30 Temmuz 2013 Salı

Bu Çalışma Bize Ne Yaptı?




Bir çalışmanın daha sonuna geldik. Bir nevi kapanış konuşması gibi ama merak etmeyin o kadar sıkıcı olmayacağını umuyorum... Bu çalışmayı ne yayınevi, ne yazar, ne de başka bir amaçla yapmadığımızı aslında tanıtım yazısında o kadar açıklayıcı anlattığıma inanıyordum ki sonradan aldığımız bazı amacımızı bilmeden yapılmış yorumlar cidden can sıkıcıydı. Öncelikle linkteki yazımı okumanızı öneririm: Nefretten Sonra Tanıtım Yazısı

Biz bu çalışmayı kendimiz için yaptık. Pudra Tozu ile arkadaş olmamızı sağlayan kitap için ortak bir çalışma yaptık... Bunu da açıkça belirttiğimize inanmıştım açıkçası... Bizi birbirlerinin blogunu ziyaret eden iki kişiden her gün telefondan ya da internet üzerinden görüşen, o İstanbul'a geldiğinde, ben İzmir'e gittiğimde görüşmemizi sağlayan iki arkadaşa dönüştüren kitap için heves ettiğimiz ve gerçekten de elimizden gelenin en iyisini yaptığımız bir çalışma... 

Peki bu çalışma bize ne yaptı? Ne öğretti?

Planların her zaman hayata geçirilenle birebir aynı olmayacağını öğretti. 

Böyle bir çalışmanın altından kalkılmasının zor ama başarmanın da bir o kadar tatlı olacağını öğretti.

Verilen sözlere güvenilmeyeceğini, söz veren birinin sizi yarı yolda bırakabileceğini öğretti.

Bazen olumsuz tepkilerin beklediğiniz kişilerden değil de
 ummadığınız insanlardan ummadığınız yönlerden gelebileceğini öğretti.

Bir ilki başardığımız halde bize çakma, bizden özenmişler, reklam peşindeler diyenlerin ağzı açık kalabileceğini öğretti. 

İstenildiğinde güzel insanların desteği hariç hiçbir mali destek almadan da bir şeylerin olabileceğini öğretti.


Yazarı okumadığı halde uyumadan bizim için çalışmanın program resimlerini hazırlayan Fighting!!! blogunun sahibelerinin can! olduğunu öğretti. (Özellikle Kübra'ya çok özel teşekkürler. )

Toplantı için İzmir'de buluştuğumuzda resim çekmemize destek olan en iyi arkadaşım Gamze'nin kamerasının harika bir çekim kalitesi olduğunu öğretti.  

Pudra Tozu'nun arkadaşı Sinem'in sıcağa ve bilimum zorluklara katlanarak 317 fotoğraf çekebilecek süpergüce sahip olduğunu öğretti :)

Paranoyak Satırlar blogunun sahibinin binbir çilelerle "Ay bu olmadı, şu mu olsa?" tepkilerine sabırla göğüs gerip video hazırlayabileceğini ve resimlere de destek verebilen "Ne güzel insanmış." dedirten biri olduğunu öğretti.

Kitab-ı Sevda'nın sabaha karşı 5.10'da da çok da güzel photoshop yapabileceğini öğretti. :)

Pudra Tozu'nun yakın arkadaşı LaFea'nın ve kardeşinin bir kupayla harikalar yaratabileceğini öğretti. 

Ve en önemlisi bu çalışma bize ne kadar harika dostluklara sahip olduğumuzu öğretti ve dostluğumuza sıkı bir ilmek daha attı!

İsmi geçen geçmeyen tüm destekçilerimize gönülden teşekkürler... :) 

Olumsuz anlar olsa da başarıyla altından kalktığımız, güzel bir çalışma olduğuna inanıyor ve böyle bir çalışmanın daha önce yapılmadığını da rahatça söyleyebiliyoruz. Daha her şey bitmedi. Çekiliş sonucu ve son sürprizimiz için bizden ayrılmayın... :) Kocaman sevgiler...  

Fatih Murat Arsal'la Röportaj - Bir Pudra Tozu&Ben Her Neysem O Ortak Çalışması


-P.S: Programda görünmese de akşamki yazımıza da hepinizi bekliyoruz, kaçmak yok e mi? :p -

Kendimiz ve dostluğumuz için yaptığımız çalışmamızın yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Ancak çekiliş sonuçlarının açıklanacağı zamana yakın bir sürprizimiz daha olacak gibi, takipte kalın... :) Son çalışmalarımızdan biri  de yazarla ufak bir röportaj yapmak tabi ki.  Uzatmıyorum, yolu takip edin lütfen :)

Merhaba, 
Öncelikle röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler. Daha önce yapılan keyifli röportajlarınızı okumuştuk. Aslında en merak edilen sorular soruldu, en merak edilen konular konuşuldu. O nedenle aklımıza takılanlar üzerine  bir röportaj olacak bu…

1-      Nefretten Sonra’nın 2. baskısı ek bölümlerle ve yenilenen kapak ve içeriğiyle okuyucuyla buluştu. Tebrik ederiz. Yeni baskıyı elinize aldığınızda ne hissettiniz?

Tarif edilebilecek bir şey değildi. Bayıldım!.. O kaptaki kızı bulmak için çok uğraşmıştım. Hatta o kız önceleri sarışın ve renkli gözlüydü. Ama hayal gücümde esmerleştirdiğimde, Natalia diye bağırıyordu. Önce ben resim üzerinde oynayıp esmer bir hale çevirdim. Sonra o haliyle yeni okulumdaki fikrine değer verdiğim birkaç arkadaşa gösterdim. Olumlu yanıt alınca da yayınevine gönderdim. İşin aslı sarışın olduğu için önce orada da olmaz gibi bir düşünce oluştu. Ama grafikerimizin başarılı çalışması ile resim düzenlendi. Hatta bu genç kızın üzerindeki minik bir iki ben, nokta ve dudakları bile düzenlendi. J Arka fona da desen ve sıcak bir renk eklendiğinde, Natalia’nın ateşli kişiliği ortaya çıktı. Bunları hep son dakikasına kadar takip ettim. Güzel olacağını biliyordum. Özenildiğini biliyordum. Ephesus bana söz vermişti. Hem de ben bir söz istemeden... Çok güzel bir kapak yapacağız sana demişlerdi. Bu da bana olan sevgilerinin ve desteklerinin bir belirtisiydi elbette. Yoksa ne gerek vardı o kadar masrafa? Daha pahalı bir kapak için uğraşmaya?..

