29 Ağustos 2013 Perşembe

Mimlenmişimmmm - Hemi de ilk kez! :)



Blog ikizim Kitap Tutkusu beni mimlemiş. Bu benim ilk mimim oluyor. Hakkat neden mimlemiyorsunuz arkadaşlar beni? :p

Sorular beni biraz huylandırdı, mimlendik derken fişlenmeyelim :p
Benim hakkımda cidden bir şeyler merak eden var mı merak ettim. 
Sorulara geçiyorum :) 


Ben Kimim? 

Cevaplaması en zor sorulardan biri aslında tüm felsefe ve insanlık tarihi boyunca:) Demografik bilgi vermek en doğrusu sanırım. 
Karlı ve soğuk bir aralık akşamı dünyaya gelmişim diye çok da başlara gitmeyeceğim tabi ki :p 22 yaşında, İstanbul'da yaşayan biriyim. Taze psikologum... 

Blogumun adı nereden geliyor?

Ben Her Neysem O kısmı temel kişilik özelliğimi tanımlıyor. Doğru veya yanlış, sadece kendi düşünce ve fikirlerimi yazıyorum... Kütüphanemden Kitap Manzaraları ise Nazım Hikmet 'in Memleketimden İnsan Manzaraları kitabından esinlenilme...



Blog açmaya nasıl karar verdim?

İlgi alanlarım çok geniş. Hemen her şeyi karşı deli bir öğrenme merakım var. Kitap okumak ise benim bir numaralı hobim ki hobi bile diyemem olmazsa olmaz tutkum. Ve çevremde bu tutkumu paylaşacak kimsem yoktu. Bu nedenle hem okuduğum kitapları unutmamak -bir tür arşiv tutmak-, hem de  bu tutkumu paylaşmak amacıyla blog açtım. Bana göre iyi de oldu, çok kaliteli insanlarla tanışmama vesile oldu... 

Kişiliğim?

Arkadaşlarımın sonradan bildirdiğine göre ilk tanışmada hep soğuk görünmüşümdür ama genelde esprili ve neşeli biriyimdir. Gerektiği konularda da ciddiyetimi takınmayı bilirim. Konuşkan ve aynı anda bir sürü işi bir arada yapmaya meyilli, yeni şeyleri denemeye bayılan ama alışkanlıklarından da kolay kolay vazgeçmeyen biriyim. Yakınımdakiler hep 'Hem bu kadar deli dolu , hem bu kadar aklı başında nasıl olunur?" derler ama doğru mu ve de iyi bir şey mi bilemeyeceğim :p

Hoşlandıklarım?

En başta kitap okumak geliyor. Rüya görmeyi çok severim. Ne kadar uçuk olursa olsun yeni şeyler denerim ( Yemek, İçecek, Gidilecek tuhaf yerler, Müzik...) , tuhaf bir zevk alırım bundan.  Dil öğrenmeye çalışmayı seviyorum. Akla gelen her şeyler ilgili defter tutarım. Saçmalamaya kaçmadan K-Pop ve K-Drama'yı çok severim. Anime ve Manga'lardan hoşlanırım. Genelde bu tuhaf hoşlantılarımı karşıdaki ilgilenmese bile heyecanla insanlara anlatırım :) Bir ara online oyunların (Fantasy MMORPG lerin) müdavimi ve aranılan insanıydım :) Kafamda kurgular oluşturup bir şeyler yazmayı da severim. Sanırım bu liste böyle uzar gider :) 

Hoşlanmadıklarım?

İki yüzlü, kibirli, çıkarcı, sinsi, insanları sevmem, asla da anlaşamam...
Super Junior'daki Siwon'u sevmem :p
Her türlü müziğe şans tanırım ama arabesk ve arabesk rapten hiç ama hiç hoşlanmam. Güneşle pek aram yoktur, direk güneş ışığından hoşlanmam. Sonbahar kış insanıyımdır. 

En Çok Sevdiğim Makyaj Malzemesi?

Makyajla pek aram yok. Yapacaksam çok hafif makyaj yaparım. Düğün makyajı tarzı Marshall'ın sponsor olduğu makyaj tipini hiç sevmem. Hafif ruj, Rimel, Eyeliner ve nadiren pudra bana yeter. En çok ruj -hafif olmak şartıyla- severim.

Çantamda olmazsa olmaz?

Cüzdan ve telefonla dünya gezilir :) Ama kitabım ve kulaklığım da olmadan asla! :)

En Son Okuduğum Kitap?

Okuyan Kızlar Kulübü'nün yeni tur serisinin ilk kitabı "Yakut Kırmızı" . Woaw diye tuhaf bir nida çıkarabiliyorum sadece ! :)

İkizime teşekkür ediyorum. İsteyen herkes alıp yapabilir arkadaşlar. Biraz daha fazla tanıdığınız benden umarım soğumamışsınızdır :p

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Sherlock Holmes El Kitabı - Ransom Riggs


*Pozitivist ve akılcı bir mesele üzerine yazılmış bir kitabın resminde fal kapatılmış bir kahve fincanı! Skandal! Gerçekten benim değil :) *

 Kitap Adı: Sherlock Holmes El Kitabı
Yazar: Ransom Riggs
Orijinal Adı: The Sherlock Holmes HandBook
Çeviri: Nazlı Ceyhan Sümter  
Yayınevi: Nemesis Kitap
 Sayfa Sayısı:  222  
Basım: Nisan 2013

Biraz daldan dala bir yorum olacak idare edin :)   N'apayım yorumlarımı içimden geldiği gibi ve hiçbir baskı altında kalmadan düşündüğüm şekliyle yazmayı seviyorum. Blog yazmaktan keyif alıyorum, bir yandan da ciddiye alıyorum. Özellikle de benim yorumuma güvenip bir kitabı almaya ya da almamaya karar verecek kişilere karşı sorumluluk hissediyorum. Sonuçta hepimiz kitap almaya belli rakamlar ayırmaya çalışan insanlarız. İçimizde öğrenci, ev hanımı, işsiz olanlar var ve kimse bir kitaba boşa para vermek istemez. O yüzdendir ki ben elimden gelenin en iyisini yapıp yine içimden geldiği gibi yazmaya devam edeceğim.

