28 Ocak 2013 Pazartesi

Spartacus - İlk 3 Sezon - Kill Them All! -


Tam da yeni sezonun başladığı şu günlerde biraz da Spartacus'tan bahsedeyim dedim... 

-Yorumum fazla spoiler içermemekte, hele can alıcı detayları asla içermemektedir. -

Dizi, film veya kitap; genelde tarihi yapımları severim... İlk sezon "Blood And Sand" başladığında yakın bir arkadaşımın ısrarıyla başlamıştım diziye.

İlk uyarım dizinin +18 bir dizi olduğu... Dönemin çarpık zevk anlayışını anlatmak için hem cinsellik, hem de arena sahneleri oldukça cüretkar. Kan tutuyorsa veya cinselliğin rahat kullanıldığı yapımlardan hoşlanmıyorsanız hiç başlamayın derim... 

Dizide esir düşen, Roma'da köle olan -ki gladyatör de olsa köle köledir- bir adamın tüm Roma'yı karşısına alarak özgürlük için savaşı anlatıyor.

İlk sezon Blood and Sand'de Trakyalı bir adam -ki bu adamın adını hiçbirimiz bilmiyoruz- eşi Sura'yla yaşadığı köy tehlikeye girince Romalı Gaius Claudius Glaber'ın ordusuyla anlaşıp vahşilere karşı savaşmayı kabul eder. Ancak daha anlaşma günündeki sivri tavırlarıyla Gaius'un olumsuz yönde dikkatini çeker. İşler kararlaştırıldığı gibi gitmeyip, verilen sözler de tutulmayınca adamımız kaçar. karısını da bulur ama köyleri yakılmıştır. Adamımızın bu hareketi diğer Trakyalıları da etkileyip savaşın seyrini değiştirmiştir. 

Küçük düşen Gaius'un verdiği emirle adamımız yakalanır. Eşi Sura köle olarak satılır. Gaius'un emriyle ve de tüm nefretiyle arenada idam edilecek olan adamımız ise rakiplerini yenince halkın sevgisini kazanır ve halk ona bir isim verir: "Spartacus". 

Böylece Spartacus, Batiatus'un hanesine gladyatör olarak yetiştirilmek üzere alınır. Ve olaylar bu başlangıç doğrultusunda gelişir... 



Karakterlerden bahsedelim...
İlk ikili Batiatus ve eşi Lucretia: Batiatus kendine toplumda yer edinmeye çalışan ve bu uğurda her "şeyi" yapacak kadar hırslı biri. Tam bir Romalı! Ama onun hırslarını asıl yönlendiren kişi gülen yüzü ve düşünceli tavırlarının arkasında bir piton yılanı saklayan karısı Lucretia. Adamın başını yaktın resmen!

Ve 3. sıradaki adamımız Spartacus. Ona ne yazsam az, izleyin ve görün ;)

Doctore- Oenemaus: Gladyatör eğitmeni. Onu kuma ilk ayak basan gladyatör adaylarına "Ayağınız altındaki nedir?" şeklindeki yaratıcı sorusundan hemen tanıyabilirsiniz...  Onuruyla yaşamak ve ölmek üzerine programlanmış bir adam! 


Ve ahh, ahh benim diziyi onlar için bayıla bayıla izlediğim çift: Crixus & Naevia
Crixus, yenilmez Galyalı, Capua Şampiyonu!
Ama aşk konularında ve duygularını ifade etmek konusunda öyle bir kütük ki bir yandan üzülüyor insan hallerine :) Naevia ise basit bir köle... İkilinin hali ne olacak sorusu yakamı bırakmamıştı :)
Naevia karakterini oynayan oyuncu değişince hayata küssem de onları seviyorum...



Vee dizi olur da kadrolu kötü olmaz mı? Batiatus ve Lucretia'dan sonra kadrolu kötülerimiz sırasıyla: 
Ashur: Tam baş belası... İzleyin ve deli olun...
Gaius ve Ilithya: Çift başlı yılan diyeyim siz anlayın!

İlk sezon harikaydı. İşlerin aslında ne kadar büyüyeceğinin de kanıtıydı. Spartacus ne kadar savaşçı da olsa karısına bağlılığı, doğru şeyleri yapma çabası ve arada bocalaması çok güzel...

İlk sezona not olarak: Dizideki en klişe sahne bir çiftin ölürken ellerinin birleştiği sahneydi herhalde. Direk yeşilçama ışınlandım. Bizde olsa Yeşilçam işte der, gülerdik. Heyhat! :p

Velhasıl-ı kelam ilk sezondan sonra Spartacus'u canlandıran oyuncu Andy Whitfield kanser olduğunu öğrenince tedavi süreci başladı. Kendisi 2. sezonda oynayamayacağından ötürü yeni sezon yerine Batiatus hanesinin Spartacus'tan öncesini anlayan 6 bölümlük bir sezon çekildi: "Gods of the Arena."

Bu sezonda o dönemin şampiyonu Gannicus ve onun aşk üçgeni (ki çok ama çok etkileyiciydi!) anlatılıyor. Ayrıca Batiatus'un hırsının altında yatan nedenleri, Crixus'un haneye geliş hikayesini de öğreniyorsunuz... 



Son yayınlanan sezon Vengeance'da ise bir destan yazıldı resmen! Sezon hakkında fazla konuşmak istemiyorum çünkü spoiler vermeden yazmam çok ama çok zor. 
Yalnız önemli bir nokta olarak kanser tedavisi gören başrol oyuncusu Andy Whitfield kansere yenik düşünce :'( onun yerine Liam Mcintyre kadroya alındı. 

Çoğu dizide başka birinin yerine gelen oyuncunun rolü ve diziyi katlettiği çok görülmüştür ama ben Liam'ı diziye yakıştırdım. Sesi çok karizmatik, savaş sahnelerinde çok başarılı ama gözler yine de Andy'i arıyor. Belki onu izlememiş olsak Liam'ı daha da çok sevebilirdik... Andy tam dava adamıydı, yüz ifadesi, söylediklerine kendisi de inanıyor gösteren mimikleri harikaydı. Bu tarz sahnelere Andy çok yakışsa da Liam'ı da seviyorum :) Onun üzerinde de kendinden önceki oyuncunun vefatı ve üstün başarısı nedeniyle baskı oluşabileceği göz önüne alınmalı...


Bu da Vengeance'daki muhteşem dörtlümüz. Agron, Gannicus, Spartacus ve Crixus... 


Ve yeni sezon "War of the Damned" ilk bölümüyle ekrana geldi. Beklentimin çoğunu da karşıladı. Harika savaş sahneleri vardı... Ama bazı konuşma kısmında özellikle at kesen adamın Spartacus'un Spartacus olduğunu bilmeden onla konuştuğu kısımda gözlerim Andy'i aradı... 

Oğluna sinir olsam da Crassus'u sevdim... Rakibini küçümsemeyen, kendini geliştirmek için çabalayan, zeki de bir adam... tüm bunlar Spartacus'un aleyhine de olsa kaliteli bir düşman kazandı diyelim :)

Umarım sezon harika geçer... Sevgiler...
Diziden ufak alıntılar:

İlk olarak dillere pelesenk olmuş o söz: Kill them all!..

---

Gaius: Lanet bir kölenin elinde ölmeyeceğim!
Spartacus: Ben özgür bir adamım. Romalılar nihayet bize karşı yerini bilecek. Dizlerinin üzeri!
Gaius: Hiçbir şey kazanmadın. Roma ardımdan ordular gönderecektir. Çok yakında hak ettiğin sonu bulacaksın!
Spartacus: Belki... Ama bugün değil!..

---

Spartacus: Karımı kurtaramadım. Şimdi de bir canın bile önemli olacağı günleri görmek için savaşıyorum. Romalılar ve yaptıkları zalimliklerin sadece kötü birer anı olarak kalacağı günleri... 

22 Ocak 2013 Salı

Final - Becca Fitzpatrick



Sıcak çikolatam, çikolatalı bisküvim ve kitabımdan sevgilerle :)




Kitap Adı: Final
Yazar: Becca Fitzpatrick
Orijinal Adı: Finale
Çeviri: Sevinç Seyla Tezcan
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 416
Tür: Fantastik
Seri: Hush Hush Serisi #4 (Son kitap)

Hush Hush Serisi

Bir seriye daha veda etmenin derin hüznü içerisindeyim :p
Hush Hush düşmüş meleklerle ilgili çoook güzel bir seriydi. Karakterler de süperdi. Nora diğer esas kızlar gibi zavallı da değildi. Beklenmedik zamanlarda beklenmedik şeyler yapsa da itici değildi bana göre. Scott ve Vee de sevilesi karakterlerdendi. 
Ve Patch... Ah, ahh... Okuyup da onun serseri çekiciliğine kapılmayan var mıdır?