Ama... Ama onu ilk olarak elime aldığımda... çenem kilitlendi. Kalbim pır pır atmaya başladı. Beklediğimden bile öte bir şeydi. Adeta çerçeveletip duvara asılacak bir iş çıkmıştı. Bilmiyorum daha kaliteli ve güzel yapılabilir miydi? Ben görmemiştim... Belki de benim yavrum gibi olduğu için güzel geliyordu. Neticede ben bayıldım. Aklımdaki kapağın bile fazlası olmuştu. Umarım herkes beğenmiştir.


2-      Daha önce yayınlanmış e-kitaplarınızın basılacağı da artık bilinen bir şey. Başlarda Zoraki Koca Şahane Gelin 1’in basılacağı konuşulurken şimdilerde Anlaşma ve Beni Bırakma kitaplarının da adı geçiyor. Hangisinin önce basılacağı konusunda kesinleşen bir şey var mı? Sizin gönlünüzden geçen hangisi ?

Benim gönlümden hepsi geçiyor elbette. J Ama bir sırası olmak zorunda doğal olarak. Beni Bırakma kahramanları biliyorsunuz bu ekibe sonradan dâhil oldu. Günlük paylaşımlar halinde başlamıştım ve nasıl olduysa Akın o güleç, Doğan’dan bile pervasız olan neşeli haliyle hayatımıza girdi. Önceleri bağımsız olmasını düşünmüştüm. Ama sonradan o üç adama zıt karakterli bu kişiyi onlara ortak yapmak aklıma geldi. Belki de günlük yorumlardan aklıma gelen bir şeydir, hatırlamıyorum. Fakat diğer kitaplar basıldıktan sonra bu adamın diğer üçlünün devamı olduğunu yayınevine söyleyemedim. Utandım da... Çünkü biz onlarla anlaştığımızda, çıkmış kitaplarımı basma gibi bir düşünceleri yoktu. Nefretten Sonra ve Seni Sevmek İstemedim onlar için bir riskti. Yeniden basılması kârlı olmayabilirdi. Buna rağmen beni memnun edebilmek için üçlüyü yeniden basmayı kendileri önerdi. Çok şükür ki yeni basımlar beni utandırmadı. Yayınevinin patronu Mustafa Bey, inanılmaz dikkatli ve birçok şeyi aynı anda takip edebilen bir adam. Eylül ayı için bir eski bir yeni kitabı basmayı planlamıştık onunla. Ben Zoraki Koca1’i düşünüyordum ama o Anlaşma’yı duymuştu. Ben zaten ikisi arasında kararsızdım. Sonuçta Anlaşma olsun dedik. Fakat bir süre önce pat diye beni aradı. J Bu adamların bir dördüncüsü mü var dedi... Ha ha... Neredeyse azarlayacaktı beni. Ben de evet, var dedim. Onu da basalım dedi. Öyle mutlu oldum ki. Bu tip şeyleri insan ancak kardeşinden bekler. Bana duyduğu bu yüzde yüz güveni çok seviyorum.


Sonuçta Beni Bırakma öne alındı. Ama Eylül ayı sonundaki biri yeni biri eski iki kitap basılması konusu tamamen ortadan kalkmadı. Hangi eski kitabın basılacağı da sanırım bir süre sonra belli olur. Ben teslim tarihi Eylül diyorum ama baskıya hazırlanması daha uzun bir süreç. Benim teslim sürem o inşallah...


3-      Doğan karakteri çoğu hikayede kilit ismi oynuyor. Aşıkları bir araya getiren, ara bulan kişi genelde kendisi. Bu  Doğan’a sizin biçtiğiniz bir rol mü, yoksa sadece tesadüf mü? Onu diğer erkeklerden ayıran bu şey ne olabilir?

Ben Doğan’ın pervasızlığını, alaycılığını seviyorum. Aklına geleni söyleyen, aşka inanmayan, bu yüzden arkadaşları ile dalga geçen, onların iyiliği için onların sevdiği kadınlara bile sert çıkan ama bir yandan da o kadınları ağabey gibi kollayan enteresan bir karakterdi. Fakat aşka inançsızlığı yüzünden minik bir cezayı da hak ediyordu. Sağda solda ettiği lafları ona yedirecek bir kız yazmaya karar verdim. Pınar böyle çıktı ortaya... Güçsüzken bile güçlü olan bir kadındı. İnatçıydı. Öfkeliydi. Dik bakışlıydı. Zor anlarda bile dalgacıydı. Ve deli gibi Doğan’ı kıskanıyordu. O vahşi esmer kitap içinde gittikçe gücünü arttırdı. Hatta acı olaylarla birlikte,  zamanla erkek karakterine diğer kızlardan çok daha fazla acı vermiş bir kadın karakter oldu. Doğan’ı kitapta bilerek zorba gibi yazdıysam da, iç dünyasında ne kadar naif bir insan olduğunu okurlar hemen gördüler. Çektiği acıya üzüldüler. Ben de biraz sert mi davrandım acaba dedim... J O yüzden kendimi affettirmek için sağda solda onun mutlu olduğu, eskisi gibi pervasız olduğu anları gösteren sahneler ekledim. Ve tabii ilginç ki okurlar bu sahnelerden bile zevk aldılar. Pınar’a kızsalar da sonunda mutlu olacaklarını bilmenin verdiği bir keyifle Doğan’a parmak salladılar. “Sen konuş bakalım Dodo Efendi! Bu lafları bir gün birisi sana yutturacak!” dediler.


4-      Benim favori FMA erkek karakterlerim Karahan ve Yavuz’ken, Pudra Tozu’nun Doğan ve Tahir. Peki sizin yazarken daha çok zevk aldığınız ya da torpil geçtiğiniz bir erkek karakter var mı?

Ben de Kara’yı yazarken çok zevk almıştım. J Ama ilk göz ağrım olan Osman benim için özeldir. Bazı özellikleri de bana benzer. Fakat ona da hiç torpil geçmedim. Ettiği her kaba laf için Gülay’ın yerine ondan minik intikamlar aldım. İçine huzursuzluklar, pişmanlıklar ekledim. Torpil geçtiğim birisi var mı? Düşündüm bir an... İnanmayacaksınız ama üzerinde en keyifle durduğum kişi, Çığlık kitabındaki Boran’dı. Onu yazarken aklımda öyle etkileyici bir adam vardı ki... Kahramanlarımın hiç birisi onun gibi sadece bakışıyla, duruşuyla insanları etkileyemiyordu. Bence yani... Belen’in nasıl ürperdiğini hâlâ hatırlarım. Zeki, alaycı, korkusuz birisiydi. Aynı Doğan gibi istediğinin peşinde koşabiliyordu. Çığlık romanının şansızlığı kısa oluşuydu. Sevgililer gününe yetiştirmeye çalışmıştım galiba. Çok istek vardı. Ama bu ileride avantaja dönüşecek bir dezavantajdı. Çünkü ona öyle güzel bölümler ekleyeceğim ki, kitap olduğunda insanlar gözlerine inanamayacak. J

Bunun dışında sanırım tüm karakterlerimi seviyorum. Bana itici gelen bir erkek karakterim olmadı hiç. Ateş’i yazarken bile baştan neler olacağını duyurmuştum. Onu kötü birisi gibi yazacaktım. Bunda o kadar başarılı oldum ki, paylaşımlarda onun nezdinde beni eleştirenler oldu. J Sanki gerçekmiş gibi...

5-      Tüm FMA kadınları denize düşse ilk hangisini kurtarırdınız? (P.S: Şunu çünkü öteki yüzme biliyor cevabı kabul edilmemektedir. :)

Ha ha. J Merak etmeyin öyle kısa cevap vermem. Açık olmak gerekirse, Gülay benim aşkım... Onu seviyorum. O nasıl bir kadındır öyle? Onu da eleştiren birkaç kişi oldu. Ateşli kadın okurlar onu pasif buldu. Ama yemin ederim bin erkeğe okutun bu romanı belki bir kişi Gülay’dan etkilenmeden kitabı bitirebilir. Elbette diğer kadınlar da benim için özeldi. Mücadeleci, inatçı, güzelliklerinin ötesinde çekici kadınlardı. Ama Gülay başka... Belki de ilk romanım olduğu için... Onu hatırladığımda kalbim sevgiyle doluyor. Tarif etmek zor. Benim için o yaşıyor gibi bir şey...

6-      “İyi ki yazar olmuşum ve cesaret edip ilk kitabımı yayınlamışım.” Dediğiniz ve “Keşke bu işlere hiç girmeseydim.” Dediğiniz anlar oldu mu? Olduysa öğrenebilir miyiz?

Asla “İyi ki yazar olmuşum” demedim. Ben hâlâ kendimi tam bir yazar olarak görmüyorum. Zevk için yapılan bir şeyde “olmaya” uğraşılmıyor. Kendi istediğim gibi yazıyorum ve benim tarzımı sevenlerin okumasını istiyorum. Kimsenin başına silah dayamıyorum. Buna rağmen bir kitabımı son satırına kadar okuyup da beğenmedim diyenlerle ve hatta sağda solda alay edenlerle karşılaşıyorum. Üzülüyorum elbette. Kadın bir yazar olsaydım çok farklı olacağını da biliyorum. Erkek olunca durum değişiyor. Kimseyi kendime rakip görmediğim halde beni rakip görenler çoğalıyor. Rakip görmüyorum derken, onlardan daha iyi yazdığım manasında değil. Ben bir yarış içinde değilim ki. Siz benimle niye yarışıyorsunuz? Ben zevk için yazıyorum. Yarışmak için değil... Bir şey ispatlamak için de değil. Ama bazı ayak oyunları görünce gerçekten üzülüyorum. Evet, çok kere keşke yazmasaydım dediğim anlar oldu. Veya yazdıklarımı paylaşmasaydım... Bir şey zevk olmaktan çıkınca, sıkıntıya dönüşüyor. Çok şükür sürekli artan bir okur kesimim var. Ve kemikleşmiş iyi okurlarım... Sizin yaptığınız gibi beni müthiş sürprizlerle onurlandıranlar var. Bunları da görünce iyi ki bırakmamışım diyorum. J Gün geçmiyor ki sayfamda benden bağımsız tatlı bir sürprizle karşılaşmayayım. J O zaman tüm yorgunluklar ve sıkıntılar uçup gidiyor.

7-      Diğer röpotajlardan eşinizin yazdığınız kitaplara tepkisini az çok biliyoruz. Peki, akraba, arkadaş, öğrenci çevrenizden ne tür tepkiler aldınız? Bunlar sizi ve yazdıklarınızı nasıl etkiledi?

Akrabalarım çok kalabalık değil. Sadece kardeşlerim ve onların çocukları var. İlk anda sanırım onlara da biraz inanılmaz geldi. Hatta okumaya başladıklarında, karakteri benimle özdeştirdikleri için belki dikkatlerini vermekte zorlandılar. Ne de olsa yazarı benim ve kahramanlar birkaç yönden bana benziyorlar. Erotik yazmamın da etkisi var mıdır bilmiyorum. Ne yeğenlerim ne de bir başkası bu konuda tek kelime etmedi.  Belki huysuz bir ihtiyar olmamın da etkisi vardır. J Ama sonraları yeğenlerimin beni telefonla aradıkları, gurur duyduklarını söyledikleri günler oldu. Hatta bir tanesi bir imza günümden sonra ağlamıştı gururundan. Ablamlar ve eniştemler bile bana destek çıktı. Arkadaşlarıma önceleri söylemiyordum. Arkadaşlarım arasında ilk duyan ve destek çıkan Elazığ’dan Sinan Hoca oldu.

Sinan Hoca bu iş belli olduğunda, “Hocam, sen bu işi yaparsın. Bu iş tutar!” diyerek bana olan saf güvenini içtenlikle belli etti. Ardından Akın Hoca ve birkaç değerli arkadaş daha... Hatta başka okullardan hocalar beni gördüklerinde yanıma geldiler ve nedensiz bir şekilde destek verdiler. Burada ilginç bir anım daha var. Boşanmak üzere olan bir çifte, Seni Sevmek İstemedim’i benden imzalı olarak hediye eden bir okul müdürü vardı. Kitabımı okumalarını ve içeriği sayesinde onların ayrılmamalarını sağlamaya çalışıyordu. Kitaplar ne işlere yarıyor değil mi? J Öğrencilerim için ise durum nedir bilmiyorum. Genellikle onlara duyurmak istemiyorum. Elazığ’da söylememeye gayret ediyordum. Ancak bir şekilde duyuluyor işte. Burada da söylememeye çalışıyorum. Çünkü bu okulda yeniyim. Öğretmen arkadaşlarımın ve öğrencilerimin beni bir yazar olarak değil, bilgi sahibi bir insan olarak görmelerini istiyorum. Çalışma arkadaşlarımın benden çekinmemelerini ve bir yazar olarak değil de bir meslektaş olarak görmelerini istiyorum. Diğer türlü benden uzak kalmaya çalışacaklarını tahmin ediyorum. 