Ama hemen bir yasal uyarı yapayım!

Yasal Uyarı: Sherlock Holmes okumadan en azından bir kısmını okumadan, tekniğe aşina olmadan bu kitabı okumamanızı öneririm. Ama o dünyaya daldıysanız kesinlikle okumalısınız derim.

Bu kitap yurt dışında çıktığında inanılmaz heveslenmiştim ve hemen çevrilsin istemiştim. Hatta bazı yazılarımda isyan etmiştim. Sonra harika bir haber olarak Nemesis'in kitabı bastığını duymuştum. Ne sevinç, ne sevinç... Darısı How To Think Like Sherlock Holmes'ün başına... 

Nasıl dedektif olunur? Bir dedektif ne yapar? Nasıl düşünür? Sherlock bu vakaları nasıl çözüyor? Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi? :p Tüm bu soruların cevaplarını öğrenebilirsiniz...   Kitabın içindekiler kısmını daha önce yayınlamıştım ama tekrar vereyim...  



 Kitaptan inanılmaz keyif aldım. Birkaç saatte bitirilecek kadar akıcı ve zevkli. Sherlock'un akıl yürütmeleri üzerine alıntılar da yaparak tüyolar veriyor. Bir Sherlockian'ın kesinlikle okuması gereken bir kitap diyebilirim. Hikaye şeklinde değil daha çok maddelendirerek ne- nasıl yapılır üzerine bir kitap. Daha teknik yani ama dil hiç teknik değil bu yüzden açmakla kapamak yani bitirmek bir oluyor. Dönem ve Sherlock'un bazı maceraları üzerine de güzel detaylar bulabilirsiniz. 

Kitabın sonunda belki okuduklarınızın hiçbirini uygulayamayacağınızı fark etseniz bile, keyifli bir kitap. Önerilir :) 

PUANIM: ♥ 
Kitabı çevirdiği için bu da Nemesis'e : ♥ 




ALINTILAR

Bir mantık bilimcisi, bir su damlasına baktığında onun Atlas Okyanusu'na ya da Niagara'ya ait olma ihtimalini, her ikisini de daha önce görmemiş olsa da göz önünde bulundurur. Hayat büyük bir zincirdir ve biz ona tek bir halka eklediğimizde bile doğa değişir.

---

Holmes: "Sizi takip ettim."
Şüpheli: "Ben kimseyi görmedim."
Holmes: "Takip edildiğinizde olması gereken de budur zaten." 

OKK Tüm Zamanların İçinden Geçer!!!

Harika bir seri!
 Evet,evet tek kitap değil; seri!
 Çok yakında Okuyan Kızlar Kulübü'nde!
 Bizden ayrılmayın :) 


27 Ağustos 2013 Salı

Tatlı Bela - Jamie McGuire ve Bir Kitaptan Soğutuluş Hikayem


 Kitap Adı: Tatlı Bela
Yazar: Jamie McGuire
Orijinal Adı: Beautiful Disaster
Çeviri:  Boran Evren
Yayınevi: Yabancı Yayınları
 Sayfa Sayısı: 427  
Basım: 2013


Bu benim bir kitaptan nasıl soğutulduğumun hikayesidir... 

Kitap ilk çıktığında güzel kapağı ve ilgi çekici hikayesiyle dikkatimi çekmişti. Ve alınacaklar listeme de eklemiştim. Sonra kitapla ilgili yorumlar okumaya başladım, çünkü merak ediyordum...  Yorumları okuduktan sonra kitabı listemden sildim. Neden?

Sadece Travis'i baz alarak yapılan 'öldüm bittim'li çocukça yorumlar yüzünden. Tamam, ben de dahil olmak üzere çoğumuz bir kitap karakterine vurulup bu tarz şeyler yazıyoruz. Benim lafım kesinlikle buna değil, yanlış anlaşılma olmasın lütfen. Demek istediğim kitapta Travis'ten başka kimse yokmuşçasına yapılan yorumlar. Sadece Travis'in kasları, dövmeleri yok bu kitapta sonuçta, değil mi? Hoş öyle bile olsa, anlatımını, çeviriyi, üslubu irdeler insan. "Vampir Günlükleri'ni sadece Damon için izliyorum." diyen birinden farkı yok benim gözümde. Bazen fazla ateşli yorumların insanı soğuttuğu ciddi bir gerçek. Eminim benim gibi fazla popülerleşen kitaplara böyle soğukluk hissedenler vardır. Oh, konuştum rahatladım. :) 

İşte bu ahval ve şerait altında kitapla arama biraz mesafe koymaya karar verdim. Evet, yine de okumak istiyordum ama aradan biraz süre geçmesini bekleyecektim. Sonra -uzun bir süre sonra-  kitabı indirimde görünce dayanamadım aldım. Biraz daha bekledikten sonra nihayet elime alabildim. 