Bu genel girişten sonra gelelim 4. kitaba... 
İlk 3 kitaptan sonra heyecanın dorukta olması gereken kitaptı Final benim için. Her şeyin bir sonuca bağlanacağı bir son kitap. Ve ben ilk 3 kitapla 4. kitap arasında uzun süre beklediğim için unutmuşumdur, aman ya 4. kitapta olayları hatırlamaz da kitaptan koparsam diye ilk 3 kitabı yeniden okudum. Ve hayır, obsesif falan değilim...  :)

Ama kitap beni hayal kırıklığına uğrattı. Malesef ki... 
Başlarda çok sıkıldım. Sonra işler heyecana bindi bu sefer de Nora'ya sinirlendim. Aynı o salak esas kızlar gibiydi bu kitapta. Her şeye rağmen olaylar güzelleşti ve ben uçmaya başladım okurken ve küt! Sanırım yüksekten düştüm!
Bu kadar güzel bir seriye ancak bu kadar kötü bir son yazılabilirdi! Otursak hepimiz bir son yazsak saçma sapan, bundan iyi olabilirdi!
Kitabı kapatınca annem bile yüz ifademden korktu, o derece :)

İlk 3 kitabı okumamış olanların bir sonraki resme kadar olan kısmı okumamaları kendi yararlarına olacaktır :)

3. kitabın sonunda Nora, Hank'ın Nefil ordusunun başına geçmişti. Son kitapta arada derede kalan Nora, savaşı önlemenin yollarını arıyor...
Baştaki uzun laf salatasından sonra en sondaki güzelim sahneler çok çabuk geçilmiş. Sonu resmen oldu bittiye geldi. 
Yazar etkili bir son yazmak istemiş sanırım. Bunun çözümünü de dram yaratmakta bulmuş. Kitabın sonunda acayip bir dram var! Sonra buna üzülemeden abuk subuk bir tören var. Vay efenim olanlar ne ara unutuldu da bu tören oldu, bu işler ne ara kotarıldı, sonraki Nora - Patch sahnesi ne alakaydı! 
Bu kadar tatmin edicilikten uzak bir son yoktur sanırım. Evet sayın yazar, çok etkili bir son ama kötü etkiliyor malesef. Böyle güzel bir kitap böyle mi mahvedilir diye... 

Kitabın bu hali çok daha güzel :)

Uzun lafın kısası güzel başlayan ama katledilen bir seri oldu. Yine de sorarsanız okuyalım mı diye, sonunu önemsemeyecekseniz okuyun derim! 

Kitapta bonus sahne olarak Patch'in mektubu var ama Pegasus bizim kitaba koymaya layık görmemiş... Okumak isteyenler için: Patch'in Mektubu
Not: Çevirmen Sevinç S. Tezcan'a da yürekten teşekkürler. Kendisinin çevirileri harika! :)

PUANIM: 

Alıntılar: 
"Melek... Sen benimsin..."  -Patch-
Fısıltı: 
"Ayrıca çok hoş kokuyorsun." dedi Patch.
"Adına duş deniyor," dedim dümdüz karşıya bakarak. Cevap vermediğini fark edince yan döndüm.
"Sabun. Şampuan. Sıcak su."
"Çıplak. Nasıl olduğunu bilirim."

***

Nora: "Dosyana baktım. Dosya boştu. İçinde hiçbir şey yoktu. Aşı karnesi bile..."
Patch: "Ve bunu bana bir salgına neden olmamdan korktuğun için mi söylüyorsun? Kızamık ya da kabakulak mesela."


17 Ocak 2013 Perşembe

The Mentalist ♥



-Yorumum ağır spoiler içermemektedir, bir kaç bölümde elde edilebilecek bilgiler içermektedir-

Bu caaaanım diziyi okul zamanı izleyemediğim için listeme eklemiştim. Şu an 3. sezonun ortasındayım, ancak ilk 2 sezondan bahsedeceğim. 

Öncelikle diziyle ilgili söyleyeceğim ilk söz: HARİKA!
Bir insan bir dizideki tüm karakterleri sevebilir mi? Tüm CBI (Kaliforniya Araştırma Bürosu) ekibi harikalar. :)

Filmin türü polisiye görülse de adıyla ilintili olarak zeka oyunlarının da öne çıktığı bir dizi. İnsanı bol bol güldürmesi ve kahkaha attırması diziyi daha da sevilir yapıyor. 