Özetle şimdiki okulumda da roman yazdığımı öğrenenler oldu. Hatta okuyup bana dönüş yapanlar bile oldu. Ve ne mutlu ki erkekti çoğunluğu. Neticede ne ailemden ne de çevremden olumsuz bir tepki almadım. Çünkü ben hâlâ kişilik olarak değişmediğime inanıyorum. Hâlâ roman yazmaya başlamadan önceki Fatih Hoca’yım. Şimdi sadece çok daha fazla dostum var. J 

8-      Gelecek planlardan konuşalım. Aklınızda yeni bir hikaye var mı, yoksa eski kitapların ek bölümleri üzerine mi çalışacaksınız? Okurlarınızı neler bekliyor?

Altı ayda bir yeni kitap planı var yayınevim ile. Bunu yapabilirim. Hatta yılda üç kitap bile yazabilirim. Hızlı yazarım. Ama kendimizi eskitmemek için belki de yılda bir yazmak lazım. Eylül sonuna yeni kitabımı teslim edeceğim. Aynı anda da eski bir kitabımı belki de ek bölümlerle çıkacak... Beni Bırakma hariç hepsi ek bölümler yazılmaya müsait. O çok kalın zaten. Okurlarımın önerilerini, fikirlerini hep dikkate alırım. Yazdıkları her mesajı okurum. Beni yönlendirdiklerini hissettiririm. Ve yönlenirim de gerçekten. Birçok kitap kurdu var. Faydalanmamak olur mu? İnşallah hep beraber daha iyi romanları da görürüz.

9-      Çalışmamız özellikle içerik olarak size de biraz sürpriz oldu. Bu çalışma hakkında  ne düşünüyorsunuz? En etkilendiğiniz ayrıntı ne oldu?

Sürprizdi hakikaten. Bana neredeyse mantıksız gelen bir sevgi, ilgi, çaba, kocaman bir emek... Teşekkür etmekle bile yetersiz kalınacak bir sürpriz. J Şımarmamak için günlerdir ne kadar çaba harcadığımı bilemezsiniz. Çalışmanızda her bir şey detaylı, ayrıntılı... Kıyaslamalar, özetler, incelemeler, resimler... Ben her kitabımın içine çok ince ayrıntılar koyarım. Bunu dikkatli okurlarımın göreceğini de bilirim. Kahramanlarımın ruh hallerini çoğu zaman sözle değil davranışlarla veririm. Bunların bile keşfedildiğini ve bu çalışmada yer aldığını görmekten mutlu oldum. Ve Natalia ile Tamer’i adeta yaşıyorlarmış gibi hissettim. Bir roman yazarı için daha güzel ne olabilir? Gerçekten teşekkürler... Bu temiz sevgiyi hak etmek biliyorum ki çok zor. J  Mutluluktan ziyade gururluyum.

10-  Bitirirken okurlarınıza söylemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?

Sonu mutlu biten aşk romanları yazarından minik bir uyarı sadece... Size ait bir cümle. J
Dikkat! Diğer kitap karakterlerinden biri karşınıza çıkabilir!"

Ailemiz büyüyor çünkü... J Herkese teşekkürler. Umarım cevaplar doyurucu olmuştur.



Teşekkürler ve iyi çalışmalar J
Pudra Tozu & Ben Her Neysem O


Umarım keyif almışsınızdır. Akşama yine bekleriz. Sevgilerle :)



29 Temmuz 2013 Pazartesi

Nefretten Sonra - Mini Video Çalışması - Pudra Tozu & Ben Her Neysem O




Bir kitabı okuduğunuzda karakteri hayal edersiniz... Yazar size ipuçları verse de o karakter tamamen sizin hayalinizdir. Gerçek dünyada yansımalarını ararsınız ama eh benziyor işteden öteye genellikle gidemez, onu bulamazsınız... Aslında kitap okumanın en güzel yanı da budur. Belli ipuçlarından hayal gücünde o hikayeyi oluşturma sınırlı özgürlüğü. Biz de bu çalışmayı yaparken mini de bir video çalışmamız olsun dedik. Aslında ne Pudra Tozu ne de ben pek video uzmanı değiliz.Ayrıca ne Tamer'in ne de Natalia'nın yansımalarını bulamayacağımızı biliyorduk. Ama yine de minicik de olsun bir tanıtım videomuz olsun dedik. Yardımcı olan arkadaşımıza yürekten teşekkürler. O nedenle izlerken lütfen bu videonun profesyonel bir çalışma olmadığını bilerek izleyin e mi? Öpüldünüz :)

Ön Tanıtım Videosu







Mini Video








Keyifli izlemeler, sevgiler :)


28 Temmuz 2013 Pazar

Nefretten Sonra 1. Baskı vs 2. Baskı - Bir Çarpışma Yazısı - Bir Pudra Tozu & Ben Her Neysem O Ortak Çalışması






Nefretten Sonra'nın ilk baskısı tükendiğinde kitabı alamayan okurlar çok uzun süre beklediler. İlk baskı bulunmuyordu ve yeni baskı henüz çıkmamıştı. Tabi o zamanlar kitap elinde bulunanlar olarak kendimizi şanslı bir azınlık olarak görüyorduk. Sonra kitabın ek bölümlerle yeniden basılacağı duyurulduğunda, kitabı okumuş biri olarak ben bile sevinmiştim. Tabi o zamanın şanslıları, ek bölümlerle çıkacak yeni kitaba bakılınca şanssızlar konumuna düşüyorduk. :) Bu ek bölümlerin nasıl olacağı, kitabı yeniden almaya değip değmeyeceği merak konusuydu... 

İki kitabı da okumuş biri olarak şimdi iki baskıyı tarafsız bir gözle karşılaştıralım bakalım :)

Yapısal özellikleriyle başlarsak 1. Baskının kapağında güzelce ama Natalia karakteriyle alakası olmayan bir kapak kızı var. "Ama Natalia kıvırcık saçlı bi kerem taam mııığ?" diyorum işi abartarak :) Şaka bir yana ben ilk kapağı çok zarif bulurum hep. Ayrıca her karakteri birebir gerçekte nasıl bulsunlar değil mi? Kitabın türüne genel havasına uyan bir çalışma olsun yeterli... 2. baskının kapağındaysa saçları dalgalı bir esmer güzeli var. 2. kitabın kapağı konu uygunluğu ve görsellik açısından daha önde. Kapaktaki yazı stili ve gümüş renk harika, taç şeklindeki ayrıntı da göz okşuyor. Kapak arkaplanındaki kırmızı desene ise bayıldım. Yalnız Gözlerin İçin ve Seni Sevmek İstemedim kapak facialarından sonra Ephesus'a bu kapak için tam not verdim. Bu arada yeni baskılarda o kapaklar da yenileniyor. Keşke baştan eleştiriler dikkate alınsaydı. Kısaca kapakta 2. baskı çarpışmayı kazanmış oldu... 


                                                      
Zamanında imkansızlıklar nedeniyle ve basılan ilk kitap olduğu için, sayfa sayısını azaltıp masraftan kısmak amaçlı ilk baskı göz düşmanı bir şekilde minicik puntolarla basılmış. İki baskıyı gösteren bir resim ekledim yukarıda, umarım fark ediliyordur. İlk baskıyı okurken ben onlarca olay oluyor, okuyorum uzun süre sonra "Uhuuu yarılamışımdır neredeyse be ne okudum ha!" nidalarıyla kapağı kapatıyorum ve bir bakıyorum bir arpa boyu yol gitmişim :) Başta kendimden şüphelenmiştim yavaş mı okuyorum diye ama olay buymuş. 2. Baskı ise olması gerektiği sınırlarda normal bir kitap puntosu. Ne eksiği, ne fazlası... Aslında 2. kitabın kazanması lazım bu çarpışmayı ama uzaktan bakılınca ilk kitabın yazıları öyle sempatik görünüyor ki berabere kaldılar. :) -Sanırım ben ruh hastasıyım :p -

                                                           
Anlatımdan bahsedersek 1. baskıda anlatım çok sade ve net. Gereksiz veya uzun tasvirler yok, bu yönden iyi ama tasvir veya ayrıntı aradığınız yerler oluyor zaman zaman ve orada da malesef bulamıyorsunuz. Sade ve akıcı dilini çok sevmiştim ancak tasvir ve ayrıntı eksiklikleri vardı. 2. kitapta tasvirler artmış, ayrıntılar bayağı çoğalmış. Bu durum sade yapıyı bozsa da akıcılığı öldürmemiş. Böylece hikaye daha da netleşmiş. Örnek vermek gerekirse -Spoiler tehlikesine karşı örnekleri ilk sayfalardan seçtim.- "Gözleri yanıyordu." ifadesi yerine "Güzel bakışlı gözleri yanıyordu." şeklinde kişilerin fiziksel özelliklerine vurgu artmış. Ayrıca Tamer'in ve diğer oğullarımızın görünüşlerine ve tehlikeli yanlarına da vurgu artmış. Mekan isimleri de ayrıntılanmış. Örneğin ilk sayfalarda hikayenin Yunanistan'da geçtiğini birkaç sayfa sonra öğrenirken, 2. baskıda ilk sayfada Yunanistan vurgusu yapılıyor ve siz "Hımm olaylar Yunanistan'da geçiyor." şeklinde çok düşünülmüş, yaratıcı bir cümle kurabiliyorsunuz :) Ayrıca kim olduğu belli olmayan kişiler de belirginleşmiş çünkü isim hitabı artmış.
Ek olarak bazı cümleler kulağa hoş gelecek şekilde yapılandırılmış. Örnek olarak; " İyi yapılmış aydınlatma sayesinde." yerine "İyi tasarlanmış çevre aydınlatması" ifadesi kullanılarak cümleler düzenlenmiş. 
Bazı cümleler yer değiştirirken, olayı kuvvetlendirecek anlaşılır kılacak cümleler eklenmiş. Örneğin, Tamer ilk baskıda çıkıp "Bu ev artık bana ait." dediğinde ben ahaaa maganda kılıklı pis mafya, adamın evini alıyor elinden diye bilenmiştim Tamer'e. Ben böyle dediysem Natalia ne yapsın ?  :) İlerleyen bölümlerde anlamıştık ikimiz de olayı. Ama 2. baskıda "Haciz işlemlerini başlattım." diyor Tamer. İşte o zaman hııı demek ki bunun buna borcu vardı ve her şey tamamen yasal ilerliyor diyerek Natalia'ya bilenebiliyorsunuz rahat rahat :)

Ve son olarak evet, hikayede tek bir cümleyle "Aa geçen sene şuraya tatile gitmiştik." şeklinde sadece adı geçen olaylar ek bölüm olarak hikayeye katılmış. 

Yani toparlamak gerekirse kitap öncelikle kapak, punto, tasarım, ve nihayet kulaklı yani ayraçlı olarak fiziki bir şekilde elden geçmiş. Aynı zamanda yazarın resmen tüm kitabı tekrar yazarcasına her satıra dokunduğunu, gereksiz yerleri çıkarıp, bolca ekleme yaptığını fark ettim. Yani benim beklediğim gibi 2 bölüm arasına at bi yeni bölüm, diğer kısımlara dokunma yerine tüm kitap sanki yeni baştan yazılmış. Belki bu kadar ufak ayrıntılar okurken gözünüze belki asla çarpmayacak ama durum böyle... 

Yeni tasarım güzel, puntonun gözlerimize kastı olmadığı, ekleme ve çıkarmalarla hikayenin zenginleştirilip netleştirildiği 2. Baskı bu çarpışmayı kazanır. İlk baskının da zerafeti ve sadeliğiyle benim için yeri ayrı olmak üzere... 


Nefretten Sonra - Fatih Murat Arsal *Yorum*





Kitap Adı: Nefretten Sonra
Yazar: Fatih Murat Arsal 
Yayınevi: Ephesus Yayınları
 Sayfa Sayısı: 532
Basım: 2. Basım 2013

Dört zorlu arkadaşın hayatlarının aşkını buluşlarını anlatan isimsiz seri:

1- Nefretten Sonra - Tamer&Natalia (YORUM İÇİN TIK)
2- Seni Sevmek İstemedim - Doğan&Pınar
3- Yalnız Gözlerin İçin - Tahir&Güney (YORUM İÇİN TIK) 
4- Beni Bırakma - Gamze&Akın

Tamer Yunanistan'a bir iş meselesini halledip, bir hainliğin hesabını sormaya gitmişti. Ama eskiden aile dostları da olan bu adamın karşısında intihar edip kızını da onun vesayetine bırakacağı aklının ucundan bile geçmemişti. Ve adam ölmen kızına şunu vasiyet etmişti: "Onunla git! Ama ona asla güvenme! Güzel yüzünün ardında o bir şeytan ! Ona karşı asla yumuşama! O kalpsizin teki... O bir canavar! Bize yaptıkları için onu asla affetme! İntikamımızı al! O bizim her şeyimizi aldı... Her şeyimizi... Ah Natalia... Ah, yavrum..."

Tamer Natalia'ya bir abi gibi davranır, her şeyiyle ilgilenir ama Natallia'nın gözündeki nefret kıvılcımını bir türlü söndüremez.  18 yaşına girince Tamer'in vesayetinden çıkacak olan Natalia ise intikam planını hayata geçirmek için acele etmelidir. Tamer'in bir sözünden yola çıkarak onu kendine aşık etmeye karar verir ama bu o kadar kolay olmayacaktır... 

