29 Aralık 2014 Pazartesi

Yıldız Avcısı - Claudia Gray (Evernight Akademisi #2)



Kitap Adı: Evernight Akademisi / Yıldız Avcısı
Yazar: Claudia Gray
Çeviri: Sevinç Seyla Tezcan
Yayınevi: Pegasus Yayınları
 Sayfa Sayısı: 310
Basım: Aralık, 2014
Seri:  Evernight #2

Seri Sıralaması: 
#3 Hourglass / Kum Saati
#4 Afterlife
#5 Balthazar


"Bu beni ürküttü çünkü dünyada sevdiğim insanların sadece çok azının yanımda kalabileceklerini öğrenmiştim. (...) Bu yüzden yanımda tutabileceklerimi düşünmeye başladım. Her zaman yanımda kalabilecek bir şey varsa tabi"
"Yıldızlar. Yıldızların her zaman seninle olacağını anladın."
(...) Beni kollarının arasına aldı ve öyle sıkı sardı ki Lucas'ın da sonsuza dek benimle kalacağından emin oldum.

Birinci kitabı okumamış olanların yorumumu okumasını önermem.

Akademide hayat devam ediyor *_*
Lucas'ın ardından Bianca hiçbir şey olmamış gibi davranmalıdır. Öyle de yapmaya çalışır. Lucas'tan gelen notları hemen yakar, hayat normalmiş gibi devam eder. 
Okulda ise insan öğrencilerle, vampir öğrenciler kaynaştırılmak için eşleştirilerek aynı odalara konur. 
Madem akademi vampirlerin bir tür sığınağıdır, neden okul müdiresi Bayan Bethany okula insan öğrencileri de kabul etmektedir?
İşte bana göre kitabın en merak edici sorusu! Lucasla Bianca ne olacak, Balthazar ne zaman Bianca'yı boş verip bize gelecek; gibi soruların yanında en çok ötekini merak ettim. Balthazar da en yakın zamanda gelse fena olmaz gerçi ama *_*
Diğer kitap merak unsurundan çok ters köşeler üzerine kurulmuştu. Magazin programları gibi şok üstüne şok, flash haber üstüne flash haber. Bu ise daha çok sorular ve merak edilen cevapları üzerine kuruluydu, temposu hiç düşmedi. 
Lucas'ın, vampir avcısı Siyah Haç'ın üyesi olduğunu ilk kitapta öğrenmiştik ancak gruba dair çok fazla bilgimiz yoktu. Bu kitapta bu tarz ilk kitapta eksik bırakılan konuları da derinlemesine öğrenmiş olduk.

Zevk alarak okudum.
Hala Balthazar adlı kitabı merak etmekteyim çünkü seride favorim kendisi. *_* 
Serinin kapaklarını ve renklerini de ayrı bir seviyorum.

Sevgiler :* 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

27 Aralık 2014 Cumartesi

Karanlık Ateş - Karen Marie Moning (Ateş Serisi / Fever #1)


Kitap Adı: Karanlık Ateş
Yazar: Karen Marie Moning
Orijinal Adı: Darkfever
Çeviri: Aylin Kalav
Yayınevi: Epsilon Yayınları
 Sayfa Sayısı: 341
Basım: 2. Baskı: Eylül 2012
Seri: Ateş Serisi / Fever #1

Seri Sıralaması :
#1 Karanlık Ateş / Darkfever 
#2 Kan Ateşi / Bloodfever
#3 İntikam Ateşi / Faefever
#4 Rüya Ateşi / Dreamfever 
#5 Gölge Ateşi / Shadowfever
#6 Iced   (Dani O'Malley Trilogy #1)
#7 Burned  (Dani O'Malley Trilogy #2)
#8 Feverborn  (Dani O'Malley Trilogy #3)
#9 Feversong


"Vampirler mi? Iyk. Tadı kaçtı. Onlarla ilgili yeterince şey anlatıldı. Zamanda yolculuk mu? Hah, mağara adamı davranışları gösteren insan azmanı bir dağlıyı her zaman bulabilirsiniz. Kurt adamlar mı? Oh lütfen, bu tam anlamıyla ahmaklıktır. İçindeki köpek tarafından yönetilen bir adamı kim ister? Sanki erkeklerin hepsi öyle değilmiş gibi..."