Kısaca konudan bahsedersek; Patrick Jane Tv Showlarına çıkan bir medyumdur. Aranmakta olan seri katile canlı yayında seslenip, teslim olmasını isteyince Red John, Patrick'in eşini ve kızını öldürür. 
Patrick bu olaydan sonra medyumluğu bırakır ve CBI'a hem Red John'un yakalanması, hem de diğer vakalar için danışmanlık yapar. 

Aslında Patrick medyum falan değildir, medyumlara da inanmamaktadır. İleri düzey gözlem ve çıkarım yeteneği + zekasıyla bir çok şeyi rahatlıkla bilmekte veya tahmin edebilmektedir. 
CBI ekibi aynı zamanda her bölümde bağımsız olaylarla ilgilense de  ana konu Red John'un kim olduğudur.  Red John, Patrick'e yeni kurbanlarla veya başka yollarla yeni akıl oyunlarının da kapısını açar. 
---
Dizi çok keyifli, insanı hiç sıkmıyor. Bir oturuşta 7 bölüm izleyebiliyorum ama şimdiden bitecek diye ödüm kopuyor. Bu duyguyu sadece Supernatural ve Sherlock'ta hissetmiştim. Bu nedenle de araya başka diziler koyarak izlemeye çalışıyorum. 

Ana karakterlerimiz CBI ekibi...


Ben karakterleri böyle superlig takım kadrosu gibi dizmeyi severim :) Sırayla yazarsak 
-Wayne Rigsby, Teresa Lisbon, Patrick Jane, Kimball Cho, Grace Van Pelt - 

Karakterlerden bahsedersek:


Ekibin başında Teresa Lisbon bulunuyor. Lisbon kurallara harfiyen uymaya çalışan, ağır başlı ama becerikli,ciddi bir ajan. Ama Patrick Jane onu kendi oyunlarına dahil etmeyi zor da olsa başarıyor. :)


Kimball Cho, ya sen nasıl bir insansın öyle :) 2 sezon boyunca sadece 1 kere gülümsedi, bir kere de gülümser gibi oldu adam ya. Onun dışında hep böyle ciddiyet. Özellikle sorgulamaları yapan taraf olduğu için oldukça ciddi ve sert görünüyor. Cümleleri kısa ve net. Tüm bu ağır ve karizmatik havalarına rağmen sözde bir cadının yaptığı büyüden korkması :) Çok tatlı... 
Hele giydiği kısa kollu, üzerine oturan gömlekler ve kollarını göğsünde birleştiren duruşuyla çok hoş görünüyor. :) Rüyama bile girdi, o derece :)


Wayne Rigsby. Bu kısım benim favori bölümlerimden biri olan  2x11'e ait. Bu bölümü izlerken "Resmen ışıldıyorsun adamım!" demiştim :)

Rigsby çok başarılı bir ajan ama oldukça da şaşkın ve kandırılmaya açık. Patrick'in oyunlarını çözmekte çok zorlanıyor. Bu yüzden bol bol para kaptırıyor Jane'e :)
Ayrıca çok hoş ya... :)


Ajan Grace Van Pelt tam bir hoşluk abidesi. Kendisi sahada çalışmak için can atsa da, araştırma konusundaki yeteneklerinden dolayı genelde masa başında. 



Ve baş rolde danışman Patrick Jane. 
Medyumluğa inanmadığı halde zamanında medyumluk yapan Jane, eşinin ve kızının ölümünden sonra CBI'a danışmanlık yapmaya başlıyor demiştik. 

Jane'in çok iyi bir gözlem yeteneği ve oldukça kıvrak bir zekası var. Davranışları çok iyi yorumluyor. Vakalarda hakkında kanıt bulunamayan zanlılara hemencecik, zekice bir tuzak kuruveriyor. Ve çok eğlenceli kısımlar oluyor bunlar tabi. 

Ayrıcaaa o bir çay müptelası. :)
İş yerinde, soruşturma yaparken, kurbanların aileleriyle görüşürken ve hatta şüphelinin evine gizlice girdiğinde bile çay yapmayı ihmal etmiyor. :)
Diğer hobisi ise ofisteki kahverengi deri koltukta uyumak. 
Hala 5 yaşındaymış gibi rahat ve yaramaz davrandığı zamanlarda insanı kahkahaya boğabiliyor.  Tabi biz komik bulurken bunların muhatapları komik bulmuyor olmalı ki sürekli tokat veya yumruk yiyor. Herhalde Jane'in yediği tokadı/yumruğu ben yesem şimdiye suratım nasır bağlamıştı :)

Gülümsemesi çok hoş bu arada. Ve en önemli detay hiç değişmeyen birkaç takım elbisesinin içine Yelek giyiyor, (yelek giyen erkeklere zaafım vardır da:), daha ne olsun?

Dikkat çeken 2 yan karakterden biri Kristina Frye. Bu hatun ruhlarla iletişime geçtiğine inanan, Patrick'i de inandırmaya çalışan bir medyum. Ama o kadar itici ki bir türlü sevemedim.
Diğeri ise süper zengin ve de süper çapkın Walter Maschburn.
Şüpheli olduğu bir bölümde heyecan arayışında olduğundan Patrick'e yardım etmişti. İkili olarak da çok hoş olmuşlardı. Patrick onun son model spor arabasını uçurumdan düşürünce bile bir şey dememişti ama Patrick: "En azından kimse yaralanmadı" dediğinde Patrick'e bir bakışı vardı, akıllara zarar :)
İlk 2 sezonda sadece 1 bölümde oynamış olsa da 3. sezonda tekrar görünce kendisinden bahsetmek istedim. 

Sonuç olarak dizi polisiye türü, aynı zamanda zeka oyunlarıyla dolu ve tam kıvamında bir tutam komedi ve dram da eklenmiş. Tam tadında :)
Bu tarz yapımlar seviyorsanız, kesinlikle izleyin.
Sevmiyorsanız da 3-4 bölüm olsun izleyip, şans verin... :)

Favori Bölümlerim:
1x6 Patrick'in kumarhane macerası ve Cho'nun dişlerini göstererek gülümsediği bölüm çok keyifliydi.
2x12 Cho'nun kimsenin baş edemediği muhabirleri deli etmesi ve hafiften gülümsediği etkileyici bölüm. Bunlar da o bölümden kareler :)




 Düşünün bu kısımlar dışında gülen hiç hali yok :)

2x11 Rigsby'nin Here Comes The Hotstepper eşliğinde olaya giriş yaptığı ve resmen ışıldadığı bölüm. 
2x18 Cho'nun ilk kez küfrettiği bölüm :)

2x19 Jane'in 16000 dolar borçlanıp "En azından dava çözüldü" dediği bölüm :)


Alıntılar: 
Jane: Düşünüyorum da neden sihirbazların güzel asistanları olur?Çünkü onlar sağlam dikkat dağıtıcılardır. İnsanlar güzel kıza o kadar uzun süre bakarlar ki numaranın nasıl işlediğini anlamak için bakmaları gereken yeri göremezler. 

Psikanalizciler kendilerini çare olarak tanıtan bir hastalıktır. (işte bu sözüne alındım Patrick, henüz uzmanlık alanı olarak Psikanalizi seçmemiş olsam da, kırıcıydı :p ) 


15 Ocak 2013 Salı

Kütüphanemden Kitap Manzaraları #2



Merhabalar, öpücükler, sevgiler :)
Çok atıp tutuyorum Sherlock Holmes idolüm, çok seviyorum diye. Bu sefer de Sherlock Holmes kitaplarımı sizlerle paylaşayım dedim... 
İlk Sıradaki Rodolfo Martinez'in yazdığı kitabı Sherlok Holmes ve Şairin Ayak İzleri. 2. Sıradaki yine yan serilerden Tracy Barrett'ın yazdığı Sherlock Holmes'un torunlarını anlatan 100 Yıllık Sır ve Kara Tepenin Laneti. Onların Yanındaki 5 kitap ise Sherlock Holmes'un asıl yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle'un yazdığı 56 hikayenin tümünü içeren seri. Sırasıyla dizililer bu arada 

Onların yanında Ephesus Yayınlarından çıkan, harika bir kapak resmi olan Sherlock (Orijinal adı Sherlockian) - Graham Moore

Yanında Sonsuz Kitaptan (Yakamoz Yayıncılıktan) çıkan İtalya'da geçen yine bir yan kitap Sherlock Holmes'ün Dönüşü - Luca Martinelli. 

Ve son olarak hepsi başka yayınevlerinden alınmış Sir Arthur Conan Doyle'un yazdığı, Sherlock Holmes'un 4 Romanı: 

Kızıl Soruşturma
Baskerville'lerin Köpeği
Dörtlerin İmzası
Korku Vadisi

İşte böyle... Üşenmez de kitaplarımın resimlerini çekmeye devam edersem, belki yine bir kütüphane turunda buluşuruz, ne dersiniz? ;)

13 Ocak 2013 Pazar

Beyaz Dizilerimmm



Bir süredir rahatsız olduğum için yazamadım ama işte döndüm buradayım :)
Sevgili Kitap Tutkusu'nun isteği üzerine bu sefer beyaz dizilerim üzerine olacak bu yazı :)

Blog yazmaya başladığımda ilk yazım yine beyaz dizilerle ilgiliydi. Hikayeyi yinelemek gerekirse  ben çok okuyan biriyim ama hiç beyaz dizi okumamıştım. Okul çıkışı arkadaşımla kitap bakmak için sahafa gittiğimizde karşılaşmıştık bu mini mini kitaplarla. İlk başta alay ettik, güldük. Çok klişe göründü sanki, bilmiyorum. Sonra karşılıklı gaza getirdik birbirimizi, alsak mı ne yapsak diye... Sonuç 2şer tane aldık. Hiç unutmam ilk aldığım kitaplar Baş Belası - Vickie York (Gelişim Serüven) ve Ateşle Oynamak - Margaret Rome (Gelişim -8 Nolu Kitap)'du. Hoşumuza gitti almaya devam ettik. Kitapçı 2 tane getirip 1 kitap alabileceğimizi söyledi ama ben pek kitaplarımı vermeyi sevmem o yüzden vermedim asla :)

Okula gidiş geliş yolum toplam 4-5 saat sürüyordu. Ve bu mini mini kitaplar benim kurtarıcım oldu. Günde 1 veya 2 kitap bitirir oldum sadece yolda. Ve yoğun okul ve sınav telaşesinde kafa dağıtırdı... Sevgiyle bağlandım onlara ve bir süre sadece beyaz dizi okudum. Elimde 290 beyaz dizi var ve ben bunların 190'ını o süreçte okumuş bulunmaktayım. Şuan eklediğim resimler alıntıdır. Kendi beyaz dizilerimin fotoğraflarını şu an malesef çekemiyorum ama bir gün ekleyeceğim :)

Benim Beyaz Dizilerim yazım için Tık!

Şimdi gelelim kitaplara. Benim okumayı sevdiklerim cep boy olan Gelişim Beyaz dizi  ve Harlequin Romance. Gelişimin yan türü olan Serüvenleri pek sevemedim nedense onlardan elimde az var bu yüzden. Harlequinde favorim Romance olmakla birlikte Yasemin, Historical, Temptation (mor dizi), Özel Sayılar, Altın Dizi'yi sevmekle birlikte Desire serisini bana çok yüzeysel geldiği ve sadece tutkuya dayalı olduğu için sevemedim. Belkide benim okuduğum birkaç tane kötüydü bilmiyorum. 

Favori yazarlarım: 
Anne Weale
Sara Craven
Charlotte Lamb
Carole Mortimer
Anne Mather
Kay Thorpe
Yvonne Whittal
Lynne Graham
Jessica Steele
Sandra Brown
Nora Roberts
Mary Wibberley
Sally Wentworth


Unuttuğum yazar var mı bilmiyorum ama bu yazarları gözü kapalı okurum :)

Yine sevdiğim diğer yazarlar da şöyle, bunlar da başarılı yazarlardan:
Janet Daily
Lilian Peake
Helen Bianchin
Penny Jordan
Patricia Lake
Leight Michaels
Karen Van Der Zee
Anne Stuart
Victoria Gordon
Bethany Campbell
Debbie Macomber
Rozz Denny
Susan Napier
Emma Darcy
Madeleine Kerr
Rebecca Winters
Roberta Leigh

Bu yazarları da gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. 

Harlequin Historical yazarlarından Carla Kelly'nin elimdeki 2 kitabından sadece birini okumuş olarak tarzını sevdim. Özellikle gerçekçiliği hoşuma gitti :)

Asla yaklaşmayın dediğim yazarlar ise iki tane. 
İlki Betty Neels. Bu ablamız bir hastanede hemşireymiş, oradan bir doktorla evlenmiş ve yazarlığa başlamış. O yüzden kitapları hep hastanede geçer. Hep ezik, ciddi anlamda ezik kızlarımız ile başarılı ve sert doktorlarımız arasında geçer. Ve bu kız doktorla gezer, tozar, evlenir, çocuk falan doğurduktan sonra bunlar anca birbirlerine açılırlar. Kitapları çok düz, hiç bir hareket olmadan ilerler. Bu yazarın çok merak ediyorsanız bir kitabını okuyun ya da hiç okumayın çünkü gayet Serdar Ortaç şarkıları tadında kitapları ufacık ayrıntılar dışında birbirinin aynısıdır. 