Natalia fazla hırçın, fazla inatçı, nefret dolu, siyah kıvırcık saçlarıyla göz alan bir Yunan güzeli... Babasını Tamer'in öldürdüğünden o kadar emin ki intikamını ne olursa olsun, neye mal olursa olsun almak istiyor... 

Tamer yüzündeki seksi yara izi ve sıcacık kahverengi gözleriyle upuzun yakışıklı bir adam. Natalia'ya istemediği bir şekilde vasi olunca, durumu kabullenip birkaç yıl ona sahip çıkmaya karar veriyor. Yabancılık çekmesin diye Türkçe öğrenmesini bile sağlıyor. Ama Natalia'nın gözlerindeki nefreti bir türlü silemiyor... 

Sonra olaylar olaylar :))

Diğer Fatih Hoca kitaplarından farklı olarak Natalia'nın küçük yaşına rağmen nefretini sonuna kadar sürdürmesi, yaşattığı büyük acılar ağzımı açık bıraktı. En inatçı FMA kadını sanırım o :) Ve diğer kitaplardan farklı olmasına neden olan özelliği... 



Fatih Hoca'nın ilk yazılan olmasada aslında  basılmış ilk kitabı  Nefretten Sonra. Yazar kalemini yine konuşturmuş. Akıcı, anlaşılır bir kalem. Kıyasıya bir mücadele... O mücadelenin yanında yan hikayelerdeki dostluk ve aile bağları... Yine güzel duygular oluşturuyor okurda, soluk aldırıyor... 

Ve diğer kitapların karakterleri Doğan -nam-ı diğer Dodo- , Tahir başta olmak üzere diğer esasoğlanlarımız... Onları da bu kitapta görmek yine çok güzel tabi ki. Zaten Fatih Hoca'nın tarzıdır bu, bence kitap başlarında bir uyarı olmalı: " Dikkat diğer kitap karakterlerinden biri karşısınıza çıkabilir!" :) Bence bunun olması çok hoş! Seviyorum bu durumu. 

Yine, yeniden severek okudum :) 

Ayrıca ilk basım ve 2. basım arasında çok farklar vardı. Örneğin ne mi? Merak ediyorsanız saat 20.00'da yayınlanacak Nefretten Sonra 1. Basım vs 2. Basım  - Bir Çarpışma Yazısı yazıma beklerim :)

PUANIM: 


Bizden ayrılmayın :)



27 Temmuz 2013 Cumartesi

Nefretten Sonra'ya Özel Hediyeler - Çekiliş



Ailenizin bloggerları olarak düşündük taşındık, bir FMArsal çekilişi olsa biz ne isterdik diye düşündük ve sonuç olarak bunlar ortaya çıktı!!!  İmzalı Kitap - Nefretten Sonra&FMArsal Kupası ve FMArsal anahtarlığı... 

Üzerinde kitap kapağı ve kitaptan sahnelerin olduğu kolajlı kupaların üzerindeki resmi yakından görmek isteyenler için:


Katılım şartları ise çok kolay... 
Kütüphanemden Kitap Manzaraları blogunu yani bendenizi takip etmek...
-Pudra Tozu blogunu takip etmek
-Çekilişi facebook / twitter / blog hesaplarınızda duyurmak. Bunlardan herhangi birinin olması zorunludur. Diğerlerinde de paylaşmak  +1 puan kazandıracaktır.
- Son olarak bu yazının altına mail adresiniz ve paylaşım linkini yazmanız gerekmektedir. 

Bu hediyeler hiçbir ticari amaç içermemekte ve bizim özellikle Pudra Tozu'nun çabaları sonucu sizin için tarafımızca hazırlanmıştır. Destek olan arkadaşlarımıza tekrar teşekkürler :)
Hepinizi bekliyoruz... 


Nefretten Sonra - Fatih Murat Arsal: Bir Pudra Tozu & Ben Her Neysem O Ortak Çalışması - Tanıtım ve Takvim


Bir şeyi sever, heves duyar, çaba gösterirsiniz ya; bu da öyle bir çalışma öncelikle. Fatih Murat Arsal kitaplarıyla nasıl tanıştığımı aşağıdaki yazımda daha önce anlatmıştım, okumak için aşağıdaki linke tıklayınız :)

Tabi yazalı çok olmuş, yazdıklarımın bir kısmı güncelliğini yitirmiş, yeni bir yazı yazmak gerekiyor sanırım :)

Kitaplarla ilgili Yorumlarımı okumak için:


Pudra Tozu ile tanışırdık, bloglarımızı takip eder, yorum bırakırdık ama herhangi bir kişisel sohbetimiz yoktu. Sonra FMArsal kitapları hakkında bana mail atmasıyla başladı olaylar. Günlerce mailleştik. Evden çıkmadan mail atardım, o eve gelince cevap yazardı, twitterdan da mail attığını yazardı. Öyle güzel ve komik zamanlardı ki :) Ve böylece arkadaş olduk. Mutluluğumuzun yüksek mimarı Fatih Hoca'dır :p Şaka bir yana sonra da Okuyan Kızlar Kulübü derken, arkadaşlığımız ilerledi. Ve biz tanıştığımız o süreden sonra hep ortak bir çalışmanın hayalini kurduk. Şubat ayında Nefretten Sonra ve Seni Sevmek İstemedim'in yeni baskıları hakkında konuşulurken, biz Pudra Tozu'nun baskısını bulamadığından dolayı okuyamadığı tek FMA kitabı olan Nefretten Sonra'yla ilgili çalışma yapma hevesi içindeydik, hep bunu konuşurduk. Nisan ayından itibaren bu baskı olayı ciddi ciddi konuşulmaya başlayınca bizim de heves arttı, artık iş planlama ve düşünmeye geldi. Bir İstanbul, bir İzmir'de olmak üzere görüştük, toplantı yaptık...  Bu hevesimize ve kitapla bilgi peşinde koşmamıza rağmen çoğu şeyden en son bizim haberimiz oldu malesef... Aslında bu çalışmanın biraz gecikme nedeni de bu.

Aklımızda deli fikirler olmasına rağmen, sadece bir kısmını hayata geçirebildik ve umarım sizin de keyifle okuyacağınız bir çalışma olur. Bugünün programı ise şöyle:


Ve evet biliyorum müthişin i harfi eksik :p
Ama çok güzel ve sürpriz hediyeler olacak ve de katılım şartları kolay olacak, akşam 20:00'deki çekiliş duyurumuzu kaçırmayın :)

Peki bu çalışmamız neleri içerecek, merak ediyorsanız işte asıl programımız bu... Ayrıca kitabımızla ilgili ilerleyen günlerde hoş bir sürprizimiz de olacak gibi... 



Bu çalışma kişisel çabamızın bir ürünüdür... En çok emeğe sahip dostum Pudra tozu ve ileride hepsinden bahsedeceğimiz bize inanılmaz desteklerde bulunan arkadaşlarımıza yürekten teşekkürler...

25 Temmuz 2013 Perşembe

OKK 6. Blog Tur - Kış Sarayı - Eva Stachniak * Yorum *




Merhabalar,
 Aslında biliyorum yorumumu dün yazmış olmalıydım ama 2 haftaya yakındır, diş ağrısı çekiyordum ve dün dişçiye gittim. Akşam da aşırı diş ağrım oldu ki doktorum zaten bunun olabileceğini söylemişti. Bu nedenle bir ağrı kesici alıp yatmak zorunda kaldım bu nedenle öncelikle üzgünüm... 

Gelelim kitaba...Aslında yorum yapacak değinmediğim bir nokta kaldı mı emin değilim çünkü yazarın anlatımını ne kadar beğendiğimden bahsetmiştim. Öyle çarpıcı bir anlatımı var ki, kalemine bayıldım... 

Konu deseniz tarihi romanları severim ve buna üstüne Rus Sarayı'ndan bakıyor olmak oldukça hoşuma gitti. Ve kızımız... Her şeye evet der, yapar görünürken o nasıl bir güçtür... Konuya çok girip işi sulandırmak istemiyorum ama tabi ki kısaca bahsedeceğim... Kızımız aslen Polonyalı ama ciltçi olan babasının daha iyi para kazanabilmek için Rusya'ya gelmesiyle sarayın kitaplarını ciltlemeye başlıyor. Kraliçenin gözüne giriyor. Ancak kısa bir süre sonra baba ve anne ölünce kızımız Varvara yapayalnız kalıyor. Kraliçenin babasına verdiği söz üzerine de saraya alınıyor. Başlarda çok zor şartlarda yaşıyor ve kraliçenin kendini fark etmesi için öyle çaresiz ki... Kraliçenin aşığı onu fark edip kraliçenin huzuruna çıkıyor ve Varvara kraliçenin casusu oluyor. Öyle taktikler öğreniyor ki Saray Entrikaları ve Casusluk Üzerine yazımı okuyabilirsiniz bunun için. 

Hikayenin öyle iç burkan bir yanı da var ki. Heyecanlanmamak ve o dünyadan korkmamak mümkün değil. İktidar ve güç takıntısının insana neler yapabileceği... Tabi bir de casusluk yaptığın kişiye duyduğun sadakat ve başkasına duyduğun dostluk hissinin karşı karşıya gelmesi...

Benim bu kitap için kullanabileceğim yegane sözcük "Çarpıcı/Vurucu" olabilir ancak. Çarpıcı bir konu, çarpıcı karakterler, çarpıcı bir mekan, çarpıcı olaylar ve çarpıcı bir anlatım...  Sanırım paranoyak oldum! :)

PUANIM: 

*Optimum Kitap' a katkılarından dolayı teşekkürler. *

23 Temmuz 2013 Salı

Saray Entrikaları ve Casusluk Üzerine





Beni dinle. 
Ben biliyorum. 
En tehlikeli casus şüphelenmediğindir.
Diyor kitabın ilk bölümünde... Aslında tüm kitap da bu cümleler üzerine kurulu...  Herhalde asla ama asla bir sarayda yaşamak da istemezdim. Ama tarihi romanları okumayı severim. Tarihi romanlardaki, dönem yaşamı, dönem kıyafetleri, dönem gelenekleri, hatta yemekleri ve işkence yöntemlerine kadar... Bu konuda nasıl dolmuşsam, böyle bir yazı yazmaya karar vermiştim. Belki bıraksanız sabaha kadar boş boş konuşabilirim... Aslında içimden geldiği gibi yazacaktım ama bilgisayar başına oturduğum şu anda kitabın ayak izlerini takip ederek gitmeye karar verdim, haydi siz de peşimden gelin... :) 

Sarayda lüks, ihtişam ve mevki geçerlidir gibi görünür ilk bakışta. Aslında yüzeysel bakıldığında bu doğrudur da. İnsanlar size mevkinize göre davranırlar ama esasında bir sarayda asıl sözü geçen şey 'güç'tür. Güç ise ancak karşı taraftakine karşı avantaj elde etmekle olur. Açığını, sırrını bildiğiniz kişiye karşı da bir nevi avantaj elde etmiş olursunuz.  Eğer ki alt bir seviyedeyseniz gerektiğinde olumluya veya olumsuza çekilebilecek ortalama yorumlar her daim faydanıza olacaktır. 

Saray öyle bir zemin ki sanki buzdan bir zirve. Kaygan ve zirvede durması zor... Bu sadece en tepedeki kişi için değil herkes için geçerli. Öyle bir hiyerarşi ve herkesin mevkisi tehlike altında. Üsttekiler sizi kendi mevkileri ya da kendi çıkarına olan birinin mevkisini tehdit ediyorsanız aşağı itmeye, aşağıdakiler ise yükselmek için aşağı çekmeye çalışacaklardır. Bunu üstü kapalı davranışlar ya da arkanızdan çevrilen dolaplarla fark edebilirsiniz. Ama muhtemelen yaşlanıp ölene kadar o buzun üzerinde düşmeden kalmanız asla mümkün olmayacaktır... 

Sadece sevmediklerinizden kurtulmak için değil, yerinizi sağlamlaştırmak ve taraftar/dayanak elde etmek için de güce ihtiyacınız var. Arkanızdan oynananlar ve ortada dönenleri bilmek ayrıca yerinizi sağlam tutmak için, hamlelerinizi düzgün ve zamanında yapmak için doğal olarak ihtiyaç duyacağınız temel şey bir casus olacaktır... 

Bir casusun en önemli özelliği dikkat çekmeyen, fark edilmeyen, silik biri olmasıdır.  Böylece şüphe uyandırmayacaktır. "En tehlikeli casus şüphelenmediğindir." Ama senin casusundan her daim şüphelenmen gerekmektedir. Ya casusun sandığın kişi aslında başka birinin casusuysa? İşte böyle kaygan bir zemin dostlar. Hala saray hayatı düşleyen var mı? :p

Peki bir casus ne gibi özelliklere sahip olmalıdır?
Hadi kitaptan öğrenelim bu kısmı da... 

"Haklarında bir şeyler bildiğiniz casuslar ya açığa çıkarılanlardır, ya da kendilerini ifşa edenlerdir. Bunlardan ilki, arkalarında sözcüklerden bir yol bırakacak kadar aptaldır, ikincilerinse kendilerine ait sebepleri vardır. Belki de kendi önemlerine dair cansız bir anıdan başka bir şeyleri kalmadığından istiyorlardır itiraf etmek... 
Ya da belki de, diğerlerini uyarmak için. 
Ben bir ajandım, bir muhbir. Fısıltıların gerçeğinin taşıyıcısı. İçi boşaltılmış kitapları, sahte dipli sandıkları ve gizli koridorların kıvrımlarını bilirdim. Yazı masanızdaki kilitli çekmeceyi açabilir, mektupların mührünü kırıp yine de kimse okumamış gibi gösterebilirdim. Eğer odanızda bulunan ben isem, kilidin çevresindeki saçınızı sizin bağladığınız şekilde bırakırdım. Eğer gecenin sessizliğine güvenirseniz, tüm sırlarınıza kulak misafiri olurdum.  



Kızarmış kulakları ve pembeleşmiş yanakları fark ederdim - müzik aletlerinin içine atılan mesajları. Ceplere sokulmaya fazla hevesli elleri. Bir kuyumcu veya terzinin sık sık yaptığı alelacele ziyaretleri. Süslü elbiselerin altında, damlayan idrarı tutan deri çamaşırları, hizmetçilerin kanlı paçavraları bahçeye gömüşünü, ölümü korkutup kaçıramayacak olan soluk alma çabalarını.

Ölümün kokusunu alamazdım, ama yolladığı sinyalleri görebilirdim. Kalplerin çarpması, gözlerin büyümesi, ellerin titremesi, yanakların kül rengine bürünmesi. Kısa kesilmiş cevaplar, uzamış sessizlikler. Bunları her fısıltının bir şüpheli, yapılan ya da yapılmayan her hareketin , gelecekte kullanılmak üzere not alınıp saklandığı odalarda görmüştüm. Korkunun kalbe neler yapabildiğini görmüştüm. "

"Zerbsten yeni gelen bu tatlı kızı uyarabilirdim; burada, Rus Sarayı'nda hayat bir oyun ve her oyuncusu hile yapıyor. Herkes herkesi izliyor. Gerçekten tek başına olabileceğin hiçbir oda yok. Duvarların ardındaki koridorlar, labirentler oluşturuyor. Bilenler için, kimsenin şüphelenmeyeceği yerlere açılan dehlizler var. Boy aynaları açılır, kitaplıklar hareket eder, sesler gizlenmiş borularla iletilir. Söylediğin her sözcük tekrarlanabilir ve aleyhine kullanılabilir. Güvendiğin her arkadaş  sana ihanet edebilir. 



Sandıkların aranacak. Çift diplile ve içi boşaltılmış kitaplar gizlerini uzun süre koruyamayacak. Mektupların daha gönderilmeden kopyalanacak. Hizmetkarların, senin bir iç giysinin kaybolmasından yakındıklarında, bu, bir şişede kokunu saklamak için yapılmış olabilir ki, gerektiğinde av köpekleri seni bulmaya gönderilebilsin. "

"Sadakate inanmayanları, arzuları devasa ve dengesiz olanları, amaçları daima şüpheli olan insanları kullanma sanatıdır. Bizim için çalışan herkes daha yüksek bir teklife satın alınabilir. En iyi casuslar para için veya korktuklarından  hizmet edenler değildir. En iyi casuslar, en derin arzuları efendileri tarafından tatmin edilenlerdir." -Aklınızda casus tutma fikri varsa bunu kesinlikle dikkate almalısınız :) -

"Çok fazla konuşma. Çok soru soranlara dikkat et. Gergin bakışları, terli avuçları izle. Hiçbir yerin güvenli olmadığını ve hiçbir odanın tamamen mühürlenemeyeceğini unutma. İyilikseverlik gösterilerine inanma: her hediye, her gülümseme rüşvettir." - Bu kısm da casus olmak isteyen arkadaşların kulağına küpe olsun :) - 

Yazar entrikalar ve casusluk olayının içeriğini işte böylesine ustaca anlatmış ki kendi cümlelerimden utanacağımdan, kitabın peşinden gitmeye karar vermiştim, umarım doğru karardır. Sevgiler... :)


22 Temmuz 2013 Pazartesi

OKK 6. Blog Tur - Kış Sarayı - Eva Stachniak





 Merhabaaalar, yine biz!  :)
-Öncelikle bu görsel için Fighting blogunun sahibelerinden Kübra'yı tebrik ediyorum, çok beğendim de... - 
Türkiye'de bir ilk olan kitaba özel blog turlarımıza devam ediyoruz.! 
(Valla dünyada ilk mi bilmiyorum:p )
Sıradanlıktan uzak, eğlenceli ve daha yararlı paylaşımlar yapmak görevimizdir efenim :) 
Kitabımız benim anlatımını özellikle beğendiğim 18.Yüzyıl  Rusya'sında geçen bir casusluk hikayesi...
Paranoyak edecek cinsten! Uppss!
Konumuza bakalım... 
Beni dinle.
 Ben biliyorum. 
En tehlikeli casus, şüphelenmediğindir. 

18. yüzyılda, Rusya'da, İmparatoriçenin casusu olarak görevlendirilen genç bir kızın gözlerinden anlatılan bir yükseliş hikâyesi. Polonyalı genç kız Varvara, İmparatoriçe Elizaveta'nın ihtişamlı ve tehlikeli sarayına getirilir. Kilit açmak, sevişmek ve en önemlisi sessiz kalıp dinlemek konularında eğitilir. İmparatoriçenin varisine, genç ve kırılgan Prusya Prensesi Sophie, gelin olarak getirilir. Varvaranın görevi onu gözetlemek iken, onun arkadaşı ve sırdaşı olur. Saraydaki gizli ilişkileri ve güvenilmez işbirliklerini öğrenmesine yardım eder. Fakat Sophie'nin kaderi, kötü şöhretli Büyük Katerina olmaktır. Peki, onun hırsları herkesinkinden daha yüce ve etkili mi? Gücünün son noktasına ulaşmadan duracak mı?


Tur Takvimimiz;

21 Temmuz 2013 
Kitap ve yazar Tanıtımı:

22 Temmuz 2013
Kış Sarayı Yapımı ve Kraliyet Aile Etkisi: Pudra Tozu
Dönem kıyafetleri: Kitap Tutkusu

23 Temmuz 2013 
Saray Entrikaları ve Casusluk: Kütüphanemden Kitap Manzaraları
 Döneme Yön Veren Karakterler: Fighting!!

24 Temmuz 2013
Yorum:

Çekilişimize Katılmayı Unutmayın! Üstelik şartlar çok kolay! :)



Optimum Kitaba Katkılarından Dolayı Teşekkürler :)
Bizden ayrılmayın e mi? :)