
Ayrıca gençlik olduğundan mıdır nedir bazı düşünceler, bazı duygular pek çabuk değişti. Bu da benim pek hoşuma gitmedi.

Çeviri, kapak, tasarım, puntoya kadar her şey güzeldi. Ancak bir iki yerde Glass yerine Clarke; Bellamy yerine Wells yazılmıştı. Ama çok takılmadım. 

İkinci de birinci gibi öyle can alıcı bir yerde bitti ki olayların nasıl bağlanacağını çok ama çok merak ediyorum. Özellikle Glass&Luke için.

PUANIM: 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

22 Mayıs 2015 Cuma

Bir Gün Doktor ve Sherlock Gelse, Sorsa...


Tam bir Sherlock Holmes ve Doctor Who fanı olduğumu biliyorsunuz. Benim gibi Wholock olan kişilere her daim sorulan bir soru vardır. O kadar çok karşılaştım ki, ben de sizlere bu soruyu sorayım, hem de kendim cevaplayayım dedim. 

Soru şu: 
Bir gün Doktor ve Sherlock gelse. Doktor size yol arkadaşı olmanızı, birlikte uzayın ve zamanın derinliklerinde birlikte dolaşmayı, maceradan macerayı atılmayı teklif etse. Sherlock da örümcek ağına dönmüş suç şebekesinin derinliklerinde akıl oyunlarıyla dolu bir dünyaya birlikte girmeyi, en yakın dostu ve kişisel bloggerı olmanızı teklif etse. Hangisinin teklifini kabul ederdiniz?

Allah'ım! Çok ama çok zor bir soru. Küçük yaşımdan beri zaman yolculuğuyla yakından ilgiliyim, neredeyse bu konularla aşk yaşayarak büyüdüm, gökyüzü beni inanılmaz cezbediyor. Ve Doktor gibi biriyle (özellikle bu 10. Doktorsa) hem uzayın derinliklerini keşfetmek, hem de zamanda geri veya ileri gidebilmek... Benim için tarif edilemez duygular bunlar... 


Diğer yandan zekasına, düşünme prensiplerine hayran olduğunuz; dehasına yakından tanıklık etmek istediğiniz bir kişi: Sherlock Holmes. Ne kadar safi beyin olarak tanımlansa da sizin için uygun görülen "Watson"lık kadrosunda sizi nasıl güzel bir dostluğun; beyin ve kalp gibi birbirini tamamlamanın beklediğini biliyorsunuz. Akıl almayacak olaylardan, en korkunç suçlara, en kötü dehaların  da olduğu bir dünyaya adım atacaksınız. Ee, bu taraf da tarifsiz duygular? 

Siz olsanız kimin teklifini kabul ederdiniz? 
Bu soruyu ilk duyduğumdan beri aklımda tek bir cevap yanıp söndü. 

Ben olsam Doktor'un teklifini kabul ederdim. Doktor'la maceradan maceraya atıldıktan sonra beni bu sorunun sorulduğu ve seçim yapmam gereken ana götürmesini isterdim. Bu sefer Sherlock'un teklifini kabul ederdim. :) Hahaha, hala gülüyorum kendime. Serde Sherlock ve Doktor varsa biz Wholock'lar böyle oluyoruz işte. Ki buna benzer cevapları da çoğu kişiden duydum. Ne yapalım; ne yardan geçebiliyoruz, ne serden. 


Ha, bu arada; sadece Wholock değil, bir SuperWhoLock'um ben. Yani Doktor ve Sherlock'un yanı sıra Dean&Sam de gelip teklifte bulunsaydı; ne kadar TeamCas olsam da kabul etmezdim, anacım.
Bilirsiniz, Dean&Sam'in yanında 3. olan kişiler er geç ölüyorlar ya da acı bir şekilde geride kalıyorlar. Bu kadarını yüreğim kaldırmaz. Ama Doktor'la gezerken bizimkileri ziyaret edebiliriz. :)
Cas'le Matt'in konuşmasını görmek isterdim bu arada. :D Eminim çok iyi anlaşırlardı. 

Bu arada ŞU VIDEO'yu da izlemenizi tavsiye ederim. Harika olmuş. Buradaki gibi Doktor'la Sherlock'u da kaçırabilirdik. :) Bu da güzel bir fikir. Sherlock yanımızdayken uzay barışı diye bir şey olmazdı gerçi. :D Bu arada John, I am so so sorry. :( 

İşte böyle canlar. Peki, bu teklif size gelse, cevabınız ne olurdu?


