30 Aralık 2012 Pazar

Film Turu


Kitap - dizi döngüsünden sonra bu sefer de hepsi birbirinden farklı türde 3 film izledik. Ufak bir tur şeklinde bahsetmek istiyorum...



İlki Stranger Than Fiction - Lütfen Beni Öldürme... Filmle ilgili ilk söyleyeceğim tatlı bir filmdi. 
Kitap okumayı seven veya yazan çoğu kişinin aklında yazarı ve yazdığı karakter arasındaki ilişkinin boyutu gelmiştir. Şahsen ben bu konuda çok kafa patlatmış, bir kurgu bile hazırlamıştım kendimce... Filmin konusu da bunun üzerineydi.

Bu; yazar, Harold ve onun kol saatinin hikayesi... Film de buna benzer bir girişle başlıyor.
Bir vergi memuru Harold'ın kalktığı saat, sabah dişlerini kaç kere fırçaladığı, bindiği otobüs asla değişmemektedir. Ama bir sabah her şey bambaşka başlar. Harold yaptığı her şeyin bir dış ses tarafından anlatıldığını işitmektedir. Bu sesle diyalog kurmaya çalışması eğlenceliydi. :)

Öteki tarafta ise bir yazar var. Çok başarılı bir yazar... Ve karakterlerini her kitabın sonunda öldürmesiyle meşhur bir yazar. Ve bu yazar uzun zaman süren bir tutulmadan sonra en iyi eserini yazmaya başlamıştır. Harold ve onun kol saatinin hikayesini... O karakterin yaşadığını ve onun anlattıklarını duyacağı aklına gelebilir miydi ki?

Ve filmin asıl dönüm noktası dış sesin: "... olurken Harold  kısa zaman sonra öleceğinin farkında bile değildi." demesiydi. Harold öleceğini duyduğunda çareler aramaya başlar. 

Filmde en güldüğüm kısımlardan biri ise Harold'ın psikoloğuyla şizofreni üzerine yaptığı tartışma ve psikoloğunun onu bir edebiyat profesörüne yönlendirmesiydi. Kahkaha atmıştım resmen... 

Yan hikayede ise vergi memuru olan Harold, vergi borcu olan bir pastaneye gider, oradaki aykırı hatuna tutulur...  Vergi borcunun bir kısmını ödememe gerekçesini de gerçekten sevmiştim. Maggie Gyllenhaal bu konuda iyi iş çıkarmıştı. 

Sonuç olarak ölmek istemeyen Haroldcan, hükmün sahibinin bir yazar olduğunu bulup kendini öldürmemesini rica edebilecek midir? Özelliklere sonlara doğru bu merak bayağı arttı.  

Filmden ufak bir diyalog: 
Çok fazla sigara içmesiyle ünlü olan yazar onlarca sigara içmiştir.
Asistan: Ve bütün bu sigaraları siz içtiniz?
Yazar: Hayır, aldığımda içilmişlerdi... 




İkinci film ise Nicholas Cage ve Jay Baruchel'in baş rolünü oynadığı fantastik bir film - The Sorcerer's Apprentice - Sihirbazın Çırağı. Film temek olarak Morganacılar denen kötü sihirbazlarla, Merlinciler denen iyi sihirbazların mücadelesini anlatıyor. Merlin'i öldüren Morgana matruşka tarzı bir kutunun en içine hapsedilmiştir, Merlin ise Morgana tarafından öldürülmeden önce baş çırağına (Nicholas Cage) ejdarha yüzüğünün seçeceği Morgana'yı öldürebilecek tek Merlinciyi bulma görevi verir. 
Bu da şaşkın oğlumuzdur. Ejderha yüzüğü onu seçtiğinde sevdiği kızın teklifine cevap yazdığı kağıdın peşinde koşan 10 yaşında bir çocuktur. Rastgele girdiği dükkanda inanılmaz şeyler görür ve yıllarca piskolojik destek alır ama yıllar sonra her şey yeniden başlar... 


Oğlumuz inanılmaz saf ve komikti, ayrıca da şaşkın bir karakterdi. Eğitim aşamasında yaptığı saçma sapan hatalar, 400 yıllık palto muhabbeti, laboratuarda kendi yaptığı fizik deneyleri, yine laboratuardaki tüm temizlik paspaslarını isyana getirmesi de çok komikti :) Benim sevmediğim tek şey esas kızla aralarındakilerin hızlı gelişmesi ve bir anda ölümüne! bir aşka dönüşmesiydi. Orasını saymazsak hiç fena değildi... İzlemesi güzeldi.. 




The Wedding Date / Kiralık Sevgili ise bir romantik komedi... Başlangıç hikayesi bana biraz beyaz dizileri/harlequinleri hatırlattı. Kızımız ablasının Londra'daki düğününe gidecektir ancak kendisini terk eden eski nişanlısının sağdıç olduğunu öğrendiğinde tek gitmemeye karar verir. Bu konuda bir profesyonel! olan escort oğlumuz Nick'i tutar. Erkek escort fikri hoş geldi bana, bir kitap olarak okumak isterdim açıkçası... 

Ve klişe olarak bu ikili yakınlaşıyorlar ama işler pek de bekledikleri gibi çıkmıyor. İşler içinde işler var. İsmail abinin de dediği gibi: Olaylar, olaylar :) Kat'in kız kardeşi Amy'i hiç sevmedim, bana  Brenda Joyce'un Maskeli Balo'sundaki Anna'yı hatırlattı (şımarık ve hoppa) ama burada senarist Amy'i iyi ki biraz hırpaladı... 

Benim için filmin yıldızı Nick rolündeki Dermot Mulroney'di tabi ki. Allah'ım o nasıl bir ses tonu, o ne karizma, o ne yakışıklılık... Of diyorum :) Rezalet bir film olsaydı bile, sırf onun için bile izlenirdi... Film genel olarak güzeldi... İzleyebilirsiniz...  

Evet efenim, işte böyle...  Sevgiler, mutlu hafta sonları :)

Edit: The Wedding Date'in kitabı olsun diye dilediydim ya ben. Meğer film kitaptan uyarlamaymış. Elizabeth Young adlı bir ablamızın "Asking For Trouble" kitabı. Yazarın hiçbir kitabı dilimize çevirilmediği için ben ingilizce halini indiriverdim. Az-uz zorlansam da okumak istiyorum :) 

Hiç yorum yok: