30 Kasım 2012 Cuma

Beni Uzaklarda Arama - Kieran Kramer





Kitap Adı: Beni Uzaklarda Arama
Yazar: Kieran Kramer
Orjinal Adı: When Harry Met Molly
Çeviri: Barış Şençelebi
Yayınevi: Koridor Yayınevi
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 403
Tür: Historical Romance
Seri: Impossible Bachelors 1. Kitap
Serinin Toplam Kitap Sayısı: 4



Elime sıcak çikolatamı aldım ve orijinal adıyla When Harry Met Sally filmine ufak bir selam yollamış When Harry Met Molly'yi bir solukta okudum... :)
Konusu gerçekten bir Historical Romance'e göre uçtu ve değişikti diyebilirim.

Değişik bir eğlence anlayışı olan Prens Regrent evlilikten köşe bucak kaçan 5 erkeği Ulaşılmaz Bekarlar ilan eder ve onları bir müsabakaya sokar. Erkekler ve metresleri bir eve doluşacak, belli yarışmalar ve kurallar çerçevesinde en iyi metresi seçeceklerdir. Kazanan 1 yıl evlenmeme hakkı kazanır, kaybeden ise kulübün seçeceği biriyle evlenecektir. 

Harry pek yaralı bir tip değil Historicallarda alışık olduğumuzun aksine. Çok eğlenceli, evlilikten ölümüne kaçan bir hovarda...

Diğer yandan ise kitap kurdu, Jane Austen kitaplarını hatmetmiş, babasının işleri nedeniyle ve 13 yaşındayken Noel Balosundaki büyük suçu! nedeniyle şehirden uzakta kalmış, evde kalmanın eşiğindeki Molly ne yapabilirdi ki? Babasının yokluğunda onun yardımcısı Cedric'i kaçmaya ikna etti. Cedric'ten hoşlanmıyordu aslında. 

Büyük suça gelince Molly'nin 13 yaşında Noel balosunda okuduğu şiir hem Harry'nin hem de Molly'nin hayatını mahvetmiştir. Harry'nin abisi ile Molly'nin ablası evlidir bu arada. O şiir benim kahkaha attığım kısımdı :)

Harry'nin metresi Fiona ile Cedric kaçınca birbirlerinden nefret eden Harry ve Molly kalırlar baş başa... Metressiz kalan Harry ve uygunsuz bir handa tek kalan Molly anlaşırlar ve Molly Harry'nin metresi rolünü kabul eder... Handa tek başına kalmanın iffetsiz olduğunu düşünen Molly metres rolü oynamayı ne sanıyordu acaba?

Bir hafta metreslerle ve erkeklerle dolu bir evde bizim tebrücesiz ve flörtten anlamayan kızımız Molly ne yapar? Herhalde onu okuduğu kitaplardan falan bahsederken hayal edebilirsiniz :) Peki ben evin etrafında çırılçıplak koştuğunu söylesem? :)

Kitapta çok sevdiğim bir diğer yan ise Molly'nin birbirlerini rakip gören, birbirlerinden nefret eden metreslerin arasındaki arkadaşlığı oluşturması ve görünenin altındaki sorunlarını ortaya çıkarması ve onları örgütleyebilmesiydi. Parayla tutulan bu kadınlar hayatlarının kontrolünü ele alabilecekler mi? İşte bu benim kitapta merakla ve severek okuduğum kısım... 

Konusu oldukça değişik, anlatımı çok ama çok eğlenceli bir kitaptı... Bir yanda yarışma diğer yanda hayatı boyunca birbirinden nefret eden çiftimizin birbirlerini keşfetme yolculukları. Ve verilen diğer mesajlar. Çok severek ve eğlenerek okudum... 

Puanım: 

28 Kasım 2012 Çarşamba

Erkekler ve Kadınlar Üzerine

Kuzenimle bu sefer dizilere ara verdik ve arka arkaya iki tane film izledik. Aslında bu kadar ortak özellikleri olan filmler olduğunu bilmiyorduk, benim okul zamanı pek bir şey izleyemediğim için yaptığım upuzuuuun 'izlenecekler' listemden rastgele seçmiştik... 

İlk izlediğimiz film "He is Just Not That Into You" Türkçe ismiyle "Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar" diğeri ise "The Ugly Truth" yani "Kadın Aklı Erkek Aklı" Bu arada bu filmleri Türkçe'ye neden "10 Adımda Erkek Tavlama Taktikleri" tarzı kitap isimleri şeklinde çeviriyorlar bilmiyorum, cazip kılmak için sanırım... Aksine itici geliyor bana...

Filmlerin ortak yönü öncelikle kadın-erkek ilişkilerini ele alan 2009 yapımı romantik komediler oluşları. İki filmde de gerçek aşkı ve doğru kişiyi bulmaya çalışan kızımız/kızlarımız var. Ve ona/onlara yol göstermeye çalışan oğlumuz... Kızlar bu rehberlik sayesinde yeni ilişkilere adım atsa da işler umdukları gibi gitmiyor pek...


Tek bir çift üzerinden dönmüyor olaylar Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar'da. Ana karakter olarak Once Upon a Time'ın Pamuk Prensesi var Gigi rolünde. Hevesli ve ne yapacağını pek bilmeyen Gigi'den evli bir erkekle ne yapacağını bilmeyenden eşinin kendisini aldattığını öğrenene kadar geniş bir çift yelpazemiz var. Gigi bu saf ve tecrübesiz hallerinden dolayı bir tesadüfle Alex'ten yardım almaya başlıyor ama pek başarılı olamıyor. Ardından Alex hakkında yanlış fikirlere kapılıyor kendi kendine ama işler umduğu gibi gitmiyor. 


Malesef ki çok sıkıcıydı. Gigi'nin ve Alex'in bir kaç sempatik hareketi olmasa çekilecek gibi değildi. Ben Affleck'ten Jennifer Aniston'a, Drew Barrymore'dan Scarlett Johanson'a kadar kalabalık bir ekip var ama onlar bile filmi kurtarmaya yetmemişti. Kısaca sıkıldık a dostlar...

Ben size filmden alınacak tek mesajı vereyim: 'Erkekler basittir. Ne diyorlarsa odur. Söyledikleri hakkında kafanızda başka şeyler kurmayın, ya da davranışlarını yorumlamayın ve bunlar üzerinden boş hayallere kapılmayın. Ne duyduysanız ya da ne görüyorsanız odur.'


İkinci filmde ise bir erkekte aradığı 10 temel özellik sıralamış, takıntılı yapımcı kızımız ve her gece erkek&kadın ilişkileri hakkında sert yorumlar yapan Acı Gerçek programının sunucusu Mike aynı kanalda bir araya gelirlerse ne olur?




Kızımız listesindeki maddelere uyacak gerçek aşkı bulacağına inanırken Mike erkeklerin sadece görsellikle ve cinsellikle ilgilendiğini vurgular durur. Zaten soldaki resimden de anlaşıldığı gibi...



Kızımız genç, yakışıklı ve listesindeki 10 maddeye de uyan bir cerrahla tanışır. Ancak onu tavlama konusunda pek de başarılı olamadığı için Mike'ın yardım teklifini kabul eder. Bir yanda 10 maddeye uyan ideal erkek, diğer yanda kaba, sapık, alaycı Mike... Her şey maddelerden mi ibarettir? 









Çok komik bir filmdi, daha ilk sahnelerden kahkahalar atarak izledik :) Örneğin en çok güleceğiniz sahnelerden biri maç sahnesi :) Bir de yemek sahnesi var ki evlere şenlik...


Sonuç olarak iki filmde yakın konulara sahip gibi görünse de biz The Ugly Truth'ta çok ama çok eğlendik. P.S: I love you'dan bildiğimiz Gerard Butler bu filmde muhteşemdi :)

Bu filmden alınacak mesaj: "Erkekler basittir. Onları eğitemezsiniz. Görseldirler... Ve ilgilendikleri tek şey cinsellikle ilintilidir. Dertlerinizi anlatmayın, üstüne düşmeyin, takıntılı olmayın... vs vs" :)
Benim aldığım mesaj ise: "Oturup kafanızda ideal erkek oluşturmayın. Yok şöyle yakışıklı, böyle kibar, şöyle esmer diye... Aşk siparişten anlamaz. Maddelerden de... Gün gelir öyle alakasız birine tutulursunuz ki size bu özelliklerin hepsine uyan ideal erkeği anında unutturur."

Bu tarz bir film arıyorsanız ve izlemediyseniz kesinlikle izleyin, çok güleceksiniz... :)


27 Kasım 2012 Salı

Gabriel'in Cehennemi - Sylvain Reynard



Kitap Adı: Gabriel'in Cehennemi
Yazar: Sylvain Reynard
Orjinal Adı: Gabriel's Inferno
Çeviri: Belkıs Dişbudak
Yayınevi: Optimum Kitap
Basım Yılı: 2012
Seri: Gabriel's Inferno kitap 1
Sayfa Sayısı: 650

Seri:
#1 Gabriel'in Cehennemi
#2 Gabriel Arafta
#3 Gabriel'in Cenneti

Harika ve içe işleyen bir aşk kitabıydı. Hem de tüm yazım yanlışları ve çevimenin kitabı mahvetmeye çalışma çabalarına rağmen... 

İlk önce sıkıcı olan teknik kısımlardan bahsedeceğim. Öncelikle kitapta özellikle ilk kısımlarda bir çok yazım yanlışı vardı. Onun dışında çevirmene kitap boyunca bol bol seslendim. Evet, çevirmen eski kelimeler, yani günümüzde çok fazla kullanmayan kelimeler tercih etmişti kitap boyunca. Başta beni rahatsız etmemişti, çünkü tarihsel bir yönü de olan Dante ve Beatrice anlatılırken o kelimeler gözümü tırmalamamıştı. Ancak daha sonra malesef kasti seçimler olduğunu düşündürecek kadar göze batıcı oldu. 

Kitap Dante ve Beatrice, ve hatta tarih, edebiyat ve sanatla ilgili terimsel bilgilerle dolu. Bu kısımda gözlerim malesef ki çevirmen notu aradı ama bulamadı. Ben yine Dante'nin yeri bende biraz ayrı olduğu için az çok bir şeyler biliyordum, çok yadırgamadım. Ama benim de takıldığım bir çok teknik mesele oldu ve okuma sürecimi sıkıntıya soktu... Kısaca 2. kitabın çevirilmesinde çevirmen bunlara dikkat etme teveccühü gösterirse beni ihya eder... :)

Ve ve ve en çok takıldığım kısım. S.ktir et kelimesini rahatça yazan çevirmenin 'ditmek' tabiri kullanması oldukça komikti. Hele de üzerinde yetişkin romanı yazan bir kitapta... Orjinalinde böyle bir sansür var mıydı bilmiyorum ama bir çok kişiye de bana geldiği gibi trajikomik geldiğine eminim... Ve o "itoğlu it", "eşeklik etmek" tabirlerinin hangi kelime kalıplarından çevirildiğini de şahsi olarak merak ediyorum.

Gelelim bu sorunların bile mahvetmeyi başaramadığı o kitaba... Reklam amaçlı olsa bile Fifty Shades serisiyle karşılaştırılması beni üzdü. Bu kitaptaki o aşkın yanında Fifty Shades'teki sadece tensel bir ilişki  kalıyor, üzgünüm... Ki bu kitapta karakterlerimiz sadece bir ilişki yaşıyor, o da kitabın sonunda... Ortak yön ararsak sadece uysal ve saf kızımız; zengin, yakışıklı, kibirli ama geçmişinden büyük bir yara taşıyan oğlumuz. Tek ortak nokta sanırım bu, ve bu ortaklığa uyan onlarca kitap sayılabilir... 

Gabriel'e kitap başında çok kızdım. Tam bir ZÜPPEydi çünkü. Marka merakı olan, sürekli kendini öven, ki bunu karşıdakini yerin dibine sokarak yapan bir züppe hem de. Ama olaylar çözüldükçe, Gabriel'in aslında nasıl bir 'Cehennem'de yaşadığını anlıyorsunuz... Birbirlerini eskiden tanıma olayları da kitabın duygu yükünü ve romantizmini arttıran harika bir ayrıntı. Ve Julia... Saf görünen kızımız da aslında Gabriel'den aşağı kalır bir cehennemden çıkmış değil. 

Gabriel geçmişten beri kendisini sürgün ettiği cehennemde Julia'nın yardımıyla bağışlanma arayacak. Julia ise o gerizekalı Simon'la yaşadıklarına rağmen gerçek aşkı yeniden bulacak ve kendini sevmeyi yeniden öğrenecek. Geçmişin hayaletleri ve şeytanlarıyla yüzleşemeden bir araya gelemeyecekler... 

Julia'nın dua ettiği enteresan tanrılar da gülümseten kısımlardandı. Örnek: "Ah, köpeklerin yaşayamayacağı pahalı dairelerin tanrıları, ne olur, beni rahat bıraksın..." 

Kitaptaki Dante&Beatrice aşkına atıf ise kitabın edebi değerini arttıran bir özellik, benim de keyif aldığım bir yandı. Ah, Gabriel'in o sözü: 'Yarın cennetten kovuluyorum, Beatrice. Tek umudumuz, daha sonra senin beni bulman. Beni cehennemde ara.'

Son sözüm: Her şeye rağmen yine de tavsiye edilir, hem de nasıl... 
PUANIM: 

P.S.: Yazıyı yazarken ise kitapta da geçen anlamı güzel şu güzel parçayı dinliyorum...

Alıntılar: 

'Sende yalnızca aksilikleri çeken bir mıknatıs var,  Bayan Mitchell, bende ise  günahları çeken bir mıknatıs var.'
...
Aslında yakından tanıyanlar tarafından Gabriel'ın poker oyuncusu falan olamayacağı biliniyordu. İçindeki fırtınaları pek çok yolla, pek çok küçük ayrıntıyla açığa vuruyordu. Öfkelendiğinde gözlerini yumardı. Çaresizlik hissettiğinde yüzünü ovalardı. Sıkıntıları varsa, korkuyorsa volta atardı. 
...
Gabriel'in züppece zevklerinden: Altın dolma kalem :)
Montblanc dolmakalemini alıp kapağını yavaşça açtı. (Rachel): "Normal insanlar da böyle kalemler mi kullanır, yoksa yalnız Orta Çağ uzmanları mı? (...) Hokkayla divit kullanmayışına şaştım."
Gabriel kaşlarını çattı. "Bu kalem Meisterstück 149," dedi. Bunun bir anlam ifade edeceğini sanıyordu. 
...
'Gabriel bana hediye vermek istemiş. Benim için bir şeyler hissediyor olmalı... Sadece acıma olsa bile. Şimdi artık fotoğraftan başka bir şeyim daha oldu. Sonsuza kadar benim olacak bir şey daha.'
... 
Ve fifty'e ufak bir gönderme olan kısım. Okuyanlar bilir Fifty Shades'de Ana Thomas Hardy hayranıdır, özellikle Tess. 
(Julia): 'Evet, çünkü bence Thomas Hardy'den bir şeyler yüzeyin altında kıpırdanıyor. Ondan ne kadar nefret ederim, bilirsin. İnsanların aklını oynatan manyak.'
...

Ve gelelim yine fanların kim kime benzer muhabbetlerinden bir demete. Bilirsiniz ben de Christian Grey'e Matt Bomer'i uygun olduğunu düşünenlerdenim.


Gabriel O. Emerson'a gelince benim hayalimdeki Gabriel biraz daha farklı olsa da sevdiğim oyunculardan olan Henry Cavill'in de özellikle resimdeki halleriyle çok güzel uyduğu. Ayrıca Sylvia Day'in Bared To You serisine de True Blood'dan tanıdığımız Joe Manganiello uygun görülüyormuş. Malesef seri henüz Türkçe'ye kazandırılmadığı için ve de okumadığım için bilemiyorum. Ama bakın abileri/ablaları Henry Cavill'in şu halleri ne tatlı ve de Gabriel'e uygun. 


Ve bu da o papyonlu hallerine atfen :) Sevgiler... Sizin aklınızda kimler var peki?

İkinci kitap için beklemedeyiz :)



25 Kasım 2012 Pazar

Almak İstediklerim - How to Think Like Sherlock Holmes...


Mastermind
How to Think Like Sherlock Holmes
Maria Konnikova

Sen benim aradığım kitapsın, Türkçe ol artık ne olur... :)


Edit: Sherlockseverlerle Martı Yayınlarına yaptığımız ricalar bugün sonunda yerine ulaştı gibi görünüyor. Martı yayınları facebook sayfasında şu mesajı yayınladı: 

Merhabalar,

Sevgili okurlar, ilginiz için teşekkür ederiz. Talepte bulunduğunuz kitap (How to think like sherlock holmes) ile alakalı çalışmalarımız var. Lütfen teker teker taleplerinizi yinelemeyiniz. 

Saygılar


Ah, ne güzel bir gün... :)

23 Kasım 2012 Cuma

Tüyap Kitap Fuarı İzlenimlerim...


Bir fuar daha geçti gitti... Cuma günü olan ziyaretimizi yine arkadaşımın izin günleri sorunsalı nedeniyle ani bir kararla çarşambaya aldık. Ancak eve dönmediğim için daha yeni yazacak fırsat buluyorum... Sanki yine cuma gitmiş gibi oldu... :) Açıkçası ben pazar günü gitmeyi Ahmet Ümit ve Ayşe Kulin'le tanışmayı isterdim ama heyhat... :( Veda'yı da yayından kaldırdılar zaten... 





Genel izlenimimle başlarsak bir kere çok kalabalıktı... Hem de inanılmaz derecede. Aslında bir kısmı çok gereksiz bir kalabalıktı. İlkokul çocukları ise oldukça can sıkıcıydı, malesef. Evet, çocukların bu tarz aktivitelere katılımını sağlayarak okuma alışkanlığı kazandırmalıyız ama ben orada bunu göremedim. Gereksiz ve şımarık bir çocuk kalabalığı gördüm, malesef... 



Yayınevlerine gelince bazı yayınevleri özel ayraçlar, bazıları magnetler ve rozetler üretmişlerdi... Ama ayraç konusunda biraz cimrilik sezdim sanki ;)
İndirimler çok yetersizdi. %20 civarındaydı genelde. Ki internette bile en az %25 indirim olduğu düşünülürse başka şehirlerde olduğu için gelemeyenler hiç üzülmesinler. Eski kitaplarda ise 10Tl veya 5Tl indirimi vardı ama çok az yayınevinde ve onda da alacak hiçbir şey bulamadım ben... 

Fuarlar sayfalardan vs tanıştığımız kitapseverlerle yüzyüze görüşmek, kaynaşmak, yayınevleri ve yazarlarla vakit geçirmek ve yakınlaşmak açısından güzel oluyor ama bu sene nedense sadece alışveriş (!) gördüm... 

Kısaca fuar benim için orta şekerdi. Seneye gider miyim gitmez miyim hiç bilmiyorum... O kadar yol, tam eziyet. Onları eve götürmek başka bir eziyet... O yüzden değdi mi diye çok düşündüm yolda... Kararsızım... :)

Gelelim ufak ufak haberlerden bahsetmeye. Öncelikle Pegasus Özgürlüğün Elli Tonu'nu henüz çıkartmamıştı. Final'i almak istiyordum ama 21 tl demişlerdi, internet satışında 18 Tl şuan... Gece Evi serisinin ise ben daha Kader'ini almadığım için onla Saklanmış'ı birlikte alırım diye düşünmüştüm ama onlar da aynı şekilde yük etmeme değmeyecek fiyattaydılar. İnternetten sipariş ederim diye düşündüm... Doğal olarak almadım onu da Pegasus'tan şu iki ayraç dışında elim boş döndüm... 




Dex ise hiç fena değildi, hatta en çok kitap aldığım yayıneviydi... Hazır fırsat ayağa gelmişken 7 Ölümcül Günah serisini aldım. Kitap başına 4 Tl idi. 4 tl liklerden "İlk Buluşmada Asla Isırma" ve "Yaratık Avcısı"nı da aldım. Yaratık Avcısı'nın konusu güzeldi, diğerinin ise matrak bir arka kapak yazısı vardı, çerez niyetine alındı. 

Yemin, Melez ve Beyaz Kedi istediğim kitaplardandı. Onlar da 9 Tl'ye alındı... Gece Okulunu istiyordum ama onun üzerinde hemen hiç indirim yoktu o nedenle ertelendi. Dex'in en güzel ayrıntısı ise muhteşem rozetleri, her kitap içinde bulunan mini posterleri ve kendi ayraçlarıydı. Herhalde ayraç konusunda en az cimrilik yapan yayıneviydi... 



Bunlar da harika rozetleri... Yüz Bin Krallık'ınkini alamadım arada ama Ruhsuz Favorim... :)


Bunlar da benim Dex'lerim... 



Ephesus yine çok isteyerek gittiğim yayınevlerindendi. O çok özendiğim ayraçlarından da aldım. Ama 'Daha Karpuz Kesecektik'i alamamışım... Kitap olarak da Tanrıça'nın ikinci kitabı Tanrıçanın Savaşı, Sherlock ve Huzursuz Kemikleri aldım... 



Arunas ise en iyi muameleyi ve yardımseverliği gördüğüm yayınevlerinden biriydi. Kendilerine teşekkürler. Limos'u 10Tl ye Şeytani Aşk ve Geceye Veda'yı 5'er Tl'ye almış bulunmaktayım. Geceye Veda Joss Ware'in serisinin 3. kitabıydı böylece seriyi tamamlamış bulunmaktayım. Limos ise Mahşerin 4 Atlısı serisinde Ares'ten sonra 2. kitap... Görevli arkadaşa da çok ama çok teşekkürler, ilgisi için...


Arunas'ın da Dex ve Kolektif kitap gibi mini posterleri vardı. Yürüyen Ölüler'in de mini posterini aldım... 


Arkadya'ya da uğrayıp Şeytan ve Şair'imi aldım. 4 kitabı çıkmış olan bu taze yayınevinin kapakları HARİKA... Püsküllü ayraçları da çok tatlıydı. Çok da ilgiliydi görevli arkadaş.



Nemesis'ten da merak ettiğim Lucian'ı aldım 5 TL'ye... Artemis ise beni şaşırttı. Supernatural'ın 6. kitabı çıkmıştı. Oğulların Savaşı'nı da hemencecik aldım.. 


Sonsuz Kitap (Yakamoz Yayınları)'tan da Tepeden Tırnağa kütüphanemde yer alanlardan... 


Martı'dan Sherlock'umun son kitabını alamadım bu arada :(

Türkan Şoray'ın da çok güzel kartpostallarına rastladım gezerken... Kendisine bayılırım... Bu kartpostaldan 3 tane olmak üzere diğerlerinden de aldım. Bunun özelliğiyse bunun harika görünmesi ve çok sevdiğim bir diğer usta İzzet Günay'ın da bu karede yer alması... 


Son olarak kitaplarıma toplu olarak da bir bakış atalım... 


Ve ayraçlarımla da son bir poz... Bu arada diyeceksiniz ki hem o kadar kötüledin, hem de bir sürü kitap almışsın. Bunlar benim alt sınırımdı sanırım onu söyleyebilirim. Fuara gelemeyen arkadaşlar hiç üzülmeyin, sizsiz tadı yoktu zaten. ;) Sevgilerle...


20 Kasım 2012 Salı

Karanlığın Elli Tonu - E. L. James


Kitap Adı: Karanlığın Elli Tonu
Yazar: E. L. James
Orjinal Adı: Fifty Shades of Darker
Çeviri: Sevinç Seyla Tezcan 
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Basım Yılı: 2012
Seri: Fifty Shades Trilogy 2. Kitap
Serinin Toplam Kitap Sayısı: 3
Sayfa Sayısı: 634

 Fifty Shades Trilogy
#2 Karanlığın Elli Tonu

Anastasia&Christian Gezegenine hoş geldiniz... Ya da Ana in Christianland mı demeliydim? Evet efendim, dünya onların etrafında dönüyor. İkilinin bir arada olmadığı, bedenen olmasa da ruhen, tek bir an bile yok... 
Hani bazı kitaplar için güzel işlenmiş deriz ya. Yan karakterler ve yan olaylarla... En az ana hikaye kadar güzeldir onlar... Bazen sırf o yan karakterler için okursunuz o kitabı... Ama bu kitapta yan hikaye veya hayaletten hallice olan bir yan karakter yok! En çok eksikliğini hissettiğim şeylerden biriydi bu.  
Olaylar hep ikilinin etrafında dönüyor ve bu da kitabı bir yerden sonra tek düze hale sokuyor. Filmi çekildiğinde en iyi yardımcı erkek/bayan oyuncu adayı olarak kimi gösterirler merak ediyorum... 

İlk kitaba göre daha iyi kesinlikle... Yani ilk kitap için yorumumda 'Aşk geliyorrr' düşüncesiyle okuyorsunuz demiştim ya, işte o aşk bu kitapta geliyor, bu da ilk kitaba göre çok daha ileri bir seviyeye taşıyor ikinciyi. Ama yine de insanın aklı almıyor okurken, bu kitap nasıl 40 milyon satar diye. Sanırım bir pazarlama harikası duruyor karşınızda...
Evet, karşınızdaki profesyonel bir eser değil.
Evet, edebi bir şaheser de değil.
Orta halli bir aşk kitabı... 
Çok akıcı bir şekilde okunması da artılarından.
Belki piyasaya sunumundaki cinsellik vurgusu da insanların aklını çeldi bu kadar... 

Kitapla ilgili pek ortalama bir yorum yok. Ya aşkla bağlananlar, ya da tiksintiyle yerin dibine sokanlar... Yorumlarken diğer yorumlardan etkilenmeden tarafsız davranmaya çalışıyorum, ilk kitap için de böyle yapmaya çalıştım. Özgün karakterlerin olmayışı (özellikle ilk kitapta çok göze batıyordu) ve abartılmasıyla yükseltilen beklentiyi karşılayamaması insanı hayal kırıklığına uğratıyor... 'Ben bundan çok ama çok daha güzel aşk romanları okudum, onların günahı ne?' diyorsunuz. Zaten ilk kitaptan o kadar puan kırmamın nedeni de özgünlük eksikliği ve yüksek beklentiyi karşılamamasıydı. Ama ortalama bir aşk kitabı olarak düşünürseniz çok rahat okuyabilirsiniz, güzel... 

İkinci kitaba özel olarak konuşursak ilk kitaptan daha güzel olduğunu tekrar edebilirim. Çünkü işler kağıt üzerindeki soğuk bir anlaşmadan aşka doğru gidiyor. Bunlar daha 5 günlük ayrılıkta deliye döndüler anacım, o derece. Ana'nın sabrına ilk satırlardan hayran mı kalırsınız, salakça mı bulursunuz bilmiyorum ama istediği kadar yakışıklı, zengin vs olsun 120. sayfalarda direk sesli olarak: "Ben olsam Christian'ı terk etmiştim bile." demiştim... Ana şaşırttı beni. Gerçi Edward'ın vampir olduğunu öğrenince kaçmayıp malca bir güvenle kalan Bella'dan farksızdı. Yine de ben o olanlardansa vampir olduğunu duymayı yeğlerim... :) Bıraksalar Ana yerine ben terk edecektim paran da, itaatkarın da, hakimin de başını yesin diyerekten... Ana burada muhtemelen: "İşin kaymağını yiyorum. Araba, bilgisayar, ipad hediye eden, taş gibim, zengin mi zengin; helikopterden planöre, oradan da tekneye kadar her şeyi kullanmayı bilen, harika piyano çalan, mükemmel 'ilahi' bir yaratık var, artık eski hakimi ve itaatkarlarına da katlanacağız." diye düşündü. Gerçi ilerideki Grace&Elena müsabakasını göreceğimi bilsem ben de kalırdım ;)

İnternetten Christian'ın zor kişiliğiyle baş etmek üzerine araştırma yapan Ana'ya François Lelord ve Christophe Andre'nin Zor Kişiliklerle Yaşamak kitabını tavsiye ediyorum. Kitapta Nina Simone'un geçmesine de mutlu oldum bu arada... 

Ana'yla Christian'ın yine o eğlenceli e-postaları okurken gülümsetenlerden. Ve bu kitap Christian neden böyle? sorusunun da cevabı... Christian'ın çözülmeye başladığı kısımdaki o diz çöküşü beni benden almıştı, duygulandım...

Kitabı okunur kılanlardan birisi de son sayfalardaki şok etkisi. İlk kitaptaki ayrılık sahnesinden sonra bu kitaptaki son bir buçuk sayfa 3. kitabı da merak edilir ve okunacaklar listesine alınır kılmış... 

Son olarak ne vasiyet edersin derseniz beklentilerinizi yükseltmeden, kim ne demiş olumlu ya da olumsuz aklınızdan silerek okumanız... 

Nina Simone - I Put a Spell on You ( Benim favorim Sinnerman olsa da...)

PUANIM: 

Alıntılar: 

'Neden, neden bana kafa tutuyorsun?' diye mırıldandı... (...)
'Çünkü tutabiliyorum.' 
(Ana'nın Christian'ı kendi sözleriyle vurduğu bu kısımlar hoştu.)

...

Bu bilgiyi sindirmeye çalışıyordum. CEO Christian Grey bir güzellik salonu zincirinin sahibiydi. 

...

'Cüretinize gülüyorum Bayan Lincoln. Christian ve benim sizinle hiçbir işimiz yok. Ve eğer onu terk edersem ve siz peşime düşerseniz sizi bekliyor olacağımdan şüpheniz olmasın. Belki de, taciz ettiğiniz ve büyük olasılıkla eskisinden daha bombok bir duruma soktuğunuz on beş yaşındaki bir çocuk için, size kendi acı ilacınızı tattırabilirim... "
Ağzı açık kalmıştı... 

(Ve Ana'nın Elena'ya lafları soktuğu kısım, içimin yağları erimişti...)

...

'Dondurma nerede?'
'Fırında.' Tatlı tatlı gülümsedim. 
Başını yana yatırdı, iç geçirdi ve kafasını salladı. 
'Alaycılık, kıvrak zekanın en alçak biçimidir, Bayan Steele.' Gözleri parlıyordu.
(...)
'O gümüş toplar yanında mı?' 
Ellerini göğüs ve pantolon ceplerinde dolaştırdı. 'Komik olan şu ki, yanımda yedek bir set taşımıyorum, ofiste pek gerek olmuyor.'
'Bunu duyduğuma sevindim, Bay Grey; yanılmıyorsam alaycılığın kıvrak zekanın en alçak biçimi olduğunu söylemiştiniz...'



19 Kasım 2012 Pazartesi

31. Tüyap Kitap Fuarı


Cuma günü bir türlü gelmek bilmiyor... Arkadaşımın izin günü sorunu nedeniyle ancak cuma günü gidebileceğim fuara... Ama yerimde duramıyorum, bütçemi de geliştirebilmek için yollar arıyorum falan... :) Şimdiden sözde bir liste yaptım ama ben biliyorum ki tüm kitapları, standları ve stand görevlileriyle birlikte eve getirmek isteyeceğim. Yani listedekiler alınacak ama kalan paranın tümü de harcanacak :)

Ephesus, Pegasus, Epsilon, Artemis, Dex, Martı, Yakamoz, Arkadya, Arunas, Koridor, Martı ve Sokak Kitapları kesinlikle uğranacak olanlardan... Fuar izlenimlerimi de paylaşacağım... Görüşmek dileğiyle... 

17 Kasım 2012 Cumartesi

Vampirle Görüşme - Anne Rice (Vampire Chronicles #1)


Kitap Adı: Vampirle Görüşme
Yazar: Anne O'Brien Rice (1976)
Orjinal Adı: Interview With The Vampire
Çeviri: Roza Hakmen
Yayınevi: Turkuaz Kitap
Basım Yılı: 1. Baskı - Aralık 2006
2. Baskı - Eylül 2009
Seri: Vampire Chronicles #1
Sayfa Sayısı: 360

Seri Sıralaması
#1 Vampirle Görüşme / Interview With The Vampire
#2 Vampir Lestat / The Vampire Lestat
#3 Lanetliler Kraliçesi / The Queen of  The Damned
#4 Beden Hırsızı / The Tale of The Body Thief
#5 Şeytanla Dans / Memnoch The Devil
#6 Vampir Armand / The Vampire Armand
#7 Sonsuz Karanlık: Merrick / Merrick
#8 Kan ve Altın / Blood and Gold
#9 Blackwood Farm
#10 Blood Canticle
#11 Prince Lestat
#12 Blood Paradise


Vampirle Görüşme gibi bir kitabı okurken süt içen gencin dramı diye başlamak istiyorum yazıma... :) Şu kitabın yanına kadehte kırmızı renkli bir içecek yakışırdı aslında, ama ben ironik bir şekilde süt içtim... :)

Bütün ergen karakterli vampir kitaplarını unutun... Bütün o insanlara aşık olan, (bir hamburgere aşık olmak gibi bir şey sanırım onlara göre:) insancıl, romantik vampirleri unutun... 
Vampirlerin gerçek dünyasına girmeye hazırsanız, bir vampirin gözünden görmek istiyorsanız dünyayı ve insan ilişkilerini pardon vampir ilişkilerini Anne Rice'ın dünyasına hoş geldiniz... 

Anne Rice'ın Vampire Chronicles, Türkçesiyle Vampir Günlükleri serisinin ilk kitabı Vampirle Görüşme bitti... Konudan ufacık bahsetmek gerekirse gazeteci genç çocuk bir vampirle aynı odadır. Amaç ise onunla röportaj yapmak... Ses kayıt cihazı ortalarında, vampir birkaç yüzyılı kapsayan yaşamını anlatmaya başlar... Louis'dir bu vampir... Vampirden çok insancıl (ne kadar insancıl olursa olsun aklınızdaki en vahşi vampirlerden birine eşdeğer muhtemelen) olan Louis, onun uçarı, bencil, burnu havada dönüştürücüsü Lestat ve ufacık bir çocuk bedenine hapis, hiç büyüyemeyeceğinin farkında olmanın hırçınlaştırdığı Claudia... Ve kitabın sonunda akıllarda bir esrar perdesi bırakarak giden çekici Armand... Louis ve Claudia'nın yollara düşmesine neden olan o arayış... Kendi gibileri, ama kendilerinden daha bilge olanları bulma ihtiyacı... 

Anne Rice'ın 3. kitabını bitirmenin bilmişliğiyle Rice'ın kitaplarının ortak özelliklerinden bahsedelim... Öncelikle kitaplar birinci tekil şahıs ağzından anlatılır. Kahramanımız olan vampir fırtınalı yaşamından sonra ya bir günlük alır, ya da bu kitaptaki gibi bir röportajda oturur içini döker, başından geçenleri anlatır.


Rice'ın kitaplarında psikolojik yönün ağır bastığını kesinlikle söyleyebilirim. Bir vampirin bakış açısını, iç dünyasını anlatmasını çok başarılı ve gerçekçi buluyorum... Psikolojik tahlilleri beni etkiliyor... Gotik ve karanlık bir anlatımı var. Vampirlerin uzun yaşamı göz önüne alınırsa aynı zamandan tarihsel... O nedenle Rice'ın kalemini seviyorum... Son zamanlardaki okuduğunuz bir çok vampir serisine de bakarak bu işin kraliçesi Anne Rice'dır diyenleri anlıyorsunuz... 

Ama romantizm, insanla kaynaşma, lisede geçen ergen muhabbetleri bekliyorsanız kesinlikle okumayın... Ben severek okudum... 


Yine kitapla aynı ismi taşıyan filme gelince ise filmde Lestat'ı Tom Cruise, Louis'i Brad Pitt, Armand'ı ise malesef ki Antonio Banderas canlandırmıştı... Anne Rice Lestat'ı Tom'un oynamasını istememiş başta ama performansını görünce "Vay arkadaş, adam süper oynamış. Hacı, kusura bakma hakkını yemişim." demiş, yani buna benzer bir şeyler demiş işte :) Uygun bir zaman film hakkında da yazmak isterim...

Puanım: 

Alıntılar:

Louis: Sadece şunu düşünüyordum, sevgi nefrete eşit...

Lestat: Vampir katildir, yırtıcıdır. Her şeyi görebilen gözleri, soğukkanlı olabilsin diye verilmiştir vampire. İnsan hayatını  bir bütün olarak görebilme yeteneği; iğrenç bir hüzünle değil, o hüzne son vermekten, ilahi düzende parmağı olmaktan dolayı heyecanlı bir tatminle görebilme yeteneği...

Claudia: Bana bu çaresiz görünümde, çaresiz şekilde ölümsüzlük verdiniz.

Louis: Sanki gece bana 'Sen gecesin, seni bir tek gece anlar ve kucaklar.' demişti. Gölgelerle tek vücuttum... 

Louis: Kötülüğün en yüksek mertebesi de bu, seninle benim birbirimizi sevecek kadar ileri gitmemiz. Zaten başka kim bize bir damlacık sevgi, bir damlacık merhamet, şefkat gösterebilir? Birbirimizi tanıdığımız kadar iyi tanıyan kim, bizi yok etmekten başka bir şey yapabilir? Ama biz birbirimizi sevebiliyoruz... 

Louis: Lestat için en muhteşem av genç erkeklerdi. (...) Onlar Lestat için en büyük kaybı temsil ediyorlardı, çünkü hayatın azami imkanlarının eşiğindeydiler. Tabi Lestat'ın kendisi bunu anlamıyordu. Zamanla ben anladım. Lestat hiçbir şeyi anlamıyordu. Vampir olmak onun için intikam demekti. Hayatın kendisinden intikam... aldığı her can bir intikamdı. Bu durumda hiçbir şeyin kıymetini bilmemesi şaşırtıcı değildi. (...) Nefretle yanıp tutuşarak geriye bakıyordu. Kıskançlıkla yanıp tutuştuğundan, başkalarının elinden almadığı sürece hiçbir şey hoşuna gidiyordu; bir kere ele geçirdikten sonra da, aslında ele geçirdiği şeyin kendisini sevmediğinden soğuyor, doyumsuz oluyordu; böylece başka bir şeyin peşine düşüyordu. Kör, kısır ve aşağılık bir intikam... 

Ve en çok güldüğüm kısım: 
Louis: Koşarak basamakları çıkıp salona döndüm. Lestat plantasyon evraklarını incelemeye koyulmuştu bile, geçen yılın giderlerini ve karlarını hesaplıyordu. İçeri girdiğimde 'Zenginsin.' dedi. 'Bana bir şeyler oluyor.' diye bağırdım. 
'Ölüyorsun o kadar, saçmalama.Başka lamba yok mu? Bu kadar paran var,tek bir fener dışında balina yağına verecek paran yok. Şu feneri getir bana.' , 'Ölüyorum!' diye bağırdım; 'Ölüyorum!' 
'Herkesin başına gelir,' dedi, yardım etmeyi reddederek. 

Ve tüm kitabın ana fikrini anlatan cümle: 
Claudia: Nefretle birbirimize kenetlenmişiz.