Bir de JoAnn Ross'u pek sevemedim nedense. Betty Neels kadar olmasa da okuduklarım beni sıktı. Hatta Türkiye'yle ilgili bölümü olmasına rağmen (böyle şeyleri severiz biz) yine de sevemedim.



Yayınevlerinden bahsedersek farklılık olsun diye bir dönem diğer yayınların da bu tarz kitaplarını okumuştum. Ceylan Yayınları, Tay Yayınları ve Türk Beyaz Dizileri adıyla satılan Artemis Dergisinin verdiği Yosun Yeşilmen'in yazdığı kitaplar. Ceylan ve Tay'ı pek beğenmemiştim ama Türk olanlar resmen rezaletti. 3 tane almıştım. İlki o kadar kötüydü ki diğer ikisini henüz okumaya cesaret edemedim. Çok mantıksız ve tutarsız hikayelerdi. 

Favori kitaplarıma gelince :)

Rüzgarın Kızı - Anne Weale 
(O kadar harika bir hikayeydi ki hala aklımdadır:   :)

Yakut Yüzük - Sandra Morton
(Bu kitapta ben acayip duygulanmıştım, gözlerim dolu dolu gezmiştim, uygun bulduğum ilk zaman da ağlamıştım. Sonunun mutlu biteceğini bile bile hem de)

Kulaktan Kulağa - Debbie Macomber 
(Şu sıralar küçük mucizeler dükkanı serisiyle tanınan yazar aslında  bir harlequin yazarıydı. Zaten çoğu bu alandan geldi. Çok tatlı bir hikayeydi, okurken çok eğlenmiştim ve gülmüştüm:)

Ayrı Dünyalar - Dana Warren Smith
(Klasik hikayelerin aksine oğlumuz fakirdi ve çok tatlı bir hikayeydi. Etkilemişti beni)

Hayalet - Charlotte Lamb
(O kadar değişik ve bir o kadar da ürpertici bir hikayeydi ki çok kafa yormuştum okurken. Acayip etkilenmiştim :)

6 Yıl Sonra - Roberta Leigh
(Çok etkilemişti beni, özellikle esas oğlumuzun tavrı, yine benim gözler dolu dolu olmuştu. Ama aradan uzun yıllar geçen kitapları sevmesem de bu çok güzeldi... )

Önce Aşk Sonra İş - Day Le Claire
(Güzel kitaplardandı, yüzüklerin üzerinde yazanı okuduğumda çok hoşuma gitmişti)

Sevgiye Susamak - Patricia Lake 
(İlk aldığımın son 50 sayfası falan yoktu, bir kaç ay aradım çünkü en heyecanlı yerinde kesilmişti, sonra buldum tabi, güzel bir hikayeydi. Kızın nişanlısını ve kız kardeşini dövesim gelmişti)

Kiralık Koca - Kay Thorpe
Böyle zorla bir araya gelen çiftleri anlatan kitapları seviyorum

Portakal Çiçeği - Penny Jordan

Yürek Yakan - Mary Wibberley

Kalp Yarası - Sara Craven

Masum Sevgili - Carole Mortimer

Satılık Cennet - Kerry Alynne 

Cazibe - Emma Darcy

Korsana Altın Yakışır - Robyn Donald

Sarika'nın Özlemi - Yvonne Whittal

Yıldız Yağmuru - Sally Wentworth

Esrarengiz Sevgili - Mary Wibberley

Bir Çocuk Kaçırıldı - Charlotte Lamb

Tarçın Adında Bir Kız - Roz Denny

Tehlikeli Oyun - Kay Thorpe

Aşk Kelepçesi - Charlotte Lamb

Hoyrat Sevgili - Susan Napier

Brezilya Ateşi - Karen Van Der Zee

Gecenin Sessizliğinde - Nora Roberts (Gerçi yazarın tüm kitapları güzel)

Gönül Avcısı - Charlotte Lamb

Denizin Şarkısı - Anna Hampson

Kupanın Peşinde - Bethany Campbell


3 Ocak 2013 Perşembe

Zoraki Koca Şahane Gelin 1 - Fatih Murat Arsal




Kitap Adı: Zoraki Koca Şahane Gelin 1
Yazar: Fatih Murat Arsal
Format: E-book
Yıl: 2011
Sayfa Sayısı: 341
Tür: Günümüz Aşk

Osman iş için gittiği doğuda karda kışta alkollüyken genç bir kıza çarpıp onu hastanelik etmiş olabilirdi. Tamam, kendini suçsuz görmüyordu zaten. Ama kızın babasının bölge savcısıyla falan da bir olup adamı hapse attırmakla tehdit ederek kızını Osman'a yamamasına ne demeliydi?

Osman mecburiyetten bunu kabul etti, karısını hastanede gördüğünde eli yüzü şiş ve morluk içinde çirkin mi çirkin biriydi. Babasının onu böyle evlendirmeye çalışması normaldi. Hele de Osman'ın çok zengin olduğu da düşünülürse, bundan iyisi olamazdı... 

Dönüş yolunda yüzüne bile bakmadığı karısının bütün ilgiyi üstüne çektiğini gören Osman, Gülay'ın yüzüne baktığında şoka uğrar. Nerede hastanedeki kız, nerede bu uzun boylu, dünya güzeli, doğal kızıl saçlı afet... 

Osman ister istemez kızdan etkilense de kendisine yapılana inanılmaz öfkelidir... Olaylar böyle devam eder gider...

Osman, bir Fatih Hoca klasiği olarak uzun boylu, esmer, yapılı ve zengin biri. Gülay ise doğal kızıl saçları ve kusursuz fiziğiyle tam bir afet. Ama onu çekici kılan görüntüsü değil, efendi, dingin ve sabırlı biri Gülay. Kimseyi kırmak istemeyen, Osman'a hak veren ve onun herkesin içinde kendini rezil etmesine de göz yumacak kadar kocasını yücelten bir kadın... Yani sevilesi... Osman'a ilk sayfalarda hak vermekle birlikte, bazı yerlerde inanılmaz odunlaştığını da itiraf etmek lazım... 

Önceki yazılarımdan birinde Fatih Murat Arsal'dan bahsetmiştim. Günümüz Aşk türünde yazan en sevdiğim Türk yazarlardan biri kendisi... 2 tane basılmış kitabı ki 3. kitap Yalnız Gözlerin İçin çıkmak üzere 7 tane e-book formatında kitabı var, 8. e-book ise Zoraki Koca Şahane Gelin 3 adıyla yazılma aşamasında. Bölümler yazarın facebook sayfasında günlük olarak yayınlanıyor. Beni Bırakma'dan sonra böyle günlük bir hikayeyi özlemiştik... :) (E-book şeklindeki kitaplara yine yazarın sayfasından ulaşabilirsiniz.)

Yazımda kitapları yeniden okuyacağımı belirtmiştim. Normalde gürültü beni etkilemez ama yine de gece okuması yapmayı seviyorum.  El-ayak çekilince e-book reader'dan kitap okuması da daha pratik oluyor. 2 gecelik kısa okumalarla ilk kitabı hemencecik bitirdim yeniden... 

Fatih Hoca'nın kitaplarındaki ayrıntıları da seviyorum ve bu ayrıntıların gerçekle uyuşmasını. Örneğin, karakterlerin gittikleri, yemek yedikleri yerlerin ayrıntılarına kadar vermesi ve bu yerlerin gerçek olması... 

Son çıkan kitap Seni Sevmek İstemedim'i geçen yıl okumuş biri olarak yazarın kalemini inanılmaz özlemişim, iyi geldi... :)

Puanım:  

Alıntılar: 

Erkekler  biraz kördür. Görmektense duymayı yeğlerler... 

---

Bana bir an çok yakınsın, bir an çok uzak! Bir an harika bir sevgilisin, bir anda en büyük düşman!

---

Adamın sözleri ister istemez Gülay'ı yaraladı. Demek ki kocası gerçekten de bebeğe önem vermiyordu. Ya onu aldırmasını isterse? (...)
(Osman annesine telefonda Gülay'ın hamile olabileceğini söyler.)
Osman: "Çok sevindi. Söylemeseydim daha iyiydi. Eğer hamile değilsen üzülecektir." (...)
"Seni zor durumda mı bıraktım?"
"Doğrusu... evet!" dedi kocası. "Bu durumda hamile değilsen..." Alayla gülümsedi. "... hamile kalıncaya kadar  yeniden denememiz gerekecek!"