İlk cümlem okurken: "Abartıldığı kadar da değilmiş ya!" oldu. 
Zaten beklentiyle başlamanıza neden oluyor bu yorumlar, bu da beğeniyi düşürüyor. Aslında kitap kendi tarzında -new adult- hiç fena bir kitap değil. Ama bana göre abartıldığı kadar da değil.  Şimdi neden böyle irdeleyelim :) 

ABBY

Kitabın arka kapağında Abby'den fazla iyi bir kız gibi bahsediliyor. Açıkçası ben buna katılmıyorum. Hele içki kullanmıyor falan! Bu kız kitap boyu kaç kere sarhoş oldu, uhuu... Karanlık geçmişiyle arasına mesafe koyduğu söylense de sadece iyi olmaya çalışıyor diyebilirim Abby için, geçmişten bir çok huyunu devam ettiriyor bence. Neyse kızımız can sıkıcı geçmişinden kaçmak için gelmiş bu diyarlara, arkadaşı America'yla -nam-ı diğer Mare-  . Ama hiçbir şeyi arkada bıraktığı yok yani... Hele saçma sapan, gelgitli davranışları insanı insanı sinir krizine sokabilir, dikkat!


TRAVIS

Kendisi bir bad-boy , sözde! Dövmeler tamam, yaralar tamam, karanlık görünüş tamam, kızları sadece tek gecelik kullanıp atmak -terbiyesiz, rezil- tamam, bahisle dövüşme tamam... Bütün bunlar Travis'in ilk etapta kötü çocuk imajını güçlü göstermeye yetiyor tabi. 

SHEPLEY

Travis'in aynı evde yaşadığı kuzeni, America'yla sevgililer. Travis'i kollayan, Mare'i deliler gibi seven , kitaptaki herkesten daha stabil olan karakter... 

AMERICA

Abby'nin geçmişini arkada bırakmasına destek olmuş, Abby'e karşı inanılmaz anaç ve sahiplenici, normalde deli dolu, Sheply'le sevgili olan, arada cadı tırnaklarını çıkaran yan karakter. Sheply'le oldukça iyi bir çift bence. 

TRAVIS&ABBY

Yukarıda bireysel yazdığım özellikleri bu ikili bir araya geldiğinde lütfen unutun! Travis anaç ve kılıbık, hanımevladı ağlak bir genç. Abby de içip içip sapıtan; bugün çok seviyorum deyip, yarın olmuyor diyen tuhaf bir tipe dönüşüyor. Kısaca kendilerini çift olarak çok yadırgadım ben.

----

Genelden bahsedersek kitabın anlatımının akıcı olduğunu kabul ediyorum ama kitapta hiç "Vay be!" dedirten, heyecan oluşturan bir olay yoktu. Bir kaç kere heyecan yaratmak denenmiş ama
ama malesef başarısız ve vasat olmuş. Günlük olaylar üzerine ve bir ayrık, bir barışık aşk sahneleri üzerine kurulu tüm kitap. Bu da tekrar ve sıkıcılık demek... Kitabın ilk yarısını daha çok sevmiştim. İkinci yarısı gereksiz uzatmaydı.  

Travis için de ölüp bitemedim malesef. Sıradan bir kitap karakteri olarak kaldı benim için. Özellikle orta kısımlarda bir yerde iyice sinirlendim ona. Bahisli bir dövüşe davet edebilirdim o derece...  Çok fazla kişilik değiştirdi, ben adapte olamadım bu nedenle bir türlü karaktere. 

Peki kitapta hiç mi sevilecek bir şey yok? Var tabi ki. 
 Travis'in Abby'e "güvercin" diye hitap etmesi de hoş ayrıntılardandı. Travis'in erkek kardeşlerini ve babasını çok sevdim. Böyle samimi ve curcunalı aileleri seviyorum. İki farklı karaktere sahip insanın bir araya gelme çabalarını okuduğum kısımlarını da sevdim. 

Sonuç olarak benim için orta karar bir kitaptan öte gidemedi. Bakalım 2. kitap nasıl olacak... 

PUANIM: 

ALINTILAR:

"Benim evim sensin."

---

Parker'a hala onun olduğumu kanıtlamak istemişti. Onun. Boş odaya, "Ben kimsenin değilim!." dedim. Az önce söylediklerimin tam olarak ne anlama geldiğini anlattıkça geceden gelen keder üstüme çöktü. Ben kimseye ait değildim. Hayatımda hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim...  

25 Ağustos 2013 Pazar

Bir Şarkıyla Aşk Yaşıyorum!!!

Şarkıyla da aşk yaşanır mı demeyin lütfen! Öyle bir şarkı bu, söyleyenin -Hong Ki- sesi harika... Alışveriş listesi okusa, hatta küfretse bayık gözlerle dinlerim, o derece :) Müzik alıp götürüyor ve o iniş çıkışlar, o isyan edercesine acılı söyleyiş beni allak bullak ediyor. Tamamen coşuyor ve bir yandan da tamamen melankoliye  hapsoluyorum. Bir nevi aşk gibi... Nerede olursam olayım, sessizce dudaklarımı oynatarak da olsa eşlik ediyorum...

Şarkı bu!

<

Türkçe altyazılı versiyonunu yüklüyorum, sözleri de ne kadar içten görün diye... Hele "Neon Nappeun Yojaya aiya" kısmıyla bitirip, aniden "Nan Nappeun Namjaya aiya" diye geçiş yaptığı yerde ölmek istiyorum! 



Hele de bugün Ülker Sports Arena'nın önünden geçtim, kulağımda da bu şarkı varken... Nasıl heyecanlandım anlatamam. Bambaşka bir duygu, yaşamayan bilemez... 

Bakın bu da mutluluğun resmi :) 





Neyse ben aşkımla yani şarkıyla biraz daha vakit geçireyim. Mıncırdım yanaklarınızdan :)

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Hangi Dizilere Başladım? Hangileriyle Anlaşarak Ayrıldık?




Çok tembel bir bloggerım ben çok... Bazen aklıma bir konu geliyor, bunu blogda yazarım diyorum. Ki defter tutmayı, karalama yapmayı çok severim. Aklınıza gelen her şeyle ilgili tutulmuş bir defterim kesin vardır, bu yüzden de kırtasiye malzemeleriyle aram çok iyidir. Aaa, bakın bir ara da defterlerimle ilgili bir yazı yazayım en iyisi :) 

İşte günlük karalamalarımı yaptığım defterimin bir köşesinde de blogda yazacaklarımın listesi vardır. Tee ilkbaharda not almışım yeni başladığım, yarım bıraktığım dizilerden bahsedeyim diye, uhuuu zaman su gibi geçmiş. Yeni olarak hangi dizilere başladım, hangilerini yarım bıraktım? Kısa kısa olacaktır... 




Da Vinci's Deamons

İlk bölümlerinden beni içine çeken, harika bir dizi. Tarih ve mistik öğeler bir arada. Zaten Da Vinci gibi anlaşılamamış bir dahinin hayatının anlatıldığı dizi de ancak böyle olur. Başrol yani Da Vinci'ye hayat veren oyuncu Tom Riley cidden harika bir seçim olmuş. Evet, evet biliyorum, görünüş falan olarak Da Vinci'yle alakası bile yok, popüler bir dizi karakteri tipinde. Ama nedense bana çekici gelen bir yanı var. 
Yanındaki arkadaşlarını da beğendim, zevzekler. :) Bir kere dizinin başlangıç jeneriği ve müziği harika, her bölüm başı yeniden izliyorum... Donati ve Medicilere kıl oluyorum. İlgi çekici bir şey de şu ki Da Vinci bir şey düşünürken zihnindeki yansımaları o kadar güzel vermişler ki bayıldım. Resmen düşüncelerini görebiliyorsunuz. Turk bile var dizide, akıl hocası. Daha ne diyeyim size. 



Son olarak da Girolamo Riario. İşte bu karaktere hastayım ulen! Ergen moduna geçeyim hemen :) Kötü çocuk sevgisi işte çok yazık. Kısacası, bu dizi benim senenin çok beğendiğim dizilerinden biri ve devam edeceğim :)



Hemlock Grove

Fantastik yapımlara bayılıyorsunuz ama çok mu ergence buluyorsunuz mevcut yapımları? O zaman bu dizi tam size göre! Karanlık ve gothic bir havası olan bir Upir&Kurtadam hikayesi. Upir lafına bittim bu arada :) 



Ve de kim oynuyor derseniz, bitli pireli kurt adamı geçersek ve diğer enteresan karakterleri upirimiz Bill Skarsgard!! True Blood'ın Eric'i diye tanıdığımız Alexander Skarsgaard'ın kardeşi yani. Bayıldım kendisine. Ailecek oyuncu anam bunlar ama boynuz kulağı geçecek gibi duruyor. Bu diziye de devam!


Hannibal

Klasik hikayeyi hepiniz biliyorsunuzdur... Klasik hikayenin dizi versiyonu ve oldukça çekici, etkileyici bir dizi. Karanlık yanı olan dizileri seviyorum. Buna da devam!



The Vampire Diaries
İlk sezonlarda çok beğenmiştim diziyi. Hele de buz soğukluğundaki sıkıcı ve saçma kitaplarından sonra cennet gibi gelmişti. Ama 3. sezonda sıkılma sinyalleri vermiştim bile. Diziye kuzenimle başladığım için, onun zoruyla 4. sezonun sonunu zorladım üfleye püfleye. Ama artık ergenleşen diziye dayanamıyorum. Ya da dizinin ergenlerin hücmuyla kendinden soğutması mıydı bilemiyorum ama çok salaklaştı diyebilirim. Stephencı geçinirdim başlarda, şimdi iki kardeş de ölebilir umrum olmaz :) Originalları çok sevdim ben. Klaus ve özellikle Elijah'a bayılıyorum. Adamlar cool. O yüzden diziyi izlemeyi bırakıp, yan dizi olacak olan Originals'a başlamayı düşünüyorum. 



Revolution
Aman aman ne heyecanla bekledim ve başladım bu diziye anlatamam... Tüm dünyada elektrikler bir anda gidiyor düşünün! Bir daha da gelmiyor, gelemiyor. Tam bir kaos ortamı ve kendi kurallarını koymuş topluluklar. Babasını arayan bir kız ve bayağı uçarı bir amca rolünde şok şok Bella'nın babası :D Buraya nasıl bağladım ben de bilmiyorum, benim gibi hayal kırıklığı yaşayın istedim sanırım. Distopya oluşu , o mücadele fikri beni çekmişti ama pratikte o kadar çok etkilenmedim . Çünkü esas kızı bir türlü sevemedim. Yan karakterlerden şaka gibi ama bir tek Bella'nın babasını sevdim. Nerede o hantal polis memuru, nerede bu cool amca :) Çok merak ettiğim bir kaç olay olmasına rağmen 2. bölümde bıraktım diziyi. Boş bir zamanımda dönebilirim gibi...

Person of Interest, Suits, Lie To Me, Fringe ve Being Human izlediğim, izlemeye devam etmek istediğim halde izleyemediğim diziler oldular malesef... Ama onlara devam edeceğim :) 


19 Ağustos 2013 Pazartesi

Kitap Alışverişi ve Ufak Bir Şeyler :)


Merhabalaaar :) 
Yazacağım onlarca post olmasına rağmen, ben gittim yine kitap postu yazıyorum, çünkü yine kitap aldım :p


Yine bir sürü alakasız kitabın bir araya geldiği bir alışveriş oldu bu... Crossfire serisinin 3. kitabını alarak seriyi tamamlamış bulunuyorum. Evet ben ŞU yazımda serinin ilk kitabını yerden yere vurmuştum. Ancak 2. kitabı da 1. yi okumadan almış bulunduğum için ve yarım bırakamama hastalığım olduğu için ve de fiyatı uygun olduğu için aldım...  Oyh yazarken yoruldum :p

Muhteşem Gatsby'nin filmi de çıktı bilirsiniz... Daha izlemedim tabi ki. Ama yine indirimde bulunca alıverdim.
Kedicik serisini tamamlama girişimim de belli oluyordur :)


Haruki Murakami abimizin adından dolayı özellikle ilgimi çeken kitabını da aldım, yolda az göz gezdirdim de cidden hoş bir kitaba benziyor. 


Ve son olarak bir Beyaz Dizi aldım :)) Sonsuz Yaz! Bu kitabı zamanında o kadar çok aramıştım ki resmen karşıma çıktı! Resme tıklayıp arka kapağını okuyabilirsiniz...

Bu arada gezdiğim kitapçılarda bol bol Fmarsal kitaplarına rastladım. Bu Kadıköy Alkım'dan:


Bu da Kadıköy Akmar'dan



 Ayrıca yolum bugün Migros'a düştü! Epsilon'un kitaplarında 7.95 kampanyası vardı şekilde gördüğünüz gibi... 



Tabi ben kitap almadan durur muyum :) Beni iyi tanımışsınız... Bunlar da historicallarım... 


Ve sıcaktan bunaldığım zaman da bunu denedim! Ne zamandır aklımdaydı, Doğadan'ın soğuk bitki çayları.  Nasıl mı buldum?


Bitki çaylarını sevmiyorsanız uzak durun. Bitki çaylarını seviyor, şekersiz içemiyorsanız uzak durun derim. Bitki çaylarını çok seven ve şekersiz tüketen bana göre hiç fena değildi, iyi geldi. Ancak içinde sinameki olması beni düşündürdü çünkü çok fazla tüketmek pek iyi değil. Belki ara ara elim gider ama daimi içeceğim olacağını sanmıyorum :) 

Benden haberler böyle canlarım :) 
Sevgiler... 



17 Ağustos 2013 Cumartesi

OKK 7. Blog Tur - Mutluluğun Öteki Yüzü - Sere Prince Halverson YORUM





 Kitap Adı: Mutluluğun Öteki Yüzü
Yazar: Sere Prince Halverson
Orijinal Adı: The Underside of Joy
Çeviri: Simge Ölmez
Yayınevi: Arkadya Yayınları
 Sayfa Sayısı:  392
Basım: 2013

TEK CÜMLEYLE iFADE ETMEK GEREKİRSE: 

Mutluluk asla saf, derin ve göz kamaştırıcı değildir, 

hep derin acılarla birlikte gelir... - Ben Her Neysem O


Kitabı okurken durakta yanıma gelip, kitabın ismini sorup sonra : "Mutlulukmuş, peh! Mutluluk diye bir şey yok! Az daha yaşın ilerlesin sen görürsün mutluluğu!" diyen teyzeye inanmamakla büyük hata etmişim. :p

Ama öncelikle kitabın tasarımına bayıldım, Arkadya bu konuda çok özenli... Kapak, iç kapak, püsküllü ayraç... Çeviri oldukça başarılıydı. Bu nedenle başta kitaba sempatiyle yaklaştım. Ancak daha ilk sayfalarda esas kızımız Ella'nın 3 yıl önce evlendiği, 2 çocuğu olan Joe ölüyor. Ve kitap Ella'nın yaşamına devam etme çabasını konu alıyor. Tabi bu çaba öyle sakin bir yas dönemini içermiyor. Kocasının ölümünü atlatamadan çocukların annesi Paige çıkıyor ortaya, sonra dükkanlarının büyük borç batağında olduğunu öğreniyor Ella. Bu şartlar altında Ella birçok yandan kuşatılmış oluyor. Sonra ortaya çok daha büyük sırlar çıkıyor tabi ki... 



Kitapta bu tarz entrika ve heyecan dinmemesine rağmen ben okurken malesef çok sıkıldım... Türe karşı zaten aşırı bir sevgim yok, evet ama bu kitap beni çok bezdirdi okurken... Zaten ilk sayfalardaki şok, tüm moralimi alt üst etti. Yas döneminin işlenmesi ilgimi çekmişti, o yüzden okumaya devam ettim. Ama sonraki olaylar  üst üste gelince, sanki ben boğuldum o sorunlar altında... Ama beni en en çok sıkan şey Ella'ydı. Kitap birinci ağızdan, Ella'nın gözünden anlatıldığı için onun kafasının içinde olmak boğdu beni. Düşüncelerinin akışı çok rahatsız ediciydi, bu yüzden kitabı okurken çok zorlandım... Hele sonlara doğru işler çığrından çıkarken bile -yani nefes kesici sahnelerde bile- benim derdim Ella'ylaydı :)  Tüm karakterlerin ne tamamen haksız, ne tamamen haklı olduğu, bu yanıyla gerçekçi; Ella'nın zihninde olmanın ise insanı yorduğu bir kitaptı kısacası...


Beni tatmin etmeyen, aksine boğan bir kitaptı, tur arkadaşlarım genel olarak  beğenmiş olsa da :)

PUANIM:  

ALINTI

Ne de olsa en derin yaralar, zamansızca kanamaya meyilli olanlardır. 

----

Arkadya Yayınları'na teşekkürler :)


16 Ağustos 2013 Cuma

Ölümün Öteki Yüzü: YAS




Merhabalar :)
Kitapla ilgili yorumum yarın gelecek ancak şunu söylemeliyim ki kitaba başladığımda ilk dikkatimi çeken ve merakımı uyandıran şey kitaptaki yas sürecinin nasıl işleneceğiydi. Spoilerdan saymıyorum kitabın en başında Elle'in eşi Joe vefat ediyor ve Elle üvey çocuklarıyla baş başa kalıyor. Sonra daha yas sürecini yaşayamadan bir sürü sorunla baş etmek zorunda kalıyor. İşte o sorunlara girmeden kitabın en başındaki o ölüm ve sonrasındaki yas sürecine değinmek istiyorum... Tabi bunu makale gibi soğuk bir tarzda değil kitapla bağlantı kurarak kısaca yapmak istiyorum.

Yas sürecinin yaşanması kişiye, ölen kişiye, nasıl öldüğüne, kişi ve ölen kişi arasındaki ilişkiye kadar bir çok değişkenden etkilenir. Yani herkes aynı yoğunlukta ya da aynı şekilde yas tutmaz. Ama ölüm haberini aldıktan sonrasını kapsayan yas sürecinin evreleriyle ilgili kabul gören bazı aşamalar vardır. Bakalım kitap bu bilimselliğe uygun ilerlemiş mi?  

İnkar ve Şok: Haberi alan kişi önce şok yaşar ve ardından bu haberi inkar eder.  "Ölmüş mü? Hımm, peki." diye bir tepki verilmesi görülmemiş bir şeydir. Kişi yaşadığı şokla bu acıyı kabul etmek yerine "Hayır, olamaz." şeklinde inkar eder. Kitapta da ölüm haberini alan Elle önce haberi verecek kişinin günlük rutinindeki farklılıktan olayı tahmin  etse de hemen zihninden kovar bu düşünceyi. Ardından asıl haberi aldığında bile  suya düşerek öldüğü söylenen kocasının iyi yüzme bildiğini, sudan çıkacağını söyleyerek onu sıcak tutacak şeylerle bekler. Bu da inkara örnek gösterilebilir. 


Öfke: Bu öfke kişinin kendine yönelik, hayata/kadere yönelik ya da ölen kişiye yönelik olabilir. İnkar işe yaramayınca, kayıptan dolayı insan öfke duymaya başlar. Kitapta Elle 2 tür öfke gösteriyor. Önce kendine, sonra ondan bir şeyler sakladığını öğrendiği Joe'ya karşı. 

Ardından gelen pazarlık ve depresyon süreçlerinden sonra kişi kabullenme dönemine girer... Kitaptan örnek veremiyorum, spoiler olmasın diye. Bakalım Elle bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatacak mı?


Kişinin rollerinin değişmesi, sorumluluklar gibi konularda sıkıntı yaşasa da Elle'in bu durumu çocuklara nasıl açıklayacağı da benim için bir merak unsuruydu. Çocuklardan birinin 5 yaşından küçük, diğerinin 5 yaşından büyük olması verilecek tepkileri de değiştiriyordu tabi ki. Elle'e çoğu yönden kızsam da ölümü çocuklarla konuşma şeklini  doğru buldum. Öncelikle çocuklara; "Babanız uyudu. Başka bir yere gitti. Melek oldu, cennete gitti." gibi çocuğun kafasını karıştıracak ifadeler yerine durumu direk açıklaması  artı puandı. 5 yaşından küçük olan çocuğun ölümü algılaması yaşına göre olacağından babasının döneceğini düşünmesi normaldi. Ağlama durumunun film vs şeylerle tetiklenmesi de o yaş için olağandı. Yazar bunlara da yer vermişti bunlar da artı puandı. 

Elle'i ben pek sevemesem de yas sürecinin işlenişini en azından ilk kısımlarda doğru bulduğumu, takdir ettiğimi söyleyebilirim... Umarım sıkıcı ve monoton bir yazı olmamıştır. Sevgiler :) 

15 Ağustos 2013 Perşembe

OKK 7. Blog Tur - Mutluluğun Öteki Yüzü - Sere Prince Halverson - Tanıtım/Takvim/Önokuma/Çekiliş


Merhabalar,
Okuyan Kızlar Kulübü 7. Blog Turuyla karşınızda... 

Sere Prince Halverson'ın Mutluluğun Öteki Yüzü'nü okuduk ve bakalım neler düşündük? Ne çalışmalar yapacağız?


"Gerçek mutluluk nedir, nerededir?
Peki, onu bulmak için ne kadar ileri gidebilirsiniz?"




Kitabın tasarımı ve detayları yine bir Arkadya harikası :) Kapak, kapaktaki minicik resimler, içteki o güzel desen ve slogan, mor püsküllü ayraç, her bir detay ince ince işlenmiş yine.  

ÖNOKUMA:





KİTABI 2 KİŞİYE HEDİYE ETTİĞİMİZ ÇEKİLİŞİMİZ:





TUR TAKVİMİMİZ:

15 Ağustos 2013 
Tanıtım/Takvim/Önokuma/Çekiliş Duyurusu

16 Ağustos 2013
The Reading Lady - Yabancı Ülke Kapakları
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Ölümün Öteki Yüzü - Yas
Fighting!!! - Kitaba Özgü İtalyan Yemekleri
Pudra Tozu- Savaşın Bilinmeyen Esirleri - İtalyanlar
Arkadya Yayınları'na teşekkürler :)
BİZDEN AYRILMAYIN :)) 

Kitap - Kitap - Kitap :)


Yine kitap aldım arkadaşlar, evet :) 

Baktım hazır Kitap Sihirbazı'nda indirim var, yine kitap aldım. Arsene Lupen serisini bilirim. Bir nevi İngilizlerin soğuk Sherlock Holmes'üne misilleme olarak yazılmış kibar bir hırsızdır kendileri. Sherlock benim idolümdür, çok severim. Hal böyle olunca hazır indirimdeyken alalım, deneyelim istedim ki Arsene'in Sherlock'la da maceraları olduğunu duyunca durur muydum ki zaten? 
Elimde Peyami Safa'nın Arsene'den esinlenerek yazdığı bir Cingöz Recai de var, bakalım onu da okuyacağım :) 


Diğer kitabım ise Lux Serisi 3. kitabı Opal... Daha Oniksi okumamış olsam da hazır Dex indirimi varken aldım. Aslında aldığım bir kitap daha vardı ama The Reading Lady'nin blog günü için olduğundan yayınlayamıyorum, acaba ne aldım? 

İndirimi kaçırmak istemiyorsanız sağdaki Dex Kitap indirimi linkine tıklayabilirsiniz. Kendinize iyi bakın e mi ? :) 

14 Ağustos 2013 Çarşamba

GÜNAHKARLAR TURNEDE: Tutkulu Notalar - Olivia Cunning



* Böyle bir kitabı simit-çay eşliğinde okuyan gencin dramı :) Gerçi ben Anne Rice kitaplarını süt içerek okuyan bir gencim ya neyse :p * 

Kitap Adı: Tutkulu Notalar
Yazar: Olivia Cunning
Orijinal Adı: Backstage Pass
Çeviri:  Tuba Özkat
Yayınevi: Ephesus Yayınları
 Sayfa Sayısı: 430 
Basım: 2013
Seri: Günahkarlar Turnede Serisi  #1 // Sinners On Tour  

Serinin Diğer Kitapları :
#5 Double Time - Çifte Vuruş -Trey
Edit: #6 Sinners at the Altar
#7 Sinners in Paradise
#8 Sinners Rock the Cradle



 *Bu da yeni uygulamam: Bu kitabı 1 cümleyle anlatmam gerekse ne derdim? Bundan sonra da devam edeceğimdir. Etsem mi? :) *

Yasal Uyarı: Kitap ve seri hakkında tüm bildiklerimi ortaya dökeceğim ortaya karışık bir yazı olacaktır. Merak etmeyin spoiler içermeyecektir..

Daha da yasal bir uyarı: Olaya girmeden bu uyarıyı yapmayı borç bilirim... Bu kitap üstteki resimdeki cümlede anlatıldığı üzere cidden de aykırı ve cüretkar bir kitap. Bu nedenle Elli Ton serisi tarzı kitaplardan rahatsız olduysanız, ya da romancelardaki cinsel sahnelerden bile rahatsızlık hissediyorsanız bu kitap kesinlikle size göre değil. Evet, kitap çok uç nokta, rahatsız edecek sahneler içeriyor ancak bu konudaki bir çok eleştiriyi de malesef haksız buluyorum ben. Bu kitabın ana karakterleri bir "ROCK GRUBU". Buradan çıkarım yapamıyorsanız kapak üstünde bir çok uyarı mevcut. Okuma yazma bilmeyenler içinse kapak resmi yeterince açıklayıcı...  O nedenle bunların farkında olup, kitabı alıp okuyup sonra bu sahneleri eleştirenleri anlamıyorum - tabi ki bir kitabın eleştirilmesine lafım yok ama ne dediğimi eminim ki anladınız- Bu konularda hassasiyetiniz varsa, lütfen kitap seçerken dikkatli olunuz... 

Kitaba gelelim... 
Kitabın yazarı Olivia Cunning çocuk sayılacak yaşlardan beri rock konserlerinin müdavimi... Gittiği bir Avenged Sevenfold konserinde aklına böyle bir kitap yazmak geliyor. Karakterleri de bu gruptan esinlendiği konuşulanlar arasında... Aşağıdaki resme baktığınızda kitabı okurken bu durum anlaşılıyor. Zaten kitabın bu gurubun şarkılarıyla özellikle So Far Away'le bu kadar iyi gitmesinin başka nedeni olamaz :)  


Alışılmadık, bambaşka karakterlerden oluşan bir rock grubu hayal edin... Ve bu rock grubunun peşine takılmış otuzlu yaşlarında psikolog bir kadın... Myrna...