DİPNOT: Bu yazı da uzun zamandır taslaklardaydı diye notumu düşeyim. Son zamanlarda neredeyse örümcek ağı bağlayan Taslaklar kısmının tozunu aldım resmen :)

Hayallerinizin hep böyle eğlenceli olduğu günler :)

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Bridget Jones'un Günlüğü Serisi - Eskileri Yad Etmek


Yine taslaklarımdaki onlarca yazıdan birinin daha tozunu alıyorum. Bu yazının taslağını geçen kış yani 2014 kışında yazmıştım. :D Ve evet, benim için dondurma yemenin mevsimi yoktur. :)

İlk Bridget Jones kitabımı okuduğumda liseye başlamamıştım sanırım henüz. Ya da yeni başlamıştım. Kitaptan önce filmi izlemiştim tabi ki :) O nedenle kitabı gördüğümde almıştım. Annem de vardı yanımda hala hatırlarım :p 

Romantik Komedi okumayı pek sevmediğimi her daim söylerim blogda. İzlemeyi severim ve tercih ederim.  Bridget'i ise izlediğim anda sevmiştim. Onca zamandır da vazgeçemedim. İlk film, ikinci film derken kitaplar takip etti. 


Kitapları da filmleri de arşivime aldım tabi ki. 
Şimdilerde bile, hatta çok uzun zamandır; ne zaman canım az sıkılsa, ya da eskileri yad etmek istesem, canım istediğinde açar izlerim Bridget Jones'u. 
Hemen söyleyeyim Team Mark'ım ben *_*
Helen Fielding'in sıkı bir Jane Austen hayranı olduğunu, Mark Darcy'nin de Jane Austen'ın Mr. Darcy'sinden esinlenme olduğunu bir çoğunuz biliyorsunuzdur zaten.
Bana göre iki filmdeki rolü de Colin Firth'in oynaması çok hoştur. Güzel şeyler hissettirir bana.

Artık replikleri ezberlemiş olsam da, karakterlerle birlikte senkronize söylemeye başlamış olsam da; yılda birkaç kez Bridget izlemek bende ritüel halini aldı sanki :) 

Sevdiğim şeyleri tekrar tekrar okur, izlerim bu arada. Tanıdık bir dosta sığınmak, o duyguları tekrar hissetmek gibi. 

Şimdi bu ritüelin tarifini veriyorum :D 

Malzemeler: 
-Gece Yarısı saatleri
-Filmi izlemek için muhtelif bir adet ekran
-Bir adet bürünülecek battaniye veya yorgan
-Üniforma olarak pijamalar
-İsteğe bağlı pofuduk terlikler,
-Dondurma, cips, patlamış mısır, çikolata, puding vs. gibi bolca abur cubur,
-Ve filmi izlemeye uygun bir ruh hali... 

Ana malzemelerimiz böyle, siz lezzetlendirmek için kendinize uygun malzemeler de katabilirsiniz. 

Modern kadının 'yaş bunalımı'nı anlatır Bridget. Okumuşsun, çalışıyorsun, belli bir yaşa gelmişsin ama hala bekarsın. Aman Allah'ım! Sanki herkesin sevgilisi vardır da bir senin yoktur, sanki herkes çift yaratılmıştır da bir tek sen tek. Birlikte okula gittiğin herkes, tüm yaşıtların evlidir sanki. Hepsi eşlerini, bebeklerini gözüne gözüne sokarlar gibi. Belli bir zaman sonra hayatında kimseyi istemiyor olsan da, bir ilişkiye hazır hissetmesen de bir anda etrafın gazına gelmiş bulursun kendini. Bir anda her şey evliliğin, sevgili bulmanın etrafında döner. Neredeyse kendin olmaktan çıkarsın. 
Aslında çok da yabancı bir hikaye değil, değil mi? 

Eklemek gerekirse, seri 3 kitaptan oluşuyor. Gendaş Kültür'den çıktı.

1- Bridget Jones'un Günlüğü / Bridget Jones's Diary
2- Mantığın Sınırı / The Edge of Reason
3- Mad About The Boy



Son kitap henüz Türkiye'de çıkmadı. Çıkacağına dair söylentiler uzun zamandır dolaşıyor. 
Ayrıca ilk iki filmden sonra Bridget Jones'un Bebeği adlı bir film daha yapılacağı duyurulmuştu ama o da kayıplara karıştı. 


Ne dersiniz güzel olmaz mıydı? :D 

Kitabı çıkarsa ilk alanlardan, filmi çıkarsa ilk gidenlerden biri olacağımı biliyorum sadece. :D 
Bazı tarz kitaplara kendimi yakın hissetmem, ama hissettim mi de tam hissederim.
Bridget de buna örnek. 

Aslında filmlerle, kitaplarla ilgili söyleyecek çok şeyim vardı ama böyle bir iç döküş yapmak istedim. 
Söyleyecek o bir sürü şeyimi yazmaya hazır olduğumda bu yazının iki numaralısıyla buralarda olurum. 

Dipnot: Bridget'e ŞU yazımda bir selam çakmıştım zamanında. :D 

Sizin neler düşündüğünüzü merak ediyorum. 
Sevgiler :* 

EDİT: 3. kitap çıktı, film geldi, yeni bir yazı yazıldı. Bu konudaki yazımı okumak için TIKTIK!

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

16 Mayıs 2015 Cumartesi

The 100 - Kass Morgan (The Hundred #1)


Kitap Adı: The 100
Yazar: Kass Morgan
Çevirmen: Arın Zengin
Yayınevi: Go! Kitap
 Sayfa Sayısı: 297
Basım: 2014
Seri: The Hundred #1

Seri Sıralaması:
#3 Homecoming



"O seni seviyor Clarke. Çoğu insanın hayatı boyunca aradığı bir sevgi bu."
"O zaman, senin iyiliğin için söylüyorum, umarım öyle bir şey bulmazsın."


Dünya'da yaşanan nükleer bir felaketin ardından insanlar 300 yıldır yörüngedeki bir uzay gemisinde yaşamaktadırlar. Kaynaklar kıt olduğu için çok sıkı önlemler alınmaktadır. Örneğin; birden fazla çocuk sahibi olmak ölümle cezalandırılır. Ancak bu sonsuza kadar bu şekilde devam edemeyeceği için çözüm yolları aramak zorundadırlar. 300 yıl sonra Dünyanın yeniden yaşanabilir bir hale gelip gelmediğini, radyasyon durumunu öğrenmek için 100 suçlu çocuğun dünyaya deney ve keşif amaçlı gönderilmesine karar verilir. Zaten çocuk suçlular 18 yaşını doldurduktan sonra idam edilmektedir. 

Dünya'nın yaşanabilirliğini araştırırken hayatta kalma mücadelesi veren The 100'ün farkında bile olmadığı çok büyük gerçekler vardır. Ayrıca gemide de işler hiç yolunda gitmemektedir. 
İnsanlığın kaderi artık bu yüz çocuğun elindedir. 

Kitap dört karakterin ağzından günümüz ve flashbackler şeklinde anlatılmaktadır. Bu benim çok hoşuma gitti. Olayları ve o olaylara neden olan şeyleri farklı bakış açılarından etraflıca öğrenebildik. 
Bu karakterler Glass, Clarke, Wells ve Belamy'dir. 
Glass, son dakika yerine geçen (olaylar olaylar) Belamy nedeniyle gemide kalmıştır. 
Diğer üçü ise Dünya'ya gitmiştir. 
Böylece hem Dünya'daki, hem de gemideki gelişmeleri takip edebildik. 

Karakterleri de sevdim ama bayıldığım, favori bir karakterim olmadı. En az hoşlandığım ise Clarke oldu maalesef. 

Bir solukta okunabilecek bir kitap. İnanılmaz akıcı ve karmaşadan uzak. Okuduğum son kitaptan o kadar etkilendim ki ondan sonra azıcık basit geldi. Ama konuyu ve işlenişini sevdim. Tam bir Genç Yetişkin romanı. Sonu da hem Dünya, hem gemi açısından çok can alıcı bir yerde bitti. O yüzden hemen 2. kitap 21. Gün'e başladım. 
Özellikle gemideki gelişmeleri çok merak ediyorum. 

