27 Nisan 2015 Pazartesi

Kore'de Yükselen Trend: Mukbang (Eating Show)


Gün geçmesin ki Kore'yle ilgili tuhaf bir trend görmeyelim. Son zamanlardaki trend ise Mukbang! Bu konuda ne zamandır yazayım diyordum, kısmet şimdiyeymiş. O nedenle yeni değil yükselen dedim. :p 
Mukbang nedir diye sorarsanız Korece yemek odası anlamına gelen ama daha çok ye-yayınlayı kast eden bir kelime. İnsanlar canlı yayında yemek yiyor, diğer insanlar ise bu sırada onları izleyip, yorumlar yazıyorlar; hatta site bünyesinde onlara 'balon'lar gönderiyorlar. Paylaşımcılar bir yandan yemek yerken, bir yandan da izleyicileriyle sohbet ediyorlar. Bu arada yanılmıyorsam bu balonlar paraya çevrilebiliyor. Foodporn'un dibi yani. :D 

Kulağa oldukça sapıkça geliyor ilk başta. :D  Birinin evinin içini gözetler gibi. Ya da birini duşta, uyurken gözetlemek kadar mahrem geliyor. Bazı kişiler bunun fetiş ya da sapıkça olduğunu düşünüyor bu nedenle.
Bazı kişiler internet nere gidiyor, insanlar artık ne paylaşacak bundan sonra kim bilir? şeklinde uç görüyor.
Kimisi bunun görgüsüzlük olduğunu düşünüyor. Sonuçta bu yiyecekleri alabilen var alamayan var.
Kimisi ise yalnız yemek yemekten hoşlanmayan kişilerin o kişileri izlerken yemek yediğini, böylece yalnız hissetmediklerini ya da diyet yapan kişilerin bu videoları izlerken nefsini köreltip, yemiş kadar olduklarını savunuyor. Aynı şekilde bu yemekleri alamayan öğrenciler vs. de bir şekilde o yemeklerden yemiş gibi hissedip mutlu oluyorlarmış. İlginç.
Çoğu kişi ise bu videoları izledikçe eğlendiklerinden, tatmin olduklarından, zevk aldıklarından bahsediyor. 
Yani bu durumu sapıklık mı yoksa doğal bir şey olarak mı göreceğiniz tamamen sizin bakış açınıza bağlı. 

Genelde bu yayınlar afreeca tv üzerinden yapılıyor. Ardından kullanıcılar kaydettikleri videoları youtube'a yüklüyor. Binlerce takipçisi olan bu kişilerin videoları 500 bin - 1 milyon kişi tarafından izleniyor, sektörü siz düşünün, ne paralar var. :D İşini gücünü bırakanlar var bu uğurda. :)

Bir çoğu işi profesyonelliğe dökmüş; sesleri düzgünce iletmesi için özel mikrofon sistemleri kullanıyorlar.

Senin yorumun ne derseniz bana çok çok çirkin bir şey olarak gelmiyor. Yani yadırgamıyorum ya da yargılamıyorum. Oturup bu videoları 1 milyona yakın kişi izliyorsa bir düşünmek gerekiyor sonuçta. 
İzlemek isteyip, zevk alan izlesin. Saçmalık olarak gören de izlemesin, bu kadar basit. 

Mukbang mantığını çözdüğümüze göre size ünlü bir kaç mukbang paylaşımcısını (ne isim vereceğimi bilemedim :D ) tanıtayım. Tanıtayım derken en ünlülerinden örnek vereyim. 



Bu isimlerden biri 밴쯔 (Youtube kanalına gitmek için isme tıklayınız). Kendisini her gün youtube kanalına tarih atarak bir mukbang videosu ekliyor. Oldukça fazla takipçisi ve izleyeni var. Diğer bu işin erbabları gibi :D yemek boyunca izleyicileriyle sohbet ediyor, bazen kendin pişir kendin ye seansı yapıyor. Kendisi yediklerini ekrandan da olsa izleyicilerine ikram etmesiyle ön plana çıkıyor. :) Onu meşhur eden videosu ise (!) bir yaş pasta + bir tiramisuyu aynı anda mideye indirdiği video. o.O Bu durumu eleştirenler tarafından oldukça hedef tahtası olmuşluğu var. Özellikle bu kadar sağlıksız bir öğünün kişiyi diyabete sürükleyebileceği üzerine. Ki hesabında bu tarz iki pastayı bir anda yeme üzerine birçok video olduğu göz önüne getirilince, sağlık üzerine olan endişeler bana haksız gelmiyor. Videoları azıcık karıştırdığınızda bile ne kadar büyük öğünler yediğini görebiliyorsunuz ama çocuk hala tığ gibi o.O Pes! 30 yumurta yediği bir video bile var en basit örnekle :D 

Bahsettiğim videolarına örnekler vereyim.

Örnek verebileceğim isimlerden bir diğeri ise 여신왕쥬 (Tıklayıp youtube kanalına ulaşabilirsiniz.) 
Bu abla aslında diğer isimler kadar popüler değil ama yine de bahsetmek istedim. Çünkü daha farklı bir tarzı var, arada başka atraksiyonlara da giriyor. Bana göre ön plana çıkan özelliklerinden biri tavuk yiyişi :) Bir sürü tavuk yeme videosu var, benim gözümde onunla özdeşleşti bu nedenle. Acayip krizlere girerek yiyor tavuğu :) 
Aslında ben ilk ramen videosunu görmüştüm. 
Onu diğerlerinden ayıran bir diğer özelliği ise eşiyle dostuyla yemek yiyebilmesi. Yani paylaşımcıların çoğu genelde tek başına yemek yerken bu kızımız çoğu zaman arkadaşlarıyla yiyor. Derken videolardan birinde kime rastlayayım; bir üstte bahsettiğimiz paylaşımcıya. Sonra başka bir videoları olduğunu daha gördüm. Orada bildiğiniz üç arkadaş, ızgara başında, bayağı sohbet muhabbet halinde. Ocak başı sohbeti gibi :D 

Hemen birkaç örnek vereyim: 
Ocakbaşı sohbeti için TIKTIK. (Video partlar halinde, yanda devamını bulabilirsiniz.)



En çok bilinenlerden birisi ise The Diva idi. Bahsetmeyeceğim, izleyin görün. Kendisini izlemek için TIKTIK. 


Bir de bu kız var: 터민
Farklı bir tarzı olduğu için ekliyorum. Tam ekrana karşı değil de ekranın yanına doğru oturuyor. Açı farklı. Merak ediyorsanız biraz bakınabilirsiniz. ^^ Ama nedense ben pek hoşlanmadım.

Birkaç da alternatif vereyim:

Sanırım yeterli :D Daha fazla bunalmayalım. 
Bu konuda bir mini belgesel izlemek isterseniz TIKTIK

Ayrıca çok güldüğüm bir de video ekleyeyim. Yabancı youtuberların Mukbang'e tepkileri. 
İzlemenizi tavsiye ederim. İzlemek için TIKTIK
Bu da videonun ekstrası TIKTIK
Bu iki videoyu izleyin bence ^_^

İşte durum buyken bu. Siz hangi yönüyle bakıyorsunuz bu duruma?
Sevgiler :*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

25 Nisan 2015 Cumartesi

2015 - 20. İzmir Kitap Fuarı Ayağıma Geldi :)


Fuar yazısı yazmayı seviyorum. :) Geçen sene İzmir Kitap Fuarı'na gitmiş, canım Pudra Tozu'nun misafiri olmuştum. 2014 İzmir Kitap Fuarı yazımı okumak için TIKTIK!
Bu sene fuara gidemedim, malum iş güç. Ama Pudra Tozu fuarı bana getirdi ^_^
Hiç şikayet etmeden dolu kitap aldı bana, oyy :3



O bana cesaret verdikçe, ben de listemi uzattıkça uzattım. ^^
Kargoyla yolladı kitaplarımı Pudram, kargoyu açınca bir duygulandım, bir duygulandım çünkü Pudram'ın sevgili anneciği kitaplar zarar görmesin diye ikişer üçer poşetlemiş, sarmış sarmalamış, düzgünce dizmişti. ^_^ Oyyy... Kendi de kitap sever olunca böyle oluyor. 



Fuarlarda asla es geçmediğim yayınevlerinden biri Nemesis Kitap. 
Christine Bell'in For Hire serisi ikinci ve son kitabı Kiralık Sevgili'yi aldım.
 İlk kitap Kiralık Eş yorumu için TIKTIK. 
Bu seriyi sevmekle birlikte yazarın Dare Me serisi ilk kitabı Sürpriz Balayı'yı daha çok sevdim. Yorumum için TIKTIK. Christine Bell takip edeceğim yazarlardan biri. 

Sarah Maclean'i gerçekten çok seviyorum. Mükemmel bir kalem. O da vazgeçilmez yazarlarımdan biri. Serinin son kitabıyla kumarbazlarımıza veda ediyoruz.
İlk kitap İntikam Ateşi yorumu için TIKTIK.
İkinci Kitap Geçmişten Gelen Mutluluk yorumu için TIKTIK.
Üçüncü kitap Aşk Affetmez yorumu için TIKTIK.

Kat Martin'in ise gerçekten farklı bir kalemi ve konu seçimi var. Seven de var sevmeyen de. Kalıp historicallardan sıkıldıysanız hoş bir değişiklik olacaktır. Kolye üçlemesi ikinci kitap Şeytanın Kolyesi de aldıklarımdan biri oldu tabi ki. 
Kolye Üçlemesi ilk kitap Gelinin Kolyesi yorumu için TIKTIK.
Kalp (Heart) serisi ilk kitap Kalpten Kalbe yorumu için TIKTIK
Kat Martin'le röportajımı okumak için TIKTIK. 

Shannon Stacey ve Victoria Michaels'in ise ikinci kitapları oldu aldıklarım :) 
Harika görünüyor hepsi birlikte *_*




Fuarlarda kitap almayı sevdiğim bir diğer yayınevi ise Aspendos Yayınevi. Aspendos boşladığı historicallara yeniden bir ışık yakıp Koruyucu'yu çıkardı. Hayallere Dokunmak, Sınırları Zorlamak adlı kitabın devamı. Diğer yazarları ise denemek istiyorum. 



Koridor Yayınları'nın tatlı yazarlarından Pamela Clare'ın bize göre yeni serisinin ilk kitabı. 
Kapağı ve konusu ise harika!


Ephesus Yayınları'na gelelim.
Kötü Çocuk henüz çıkmadan birkaç alıntısını görüp almaya karar vermiştim. CNR'da biz fuardayken kitap henüz çıkmamıştı. Şimdi elime fırsat geçti, deneyeceğim.
Ejder serisini tamamlamaya da devam. 


Epsilon Yayınları'nda yine bazı kitaplarda tane 5 TL, 3 kitap 12 TL kampanyası varmış. İlk iki kitap o kampanyadan. Üçüncü kitap ise başka bir stanttan. Bendeki Yatağımdaki Serseri ikinci el olduğu için durumu oldukça kötü. Pudra başka bir stantta rast geldiğinden bahsedince almak istedim. Süper oldu. 
 Fuar alışverişim böylece tamamlandı. 

Bunun dışında,


Geçenlerde Pudra'yla buluştuk. Kitapçılara da uğramadan edemedik tabi ki. 3 kitap 20 TL idi. Kendime iki kitap, çok sevdiğim bir arkadaşıma da 1 kitap aldım ^_^ Yani seri tamamlamaya devam.
Onları da buraya ekleyeyim dedim. 

Gelelim gelenekselleşen toplu görüntümüze: 



İşte bir fuar da böyle geçti. Ben gidemesem de Pudram ve anneciği sağolsunlar, fuar ayağıma geldi. ^^ Mutluluk, mutluluk... :) 


Kitap Fuarları Yazıları:

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

22 Nisan 2015 Çarşamba

Mutluluğun Siparişi *_* Doctor Who & Sherlock Yeni Kitaplar


Bu kitap siparişimin adını Mutluluğun Siparişi koymamın nedenine şaşırmamışsınızdır. Beni azıcık tanıyorsanız zaten Sherlock Holmes ve Doctor Who'ya öldüğümü biliyorsunuzdur. 

Son çıkan bu iki kitabı ise kaçırmam mümkün değildi. 
Sırayla kitaplarla ilgili düşüncelerimi anlatıp, her zamanki amme hizmetimi yapıp içeriğiyle ilgili bilgilendirmemi yapacağım. Beni seven arkamdan gelsin. :*


Doctor Who'yla başlayalım! 
Bu kitap daha dumanı üstünde! Yeni çıktı <3
ŞU YAZIMDA bu kitabın hazırlık aşamasında olduğundan bahsetmiştim.  
Shada'yı ise alır almaz okuduğum halde -ki alış maceramdan ŞURADA bahsetmiştim- bir türlü yorum giremedim, sevdiğim kitaplara yorum girmekle ilgili sıkıntılarım var. :(
Bir yandan da 1975 basım Doktor Kim kitaplarını tamamlamaya çalışıyorum, altı kitaptan dördü elimde *_*

Bu kitabı ise çoook uzun süredir bekliyordum. Kitap ciltli ve ciltsiz olmak üzere 2 baskı olarak çıktı. Tabi ki ciltli aldım *_*  Ayraçlar ise biriciğim Pudra Tozu'ndan *_* Tardis ve Sonik Tornavida *_*
Ki Tardis ayraç çift taraflı. İki ayraç yan yana geldiğinde tam bir Tardis oluyor. Woa *_* 

Kitaba daha da yakından bakmak ister misiniz? 3:)


Kitap 11 farklı yazar tarafından yazılmış 11 doktorun her birine ait birer hikaye içeriyor. 11. Doktor'un hikayesi ise Neil Gaiman tarafından yazılmış *_* 
 Her bir hikaye yukarıda gördüğünüz resimlerle ayrılıyor.

Fiziksel özelliklere gelirsek;


Koyu mavi renk olan ciltli baskının üzerine geçirilmiş gri renk bir kılıf bulunuyor. Kılıfın kulakçığının üzerinde 11 Doktor'un silüetini görebilirsiniz. 


Ciltli kısmın üzerinde ise Zaman Lordu simgemiz var *_* 
İşte böyle bir kitap *_* 
En kısa zamanda okunacaklardan. 
Shada ise artık yorumlamam gerekenlerden -_- 
Doctor Who'yla ilgili tüm yazılarımı okumak için TIKTIK!

Gelelim Sherlock Holmes Gibi Düşünmek'e *_*


Şekil A'daki bendeniz gibi Sherlock Holmes fanıysanız, tüm kitapları okuyup, her türlü dizi filmi de seyreyledikten sonra bir boşluğa düşüyorsunuz ve farklı yazarların yazdığı Sherlock Holmes kitaplarına yöneliyorsunuz. Sadece hikayeler değil. Özellikle Sherlock gibi düşünmek üzerine yazılmış kitaplar. Bu kitaplardan Türkçe'ye iki adet çevrilmişti.
Ve ben ikisini de okudum. 
Biri Nemesis Kitap'tan çıkan ve küçük boy ciltli basılan *_* Sherlock Holmes El Kitabı. 
Yorumumu okumak için TIKTIK!
Dip Not: O yazıda bile Mastermind - Sherlock Holmes Gibi Düşünmek yani yukarıda resmini gördüğünüz kitabın çıkmasını istemiş, dert yanmışım :D 
Ardından Martı Yayınları Sherlock Gibi Düşünmek adında bir kitap çıkardı. O kitabı fuardan aldım ve dayanamayıp şehirler arası yolculuk uzunluğundaki dönüş yolunda okuyup bitiriverdim o.O Ancak onun yorumu da maalesef blogda yok.  
Sevdiğim kitaplara yorum yazmakla ilgili sorunlarım var demiştim değil mi? 

Bu kitap içinse ayrı bir blog yazım var. BU YAZIDA bu kitabın çıkmasını ne kadar çok istediğimden bahsetmiştim. Yıl 2012. 
Ardından birçok kişi Martı Yayınları'na mesaj atmıştık, kitabı inceleyeceklerine söz verdikleri halde sonradan bir ses çıkmamıştı. 
2 Yıllık hasretim (ki o yazıdan çok daha öncesine dayanan hasretim) nihayet dinecek :)

Uzun serzenişlerimden sonra gelelim kitaba; 


İçindekiler kısmı böyle. 

Bu kitabın diğer okuduğum 2 adet Sherlock Holmes gibi düşünmeyi anlatan kitaptan büyük bir farkı var. Sadece ne yapacağınızı değil, nasıl yapacağınızı da anlatıyor!!!
Kitabın içinde çoğu konuya dair egzersizler bulunuyor.


Hemen ufak bir örnek vereyim. Bu resimdeki gibi. Karıştırırken gördüğüm bu alıştırmayı yaptım örneğin. Çok ilginçti. 
Artık benimsin bebek!

Kitapların içeriklerini ve görsellerini merak edenler için umarım aydınlatıcı olmuştur. 
Sherlockian ve Whovianlara sevgiler, hepiniz benim bebeklerimsiniz :* 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

20 Nisan 2015 Pazartesi

Fikri Mühim: Tony&Guy Saç Ürünleri Deneyimim


Saçlarımla her daim başım derttedir. Üstleri düz olan saçlarım uçlara doğru dalgalanıyor. Başım dertte derken, şekil vermekte çok zorlanırım, tutturduğumda da bu şekil en fazla 10 dk sürer. Evin kapısından çıkmadan ön kısımlar kendi kendine anlamsızca kıvrılmaya başlar bile :D 

Allah'ım kitap blogu olarak saçlarımdan bahsedeceğim hiç gelmezdi aklıma :D 
Neyse devam edeyim; bu durum kuaföre gitsem de pek değişmez. Saçlarım her daim kafasına göre takılır. 

Fikri Mühim'den bana denemem için Tony&Guy ürünleri sunulunca  kabul ettim. Hani merak ettim, belki bu sefer işe yarar diye. 

Deneyimlerimden bahsedersem, zamanında çok saç spreyi kullanmışlığım vardır, isyankar saçlarımın şeklini korumak için. Ama hem işe yaramadılar, hem iğrenç kokuyorlardı, hem de saçta yapış yapış yağlı bir tabaka bırakıyorlardı. Kuruduktan sonra kalıba dökülmüş beton gibi olduğundan elimi saçımın içinden bile geçiremiyordum. Berbat bir durum. Bu nedenle saç spreyi kullanmayı bıraktım. Uzun süredir de kullanmıyordum, saçlarımı kendi haline bırakmıştım. 

Tony&Guy'ın saç spreyine bayıldım *_* Birkaç kez kullanma fırsatım oldu. Şoklara uğradım. Çünkü rahatsız edici bir kokusu yok ve saçlarımın şekli hiç bozulmadı o.O Üstelik hiçbir tabaka bırakmıyor, saçım sanki hiç sprey kullanılmamış kadar doğal duruyor. Konu benim saçlarım olunca pek bir şaşırdım. Bundan sonra da kullanmaya devam etmeye karar verdim. 


Saç pudrasını da denemek için pek müsait biriyim çünkü saçlarım çabuk yağlanır. Ön kısımlar hemen düşer, şekli hemencecik bozulur. Hacimli bir model yapmış olsam da evden çıkar çıkmaz düşer. 

Pudranın vaadi ise saçınızdaki yağlı görüntüyü gidermek, hacim vermek, şeklin daha kalıcı olması. Nasıl olur, pudranın izi kalmaz mı? diye düşünmedim değil. Ancak sürünce gördüm ki böyle bir şey yok. Cidden o yağlı, pasaklı görüntüyü ortadan kaldırıyor. Yani en kötü zamanınızda güzel bir fırsat çıkar ya öyle zamanlarda kullanmak için de birebir.

Hani evde pijamalarınızla oturduğunuz tembel ve dağınık günleriniz olur ya. Öyle bir günde çat diye bir iş görüşmesi teklifi gelir ve yarım saat içinde acilen çağırılıyorsunuzdur. Yol zaten daha fazla sürüyordur ve 3 dk lık bile duş alacak vaktiniz yoktur. Üzerinize aceleyle bir şeyler geçirir, üzerine de görüşmeye geç kalırsınız. Saçlarınızın haline mi yanarsınız, görüşme için mi gerilirsiniz? Muhtemen bu halde hiç şansınız yoktur. Böyle zamanlar için de pudranın birebir olduğunu fark ettim. Ne senaryo yazdı şimdi durup dururken demeyin, çünkü bu anlattıklarımı birebir yaşadım :D Evet, öyle bir halde iş görüşmesine gitmiştim. Bu arada işi almıştım. :D 

Dediğim gibi ben saç spreyinin hastası oldum. Muhtemelen kullanmaya devam edeceğim. 
Edit: Pudra da en çok kullandıklarım arasına girmeyi başardı.

Özelime bu kadar girdiğime inanamayarak yazımı bitiriyorum. :)
Sevgiler :* 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

15 Nisan 2015 Çarşamba

Tatlı Tehlike - Wendy Higgins (The Sweet Trilogy #2)


Kitap Adı: Tatlı Tehlike
Yazar Adı: Wendy Higgins
Orijinal Adı: Sweet Peril
Çeviri: Bige Turan
Yayınevi: Go! Kitap
Sayfa Sayısı: 436
Basım Tarihi: 2015
Seri Adı: The Sweet Trilogy #2

Seri Sıralaması:


"Bu arada bilgin olsun, seninle olduğum o üç gün boyunca hayatımda kimseyle olmadığım kadar kendimdim. Keşke senin yanında numara yapabilseydim, daha kolay olurdu ama sen içimdeki her şeyi ortaya çıkarıyorsun, küçük Ann. Her şeyi."

Yasal Uyarı: Yazı, kitap arkası yazısından daha fazla spoiler içerMEyecektir! ^^ Ancak ilk kitabı okumayanların yorumumu okumasını önermem, en azından ilk paragrafı. 

İlk kitabındaki olaylar sonucu tüm nefiller, özellikle Anna daha yakından gözlenmeye başlamıştır.  Çalışıyor gibi görünmek zorunda olan Anna tam bir parti kızı olmuştur. Gitmediği parti, bu partilerde dans edip kadehleri devirmediği an yoktur. Ayrıca onları gözleyen fısıldayan ruhların da gözetimi altındadırlar. Bu nedenle nefiller birbiriyle pek görüşmemeye başlamıştır. Diğer nefillerden ara sıra haber alabilen Anna, Kaidan'ı ise hiç görmemektedir. Ancak bir gün ilk kitapta görüşemediği Rahibe Ruth'un hayaleti kendisine görünür ve tüm sırları anlatır. Anna, efsanelerdeki Düklere karşı olacak savaşı yönetecek nefildir. Bu savaş için yandaşlara ihtiyacı vardır. Ancak yandaş bulmak o kadar kolay olmayacaktır... 

İlk kitap tamamen olaylara giriş niteliğindeydi. Bize bundan sonra üzerinde dolaşacağımız zemini tanıtmıştı. Bu nedenle çokça tasvir vardı ve kitap oldukça ayrıntılıydı. Bunun çoğu kişi için olumsuz özellik olduğunu biliyorum ama beni hiç mi hiç rahatsız etmedi. Aksine zevk aldım. Bu kitapta ise daha ilk sayfalardan olaylar olaylar. Ve kitap kesinlikle yukarı eğimli bir şekilde, sürekli artan tempoyla ilerliyor ve en üst seviyede de son buluyor.
Arada tabi ki yine karakterlerimiz ergenliğinin baharında olduğu için aşk, entrika, ihtiras, kıskançlık mevzularına giriyoruz ama bana göre bunlar da boş değildi. Özellikle nefillerin neden birbirleriyle asla sevgili olamayacağı etkileyici bir hikayeyle de kitaba yedirilmişti. 
Esas karakterleri de sevmekle birlikte bu seride yan karakterler olan diğer Nefilleri de çok seviyorum. Onları kitapta çokça görmek hoşuma gidiyor. 
Olumlu bulduğum bir diğer yansa olayların arasındaki süre uzunluğu. Karakterlerimiz temkinli davranmak zorunda oldukları için olaylar arasında uzun süreler var. Normalde aralarında uzun zaman aralığı olan olayları pek sevmem ama bu kitapta bağrıma taş basarak haklı buldum. 
Bir ara kendimi o kadar kaptırdım ki, onlarla birlikte benim de heyecandan soluğumun kesildiği, içimin kan ağladığı zamanlar oldu. o.O Kendimi kaptırarak okumayı, kendimi kaptırarak okuduğum kitapları daha bir seviyorum. 

Açıkçası, ben bu seriyi merak ediyordum, çıkmasını hevesle bekledim ancak hiçbir zaman beklentimi çok çok yüksek tutmadım. Bu nedenle de kitapları her seferinde daha bir seviyorum. Hatta Tatlı Tehlike'yi daha fazla sevdim. Bu kitap hazırlık aşamasını anlatıyordu, bir sonraki kitabın daha heyecanlı olduğunu düşünüyorum.Bu nedenle üçüncü kitabı gerçekten ama gerçekten merak ediyorum. Seri bir üçleme ancak dördüncü kitap Kaidan'ın Anna'yla tanışmadan önceki hayatını anlatıyor. *_* 
Gençlik aşkıyla harmanlanmış, orijinal konulu fantastikleri sevenlerin beğeneceğini düşünüyorum. 

PUANIM:

Sevgiler :*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!


13 Nisan 2015 Pazartesi

Aşk Affetmez - Sarah Maclean (The Rules of Scoundrels #3)


Kitap Adı: Aşk Affetmez
Yazar: Sarah MacLean
Çevirmen: Tuğba Kırca Alptekin
Yayınevi: Nemesis Kitap
 Sayfa Sayısı: 350 
Basım:  Haziran 2014
Seri: The Rules of Scoundrels #3

Serinin Diğer Kitapları :
#4 Never Judge a Lady by Her Cover / En Güzel Rüya (Chase&?)


"Ne yüce gönüllüsün."
"O kadar öfkeli olmasaydın..."
"Kütüphanemde beni baygın halde bırakmanın öfkemi dindireceğini mi düşündün?"
"Üzerine battaniye örtmüştüm."
"Ne aptalım. Tabii ya, bu her şeyi halleder."

Temple 12 yıl önce hatırlamadığı bir günahın cezasını hala çekiyordur. 12 yıl önce kanlar içinde bir yatakta uyanmış, herkes babasının gelini olacak kadın Mara Lowe'un ölümünden Temple'ı sorumlu tutmuştur. Temple, o zamandan beri Katil Dük olarak anılmaktadır. O kadar sene sonra karşısında Mara Lowe'u görür. Mara ölmemiştir. Ve Temple'dan bir isteği vardır. 

Katil.
Bu kelime yüzünden insanlar ondan uzak duruyordu. Katil Dük. Temple onların meraklı bakışlarını fark ediyordu - doğuştan şanslı olan, altın kaşıklarla beslenmiş, aristokrat bir züppenin birini öldürmek için nasıl bir nedeni olabilirdi ki?

Sarah Maclean benim için gerçekten çok üst sıralara yerleşen bir yazar. Kalemini, kurgusunu çok beğeniyorum. Diğer iki kitabın yorumu için Seri Sıralaması altındaki linklere tıklayabilirsiniz. 
Bu kitabı okumak için de oldukça hevesliydim, çünkü ilk kitaplarda Temple'ın hikayesini, o dev gibi bedeninin içinde nasıl bir kalp taşıdığını çok merak ediyorsunuz. 


Bizim kapakları da çok sevmekle birlikte orijinal kapaklara ve renklerine bayılıyorum. :)
Temple gelmişti. Alt kattaydı. Savcısı, yargıcı, celladı... Hepsi bir aradaydı. 

Temple'ın hikayesini çok sevdim, Sarah Maclean beni yine hayal kırıklığına uğratmadı. 
Karakterlerin geçmişlerinin, seçimlerinin günümüze yansımalarını, çekilen acıları, bu acılara rağmen ayakta kalabilmeyi gördük. Artık son serserimiz Chase kaldı. Temple'ın yani katil lakaplı devimizin o yüzünden okunana acısını merak ettiğimiz kadar; gizemli, herkeslerden saklanan Chase'in hikayesini de çok merak ediyoruz tabii ki. Üçüncü kitaptaki ipuçlarını toplamakla başladık bile işe. :) 
Ama seriye veda etmeye hazır değilim hâlâ. Yine de 4. kitabı alır almaz okuyacağımı biliyorum. :( 

Kitapta tek bir şeye takıldım. Bu da okurken beni rahatsız etti malesef :( 
Biliyorsunuz kitap bir kumarhanede geçiyor ve biz oranın dört ortağının hikayelerini okuyoruz. Ancak Nemesis'le mekanın isminde bir türlü uzlaşmaya varamadık.
İlk kitapta Düşmüş Melek olan mekanın adı ikinci kitapta Düşkün Melek'e dönüşmüştü hatırlarsanız. Bu kitapta ise bir türlü karara varılamamış. Kitabın ilk yarısında arada Angel olarak geçse de yeniden Düşmüş Melek olan mekan, kitabın ikinci yarısında bir anda The Fallen Angel'a dönüşüyor. Düşmüş Melek, Düşkün Melek, Angel, The Fallen Angel... Ne derseniz deyin, benim için bu cezbedici mekanın adı Düşmüş Melek olarak kalacak.

Madem Düşmüş Melek'e bu kadar eğildik, çok sevdiğim şu şarkıyı paylaşmadan geçemeyeceğim *_* Hem de tatlıya bağlamış olalım. 


PUANIM: 
Aslında tam puanı hak etse de mekan ismine takıldığım için;




 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

9 Nisan 2015 Perşembe

Aşkın Müziği - Kylie Scott (Stage Dive #1)



Kitap Adı: Aşkın Müziği
Yazar: Kylie Scott
Orijinal Adı: Lick
Çeviri: Müge Hestbaek
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Basım: 2014
 Sayfa Sayısı: 320
Seri: Stage Dive #1

Seri Sıralaması:
#1 Aşkın Müziği Lick (David & Evelyn)
#2 Aşkın RitmiPlay (Mal & Anne)
#3 Lead  (Jimmy & Lena) 
#4  Deep (Ben & Lizzy)


Mal bana dönüp göz kırptı. "Demek yüce David Ferris'ten boşanmayı sen istedin?"
"Ona evlendiğimizi söylediğimde üzerime kustu," diye ekledi kocam.
Mal, "Ne?" diye haykırdı. Gülmekten gözlerinden yaşlar geliyordu. "Ciddi misin? Hassiktir. Bu şahane. Keşke orada olsaydım, var ya."

Yirmi birinci yaş gününü aykırı bir şekilde kutlamak isteyerek Las Vegas'a gelen Evelyn kendine geldiğinde bir otel odasının banyo zemininde kusmaktan kendinden geçmiş bir haldeydi ve önceki geceye dair hiçbir şey hatırlamıyordu. Parmağında devasa bir yüzük vardı ve banyoya giren uzun saçlı adam ilah gibi yakışıklıydı. Ve bu adam Evelyn'le önceki gece evlendiklerini söylüyordu. Adam ise ünlü bir rock yıldızıydı. Evelyn bu haber karşısında adamın üstüne kusmaktan başka bir çare bulamadı! 

Bu kitabın konusunu okuduğum an listeme almıştım. Çünkü inanılmaz keyifli bir konusu vardı. Kazara bir rock yıldızıyla evlenmek, OMG! Ancak kitap, kapak arkası kadar eğlenceli değil. Konuyu okuduğumda daha komik ve eğlenceli bir kitap beklemiştim doğal olarak. Ancak kitabın ilk birkaç bölümü bayağı duyguluydu. Esas karakterin buhranının ortasına düştüm bir anda. Kötü müydü, hayır. Sadece beklediğim gibi değildi. Taşların yerine oturması bayağı bir zaman aldı.

Karakterleri sevip sevmediğimden ise emin değilim. David de Evelyn de  nötr kaldığım karakterler oldu. Sevdim veya sevemedim diyemiyorum tam olarak. Tüm kitap boyunca bu şekilde giden düşüncelerim sonlara doğru birazcık değişti. Tam karakterleri biraz olsun sevmeye başlamış gibiydim ki kitap bitti. Evelyn'in kendi istekleri sorulmadan önceden planlanmış hayatını sorgulamaya başladığı kısımlar Evelyn'i sevmeye başladığım kısımlardı. Açıkçası ben bu  kitapta bir tek Mal'ı sevdim. Şimdiden. O yüzden onun kitabı olan ikinci kitabı daha çok merak ediyorum. 


Kitapta aralarında aşk beklediğim başka bir çift vardı ama yazar öyle bir hale getirmişti ki bu çifti, aşk beklerken hevesle, olmasa daha iyi olurmuş dedim. Sonra onlara da alıştım, tamam artık oldu diye avundum. 
Bu arada kitabın sloganı olan Aşk, Seks ve Rock'n Roll'u görünce pek bir yadırgadım. Bu slogana Günahkarlar Turnede serisinden aşinayım ve seri bu sözün karşılığını sonuna kadar veriyor. Bu seride de aynı sloganı görünce hem aklıma Günahkarlar geldiği için olumsuz geldi, hem de bu seri kesinlikle bu sloganı karşılamıyor. Karşımızdaki Rockçılar o kadar! da aykırı değil. 
Bu arada grup dört kişiden oluşuyor. Grubun gitaristi David bu kitabın esas karakteri. Kitapta Baterist Mal'ı birazcık tanıdık, David'in ağabeyi ve yine grubun üyesi olan Jimmy'e de göz attık ancak diğer karakter Ben oldukça gölgede kaldı bana göre. Kitaplar devam ettikçe, üyeleri de daha iyi tanıyacağımıza inanıyorum. 

Sonuç olarak, sanırım hep bir eğlence beklediğimden kitaptan yeterince tad alamadım. 
Bunu bir kenara atsam da bana göre ortalamanın üzerine çıkamayan bir kitaptı. Ne kadar çabalasam da beni sonlara kadar yakalayamadı.  


PUANIM: 3,5



 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!