10 Eylül 2012 Pazartesi

Serenad - Zülfü Livaneli


Kitabın Adı: Serenad

Yazar:Zülfü Livaneli

Yayınevi: Doğan Kitap

Sayfa Sayısı: 481

Yayın Yılı: Mart 2011

Kapak ise o kadar naif ve güzel ki... 



Geç kaldım geç... Hem de çok... Bazı kitapları okumakta geç kaldığımda veya elimde çok beklettiğimde kendime çok kızıyorum...
İşte okumakta geç kaldığım o muhteşem kitap... Serenad...

Yazarın ilk Leyla'nın Evi kitabını okumuştum, bu okuduğum malesef ki 2. kitabı... Mutluluk'u ise onlarca kez film olarak izledim ancak hala okuyamadım. Genelde okumadan filmini izlemek pek huyum değildir ama böyle bir kaç istisna var... 


Nostalji olarak kısa kısa Leyla'nın Evi'nden bahsedersem, ben Leyla'nın Evi'ni çok beğenmiştim. Özellikle yazarın üslubu, kuşakları ve tarihleri, birbiriyle hiç alakası yok dediğimiz insanları ve bambaşka hayatları bir araya getirmesi benim çok hoşuma gidiyor. Yazarla tanışmadıysanız henüz, çok büyük bir kayıptasınız demektir bana göre... Leyla'nın Evi'ni çok beğenmeme rağmen ondan kat be kat beğendiğim bir kitaptı Serenad. Hatta son gelişinde ilkokul öğretmenim bile bana ısrarla Serenad'dan bahsetti... 
Hep bambaşka hayatlar diyoruz ya, Alman asıllı Amerikan Profesör Maximillian Wagner Türkiye'ye ziyarette bulunur. Onu karşılayacak ve ilgilenecek kişi ise İstanbul Üniversitesi'nde çalışan Maya Duran'dır. Maya eşinden boşanmış ve bilgisayar bağımlısı oğluyla yaşamaktadır. 
Ve sonra o kadınların hikayesi, Maya, Ayşe, Mari ve Nadia... 

İkinci Dünya Savaşı ve daha öncesi... Ayrıca günümüzdeki olaylar... Struuma Gemisi... Ermeniler, Yahudiler, Türkler, Almanlar...  Su yüzüne çıkmamış, ısrarla unutmak istediğimiz geçmişimiz... 

Fark edildiyse duygularımı toparlamayadığım için cümlelerimi de toparlayamıyorum ama kesinlikle okuyun... Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan biri... 

Ve Serenad... Wagner'in yazdığı Serenad Für Nadia' yı kesinlikle dinlemek isterdim... O buz gibi havada Şile'de deniz kenarında çalarken o soğuğu da rüzgardan bana yarım yarım ulaşan notaları da duyar gibi olmuştum. Wagner'in Serenad'ını dinleyemesek de kitapta Wagner'i Serenad yazmaya iten Shubert'in parçasını da paylaşıyorum... 



PUANIM:  (Hem de en güzelinden)

Ve siz bu güzel eseri dinlerken alıntılara geçiyorum... 

Tık.. Kapandı telefon... Bu da aynı, diye geçirdim içimden. Bir gün dediklerimi değil, demek istediklerimi anlayacak bir erkek çıkmayacak mı karşıma! Hava kötü dediğimde sadece havadan söz etmediğimi anlamak bu kadar zor mu? İlle de, ben bu hayattan bıktım, türünde sözler mi etmeliyim? İşim çok dediğimde, bana sahip çıkacak bir erkeğe ihtiyaç duyduğumu anlayacak biri... Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz, sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır!

---

Uyumadan önceki son düşüncem zavallı anaannem oldu. Korkunç şeyler yaşamıştı ama bizlere hiçbir şey belli etmemişti. Zaten bir çok Türk evinde böyle bir suskunluk vardı, geçmiş konuşulmazdı. Sanki o korkunç olaylardan söz etmek, her şeyi yeniden başlatacakmış gibi... Türkiye'de hemen her konuda,her kurumda sorunların çözülmesinden  çok üstünün örtülmesine öncelik verilmesi, acaba bu alışkanlığın sonucu ortaya çıkan bir durum muydu?

-- 

Geçmişini değiştirmek isteyen bir ülkenin sorunlarına Erich Auerbach ne derdi acaba? Walter Benjamin'e yazdığı mektuplarda bu aşırı değişim isteğinden söz etmiş miydi? Demek ki biz fark etmeden sürekli bir kabuk değiştirme içindeydik... Bizans'tan kurtul,Osmanlı'dan kurtul, Arap kültüründen kurtul... Şimdi de yeni moda: "Kemalizm'den kurtul!" Mavi Alay'ı sakla, Struma'yı sakla, Ermeni olayını sakla.

Hiç yorum yok: