30 Ağustos 2012 Perşembe

Harlequin - HANIMELİ KOKUSU - ELIZABETH ROLLS


Şu iletiyle yayınlanan ankete katılmıştım...


"Değerli Okurlarımız, Dr. Heather Schell’in, George Washington Üniversitesi'nde sürdürmekte olduğu araştırma çalışmasına katkıda bulunmak için aşağıda link i bulunan ankete katılmanızı rica ediyoruz. Bu çalışmanın amacı, Harlequin okurları hakkında daha fazla bilgi ve özellikle de bu okurların, Harlequin kitaplarındaki karakterler hakkında ne düşündükleri konusunda bilgi edinmektir. Dr. Schell, bu çalışmaya katılmanızdan dolayı size teşekkür etmek adına, aranızdan 50 kişiye hediye olarak yeni çıkacak Stars of Romance veya Historical  serisinden seçeceğiniz bir Harlequin kitabı gönderecek. Lütfen Dr. Shell’in anket girişindeki açıklamasını dikkatlice okuyunuz. Katılımız için şimdiden teşekkür ederiz. Harlequin Türkiye"



O şanslı 50 kişiden biri olmuşum ancak anketi uzun zaman önce oyladığım için çekilişi takip etmemiştim. Sabah kargo geldiğinde açıkçası şaşırdım da bir yandan. Elime aldığım  an kitap olduğunu anladım ve hemen açtım :) Elimde bir Harlequin tutuyordum :)



Kazandığım kitabım iseeee: Hanımeli Kokusu - Elizabeth Rolls



Konusu ise şöyle: 



HANIMELİ KOKUSU - ELIZABETH ROLLS



Christiana Daventry sokağa atılmaktan kurtulmak için ne gerekiyorsa yapmak zorundaydı... Çekici, ama bir o kadar da kendini beğenmiş Lord Braybrook’un teklifini kabul etmek de buna dâhildi.
Braybrook Vikontu Julian Trentham’ın ise, acil olarak bir mürebbiye ve refakatçiye ihtiyacı vardı.
Christiana Daventry, inatçı ve dirayetli yapısıyla, bu iş için çok uygun g

örünüyordu. Ve Julian, gözlüklerinin ardına saklanmış farklı renklerdeki gözleri, yumuşak kahverengi saçları ve üzerindeki elbisesiyle, tanıdığı hiç kimseye benzemeyen bu kadından gözlerini alamıyordu...


Kitabın çevirmeni tarafınfan düzenlenen videosunu mutlaka izleyiniz...







Video'yu da çok başarılı buldum bu arada :) Ayraçlar ise tek kelimeyle MUH - TE - ŞEMMMM... Bayıldımmm :) Çok hoş bir sürpriz oldu bu...



29 Ağustos 2012 Çarşamba

28 Ağustos 2012 Salı

Anne - Caroline Leavitt




Kitabın Adı: Anne

Yazar:  Caroline Leavitt

Orjinal Adı: Girls in Trouble 

Çeviri: Süreyya Çalıkoğlu

Yayınevi: Ephesus

Tür: Aile - Dram

Sayfa Sayısı: 448

Yayın Yılı: 2011

Kapak: Kapak renkleri ve tasarımı oldukça başarılı. Ephesus'un bu konuda başarılı olduğu bir gerçek...



İnsanların duygusal yorumlarını okurdum ve açıkçası abarttıklarını düşünürdüm. Ama kitap beni inanılmaz etkiledi. 
Sara ve Danny birbirlerini çok sevmektedirler, ancak Sara 16 yaşındadır ve hamile kalmıştır. Kürtaj zamanı ise geçmiştir. Sara'nın ailesi hayatına devam etmesini istemektedir ve çocuğu evlatlık vermeye karar verirler. Sara Danny ortadan kaybolduğu için bebeği evlatlık vermek zorunda kalır ancak açık bir evlat edinmedir bu. Anne'i evlatlık verdiği Eva ve George'la çok vakit geçirmekte ve onları çok sevmektedir. Ancak çocuk doğduktan sonra işler değişmeye başlar, Eva ve George Sara'nın varlığından rahatsız olmaya başlamaktadır. 

Okurken tek tek herkese hak verilebilecek kadar güzel işlenmiş bir dramdı. Yazarın kalemi gerçekten çok usta, bunu itiraf etmeliyim. Sara'ya bir yandan bu kadar saf olamaz diyorsunuz bir yandan hak veriyorsunuz. Ailesine bu kadar anlayışsız ve ısrarcı olamazlar diyorsunuz ama bir yandan hak veriyorsunuz. Eva ve George'a birazcık hak versem de inanılmaz kızdım. Sanırım her şeyi mahvedenler de sadece onlardı. Danny'le ilgili kısımlarda Sara kadar heyecanlandım, yüreğim sızladı.

Beni yüreğimden yakalayan cümle ise: 
"Sara bir insanın nasıl bu kadar boş, bu kadar mutlak biçimde yalnız hissedebildiğini merak etti."

Kitap hemen hemen tüm karakterler için onarım mekanizmasıyla son bulsa da, yani tüm karakterler göreceli bir şekilde mutluluğa erse de, Sara'nın nasıl mutlak bir şekilde yalnız olabildiğini ben de merak ediyorum. 

İnsanı yüreğinden yakalayan bir hikaye...

Puanım: 
(4,5'tan 5, beni ağlattığı için)

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Yeni Aldıklarım - Şuan Okuduklarım

Bugünlerde A-101 marketlerinde kampanya vardı. Bir önceki kampanyada Olimpos yayınlarının kitapları 3.95TL 'ye satılıyordu ve ben o zaman şevkle 7 kitap almıştım :)



Bu seferkinde Nemesis Yayınlarının kitapları vardı. Rachel Gibson'ın tüm kitaplarını almak istememe rağmen (malesef bu aralar çok fazla kitap alacak durumda değilim) sadece 2 kitap alabildim. Biri Cenk Çalışır'ın Zehr-i Katil kitabı. Hakkında çok güzel şeyler okuduğum bir polisye yazarı Cenk Çalışır. İlk kitabı Satranç Cinayetleri'ni almıştım. Bu kitabını da görünce indirimde hemen aldım.

Rachel Gibson'un da hokey oyuncuları hakkında yazdığı serinin ilk kitabı olan Tutkulu Aşk'ı da aldım. İlk kitabını almakla yetinmek zorunda kaldım malsef ki...



Şuan ise biricik imzalı kitabım Okyanus'a başlamış bulunmaktayım :) Çok güzel gidiyor...

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Supernatural - Bir Daha Asla - Keith R. A. DeCandido


Kitabın Adı: Supernatural - Bir Daha Asla 
(Paranormal Kötülüğün Peşindeki İki Kardeş)

Yazar:  Keith R. A. DeCandido

Orjinal Adı: Supernatural: Nevermore

Çeviri: Zeynep H. Ateş

Yayınevi: Artemis Yayınları

Tür: Macera 

Sayfa Sayısı: 295

Yayın Yılı: Mart 2010

Seri: Supernatural Serisi 1. Kitap 
P.S: Her kitabın yazarı farklı.


Seri Sıralaması:
#1 Supernatural: Nevermore - Bir Daha Asla (Keith R.A. Decandido)
#2 Supernatural: Witch's Canyon - Cadı Kanyonu (Jeff Mariotte)
#3 Supernatural: Bone Key - Kemik Anahtar (Keith R.A. Decandido)
#4 Supernatural: Unholy Cause - Lanetli Emanet (Joe Schreiber)
#5 Supernatural: Heart Of The Dragon - Ejder Yürek (Keith R.A. Decandido)
#6 Supernatural: War Of The Sons - Oğulların Savaşı (Rebecca Dessertine)



      Supernatural benim en sevdiğim dizilerden biri. 7 Sezonunu da baştan sonra 2 kere , sevdiğim bölümleri ise (5x8 , 6x15 gibi) defalarca izledim. Kitapları da çıkınca vakit kaybetmeden almıştım ancak o sıra diziyi izlemeye devam ettiğim için kitapları dizisiz kalacağım için yaz aylarına saklamıştım. Ve Serinin ilk kitabı "Bir daha Asla"yı okumuş bulunuyorum. Şuana kadar serinin 5 kitabı çıktı, 6. kitap da sanırım çeviride. Güzel bir haber :)

        Kitabın konusu şöyle: Sam ve Dean'in annesi, esrarengiz ve şeytani bir güç tarafın­dan tam yirmi iki yıl önce öldürülmüştü. O günden sonra Sam ve Dean'in babası, Amerika'nın arka sokaklarında, karanlık köşeler­de yaşayan doğaüstü yaratıklar hakkındaki her şeyi iki kardeşe öğretecekti, nasıl yok edileceklerini de... Sam ve Dan, New York'a sıradan bir perili ev olayı için gelmişti. En azından başta böyleydi. Çünkü bir rockçının evinde inleyip duran hayaletten çok daha önemli, büyük ve ölümcül şeyler de olup bitiyordu etrafta. İki üniversiteli öldü­resiye dövülmüştü ve dahası, saldırgan tek kelimeyle 'tuhaftı. New York ger­çeğini bile aşan acayiplikte bir cinayet meselesi de vardı. İki kardeşin, kendi­lerini Edgar Allan Poe'nun tüyler ürpertici öykülerinden esinlenen bir katliam zinciri içinde bulması uzun sürmedi. Ele geçirdikleri her ipucu, onları Poe klasiklerinden birine götürüyordu. Şimdi, öykünün sonunu yeniden yazmaları lazımdı. Zira var olan sona göre katil, iki kardeşin işini sonsuza dek bitirecekti. Sam ve Dean, nasıl öldüreceklerini öğrenerek büyümüştü. Kötülüğün peşine düşecek güce sahiptiler.

       Yorumuma gelince: Dean ve Sam Bronx'ta bazı esrarengiz ölümleri araştırmaya gelirler. Aslında onlar için esrarengiz ölümler yoktur çünkü bu tarz ölümlere doğaüstü yaratıkların sebep olduğunu bilirler. Bu sefer ölümler Edgar Allan Poe'nın hikayelerinden sahneler içermektedir. Dean ve Sam bu gizemi çözmeye çalışırken Ash telefon eder ve arkadaşının bir hayaletle başı dertte olduğunu söyler. Hazır orada bulunan Winchester'lar buna da el atarlar. Dünyanın en kötü çalan ama en güzel müzik arşivine sahip olan müzik gurubuyla da tanışmış olurlar. 

     Kitapta en beğendiğim şey ise Dean ve Sam'in atışmalarıydı tabi ki. Dean'in sürekli söylenmeleri, Sam'le girdiği laf dalaşmaları... Okurken inanılmaz eğlendim, vakayı falan unuttum. Sürekli en ucuz motellerde kalan, en kötü yerlerde yemek yiyen kahramanlarımızın kahveye yumuluşları, Dean'in Bronx'un yollarında resmen sinir krizi geçirmesi beni çok eğlendirdi. Sırf bunun için bile okunabilir... :)

         Kitap kapaklarını diziden görüntülerle yapmaları hoşuma gitti, bazı serilerde beğenmesem de Supernatural'a çok yakışmıştı...


          Dean'in hazırcevaplığından ufak bir alıntı :

Janine: Söylesene Dean, eğlenmek için ne yaparsın?
Dean: Eğlenmek için mi?
Sam: Evet Dean, eğlenmek. Zevk  almak anlamına gelen yedi harfli bir kelime...
Dean: Teşekkürler Google...



Puanım:  (Tabi ki :) )

Yeni Aldıklarım

Bu aralar korgolar arka arkaya gelmekte ve bana en sevdiğim şeyleri getirmekte: Kitaplarrrr :)

Pegasus yarışmasında kazandığım "Yalancı Sevda- Nicola Cornick" elime ulaşmış bulunmakta. Kendisinin önceki kitabı "Söyleyemem Sevdiğimi" okumuştum ve çok beğenmiştim. Dul bir bayanla bir asilzadenin aşkını anlatmaktaydı ama buna benzer bir konusu olan Sonunu Bile Bile- Victoria Alexander'a göre çok daha güzeldi. Bu eseri de beğeneceğimi düşünüyorum çünkü yazarın tarzı çok hoşuma gitmişti. Bu nedenle kazandığıma inanılmaz sevindim. Ufak bir ayrıntı olarak da Pegasus Yayınları kitabı Fısıltı-Çığlık-Sessizlik serisinin 2 tane posterine sarıp göndermişti ve ben bunu malesef ki bilmediğim için paketi keserek açmıştım. İnanılmaz üzüldüm :(

Bir diğer kargom ise yine bir yarışmada kazandığım Hırçın Aşk-Johanna Lindsey adlı kitaptı. Son zamanlarda tanıtımını gördüğüm ve açıkçası merak ettiğim bir kitaptı. Henüz Johanna Lindsey'in bir kitabını okumadım malesef, bu açıdan güzel bir fırsat olacak benim için... 


Ve son olarak çooook uzun zamandır beklediğim, aradığım, heyecanlandığım bir kitap da Erin Lurus'un Veroponen Hikayeleri serisinin ilk kitabı Okyanus. İmzalı ve ben ona deli oluyorum :) 




22 Ağustos 2012 Çarşamba

Mezarla Randevu - Jeanine Frost - Gece Avcısı Serisi 1


Kitabın Adı: Mezarla Randevu

Yazar: Jeanine Frost

Orjinal Adı: Halfway to the Grave

Çeviri: Mehmet Karaosmanoğlu

Yayınevi: Artemis Yayınları

Tür: Fantastik 

Sayfa Sayısı: 448

Yayın Yılı: 2010

Seri: Gece Avcısı Serisi 1. Kitap 


Kedicik Serisine nihayet ben de başladım... Okuyucular arasında Kedicik Serisi desek de orijinal adı Gece Avcısı Serisi. Yanlış biliyorsam lütfen düzeltin, bildiğim kadarıyla bir ana seri bir de yan seri mevcut. Ben ilk kitap olan Mezarla Randevu'yu bitirmiş bulunuyorum... Serinin kapaklarının da çok güzel olduğunu eklemeden geçemeyeceğim...

Konu olarak son zamanlarda alıştığımız türlerden olan romantizm ve macerayla bezenmiş fantastik kitaplardan biriydi... 

Kitaplardaki mıymıntı kadın karakterlerden hoşlanmıyorum... Bazen sevdiğimiz asil ve hanımefendi karakterler olsa da genellikle her şeyi devletten bekleyen asalak karakterler insanı sıkıyor... 

Cat kızımız ise bir yarı vampir. Aslında çok nadir bir tür. Annesine bir vampirin tecavüz etmesi sonucu doğuyor. Annesi doğal olarak vampirlerden ölümüne nefret ediyor. Diğer yandan içinde yarı 'şeytan' kanı taşıdığı için Cat'e de temkinle yaklaşıyor. 16 yaşında bunu öğrenen Cat gidiyor, ilk vampirini avlıyor. Böylece hem annesini mutlu ediyor, hem de kendi nefretini döküyor.

Bu avlanmalardan biri sırasında deneyimli bir vampirle karşılaşır. Onu avlamaya çalışırken asıl av kendisi olur. Bu kişi 'Bones' tur!! Bones da vampir avlamaktadır, hem de bir vampir olarak... 

İkili ortak çalışmaya başlar çünkü Cat'in yarıvampir olması işlerine çok yaramaktadır... Neyse bu kadar spoiler yeterli :)

Bones alışık olduğumuz şovalye ruhlu erkeklere pek benzemese de çok zeki ve eğlenceli olduğu bir gerçek. Cat ise kimseyle yakın olamamasına, kimse tarafından sevilmemesine rağmen, çok mücadeleci bir karakter. 

Okurken çok keyif aldım. Ama kitap sona doğru öyle bir yön değiştirdi ki açıkçası ağzım açık kaldı... 2. kitaba da en kısa zamanda başlamak lazım :)
Puanım: 

Serinin Devamı İse Şu Şekilde:



21 Ağustos 2012 Salı

Sonunu Bile Bile - Victoria Alexander (Last Man Standing #1)


Kitabın Adı: Sonunu Bile Bile
Yazar: Victoria Alexander
Orjinal Adı: A Little Bit Wicked
Çeviri: Seden Gürel
Yayınevi: Epsilon 
Sayfa Sayısı: 328
Yayın Yılı: 2010
Seri: Last Man Standing #1 
Serinin Diğer Kitapları:
1. Sonunu Bile Bile
2. Kaderimde Sen Varsın
3. Adın Bende Saklı
4. Sonunda Ben de Sevdim




Çok övgüsünü duyduğum, merak ettiğim ve uzun zamandır kitaplığımın bir köşesinde duran bu konusu eğlenceli seriye nihayet başladım ve ilk kitap bitti. 


4 yakın arkadaş en son hangilerinin evleneceğine dair iddiaya tutuşurlar. Açıkçası benim en çok merak ettiğim kişi soğuk Amerikalımız Sinclair ama o 3. kitapta. 2. kitabın da en iyilerinden biri olduğuna dair bir duyum aldım açıkçası...


Ve gruptan ilk ayrılan kişi Gideon… Gideon başından toy zamanlarında 1 günlük evlilik geçmiş ve o evlilikte de hain Violet’in nişanlısını kıskandırmak için kullanılmış özünde iyi ama “kibirli” biridir. Bir davette gözde dul Judith’le karşılaşır ve onunla geçici addettikleri, ciddi olmayan bir ilişkiye girerler.

Judith ise genç yaşta evlenmiş ve genç yaşta dul kalmış, acılar çekmiş, kocasının intiharından kendini sorumlu tutan bir bayandır. Ne istediğini bilen, özgür ruhlu biridir. Aslında bu özgür ruhunun bir yandan da birlikte olduğu insanlara zarar vermemek için olduğunu ilerleyen kısımlarda görmekteyiz. 

Bir yandan iki taraf hem kendi hem de birbirlerinin geçmişleriyle yüzleşmek zorundadırlar. Gideon’un halası ise onun genç bir kızla evlenmesini ve bir varise sahip olmasını istemekte, Judith’i çok yanlış bir seçim olarak görmektedir. 

Kitabın ilk yarısı açıkçası beklentilerimi karşılamayacak kadar sıkıcı ve yavan geldi bana. Violet’in verdiği davetten sonrası eğlenceli ve okunur bir hal aldı benim için.Violet son zamanlardaki okuduğum kitaplardaki en ikiyüzlü ve çıkarcı kişiydi sanırım… Saçı başı yolunacak cinsten…

Kitabın ikinci yarısını okunmaya değer buldum…

Alıntılara gelince…

Midesinde kelebeklerin uçuşmaya başlayacağını da hiç ummuyordu. Hayır, bunlar kelebek olamazdı. Kelebekler son derece narin ve kırılgan yaratıklardı. Midesinde dönüp duran şeyler bundan çok daha fazlasıydı. Kelebekten çok kaza benziyorlardı. Hatta bir kaz sürüsüne. Düşünmeden ağzını açarsa dudaklarının arasından bir gaklama ya da bir tüy çıkabilirdi…
…..

“Ne olursa olsun kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim.” İç geçirdi. “Ya da bu kadar aptal.” 
Helmsley kıkırdadı. “Aşkın belirgin işaretleri.”
“Keşke bilebilseydim.”
“Her zaman her şeyi bilemezsin, tecrübelerim bana bunu öğretti. Bilseydin her şey çok daha kolay olurdu ve aşk söz konusu olduğunda kolay diye bir şey yoktur.” Kadehini kaldırdı. “Aşk, inançların şekil değiştirmesine çok benzer.”
“Ya bu değişimden korkacak kadar ihtiyatlıysan?”
“O zaman olduğun yerde döner durursun. Kapana kısılırsın.” Helmsley ona baktı. “Ve yalnız kalırsın.”


PUANIM: 

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Almak İstediklerim

Bilmem kaçıncı kez yazıyorum bilmiyorum ama Sherlock Holmes hayranıyım. Sir Arthur Conan Doyle'un yazdığı orijinal hikayeleri okudum, okuyorum...
 Artık Sherlock Holmes ile ilgili yazan diğer yazarların da kitaplarını edinmeye başladım. Serüven devam ediyor yani. Örneğin bahar aylarında Sonsuz Kitaptan çıkan Luca Martinelli'nin yazdığı Sherlock Holmes'un Dönüşü (Akıl Dışında Her Şey Gelip Geçicidir) 

adlı kitabı almıştım. Henüz okumadım. Konusu ise şöyle: Onun Reinbach şelalelerinde baş düşmanı Prefesör Moriarty ile birlikte öldüğüne inanılıyordu... Bugüne kadar...

Katil Resmi Çizer, Ben Altına İmzamı Atarım!

"İtalya'da olanlara dair tüm gerçeği, kendimi ölmüş göstererek her şeyi ansızın terk ettiğim o dönemi öğrenmek sizi memnun edecek. Hayır, Watson... Sizden rica ediyorum, lütfen sinirlenmeyin. Şimdi koltuğunuza oturun, sigaranızı yakın ve sakin bir şekilde okumaya başlayın. Biraz okuduktan sonra anlayacaksınız ki yaşamış olduğunuz o acı, engel olunamaz ve gerekli bir şeydi. Her şey bir yana, kraliyet tarafından bana verilmiş olan görev, son derece hassas ve hayati önem arz etmekteydi. Bu sebepten dolayı farklı bir şekilde hareket etmemin imkânı yoktu. Üzgünüm dostum..."

"Sherlock Holmes'un İtalya'da geçen ilk ve tek macerası! Bu sıra dışı cinayet hikâyesinde Luca Martinelli, bizi 1891 yılının Siena ve Floransa'sına götürüyor."
-Corriere Fiorentino- 

"Sherlock Holmes'un dönüşü muhteşem oldu! Tarihî Siena şehrinde geçen hikâyede Sherlock Holmes'un sahte ölümü ve İtalya'ya kaçışıyla ilgili tüm gerçekler açığa çıkıyor... Kaçırılmayacak kadar sürükleyici bir macera."
-Thriller Magazine-

"İtalya'da kıvrak zekâsı, sezgisi ve olaylara farklı bakış açısıyla bir bilinmezi daha çözüyor. Özlemiştik..."
-La Feltrinelli-



Ancak buna benzer almak istediğim yeni kitaplar var...

Şuan Martı Yayınlarından çıkan Tracy Barrett'ın yazdığı iki Sherlock kitabı var. Sherlock Dosyaları 1: 100 Yıllık Sır ve Sherlock Dosyaları 2: Kara Tepenin Laneti. Bu iki kitabı da çok istiyor ve merak ediyordum. İnternetten alışveriş yaptığım kitap sitesinde sepetime attım bile. Ancak bu arada Sherlock Dosyaları 1'in daha önce İlyada Yayınları Tarafından basılmış halini buldum. Bütçeme daha uygun olduğu için onu sepetime atmayı uygun gördüm. Bunların konusu ise şöyle:

Sherlock Dosyaları 100 Yıllık Sır:

Eğer o gün o Oyunu oynamasalardı ve Xena o gizemli notu beş dakika sonra okusaydı belki tüm bunlar başlarına gelmeyecekti. Fakat iş işten geçmiş, artık olanlar olmuştu Amerikadan gelip Londraya yerleşen Xena ve Xander Holmes kardeşler, burada çok sıkıcı bir hayat süreceklerini düşünürler. Fakat bir gün öğleden sonra ellerine geçen gizemli bir notla kendilerini büyük büyük büyükbabaları Sherlock Holmesun sonlandıramadığı bir vakanın tam ortasında bulurlar. Bu not ve ardından yaşanan olaylar sayesinde hayat artık onlar için çok daha heyecanlıdır 21. yüzyılın iki dâhi çocuğu Xena ve Xander kardeşler, acaba Sherlock Holmesun yarım bıraktığı bu araştırmayı tamamlayabilecekler midir?










Sherlock Dosyaları 2: Kara Tepenin Laneti


SHERLOCK DOSYALARI
DÂHİ DEDEKTİF SHERLOCK HOLMESUN
HEYECAN DOLU HİKÂYELERİ BU MUHTEŞEM SERİ SAYESİNDE
YENİ NESİLLERLE BULUŞUYOR
KARA TEPENİN LANETİ

Xena ve Xander kardeşler, huzur dolu Blackslope kasabasında geçirecekleri tatil için oldukça sabırsızlardır. Fakat uzun zaman önce kasabaya büyük korku saçan dev canavarın tekrar ortaya çıkmasıyla, iki küçük dedektif kendilerini çözülmesi imkânsız gibi görünen bir olayın içinde bulurlar. Xena ve Xanderin örnek aldıkları büyük büyük büyükbabaları Sherlock Holmes, korkunç Blackslope canavarıyla ilgili yaklaşık yüz yıl önce bir araştırma yapmıştır.
Acaba bu araştırma, 21. yüzyılda geçerliliğini yitirmiş midir? Yoksa dedektif kardeşler, Sherlock Holmesun onlara tuttuğu ışık sayesinde sonuca ulaşıp, kasaba halkını bu korkunç canavarın lanetinden kurtarabilecek midir?



Bir diğer Sherlock da Rodolfo Martinez'in yazdığı İthaki Yayınlarından çıkan Sherlock Holmes ve Şairin Ayak İzleri kitabı. Rodolfo Martinez'in yazdığı ikinci Sherlock kitabı. Ancak ben Ölülerin Bilgeliğinden önce bunu almak istedim. Bunu da uzun süredir sepetimde tutuyorum... Sanırım Bayramdan sonra sepetimi satın alacağım :) Konusu ise şöyle :
Sherlock Holmes ve Ölülerin Bilgeliğinin ardından Rodolfo Martínez, Conan Doyle ve Lovecraftın kurgularını şaşırtıcı bir gerçekçilikle birleştirmeye devam ediyor.

Ünlü İngiliz dedektif Sherlock Holmes bu kez İspanya İç Savaşının ortasında!
Hayatı cehenneme çevirebilecek bir kitap: Necronomicon. Sherlock Holmes ve ekibi bu önemli kitabı düşmanlarından önce ele geçirmek zorundadır. Aksi takdirde zaten savaş alanına dönmüş olan dünyadan insanlığın izleri tamamen silinecektir
H. P. Lovecraft, Robert Capa, Clark Kent, Jorge Luis Borges gibi isimlerin de Holmesa eşlik ettiği sıradışı maceralarla dolu bu kitabı elinizden bırakamayacaksınız.
Rodolfo Martínez bir kez daha başarmış: Daha yaşlı, daha samimi bir Sherlock Holmes İspanya İç Savaşının ortasında en eski tanrıları günümüz tanrıları ile iç içe sokan bir olayı çözmeye uğraşıyor.
Rafael Marín, Elemental, querido Chaplin
Conan Doyle aramızdan ayrılmış olsa da Sherlock Holmes yaşamaya devam ediyor...
Elia Barceló

Rodolfo Martínez, 1965 yılında İspanyada doğdu. Türleri karıştırmayı sevmesi, ilk göze çarpan alamet-i farikası. Birçok kez roman, kısa roman ve öykü dallarında Ignotus Ödülü kazandı, anlatıları İspanyada yayımlanan hemen hemen tüm fantastik edebiyat dergilerinde yer aldı.





Yine Sherlock tarzında gidersek araştırma yaparken Türklerin Sherlock'u adıyla çıkış yapmış Ebüssüreyya Sami'nin kaleme aldığı Amanvermez Avni hikayelerine rastladım. Merak ederekten onun da Körebe adlı kitabını sepetime atmış bulunmaktayım... Konusu ise şöyle:
Amanvermez Avni, Türklerin Sherlock Holmes´u!.. Bir doğum ve ardından gelen bir cinayet... İşindeki becerisiyle nam salmış Avni Bey´in, doğum ardından meydana gelen olaylar yumağını usta bir dedektif zekasıyla çözmesi ve amanvermezliğini bir kez daha kanıtlaması... Civarın meşhur ebe kadını bir gece gizlice doğuma götürülür; ne gittiği yeri bilmektedir ne de doğum yaptıracağı kadını tanımaktadır. Ebe kadın doğumu gerçekleştirir, fakat sapasağlam doğan bebeğin sonradan öldüğünü öğrenir... Ve bunun ardından olaylar peş peşe gelir; bebeğe ne olmuştur, ebe kadını neler beklemektedir?.. Ebussüreyya Sami´nin kısa ama ustaca planladığı bir kurguyla ortaya koyduğu Amanvermez Avni, polisiye severler için farklı bir dil ve üsluba sahip bir öykü... 
Ebussüreyya Sami, Türk edebiyatında sıkça rastlamadığımız bir tür olan polisiyenin ilk örneklerinden biri olarak Amanvermez Avni´nin maceralarından ilkini Körebe adıyla okura sunmakta...





Umarım en kısa zamanda bu kitaplara kavuşurum. Görüşmek dileğiyle :)




17 Ağustos 2012 Cuma

Sherlock Holmes - Kızıl Soruşturma - Sir Arthur Conan Doyle


Kitabın Adı: Sherlock Holmes - Kızıl Soruşturma

Yazar: Sir Arthur Conan Doyle

Yayınevi: Plato Film Yayıncılık

Tür: Polisiye

Sayfa Sayısı: 153

Yayın Yılı: 2009

Seri: Sherlock Holmes - 1. Hikaye (Roman)



Sherlock Holmes'u çok sevdiğimi daha önce belirtmiştim.

Plato Yayınlarının hikaye hikaye bastığı bu cep kitapçığı benim çok hoşuma gitmişti ve almıştım bu kış. Bu roman serinin hem ilk vakası, hem de ilk romanı. Geçenlerde evde otururken bir anda elime tekrar bakmak için alıp okumaya başladım ve yine bir çırpıda bitti... 

Serinin ilk hikayesinde (diziyle paralel olarak ancak filmde de geçmediği üzere) bir askeri doktor olan ve yaralanarak Afganistan'dan yeni dönmüş olan John Watson ile danışman dedektiflik yapan Sherlock Holmes ortak bir arkadaşlarının bir araya getirmesiyle Bayan Hudsen'ın Londra'nın göbeğindeki 221B Baker Street adresindeki dairesini kiralarlar... Sherlock ilk bakışta John'un Afganistan'dan gelen askeri bir doktor olduğunu  anlar... Genelde asosyal olarak bilinen Sherlock ile John arasında bir arkadaşlık oluşur ve ilk vakada (daha sonraki vakalarda da) birlikte çalışırlar. Hikayeleri de John Watson'ın gözünden okumaktayız. İlk vakamız ömür boyu süren bir intikamın hikayesi... Oldukça değişik. 


Sherlock dizisinin 1. sezon 1. bölümü de bu hikayeyle başlamıştı ancak 1800lü yıllarda geçen hikayeler günümüze aktarıldığı için bu hikaye bir intikam değil de bir seri katil hikayesi olarak verilmiş "A Study In Pink" adıyla yayınlanmıştı. Kitapta "Rache" (Almanca=İntikam) sözüye olay çözülürken dizide "Rache" sözcüğü "Rachel" olarak tamamlanıp bir şifre olarak kullanılmıştı. 
Sözün özü Sherlock ile John'un tanışması oldum olası en sevdiğim kısımlardandır. O nedenle bu vaka benim için önemliydi.
Alıntılar:
“Benim adım Sherlock Holmes, benim işim başkalarının bilmediklerini bilmektir.”
“Bugünlerde pek suç işlenmiyor, pek suçlu da yok,” dedi yakınırcasına. “Bizim meslekte beyin sahibi olmanın ne faydası var? Bende, beni ünlü edecek kadar beyin olduğunu biliyorum. Hiçbir insan yoktur ki, suç keşfinde, benim getirdiğim çalışma ve doğal yetenek tarzını uygulamış olsun. Ve sonuç? Araştıracak suç yok; ya da, en fazla, bir Scotland Yard memurunun bile çözebileceği kadar bayağı motivasyonlarla işlenmiş beceriksiz alçaklıklar var.”
“Sana tekrar söylüyorum Watson, eğer imkânsızı elersen geriye kalan her ne kadar mümkün gözükmese de gerçeğin ta kendisi olacaktır.”
PUANIM: 


16 Ağustos 2012 Perşembe

Kan Ateşi - Karen Marie Moning - Yeni Aldıklarım


Kitabın Adı: Kan Ateşi

Yazar: Karen Marie Moning

Çeviren: Zeynep Ç. Karahatay 

Yayınevi: Epsilon

Tür: Fantastik

Sayfa Sayısı: 288

Yayın Yılı: 2010

Seri: Ateş Serisi 2. Kitap

Arka Kapak: 


Kan görmekten korkar mısınız? 

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve yeri geldiğinde insanlar gördüklerine de inanmamalıdır... 

MacKayla, Jericho Barrons ile beraber yaşamaya başlamıştır. Hem fiziksel olarak, hem de ruhen o kadar çok değişmiştir ki kızının peşine düşen ve onu ararken perişan olan babası bile Mac'i tanıyamaz. 

Karanlık, gölgeler, çeteler ve sonu gelmeyen birçok cinayet ile artık her şey daha çok içinden çıkılmaz hale gelir. Güvenlik güçleri her konuda Mac'ten şüphelendikleri için her an onun peşindedirler. Mac'i takip eden sadece polis değildir. Zaten cevapsız sorular da işte tam burada başlar. 

Net olan tek şey, Mac'in artık kan görmek istememesidir.







Bu seriyi çok seviyorum. 2. kitabını almış bulunuyorum. hazır seriye devam etmeye karar vermişken liste fiyatı 18 TL olan bu kitabı indirimde 6.90TL'ye bulmuş olmamdır. En kısa zamanda başlamak istiyorum :)

Seri sıralaması ise şu şekilde: 

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Ares - Larissa Ione - Mahşerin 4 Atlısı Serisi


Kitabın Adı: Ares
Yazar: Larissa Ione
Çeviren: Burcu Çelik
Yayınevi: Arunas
Tür: Fantastik
Sayfa Sayısı: 353
Yayın Yılı: 2012
Seri: Mahşerin Dört Atlısı /Lords of Deliverance #1
(Seri ayrıca Demonica serisiyle bağlantılı. Ares aynı zamanda Demonica #6 nolu kitap.)

Seri: Mahşerin 4 Atlısı Serisi  
#3 Lethal Rider/Thanatos
#4 Rogue Rider / Reseph
#5 Reaver
#6 Revenant

Onlar mahşerin 4 atlısı... Ares - Savaş , Thanatos - Ölüm, Reseph - Salgın ve grubun tek bayan üyesi Limos - Kıtlık... 



Her atlının bir mührü var ve bu mühür kırıldığında atlılar karanlık tarafa geçiyorlar... Kitap ilk atlı olan Reseph'in mührünün kırılmasıyla başlıyor. Salgın haline gelen Reseph diğer atlıların da mühürlerini kırmak için bir nevi savaş başlatıyor. 



Savaşın mührünü ise sadece kovulmuş melekler taşıyacak kadar güçlüdür, ancak Reseph kovulmuş melekleri öldürmeye başlayınca mühür bir şifacı ve insan olan Cara'ya geçer. Cara tükürükleri atlıları felç eden cehennem köpeklerinden biri olan Hal'ı iyileştirerek ona bağlanır ve olaylar bu şekilde gelişir. 



İnsan olarak Cara mühürü sadece 3 gün taşıyabilmektedir ve tüm şeytanların ve Salgın taraftarlarının hedefidir. Bir de Ares'le aralarında gelişen duygular vardır.



Serilerin ilk kitaplarında genellikle olduğu gibi ilk 50 sayfa yazarın açıklayıcı olmak için ayrıntı vermesiyle biraz sıkıcı gelse de olaylara girişle kitap heyecanlı bir hal aldı. 



Cara'nın bir türlü 'agimortus' diyemeyip bunu yerine 'agimrbid', 'agimorthingy' şeklinde kelimeler kullanması gibi kendini komik duruma düşüren saf halleri eğlenceliydi. 



Bir de Ares'in şu düşüncesine gülmüştüm: " Hal mı? Nasıl biri bir cehennem köpeğine isim koyar ki, hem de Hal?"



Cerberus'un geldiği sahne de oldukça etkileyiciydi. Başlardaki ayrıntılar konudan soğutuyor gibi dursa da kitap çok etkileyici ve değişikti. 



Ayrıca da çok heyecanlı bir yerde sona erdi. Limos'un hikayesini çok daha merak ettiğimi belirtmeliyim. Özellikle Satan'ın gelini olan Limos'un Satan'la ilişkisini... Umarım 2. kitap 1. yi aratmaz...

P.S: Kapağını çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim, felaket olmasa da muhteşem de değil diyordum ancak güncellenen yeni kapağı görünce bu kapağa şükrettim. Limos'un kapağı tek kelimeyle harika, ancak Ares'in yenilenen kapağını malesef beğenmedim...

PUANIM: