27 Şubat 2015 Cuma

Deniz Feneri Koyu - Kimberley Freeman


Kitap Adı: Deniz Feneri Koyu
Yazar: Kimberley Freeman
Orijinal Adı: Lighthouse Bay
Çeviri: Duygu Parsadan
Yayınevi: Arkadya Yayınları
 Sayfa Sayısı: 2015
Basım: 488


"Sevdiğiniz birini kaybetmek korkunç bir şey, fakat güneş yeniden doğacaktır."
"Doğmayacak."
"Böyle bir keder insanı sadece yaralayıp sonra da yavaş yavaş unutulup gitmez. Harap eder. Eskiye dönmenin tek yoluysa, taşları tek tek yerine koyarak yeniden inşa etmektir. Bazen insanın bunu yapacak takati ya da isteği yoktur ve kalıntıların ortasında öylece oturup bir şeylerin değişmesini bekler. Oysa tekrar ayağa kalkıp taşları toplamaya başlamadığımız sürece hiçbir şey değişmez."


Yıl 2011
Libby, evli sevgilisi Mark'ı 12 yıllık birlikteliklerinden sonra kaybettiğinde artık 40 yaşındadır. Çok sevdiği kasabasındaki deniz fenerinin yanındaki evi ona aldığında, ikilinin bir sürü hayalleri vardı. Libby resim yaparken Mark onu izleyecekti, birlikte Mark'ın ailesi Winterbourne'ların sırrını keşfedeceklerdi. Bunların hiçbiri olmamış, Libby Deniz Feneri Koyu'na 20 yıl sonra tek başına dönmüştü. Üstelik kızkardeşiyle Juliet'le aralarındaki meseleyi halletmek zorundaydı. Hiçbir şey kolay olmayacaktı. 

Yıl 1901
Biricik oğlu Daniel'ı 15 günlükken kaybeden Isabel, kocasıyla bir gemi yolculuğuna çıkmışlardı. Geminin kaptanı kocasının arkadaşı, kaptanın eşiyse kendi arkadaşıydı. Aslında bu yolculuğun amacı İngiltere Kraliçesinin kuyumcu Arthur Winterbourne'a yaptırdığı asayı Avustralya hükümetine hediye etmektir. Oğlunun ölümünü bir türlü atlatamayan, tüm özlemini hasretini kız kardeşiyle çocukken yaptıkları ve kimin çocuğu olursa ona takılacak olan o minik bilekliğe sığdırmıştı. İlk kendi Daniel'ı doğduğu için bileklik onun olmuştu, şimdi ise kocası oğlundan geriye kalan tek eşyayı da denize atacaktı. Isabel buna izin veremezdi. Bilekliği alıp kaçıp, Avustralya'daki kız kardeşine sığınacaktı. Ama olaylar çok daha farklı gelişti. Isabel kendini batan gemiden geriye kalan asanın bulunduğu sandıkla Avustralya kıyılarında yapayalnız buldu... Günlerce aç bilaç yürüdüğünde yeni umut ışığı bir deniz fenerinin ışığıydı... Ne olursa olsun o fenere ulaşmalıydı. 

---
İki farklı kadın, iki farklı dönem, aynı mücadele... 
---

Aile-dram türüyle pek aram olmadığını ara ara söylerim. Ama bazı kitaplar beni gerçekten bir yerlerden yakalıyor. Sarah Jio'yu geride bıraktığı o umut dolu hüzün için severim mesela. Bu hikaye ise beni bambaşka bir yerden yakaladı. Isabel'e bağlandım. Onunla birlikte yolculuk yapıp oğlunun bilekliğini onun için saklamak istedim. Yorulduğunda sandığı biraz da ben yaşımak istedim. Arthur'u boğmak istememe hiç girmeyeyim. 
Günümüz hikayesindense geçmiş hikayesini çok daha fazla sevdim. Isabel'in başına geleceklerin merakıyla kitabı okudum. 
Sanırım günümüz geçmiş köprüsü kurması da benim için artı yönlerinden biriydi. 
Ayrıca Kimberley Freeman'ın çok güzel bir kalemi var, kendini okutuyor. Elimden bırakamamın, beni boğmamasının bir nedeni de bu sanırım.
Aile dram sevenlerin bayılacağını düşünüyorum. 

Sevgiler. :*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!! 

20 Şubat 2015 Cuma

OKK 43.Blog Tur Deniz Feneri Koyu//Kimberley Freeman - TANITIM VE ÇEKİLİŞ


Herkese merhaba!
OKK’nın 43.blog turunun konuğu Arkadya Yayınları’ndan çıkan Kimberley Freeman’ın yazmış olduğu Deniz Feneri Koyu romanı!

Kitabımızı Tanıyalım^^


"Belki de kırılmıştır kalbim. Bildiğimiz anlamda kırık bir kalp değil, sadece ortadan ikiye çatlamış bir kalp de değil. Şömine rafından alınıp, sert bir el tarafından sökülerek parçalarına ayrılan, sonra da paramparça bir halde yere bırakılan bir saat gibi. Bir daha çalışamayacak kadar parçalanmış bir saat…"

Ünlü bir kuyumcu ailesinin gelini olan Isabella Winterbourne, kalbi acıdan kavrulsa da, 1901 yılında eşiyle birlikte o çok kıymetli hediyeyi Avustralya parlamentosuna teslim etmek üzere bir gemi yolculuğuna çıkmak zorundadır. Ancak gemi Queensland sahilinde batar ve bu kazadan sağ kurtulan tek kişi Isabella'dır. Ve ne talihtir ki eşinin gözü gibi sakındığı hediye de kıyıya vurmuştur. Isabella bir karar vermek zorundadır. Ya kocasının zengin ve baskıcı ailesine geri dönecektir ya da elindeki bu hediyeyle yıllardır özlemini çektiği saklı rüyasını gerçekleştirecektir. İşte o an uçsuz bucaksız karanlık sahilde bir ışık dikkatini çeker. Ve Isabella deniz fenerinin sığınağına bırakır kendini…
Bir asır sonra Libby Slater, hiç karşılık beklemeden sevdiği adamı kaybedince, artık ona anlamsız gelen Paris şehrini ardında bırakmaya karar verir. Yaşamını çocukluğunun geçtiği Deniz Feneri Koyu'nda devam ettirecektir. Ancak yirmi senedir hiç görüşmediği kız kardeşinin düşüncesi onu endişelendirse de geçmişte yapılan hataların telafisi yoktur. Dahası fener evinde kalmaya başladığı günler ona bu koyun her zaman sürprizlerle dolu olduğunu gösterecektir…
Kır Çiçeği Tepesi ile gönülleri fetheden Kimberley Freeman, farklı yüzyıllarda yaşamış iki kadının geçmişi geride bırakıp geleceklerine yön verişlerini ustalıkla anlatıyor. Ve bu kadınların aradıkları cevaplar ise Deniz Feneri Koyu'nda saklı.
"Freeman, bir asır arayla yaşayan ama geçmişin zorluklarıyla bir şekilde başa çıkan ve aynı deniz fenerinin huzuruna sığınan iki kadının hikâyesini ustalıkla kaleme alıyor." 
-Publishers Weekly-


TAKVİM

20.02.2015
Tanıtım
21.02.2015
Pudra Tozu - İkinci Kadın Olmaz
Kitap Tutkusu - Deniz Feneri Koyu’ndan Alıntılar.
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Kimberley Freeman ile Röportaj.
Fighting!! - Ön Okuma.
Fighting!! - Ya Bir Gün Issız Adaya Düşerseniz?






Katkılarından Dolayı Arkadya Yayınları'na Teşekkürler.


Bizi izlemeye devam edin :3

19 Şubat 2015 Perşembe

Chris Greenhalgh İle Ingrid Bergman Ve Robert Capa Üzerine Röportaj


Ingrid Bergman'ı Baştan Çıkarmak kitabının yazarı Chris Greenhalgh'a kitap hakkında merak ettiklerimizi sordum. 
Hem yazarımızı tanıyalım, hem de kitabın yazım sürecine daha yakından şahit olalım. 

Merhaba Chris, seni daha yakından tanımak isteriz. Bize biraz kendinden bahseder misin?

1963 yılında Manchester’da doğdum. Üniversitede İngiliz Edebiyatı bölümü okudum ve Amerikan şair  Frank O’Hara üzerine doktora yaptım. Öğretmenlik yaptım ve şu an Londra’da buna devam ediyorum. İki romanım, bir senaryom (Coco Chanel ve Igor Stravinsky) ve üç şiir kitabım yayınlandı. Eşim Ruth’la iki oğlumuz var.


İnsanlar genelde Ingrid Bergman & Roberto Rossellini ilişkisini bilir, bunun hakkında konuşur. Bizim bu durumdan bir şikayetimiz yok aksine çok sevdik ama sen neden Ingrid Bergman & Robert Capa aşkını yazdın? İlhamın neydi?

Herkes Rossellini hikayesini bilirken bana göre daha ilginç olan Capa hikayesini bilmediklerini fark ettim. İlk romanım duyular üzerineydi ses (müzik) ve koku (parfüm); ikincisi ise görme (Fotoğrafçılık/Sinema) ve dokunma (aşıklar) duyularına hitap etsin istedim. Capa ve Bergman bunun tam karşılığıydılar, hikayelerini savaş sonrası önemli bir tarihi arka planda ve iki ilginç şehirde –Paris ve Hollywood- tekrar anlatmak istedim. 






Araştırma yaparken ne tür kaynaklar kullandın?

Ingrid Bergman’ın filmlerinnden; başlıca olarak Casablanca, Notorious, Spellbound, The Arch of Triumph yararlandım. Capa ve Bergman’ın biyografilerini kullandım; hatta Hitchcock’unkini de.


Kitap yayınlandığında ne tür geri dönüşler aldın?  

Olumlu dönüşler aldım, özellikle de kadınlardan. Hollywood tarafından film yapılma ihtimali var ama göreceğiz.
-İşte bu habere Woww derim! *_* 



Kitap seni değiştirdi mi? Üzerinde ne tür etkileri oldu? Ingrid'e ve onun hayatına başka bir gözle bakmanı sağladı mı?

Beni değiştirmedi ama sanırım olgunlaştırdı ve bir yazar olarak kendimi daha fazla geliştirmeme yardımcı oldu. Ingrid’e farklı bir gözle bakmamı sağladı – onu bir azize gibi saflığın temsili olarak görüyorduk.  Aslında o tutkulu bir kadındı. Bu iki şeyi bir arada uyum içinde tutmak oldukça zor olmuş.




 Ingrid Bergman & Robert Capa gibi başka bir ünlü çift hakkında tekrar yazmayı düşünüyor musun?

Hayır. Şimdiye kadar bunu iki kez yaptığım için bir ihtimal daha az satılsa bile başka bir şeyler yazmayı düşünüyorum.


Türkçe edisyon kapağını nasıl buldun? Yayınlanan kapaklar içerisinde favorin hangisi? 

Kapağı çok sevdim. İngiltere ve ABD kapaklarından daha iyi olmuş. Sanırım en çok renkleri ve resmi sevdim. Bir yandan tarihi görünürken diğer yandan oyunbaz ve eğlenceli görünüyor.




Bize vakit ayırdığın için teşekkürler. Eklemek istediğin bir şey var mı?

İlginiz için gerçekten çok teşekkür ederim. Umarım kitabı sevmişsinizdir.
İnternet sitemde daha fazlasını bulabilirsiniz: chris-greenhalgh.com. Kitap hakkında yapılan 45 dakikalık röportajı da izleyebilirsiniz. Bir sorunuz olduğunda sormaktan çekinmeyin. Sevgiler!  

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!! 

15 Şubat 2015 Pazar

Mekanik Melek - Cassandra Clare (Cehennem Makineleri #1)


Kitap Adı: Mekanik Melek
Yazar: Cassandra Clare
Orijinal Adı: Clockwork Angel
Çeviri: Selim Yeniçeri
Yayınevi: Artemis Yayınları
 Sayfa Sayısı: 532
Basım: Aralık 2010
Seri: Cehennem Makineleri // The Infernal Devices


Ölümcül Oyuncaklar Serisi (The Mortal Instruments):
 #2 Küller Şehri (City of Ashes)
#3 Camlar Şehri (City of Glass)
#4 Düşmüş Melekler Şehri (City of Fallen Angels)
#5 Kayıp Ruhlar Şehri (City of Lost Souls)
#6 Cennet Ateşi Şehri (City of Heavenly Fire)


Yan Seri: Cehennem Makineleri Serisi (The Infernal Devices):
#1 Mekanik Melek (Clockwork Angel)
#2 Mekanik Prens (Clockwork Prince)
#3 Mekanik Prenses (Clockwork Princess)


Diğer Kitaplar
#Gölge Avcısı'nın El Kitabı (The Shadowhunter's Codex)
#Bane Chronicles 1-11


Eğer dünyada sizi seven, sizi umursayan hiç kimse yoksa, gerçekten var olduğunuz söylenebilir miydi?

Ölümcül Oyuncaklar serisi de harika olmakla birlikte genelde gölge avcıları dendi mi çoğu kişinin Cehennem Makineleri serisini daha çok sevdiği bir gerçek. Bakalım bana göre de öyle mi? ^^

Tessa, Amerika'lı bir genç kızdır. Ona bakan halası da ölünce çalışmak için  İngiltere'ye gitmiş olan ağabeyi Nate'ten bir mektup alır. Ağabeyi Tessa'yı İngiltere'ye çağırıyordur; zarfta bir de bilet vardır. Kızımız kendisini İngiltere'ye götüren gemide; sonsuz okyanusu seyrederken başına geleceklerden habersizdir. 

Önce iskelede kendisini ağabeyine götüreceklerini söyleyen Kara Kardeşler tarafından kaçırılır ve korkunç bir yeteneği olduğunu öğrenir. Üstelik herkes bu yeteneğin peşindedir. Tessa ağabeyini kurtarmaya çalışırken Gölge Avcıları'nın dünyasına giriverir. Ve en korkunç kabuslarında bile göremeyeceği bir durumun içinde buluverir kendini. 

***

Öyle bir zaman hayal edin ki 1800'lerin sonundaki Londra... 
Gölge Avcıları... 
Aşağı Dünyalılar... 
Teknolojinin gelişmediği bir dünyada yaratık avlamak... 

Öyle muhteşem bir atmosferde geçiyor ki kitap; beni etkilememesi imkansızdı. Londra'yı severim, tarihi Londra ise iki katı cezbedici. Gölge Avcıları'nı da severim. Ama günümüzün teknolojik nimetlerinden faydalanamayan, çoğu şeyi daha ilkel yollarla halletmeye çalışan Gölge Avcıları'nın  o etkileyici tarihine şahit olmak paha biçilemez. 
Kendinizi bir anda steampunk bir Londra'da buluyorsunuz. *_*
Tessa'yla okyanusta yolculuk yaparken ağabeyinize kavuşmanın hayalini kuruyor, Kara Kardeşler'in eline düştüğünde yaşağıdı dehşeti onunla birlikte yaşıyorsunuz. Gölge Avcıları dünyasına girdiğinizde ise Will'i gördüğünüzde sizin de onun gibi kalbiniz çarpıyor. 

---
"Ölü."
"Emin misin?"
"Benim dokunuşlarıma tepki vermiyor, öyleyse ölü olmalı."
---

Gölge Avcısı Will görünürde yakışıklı, kendini beğenmiş, ukala ve kendini olduğundan kötü göstermeye çalışıyor her daim. Ancak biraz tanıyınca bunların sadece altındaki kişiyi saklamak için bir maske olduğunuzu görüyorsunuz. 
Etileyici, iyi, alıp bağrınıza basma hissi uyandıran Jem'in ise korkunç bir sırrı var. 
O dönemlerde bir kadın olarak enstitüyü elinde tutmak için insan üstü güç harcayan Charlotte ve onun icatlarla kafayı bozmuş kocası Henry
Yüzündeki yara iziyle yaşamak zorunda olan hizmetçi Sophie.. 
Ve daha nice çarpıcı karakter. 

---
"Sen Magister mısın?"
"Magister mı? O kelime, Latince'de  usta anlamına gelmiyor mu?"
"Ben... Sanırım öyle."
"Pek çok konuda usta olduğum söylenebilir. Londra sokaklarında yolumu bulmak, kadril dansı yapmak, Japon çiçek düzenleme sanatı, yalan söylemek, sarhoş değilmiş gibi davranmak, büyüleyici özelliklerimle genç kadınları eğlendirmek... Ama, kimse bana usta veya Magister diye hitap etmedi. Ne kadar üzücü..."
---

Cassandra harika dünyalar kurduğu kadar, harika da karakterler yaratıyor. Ancak bana göre en başarılı olduğu şeylerden biri gizem yaratmak. Kitapta insanın nefesini kesen, kitabı elinden bırakıp düşünmek zorunda bırakan olaylar yazması. Öyle üstü kapalı, merak ettirilen şey var ki, bir yerden sonra ağır geliyor. Ancak hiçbir zaman tek kitapta hepsini çözmüyor Cassandra. 

---
"Bu kitaplardan bazıları çok tehlikeli. Temkinli davranmak akıllıca olur."
"Kitaplar söz konusu olduğunda, insan her zaman temkinli davranmalı. Ve bütün kitaplar tehlikelidir çünkü kelimeler bizi değiştirme gücüne sahiptir."
"Herhangi bir kitabın bugüne kadar beni değiştirdiğinden şüpheliyim. Gerçi insana kendini bir koyuna dönüştürmeyi öğreteceğini iddia eden bir kitap okumuştum."
"Ancak güçsüz zihinler şiirden ve edebiyattan etkilenmeyi reddeder."
---

Ben de bu seriyi Ölümcül Oyuncaklar'dan birazcık daha fazla sevdim. Çünkü dediğim gibi o dönem havası kitabı daha fazla sevilir yaptı bana göre. Ayrıca Tessa'nın gölge avcısı olmaması da harika bir şeydi.

Bu kitapta da adı geçen Gölge Avcısı'nın El Kitabı çıktı, ben de aldım ^_^
Sıra çok merak ettiğim Magnus Bane Günceleri'nde. Ki bu kitapta Magnus'un olduğu yerleri resmen içtim. Adam kadınların uğruna cinsiyet değiştirmeyi göze alacakları kadar taş :p 

Muhteşem bir seri, muhteşem bir kitap. 

Bu arada okuduktan belli bir zaman geçtikten sonra anca yorum yazmıştım ve bu yorumu yayınladığımı sanıyordum  o.O Görünce şok oldum :D
Sevgiler :*

PUANIM:

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

12 Şubat 2015 Perşembe

Uzun Yağmurlardan Sonra - Bella Andre (The Sullivans #1)


Kitap Adı: Uzun Yağmurlardan Sonra
Yazar: Bella Andre
Orijinal Adı: The Look of Love
Çeviri: Selin Gül Seçer
Yayınevi: Novella Yayınları
 Sayfa Sayısı: Mart 2014
Basım: 331
Seri: The Sullivans #1

Seri Sıralaması:
#1 Uzun Yağmurlardan Sonra / The Look of Love (Chase & Chloe) Chase: Fotoğrafçı
#2 Sonrası Şiir Gibi / From This Moment On (Marcus&Nicola) Marcus: Şaraphane İşletmecisi
#3 Bir Kıvılcım Yeter / Can't Help Falling in Love (Gabe&Megan) Gabe: İtfaiyeci
#4 Gözlerinde Kaybolduğum Gece/I Only Have Eyes For You (Sophie&Jake) Sophie:Kütüphaneci
#5 If You Were Mine (Zach&Heather) Zach: Oto
#6 Let Me Be The One (Ryan&Vickie) Ryan: Beyzbol Oyuncusu
#7 Come A Little Bit Closer (Smith&Valentina) Smith: Aktör
#8 Always On My Mind (Lori&Greyson) Lori: Dansçı
#8,5 One Perfect Night (Noah&Colbie)
#9 The Way You Look Tonight (Rafe&While) Ryan: Özel Dedektif
#10 Kissing Under The Mistletoe (Mary&Lake)
#11 It's Must Be Your Love (Mia&Ford) Mia: Emlakçı
#12 Just To Be With You (Ian&Tatiana) Ian: Ceo
#13 I Love How You Loe Me (Dylan&Grace) Dylan: Tekne Üreticisi
#14 All I Ever Need is You 
#15 -İsimsiz

P.S: 9. Kitaptan sonrası aynı zamanda The Seattle Sullivans serisi adıyla geçiyor. 


Kalbini kaybetmekten korktuğu bir kadına vermişti... 

Chase bir fotoğrafçıdır. Sekiz adet kardeşi olan Chase'in hepsi birbirinden yakışıklı ve güzel geniş bir ailesi vardır. Ağabeyi Marcus'un şaraphanesinde yapılacak çekim için, bir gece önceden yola çıkmıştır. O yağmurlu gecede kenara çekmiş arabada yardıma ihtiyacı olan bir kadına rastlar. Chloe.Yüzü de yaralanmıştır. Chase yardım etmek için Chloe'yi yanında şaraphaneye götürür. Daha ilk görüşte kadından etkilenmiştir. 
Chloe şaraphanede kendini hiç olmadığı kadar rahat hissetmiştir. Ertesi gün yapılan çekimler, Chase'in kocaman ailesi Chloe'ye iyi gelmiştir. Çünkü eski kocasıyla olan sorunları, kimsesizliği derken; böyle geniş ve güzel bir aileye özlem duymaktadır. İkilinin arasındaki tutku dindirilemez hale gelir ancak öncelikle halledilmesi gereken başka duygular vardır... 

Bu kitabı okuyalı bir süre oldu ancak, henüz yorum girebiliyorum. 
Bella Andre merak ettiğim yazarlardan biriydi. 
Öncelikle böyle geniş aileli, her bir kardeşi anlatan serileri seviyorum. Sullivanları da çok sevdim. Ancak Bella Andre'nin iyi bir kalemi olmasına rağmen, bence bir şeyler eksikti. 
Konu güzel, karakterler güzel, serinin oturduğu zemin güzel ancak cinsellik kısmı beni kitaptan soğuttu. Sanırım bunu açıklamam gerekiyor çünkü ben Yetişkin Romanslar da okuyorum. Ama burada cinselliğin yoğun olması vs değildi beni rahatsız eden. Güzel bir konunun "ucuz cinsellikle" ucuzlaştırılmasıydı; bir de her sorunun yatakta çözülmeye çalışılması. Rahatsız olduğum tek yan buydu. Kalite sorunu. 

Onun dışında seriyi ve yazarın kalemini sevdim. Diğer kardeşleri çok merak ediyorum. 
Bence yazar umut vadediyor. Serinin gittikçe güzelleştiğini umuyorum. Zaten Novella ışık hızıyla çıkarıyor. *_* 

PUANIM: 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

11 Şubat 2015 Çarşamba

Kitap Alışverişi ^^



Uzun zamandır alışveriş yazısı yazmıyordum. Fuardan sonra toplu sipariş vermedim. Arada tek tük aldığım kitaplar oldu (ki onlar da o kadar fazlaydı ki kolayca bir yazı çıkardı) yazmak istemedim. Sonra Pegasus Yayınları ve Artemis Yayınları'ndan toplu alışveriş yapınca, alışveriş yazısı şart oldu dedim. Böyle dediğime bakmayın aslında yine yazmayacaktım, bu yazıyı Kitap Tutkusu'nun baskı ve tehditleriyle, ardından ona katılan One Better Day'in de tepkileriyle yazıyorum -_- Bu alışveriş yazısındaki kitapların hepsi bir kerede alınmadı bu arada. 



Pegasus Yayınları'ndan merak ettiğim kitapların ilk kitaplarını, okuduğum serilerin devam kitaplarını aldım. Candace Camp çok severim. İlk kitabı çıktığında ben üniversitedeydim ve ta o zamanlar okumuş, tek başına bir çöpçatanlık müessesesi olan Lady Francesca'ya bayılmıştım. Ardından ikinci kitabı alıp okumuştum, hatta alışveriş yazısı blogumda hala mevcut; ancak okumak için alınıp bir daha gelmeyince serimi tamamlamak için tekrar aldım. Bu arada henüz okumadığım 3. ve 4. kitabı da alarak serinin çıkmış kısmını tamamladım. 
Sylvia Day'in historicallarını seviyorum; Tutku Oyunları olmazsa olmazdı. 
Dönüşüm serisi deyince aklıma One Better Day geliyor. Neredeyse tanıştığımız günden beri bu serinin lafı geçiyor. Zihnimde OBD ile özdeşleşmiş. Onun gönderdiği alıntıların da *_* etkisiyle seriye başlama kararı aldım. 
Ölüm Oyunu dedikçe blog ikizim Kitap Tutkusu ile kalp atış hızımız iki katına çıkıyor. 
Labirent serisini kimi sevdi, kimi sevmedi. Kendim karar vermeyi tercih edeceğimden alıverdim, çok merak ediyorum!
Cadıların Keşfi'ni sırf adı için bile alırdım. Cadılar kalp ben!
Ve Bu Bir Oyun Değil *_*
Bu kitabın tanıtımını gördüğüm an kalbim yerinden oynadı! Zamanında online oyun müdavimi olduğumu ara ara yazarım. Ki yeniden o günlere dönebilme ihtimalim var gibi >.< Çünkü çok özlediğimi fark ettim. Bu kitabın konusu sanki beni o günlere döndürdü. O yüzden günlerce D&R'ı yol ettim ama bir türlü bulamayınca sipariş verdim. Artık benim *_*



Pegasus'ta olduğu gibi Artemis Yayınları'nda da serilerimi tamamlamaya öncelik verdim, bazı serilerin de başlangıç temellerini attım. Mesela bu alışverişle Sookie Stackhouse/Güneyli Vampirler, Ölümcül Oyuncaklar, Divergent/Uyumsuz serisini tamamladım. Diğerlerinin devamlarını aldım. Yeni olarak da 2 seriye başladım. 



Bu alışveriş de çok karmaşık yerlerden oldu. Vahşi Bir Lordun Kollarında serideki tek eksik kitabımdı, tamamlanmış oldu. Nicole Jordan Günah Prensi'yle NJ'da hiçbir eksiğim kalmadı. Ahlaksız Teklif elimde cep boy olarak vardı, büyük  halini bulunca aldım. Mektubumu Aldın Mı? da üniversite dönemi okuduğum historicallardan; ama elimde yoktu onu da aldım. Anna Campbell *_* Ölürüm. Tersyüz de Okuoku indiriminden.


Yine ordan burdan yapılan alışverişlerden :p


Bu seriyi de merak ediyordum ama almak nasip olmamıştı. Şimdiyeymiş. Aslında bakmayın hiç vaktim yok ama >.< 


İşte başımdan böyle alışverişler geçti canlar. 
Umarım siz de okumak istediğiniz kitaplara en kısa zamanda kavuşursunuz. 
Mesela ben;


Alır almaz buna başladım bile *_*
Bu bir kitap değil! Efsane!
Umarım devamında da aynısını düşünürüm.

Herkese bol kitaplı günler!
(Evet, bu lafı ikizimden çaldımdı -_- )

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!! 

7 Şubat 2015 Cumartesi

Ingrid Bergman'ı Baştan Çıkarmak - Chris Greenhalgh


Kitap Adı: Ingrid Bergman'ı Baştan Çıkarmak
Yazar Adı: Chris Greenhalgh
Orijinal Adı: Seducing Ingrid Bergman
Çeviri: Taciser Belge - Ayşe Anadol
Yayınevi: Doğan Kitap
Basım: Ocak 2015
Sayfa Sayısı: 304



---
"Hatırlasana, benim kaybedecek bir şeyim yok!"
"Ben varım ya!"
---
Yıl 1945. İkinci Dünya Savaşı tüm acımasızlığıyla sahnede. Bir yanda savaş fotoğrafları çeken Robert Capa. Diğer yanda herkesin sevgilisi Hollywood yıldızı aktris Ingrid Bergman. Ingrid, askerlere moral vermek için gittiği Paris'te Robert'la tanışır. Evlidir ama aralarındaki çekime karşı koyamazlar. Aşıklar şehri Paris'te savaşın ve günahın gölgesinde doludizgin bir kaçamak yaşarlar. 

Tarihi romanları çok severim. O yüzden bu kitabın arka kapağını okuduğumda bayılmıştım! Ingrid Bergman'ı çoğumuz tanırız ya da en azından Casablanca'yı izlemişizdir. Hal böyle olunca zamanında yaşamı büyük sansasyon yaratan bir yıldızın yaşamının bir parçasına şahitlik etmek çok değişik bir duygu. 
Kitap bir Ingrid'i, bir Robert'ı anlatıyor. Bu güzel bir tarz. Ancak anlamadığım şey Robert kendi ağzından anlatırken Ingrid'li kısımların üçüncü gözden anlatılmasıydı. Bunu biraz yadırgadım. Bir de şimdiki zamanla yazılmış olması yani -yor dili beni oldukça yordu. 
Kitabı okurken sevilen ve saygı duyulan bir fotoğrafçı olan Robert Capa'yı daha bir sevdim. Yer yer Ingrid'e bilenmemek elde değildi. Değişik duygular... 
Bir döneme tanıklık etmenin tatlı yorgunluğuyla kapattım kapağı. 
Sevgiler :*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!! 

6 Şubat 2015 Cuma

Tarih Paparazziliği: Ingrid Bergman’ın Gerçek Aşkı


Ingrid Bergman evli, iki çocuğu olan İsveçli bir kadındır. O dönem Hollywood'a oyuncu ithal etmek pek bir moda. Kendisi dikkat çeker ve Hollywood'a transfer olur bir anda. Güzellik, yetenek, star ışığı; hepsi vardır Ingrid'de. Çok kısa sürede de star olur zaten. Evli, mutlu bir kadın imajı çizer hem; halk onu böyle tanır, böyle sever. İyi de bir film zevki vardır; yeni ve iyi eserleri de araştırır takdir eder. 
O dönem İtalya'da yeni gerçekçilik revaçtadır. Bu işin ustası da yönetmen Roberto Rosselini'dir. Ingrid'in de dikkatini çeker bu isim, izler filmlerini çok etkilenir. Dayanamaz, bir de mektup yazar. Herkesin uğruna kendini paraladığı o kadın, bir yönetmene hayran mektubu yazar. 


"Paisa ve Roma Citta Aperta adlı filmlerinizi izledim, pek beğendim." diye başlayan mektup; şu açık kapı bırakan çarpıcı sözlerle son bulur. "Eğer günün birinde mükemmel İngilizce konuşan, Almancasını çoktan unutmuş olan Fransızcası anlaşılmaz bir şekilde, İtalyancası sadece Ti Amo (Seni Seviyorum) diyebilen İsveçli bir artiste ihtiyacınız olursa, hemen İtalya'ya gelmeye ve sizinle film çevirmeye hazırım."
Hollywood'da bu kadar ünlü olan bir oyuncunun, neden İtalya'ya gitmek istediği bilinmez ama Roberto da yeşil ışık yakıp İngrid'i davet eder. Yönetmenliğini Rosselini'nin  yaptığı, başrolünü Ingrid'in oynadığı bir film çekerler: Stramboli. Film tam bir fiyasko olur, beğenilmez. Bunun şoku atlatılmadan, asıl şok edici olay çıkar ortaya. Ingrid hamiledir! Roberto'dan. Robertino adlı bir bebek getirir dünyaya. Ingrid evli, Roberto evli. Yasak aşkın yasak meyvesi bir bebek. Bebek doğar doğmaz Ingrid kocasından boşanır. Roberto ise boşanamaz, o dönem İtalya'da boşanmak oldukça zordur. Bu olay bomba gibi düşer ortalığa. Ingrid de hiç olmadığı kadar gözden düşer. Zaten Hollywood'u bırakıp İtalya'ya gittiği için duymadığı laf kalmamıştır. Aptallık ettiğini düşünmüştür herkes. 

Rol arkadaşı Humphery Bogart'la aralarında şöyle bir konuşma geçer:

-Rossellini ile evlenmekle çok büyük aptallık ettin. Hayatını mahvettin. Hollywood'da kalsaydın bir numaralı yıldız olacaktın. Burada nesin ki?
-Mesut bir kadın!

Skandaldan sonra o mutlu aile tablosunun arkasındaki günahkar hayat(!) ortaya çıkınca Ingrid tamamen aforoz edilir Hollywood'dan. Hiç teklif almaz. Roberto'nun eşi boşanmayı kabul eder, nihayet Roberto'yla Ingrid evlenir.

Ingrid Bergman & Roberto Rossellini

 Ama bu mutlu aile tablosu uzun sürmez. 7 yıllık evlilik; bir erkek, ikiz kız bebeklerden sonra boşanır bu sansasyonel çift. 
Bu dönem ortaya Ingrid Bergman'ın yerini dolduracak, Ingrid'e dış görünüş olarak da oldukça fazla benzeyen bir isim sürülmüştür: Grace Kelly. Benzerliği görmeniz açısından resim ekliyorum. 


Grace alır Ingrid'in yerini. Bir sürü film çeker, herkesin tanıdığı ünlü bir isim olur. Zirveye ulaştığında yaşadığı tatminden sonra bir prensle evlenerek prenses oluverir. Böylece sinemayı bırakır.  Hollywood yeniden Ingrid'e kalmıştır. Bunca yıldan sonra Ingrid'e teklif götürürler. Ingrid bir anda affedilmiş, yeniden bağra basılmıştır. Amerika'ya dönüp kaldığı yerden devam eder. 


Ardından bir kez daha evlenir Ingrid. Ama yaşadığı en sansasyonel iki aşk Robert ve Roberto'yla yaşadığı aşklardır. Roberto'yla yaşananlar 1950 sonrasına aittir. Bunun bir de öncesi 1945 yılı vardır ki, ilk kocası Petter'la evli olan Ingrid; savaş sonrası askerlerin moralini düzeltmek için gittiği Paris'te ünlü savaş fotoğrafçısı Robert Capa'yla tanışır. 

Robert Capa

Aşıklar şehri Paris'te unutulmaz günler yaşarlar. İkilinin bir araya geliş hikayesini ve yasak aşkın o yüreği ağza getiren heyecanını Ingrid Bergman'ı Baştan Çıkarmak kitabında bulabilirsiniz... 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!