Sevgiler :* 

PUANIM: 
3,5'tan 4



Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Kızıl Yükseliş - Pierce Brown (Red Rising Trilogy / Kızıl İsyan #1)


Kitap Adı: Kızıl Yükseliş
Yazar: Pierce Brown
Çevirmen: Selim Yeniçeri
Yayınevi: Pegasus Yayınları
 Sayfa Sayısı: 445
Basım:  Nisan 2015
Seri: Red Rising Trilogy / Kızıl İsyan #1

Seri Sıralaması:
#1 Kızıl Yükseliş / Red Rising
#2 Golden Son
#3 Morning Star


"Ölüm söylediğin kadar boş bir şey değil. Asıl boşluk, özgürlük olmadan yaşamaktır, Darrow. Boşluk; korku, kayıp ve ölüm korkusu tarafından zincire vurulmuş halde yaşamaktır. Ben o zincirleri kıralım diyorum. Korku zincirlerini kırarsak, bizi Altın'lara, Toplum'a bağlayan zincirleri de kırarız."

Kızıl Yükseliş duyurulduğu günden beri ilgimi çeken kitaplardan biriydi. Eminim bir çoğunuzun da hemen ilgisini çekti. Kapak tasarımıyla ve konusuyla öne çıkan bir kitaptı. Ciltli ve ciltsiz baskı olarak iki şekilde basıldı. Ben de çıkar çıkmaz kitabı satın aldım, ciltli baskılara zaafım olduğundan ciltli versiyonunu tercih ettim. Kitap elime ulaşır ulaşmaz okumaya başladım. Bu arada kitabı resmen işe gidip gelirken, yollarda okuyup bitirdim. :) Neyse, daha ilk bölümden beni yakaladı ve etkilendim. Her bölümde beğenimin, şaşkınlığımın ve etkilenmemin dozu biraz daha arttı. 
Ve durum böyle olunca daha ilk bölümden kitaptan ne kadar etkilendiğime dair kızları da taciz etmeye başladım. Bir kitaptan daha en başından bu kadar etkilenmek benim için çok nadir olan bir durumdur. Genelde de 'İşte budur!' diye kolay kolay başlamam. Kitabın temposu, şaşırtıcılığı ve etkileyiciği hiç düşmedi, aksine bölümler devam ettikçe sürekli arttı.
Her bölümle kurduğum bir cümle vardı: "Bu kitap beni daha ne kadar şaşırtabilir?" Ama bu sözümün aksine daha fazla şaşırtmaya devam etti. 

Konudan bahsedersem; insanlar artık dünya dışında, başka gezegenlerde koloniler kurmuştur. Bunlardan biri Mars'tır. İnsanlık renklere göre sınıflara ayrılmıştır. Toplumu yöneten en üst sınıf Altınlardır, bir nevi üstün ırktırlar. En alt sınıf ise Kızıllardır. Kızıllar gün yüzü görmeden toprağın altındaki madenlerde çalışıp, gezegeni gelecekteki nesillere hazırladıklarını zannetmektedirler. Bunun gururuyla çalışmaktadırlar. Gezegen yaşanabilir hale geldiğinde emeklerinin karşılığını fazlasıyla alacaklardır. Ve sürekli verilen mesaj şudur: 
"İtaat en yüce erdemdir." 


Ancak Kızıllar kandırılmışlardır. Gezegen çoktan insanlaştırılmıştır ve diğer renkler sefahat içinde yaşamaktadırlar. Kızılların beklediği gün asla gelmeyecektirler. Onlar toplumun köleleridirler. 
Darrow da bu şekilde yaşayan Kızıllardan biridir. 16 yaşındadır ve kolonilerinin göz bebeği olan Eo'yla evlidir. Babası bir tür isyan kabul edilen dansı yaptığı için asılmıştır. Eşi, Darrow'a kandırılmışlıklarını gösterdikten sonra aynı şekilde asılır. Bir şekilde Ares'in oğullarının himayesine giren Darrow, altınların arasına sızacak, toplumu zincirlerden kurtarmaya çalışacaktır. 
Bunun için öncelikle altınların eğitimlerini alıp, yükseldikleri Enstitü'ye girmelidir. Ancak her şey sınavlarla bitmiyordur. Enstitü'nün sıra, masa, defter, kitap tarzı bir okul olmadığını anladığında Darrow, kendini bir ölüm kalım mücadelesinin içinde bulur. Olaylar böyle başlar.

"Ben dünyaları ateşe verecek olan kıvılcımdım. Ben zincirleri kıracak olan çekiçtim."

Üç kitaplık bir seri. 3. kitap henüz yurtdışında da çıkmadı. Okurken ara ara aklınıza Açlık Oyunları serisi gelebilir. Distopya olmaları, yine kandırılan ve aç bırakılan kolonilerin varlığı, yöneten üst tabakanın tavrı ve tarzı, verilen ölüm kalım mücadelesi gibi yönlerden benzer olmalarının yanı sıra bu kitabın çok daha farklı bir yolu olduğunu söyleyebilirim. Sadece Açlık Oyunlarını akla getirebilir, sonuçta yukarıdaki gibi ortak yanları var. Onun dışında çok da fazla paralellik yok, Kızıl Yükseliş çok çok daha farklı bir kitap. Ve bana göre daha üst düzey bir kitap.
Bu seriyi beğenmekle  kalmadım, bayıldım. Üçyüz milyonuncu kez dediğim üzere beni çok etkiledi, birçok yerde resmen vurdu. 
Beni en çok çarpan kısımlardan biri şuydu: 

"Gülümsememe rağmen, içten içe ne kadar soğuk olduğumu bilmiyordu; sohbet, mimikler, gülümsemeler, hepsi roldü. Matteo beni iyi yetiştirmişti fakat hakkını vermem gerekirse Julian hiç de canavara benzemiyordu.
Bir canavar olmalıydı."

Bu kısım hakkında belki de sayfalar dolusu yazabilirim. Düşmanının, hepsini öldürecek kadar bilendiğin bir sınıfın canavar olmasını beklemek, canavar olmaları işleri kolaylaştırırdı herhalde. Ama öyle hepsinin olmadığını görmek, bambaşka taraflarını tanımak oldukça çarpıcıydı bana göre. 

Tüm renklerin sembolleri ve piramitteki yeri ise şöyle:

Distopya severlerin çok beğeneceğini düşündüğüm bir seri.
Ben de devamını merakla bekleyeceğim. 
Sevgiler :*

PUANIM:


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

1 Mayıs 2015 Cuma

MİM: Ben Bir Kitap Olsaydım...



Sanatın Saklı Sırları beni mimlemiş. ^_^ Konu çok eğlenceli. Bunca zaman hep biz okuduğumuz kitaplardan bahsettik, eleştirdik, beğendik, nefret ettik. Peki biz bir kitap olsaydık nasıl olurduk? 

Adım
Bir kitap olsaydım gizemli bir ismim olsun isterdim. Böyle içinde karanlık, sır, ay, dolunay gibi şeyler geçsin isterdim. :) 

Kapağım
Kapağım siyah olsun isterdim. Üzerinde simgesel ya da başka tür bir resim olabilir. Ama kapak yazıları kırmızı veya mavi olsun isterdim. Onlar olmazsa da mor.  Ciltli baskı olursa ölürdüm. *_*

Arka Kapak Yazım
Nasıl olduğundan önce nasıl olmadığından bahsedeyim. Hayat hikayesini anlatan upuzun arka kapak yazılarından, spoiler verenlerden, konuyla alakası olmayan arka kapak yazılarından olmasın isterdim. Konuyu kısaca anlatıp devamını merak ettiren, az öz bir yazı olsun, lütfen :) 


Önsözüm
Bazen o kadar gereksiz önsözler görüyorum ki (ama hepsini okuyorum -_- ) gerçekten anlatmak istediğim bir şey yoksa olmasa da olur. Ama ithaf kısmı olsun, böyle kıymetli birine ithaf edileyim ^_^

İçeriğim
Böyle esaslısından bir fantastik kitap olayım. *_* Özgün, etkileyici, yoğun ve gizemli olsun. Hatta epik fantastik bile olabilir. Hani böyle merakla okunan hem bir anda sonuna gelmek, hem de hiç bitmesin istediğimiz, bitince bağrımıza bastığımız kitaplar olur ya, öyle olsun. ^_^ Öyle kitapları çok severim çünkü. 

İşte böyle bir kitap olmak isterdim canlar. 
Peki, siz nasıl bir kitap olmak isterdiniz? 
Okuyan herkes mimi alıp yapabilir. 
Ben ayrıca Blog İkizim Kitap Tutkusu 'nu, One Better Day 'i, Büyülü Ayraç 'ı, V'lerim Fighting Blog ikizlerini mimliyorum. 
Sanatın Saklı Sırları'na tekrar teşekkürler. :*
Sevgiler. :*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!