Mac, Barbie bebek gibi giyinmeyi seven, kokoş, pembe tutkunu, dışarıdan aptal sarışın gibi görünen, barmaidlik yapan bir taşra kızı. Hayatta en büyük derdi sevdiği pembe oje tonunun üretimden kaldırılması olacak kadar sığ. Ta ki ablası okuduğu Dublin'de öldürülene ve polis de soruşturmayı delil yetersizliğinden dolayı kapatana kadar. Mac sanki bir gecede büyümüştür, üstüne ablasının ölmeden dört saat önce kendisine bıraktığı sesli mesaj her şeyi daha içinden çıkılmaz bir hale getirir. Ablası çok telaşlı ve gizemli bir mesaj bırakmıştır. Mac, ablası için adaleti sağlamak üzere Dublin'e gelir ama en korkutucu hayallerinde bile düşünemeyeceği kadar karanlık bir dünyaya çekilir. Fae'lerin dünyasına. Petunyamın kenarları n'olucak? -_- O özel biridir ve gizemli bir emaneti bulmak zorundadır. Denize düşen yılana, Fae alemine düşen Mac ise Barrons adlı esrarengiz adama sığınır... 

Bu seriyi 2 seneden biraz daha önce gördüğümde deli gibi merak etmiş, ilk kitabı hemencecik okumuştum. Seriyi çok sevmiş ikinci kitaba başlamıştım, ancak sonra yarım bırakmak durumunda kalmıştım (sevmediğimden değil araya giren başka nedenlerden ötürü).

Sonra seriyle ilgili çalkantılı dönemler, yayınevi değişimleri, tartışmalar derken uzun bir süre elime alamadım seriyi. Yorumu da bloga yazmamışım, bir daha da fırsat olmamış. Onca zaman sonra bile kitabı çok iyi hatırladığımı fark ettim. Blog ikizim de seriye başladığından yorumumu onunla birlikte girmeye karar verdim. İşte burdayım. ^^

Mac'i çok sevdim. Deli dolu, inatçı, moda düşkünü, kokoş, hazırcevap halleri beni çok eğlendirmişti. Enteresan ve sevilesi bir esas kız. 
Barrons, birçok kişinin öldüğü isim; biliyorum. Büyülü Ayraç'ı örnek verebilir miyim bu isimlere? :p Milyon dolarlık soru Barrons'un ne olduğu sanırım şimdilik. :)
Güçlü ve gizemli bir erkek karakter ama okuduğum kadarıyla Barrons'a vurulmadım henüz ben. Devamında ne olacak göreceğiz tabi ki ama benim ilgimi tek bir isim çekti:
Prens V'lane. 

Dikkat dikkat! Cazibe merkeziyle karşı karşıyasınız. İkizimin de deyimiyle sadece 20-30 sayfa gördüğümüz ama kitabın hem eğlendiren, hem de hayran bırakan karakteri. Lütfen dikkat bayanlar, kendisinin karşısında kıyafetlerinizin üzerinizde kalması çok zor. Çünkü kendisinin özel gücü bu ^^
V'lane'li kısımlarda gerçekten çok eğlendim. Bir sonraki kitaplarda da bolca göreceğimizi umuyorum. 
İkizim de V'lane'i sevdi, sohbetini yapmak çok keyifliydi. 

Kitabın konusu oldukça orijinal. Fae, karanlık ve ışık krallıkları, Sinsar Dubh, güç objeleri, Sidhe-kahinleri, Nulllar gibi birçok orijinal ve iyi işlenmiş karakter ve kurgu... 
Orijinal konusu olan fantastiklere zaten doyum olmuyor. Kitaptaki favori kısımlarıma tekrar göz attım ve yine çok keyif aldım.

Bu arada karanlıktan ve durduk yere tökezleyip umursamadığınız o durumlardan korkmaya başlasanız iyi olur. :3

İlk alıntıdaki zaman yolculuğu göndermesine katılmasam da Anne Rice yapılan şu göndermeye bayıldım: 
"Hatta bazı çevrelerde Malluce ismi neredeyse Vampir Lestat adıyla eş anlamlıydı."
 Anne Rice


Katıldığım alıntı: 
"Bu arada, kitapları filmlerden daha çok severim. Filmler size neyi düşüneceğinizi anlatırlar. İyi bir kitap ise bazı şeyleri hayal gücünüze bırakır. Filmler size pembe renkli evi gösterirler. İyi bir kitap, pembe bir ev olduğunu anlatır ve detayları sizin boyamanıza, hatta belki çatı modelini seçmenize ve kendi arabanızı o evin önüne park etmenize olanak tanır. "

Beni düşündüren alıntılar: 
"Kendimize ait olduğunu sandığımız şeylerde bile bizden gizlenen birçok gerçek vardır. İnsanların büyük çoğunluğu, burunlarının ucundan ötesini görmeden yaşayıp giderler. Bazılarımız ise görür."
--
"Ölmeyi beklersen, ... ölürsün. Düşüncenin gücü insanların sandığından çok daha büyüktür."
--
"Kafamı yeterince derine gömebilirsem bana bakanı göremediğim gibi o da beni göremezdi. İnsanlar kabul etmemek için ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, gerçeklik algıdan ibarettir. Sizi olduğunuz kişi haline getiren, inanmayı seçtiklerinizdir."

Benzersiz ve ilgi çekici bir konusu, güçlü karakterleri olan bir fantastik okumak istiyorsanız deneyebilirsiniz. 

PUANIM: ♥ (4,5)

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

26 Aralık 2014 Cuma

MİM! Panda Aşkına *_*



Geçenlerde (2 hafta o.O) One Better Day'i mim yaparken yakaladım :) Mim hakkında bolca geyik yapınca beni de mimledi ancak yapacak vaktim olmadı; cevaplarımı kendisi ve blog ikizim Kitap Tutkusu biliyor zaten :D Bu yazıdan sonra yazacağım kargo yazısında siz de bolca panda göreceksiniz :p

Mim konusu sevdiğimiz bir şeye, yiyecek içecek ya da herhangi sevdiğimiz bir hayvan türü olabilir ya da her ne isterseniz, sorulara vereceğimiz cevaplara o kelimeyi uyarlamak. ^^


Öncelikle neden bu kelimeyi seçtiğime değineyim :)
Hayvanları seviyorum ve bazılarına duygularım sevgiden de öte böyle hunharca mıncırasım geliyor gibi taşkın davranışlara dökesim geliyor. Kediler ve Kuzgunlar bunlardan ikisi. Küçükken kirpi beslemişliğim olduğu için kirpilere de ayrı bir sempatim vardır ^_^ Kedilerin ve kuzgunların asaleti yanında bir tür var ki şaşkınlığı, şapşallığı ve tatlılığıyla beni öldürüyor :D Üstelik Kitap Tutkusu ve One Better Day'le de özel bir anlamı var pandaların bizim için. Evdeki eşyalarım bile artık bu hayvan üstüne dönmeye başladığı için konumuz: Panda :)



1. Sevdiğiniz beş filmi seçtiğiniz şeyle değiştiriniz.
 1 - Aşk ve Panda (Gurur)
 2 -  Cesaretin Var mı Pandaya? :p (Aşka)

 3 -  Panda Jones'un Günlüğü(Bridget)  
 4 - Yakut Panda (Kırmızı)
 5 - Pandanın Gölgesinde (Geçmişin)



2. Sevdiğiniz dört diziyi seçtiğiniz şeyle değiştiriniz. (İzlediğim çoğu dizi tek kelime olunca büyük bir kısmını eledim:p )



 1 - Panda Who (Doctor)

 2 - Superpanda (Natural)
 3- Black Panda (Mirror)
 4 - True Panda (Detective)


3. Sevdiğiniz bir şarkıyı ve sözünü (şiir de olabilir), seçtiğiniz şeyle değiştiriniz.


Tûtî-i mu'cize-pandayım ne desem lâf değil 

Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil (gûyem)






4. Sevdiğiniz dört kitap ismini seçtiğiniz şeyle değiştiriniz.

 1 - Vahşi Bir Pandanın Kollarında (Lordun)
 2 - Yatağımdaki Panda (Yabancı)
 3 -  Pandalar Şehri (Camlar)
 4 -  Baştan Çıkartan Panda (Aşk)



 Ben de Blog İkizim Kitap Tutkusu'nu  ve Fighting!! ikizlerini mimliyorum ve özellikle benim cevaplarıma şok olan V'lerim Fighting!!'in ne yapacağını merakla bekliyorum *_*

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

23 Aralık 2014 Salı

Aşka Son Bir Şans - Marie Force (The McCarthys of Gansett Island #3)


Kitap Adı: Aşka Son Bir Şans
Yazar: Marie Force 
Orijinal Adı: Ready For Love
Çeviri: Nilgün Birgül
Yayınevi: Novella Yayınları
 Sayfa Sayısı: 336
Basım: Kasım 2014
Seri: The McCarthys of Gansett Island #3

Seri Sıralaması :
#5 Hoping for Love (Evan&Grace)
#6 Season for Love (Laura&Owen)
#7 Longing For Love (Tiffany&Blaine )
#8 Waiting For Love (Adam&Abby)
#9 Time For Love(David&Daisy)
#10 Meant For Love(Jenny&Alex)
#10,5 Chance for Love (Jared&Elizabeth)
#11 Gansett After Dark
#12 Kisses After Dark (Shane&Katie)
#13 Love After Dark (Paul&Hope)




"Ben sana bakarım." dedi burnunu boynuna sokarak. "Bana ihtiyacın olduğu sürece yanında olacağım."
Luke onu saran kollarını biraz daha sıktı. "İyileşmemin kırk ya da elli yıl süreceğini söylüyorlar." :)

Marie Force'un kitaplarını her kapatışımda yoğun mutluluk hissediyorum ve bir sonraki kitabı deli gibi merak ederken buluyorum kendimi. Yazarın kalemine bayılıyorum. Her şeyin dozunda olduğu, bu kadar etkileyici ve keyifli kitapları nasıl yazıyor anlamıyorum.

Önceki kitapları aratmayan, bir sonrakiler için deli gibi heveslendiren bir okuma süreci oldu yine. Ne yazsa okurum kategorimdeki yerini koruyor kendisi.

Yazarın her kitabında bir sonraki hikayelerin temelini atması ve geçmiş karakterlerin devam eden hayatlarını oldukça doğal bir şekilde sunuyor olmasından çok hoşlanıyorum. 
Bu hikayede de çok merak ettiğim Grant ve Evan'dan Grant'ın hikayesinin temellerini attık ve merak katsayım tavan yaptı *_* 
İlerideki kitap karakterimiz Owen da sahneye çıkıverdi. Adam'ın hikayesi ise hepimizi şok edecek gibi duruyor. 

Esas karakterlerimizin dışında 1. ve 2. kitaptaki karakterlerin yaşamları da devam ediyor. Maddie & Mac ve Janey&Joe ikililerinin devam eden yaşamlarına şahit olmak yine güzeldi.
Bunlar dışında ekstra bir hikayemiz daha vardı kitap içinde. Daha önceki kitaplardan tanıdığımız Koca Mac'in en yakın arkadaşı ihtiyar ve aksi Ned'in hikayesi. İç ısıttı resmen. 
Gelelim Aşka Son Bir Şans'a. 



Luke ve Sydney gençlik aşkı idiler. Birlikte büyüdükleri adada aşktan kaçamamışlardı. Tutkulu aşklarına rağmen Sydney okuluna devam edip, varlıklı bir aileden gelirken Luke eğitimine devam edememiş, parasal darboğazlardan kurtulamamıştır. Fakir oğlan-zengin kız hikayesi değil yanlış anlaşılmasın. Luke hasta annesine bakmak için üniversite bursunu da reddedince adada McCarty'lerin marinasında çalışmaya devam etmiştir. Sydney'in ailesi Luke'u hiçbir zaman kızlarına layık görmekle kalmamış, daha iyisini hak ettiğine dair onu işlemişlerdir. Hal böyle olunca Sydney üniversitede tanıştığı Seth'le evlenmiştir. 
Yıllar sonra bir trafik kazasında eşi ve 2 çocuğunu kaybeden Sydney adaya yazı geçirmek için döndüğünde Luke ondan uzak kalamaz. Aradaki engelleri aşıp aşka son bir şans daha verebilecekler midir?

Luke ve Sydney'i sevdim. Luke'un sadakatini, Sydney'in içinde kaybolduğu suçluluk duygusunu çok güzel anlatmıştı yazar. 
Grant'ın hikayesi şu an en merak ettiğim hikaye sanırım ve ne mutlu ki 4. kitapta bizle olacak. 

Sevgiler :*

PUANIM: 

Maddie ve Sydney'in beni güldüren diyaloğu
-Dün gece seni öptü mü?
-Belki.
-Bu bir cevap değil. 
-Şey, bir şekilde kendimizi çimlerin üzerinde yuvarlanırken bulduk.
-Kapa çeneni!
-Sen sordun.
-Sydney beni dinle, dinliyor musun? Luke daha önce olanları aşmış. Aşmasaydı, gerçekten aşmasaydı; seni evine davet etmez ve kesinlikle seninle çimlerde yuvarlanmazdı.
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

16 Aralık 2014 Salı

Kayıp Şeyler Kitabı - John Connolly


Yazar: John Connolly
Çeviri: Zeynep Ünalan
Orijinal Adı: The Book of Lost Things
Yayınevi: Hyperion Kitap
Basım Tarihi: 2014
Sayfa Sayısı: 440
Satın Almak İçin: Kitapyurdu



Aslında bu kitabın kırmızı kapaklı halini çok daha fazla sevmiştim. Ben  Kırmızı Siyah. 
-------

"Hikayelerin canlılığı ise farklıydı: onlar anlatıldıkları zaman canlanırlardı. Onları yüksek sesle okuyan bir insanın sesi veya bir battaniyenin altındaki fener ışığında yazılanları takip eden bir çift göz olmadan, gerçek dünyada hiçbir varlıkları yoktu.  (...) Bu fırsatın ortaya çıkacağı anı beklerken, eylemsizlik içinde bir kenarda dururlardı. Birisi onları okumaya başlar başlamaz değişmeye başlayabilirlerdi. İnsanların hayalleri içinde köklenip okuyanı dönüştürebilirlerdi. Hikayelerin okunmak istediklerini fısıldardı David'in annesi. Buna ihtiyaçları vardı. Kendi dünyalarından bizim dünyamıza geçmeye çalışmalarının nedeni buydu Bizim onlara hayat vermemizi isterlerdi."

---
Kaybettiği şeyleri, kitapların dünyasında arayan bir çocuğun hikayesi... 


David, tüm küçük çocukların ailelerindeki kötü olayların sorumluluğunu kendinde bulmaları gibi annesinin hastalığının yükünü üstlenmişti. O sorumluluğunu yerine getirdiği sürece annesinin iyi olacağını düşünüyordu. Her şeyi bir rutine bağlamıştı, sayılarla yapıyordu. Elini yıkamaktan, kafasını bir yere vurduğunda tekrar vurup çift sayıya tamamlamaya kadar belli bir düzende ve çift sayıda yapıyordu. Üstüne düşenleri yapmasına rağmen annesinin ölmesini önleyememişti. 

Annesiyle David'in arasındaki en özel bağ kitaplardı. Önceleri annesi ona kitaplar okurken, annesi hastayken David ona kitaplar okumaya başlamıştı ama kitaplarla kurdukları o bağ asla kopmamıştı. 
Annesi öldükten sonra David içine kapanmaya başladı, birçok şeyi sorguladı. Bu dünya okudukları kitaplardaki gibi adil bir dünya değildi, iyilik mükafatlandırılmıyordu. O tüm görevlerini yapmıştı ama annesinin iyi olmasıyla ödüllendirilmemişti. 

Üstelik babası başka bir kadınla görüşmeye başlamış; ülkesi savaşın eşiğine gelmişti. 
Sonra David kitapların ona seslendiğin duydu. Onların kendi aralarındaki konuşmalara şahit oldu. Ve kurtuluşu yine kitapların dünyasında buldu. Bu kez hikayelerin içine tek başına adım attı... 

Kitabın anlatımını çok sevdim. Konu zaten ilgi çekici ve şaşırtıcı. Üstüne anlatım da bu kadar etkileyici olunca kendine bağlıyor. Kitapta bolca tasvir ve ayrıntı var. Bazı okuyucuları belki yorabilir bilmiyorum ama ben sevdim! Alıntıları okuduğunuzda aslında demek istediklerimi çok rahat görebilirsiniz. 
Ve kitaptaki akıl yürütmeleri, felsefeyi de sevdim. Basit olaylardan, ufacık cümlelerden yapılan o çıkarımlar beni kitaba daha bir bağladı.


"Bu yeni dünya, baş edilebilmesi çok zor bir dünyaydı. Bütün gücüyle uğraşmıştı. (...) Bütün kurallara uymuştu ama hayat onu aldatmıştı. Bu dünya, hikayelerindeki dünya gibi değildi. Hikayelerin dünyasında iyilik ödüllendirilir, kötülük cezalandırılırdı. Eğer patikayı izler ve ormana girmezseniz, güvende olurdunuz.  Masallardan birindeki yaşlı kral gibi, birisi hastalandığında, o kişinin oğulları hastalığın devasını yani Abıhayat Çeşmesi'ni bulmak için bir yolculuğa gönderilirdi ve oğullardan sadece bir tanesi yeterince cesur ve yeterince dürüst olsa bile, kralın hayatı kurtulurdu. David cesur olmuştu. Annesi de cesur olmuştu. Ancak cesaret yeterli olmamıştı işte. Burası cesareti ödüllendiren bir dünya değildi. David bu konuda daha çok düşündükçe, böyle bir dünyanın parçası olmayı daha az istiyordu."

PUANIM: 
Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

13 Aralık 2014 Cumartesi

Okuma Alışkanlıklarıma Dair Bir İç Döküş





Birkaç tür hariç bana hitap eden çoğu türü okurum. Aile-dram ve Çik-lit / Romantik Komedi bana pek hitap etmez. Ama bu demek değildir ki o kitapları aşağılarım ya da okuyanlara laf ederim. Bu zevk meselesidir ve kimseye yorum hakkı vermez.

Ki ben bile çok nadir aile-dram veya çik-lit türü sevebilirim. Ara ara beni tanıyan ve tarzımı bilip  bu türde kitap okuyan arkadaşlarımın bana önerileri doğrultusunda denemeye çalışırım, onun dışında çok fazla araştırıp okumam. Bu türlerde sevdiğim yazarları takip ederim sadece. Örneğin, Sarah Jio, Sherryl Woods.


Genç Yetişkin(Young Adult) kitapları aslında severim. Ya da severdim mi demeliyim bilmiyorum. Ancak son zamanlarda bir şey fark ettim. Günümüz aşk türü YA'lardan sıkılmışım. Artık o kadar da zevk vermez olmuş. Fantastik YA'lara laf yok onlarla ilişkim son sürat devam ediyor ^^

Zaman zaman bazı türlere ara verdiğim olur. Bir çiçeği uzun süre koklayınca artık kokusunu alamaz olursunuz ya öyle hissederim. O yüzden bir süre ara verir başka kitaplar okurum ki zaten birkaç kitap sonra özlerim, açlığını çekerim. Örneğin arka arkaya delicesine historical romance okuduktan sonra bir süre ara vermiştim. Ardından canımın gerçekten Historical çektiğini fark ettim ve okumaya devam ettim. Ama Genç Yetişkin günümüz aşk kitaplarıyla durum böyle mi pek emin değilim. Önceden görüp konusunu merak ettiklerimi alıp, hevesle okurken artık daha alarga davrandığımı, o kadar merak ve heves hissetmediğimi fark ettim. O yüzden elimde olan, gerçekten okumak istediklerim dışında bir süre Genç Yetişkin aşk kitaplarına ara vermeyi düşünüyorum. Tekrar canım çeker mi, bir gün döner miyim bilmiyorum ama durum şimdilik bu. 

Aynı duyguyu bir de okulda geçen New Adult (Yeni Yetişkin) kitaplarda hissettiğimi fark ettim. Kız yeni bir okula gelir, erkek karakter okulun en popüler çocuğudur ama kimseye aşık olmaz. Kaderin ne büyük oyunudur ki kızımıza aşık olur. Ama ya geçmiş travmalar vardır ya gizli kalan sırlar... Bu kurgudan da biraz sıkılmaya başladım galiba... "Merhaba, Ben Bambaşka Bir Şehirde Yeni Bir Okula Başlayan Kız!" yazısını hatırladınız mı? :p

Kısaca Young Adult romanslardan ve okulda geçen New Adult romanslardan bir süre uzaklaşmayı düşünüyorum. Ama dediğim gibi bu durum kesinlikle bu türlerdeki fantastikleri kapsamıyor *_* Daha önce almış olduklarımı da yeri geldiğinde yavaşça okuyup eriteceğim. 
Son zamanlarda çok fazla Yetişkin Romans okuduğumdan canım Fantastik ve Polisiye çekiyor örneğin :p

Eskilerden bahsetmişken :p


Eskiden bir seriye başlar elimdeki tüm çıkmış kitaplarını arka arkaya okurdum. Artık kaç tanesi çıkmışsa ben başladığımda. Seriden çok fazla uzaklaşamazdım, bir seriyi yarım bırakamazdım. Tüm seri tamamlandıktan sonra seriyi baştan sona tekrar okumayı da severdim. Evet, sevdiğim kitapları ve serileri tekrar tekrar okurum ben. Ama okuduğumuz seri sayısı fazlalaştıkça ve çıkış süreleri arasındaki zaman uzadıkça artık ne eski okuduklarımızı tekrar okumaya vakit kalıyor, ne de serileri arka arkaya okumaya. Ve bu bolluk hissinden sanırım, artık serileri yarım bırakabiliyorum. Cidden devamını merak etmediğim, can sıkan serileri içim acımadan bırakıveriyorum. Ama hala kitap yarım bırakamıyorum :(  Bir kitap yarım kaldığında ne kadar sevmemiş olursam olayım karakterler, olaylar orada donuvermiş gibi hissediyorum, ben de eksik kalıyorum sanki. O yüzden zorlaya, sızlaya bitiriyorum. 

Türleri karıştırarak okumayı severim. Önceden okuduğum klasiklerin, araştırma inceleme kitaplarının, felsefe/psikoloji kitaplarının arasına fantastik, polisiye, aşk kitapları almaktan hoşlanırdım. Blogu ilk açtığım dönemden beri eski okumalarımdan biraz uzaklaştığımın farkındayım. Yine zaman zaman ilk saydığım türleri okuyorum ama çok fazla bloga yansıtmıyorum, ara ara :p 
2 seneden sonra eski alışkanlığıma tekrar yöneldiğimi fark ettiğimden blogda da sıkça yorumlayabileceğimi düşünüyorum. 



Sonra Beyaz Dizilerle ilgili bir tespitte bulundum kendi adıma. Beyaz dizilere nasıl başladığımı blogda çok fazla anlattım. İlk yazım bile bunun üzerineydi. Beyaz Dizilere dair tüm yazılarımı okumak için TIKTIK! Yolda okumak için aldığım Beyaz Diziler hep cep boy 80-90'lı yılları anlatan, nostalji kokan kitaplardı. Bol bol Harlequin Romance ve Gelişim Beyaz Dizi almıştım o dönem. Şimdi evimde 500'e yaklaşan sayıda Beyaz Dizi var. Beyaz Dizilere cep boy, nostaljik hikayelerle başlayınca ve okuduğum en az ilk 200 Beyaz Dizi böyle olunca zihnimde o şekliyle yer etti. O yüzden her ne kadar şu an güncel çıkan Beyaz Dizileri okusam da hep eskileri aradığımı fark ettim. 
Güncel BD'lerde de sevdiklerim ve sevdiğim yazarlar var ama işte o kızların tuhaf gömlekler, etekler giydikleri; adamların "Ne oluyorsun kuzum?" diye hitap ettikleri (bu yazıdan sonra yayınlayacağım Sevda Kafesi yorumunda göreceksiniz:p), kızları alıp aniden pikniğe götürdükleri, cep telefonu gibi lükslerin olmadığı o Harlequin/Beyaz Dizi dünyasını daha çok sevdiğimi fark ettim. Elimde güncel BD'ler olsa da eskilerin bir sıralamasını yapıp, okudukça linkleyeceğim bir yazı yazacağım. 

Son dönemlerde en çok özlediğim türlerden biri Fantastik kitaplar. Şöyle aşkla-meşkle vakit kaybetmeyen dibine kadar bir fantastik okumak istiyorum. Bir yandan canım Anne Rice çekiyor. Bir de polisiye özlemim var, ama güncel değil klasik polisiye. Agatha Christie'ye ya da Peder Brown'a el atabilirim. 

Böyle demediğinizi umuyorum -_-


Uzun zamandır kafamı kurcalayan birkaç şeyi anlatmış, bir nevi iç dökmüş oldum. Aslında bu yazının taslağını bir ay önce yazmıştım. Toparlamaya yeni fırsat oldu. Çok da toparlamış sayılmaz, düşünce silsilesi olduğu için daldan dala bir yazı oluverdi. Bahsedeceğim bir şeyler daha varmış da unutmuşum gibi geliyor şu an. 

Umarım sıkılmamışsınızdır. Sizin son zamanlarda okuma zevkinizde bir değişiklik oldu mu? 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!