Gruba bayıldım... Herkes başka telden, komik, arsız küçük çocuklar gibiler... Seri tüm grup üyelerinin birer kitabı olmak üzere 5 kitaptan oluşacak. İlk kitap grubun belki de en efendi şahsiyeti, sevgililerini asla aldatmayan, tek eşli, buna rağmen bu kadınları hep grubun solisti çekici Sed'e kaptırıp, dağılan grubun baş gitarist ve bestecisi  Brian Sinclair hakkında.
 Bakmayın böyle dediğime, söz konusu müzik oldu mu onun parmakları gitar üzerinde dans eder ve o kadar usta çalar ki parmaklarını gitar telleri üzerinde görmek imkansızdır. Harika 'riff'ler yazar. Hatta bu meşhur rifflerini ilham aldığı kadın Myrna'nın vücuduna yazar kitapta... 
Sahnede göz kaleminden asla vazgeçmeyen bu ustanın lakabı da Üstad Sinclair'dir. 


 Bir konser sonrası otelde insan cinselliği profesörü Myrna'yla tanışır grup. Myrna bir anda tüm grubun sempatisini kazanır. Ama gözü Brian'dadır. Brian'la yakınlaşan kızımız onlardan ayrılmak istemez ve grubun 3 ay sürecek turnesinde 'hayran kız davranışları' üzerine bir çalışma yapmak üzere grubun peşine takılır... Sonra olaylar olaylar... :) 

Kitabın anlatımı çok güzel. Akıcı ve su gibi. O nedenle çok kolay okunuyor ve okurken insanın ağzında çikolata yemiş hissi bırakıyor. Lisede sadece rock müzik dinlemiş, ve hala 'sadece rock dinlerim' şeklinde olmasa da çoğunlukla rock müzik dinlemeye devam eden biri olarak bir rock grubunun arka planını okumak çok keyifliydi. Kitabın orijinal adı gibi tam bir 'Backstage Pass' oldu benim için :)

Ayrıca Myrna'nın bir psikolog olarak araştırdığı konu cidden ilgimi çekmişti. Açıkçası araştırmasının sonuçlarını çok merak etmiştim, keşke yazar buna da yer verebilseydi. 

Kitapta Brian karakteri deyince bir alttaki resimdeki abiyi sunuyorlar bize. Evet, Brian'ın duygusal ve naif bir yanı var da 'tam da Brian olmuş.' diyemiyorum malesef. Brian siyah saçları ensesine kadar inen kahverengi gözlü, orta boylu bir karakter bu arada... 


 Kitapta çok sevdiğim bir başka şey ise grubun ismiydi. Rock grubu ismi seçimi olarak 'Sinners'ı çok sevdim ben. Hem orijinal haliyle, hem de çeviri hali olan Günahkarlar'ı... İyi iş Olivia :) Unutmadan çeviriye bayıldım. Çevirmen Tuğba Hanım henüz çok genç olmasına rağmen çok profesyonel ve güzel bir çeviri yapmış, kendisini tebrik ediyorum... 



 Bu da iddialı Günahkarlar amblemimiz :) 

  
Serinin diğer kitaplarını da merak ediyorum. Özellikle de Sed'in hikayesini ki kendisi 2. kitapta bizle olacak. Jace'in sessiz , efendi görüşünüşünün altındaki çarpık zevkleri, Trey'in biseksüalitesi, Eric'in sevimli yılışkan hallerinin kitaplaştırılmasını da okumak istiyorum... 

Seri hakkında bilgi almak için harika bir facebook sayfası : Günahkarlar Turnede Serisi

  Kendi türü içinde 5 PUANI HAK EDİYOR :) 
PUANIM: 

ALINTILAR


 " Seni ilgilendirmez. Git bana bir bira getir." Karakterlerin yılışkan kızları başlarından kovmak için kullandıkları bu cümleye çok güldüm :)  

----

"Myrna Sed'e doğru kaydı, dizi masanın altında onunkinin yanına yerleşti. Brian genç kadını piyasadaki en seksi ve en yetenekli müzisyenlerden ikisinin arasında bırakacak şekilde yanındaki koltuğa çöktü. Myrna ölmüştü ve cennetteydi. Soğukkanlı ol, Myrna. Eğer bir hayran gibi aptalca davranmaya başlarsan, sana kaybolmanı söylerler ve bunu kesinlikle istemiyordu. " - Neymiş yılışık hayran davranışı işe yaramıyormuş arkadaşlar...-

----

"Benden fazla makyajın var."
"Kız gibi mi görünüyorum.?" Lavabonun üzerideki aynaya baktı ve yansımasına dişlerini göstererek kendini tehlikeli göstermeye çalıştı. Myrna ona arkasından sarıldı. "Hayır. Her zamanki gibi , kanunun izin verdiğinden daha seksi görünüyorsun."
"Beni tutuklayacak mısın?"
"Hayır, ama seni cezalandırmak zorunda kalabilirim."
-Buradaki kız gibi miyim diye soran şaşkın Brian'a çok güldüm :) -


----

Arka plandan bir sürü ses geliyordu. Yüksek sesli müzik.  Sohbet sesleri. Kahkahalar. Şıngırdayan bardaklar. Myrna burada aklını kaybedecek kadar korkmuştu ve o parti veriyordu. Sanki, şey, bir rock yıldızı gibi. Pislik. 
-Myrna, rock yıldızı değil de ne bu çocuk? :D -